Blog Listem

20260924

🎞️Vatansever sanatçımız Zeki Müren ve Çanakkale Şehitleri Anıtı

Yıl 1958, Çanakkale Şehitliği inşaatı parasızlık nedeniyle yarım kalır. Paşa konserlerini hemen iptal eder. Önce gazinolardan para toplamaya başlar. Türkiye çapında turneye çıkar. Şehir şehir şarkı söyler ve oradan gelen parayı, abidenin yapımının tamamlanması için Çanakkale’ye gönderir.

Bugün Çanakkale’de Şehitler Abidesi var ise kim bilir kaç tuğlasında, kaç kilogram harcında Zeki Müren’in katkısı vardır. 

Gerçek sanatçılardan, ünlülere.

*Alıntıdır



 

📰 Zeki MÜREN’in aramızdan ayrılışının 30’uncu yıldönümü...

Aramızdan ayrılışının 29. yıldönümünde Sanat Güneşimiz Zeki Müren'i saygı, rahmet ve özlemle anıyorum.

Şimdi uzaklardasın...Seni çok özledik be paşam. 

#ZekiMüren https://x.com/volkan_giritli/status/1573595498497310720/video/1

****

Alıtı: Volkan Giritli 🇹🇷🇦🇿 @volkan_giritli

-------------

📌Dertli Gönüllere Giren, İşte Benim Zeki Müren...

24 Eylül 1996...

Yağmurlu, puslu bir sonbahar sabahına uyanmıştık Bursa'da...

Gökyüzünde kapkara bulutlar...

Rahmetli babacığımla evden çıkmadan önce sabah haberlerinde işittik Sanat Güneşimizi kaybettiğimizi.

Sanki evimizden birini kaybetmiştik, kimsenin çıtı çıkmıyor, ağzını bıçak açmıyordu.

Annem hüngür hüngür ağlıyor, babamın gözlerinde birkaç damla yaş.

Henüz 20 yaşında fişek gibi bir delikanlıydım ben, ama afallamıştım.

Zeki Müren ölemezdi ki... O bizim gururumuzdu, en büyük Bursalıydı...

Her neyse, evden çıktık, evin önünde otoparkta arabaya bindim babamın gelmesini bekliyorum, arabayı çalıştırdım, bu sırada arabanın teybini almak için elimi koltuğun altına attım...

O dönemlerde oto hırsızlıkları çoktu, dolayısıyla arabalara kızaklı teyp taktırırdık. Akşam eve geldiğimizde teybi söker eve alırdık, lakin her gün her gün rutine bindiği için bazen ben teybi çıkarır, koltuğun altına koyardım.

İşte o gece de eve gelirken teybi yuvasından çıkarmış, koltuğun altına koymuştum, lakin sabah arabaya bindiğimde teyp koltuğun altında yoktu.

"Baba baba, teybi çalmışlar" diye seslendim babama.

Hiçbir şey demedi, normalde acayip fırça yemem lazımdı teybi eve çıkarmadığım için, ama sustu babam.

Karakola gittik. (evet karakola... teyp çok pahalıydı, napalım. Binlerce dolar vermiştim o teybe)

Babam şikayetçi olmak için karakola çıktı, bizi Emniyet Müdürlüğündeki hırsızlık masasına yönlendirdiler. 

Fomara'daki emniyet binasına geldik, dışarısı tıklım tıklımdı. Ben arabada beklerken, babam içeriye girdi, aradan 15-20 dakika geçti babam dışarı çıktı.

"Ne oldu baba" diye sordum.

"Valla tutanak tuttular, oradaki polis, abi bak bu oto teypleri bugün bulundu, içlerinden birini al istersen dedi"

"Peki neden almadın baba" diye sordum.

"İçlerinde bizimki yoktu ki..." diye yanıtladı. Ve devam etti, "Oğlum Zeki Müren'i kaybettik, boşver teybi, artık teyp falan lazım değil..."

