Pages /KAYNAKLAR

20260403

📖 Karadeniz'in tabanı gerçekten doğal mı? Yoksa henüz keşfedilmemiş bir sır mı saklıyor?

Hayal edin... Karadeniz'in tüm suyunu boşaltsaydık, karşımıza sıradan bir deniz tabanı değil, devasa ve derin bir çöküntü çıkardı. Öyle bir yapı ki, adeta insan eliyle kazılmış dev bir taş ocağını andırıyor.

Jeoloji bilimi, Karadeniz'in oluşumunu milyonlarca yıl süren tektonik hareketlerle açıklar.

Ancak deniz tabanının şekli bazı ilginç soruları

gündeme getiriyor:

• Keskin kenarlar,

• Ani derinlik farkları,

• Alışılagelmişin dışında jeometrik yapılar...

Bu noktada bazı alışılmadık teoriler ortaya atılıyor:

Bölge büyük bir felakete mi sahne oldu? Eski bir medeniyetin izleri olabilir mi?

Șu ana kadar bu fikirleri destekleyecek somut kanıtlar bulunmasa da, Karadeniz'in tabanındaki bu "düzenli karmaşa" bilim insanlarının ve meraklıların ilgisini çekmeye devam ediyor.

Sonuç olarak Karadeniz, dünyanın en gizemli su kütlelerinden biri olmaya devam ediyor. Belki de derinliklerinde hem jeolojik hem de tarihi sırlar saklıdır...


Alıntı: Arkeoloji Tarihi (Facebook)

Karadeniz’in jeolojik evrimi

Dünya’nın en büyük iç denizlerinden biri, Karadeniz. binlerce yıllık tarihe ev sahipliği yapan bu büyük su kitlesi hem tarih boyunca ona atfedilen değerlerle hem geçirdiği büyük jeolojik değişimlerle oldukça merak uyandıran bir konumda olmuştur.

08 Haziran 2025
Aydınlık Avrupa
Editor

TUNAHAN SÖNMEZTÜRK

Bugünkü Karadeniz tabanı, başlarda büyük Tetis Okyanusu’nun bir parçası konumunda bulunmakla birlikte yavaş yavaş kıtalararası plakalarda yaşanan değişimlerin de etkisiyle artık Paratetis dediğimiz Dünya tarihinin bilinen en büyük göllerinden birine dönüşmüştü. Adriyatik’ten Aral Gölü’ne kadar uzanan bu büyük göl, yine kıtalararası yaşanan değişimler sonucu birçok parçaya bölünecekti. Bu parçalardan biri de Karadeniz’di.

Karadeniz, Buzul Çağı’nın önemli tatlı su göllerinden biriydi ve muhtemelen günümüzden 6 bin yıl önce yaşayan insan topluluklarını da kıyılarında barındırmıştı. Yaklaşık M.Ö. 5600 dolaylarında bugünkü İstanbul Boğazı’nın oluşumunu sağlayan tektonik hareketler Karadeniz’i bambaşka bir forma büründürecekti. Akdeniz’den aşağı yukarı 100-150 metre daha alçak bir su seviyesine sahip konumda olan Karadeniz, Akdeniz’in tuzlu suyunun gelişiyle oldukça büyük bir ekosistemsel tahrip yaşamış ve artık yapısı da bir deniz formuna evrilmişti. Tuzluluk oranında yaşanan bu değişimse Karadeniz’de tatlı su canlısı olarak yaşayan birçok deniz canlısının ölümüyle sonuçlanmış, bu ölülerse Karadeniz tabanına metan gazı birikimi olarak negatif bir etki bırakmıştır.


