20260216

🎞️ Dede Korkut Destanlarına ait orijinal yapıtlar neden Vatikan'da sergileniyor

 




 

💐Mustafa Nâfiz Irmak, musikimizin en önemli güfte yazarlarından biri 💐


Mustafa Nâfiz Irmak, musikimizin en önemli güfte yazarlarından biri olarak bilinir. Doğrudur. Bestelenen birkaç yüz güftesi vardır diye tahmin ediyorum. Güfteleri başta Selâhattin Pınar ve Sadettin Kaynak olmak üzere birçok bestekâra ilham vermiştir. 

Mustafa Nâfiz Bey, aynı zamanda çok iyi bir bestekârdır da. “Sensiz bu sabah bir acı rüyayla uyandım” mısraıyla başlayan sûzinâk şarkısı onun ilk eseridir.

Alâeddin Hoca onun yalnız ve çok zor bir hayatı olduğunu anlatırdı. Zaten hayatının son senelerini Dârülaceze’ de geçirmiş ve orada vefat etmiştir.

Ajda Pekkan ile birlikte olduğu, hasta yatağındaki bu resim Mustafa Nâfiz Bey muhtemelen en son resmi olmalıdır.

* Resim musikigecmisimiz İnstagram hesabından.


Alıntı: Ahmet Rasim Küçükusta 
@drahmetrasim


🎞️🇹🇷Türklerin Orta Asya'dan Anadolu'ya göç ederken ev yapımında ve 🐱kedi seçimindeki ilginç kadim inanışı.

 


 

📖 Atatürk’ün Cumhuriyet Köyü projesinin modern tasarımı



Atatürk
’ün Cumhuriyet Köyü projesinin modern tasarımı. Türkiye’de yaklaşık 5 bin nüfuslu kasabalar kurulmalı ve köy yaşamını modernize edilip nüfus yayılmalı. Doğum oranını artırmanın en etkili yollarından biri olabilir.




Alıntı: Turkish Archives @TurkishArc


🇹🇷Türkiye II. Dünya Savaşına katılsaydı bugün adalar bizim olur muydu? Ne adaları, Türkiye bizim olmazdı. Bir daha elimize geçmezdi.

 


 

📖 İstanbul işgal altında olduğu yıllarda Padişah Cuma selamlığına çıktığında Onu İngiliz askerleri koruyor



 İstanbul işgal altında olduğu yıllarda Padişah Cuma selamlığına çıktığında Onu İngiliz askerleri koruyor! Neden koruyor? 

kimden koruyor ?

“"Ancak nazar-ı dikkatinizi celbederim ki mukaddes halifemiz Efendimiz Hazretleri, Cuma selamlığı için Camiye gittikleri zaman kendilerini muhafaza eden askeri kıtalar İslam askeri değildir. İngiliz askeridir."