O zamanlar herkes dürüst ve namusluydu, kimse hakkı olmayan şeye tamah etmezdi. o gün Türkiye'nin her evinde bir cenaze vardı ve biz Sanat Güneşimizi son yolculuğuna uğurlamak için üzerimize düşen vazifeye hazırlanıyorduk. Teyp meyp kimsenin umurunda değildi...

Ha bu arada, rahmetli Zeki Müren, rahmetli dedem ile de tanışırdı. Dedem Zeki Müren'i şahsen tanır ve çok severdi.

40'lı yıllarda dedem kamyon şoförlüğü yapıyormuş, Zeki Müren'in ailesinin de Çakırhamam'ın arkasında kereste depoları varmış, dedem oradan mal çekiyormuş. O dönem Zeki Müren henüz 14-15 yaşlarında iken tanışmışlar. Sonra tabi 1950'lerde Zeki Müren ünlü olunca dedem bunu sürekli anlatmış çevresine. Bir gün İzmir fuarına gitmişler, dedem, Zeki Müren'le sohbet etmiş, Zeki Müren dedemi arkadaşlarının yanında onore etmiş, bunu sürekli anlatırdı dedeciğim...Dedemi de Zeki Müren'den 3 sene sonra kaybettik.

İşte 25 yıl önce bugün...Bursa üzerinde kara bulutlar dolaşan bir şehirdi ve o gün Bursa'nın yakın tarihteki en kara günüydü...

Onbinlerin omuzlarında kilometrelerce taşındı Sanat Güneşimizin tabutu... Ulucami'den, Emir Sultan'a...

Emir Sultan kabristanlığında sakladık Sanat Güneşimizi, rahmetli Mustafa Kandıralı abi defin işleminden sonra bir klarnet taksimi yaptı mezar başında, klarnetten çıkan nameler ok gibi saplandı yüreciklerimize...

Hey gidi Paşam, hey... Senin gibisi gelmedi, gelmeyecek...

İsmim Mesut, Göbek Adım Bahtiyar...

Yıllarca hep Böyle Bildiniz...

Mesut Bahtiyar'dan şarkılar Dinlediniz...

#ZekiMüren #SanatGüneşi #Bursa #tarih

*****


Mehmetçik Vakfı @MehmetcikVakfi 

Kalbi Mehmetçik sevgisiyle dolu ülkemizin Sanat Güneşi, değerli bağışçımız Zeki MÜREN’i, aramızdan ayrılışının 30’uncu yılında minnet ve rahmetle anıyoruz... 



🎞️Savaşın bilinmeyen kahramanı Meryem Atmaca ‘’Esirler Annesi''


1. Dünya Savaşı sonunda Rusların elinde 1800 Türk askeri esir düşmüştü.
Meryem Atmaca, Ruslara 10.000 altın vererek askerlerimizi kurtarmıştır.
Savaşın bilinmeyen kahramanı Meryem Atmaca, 1926'da fakir bir kadın olarak ölmüştür.

20260923

📖🗣️Çerkezlerin gelenek ve görenekleri

~~Biz Çerkesler de...

✓ Çok kadınla evlenme âdetimiz yoktur.

✓ Küfür yoktur!

✓ Kadın yürürken, erkek ata binmez!

✓ Çerkes kızları evleninceye kadar bağımsız

 bir insan olarak herkesle görüşmekte, toplantılara katılmakta serbesttir.

 ✓ Delikanlılar ve kızlar grup halinde evlerde bir araya gelerek sohbet edebilirler.

✓ Danslarımızda göbek atılmaz, kalça kıvrılmaz, gerdan kırılmaz ve ceketin düğmeleri çözülmez.

✓ Erkek ve kız, dans sırasında birbirlerine arkalarını dönmezler, konuşulmaz, şaka yapılmaz.

✓ Kız-kıza, erkek-erkeğe dans edilmez!

✓ Binlerce yıllık geleneğin daha birçok özelliğini konuşabiliriz ve genetik ya da kültürel miras yoluyla etkisi mutlaka vardır.”

