Blog Listem

20260921

📖Dünyaya unutturulan katliam: Tripoliçe

 

Dünyaya unutturulan katliam: Tripoliçe

Tripoliçe bir gecede öldürülen binlerce Türkün acısı... Tripoliçe kadın, çocuk, bebek, yaşlı demeden sadece öldürmek için öldüren, soykırıma girişen Rum çetelerin insanlık onuruna sürdüğü lekenin adı. Bugün bu acının 203'üncü yılı.

Nurya Yardımcı

Gülçin Sakarya

23 Eylül 1821...

Yunanistan'ın büyük önem atfettiği bu gün, aslında büyük bir katliamın yıl dönümü. Zafer olarak nitelendirdikleri ayaklanmada gerçekte yaşananları ise dünyaya unutturulalı çok oldu.

Tüm bu yaşananların bilinçli bir çabayla örtbas edilmesinin elbette bir gerekçesi vardı. Çünkü aslında olan şey kadın ve çocuklar dahil binlerce sivilin katledilmesiydi. Bunu söyleyen sadece Türk kaynakları olsa “tarihi çarpıtmakla” suçlar, hiç yaşanmamış varsayabilirlerdi. Ancak zaman içinde izi silinmeye çalışılan, Batı kaynaklarında yaşanan katliamın kanıtları tüyler ürperten tasvirler ve tanıklıklarla hala mevcut.

İsyana giden yol

1700’lerin sonu 1800’lerin başı… Osmanlı İmparatorluğu pek çok sıkıntıyla boğuşuyordu. Batı'daki teknolojik gelişmeler Osmanlı'yı bir adım geride bırakınca devasa topraklar üzerindeki hakimiyette zafiyetler baş göstermeye başlamıştı. Bunun sonucu da pek çok savaşın yanı sıra iç isyanlar baş göstermişti. Mısır işte tam da bu dönemde çıkan bir isyanla Osmanlı Devleti'nden kopmuştu. Aynı dönemde Balkanlarda da isyanlar çıktı. Osmanlı-Rus Savaşı'nı fırsat bilen Sırplar isyan etti. Bir başka isyan da Tepedelenli Ali Paşa isyanıydı.

Balkanlarda yaşanan bu karışıklıktan istifade eden Rumlar da "Filika Eterya" adında gizli bir örgüt kurmuş, bağımsızlık için planlar yapıyordu. Osmanlı orduları bölgede çok önemli bir güç olan Ali Paşa’yı yenilgiye uğratınca bugünkü Arnavutluk'tan Yunanistan’a uzanan geniş bir alanda güç boşluğu oluştu. Kuzeyde bastırılan isyanlardan kaçanlar da nispeten güvenli gördükleri Mora Yarımadası'na akın etmişti. Böylece Yunan bağımsızlık yanlılarının eline büyük bir imkan geçti.

Hem insan gücüne hem de ayaklanma için gerekli ortama hiç olmadığı kadar sahiptiler. İsyan Mora’da başlayacaktı. Bundan sonrası Yunanlılara göre zafer, Türklere ve o sırada orada olan pek çok batılı yazar, tarihçi ya da gazeteciye göre eşine az rastlanır bir katliam ve soykırımdı.

Mora’nın önemi

Mora Yarımadası, bugünkü Yunanistan'ın en güney ucu… Tripoliçe ise Mora’da stratejik konumuna sahip bir şehir.


Fatih Sultan Mehmet, 1460 yılında Mora’yı Osmanlı topraklarına kattı. O tarihten itibaren bölgede kayda değer bir savaş, açlık, kıtlık ya da olay yok. 360 yılı aşkın bir süre boyunca halk barış içinde birlikte yaşadı. Türkler, Rumlar ve Yahudiler etnik bir çatışma şöyle dursun farklı mahallelerde bile yaşamadılar. Herkes birbiriyle komşuydu.

3 asırdan fazla yaşadıkları, vatan dedikleri topraklarda yaşayan Müslüman ve Yahudiler komşuları tarafından öldürüleceklerini hiçbir zaman düşünmediler. Bu nedenle bırakın katliamı, bir saldırıya bile hazır değillerdi.

Tripoliçe Katliamı

İsyan 22 Şubat 1821’de Mora’da başladı. Osmanlı İmparatorluğu’nun bölgedeki askeri gücü isyanı bastırmaya yetmedi. Rum çeteleri başarı kazandıkça isyan dalgası büyüdü. Tripoliçe, bölgenin kalbindeki şehirdi. 4 tarafında Rum çeteleri vardı. Baskınlar, ölümler aylar boyunca sürdü. 23 Eylül’de ise ölüm şehrin kapısından girdi.

Bundan sonra yaşananları ABD’li yazar McCarthy şöyle aktarıyor:

“Üç gün boyunca zavallı Türk yerleşimciler, bir vahşiler güruhunun şehvetine ve zulmüne teslim edildiler. Ne cinsiyet ve ne de yaş yönünden bir esirgeme yapıldı. Kadınlarla çocuklar dahi öldürülmeden önce işkenceden geçirildiler. Kıyım öylesine büyük ölçekteydi ki, çetecilerin sergerdesi Kolokotronis’in kendisi bile, kasabaya girdiğimde yukarı hisar kapısından başlayarak atımın ayağı hiç yere değmedi demektedir. İlerlediği zafer kutlama töreni yolu, cesetlerden bir örtüyle döşenmişti.”