Alıntı: @ecdadyolu_42

📖 Ziya Paşa'nın Hürriyet gazetesinde 1869'da kaleme aldığı yazısı

HENÜZ ATATÜRK' ÜN DOĞMASINA 12 SENE VAR

Ziya Paşa'nın Hürriyet gazetesinde 1869'da kaleme aldığı yazısı:
"Avrupa'da büyüyen bir çocukla Osmanlı'da büyüyen bir çocuğun eğitim farkını çocuklar arasındaki varoluşsal yahut kültürel bir farka bağlamaz."
Ziya Paşa'ya göre
'bizim çocukların' yaradılış ve yetenekçe bir eksikleri yoktur, asıl eksiklik eğitim yöntemi ve Alfabede gizlidir. Şu örneği verir:
"Harekeli Kur'an-ı Kerim'i irkilmeksizin dürüst okur vesselam. Ama diğer milletin çocuğuyla bizimkini yan yana getirdiğimizde bizimki mağlup olur. Çünkü öteki kendi dilinde hem okur hem de yazar. Bizimki sadece okur ama karalama yazar. Öyle fikirlerini kağıt üzerine koyamaz."
Ziya Paşa, modern devletin öncelikli görevlerinden birinin devletin kamusal eğitimini geliştirmek ve düzenlemek olduğunun farkındadır. Bu sebeple yazılarında sıklıkla maarifin yaygınlaşmasından devletin bu alana yatırım yapmasından ısrarla bahsetmiştir. Geleneksel eğitimin, medreselerin köklü değişimler geçirmesini, eski usulü bırakıp "tarz-ı cedit" üzere eğitim öğretim yapmalarını isterken, kızların eğitimini de önemsemiş ve bu konunun da asla ihmal edilmemesini istemiştir. Paşa'nın geleneksel eğitime karşı çıkıp, onun yerine Rousseau'nun teklifine benzer bir sistem ve zihniyet önermesi de manidardır. Ziya Paşa, Münif Paşa'dan sonra ilk ciddi pedagojik tercüme hareketine girişmiştir. Yarım bıraktığı J. Jacques Rousseau'nun Emilé tercümesi Batılı eğitim zihniyetinden etkilendiğini göstermektedir. Cemil Meriç'e göre paşanın Emilé ilgisi, "yepyeni bir insan yaratmak istemesinden" (Meriç, 1975: 84) kaynaklanmaktadır. "Beklemeye tahammülü olmayan paşa, yeni bir toplum oluşturmaya çocuktan başlamak" istese de onu bile tamama erdirememiş, Emilé tercümesinin Mecmûa-i Ebüzziyâ sayfalarında unutulup gittiğini belirtmiştir. Paşanın Emilé tercümesi hiçbir zaman yayımlanmamış, ancak önsöz metni farklı biçimlerde ve başlıklarda yayımlanmıştır. 1869 yılında yayımlanan Maârif-i Umûmiye Nizamnamesi'ne tereddütle bakan Ziya Paşa, yeni eğitim hamlesinin başarılı olabilmesi için iki hususa dikkat çekmiştir: Ona göre, 1856 Islahat Fermanı ile azınlık ve yabancılara kendi eğitim kurumlarını anlamlı bir sınırlama olmaksızın açma yetkisi veren düzenleme bir an önce devlet lehine tadil edilmelidir. İkinci olarak daha güçlü bir maarif teşkilat idaresi kurulmalıdır. Kızların eğitimine farklı vesilelerle değinen paşa, yeni ve daha çok sayıda kız okulunun yapılmasını ve onlara uygun eğitim materyallerinin hazırlanmasını istemiştir. Hükümetin eğitim reformunda güçlü, iradeli ve sürdürülebilir yenilikler peşinde olmasını teklif etmiştir.
.... Özetle: Görüldüğü üzere eğitimde sıklıkla aksaklıklar olduğu eğitim düzeyinin yabancılarla bir olmadığı ve özellikle kız çocuklarının geri bırakılmışlığı da ziya paşa tarafından tenkit edilmiştir. Kaynakça
  • Apaydın, Mustafa. “Ziya Paşa’nın Emil Tercümesinin Önsözü”. Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi. 7/7 (2013), s.141-164.
  • Bilgegil, M. Kaya. Ziyâ Paşa Üzerine Bir Araştırma-1. Erzurum 1970.
  • Mardin, Şerif. Yeni Osmanlı Düşüncesinin Doğuşu. İstanbul 1998.
  • Meriç, Cemil. Bu Ülke. İstanbul 1975.
  • Osmanlı Eğitim Mirası: Klasik Dönem ve Modernleşme Süreci Üzerine Makaleler. haz. M. Gündüz. Ankara 2013.
  • Sungu, İhsan. “Ziya Paşa’nın Emile Tercümesi”. Tercüme. 1/1, 19 Mayıs 1940, s. 62-78.
  • Tanpınar, Ahmet Hamdi. 19 uncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi. İstanbul 2001.
  • [Ziya Paşa]. “Maarife ait bend-i mahsustur”. Tercümân-ı Ahvâl. 2 Zilkade 1277, nr. 34, s.1-2.
  • Ziya Paşa, Çocukluk Hatıraları ve Terbiye Yazıları. haz. M. Gündüz. İstanbul 2024.
  • a.mlf. “Devlet-i Âliye’ye Ba‘sü Tenzil Olan Ma‘ârifin Esbâb-ı Tedennisi”. Hürriyet. nr. 6, 14 Rebîülevvel 1285, s. 1-3.
  • a.mlf. “Hüdâ Kadirdir Eyler Seng-i Harâdan Güher Peydâ”. Hürriyet. nr. 54, 25 Rebîülevvel 1286, s. 2-6.


Alıntı: Kemalist Adam  @KemalistAdam11

 

🎞️Kam davulu, eski Türk inancında kutsal bir araçtı; sadece müzik için kullanılmazdı.