✓ Bizler, terbiye meselesine fazla takmış 

bir milletin çocuklarıyız.

Mehmet ASLANTUĞ ...

📷 İnternetin ve TV kanallarının yaygın olmadığı zaman Karşıyaka çarşı'da bir Gazete bayii 1992

 



📖 İsmail Gaspıralı (1851-1914) ‘’Dilde, fikirde, işte birlik.''

“Dilde, fikirde, işte birlik” anlayışıyla Türk dünyasının fikir ve kültür hayatında derin izler bırakan İsmail Gaspıralı’yı, vefatının yıl dönümünde saygı ve rahmetle anıyoruz.

Gaspıralı’nın Türk dünyasının ortak dili, eğitimi ve kültürel birliği için ortaya koyduğu fikirler bugün de hafızamızda yaşamaya devam ediyor.

TRT AVAZ @trtavaz


🎞️🇺🇿Özbekistan’da yapılan şarkı yarışmasında, genç bir kadın Aşık Veysel’in türküsünü söyledi.

 

20260922

🗓️ 16 Eylül 1890 - 🇹🇷Ertuğrul Fırkateynimizin fırtına nedeniyle batmasının 136’ıncı yılı - Japonya

 

📍  Kushimoto / Japonya  

⚓️🇹🇷 Ertuğrul Fırkateynimizin fırtına nedeniyle batmasının 136’ıncı yılında, gemi personelimizi ve gemide bulunan Bahriye Mektebi 1890 yılı mezunlarını rahmet ve minnetle anıyorum.

⚓️🇹🇷 Ertuğrul faciasını hazırlayan ve kayıplarımızın ağırlaşmasına yol açan temel nedenlerden biri; gemilerin gerekli bakımını dahi yaptıramayan dönemin yöneticilerinin deniz kuvvetine ve denizciliğe yönelik bilgisizlik, farkındalık eksikliği ve ilgisizliğidir.

⚓️🇹🇷 Kadim dostumuz Japon milletine emanet ettiğimiz şehit Bahriyelilerimizin asil ve yiğit ruhları şad olsun.

Yankı Bağcıoğlu @YankiBagcioglu

-Alıntı

📱✍🏻Londra'daki viski kokulu salonundan bize akıl vermeye çalışan ukala bir Ingiliz profesöre cevap!

Dr. E Meltem Peker B @izmirlipagan 

Dün akşam, uluslararası arkadaş grubumuzun bulunduğu bir WhatsApp grubunda, Londra'daki viski kokulu salonundan bize akıl vermeye çalışan ukala bir Ingiliz profesör belirdi.

Benim konuşmalarıma takıldı, bana aklınca Türk milletinin bin yıllık devlet geleneğini küçümseyecek, üst perdeden bize "kurumsal demokrasi" ve "sivil toplumỊạdersi verecek.

Yazdığı mesajı görseniz sinirleriniz tepenize çıkar; "Sizin gibi çalkantılı toplumların modern demokrasiyi kavraması için asırlar gerekirịạdiye yazmış cibilliyetsiz. Baktım bizim gruptakiler de kibarlık olsun diye veya adamı

"Akademisyen" gördükleri için sessiz kalıyor;

Ben de açtım ağzımı, yumdum gözümü.

"Bak Beyefendi" dedim, "Sen önce dünyayı soyup soğana çeviren, insanlığı sömüren o kanlı geçmişinle yüzleş; Hindistan'da açlıktan kırdığınız milyonların, Afrika'da emdiğiniz kanın hesabını verin önce. Bugün

"medeniyet hamisiyim" diye övündüğün British Museum'daki her bir parçanın üzerinde yağmaladığınız mazlum halkların kanı ve ahı var;

Siz adanızda birbirinizi yerken biz bu coğrafyada adaletle ve hoşgörüyle

hükmediyorduk" diye bastım mesajı.