Şehirde artık Yunanlılar dışında kimse kalmamıştı. Türkler ölmüş, Yahudilerin bir kısmı ilk etapta şehirden kaçmayı başarmıştı. Ancak onlar da daha sonra sığındıkları son Osmanlı kalesi ele geçirildiğinde aynı sonla karşılaştılar.

İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Fuat Örenç, yıllardır bu konunun izini sürerek bilgi, belge topluyor.

Örenç, “Mora Türkleri” kitabında isyanın sürecini şöyle anlatıyor:

“Mora’nın Pindus ve Olimpus dağlık bölgelerinde yaşayan, merkezi otoriteyle sınırlı ölçüde tanışmış Hristiyan Kleft grupların isyanda çok önemli etkisi oldu. Rum isyancılar ayrım yapmadan bütün Müslüman köylerini yağmalayıp, Türkleri katletmeye başladı. Ağızdan ağıza Mora’da ve dünyada hiçbir Türk’ün kalmayacağı dolaşıyor, bir kökten yok etme savaşının başlangıcını ilan eden şarkılar söyleniyordu. Mora’daki ilk katliam haberi duyulunca Müslüman halkı Tripoliçe’deki kalelere sığındı. Vostice Müslümanları ise, buradaki Rumlar tarafından kandırılarak kayıklarla Salona Kasabası’na nakledilmek üzere iskele başına getirildi. Ancak Rum isyancılar verdikleri sözü tutmadılar ve Türklerden 400 kadarını öldürdüler.”

İsyan başladığında Mora’da 90 binin üzerinde Müslüman nüfusun olduğu tahmin ediliyor. Bağımsızlık ilan edilince bu nüfustan eser kalmadı.

Çok büyük bir kısmı öldürüldü. Kalanlar ise üç yüz yıllık topraklarını, evlerini, ata mezarlarını bırakıp Rum çetelerin katliamından kaçtılar.


"Asıl barbarlık eden Rumlar"

Rum isyanı ve sonrası gelişmelere dair eseri bulunan David Howarth’ın kitabında olaylara tanık olan Avrupalı bir subayın anlattıkları yer alıyor. Howarth “Yunanlıların, barbarlıklarına 20 kadar Avrupalı tanık olmuştu. Bunlardan biri de İskoçyalı Albay Thomas Gordon’du. Tripoliçe’de gördüğü olaylar o kadar dehşet vericiydi ki, utanç verici bu olayların, sonsuza değin bilinmesini istedi” diyor ve Albayın sözlerini şöyle aktarıyor:

“İki gün içinde, on binlerce Türkün yaşadığı şehirde tek canlı kalmamıştı. Bunların çoğu, kafası, kolları ve bacakları kesilerek öldürülmüşlerdi. 1821 ihtilali döneminde, Yunanistan'da yaşayan yabancıların sayısı, parmakla sayılacak kadar azdı. Bu yüzden Avrupa ülkeleri Yunanistan'da neler olup bittiğini bilmiyordu. Yunanistan dışına gönderilen raporlar savaşa katılmamış, Atina'da yaşayan aydın romantikler tarafından hazırlandığı için, Yunanlıların ideallerine uygun ölçülerde kaleme alınıyordu. Bu Avrupalılar Türkleri kınarlarken, barbarlık edenin ve katliamı başlatanın Rumlar olduğunu bilmiyorlardı."

Ünlü İngiliz yazar William St. Clair de yaşananları tüm çıplaklığıyla anlatan isimlerden biri:

“Yunanistan’da Türkleri pek az bıraktılar. 1821 yılı ilkbaharında ani olarak tümüyle ve dünyanın haberi olmadan yok edildiler. 40 bini aşkın Türk erkek, kadın ve çocuk birkaç hafta süren boğazlamalar sırasında Rum komşuları tarafından katledildi. Onlar kasten ve vicdan azabı duyulmadan öldürüldüler. Çiftliklerde veya tecrit edilmiş toplumlar halinde yaşayan Türk aileler kısa sürede öldürüldüler, yakılan evleri cesetlerin üzerine yıkıldılar. Olaylar başlayınca evlerini bırakarak en yakındaki kente sığınmaya çalışanlar da isyancı güruhu tarafından yollarda öldürüldü. Mora’nın her yanında sopa, orak ve tüfeklerle silahlı Rum asiler çevreyi dolaşarak öldürüyor, yağmalıyor ve ateşe veriyorlardı.”

Bu ifadeler eserleri günümüze ulaşmış yazarlardan. Bir de tamamen silinen yok edilenler var. Mora’da Türklere karşı işlenen cinayetleri ve katliamları konu alan yabancı kaynak eserler Amerika, Fransa, Almanya ve İngiltere kütüphanelerinden daha sonraki yıllarda birer birer yok edilmeye başlandı. O nedenle bugüne ulaşan tanıklıklar az ama onlar bile itiraza yer bırakmayacak şekilde açık.

Yunan Milli Marşı Türklere uygulanan katliamı öven şiirin bir parçası

Yunanistan’ın bugünkü milli marşının yazarı Dionysios Solomos, 1823’te kaleme aldığı şiirinde Yunanların Osmanlı'ya başlattığı isyanı anlatıyor.

Şiir özgürlük için Türklerin katledilişini meşrulaştırmaya çalışıyor. Solomos, bugünkü Yunan marşının temellerini oluşturan şiirinde Türkleri adil olmayan millet olarak tanımlıyor ve öldürülmeleri gerektiğini savunuyor.