Kam davulu, eski Türk inancında kutsal bir araçtı; sadece müzik için kullanılmazdı.
Üzerindeki semboller evreni temsil eder, yuvarlak formu kozmik düzeni simgelerdi.
Kısacası kam davulu; ritimden öte, gök ile yer arasında kurulan manevi bir köprüydü.

Bu topraklarda hafıza silinmez.

Kök unutulmaz.🇹🇷




📰 TEKNOLOJİ: Türk gençleri "İnsansız Yangın Tespit ve İlk Müdahale Sistemi"

Muğla'nın Bodrum ilçesinde Anadolu lisesi mezunu 3 genç, orman yangınlarına karşı geliştirdikleri "İnsansız Yangın Tespit ve İlk Müdahale Sistemi" ile 171 ülkeden 7 bin 761 proje arasından birincisi olarak 150 bin dolar hibe kazandı.

Bodrum Anadolu Lisesi mezunu üç genç, orman yangınlarına karşı geliştirdikleri "İnsansız Yangın Tespit ve İlk Müdahale Sistemi" (IYTIMS) ile BAE'de ödül kazanmanın sevincini yaşadı.

Muğla'da lise mezunu üç gencin geliştirdiği ve yapay zeka destekli dronlardan oluşan yangın tespit sistemi, Birleşik Arap Emirlikleri'nde düzenlenen yarışmada ödüle layık görüldü.

Bodrumlu gençlerden orman yangınlarına “yapay zekalı” kalkan: IYTIMS ödül getirdi

Bodrum Anadolu Lisesi'nden geçen yıl mezun olan Baturhan Öztürk, Hüseyin İçek ve Onur Muhammet Arslan, bölgede yaşanan büyük orman yangınlarından çok etkilenerek teknolojik bir çözüm üretmek için lisede eğitim gördükleri dönemde bir araya geldi.

YANGINLARA BÜYÜMEDEN MÜDAHALE ETMEYİ HEDEFLİYORLAR

Gençler, dron teknolojisini yapay zeka ile entegre ederek yangınlara büyümeden müdahale etmeyi hedefleyen IYTIMS adı altında bir sistem geliştirdi.

Bodrumlu gençlerden orman yangınlarına “yapay zekalı” kalkan: IYTIMS ödül getirdi

Tarama dronlarının sahip oldukları sensörler ve yapay zeka algoritmasıyla sahayı sürekli denetleyerek olası bir yangın riskini saniyeler içinde analiz etmesi, ısı veya duman tespiti yapıldığı anda koordinat bilgilerini müdahale dronlarına aktarması, müdahale dronlarının bor madenini kullanarak geliştirilecek "BORTEX" adı verilen özel yangın söndürme toplarını alevlerin merkezine bırakması prensibine dayanan sistem, enerji ihtiyacını üzerindeki güneş panellerinden karşılayarak tamamen sürdürülebilir bir model üzerine kuruldu.

Projenin mimarlarından Baturhan Öztürk, mezun olmadan çalışmalarına başladıkları IYTIMS projesiyle 13 Ocak'ta Birleşik Arap Emirlikleri'nde Sürdürülebilirlik Haftası kapsamında gerçekleştirilen ödül seremonisine katıldıklarını söyledi.

Etkinliğe 171 ülkeden 7 bin 761 projenin başvurduğunu, 33 finalist seçildiğini belirten Öztürk, "Projemiz 33 finalist arasına kalarak 'Global High School' kategorisinde Avrupa ve Orta Asya bölge birincisi seçildi. Bu başarı sayesinde sistemimizi hayata geçirmek için 150 bin dolar tutarında hibe desteği kazandık. Ülkemizi Abu Dabi'de temsil ettik. Bizim için tarif edilemez bir duygu. Çok emek verdik. Hibe kazandığımız için çok gururluyuz. Bu proje için kulüp kuracağız. Onun için çok daha heyecanlıyız." dedi.

Proje ekibinden Hüseyin İçek ise çalışmalarına 2025 yılından bu yana aralıksız devam ettiklerini söyledi.

TEKNOFEST'in kendileri için en büyük motivasyon kaynağı olduğunu söyleyen İçek, 

"Yıllardır TEKNOFEST'i takip ederek bu teknolojilere merak saldık." 

ifadesini kullandı. Onur Muhammet Arslan da gece gündüz demeden çalıştıkları projenin karşılığını almalarının kendilerini çok mutlu ettiğini dile getirdi.

Bodrum Anadolu Lisesi Müdürü Berrin İpek de öğrencilerinin başarısıyla gurur duyduklarını söyledi.