Baktı pabuç pahalı, hemen "Ama akademik nezaketi koruyalım® diye çark etmeye kalktı; "Ne nezaketi bir dakika " dedim, "Gerçeklerin yüzünüze vurulması işinize gelmeyince mi nezaket aklınıza geliyor.

O kibirli oryantalist burnunu kafana vura vura kırarlar senin, bir daha Türk tarihine laf etmeden önce haddini bileceksin Ịạị diyerek noktayı koydum.

O mesajdan sonra grupta tam bir ölüm sessizliği oldu; O havalı Ingiliz kibri bir anda pıstı, tek bir kelime dahi cevap veremedi.

Bizim sorunumuz işte tam olarak buradadır;

Batı'nın bu kanlı, yağmacı geçmişini yüzlerine vurmak yerine, onların karşısında ezilip bükülen, aşağılık kompleksine kapılan bir kitle var.

Oysa bizim kimseden medeniyet dersi almaya ihtiyacımız yok.

Yeter ki kendi tarihimizi ve gücümüzü doğru bilelim, bu oryantalist ukalalara hak ettikleri cevabı anında verelim.






📷 FOTOĞRAF ARŞVİ: 1920-1955 yılları arasında Maynard Owen Williams tarafından İstanbul'da çekilmiş bazı fotoğraflar

 

National Geographic arşivinde yer alan ve 1929 yılında Maynard Owen Williams tarafından İstanbul'da çekilmiş tarihi bir dönerci fotoğrafı…

Galata Köprüsü (1950'li yıllar?. 

Maynard Owen Williams

National Geographic 1929 Ocak sayısında yayınlanan fotoğrafta bir adam, Beyazıt Camii yakınlarında bir kitap dükkanının önüne asılan yeni Türk Alfabesi’ni inceliyor.

[Maynard Owen Williams I İstanbul, Türkiye]

Bir grup öğrenci kırtasiyeci ile ayaküstü sohbet ediyor, 1928-29

📷 Maynard Owen Williams


Maynard Owen Williams, Cappadocia, 1939

Galata Köprüsü,1950

Maynard Owen Williams



Harf Devrimi sonrası bir berber tabelası yenilenirken

Maynard Owen Williams, 1928-29

Bir caminin avlusunda eski harflerle yazılı eserlere bakanlar

Maynard Owen Williams, 1928-29



1920 yılında Balıkesir Ayvalık’ın Rum sakinleri 

📷 Maynard Owen Williams



Antakya, 1920
İşgal yılları
Fotoğrafçı; Maynard Owen Williams



29 Ekim 1944’te fotoğraflanan bu karede, Cumhuriyet Bayramı kutlamaları için en güzel kıyafetlerini giyen seyirciler geçit törenini yakından izleyebilmek için kaldırıma dizilmiş. 

#NatGeoArşiv #tbt
[Maynard Owen Williams I İstanbul, Türkiye]



Ayran, şıra ve gazoz gibi serinletici içecekler satan bir dükkan
📅 1 Kasım 1928
📷  Maynard Owen Williams


📍Ordu Fatsa'da Fındık Harmanı
📸1953, Maynard Owen Williams


Yeni harflerle mühür yapan bir hakkak
Maynard Owen Williams, 1928-29



Seyahat fotoğrafçılığı alanının öncü isimlerinden Maynard Owen Williams, Türkiye'de yaşadığı dönemde National Geographic dergisi için sahilde spor yapan Türk gençlerini fotoğrafladı.


Hisar sırtlarından Boğaziçi’ne bakış. 1920’li yıllar..
 (Maynard Owen Williams arşivi)



İstanbul Belediyesinin İlk İtfaiye aracı
Yayan İtfaiye'den  Modern İtfaiyeye geçiş zamanı
Yangın olunca yangına, Normal zamanlarda cadde temizleme...
Yıl : 1928
 
Fotoğrafçı : Maynard Owen Williams (NG)


Anadolu Kavağı 
(~1929. Maynard Owen Williams)


İstiklal caddesinde bir kış günü.. 30’lar. 
(Maynard Owen Williams arşivi)




Sarıyer / Büyükdere - 1929...
1920’lerden 30’lara kadar İtalya, Brindisi’den İstanbul’a yolcu ve kargo taşıyan Aero Espresso şirketine ait deniz uçağı Büyükdere’de yolcularını indiriyor...