Kamera: Umut Özacar, Sercan Türkyılmaz

Alıntı/Kaynak: https://www.trthaber.com/haber/gundem/dunyaya-unutturulan-katliam-tripolice-878836.html



📰 23 Eylül 1821 tarihi, Mora İsyanı'nın en kanlı dönüm noktalarından biri olan Tripoliçe Katliamı

23 Eylül 1821 tarihi, Mora İsyanı'nın en kanlı dönüm noktalarından biri olan Tripoliçe Katliamı'nın başladığı gündür.

İsyancıların ana mottosu:

"Mora'da tek bir Türk kalmayacak, ne de bütün dünyada."

O yüzden sen Türk olduğunu unutsan da, düşmanın asla unutmaz.⬇️

George Finlay (İngiliz tarihçi, olayların tanığı)

 “23 Eylül 1821’de Tripoliçe'ye girildi. Müslümanların tamamı, kadın ve çocuklar dâhil, kılıçtan geçirildi. 8.000’den fazla ceset, sokaklarda çürümeye terk edildi.”

(Finlay, History of the Greek Revolution)

Alıntı: Arkeoloji ve TÜRK Tarihi @ArkeolojiveTurk



Boris&RS @BorainPeter
yunan milli marşının 43. - 45. kıtaları Tripoliçe düşerken Türklerin yaşadığı çaresizlik, bedenlerin yere serilmesi ve marşın anlatıcısının "Toprağın Türk kanıyla sulanmasını" tasvir eden ifadeleri yer alır.
Mahir ŞEKİ @mahirseki
*Mora Soykırımının Üzerinden Tam 205 Yıl Geçmiş;
*Tek Bir Soykırım Anıtı Yapıp da Yıl Dönümlerini Anmak Aklımıza Gel(e)memiş..
*Yazıklar Osun Bize..


20260920

🎞️ Paris yerine Diyarbakır’a gelin

 

🎞️🇬🇷Yunanistan'daki Peloponez hakkında turistlerin asla duymadığı şey.

 Yunanistan'daki Peloponez hakkında turistlerin asla duymadığı şey. 1821'de, Yunan isyancılar Peloponez genelinde kapsamlı bir e t n i k t e m i z l i k gerçekleştirdi. Yunanlılar bulabildikleri her Türk'ü öldürdü ve hiçbiri kalmayana kadar devam ettiler.

Hiçbir Türk kalmadığında, 400 yıllık Türk hayatını yaktılar: anıtları, mezar taşlarını ve mezarlardaki kemikleri. 1821. Mora. Tam e t n i k t e m i z l i k.

📷 Sabahattin Ali, Abidin Dino, Orhan Veli Kanık, Bedri Rahmi Eyüboğlu Ankara Gazi Tren İstasyonu 1943.

 

Sabahattin Ali, Abidin Dino, Orhan Veli Kanık, Bedri Rahmi Eyüboğlu 

Ankara Gazi Tren İstasyonu 

Yıl 1943.

Alıntı: Umut Güner @umuttgunerr


🎞️🗣️🎼 Bozkırın Mavi Ayı

20260919

🎞️🇹🇷ANADOLU İNSANI: "Üniversiteye başlayan bir genç, otogarda kendisini yolcu eden anne ve babasını paylaştı:"

 ''Her birimizin yaşamında böyle hafızamızdan hiç silinmeyecek hatıralarımız vardır.  Evlatlarının iyi, dürüst, mutlu, başarılı, vatanına ve milletine,  kendisine ve insanlığa yararlı bir insan olması uğruna varını yoğunu harcayan, yüreğini ortay koyan, her türlü fedakârlığı yapan anne-babalar (ebeveynler) Türkiye'nin yüzakı ve bizim de gurur kaynağımız insanlardır...  Ne mutlu Türkiye Cumhuriyeti'nin, anavatanımız Anadolu'nun bu güzel insanlarına.''

Alp İçöz

 


 "Üniversiteye başlayan bir genç, otogarda kendisini yolcu eden anne ve babasını paylaştı:"  

— "Başarmak için tek sebep." 🥺



🎞️ 🇹🇲Türkmenistan’da yapılan bir programda müzisyenlerden birinin Türkçe söylediği şarkı

Türkmenistan’da yapılan bir programda müzisyenlerden birinin Türkçe söylediği şarkı herkesin beğenisini kazandı, ancak şarkı sonrası program sunucusu kadının sözleri herkesi şok etti!


-Alıntı


- Ee neye basırnıp yatırsıñ?

Yani “sen niye basırnıp yatırsın”derken 

“niye yorganların altında saklanmış yatıyorsunuz?” 

yani bu yetenekle niye açılmıyorsunuz ?göstermiyorsunuz? diyor…


Alıntı: FAZIL ŞENEL @FazilSenel


📖Türk, tarih boyunca hep devlet kurdu. En kutlu devleti̇ Atatürk'ün kurduğu Türkiye'dir.




TÜRK, TARİH BOYUNCA HEP DEVLET KURDU.
EN KUTLU DEVLETİ ATATÜRK'ÜN KURDUĞU TÜRKİYE'DİR.

🎞️ 📖 Bozkırın sarışın Türkleri; Kıpçaklar...

 


 

20260918

📰 Kemalizm yerine "Atatürk Yolu" deyimi ilk defa ne zaman kullanılmıştır/ Anayasa’dan çıkarılması


İDDİA: Kemalizm yerine ATATÜRK YOLU deyimi ilk kez CHP'nin 1953 Kongresi'nde kullanılmıştır.