Çocuklara inandıklarını ve gerçekten de başardıklarını kaydeden İpek, 

"Okul olarak çok sevindik. Biz okul olarak ulusal ve uluslararası tüm projelere katılmaya çalışıyoruz. Buradaki başarının en büyük etkeni bence çocuklarımız çünkü onların kararlılığı sayesinde bu başarıya imza attık."

 ifadelerini kullandı.

Alıntı: Türkiye Gazetesi

20260214

📖 TARİHİ YERLER: Sarıkaya, Türkiye'deki Bazilika Therma - bir Roma hamamı

 


Sarıkaya, Türkiye'deki Bazilika Therma, antik çağlardan beri sürekli olarak sıcak suyla akan 2. yüzyıldan kalma bir Roma hamamı.


Alıntı: LeoDaVinciWave @LeoDaVinciWave

📖 TÜRK TARİHİ: Babür Türk Medeniyeti’nin 500. yıl dönümü

Bugün, Babür Türk Medeniyeti’nin 500. yıl dönümünü anarken, aynı zamanda onun kurucusu Babür Şah’ın doğum gününü de kutluyoruz. Babür, hem yüreğinde hem kaleminde Türk mirasını taşımış ve Türk kimliğini gururla vurgulamıştır. Babürnâme’de de ifade ettiği üzere, burada inşa ettiği medeniyet kardeşliğimizin köklü bir parçasıdır. Onun mirası, Türk dünyası ile Pakistan arasındaki ortak tarihte yaşamaya devam etmektedir. Bu bağ, bugün de bizlere ilham vermeyi sürdürmektedir.

Alıntı: Türkiye in Pakistan @TC_IslamabadBE


20260213

🎞️ 📚TÜRK EDEBİYATI: Cemal Süreya anısına- Ocak 2011

 

🎞️ TÜRK EDEBİYATI: 🗣️Cemal Süreya hakkında bilinmeyenler....

 
Doğu Perinçek ve Cemal Süreya, Büyükada Anadolu Kulübü, 2000’e Doğru kutlama yemeğinde. (1988)

Perinçek arkadaşı Cemal Süreya’yı anlattı: Yatağı yorganı Aydınlık’a serili

Yatağını, yorganını Aydınlık’a sermeye hazır bir dava adamı, Türk kültür ve şiirinin büyük ustası Süreya’nın bilinmeyenlerini, ‘yakın arkadaşım, aile dostum, kirvem, ağabeyim’ diyen Perinçek’ten dinledik.

Aydınlık Gazetesi - 11 Ocak 2024,

Doğu Perinçek büyük şair, kavga adamı arkadaşını anlattı: Yatağı yorganı Aydınlık’a serili! Fırat’ın salı, bizim Cemal Süreya

Vatan Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinçek, 9 Ocak Salı akşamı Ulusal Kanal’da Cemal Süreya’yı ölüm yıl dönümü nedeniyle andı ve hakkında herkesin bilmediklerini anlattı. Perinçek, yorganını, yatağını Aydınlık’a serecek, 1980’lı yıllarda 'Saçak dergisi'nin yeraltı toplantılarına katılacak kadar davaya gönül vermiş bir bu büyük şairi bilinmeyen yönleriyle tanıttı.

Programı Aydınlık Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa İlker Yücel ve Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni Beyhan Korkman sundu. Cemal Süreya’yı, ölümünün 34. yılında saygı ve özlemle anıyoruz.

İşte Perinçek’in anlatımıyla Süreya:

Benim çok yakın dostum, aile dostum, kirvem, ağabeyim. Bizim Cemal Süreya’mızla 2000’e Doğru dergisini beraber çıkarttık. 1980 öncesinde Aydınlık’ta köşe yazarıydı. Köşesinin adı Paçal’dı. Biz hapisteyken; “Doğu çıksa da bir dergi çıkarsa” diyormuş. 1985’te hapisten çıktık. Bir gün bizim eve geldi. Derginin ismini ne koyalım diye konuşuyoruz. O da “iki binlere yönelik bir isim olsun” dedi. 1986’da geçiyor bu konuşmalar. İki binlere yönelik bir şey düşünüyormuş. Beraber; “2000’e Doğru” dedik.