Fotoğraf :  Maynard Owen Williams



🎞️Ayasofya gerçeği....🇬🇷Yunan başbakanı olacak adam. Bizim 🇹🇷Türklerden daha doğru anlatıyor.


Yunan başbakanı olacak adam.

Bizim Türklerden daha doğru anlatıyor.

Tabi bunu sağ bıraktılarsa..

20260921

📖Dünyaya unutturulan katliam: Tripoliçe

 

Dünyaya unutturulan katliam: Tripoliçe

Tripoliçe bir gecede öldürülen binlerce Türkün acısı... Tripoliçe kadın, çocuk, bebek, yaşlı demeden sadece öldürmek için öldüren, soykırıma girişen Rum çetelerin insanlık onuruna sürdüğü lekenin adı. Bugün bu acının 203'üncü yılı.

Nurya Yardımcı

Gülçin Sakarya

23 Eylül 1821...

Yunanistan'ın büyük önem atfettiği bu gün, aslında büyük bir katliamın yıl dönümü. Zafer olarak nitelendirdikleri ayaklanmada gerçekte yaşananları ise dünyaya unutturulalı çok oldu.

Tüm bu yaşananların bilinçli bir çabayla örtbas edilmesinin elbette bir gerekçesi vardı. Çünkü aslında olan şey kadın ve çocuklar dahil binlerce sivilin katledilmesiydi. Bunu söyleyen sadece Türk kaynakları olsa “tarihi çarpıtmakla” suçlar, hiç yaşanmamış varsayabilirlerdi. Ancak zaman içinde izi silinmeye çalışılan, Batı kaynaklarında yaşanan katliamın kanıtları tüyler ürperten tasvirler ve tanıklıklarla hala mevcut.

İsyana giden yol

1700’lerin sonu 1800’lerin başı… Osmanlı İmparatorluğu pek çok sıkıntıyla boğuşuyordu. Batı'daki teknolojik gelişmeler Osmanlı'yı bir adım geride bırakınca devasa topraklar üzerindeki hakimiyette zafiyetler baş göstermeye başlamıştı. Bunun sonucu da pek çok savaşın yanı sıra iç isyanlar baş göstermişti. Mısır işte tam da bu dönemde çıkan bir isyanla Osmanlı Devleti'nden kopmuştu. Aynı dönemde Balkanlarda da isyanlar çıktı. Osmanlı-Rus Savaşı'nı fırsat bilen Sırplar isyan etti. Bir başka isyan da Tepedelenli Ali Paşa isyanıydı.

Balkanlarda yaşanan bu karışıklıktan istifade eden Rumlar da "Filika Eterya" adında gizli bir örgüt kurmuş, bağımsızlık için planlar yapıyordu. Osmanlı orduları bölgede çok önemli bir güç olan Ali Paşa’yı yenilgiye uğratınca bugünkü Arnavutluk'tan Yunanistan’a uzanan geniş bir alanda güç boşluğu oluştu. Kuzeyde bastırılan isyanlardan kaçanlar da nispeten güvenli gördükleri Mora Yarımadası'na akın etmişti. Böylece Yunan bağımsızlık yanlılarının eline büyük bir imkan geçti.

Hem insan gücüne hem de ayaklanma için gerekli ortama hiç olmadığı kadar sahiptiler. İsyan Mora’da başlayacaktı. Bundan sonrası Yunanlılara göre zafer, Türklere ve o sırada orada olan pek çok batılı yazar, tarihçi ya da gazeteciye göre eşine az rastlanır bir katliam ve soykırımdı.

Mora’nın önemi

Mora Yarımadası, bugünkü Yunanistan'ın en güney ucu… Tripoliçe ise Mora’da stratejik konumuna sahip bir şehir.