GERÇEK: "Atatürk Yolu" deyimi ilk kez 28.5.1935'te İnönü'nün Atatürk'e çektiği telgrafta kullanılmış ve daha sonra Peyami Safa, 9.9.1951'de ATATÜRK YOLU başlıklı bir yazı yayımlamıştır. 



İDDİA: CHP Programından KEMALİZM çıkartılarak yerine ATATÜRK YOLU konulması 1953'te KASIM GÜLEK'in eseridir.

GERÇEK: ATATÜRK YOLU kavramını Kasım Gülek'ten 18 yıl önce 1935'te İnönü kullanmış ve Kemalizm'in (Altı Ok'un) Anayasadan çıkartılmasını da 1950'de yine İnönü vadetmiştir.

Alıntı: Cengiz Özakıncı @cengizozakinci



📖🇹🇷🗣️TÜRK ATASÖZÜ: ''Ecelin Çengelinde...''



 "Dünyada varlıklı kişiler de, yoksul kişiler de vadeleri dolduğu zaman ölecekler.”


Alıntı: Türkçeye Dönüş @Dilinesahipcik


🎞️Çin devlet arşivlerinde Türkler

Bir içerik üreticisi:    

“Çinliler Göktürk Devleti’ni merak ediyor ve kayıt tutuyorlar. 636 yılında yazılmış Çin devlet arşivlerinde Türkler, doğrudan kurt anlamına gelen ‘zhou’ karakteriyle geçiyor.

 


 

20260917

📖 Aydın'dan Türk halk kıyafetleri

 


💐🇹🇷Vatanın gül yüzlü kızı, bayrağın sevdalısı. Şehit Esma Çevik.💐

 


🎞️ 🇺🇿 Özbekistan Silahlı Kuvvetleri başkent Taşkent caddelerinde

Özbekistan Silahlı Kuvvetleri, Emir Timur'un mirasını yaşatan tarihi kostümlü birliklerin de katılımıyla başkent Taşkent caddelerinde görkemli bir gövde gösterisi yaptı.

📷Geleneksel 🇹🇷Türk halısı dokuyan 🇹🇷Türk kadınları, 1955

 



📰🇹🇷ANADOLU İNSANI: Rüzgâra göğüs geren Jön Türk: Tarık Akan

Rüzgâra göğüs geren Jön Türk: Tarık Akan

Tarık Akan’ın Yeşilçam yıldızlığından halkçı sinemaya, Silivri barikatlarına ve bağımsız Türkiye mücadelesine uzanan yaşamı anlatılıyor.

17 Eylül 2026

Editor

GÖZEN ESMER

Türk sineması onu 1970 yılında Ses dergisinin yarışmasıyla tanıdı. Ataköy plajlarında gazoz satan, işportacılık yapan, makine mühendisliği öğrencisi Tarık Tahsin Üregül, kısa sürede Yeşilçam’ın “Kartpostal Çocuğu”na dönüştü. Hababam Sınıfı’nın Damat Ferit’i, salon filmlerinin gamsız aşığı olarak milyonların sevgilisi oldu. Ancak o, kendisine sunulan bu konforlu, ışıltılı sarayda oturmayı reddetti. Aramızdan ayrılışının 10. yılında, Tarık Akan’ı bir sinema efsanesinden, ülkenin en önemli aydınlarından birine dönüştüren şey, işte bu reddedişin ta kendisidir.

SALON FİLMLERİNDEN ATEŞ HATTINA

Tarık Akan, 1977 yılında kariyerinde çok keskin bir viraj aldı. Yapımcıların “Seni bitireceğiz!” tehditlerine boyun eğmeyerek yüzünü Anadolu’ya, işçi sınıfına döndü. Maden, Sürü ve Yol filmleriyle halkçı sinemanın sembolü oldu. Kameranın önündeki bu isyanı sokağa da taşıdı. 1977’de Yeşilçam’ı sansüre karşı Ankara’ya yürüten büyük eylemin mimarlarındandı. Yavuz Özkan ve Vedat Türkali ile gizlice örgütlediği bu yürüyüş için DİSK’e bağlı sendikaları tek tek dolaşmış, hapse girmeyi göze alarak o tarihi eyleme öncülük etmişti.

12 EYLÜL HÜCRELERİNDEN SİLİVRİ BARİKATLARINA

Türk sineması onu 1970 yılında Ses dergisinin yarışmasıyla tanıdı. Ataköy plajlarında gazoz satan, işportacılık yapan, makine mühendisliği öğrencisi Tarık Tahsin Üregül, kısa sürede Yeşilçam’ın “Kartpostal Çocuğu”na dönüştü. Hababam Sınıfı’nın Damat Ferit’i, salon filmlerinin gamsız aşığı olarak milyonların sevgilisi oldu. Ancak o, kendisine sunulan bu konforlu, ışıltılı sarayda oturmayı reddetti. Aramızdan ayrılışının 10. yılında, Tarık Akan’ı bir sinema efsanesinden, ülkenin en önemli aydınlarından birine dönüştüren şey, işte bu reddedişin ta kendisidir.

SESSİZ ASALET VE ATATÜRK SEVDASI

Akan, emperyalizmin kurguladığı 12 Mart ve 12 Eylül darbelerini eleştirirken Türkiye düşmanlığına hiçbir zaman izin vermedi. “TSK bu ülkenin gözbebeğidir!” diyerek, Cumhuriyet kurumlarına sahip çıkan, 13 Aralık 2012’de kendi doğum gününde Silivri barikatlarını yıkanların en önünde yürüyen bir Jön Türk’tü. “Atatürksüz Anayasa’ya karşı köy köy dolaşırım.” diyecek kadar kararlıydı. Bu iradesinin içinde müthiş bir asalet de barındırıyordu.

