Blog Listem

20260821

📰 Bitlis'te Ahıskalı Türkler için yapılan kalıcı konutların teslimine başlandı

Bitlis'te Ahıskalı Türkler için yapılan kalıcı konutların teslimine başlandı

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Ukrayna'daki savaş bölgesinden getirilen Ahıskalı Türkler için Bitlis'te inşa edilen kalıcı konutların teslim sürecinin başladığını bildirdi.

21 Ağustos 2026

Çiftçi, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Türkiye'nin ihtiyaç sahiplerine yönelik insani desteğini sürdürdüğünü belirtti.

Bitlis'te yürütülen konut teslimine ilişkin bilgi veren Çiftçi, şunları kaydetti:

"Dört yıl önce geçici barınma merkezlerimizde yaralarını sardığımız kardeşlerimiz, bugün kalıcı ve sıcak yuvalarına kavuşuyor. Göç İdaresi Başkanlığımızın koordinasyonunda inşası yürütülen kalıcı konutlar, Bitlis Valiliğimizin çalışmalarıyla hak sahiplerine teslim edilmeye başlandı. İnşaatlarımız hız kesmeden devam ediyor, tek bir kardeşimiz bile dışarıda kalmayacak, tüm hak sahibi soydaşlarımız en kısa sürede kendi evlerine, güvenli yuvalarına kavuşacak."

 Alıntı: https://www.trtavaz.com.tr/haber/tur/turkistandan/bitliste-ahiskali-turkler-icin-yapilan-kalici-konutlarin-teslimine-baslandi/6a883585f51f26438f351b53




Ahıska Türkleri kimdir, nasıl sürgün edildiler?
Sovyetler Birliğinin lideri Stalin, 14 Kasım 1944'te, Gürcistan'ın Türkiye sınırına yakın bölgesi Ahıska'da yaşayan Türkleri birkaç saat içinde trenlere doldurarak sürgüne gönderdi. Sürgünden yıllar geçse de Ahıska Türkleri sürgünü ve kayıplarını hala hatırlıyor.
21.11.2022 

AHISKA TÜRKLERİ KİMDİR?

Ahıska Türkleri,Gürcistan'ın güneybatı ucunda, merkezi Ahıska (Ahaltsihe) olan Mesheti bölgesinde yaşayan Müslüman nüfusa 20. yüzyılın ikinci yarısında verilen isimdir. Misket Türkleri olarak da adlandırılırlar.

AHISKA TÜRKLERİ NEREDE YAŞIYOR?

Bugün Ahıska Türkleri, II. Dünya Savaşı sırasında yaşanan zorunlu sürgünler nedeniyle eski Sovyetler Birliği'ne , Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Azerbaycan, Rusya Federasyonu, Ukrayna, ABD ve Türkiye’de yaşamlarını sürdürüyor.

O zamanlar Sovyetler Birliği, Türkiye'ye yönelik bir baskı kampanyası başlatmaya hazırlanmakta ve Joseph Stalin, Türk nüfusunu temizlemek istemektedir.

AHISKA TÜRKLERİ NASIL SÜRGÜN EDİLDİ?

1944'te Ahıska Türkleri, Türkiye sınırından akrabalarıyla iş birliği yapıp kaçakçılık, haydutluk ve casusluk yapmakla suçlanmıştır. Joseph Stalin tarafından 1944'te Gürcistan'dan kovulmuşlar, sınır dışı edilmeden önce ve sonra ayrımcılığa ve insan hakları ihlallerine maruz kalmışlardır.

Yaklaşık 115.000 Ahıska Türkü Orta Asya'ya sürülmüş ve daha sonra sadece birkaç yüzü Gürcistan'a dönebilmiştir. 1990 yılında Ukrayna'ya göç edenler, mevsimlik işçilerin yaşadığı gecekondu kasabalarına yerleşmişlerdir.

Ahıska sürgünü nedir
Ahıska sürgünü nedir, ne zaman yaşandı, Ahıska Türkleri'ni kim sürgün etti? Stalin tarafından yönetilen SSCB 1944 yılında onbinlerce Ahıska Müslüman Türkünü toprağından sürmüş mallarına el koymuştu.
 
15 Kasım 2022 08:14
 Tarih Ve Arkeoloji

31 Temmuz 1944’te Stalin imzalı bir karar ile de bölgede yaşayan yaklaşık 86 bin Türk ve Müslüman nüfus Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’a sürgün edildi, mallarına mülklerine el konuldu.

Türkiye’nin kuzeydoğusunda Ardahan sınırına 15 km mesafede Gürcistan toprakları içerisinde bulunan Ahıska bölgesi Türklerin eski devirlerden itibaren yaşadığı bir bölgeydi. Bununla birlikte bölgede Türk nüfusunun artması 12.yüz yılın başlarında oldu.

AHISKA SÜRGÜNÜ NEDİR?

Gürcü Kralı II.David Selçuklulara ve İranlılara karşı savaşacak ordusu olmadığından Kafkasya’ya gelmiş olan Kıpçak Türklerini ülkesine davet etti. Bu davetin ardından yaklaşık 45 bin Kıpçak ailesi bölgeye yerleşti. Çoruh-Kür ırmakları boylarına yerleşen ve Gürcülerle din birliği içinde olan Kıpçak Türkleri devletin ordu,siyaset ve maliyesinde etkili bir konuma ulaştılar.

13.yüzyılın ortalarında ise bölgedeki Kıpçak Türkleri-Atabeyleri Gürcü yönetimine isyan ederek kendi hükümetlerini kurdular. Ahıska Türkleri Atabey  hükümeti yaklaşık 310 yıl bölgede hakim oldular (1268 – 1578) Serdar Mustafa Paşa komutanlığında Osmanlıların gelişine kadar (1578) İlhanlı - Celayirli, Karakoyunlu, Akkoyunlu gibi Müslüman Türk Devletlerine tabi olarak varlıklarını sürdürdüler.

Bölgenin Osmanlı hakimiyetine girişi ise Osmanlı padişahı III.Murat devrinde Serdar Mustafa Paşa tarafından gerçekleştirildi. Safeviler üzerine sefere çıkan Mustafa Paşa Ardahan ovasına geldiğinde bölgedeki Türk Beylerine birer mektup göndererek Osmanlı devletine bağlılıklarını bildirmelerini istedi. Safevilerin bozguna uğratılmasının ertesi günü 10 Ağustos 1578’de Atabek Manuçahr Bey serdarın otağına gelerek itaatini arz etti. Müslümanlığı kabul ederek II.Atabekli Mustafa Paşa adını aldı. Ardından da merkezi Ahıska olarak kurulan  Çıldır eyaletinin Beylerbeyi oldu. Bölgenin Türk ahalisi de kısa süre içinde İslamı kabul etti. Osmanlı yönetimine giren Ahıska hızlı bir gelişim sürecine girdi. Camiler,medreseler,kervaransaraylar ve yeni yapılan yollar ile Ahıska bir ticari merkez haline geldi.