Karadeniz’in bir deniz formuna gelmesi ile birlikte su seviyesi de bu döneme parelel olarak yükselmeye başlamıştı. Yükselen su seviyesi Kırım’ı bir yarımadaya çevirmiş, bugünkü Odessa’ya kadar Karadeniz’i genişletmiş ve Aral Denizi’ni ortaya çıkarmıştır. Su seviyesindeki bu hızlı değişim sadece Akdeniz sularından kaynaklanmamakla birlikte bu döneme parelel olarak Hazar Gölü’nün su seviyesinde yaşanan değişimlerden de kaynaklanmaktadır. İddialara göre Buzul Çağı sonlarında oldukça şişen Hazar, suyunu Don ve Volga gibi nehirler aracılığıyla Karadeniz’e boşaltmıştır. Karadeniz yaşanan bu değişimlerden sonra da ekosistemsel canlılığını yitirmemiş fakat yüzeyindeki oksijenli suyunu tabana yayamadığı için bölgedeki benzer yapıdaki Hazar gibi tabanında ölü alanlar yaratmıştır. Daha açık olursak, Karadeniz’in yüzeyinde bulunan ve oksijen zengini daha az tuzlu su, tabandaki oksijenden mahrum ve daha tuzlu suyla karışamamaktadır. Bunun Karadeniz’in yeterince soğumaması ve çevre nehirlerden gelen tatlı suyla da alakası vardır. Fakat sonuca baktığımızda Karadeniz’in yüzeyinden yaklaşık 170-180 metre sonra hiçbir canlının yaşamadığı, Güneş ışığının bulunmadığı ve Hidrojen Sülfür zengini bir su katmanı bulunmaktadır. Öyle bir katmandır ki burada oksijen soluyan hiçbir canlı yaşayamaz.

Bu durumun katkısı olarak Karadeniz’in dibindeki arkeolojik kalıntılara ilk günkü halindeymişçesine ulaşabilmekteyiz. Misal 2000 yılında, ünlü okyanus araştırmacısı Robert Ballard liderliğindeki bir ekip, Sinop’un yaklaşık 30 km açığında, 320 metre derinlikte “Sinop D” olarak adlandırılan antik bir gemi enkazı keşfetmiştir. Anoksik (oksijensiz) koşullar nedeniyle mükemmel bir şekilde korunmuş olan bu gemi, M.S. 410-520 yıllarına tarihlendirilmiştir. Gemi, güvertesi, direği ve hatta halatlarıyla birlikte tamamen sağlam bir şekilde bulunmuştur. Bu keşif sayesinde Karadeniz’deki deniz ticareti ve gemi inşa teknikleri hakkında önemli bilgiler edinebildik. Hatta bazı çevreler ilk tarımsal uygarlıkların Karadeniz çevresinde kurulduğunu fakat Karadeniz çevresinde yaşanan bu ani su seviyesi değişimleri sonucu yok olduklarını da iddia etmektedir. Bu soruların cevabınaysa Karadeniz yüzeyinde yapılan su altı arkeolojisi çalışmalarıyla ulaşabilme imkânımız mevcut. Fakat bugün konuşmamız gereken en önemli konu, Karadeniz’in akıbeti olacaktır.

Prof. Dr. Celal Şengör’ün de bolca ifade ettiği gibi her yıl düzenli şekilde yükselen Karadeniz’in tabanındaki Hidrojen Sülfür miktarını kontrol altına alamazsak, Karadeniz’de canlılığın bulunduğu alan hızlanarak daha az seviyelere gerileyecek ve eninde sonunda Karadeniz patlayacak. Bu patlamaysa ne yazık ki Karadeniz çevresinde böcekler dâhil hiçbir canlının yaşamana müsaade etmeyecek gibi görünüyor.

KAYNAKÇA

  • https://en.wikipedia.org/wiki/Sinop_D
  • https://en.wikipedia.org/wiki/Black_Sea_deluge_hypothesis
  • https://www.lyellcollection.org/doi/full/10.1144/sp464.15
  • https://www.youtube.com/watch?v=Bk-bMwNgl7U&t=1347s&pp=ygUUS2FyYWRlbml6IHBhdGxheWFjYWs%3D