‘VATAN ELDEN GİDİYOR SEN BENİ SORUYORSUN’

Tarık Akan Silivri’de barikatların en önündeydi.

Tavizsiz geçen bir ömrün son demleri de ülkesi için endişeyle geçti. Amansız bir hastalıkla mücadele ettiği, hastanede kemoterapi gördüğü o zor günlerde 15 Temmuz ... Darbe Girişimi yaşandı. O gece telefonla arayıp sağlığını soran 52 yıllık çocukluk dostu Zeki İrfanoğlu’nu şu sözlerle azarlamıştı: “Beni bırak sen! Vatan elden gidiyor, sen beni soruyorsun!”

Kendi can derdine düşecekken bile memleketin derdine düşen bir aydındı Tarık Akan.

16 Eylül 2016’da aramızdan ayrılan Tarık Akan, sadece filmleriyle değil, “Sanatçıysanız zaten tarafsınız!” diyerek hayatı boyunca savunduğu bağımsız ve aydınlık Türkiye sevdasıyla yaşamaya devam ediyor.

Alıntı: Aydınlık Gazetesi



Zeynep Küçük @Avzkucuk:

Gerçek Türk aydını ...

O günlerde bunları söyleyebilmek büyük cesaret işiydi....

 

🎞️Mete Han'ın Hayatı (Modu Chanyu) | Türklerin Atası ve Büyük Bozkır Hükümdarı

 


Mete Khan (Modu Chanyu) kimdi ve Xiongnu İmparatorluğu'nu devasa bir bozkır imparatorluğuna nasıl dönüştürdü? Bu tarih belgeselinde, Mete Khan'ın Yuezhi esaretinden kaçışını, ıslık çalan okla kurduğu mutlak disiplini, Donghu'ya karşı kazandığı zaferi ve Baideng'de Han İmparatoru Gaozu'yu kuşatmasını keşfediyoruz.

MÖ 209'da tahta çıkan Mete Han, göçebe bozkır kabilelerini tek bir hükümdar altında birleştirdi, ordusunu ondalık sisteme göre düzenledi ve Han Hanedanlığını barışa zorlayan zorlu bir güç yarattı.

Çin kaynaklarında Modu veya Maodun Chanyu olarak bilinen, tarihsel gerçekleri efsanelerden ayırarak Türk tarihindeki yükselişini, savaşlarını, devletçiliğini ve mirasını inceliyoruz.

Mete Han'ı gerçekten harika yapan neydi?

Islık oklarının mutlak disiplini miydi, toprağı devletin temeli olarak görme ilkesi miydi, yoksa dağınık göçebe kabileleri bir imparatorlukta birleştirmesi miydi?

⏱️ BÖLÜMLER

00:00 Mete Han: Islık Ok ile Başlayan Hikaye

01:11 Touman'ın Oğlu İçin Ölümcül Tuzağı

02:51 Islık Ok ve Mutlak İtaat

03:35 Mete Khan'ın Taht'a Yükselişi

04:28 Donghu'nun Üç Talebi

06:32 Yuezhi Esaretinden Bozkır İmparatorluğu'na

07:16 Ondalık Sistem ve Xiongnu Ordusu

08:26 Han Hanedanlığı ile Büyük Hesaplaşma

10:09 Mete Khan'ın Son Yılları ve Mirası

11:24 Türk Tarihindeki Yeri


🎞️ Tarihin Ölümsüz Savaşçıları | Mete Han (1. Bölüm) | TRT Belgesel

Tarihin Ölümsüz Savaşçıları'nın ilk bölümünde, Mete Han'ın göçebe bir toplumun hükümdarlığından imparatorluğa yükselen hikayesine tanık olmaya hazır mısın?

Mete Han'ı ölümcül bir süvari haline getiren çoçukluktan beri aldığı eğitimlerin sırlarını inceliyor ve tahta çıkışında yaşadığı zorluklara tanıklık ediyoruz.

Türk ordusunun kurucusu olarak kabul edilen ve bozkırların ilk imparatoru Mete Han'ın müthiş askeri dehası "Tarihin Ölümsüz Savaşçıları" ile TRT Belgesel'de!

📖 Atatürk'ün ''Türk Nurettin (Nureddin Zengi)'' hakkındaki düşüncesi / Nureddin Zengi kimdir?


Orta Asya denince mogolları, haçlı seferleri denince de Selahattin Eyyubi’yi öne çıkarıyorlar. Türklere karşı korkunç bir sansür ve karartma uygulanıyor.

Haçlı seferleri denince Müslüman tarafın 1 numarası Türkler ama Türk adını ve Türk hükümdarlarını anan yok.


Alıntı: Dokuz Tuğlu 𐱅𐰇𐰼𐰰 @DokuzTugluKagan

Nureddin Zengi kimdir? Nureddin Zengi Türk mü?

Orta Çağ İslam dünyasının kudretli liderlerinden biri olan Nûreddin Zengî'nin Türk kökenli olması, tarih sahnesinde büyük bir sürpriz yaratıyor. Sadece askeri zaferleriyle değil, adil yönetimi ve ileri görüşlü liderliğiyle de tanınan Zengî, Orta Doğu'nun karanlık dönemlerinde önemli bir figür olarak öne çıkıyor. Türk kökenli olmasıyla dikkat çeken Nûreddin Zengî'nin hayatı ve liderliği, bölgenin tarihini derinlemesine anlamamızı sağlıyor. Peli, Nureddin Zengi kimdir, Nureddin zengin Türk mü?