Ahıska bölgesinin ve buradaki Türklerin kaderi ise 1828-1829 Osmanlı Rus savaşından sonra değişti. Ahıska Türkleri Ruslara karşı büyük bir kahramanlık örneği sergilese de bu savaş sonrasında Ahıska Rusların eline geçti ve Osmanlı devletinin bölgedeki hakimiyeti sona erdi. Ruslar Ahıskayı ele geçirdikten sonra bölgenin nüfus yapısını değiştirdiler. Bölgeye on binlerce,Rus,Ermeni ve Gürcü  göç ettirildi. 1877-1878 Osmanlı Rus savaşı sürecinde ise bölgedeki Türkler katliamlara ve sürgünlere maruz kaldı. Katliam ve sürgünlerden kaçan on binlerce Ahıska Türk’ü ise  Osmanlı topraklarına göç etti.

I.Dünya savaşı esnasında da Ahıska Türkleri büyük katliamlarla karşı karşıya kaldılar. Bölgedeki Türk nüfusu yok etmek isteyen Ruslar, diğer etnik unsurların ( Ermeni,Gürcü ) yardımlarıyla  binlerce Ahıskalı Türk’ü Osmanlı ordusuna yardım ettikleri gerekçesiyle katlettiler.

Katliamları beraberinde getiren I.Dünya savaşı aynı zamanda Ahıska Türkleri için yeni bir ümit kapısı oldu. Rusya’daki 1917 Bolşevik ihtilali sonrasında yeni Rus yönetimi Rusya içerisindeki halklara  self determinasyon hakkı vermişti. Yani isterlerse ayrılarak bağımsız devletler kurabilme hakkı. Ahıska Türkleri de 1918 Nisanında Osmanlı devletine katılma kararı aldılar ve bu kararı Osmanlı devletine illettiler. Bu müracaat, 4 Haziran 1918′de yapılan Batum Antlaşması’nda Gürcistan Cumhuriyeti tarafından kabul edildi. Böylece Ahıska bölgesi Osmanlı topraklarına dahil oldu. 14 Temmuz 1918 tarihinde Kars,Ardahan ve Batum’da yapılan halk oylamasında da bölgedeki nüfusun tamamına yakını Osmanlıya bağlanma kararı verdi.

Ancak bu durum fazla uzun sürmedi. I.Dünya savaşından mağlup ayrılan Osmanlı devleti Mondros Ateşkes Antlaşması ile bölgeden çekilmek zorunda kaldı. Bölgede kendi başlarının çaresine bakmak zorunda kalan Türkler birkaç hükümet kurmuşlarsa bu hükümetler İngilizler tarafından ortadan kaldırıldı. Son olarak bölge 1921’de Kazım Karabekir tarafından tekrar ele geçirildi. Ancak elde tutulamadı. 1921 Kars ve Moskova antlaşmaları ile bölge Ruslara terk edildi.

Çarlık Rusyası dönemindeki baskı ve zulümler Sovyetler döneminde de devam etti.  Özellikle 1918 yılında bölgede yapılan olan referandumun sonuçları ve bölge ahalisinin Osmanlı devleti ile birleşme talepleri hem Rus hem de Gürcistan yönetimince unutulmadı. Ahıska Türkleri Türkçülük, Kemalistlik, ajanlık gibi bahanelerle baskı altında tutuldular. Bu baskılar Stalin döneminde en üst noktaya çıktı. Ahıska Türklerinin önde gelen aydınları çeşitli suçlarla tutuklandılar, öldürüldüler, sürgün edildiler.   

II.Dünya savaşının başlaması ise Ahıska Türkleri için en büyük felaket oldu.  Savaş başlayınca 15 yaşından 55 yaşına kadar bütün erkekler yaklaşık 40 bin kişi askere alınarak Alman cephesine sevk edildi. 31 Temmuz 1944’te Stalin imzalı bir karar ile de bölgede yaşayan yaklaşık 86 bin Türk ve Müslüman nüfus Kazakistan,Kırgızistan ve Özbekistan’a sürgün edildi,mallarına mülklerine el konuldu. Sürgünün gerekçesini ise Rus askerleri şöyle açıklıyorlardı: "Sovyet hükümetinin Türkiye ile harp etme ihtimali vardır. Sizi 6 aylığına sürgüne göndereceğiz”. Hazırlanmaları için birkaç saat verilen insanlar tren vagonlarına doldurularak 10-15 günlük yolculuğa çıkarıldılar. Yolculuk esnasında ve sonrasında binlerce insan hastalıktan, açlıktan, havasızlıktan hayatlarını kaybetti.

Savaştan dönen gaziler ve madalyalı kahramanlar köylerine döndüklerinde ailelerini bulamadılar. Ailelerinin sürgüne gönderildiğini gören Ahıskalı Türkler madalyalarını parçaladılar ve ailelerinin izini sürmek için Orta Asya yollarına düştüler. 6 aylık sürgün hiç bitmedi. Ahıska Türklerine yurtlarına geri dönüş izni hiçbir zaman verilmedi.

Ahıska Türklerinin sürgün çilesi yeni yerleştikleri bölgede de son bulmadı. 1989 Nisanında Özbekistan’ın Kuvazay kasabasında başlayan bir pazar kavgası git gide büyüyerek Ahıska Türkleri için yeni bir felaketin başlangıcı haline geldi. Özbeklerle Ahıska Türkleri arasındaki çatışmalarda yüzlerce kişi öldü. Bu gelişme sonrasında Ahıska Türkleri bir kez daha sürgünle karşı karışa kaldılar. Rusya’nın diğer bölgelerine göç ettirildiler.

Şu anda yaklaşık yarım milyon Ahıska Türk’ü, Azerbaycan, Kırgızistan, Kazakistan, Rusya, Ukrayna,Sibirya ve Kuzey Kafkasya ülkelerine yaşamaya devam etmekte. Gürcistan hükümeti Avrupa Konseyine taahütte bulunmasına rağmen henüz Ahıska Türklerinin yurtlarına dönüş izin vermemektedir.

Alıntı: https://www.sonhaberler.com/ahiska-surgunu-nedir-ne-zaman-yasandi-ahiska-turklerini-kim-surgun-etti-haber-820095


20260820

📰 Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarını parçalayıp yutmaya hazır olan Sömürgeci Batı’nın planları nasıl gerçek oldu

 

Osmanlı böyle battı: PARA PUL OLUNCA! 

1914-1922 arasındaki savaş yıllarında ortalama enflasyon yüzde 1200 ile 1700 civarında… Fiyatlar 18-20 kat artıyor. Örneğin 1914'te dört kişilik bir ailenin gıda harcaması 225 kuruşken, 1920'de 3049 kuruşa yükseliyor. Maaşlar ise artmıyor. Halkın alım gücü yüzde 80 azalıyor. Para yüzde 85 değer kaybediyor.