Fatih Sultan Mehmet, 1460 yılında Mora’yı Osmanlı topraklarına kattı. O tarihten itibaren bölgede kayda değer bir savaş, açlık, kıtlık ya da olay yok. 360 yılı aşkın bir süre boyunca halk barış içinde birlikte yaşadı. Türkler, Rumlar ve Yahudiler etnik bir çatışma şöyle dursun farklı mahallelerde bile yaşamadılar. Herkes birbiriyle komşuydu.

3 asırdan fazla yaşadıkları, vatan dedikleri topraklarda yaşayan Müslüman ve Yahudiler komşuları tarafından öldürüleceklerini hiçbir zaman düşünmediler. Bu nedenle bırakın katliamı, bir saldırıya bile hazır değillerdi.

Tripoliçe Katliamı

İsyan 22 Şubat 1821’de Mora’da başladı. Osmanlı İmparatorluğu’nun bölgedeki askeri gücü isyanı bastırmaya yetmedi. Rum çeteleri başarı kazandıkça isyan dalgası büyüdü. Tripoliçe, bölgenin kalbindeki şehirdi. 4 tarafında Rum çeteleri vardı. Baskınlar, ölümler aylar boyunca sürdü. 23 Eylül’de ise ölüm şehrin kapısından girdi.

Bundan sonra yaşananları ABD’li yazar McCarthy şöyle aktarıyor:

“Üç gün boyunca zavallı Türk yerleşimciler, bir vahşiler güruhunun şehvetine ve zulmüne teslim edildiler. Ne cinsiyet ve ne de yaş yönünden bir esirgeme yapıldı. Kadınlarla çocuklar dahi öldürülmeden önce işkenceden geçirildiler. Kıyım öylesine büyük ölçekteydi ki, çetecilerin sergerdesi Kolokotronis’in kendisi bile, kasabaya girdiğimde yukarı hisar kapısından başlayarak atımın ayağı hiç yere değmedi demektedir. İlerlediği zafer kutlama töreni yolu, cesetlerden bir örtüyle döşenmişti.”

Şehirde artık Yunanlılar dışında kimse kalmamıştı. Türkler ölmüş, Yahudilerin bir kısmı ilk etapta şehirden kaçmayı başarmıştı. Ancak onlar da daha sonra sığındıkları son Osmanlı kalesi ele geçirildiğinde aynı sonla karşılaştılar.

İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Fuat Örenç, yıllardır bu konunun izini sürerek bilgi, belge topluyor.

Örenç, “Mora Türkleri” kitabında isyanın sürecini şöyle anlatıyor:

“Mora’nın Pindus ve Olimpus dağlık bölgelerinde yaşayan, merkezi otoriteyle sınırlı ölçüde tanışmış Hristiyan Kleft grupların isyanda çok önemli etkisi oldu. Rum isyancılar ayrım yapmadan bütün Müslüman köylerini yağmalayıp, Türkleri katletmeye başladı. Ağızdan ağıza Mora’da ve dünyada hiçbir Türk’ün kalmayacağı dolaşıyor, bir kökten yok etme savaşının başlangıcını ilan eden şarkılar söyleniyordu. Mora’daki ilk katliam haberi duyulunca Müslüman halkı Tripoliçe’deki kalelere sığındı. Vostice Müslümanları ise, buradaki Rumlar tarafından kandırılarak kayıklarla Salona Kasabası’na nakledilmek üzere iskele başına getirildi. Ancak Rum isyancılar verdikleri sözü tutmadılar ve Türklerden 400 kadarını öldürdüler.”

İsyan başladığında Mora’da 90 binin üzerinde Müslüman nüfusun olduğu tahmin ediliyor. Bağımsızlık ilan edilince bu nüfustan eser kalmadı.

Çok büyük bir kısmı öldürüldü. Kalanlar ise üç yüz yıllık topraklarını, evlerini, ata mezarlarını bırakıp Rum çetelerin katliamından kaçtılar.