Şura Nur Savranoğlu

Orta Çağ İslam dünyasının önde gelen liderlerinden biri olan Nûreddin Zengî'nin Türk kökenli olduğu bilgisi, tarih sahnesinde önemli bir aydınlanma sağlıyor. Zengî, sadece askeri başarılarıyla değil, aynı zamanda adil yönetimi ve ileri görüşlü liderliğiyle de tanınıyor. Türk kökenli olmasıyla dikkat çeken Nûreddin Zengî, Zengîler hanedanının atası olarak Orta Doğu'nun karmaşık tarihinde önemli bir rol oynamıştır. Peki Nureddin Zengi kimdir, Nureddin zengin Türk mü? işte detaylar... 

Nureddin Zengi kimdir?

Orta Çağ İslam dünyasının önemli figürlerinden biri olan Nûreddin Mahmud Zengî'nin hayatı, sadece zaferlerle dolu bir hükümdarın değil, adalet ve ilim sevgisiyle de bilinen bir liderin öyküsüdür. Zengî, Haçlılarla verdiği mücadelede cesareti ve stratejisiyle tanınırken, adaleti ve eğitime verdiği önemle de hatırlanır. Ülkesini adil bir şekilde yöneten ve halkın haklarını koruyan Zengî, "el-Emir'ul-Adil" (Adil Hükümdar) lakabıyla anılırdı. Müslümanları bir araya getirerek İslam birliğini sağlayan ve Kudüs'ün yeniden fethinin zeminini hazırlayan Nûreddin, ileri görüşlü liderliğiyle de öne çıkar. Öğrenime büyük önem veren ve eğitim kurumları kuran Zengî, adaletin yanı sıra ilim ve sağlık alanında da çalışmalar yaptı. Zengî'nin ölümü, sadece bir liderin sonu değil, adalet ve ilim sevgisiyle dolu bir dönemin kapanışıydı.

Nureddin zengin Türk mü?

Orta Çağ İslam dünyasının önemli liderlerinden biri olan Nûreddin Zengî'nin Türk kökenli olduğu bilinmektedir. Zengîler hanedanı, Oğuzların Avşar boyundan gelmektedir ve bu kökenleriyle Türk kültür ve tarihinde önemli bir yer edinmişlerdir. Zengî devleti, zamanla dağıldığında, bu hanedandan gelen Avşar boylarının bir kısmı Anadolu'ya göç etmiş ve Karamanoğulları Beyliği'ni kurmuştur. Bu göç, Zengîler'in Türkmen boylarının Anadolu'daki yerleşimine ve beyliklerin oluşumuna katkı sağlamıştır. Dolayısıyla, Nûreddin Zengî ve Zengîler hanedanı Türk kökenli olmalarıyla Türk tarihinde önemli bir yer tutarlar.

Alıntı: https://www.yenibakishaber.com/nureddin-zengi-kimdir-nureddin-zengi-turk-mu


🎞️🇹🇷ANADOLU İNSANI: Otobüste duyduğu konuşmanın peşinden gitti, 25 yıllık gönüllü annelik başladı

 

Otobüste duyduğu konuşmanın peşinden gitti, 25 yıllık gönüllü annelik başladı

🔗 Huzurevindeki gönüllülüğün ardından tesadüfen duyduğu bir otobüs sohbetiyle yolu devlet korumasındaki çocuklarla kesişen 75 yaşındaki Şivazar Akdere, 25 yılı aşkın süredir çocukların yanında yer alıyor

— Bir gün otobüsle Fındıkzade'ye eski komşularıma giderken iki tane bayanın konuşmasına kulak misafiri oldum. Yeşilköy'de Çocuk Evleri Sitesi olduğunu anlatıyorlardı. Ben de merak ettim, ertesi gün gittim

— O kadar mutlu oldum ki. Ayrılırken 'Anne, ne zaman geleceksin, ne zaman elimizi tutacaksın?' dediler. Ondan sonra da bir daha kopamadım

http://v.aa.com.tr/4059739

📖 İKİ TÜRK ÜNVANI TUTUK VE TUDUN

İKİ TÜRK ÜNVANI TUTUK VE TUDUN

Resimler, Bezeklik Budist manastır ve mağara kompleksini yaptıran, Türk Uygur Beylerini gösterir. Figürlerin yan tarafında Uygur Harfleri ve Uygur Türkçesi ile isimleri yazılıdır. Bu Uygur soylularından sadece birinin adı okunabilmektedir. Tutuq Bugra Sali. Yani Sali Ailesinden Tutuk Buğra. Tutuk / Tutuq bir unvandır ve Göktürk döneminde de belgelenmiştir. Eski Türk devlet teşkilatında idarî ve askerî yetki taşıyan yöneticileri ifade eder.
Köl Tigin Yazıtı’nda “Tabgaç Ong Tutuk” şeklinde bir örneği vardır. Ong Tutuk, Tabgaçlardan olan ve kağanının buyruklarından yani yöneticilerinden biri olarak anılır. Yenisey yazıtlarında ise bir Türk askeri yönetici kendini “Adım El Tuğun Tutuk’tur” diye tanıtır ve ardından altı boyun beyi olduğunu belirtir. Türkçede Tut kökü “tutmak, elde bulundurmak, muhafaza etmek” fiili ile ilişkilidir. Tutuk ise “tutan, elinde bulunduran” yani idarî anlamda “yetkiyi/idareyi elinde tutan kişi” anlamına gelir.
Tudun ünvanı da yine “Tut” kökü ile bağlantılıdır. Tut → Tutun → Tutunmak ile Tudun aynı kökle ilişkili olabilir. Tutun kelimesinin “Hakim Olmak ve Sahiplenmek” kavramlarıyla da ilişkisi vardır. Kâşgarlı Mahmud’ta “Beg meni ogul tutundı” “Bey beni evlat edinip oğul edindi” şeklinde geçer. Tudun ünvanı Bilge Kağan Yazıtında “Tudun Yamtar” şeklinde yazılıdır.
Ayrıca İl Tutmış Alp Külüg Bilge Kağan tabiri, Bögü Kağan (759–779) için kullanılan unvan dizisidir. Yine Köl Tigin Yazıtında, Bumın Kağan ile İstemi Kağan için “ilig tutmış / ilig tutup” ifadeleri yazar. Ardından Türük bodunıŋ ilin törüsin tuta birmiş, iti birmiş
“Türk halkının ilini ve töresini tutmuş, düzenlemiş.” Şeklinde devam eder. 