Osmanlı'da 16. yüzyıldan itibaren paranın değeri hep düştü. Fiyat artışları ve yüksek enflasyon halkı olumsuz etkiledi.

Ben bu yazıyı kaleme alırken 1 dolar, 7.00 TL'ye yaklaşıyordu. Gerçek şu ki, Türkiye'de enflasyon yükseliyor. İşsizlik artıyor. Zamlar halkın belini büküyor. Halkın alım gücü azalırken borç yükü artıyor. Paramız her geçen gün değer kaybediyor. Eskilerin tabiriyle para “pul” oluyor.

İşte bugün size Osmanlı'da “paranın nasıl pul olduğunu” anlatacağım.

Kim bilir! Belki biraz ders alırız!

OSMANLI'DA PARANIN DEĞER KAYBI

Osmanlı'da, daha Fatih Sultan Mehmet döneminde, yani 15. Yüzyıl'da altın ve gümüş darlığı başlıyor. Avrupa'da coğrafi keşiflerden sonraki altın ve gümüş bolluğunun bir sonucu olarak Osmanlı piyasaları “Duka”, “Real” gibi yabancı paraların istilasına uğruyor. Osmanlı akçesinin değeri düşüyor. Piyasada “kalp” paralar çoğalıyor. Mal fiyatları yükseliyor. Enflasyon artıyor. Bitmeyen askeri harcamalar hazineyi sarsıyor. Devlet, 1550'den sonra akçeyi sürekli küçültmek zorunda kalıyor. Para darlığı “tefeciliğe” ve “faizciliğe” yol açıyor. İslam şeriatı en çok yüzde 15'lik bir faize izin verirken Osmanlı'da uygulamada yüzde 30 ile yüzde 60 arasında faizle borç verip zenginleşenler oluyor.

Sonunda Osmanlı'da 1584 devalüasyonu gerçekleşiyor. Akçenin değeri yüzde 70 oranında düşüyor. 14. Yüzyıl sonunda Sultan Orhan döneminde 100 dirhem gümüşten 269 akçe kesilirken, 16.Yüzyıl sonunda 3. Murat döneminde 100 dirhem gümüşten 525 ile 950 akçe kesiliyor. Akçeler gittikçe inceliyor. Öyle ki 1584 devalüasyonu sonrası 100 dirhem gümüşten 1000 akçe kesilmesi gündeme geldiğinde Darphane Mültezimi Ali Efendi, “Bir badem ağacı kadar ince, bir şebnem katresi kadar hafif” akçelerden söz ediyor. İran ve Avusturya savaşları para darlığını daha da artırınca 1 akçe, 4-5 parçaya bölünerek piyasaya sürülüyor. Anlayacağınız para pul olmaya başlıyor.

OSMANLI'DA KITLIK VE AÇLIK

Daha 16. Yüzyıl'ın başlarında Osmanlı'da halk ve devlet para sıkıntısı çekiyor. Öyle ki II. Bayezid'in illerde valilik yapan oğulları, aylıklarının azlığı nedeniyle zor geçinebiliyorlar. Buna karşın Rüstem Paşa, İbrahim Paşa gibi bazı devlet adamları rüşvet ve yolsuzlukla büyük servet yapıyorlar. 16. Yüzyıl'da devlet, para bulabilmek için vergileri artırıyor. Böylece özellikle köylü ezilmeye başlıyor. (İstanbul halkı, 1876'ya kadar emlak vergisi bile ödemiyor) Osmanlı'da vergi yükünün yüzde 87'si, milli gelirin yarısından az pay alan köylüye yıkılıyor. (Vedat Eldem, Osmanlı İmparatorluğu İktisadi Şartları Hakkında Bir Tetkik, s. 246). Osmanlı'da halkı, köylüyü ezen sadece vergiler değil: 1585-1595 arasında fiyatlar artıyor, pahalılık baş gösteriyor. Özellikle buğday fiyatlarındaki artış halkı derinden etkiliyor. Buğdayın fiyatı Edremit'te 40-50, Orta Anadolu'da 20 akçeden aşağı düşmüyor. 150 yıl içinde buğday fiyatı 10 kat artıyor. Osmanlı'da asıl büyük pahalılık ve yüksek enflasyon 1596-1607 arasındaki “Celali Fetreti” ve “Büyük Kaçgunluk” döneminde görülüyor. Uzun Avusturya ve İran savaşları sırasında gelişen Celali isyanları nedeniyle köylünün üçte ikisi köyünü, evini, barkını bırakıp “çift bozup” kaçıyor. Bunlar ya “Levent” ya “suhte” olarak büyük şehirlere akıyorlar. Büyük şehirler kahveler ve bekâr odalarıyla doluyor. Fuhuş, içki, eşkıyalık, cinayet şehirleri sarsıyor. Köylerin terk edilmesiyle tarımsal üretim azalıyor.

Buğday üretimi azalınca Osmanlı Avrupa'ya buğday satışını yasaklıyor. Fakat kaçakçılar gizlice Avrupa'ya buğday satmayı sürdürüyor. Buğday darlığı kıtlığa yol açıyor. Osmanlı'da ilk büyük kıtlık 1494-1503 arasında görülüyor. İkinci büyük kıtlık 1564'te görülüyor. 1573-1576 arasında kıtlık daha da artıyor. 1603'te Anadolu'da yine “buğdaysızlık” ve “kıtlık” baş gösteriyor. Balıkesir'de buğdayın kilesi 90 akçeye kadar çıkıyor. Ekmeğin fiyatı iyice yükseliyor. Sonunda hububat alım satımı “vesikaya” bağlanıyor. Öyle ki İngiliz elçisi bile 1607'de İstanbul'da yiyeceği ekmeğin buğdayını ancak vesikayla satın alabiliyor. Osmanlı tebaası tam 15 yıl ekmek bulamıyor, halk açlıkla pençeleşiyor. (Mustafa Akdağ, Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası, s. 33-43, 89, 421-425).

Osmanlı'da son büyük kıtlık 1873-1875 arasında görülüyor. Ankara, Kırşehir, Yozgat, Çankırı ve Sivas'ta on binlerce insan açlıktan ölüyor. 12 Mayıs 1874'te Ankara'dan Basiret Gazetesi'ne gönderilen bir mektupta şöyle deniliyor: “Yirmi dört saatte bir defa arpa unundan bir bulamaç içiyoruz. Bu da bitmek üzeredir. Öküz ve diğer hayvanların tamamı telef oldu… Çoluk çocukların ekmek diye feryatlarına tahammül etmek mümkün değildir.” Sonuçta 1873-1875 arasında Ankara'nın Keskin kazasındaki 160-170 köydeki 52.000 kişiden 20.000 kişi açlıktan ölüyor, 7000'i başka yerlere dağılıyor. (Türk Ziraat Tarihin Bir Bakış, İstanbul, 1938, s. 210, 211-213).