"Asıl barbarlık eden Rumlar"

Rum isyanı ve sonrası gelişmelere dair eseri bulunan David Howarth’ın kitabında olaylara tanık olan Avrupalı bir subayın anlattıkları yer alıyor. Howarth “Yunanlıların, barbarlıklarına 20 kadar Avrupalı tanık olmuştu. Bunlardan biri de İskoçyalı Albay Thomas Gordon’du. Tripoliçe’de gördüğü olaylar o kadar dehşet vericiydi ki, utanç verici bu olayların, sonsuza değin bilinmesini istedi” diyor ve Albayın sözlerini şöyle aktarıyor:

“İki gün içinde, on binlerce Türkün yaşadığı şehirde tek canlı kalmamıştı. Bunların çoğu, kafası, kolları ve bacakları kesilerek öldürülmüşlerdi. 1821 ihtilali döneminde, Yunanistan'da yaşayan yabancıların sayısı, parmakla sayılacak kadar azdı. Bu yüzden Avrupa ülkeleri Yunanistan'da neler olup bittiğini bilmiyordu. Yunanistan dışına gönderilen raporlar savaşa katılmamış, Atina'da yaşayan aydın romantikler tarafından hazırlandığı için, Yunanlıların ideallerine uygun ölçülerde kaleme alınıyordu. Bu Avrupalılar Türkleri kınarlarken, barbarlık edenin ve katliamı başlatanın Rumlar olduğunu bilmiyorlardı."

Ünlü İngiliz yazar William St. Clair de yaşananları tüm çıplaklığıyla anlatan isimlerden biri:

“Yunanistan’da Türkleri pek az bıraktılar. 1821 yılı ilkbaharında ani olarak tümüyle ve dünyanın haberi olmadan yok edildiler. 40 bini aşkın Türk erkek, kadın ve çocuk birkaç hafta süren boğazlamalar sırasında Rum komşuları tarafından katledildi. Onlar kasten ve vicdan azabı duyulmadan öldürüldüler. Çiftliklerde veya tecrit edilmiş toplumlar halinde yaşayan Türk aileler kısa sürede öldürüldüler, yakılan evleri cesetlerin üzerine yıkıldılar. Olaylar başlayınca evlerini bırakarak en yakındaki kente sığınmaya çalışanlar da isyancı güruhu tarafından yollarda öldürüldü. Mora’nın her yanında sopa, orak ve tüfeklerle silahlı Rum asiler çevreyi dolaşarak öldürüyor, yağmalıyor ve ateşe veriyorlardı.”

Bu ifadeler eserleri günümüze ulaşmış yazarlardan. Bir de tamamen silinen yok edilenler var. Mora’da Türklere karşı işlenen cinayetleri ve katliamları konu alan yabancı kaynak eserler Amerika, Fransa, Almanya ve İngiltere kütüphanelerinden daha sonraki yıllarda birer birer yok edilmeye başlandı. O nedenle bugüne ulaşan tanıklıklar az ama onlar bile itiraza yer bırakmayacak şekilde açık.

Yunan Milli Marşı Türklere uygulanan katliamı öven şiirin bir parçası

Yunanistan’ın bugünkü milli marşının yazarı Dionysios Solomos, 1823’te kaleme aldığı şiirinde Yunanların Osmanlı'ya başlattığı isyanı anlatıyor.

Şiir özgürlük için Türklerin katledilişini meşrulaştırmaya çalışıyor. Solomos, bugünkü Yunan marşının temellerini oluşturan şiirinde Türkleri adil olmayan millet olarak tanımlıyor ve öldürülmeleri gerektiğini savunuyor.

Kamera: Umut Özacar, Sercan Türkyılmaz

Alıntı/Kaynak: https://www.trthaber.com/haber/gundem/dunyaya-unutturulan-katliam-tripolice-878836.html


▪️Bu ifadelerin yer aldığı şiirin Yunan milli marşı olarak kabul edilmesi bile bize ebedi düşmanlık demektir. Hatta savaş sebebi bile olabilir. İzleyin, okuyun ve düşünün lütfen. Biz orada tatildeyken yüzümüze okusalar azdır.