Nuray Bilgili

Alıntı-

20260916

🎞️ Avrupa’nın ortasında Türkçe konuşan ama Hristiyan olan bir topluluk

 

🎞️ Bizler, birbirimizi ekrandan değil, sokakta tanırdık.

 Bizler, birbirimizi ekrandan değil, sokakta tanırdık.

Kimin hangi müziği sevdiğini öğrenmek için profiline değil, odasına misafir olurduk.

Birini beğendiğimizde fotoğrafına kalp bırakmaz, cesaretimizi toplayıp yüzüne söylerdik.

WhatsApp tan mesaj yazmaz, mektuplar yazardık..

Görüntülü görüşmenin arkasına saklanmaz, göz göze gelirdik. 

Sesini duymak çok kıymetliydi, çünkü her an arayamazdık.

Restoranlarda, masada 'bildirim' değil muhabbet olurdu

Çocuklar hep birlikte, sokaklarda yakantop, saklambaç vs oynardı.

Ve, belki de en güzeli dokunmanın kıymetini bilirdik.

Çünkü temas vardı, sanal hiç bir şey yoktu..

Belki de bu yüzden hep geçmişe özlem duyuyoruz

Her şeyin sahte ve göstermelik olduğu şu dönemde..

****

Sakaryalı#ANDIMIZ# @beynevit63
Ne güzel özetlediniz.🙏😍
'Kendimizi dostlarımızla, dostlarımızı kendimizle paylaşırdık.'Çok doğru.
Şükür ki, hala böyle dostlarımız var, var da galiba bizler bunu yaşayan son nesiliz 

 

Alıntı: Sakaryalı#ANDIMIZ# @beynevit63



20260914

📌🇬🇷Yunanistan'ın -ister Antik Yunan, ister Modern Yunan- doğal sınırları bu kadardır.


📌Yunanistan'ın -ister Antik Yunan, ister Modern Yunan- doğal sınırları bu kadardır. 

Bunun dışında kalan hiçbir yer hiçbir zaman Yunanistan olmadı.

1832'de kazandıkları toprakları biz de onayladık, İstanbul Antlaşması bu Yunan topraklarını resmen tanır. 

Ama ondan sonrasını hiçbir zaman savaşarak almadılar. Antik dönemde de bugünkü sınırlarına hiçbir zaman sahip olamadılar. Onlar Sparta, Atina, Korit, Argos ve birkaç küçük ada krallığından başka bir şey hiç olamadı. Tarihi örnek vererek bir şey ispat edemiyorsunuz, çünkü tarihte böyle bir Yunanistan yok... 

Mitolojiniz bir başlangıç değil, çalıntı. Mitolojik unsurlarınız da sizin tarihiniz değil, tüm mitolojinizin esas kaynağı Girit, Mısır ve Anadolu'dur. Bu iki toprağın da hiçbir zaman sahibi olamadınız.

Yunanistan 1832 sınırlarına dönmeden hiçbir şey çözülemez.

 Alıntı: Volkan Giritli 🇹🇷🇦🇿 @volkan_giritli 

aşağıdaki Yunanlıların iddialarındaki haritalara cevap olarak...




📖 Göktürk dönemi ve Eski Türkçede Atlıg (atlığ), Atı olan, Atlı anlamındadır.

 

Göktürk dönemi ve Eski Türkçede Atlıg (atlığ), Atı olan, Atlı anlamındadır. Atlıg Sü ifadesi Bilge Kağan Yazıtı’nda geçer. Askerî kullanımda Atlıg sü, “atlı ordu, süvari kuvveti” anlamındadır. Bunun karşısında Yadağ sü, “yaya ordu” yani Piyade kullanılıyordu. Göktürk askerî terminolojisinin dikkat çekici kavramlarından biri de Yelme’dir. Tonyukuk Yazıtı’nda geçen bu terim, genel olarak ordunun önünde hareket eden öncü ve keşif kolu olarak açıklanır; bağlama göre “keşif süvarisi” anlamı da verilmektedir. Kelimenin yel- “hızla gitmek, koşmak, atla ilerlemek” fiiliyle bağlantılı olduğu düşünülür. Böylece atlıg, atlı/süvari savaşçıyı ifade ederken yelme, özellikle keşif, gözetleme ve öncülük görevini yerine getiren hareketli askerî unsuru ifade etmektedir. 