PARASIZLIĞA ÇÖZÜM ARAYIŞLARI

II. Mahmut döneminde paranın adı ve şekli 35 kez değiştirildi.

16. Yüzyıl'dan itibaren akçenin değer kaybı önlenemiyor. Yabancı paralar akçe karşısında çok değer kazanıyor. Örneğin, 1611'de 1 florin, 200 akçeye yükseliyor.

17. Yüzyıl'da Osmanlı büyük bütçe açıklarıyla karşılaşmaya başlıyor. 1887/1888'den 1910/1911'e kadar, bütçe 4.2 milyar kuruş açık veriyor. (Eldem, s. 246).

Osmanlı, paranın tağşişi (değerini düşürme) yoluyla sorunu çözmek istiyor. 1810'dan itibaren paranın içindeki değerli maden oranı sürekli azaltılıyor. Paranın değerinin düşürülmesi, Yeniçeri isyanlarını, fiyat artışlarını ve kalpazanlığı körüklemekten başka bir işe yaramıyor.

Osmanlı, Rus Savaşı ve Küçük Kaynarca Antlaşması'ndan sonra 1775'te “Esham” yani “Hazine Bonosu” yoluyla iç borçlanmaya gidiyor. Zorunlu iç borçlanma olan “İmdadiye”ye ve özel kişilere toprak satışı anlamında “Malikâne Sistemi”ne başvuruyor. Olağanüstü hallerde alınan vergileri kalıcı hale getiriyor. 1770'lerde savaş masraflarını karşılamak için ölen şahısların terekesinin yüzde 60'ına zorla el koyuyor. Bazı tasarruf tedbirleri uyguluyor. Ancak yine de ekonomi düzelmiyor.

Osmanlı'da 18. Yüzyıl'da para basacak yeterli maden olmadığı için halk, bir emirle elindeki altın ve gümüş eşyayı devlete satmaya mecbur kılınıyor. 1789'da Şeyhülislam, “altın ve gümüş eşya kullanmak haramdır” diye bir fetva yayımlıyor. 1789 başında padişahın altın ve gümüş özel eşyaları, devlet adamlarının gümüş takımları darphanede eritilerek para basılıyor. İstanbul'daki Türk tüccardan 20.000, gayrimüslim tüccardan 12.000 okka saf gümüş isteniyor ve bunlar da eritilip para basılıyor. (Mübahat Kütükoğlu, Baltalimanı'na Giden Yol, s. 271)

Osmanlı'da 1780-1860 arasında enflasyon çok yükseliyor. Fiyatlar ortalama 12 ile 15 kart artıyor. 1814'te 1 İngiliz Sterlini 23 Osmanlı kuruşuna eşitken, 1839'da 1 İngiliz Sterlini 104 Osmanlı kuruşuna eşitleniyor. (Şevket Pamuk, Türkiye'nin 200 Yıllık İktisadi Tarihi, s. 112). Kütükoğlu'na göre; 1839'da 1 sterlin 130-135 kuruşa eşittir. 1844'te 1 sterlin 110 kuruşa eşitleniyor. (Kütükoğlu, s. 233).

Osmanlı 1839'da piyasaya kağıt para ve hazine bonosu şeklinde “kaimeler” çıkarıyor. Kolayca sahtesi yapılabildiği için kısa sürede enflasyona neden olan kaimeler 1862'de piyasadan çekiliyor. 1876'da bir kere daha piyasaya “kaime” sürülüyor. Fakat onlar da üç yıl sonra kaldırılıyor.

Osmanlı,1844'te “altın lira” ve “gümüş kuruş” şeklinde çift metalli sisteme geçiyor. 1881'de çift metalli sisteme son veriliyor ve para birimi sadece altın üzerinden tanımlanıyor.

Osmanlı 1848'den itibaren Galata bankerlerinden, Kırım Savaşı'ndan sonra, 1854'ten itibaren de İngiltere ve Fransa gibi Avrupa ülkelerinden yüksek faizle borç alıyor. Borçları yatırıma yönelik olarak kullanamıyor. Bu yüksek faizli borçlarla Boğaz'da saraylar bile inşa ediliyor.

Osmanlı'nın 14 ve 15. yüzyıllarda Batılı ülkelere verdiği kapitülasyonlar, 18. ve 19. yüzyıllarda daha da genişletiliyor. Özellikle 1838 Baltalimanı Ticaret Antlaşması sonrasında Osmanlı pazarları İngiliz mallarıyla doluyor. Çünkü daha önce ithalat ve ihracatta yüzde 3 olan gümrük vergisi, ihracatta yüzde 12, ithalatta yüzde 5 oluyor. Ayrıca İngiliz tüccarlar, yerli tüccarların ödediği yüzde 8 oranındaki iç gümrük vergisinden de muaf kılınıyor.

SAVAŞIN YARATTIĞI EKONOMİK YIKIM

1914'te 1. Dünya Savaşı'na girerken Osmanlı'nın toplam dış borcu 153.7 milyon Osmanlı Lirası… Savaşa girerken devlet hazinesinde sadece 92.000 altın lira var. Osmanlı artan savaş masraflarını karşılamak için Almanya'dan borç alıyor. Savaş sonunda Almanya'ya 150 milyon lira borçlanıyor. Böylece I. Dünya Savaşı sonrasında, Osmanlı'nın toplam dış borcu 303.7 milyon liraya ulaşıyor. Üstelik bu borçların sterlin, frank ve mark gibi yabancı paralarla ödenmesi gerekiyor.

I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı'da her alandaki üretim neredeyse yarı yarıya azalıyor. Savaş koşullarında fiyatlar 18-20 kat artıyor. Buna karşın maaşlar artmıyor. İnsanların alım gücü yüzde 80 oranında azalıyor. (Pamuk, s. 1782). Korkunç bir enflasyon baş gösteriyor. Öyle ki savaş başında, 1914'te 100 olan tüketici fiyat endeksi, savaş sonunda, 1919'da 1215'e yükseliyor. Savaş yıllarında, 1914-1922 arasında gerçekleşen toplam enflasyon yüzde 1200 ile 1700 civarında… Örneğin 1914'te ekmeğin okka fiyatı 1.25 kuruşken, 1920'de 16 kuruşa çıkıyor. 1914'te dört kişilik bir ailenin gıda harcaması 225 kuruşken, 1920'de 3049 kuruşa yükseliyor.