Derin okyanus, işte böyle uğuldasın isterdim
Ve dalgasında boğulsun, her Türk tohumu
Neden muharebe yavaşladı bir an?
Neden azaldı dökülen kan?
***
Hem palaskalar hem kılıçlar
Etrafa saçılmış beyinlere,
Baştanbaşa yarılmış kafataslarına,
Kımıl kımıl oynayan iç organlarına bulanmış.
***
Köpekler azalıyorlardı
Ve Allah diye bağırıyorlardı, Allah!
Fakat Hıristiyanların dudakları daha doğruydu;
Ateş diye bağırıyorlardı Ateş!
***
Aslanlar gibi vuruşuyorlardı
Hep Ateş! Diye bağırıyorlardı
Ve pislikler ölüyorlardı.
Allah! Diye böğürerek..
***
Pis kanları nehir olmuş
Ovada akmakta
Masum otlar su yerine
Kan içmekte.
***
En cesurları sarsıldı.
Kör adımlarıyla,
Korint’ten kovuldular
Saklandılar ve kaçtılar.
***
Ölüm meleğini gönderir.
Kıtlık ve hastalıkla dolar,
İskelete benzer şekilleri
Yürürler öyle yan yana.
***
Çimlerin üzerinde uzanıyor
Ve her yerde ölüyorlardı.
Sefil ve umutsuzca
Bu terk edilmiş sefil artıklar.
***

📰 23 Eylül 1821 tarihi, Mora İsyanı'nın en kanlı dönüm noktalarından biri olan Tripoliçe Katliamı

23 Eylül 1821 tarihi, Mora İsyanı'nın en kanlı dönüm noktalarından biri olan Tripoliçe Katliamı'nın başladığı gündür.

İsyancıların ana mottosu:

"Mora'da tek bir Türk kalmayacak, ne de bütün dünyada."

O yüzden sen Türk olduğunu unutsan da, düşmanın asla unutmaz.⬇️

George Finlay (İngiliz tarihçi, olayların tanığı)

 “23 Eylül 1821’de Tripoliçe'ye girildi. Müslümanların tamamı, kadın ve çocuklar dâhil, kılıçtan geçirildi. 8.000’den fazla ceset, sokaklarda çürümeye terk edildi.”

(Finlay, History of the Greek Revolution)

Alıntı: Arkeoloji ve TÜRK Tarihi @ArkeolojiveTurk



Boris&RS @BorainPeter
yunan milli marşının 43. - 45. kıtaları Tripoliçe düşerken Türklerin yaşadığı çaresizlik, bedenlerin yere serilmesi ve marşın anlatıcısının "Toprağın Türk kanıyla sulanmasını" tasvir eden ifadeleri yer alır.
Mahir ŞEKİ @mahirseki
*Mora Soykırımının Üzerinden Tam 205 Yıl Geçmiş;
*Tek Bir Soykırım Anıtı Yapıp da Yıl Dönümlerini Anmak Aklımıza Gel(e)memiş..
*Yazıklar Osun Bize..


20260920

🎞️ Paris yerine Diyarbakır’a gelin

 

🎞️🇬🇷Yunanistan'daki Peloponez hakkında turistlerin asla duymadığı şey.

 Yunanistan'daki Peloponez hakkında turistlerin asla duymadığı şey. 1821'de, Yunan isyancılar Peloponez genelinde kapsamlı bir e t n i k t e m i z l i k gerçekleştirdi. Yunanlılar bulabildikleri her Türk'ü öldürdü ve hiçbiri kalmayana kadar devam ettiler.

Hiçbir Türk kalmadığında, 400 yıllık Türk hayatını yaktılar: anıtları, mezar taşlarını ve mezarlardaki kemikleri. 1821. Mora. Tam e t n i k t e m i z l i k.

En Çok Okunanlardan...