Nuray Bilgili

📖Türk Atasözü: ‘’Dün öleni dün gömerler''

 

Günün atasözü paylaşımı:

"İnsan uğradığı başarısızlığı hemen unutmalı ve daha iyi sonuçlar almayı hedefleyerek hep ileriye bakmalıdır."

🏛️İngiltere’deki British Museum’de açık ara en iyi eserin bizden çalınan Nereidler Anıtı olması..



Arkeoloji ve TÜRK Tarihi @ArkeolojiveTurk

''Ben olsam bunun kopyasını yaparım, Antalya'daki Ksanthos antik kentine koyarım ve altına "orijinali İngiltere tarafından çalınmıştır" yazarım.''


20260912

🎞️🇹🇷ANADOLU İNSANI: Naylon çadırda kurduğu hayalle tıp fakültesini kazandı.

 

Naylon çadırda kurduğu hayalle tıp fakültesini kazandı.

Antalya’da ailesiyle orman işlerinde çalışan 18 yaşındaki Ahmet Deniz, yaz tatillerini çadırda geçirerek sınava hazırlandı.

Deniz, zorlu koşullara rağmen Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesini kazandı.

🎞️🇹🇷ANADOLU İNSANI: 600 yıl boyunca adaleti, merhameti ve insanlığıyla bir imparatorluk yönettiğini unutmuşlar.

İstanbul’da bir turist insanlığımızı test etmek için, elindeki poşetle birlikte yere düşmüş. Sonra yardımına koşan, hatta pansumanını bile yapan vatandaşlarımızı kaydetmiş.

Bu halkın, 600 yıl boyunca adaleti, merhameti ve insanlığıyla bir imparatorluk yönettiğini unutmuşlar.

Bizim mayamızda insanlık var. 🇹🇷

 

20260911

📖 Yunan İşgali ve Yunan Ordusu'nun Anadolu'da işlediği v a h ş e t le r

Bizim Bakanlığımızın arşivlerinden yayımladığımız belgeler ve fotoğraflar, 1919-1922 yılları arasında Yunan Ordusu'nun Anadolu'da işlediği vahşetleri bir kez daha gözler önüne sermektedir

Anadolu'yu işgal ve sonraki geri çekilme süreçlerinde, Yunan kuvvetleri sistematik bir yok etme politikasını izlemişlerdir—bu gerçek, Lozan Barış Antlaşması'nda ve çeşitli uluslararası raporlarda da kabul edilmiştir.

Şimdi paylaştığımız kayıtlar, Bursa yakınlarındaki bir köyde Türk sivil halkına karşı gerçekleştirilen bir katliamın ürkütücü bir örneğini oluşturmaktadır.




*Alıntı: Turkish MFA @MFATurkiye


Batı Anadolu'da, çocuklar, kadınlar ve yaşlılar dahil 640.000 Türk, Yunanlılar tarafından katledildi.

1,5 milyon Türk yerinden edildi.

Kaçarken, Yunanlılar ayrıca birçok Türk şehrini ateşe verdi.


Yunanistanlı yazar Dr. George Nakratzas,
"Yunanistanlı olarak asıl biz Türkler´e soykırım yaptık.
Dünyada bir katliamdan söz edilecekse, Yunanlılar´ın katliamlarına bakmak gerek."

************ 


 Tarihçi Justin McCarthy'ye göre, 1914 ile 1922 yılları arasında Yunanlılar, Rumlar ve Ermeniler tarafından öldürülen Anadolu'daki Türklerin sayısı



🎞️ *** Prof. Dr. Justin McCharty: 
“Balkanlar’da Türklere olanlar; bugüne dek, insanoğlunun başına gelen en büyük felaketlerdendir ve bunu kimse bilmez."
🎞️ *** 1923 Türkiye - Yunanistan Nüfus Mübadelesi ile Karadeniz bölgesinden Yunanistan'a göç eden Rumların 1919 tanıklıkları..

Uydurma soykırım yalanları yayanlara izletmek lazım. 


15 MAYIS 1919'DA İZMIR'DE YUNANLILAR TARAFINDAN TÜRKLERE YAPILAN K A T L İ AM

15-16 Mayıs'ta Yunanlılar tarafından öldürülen Türk sivillerin sayısının 700 olduğu tahmin ediliyor.

Yunan yaklaşık 640.000 Türkü çoluk çocuk, kadın yaşlı demeden katletti. Kaçarken de bir çok Türk şehrini ateşe verdi. Yunanlar tarafından yakılan Türk şehirleri


🎞️ *** Pontus çeteleri Samsun Bafra'da 150 haneli Çağşur köyüne yaptıkları baskında bir hane bile bırakmadan köyü tamamen yakmışlar ve bütün ahaliyi katletmişlerdi. 

1905 doğumlu Hasan Er katliamı anlatıyor. 

🎞️ 1️⃣Pontus Rum Devleti dedikleri coğrafyada rumlar nüfusun beşte biri kadardırlar. 
 2️⃣Amiral Bristol'ün raporlarına göre Rum çeteleri İzmir'i işgal eden Yunan ordusu gibi gaddarca davranmışlardır.
3️⃣Siz bir alıntı ile Türkler Rumlara soykırım uyguladı diyemezsiniz...
 

*** “PONTUS SOYKIRIMI” İDDİASI
TARİHSEL GERÇEKLERLE UYUŞMUYOR VE SİYASİ BİR PROPAGANDADIR

• 350.000 ölü iddiası, tarihî belgelerle doğrulanmamaktadır.




******
Arkeoloji ve TÜRK Tarihi @ArkeolojiveTurk
Kaynak dil: İngilizce

En Çok Okunanlardan...