Osmanlı savaş başında 1915'te piyasaya kağıt para çıkarıyor. Bu kâğıt paralar, önceleri 1 lira ile satın alınırken üç yıl içinde 4-5 altın Osmanlı Lirası'yla satın alınabilen bir mal oluyor. Paranın değeri sürekli düşüyor. Vedat Eldem, I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı parasının yüzde 85 değer kaybettiğini belgeliyor. (Eldem, s. 204) Savaşlardan sonra 1923'te 1 dolar 120 kuruş, 1 sterlin 810 kuruş oluyor.

I. Dünya Savaşı başında, 1914'te seferberlik ilan edilince başlayan panikte İstanbul ekmeksiz kalıyor. Halk fırınlara hücum ediyor. Savaş öncesinde Rusya'dan buğday alan Osmanlı, savaşta Rusya ile cephe cepheye gelince buğdaysız kalıyor. Malların fiyatları yükselince karaborsacılık başlıyor. 1915'ten itibaren halk açlıkla boğuşuyor. 11 Nisan 1917'de New York Times, İstanbul halkının durumunu şöyle özetliyor: “Açlık başlamış durumda. Orta gelirli ve emekçi sınıfların sefaleti nefes kesecek ölçüde. Tifüs salgınının önü güçlükle alınabilmiş. (…) Sokaklarda rastladığımız insanların yüzleri sarı, elmacık kemikleri zayıflıktan fırlamış, gözleri bütün anlamlarını yitirmiş; dik ve zayıf bakıyor. (…) Eskilerin en önemli gıdası çeyrek ekmek, peynir ve zeytin, 1.25 dolara zorlukla bulunabiliyor. Tereyağının kilosu 5, peynirin 7 ve zeytinin 1.5 dolar civarında…”

Hükümet, 1918'de İstanbul halkına ekmek bulabilmek için 3 milyon lira borç almak zorunda kalıyor.

Mayıs 1919'da Osmanlı, subay ve memur aylıklarını ödeyemez duruma geliyor.

Sonunda ne mi oluyor?

Osmanlı 1876'da borçlarını ödeyemeyip “iflas” ediyor. Bunun üzerine 20 Aralık 1881'de Muharrem Kararnamesi'yle alacaklı Avrupa ülkeleri Duyunu Umumiye'yi kurup Osmanlı'nın temel gelirlerine el koyuyorlar. II. Abdülhamit her şeyi; madenleri, demiryollarını, limanları, hatta tütünü, dahası elektrik, su, havagazı gibi tüm yatırımları yabancılara teslim ediyor. Osmanlı bağımlı hale geliyor.

İşin özü şu ki, coğrafi keşiflerin, Rönesans'ın, aydınlanma döneminin, Sanayi Devrimi'nin Batı'da yarattığı değişime ve dönüşüme uyum sağlayamayan Osmanlı, köylerin boşalması, üretimin azalması, ordunun bozulması, savaş masraflarının artması, vergi adaletsizliği ve paranın pul olması ile borç ve faiz batağına sürüklenip batıyor.

ATATÜRK ETKİSİ

Cumhuriyetin 15. yıldönümünde hazırlanan Kalkınma Sembolü... 5K işareti kalkınma, kafa, kalp, kol, kuvvet anlamına geliyor...

İşte Atatürk, I. Dünya Savaşı'nın yıkımı sonrasında gırtlağına kadar borçlu, yokluk ve yoksulluk içinde, orduları dağıtılmış, toprakları işgal edilmiş, savaş yorgunu bir ülkede emperyalizme karşı bir bağımsızlık savaşı kazanmayı başardığı için büyük liderdir.

Atatürk, 17 Şubat 1923'te İzmir İktisat Kongresi'nde söylediği gibi kazandığı askeri ve siyasi zaferi ekonomik zaferle taçlandırıyor: Önce Osmanlı'nın tüm bağımlılıklarına son veriyor: Lozan'da kapitülasyonları kaldırıyor. Osmanlı borçlarını ödemeye başlıyor. Köylüyü ezen vergileri kaldırıyor. Tarlalar yeniden ekiliyor. Ülkenin dört bir yanında fabrikalar kuruyor. Türkiye üretmeye başlıyor. Türkiye üç beyazda; bez, şeker ve unda kendi kendine yeter hale geliyor.

1929 Dünya Ekonomik Krizi'ne rağmen 1924-1938 arasında Türkiye'nin büyüme hızı ortalama yüzde 8'in altına düşmüyor. 1889-1914 arasında Osmanlı'nın kalkınma hızı ortalama yüzde 2.2 civarındaydı. (Eldem, s. 316). Atatürk Türkiye'si enflasyonsuz, dış borçsuz kalkınıyor. 1923-1938 arasında GSMH 3 katına, kişi başına milli gelir 2 katına çıkıyor. 1923-1938 arasında, 11 yıl bütçe denkliği sağlanıyor, 3 yıl ise gelir giderden fazla oluyor. 1938'de Merkez Bankası'nda 36 milyon dolar döviz, 26 ton altın biriktiriliyor. Türk parası değerini koruyor.

Keşke çocuklarımıza Osmanlı'da paranın nasıl pul olduğunu, Osmanlı'nın nasıl iflas edip battığını ve Atatürk'ün nasıl kendi ayakları üzerinde duran bir Türkiye Cumhuriyeti yaratığını anlatabilseydik. Keşke!

Sinan MEYDAN (2019)

📰 İki Kıbrıslı Rum politikacı, kendi taraflarını 1974'le yüzleşmeye çağırdı.


 İki Kıbrıslı Rum politikacı, kendi taraflarını 1974'le yüzleşmeye çağırdı.

Eski Dışişleri Bakanı Erato Kozaku-Markoulli: 

Hiçbir Kıbrıslı Rum, Kıbrıslı Türkleri öldürdüğü için cezalandırılmadı.

Milletvekili Yorgos Koukoumas: 

Adanın tarihinin en karanlık sayfalarından biri.


Alıntı: Y.T.C @Young_Turk_Cyp


🎞️ 🗣️Altın Orda Devleti gerçekten bir Moğol devleti miydi, yoksa kısa sürede Türkleşen bir Kipçak hanlığı mı?


 Altın Orda Devleti gerçekten bir Moğol devleti miydi, yoksa kısa sürede Türkleşen bir Kipçak hanlığı mı? 

 

 Altın Orda Devleti gerçekten bir Moğol devleti miydi, yoksa kısa sürede Türkleşen bir Kipçak hanlığı mı? 

"Cengiz Han soyundan gelmeyen birinin han kabul edilmesi mümkün değildi ama Altın Orda çok kısa sürede tamamen Türkleşti ve Moğolca metin dahi kalmadı.”


TRT AVAZ @trtavaz


📰 Avrupa'nin en büyük s o y k ı r ı m ı Türklere karşı yapılmıştır.



Avrupa'nin en büyük s o y k ı r ı m ı Türklere karşı yapılmıştır. Balkan nüfusunun %50'sini oluşturan Türklerin 5.9 milyonu s o y k ı r ı m a uğramış 5 milyonu da sürgün edilmiştir.

Bu istatistikler Amerikalı Tarihçi Justin McCarthy tarafından derlenmiştir.

Fabrikasyon hikayeler değildir.



Alıntı: Facts_reminding. @turkic_facts

📖 Türk dilinde lehçelere göre ‘’düş'’ / ‘rüya’' nasıl söylenir?


Türkiye Türkçesi: düş (rüya)
Türkmen Türkçesi: düyş
Nogay Türkçesi: tüs
Karakalpak Türkçesi: tüs
Kazak Türkçesi: tüs
Kırgız Türkçesi: tüş — rüya; uyku
Özbek Türkçesi: tuş
Tuva Türkçesi: düş
Sagay, Koybal, Kaça: tüs
Yakut Türkçesi: tǖl




Türk birliği, dil birliğidir.
Dilde, fikirde, işte birlik!

#Türkçe #KökenBilim

Alıntı. Türkçeye Dönüş @Dilinesahipcik 

🇹🇷 İçinde tek bir Türk yaşamamasına rağmen sokakları ay-yıldızlı bayraklarla donatılan Faymonville

 


 

20260819

📰 Bilecik'in İnhisar ilçesindeki Gedikkaya Mağarası’nda 25 kaplumbağa heykelciği bulundu


Bilecik'in İnhisar ilçesindeki Gedikkaya Mağarası’nda, MÖ 14500 ila MÖ 11200 yıllarında yapıldığı değerlendirilen 25 kaplumbağa heykelciği bulundu.

Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi (BŞEÜ) İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Deniz Sarı başkanlığında yürütülen kazılarda kireç taşından yapılmış, bazıları kil malzemeyle kaplanmış, en büyüğü yaklaşık 30 santimetre uzunluğunda ve 20 santimetre genişliğinde olan yaklaşık 25 kaplumbağa figürü ortaya çıkarıldı.Karbon-14 testleriyle Epipaleolitik Dönem'e denk gelen söz konusu heykelciklerin, ritüel amaçlı yapılıp mağaraya yerleştirildiği düşünülüyor.

Prof. Dr. Deniz Sarı, heykelciklerin çoğunun amatörce şekillendirdiğini dile getirdi. Bu sebeple heykelciklerin ritüel amaçlı yapıldığını tahmin ettiklerini belirten Sarı, şunları kaydetti: "Hıdırellez'de insanlar adaklarını adarlar ve kağıtların üzerlerine dileklerini yazarlar. Ardından kapatırlar ve bir yere gömerler. Burada da aynı şekilde, yuvarlak halkalar oluşturan mimari bir düzenleme var. Bunların etrafında da toprağa saplanmış halde, çoğu yarım veya hızlıca şekillendirilmiş kireç taşından kaplumbağa heykelcikleri bulduk."

Bölgede bir "dağ kültü" oluştuğunu düşündüklerini ifade eden Sarı, şöyle konuştu: "Belki de bu dönem için böyle bir kültten bahsetmek çok erken ama şunu biliyoruz, ele geçen küçük boyutlu heykelciklerin büyük bölümü 'bilinçli olarak Gedikkaya Tepesi'nin formunda tasarlanmış' izlenimi veriyor. Kaplumbağa sembolizmi gerek Yakın Doğu'dan bildiğimiz Natufian kültüründe gerekse çok daha önceki Üst Paleolitik Dönem kültüründe yaygın." 

Kaynak: AA (19.08.2026)






📰ASELSAN ve Türk Telekom tarafından geliştirilen yerli akıllı telefona ilişkin detaylar belli oldu

 

🔴ASELSAN ve Türk Telekom tarafından geliştirilen yerli akıllı telefona ilişkin detaylar belli oldu 

📌Proje kapsamında; geniş kitlelere hitap eden erişilebilir model, kamu kurumları için yüksek güvenlikli kriptolu model ve üst segment olmak üzere 3 farklı cihaz geliştirilecek

****

🇹🇷 Türkiye’den yeni telefon hamlesi: İlk modeller için tarih verildi! 📱

ASELSAN, Türk Telekom ve TTT İnovasyon’un ortak projesinde dikkat çeken detaylar ortaya çıkıyor.



 


 📰 🇹🇷📱Telefon yerli batarya, yerli çip ve güvenli iletişim teknolojileriyle donatılacak.


 



 

📰 İlbilge — Bilgeliğin zarafetle, gücün asaletle buluştuğu isim.

 



📰🇹🇷Türk Dışişleri Bakanlığı, Yunanistan'ın bugün attığı hukuksuz ve zayıf adımla ilgili son derece keskin ve net bir yanıt yayınladı.

🇹🇷 Türkiye’nin doğal güzelliklerini koruma yolunda önemli bir adım daha atıldı.

🌊Fethiye-Kaş açıkları ile Kuzey Ege’deki yaklaşık 23 bin kilometrekarelik alan, Cumhurbaşkanı kararıyla Deniz Milli Parkı ilan edildi.

Peki bu karar ne anlama geliyor? 

 

📰🇹🇷Türk Dışişleri Bakanlığı, Yunanistan'ın bugün attığı hukuksuz ve zayıf adımla ilgili son derece keskin ve net bir yanıt yayınladı.


Türk Dışişleri Bakanlığı, Yunanistan'ın bugün attığı hukuksuz ve zayıf adımla ilgili son derece keskin ve net bir yanıt yayınladı.

"Yunanistan'a herhangi bir anlaşmayla devredilmemiş olan Ege'deki coğrafi oluşumlara ilişkin—tek taraflı hiçbir eylem yasal bir sonuç doğuramaz."

Yunanistan Tarafından İlan Edilen Yenilenebilir Enerji Kaynakları Özel Mekansal Çerçevesi Hakkında: 

Yunanistan tarafından Ege Denizi'ni de kapsayacak şekilde bugün (19 Ağustos) ilan edilen Yenilenebilir Enerji Kaynakları Özel Mekansal Çerçevesi, Yunanistan'ın diğer benzer girişimlerinde olduğu üzere, aidiyeti uluslararası antlaşmalarla Yunanistan'a devredilmemiş coğrafi formasyonlar dahil, iki ülke arasındaki birbiriyle bağlantılı Ege sorunları bağlamında ülkemiz açısından herhangi bir hukuki sonuç doğurmayacaktır. 

Geçmişte çeşitli vesilelerle vurguladığımız gibi, bu ve benzeri girişimler Türkiye'nin Ege meselelerine ilişkin hukuki pozisyonunu etkilemeyecektir.  

Ege Denizi ve Akdeniz gibi kapalı ya da yarı kapalı denizlerde tek taraflı tasarruflardan kaçınılması gerektiğini ve uluslararası deniz hukukunun söz konusu denizlerde kıyıdaş devletler arasında iş birliğini teşvik ettiğini hatırlatıyor, Türkiye'nin Ege Denizi'nin iki kıyıdaş devletinden biri olarak Yunanistan'la iş birliğine her zaman hazır olduğunun bir kez daha altını çiziyoruz. 

Türkiye, 7 Aralık 2023 tarihli Dostane İlişkiler ve İyi Komşuluk Hakkında Atina Bildirgesi çerçevesinde, sorunların uluslararası hukuk, hakkaniyet ve iyi komşuluk temelinde çözümü için samimi ve kapsamlı bir yaklaşım benimsenmesi gerektiği yönündeki tutumunu muhafaza etmektedir.



Alıntı: Öncü Keçeli | Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü @oncukeceli


📷 Bodrum- 1967

1967 - Bodrum

Bodrum henüz bir turizm ve eğlence şehri olmadan önce Ege'nin küçük ve sade bir balıkçı kasabasıydı. Ta ki İstanbul tantanası, betonu ve alışkanlıklarıyla istila edene dek.

Alıntı: RESİMLİ HAFIZA 📷 @ResimliHafiza


📖 İlk Müslüman Türk Devletleri

 KARAHANLILAR
GAZNELİLER

BÜYÜK SELÇUKLU DEVLETİ


Alıntı: https://www.derslig.com/icerik-detay/dokuman/26351-ilk-turk-islam-devletleri

📖 İslamiyetten Önce Türk Destanları / Destanlarda yer alan millî motifler

 

Destanlarda yer alan millî motifleri fark eder.

Destanlar, bir milletin tarihini, kültürünü, değerlerini ve kahramanlıklarını yansıtan önemli edebi eserlerdir. Bu eserlerde, o milletin ortak hafızasında yer alan ve nesilden nesile aktarılan çeşitli motifler bulunur. Milli motifler olarak adlandırılan bu unsurlar, destanların içeriğini zenginleştirir ve milletin kimliğini ortaya koyar.

Destanlarda Yer Alan Bazı Milli Motifler:

Kahramanlık ve Cesaret: Destanlardaki kahramanlar, genellikle olağanüstü özelliklere sahip, cesur ve fedakar kişilerdir. Milletin kahramanlık idealini ve vatan sevgisini temsil ederler.

Vatan Sevgisi ve Bağımsızlık: Destanlar, vatan sevgisini, bağımsızlık arzusunu ve özgürlük mücadelesini sıkça işler. Milletin topraklarına bağlılığını ve bağımsız yaşama isteğini vurgular.

Aile ve Toplum Değerleri: Destanlarda aile bağları, toplumsal dayanışma, adalet, doğruluk gibi değerler önemli bir yer tutar. Milletin ahlaki ve kültürel yapısını yansıtır.

Doğa ve Hayvan Figürleri: Destanlarda doğa olayları, hayvanlar (özellikle kurt, at gibi) ve mitolojik varlıklar sıkça kullanılır. Bunlar, milletin doğayla olan ilişkisini ve inançlarını yansıtır.

Savaş ve Kahramanlık Sembolleri: Destanlarda silahlar, zırhlar, bayraklar gibi savaş ve kahramanlıkla ilgili semboller önemlidir. Milletin gücünü, kahramanlık geleneğini ve bağımsızlık sembollerini temsil eder.

Milli Motiflerin Önemi:

Milletin Kimliğini Yansıtır: Milli motifler, bir milletin tarihini, kültürünü, değerlerini ve inançlarını yansıtır. Destanlar aracılığıyla gelecek nesillere aktarılır.
Milli Bilinci Güçlendirir: Destanlardaki milli motifler, toplumun ortak hafızasını canlı tutar, milli bilinci ve birlik duygusunu güçlendirir.

Kültürel Mirası Korur: Destanlar ve milli motifler, bir milletin kültürel mirasının önemli bir parçasını oluşturur. Bu mirası korumak ve gelecek nesillere aktarmak önemlidir.

Destanlar, bir milletin kimliğini, tarihini ve kültürünü yansıtan önemli edebi eserlerdir. Bu eserlerde yer alan milli motifler, milletin ortak hafızasını canlı tutar, milli bilinci güçlendirir ve kültürel mirası korur. Bu nedenle, destanları okumak ve milli motifleri fark etmek, kendi kültürümüzü ve kimliğimizi daha iyi anlamamızı sağlar.

Alıntı/Kaynak: https://www.sosyalciniz.net/destanlarda-yer-alan-milli-motifleri-fark-eder/


📖BATIYA ERKEN AÇILAN KENT: SELANİK VE OSMANLIYI DAĞILMAKTAN KURTARMAK İÇİN ORTAYA ATILAN FİKİR AKIMLARI

 🔴 BATIYA ERKEN AÇILAN KENT: SELANİK


🔴 OSMANLIYI DAĞILMAKTAN KURTARMAK İÇİN ORTAYA ATILAN FİKİR AKIMLARI

Bu fikir akımlarından hiçbiri Osmanlıyı dağılmaktan kurtaramamıştır.

Alıntı: Zeki DOĞAN - Sosyal Bilgiler Öğretmeni

📖 Türk Müslüman Devletleri - Anadolu'nun Türkleşmesi ve Müslümanlaşması

 





TÜRK-İSLAM DEVLETLERİNDE YETİŞEN ÜNLÜ BİLİM ADAMI VE DÜŞÜNÜRLER


📖 Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası (1923-1938)

 


📖 İlk Türk Devletlerinde Kültür ve Medeniyet

 








📖Tarih boyu Türk devletlerinin ortak yapısal özellikleri nelerdir?

 





📰✍️ Gagavuzya’da neler oluyor? Gagavuzya özerkliğini kaybetti mi? - Meryem Aybike Sinan

 

 Gagavuzya: Moldova'nın Kalbinde Yaşayan Ortodoks Türklerin Bin Yıllık Hikayesi

Bu videoda, 11. yüzyılda Orta Asya'dan göç eden ve Balkanlar üzerinden Moldova'ya yerleşen Gok-Oğuz Türklerinin torunlarını tanıyoruz. 1994'te kazandıkları siyasi özerklikle Avrupa'daki Türk dünyasının en eşsiz temsilcilerinden biri haline gelen Moldova hükümetiyle bugün karşılaştıkları siyasi krizlerin tarihini, zengin geleneklerini ve perde arkası yönlerini inceliyoruz.

Videoda Neler Var?

  • Tarihsel Kökenler: Balkanlar'daki Selçuklu, Peçeneg ve Oğuz kabilelerinin birleşmesi
  • Gagavuz Mutfağı: Kaurma, mamaliga, kıvırma ve koliva gibi geleneksel lezzetler
  • Bugün Yaşam: Comrat merkezli yaşam koşulları, düşük maliyetli işgücü ve ekonomik zorluklar
  • Sosyal ve Siyasi Durum: Moldova'nın AB yanlısı politikaları ile Gagavuzya'nın Rusya ile yakın ilişkileri arasındaki denge mücadelesi
  • Türkiye'nin Rolü: Türkiye-Gagavuzya ilişkileri, TIKA projelerinden Süleyman Demirel'in koruyucu himayesine

Türk dünyasının bu melankolik ve esnek kısmını daha iyi anlamak için videomuzu sonuna kadar izlemeyi unutmayın!

''Gagavuzya özerkliğini tamamen kaybetti" diyebilir miyiz? 

Elbette hayır.

 Bu, yasal olarak mümkün değil. Lakin “kâğıt üzerinde var olan ama fiilen içi tamamen boşaltılmış bir özerklik" dönemine girildiğini söylemek en gerçekçi tespit olur.

Meryem Aybike Sinan @aybikesinan

Gagavuzya Özerk Cumhuriyeti, Doğu Avrupa jeopolitiğinde Sovyetler Birliği sonrası dönemde barışçıl yöntemlerle özerklik kazanmış nadir bölgelerden biri olmasına rağmen, günümüzde egemenlik hakları ve idari yetki paylaşımı bağlamında tarihinin en kritik varoluşsal krizlerinden birini yaşıyor.

Moldova Cumhuriyeti’nin güneyinde yer alan ve nüfusunun büyük çoğunluğu Hristiyan Ortodoks Türklerinden oluşan bu özel bölge, 

Son dönemde Kişinev merkezî yönetiminin her geçen gün artan hukuki ve siyasi baskılarıyla boğuşuyor. Merkezî otorite ile Komrat arasındaki ilişkiler, karşılıklı güvensizlik ve jeopolitik yönelim farklılıkları nedeniyle tamamen tıkanmış durumda!

Gagavuzya'nın hukuki statüsü, 23 Aralık 1994 tarihinde merhum Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in diplomatik ara buluculuğu ve dönemin Moldova Cumhurbaşkanı Mircea Snegur'un uzlaşmacı yaklaşımıyla kabul edilen "Gagavuz İdari Yeri Özel Hukuki Statüsü Kanunu"na dayanıyor.

Bu kanun; Gagavuz Türklerine geniş bir kültürel, idari ve ekonomik özerklik tanımış ve Moldova’nın bağımsızlığını kaybetmesi durumunda Gagavuz halkına istikballeri için kendilerine söz hakkı dahi sunmuştur.

Mamafih, bu özel statü 9 Temmuz 2026 itibarıyla Moldova Anayasa Mahkemesi tarafından verilen radikal bir kararla ağır bir darbe aldı. Mahkeme, 1994 tarihli statü yasasının kritik hükümlerini anayasaya aykırı bularak iptal etti! Bu karara göre Gagavuzya'nın Kişinev'den bağımsız olarak kendi Merkezî Seçim Komisyonu'nu kurma ve yerel seçimleri düzenleme yetkisi elinden alındı.

Bölgesel yönetimin adalet, içişleri, bilgi ve güvenlik bürokrasisindeki üst düzey yöneticileri doğrudan atama hakları iptal edildi! Bu hamle özerkliğin içinin boşaltılması ve yetkilerin merkezî yönetime devredilmesi süreci olarak nitelendirilebilir. Bu karar Gagavuzya'nın başkenti Komrat'ta büyük bir infiale yol açtı.

Peki ne oldu? İlişkiler neden bu hâle geldi?

Aslında Kişinev ve Komrat arasındaki kronik uzlaşmazlığın temelinde, derin jeopolitik vizyon ayrılıkları ve etnik aidiyet endişeleri yatıyor. Moldova’da iktidarda bulunan Batı yanlısı ve Avrupa Birliği entegrasyonunu hedefleyen yönetim, Ukrayna Savaşı’nın oluşturduğu konjonktürü kullanarak Rus etkisini tamamen kırmayı amaçlıyor. Lakin tarihsel, dilsel ve ekonomik bağlar nedeniyle Rusya Federasyonu ile yakın ilişkiyi benimseyen Gagavuzya, dış politika çizgisinde Kişinev ile ters düşüyor.

Öte yandan Romanya ve Moldova arasındaki entegrasyonun derinleşmesi ve muhtemel birleşme senaryoları, kimliklerini kaybetmekten korkan Gagavuz Türklerinde güvenlik endişesi doğuruyor...

Bir diğer stratejik kırılma da doğrudan siyasi baskılar! Kişinev, Gagavuz liderliğini Moskova’nın Moldova’yı istikrarsızlaştırmak için kullandığı bir aktör olarak görüyor. Nitekim Mayıs 2023 seçimlerini kazanan Rusya yanlısı Gagavuzya Cumhurbaşkanı Yevgenia Gutsul, federal otoriteler tarafından yargılandı ve Ağustos 2025'te 7 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Hücre hapsinde bulunan Gutsul, 2026 yılında yayımladığı "Gutsul Davası: Siyasi Zulmün Anatomisi" adlı kitabıyla süreci uluslararası kamuoyuna taşıdı!

Gagavuzya, Türkiye Cumhuriyeti’nin Balkanlar ve Doğu Avrupa politikasında kritik bir stratejik nirengi noktası olarak hayati öneme haiz. Türkiye, bölgedeki soydaşların dil ve kimlik varlıklarını korumak adına her dönem kurumsal bağlar tesis etti. Jeopolitik olarak Türkiye, bölgeyi Moldova’nın toprak bütünlüğü içerisinde bir "dostluk köprüsü" olarak konumlandırıyor. TİKA vasıtasıyla yapılan altyapı, sağlık ve eğitim yatırımları, Türkiye'nin bölgedeki yumuşak gücünün en somut göstergesi...

"Gagavuzya özerkliğini tamamen kaybetti" diyebilir miyiz? Elbette hayır. Bu, yasal olarak mümkün değil. Lakin “kâğıt üzerinde var olan ama fiilen içi tamamen boşaltılmış bir özerklik" dönemine girildiğini söylemek en gerçekçi tespit olur.

Hasılı, Türkiye hem Batı yanlısı Kişinev hükûmetiyle hem de soydaş Gagavuz halkıyla konuşabilen tek önemli aktör olarak dengeleyici diplomasi yürütecektir. Moldova Anayasa Mahkemesi'nin son kısıtlama kararları karşısında, Türkiye’nin Karadeniz’deki istikrarı korumak ve soydaşlarının otuz yıllık kazanımlarını güvence altına almak adına, Moldova’nın toprak bütünlüğü çerçevesinde tarafları yeniden uzlaştıracak bir diyalog masasına davet etmesi faydalı olacaktır.

Meryem Aybike Sinan @aybikesinan
https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/meryem-aybike-sinan/gagavuzya-ozerkligini-kaybetti-mi-1810090



En Çok Okunanlardan...