“1990 yılında ocak ayında kaybetmeden önce günlük günlük gazete çıkarma kararı almıştık. Cemal Süreya şunu da söyledi; ‘Doğu bu sefer yorganımı yastığımı gazeteye serip, gazetede yatacağım’. Hatta; ‘Ben Türkiye'nin en aranan, okunan ve unutulmayan siyasi başyazarı olmak istiyorum, bana siyasi yazı yazdırın’ dedi.”

YATAĞI YORGANI AYDINLIK’A SERİLİ

1990 yılında ocak ayında kaybetmeden önce de günlük gazete çıkartmayı konuşmaya başlamış ve günlük gazete çıkarma kararı almıştık. Hatta o şunu da söyledi; “Doğu, bu sefer yorganımı, yastığımı gazeteye serip, gazetede yatacağım” dedi ve devam etti;

“Ben Türkiye'nin en aranan, okunan ve unutulmayan siyasi başyazarı olmak istiyorum, bana siyasi yazı yazdırın.” O zamana kadar, 2000’e Doğru dergisinde, daha sonra kitap olarak da yayımlanan “99 Yüz” adıyla portreler yazıyordu. Bu sefer siyasi yazılar yazmak istiyordu. Bunları konuştuğumuzdan dört gün sonra maalesef Cemal Süreya’yı kaybettik. Bir keresinde benden, Türkiye Komünist Partisi'nin tarihini istemişti. “Partinin bir özet tarihini getir, ben onu şiir olarak yazacağım” demişti.

O sırada da “Telefon Kulübeleri” diye şiirler yazmaya başlamıştı. Hani çağımızın iletişim devrimi hikayeleri var ya. O da telefon kulübeleri üzerinden, Amerika Birleşik Devletleri’nin getirdiği iletişim devriminin insani problemlerini, insani manzaralarını şiire dönüştürecek çalışmalara başlamıştı. Sıcak Nal’dan bir gün sonra yayımlanan Güz Bitigi kitabının isim babası da benim. Oralardan şuraya gelmişti. Raif diye avcı ortak bir arkadaşımız vardı. O, bir gün Cemal Süreya’ya bir hikâye anlatıyor. Diyor ki; “Yaban ördekleri suların donmaması için, nöbetleşe kanatlarını çırparak suyun donmasını önlüyorlar.” Süreya, bunu şiire dökmüştü. Yine Süreya, Sıcak Nal ve Güz Bitigi’ndeki şiirlerinde, Turgut Özal’ın pay senetlerinin karşısına düş senetlerini koyuyordu. Özel çıkarın karşısına toplumla ilgili özlemler, umutları dile getiriyordu. Şiirinde artık bir yeni döneme girmişti. Bunları konuşurken aniden kaybettik. Tabii çok büyük bir acıdır.

FIRAT’IN SALI

Cemal Süreya çok çok müthiş bir insan, insanı kâmil diyebileceğimiz, çok okuyan derin bir entelektüeldi. Sözlüklerden sözcük okurdu. Bunu ben bir tek onda gördüm. O yüzden de sözcük dağarcığı çok genişti. Bu da şiirini beslerdi. Ülkü Tamer, onun için öldüğü zaman, “Fırat’ın Salı” demişti. Hakikaten Atlas Okyanusu”ndaki Fırat’ın Salı’dır. Fırat’ın çocuğudur, ama o Fırat’ın Salı olarak Atlas Okyanusu’na açılmıştır. Onu en iyi anlatan dizelerdir bunlar. Ülkü Tamer, Cemal Süreya’yı kaybettiğimiz zaman bu şiiri yazdı.

Cemal Süreya günlüklerinde şöyle yazar; “Hayatımda 2000’ne Doğru’daki kadar kendimi hiçbir yerde özgür hissetmedim.” Çok iyi ve sıcak arkadaşlığımız vardı. “Doğu Perinçek benim hayatımdaki en yakın, en sevdiğim arkadaşımdır” diye de yazmıştır. Ailemizin de bir parçasıydı. Hani Şule’yle beraber konuştuğumuzda, onun ailemizin parçası olduğu konusunda hemfikir oluyoruz.


Soldan sağa önde Fatma Yazıcı ve Serhan Bolluk, arkada Ayhan İlhan, Asaf Güven Aksel, Cemal Süreya, Doğu Perinçek, Faik Bulut.

YANLIŞ İMGELER

Cemal Süreya unutulmaz bir insan. Tabii Türk Edebiyatında da önemli yeri olan insan. Cemal Süreya, hakkında çok yanlış imgeler de yaratıldı. Cemal Süreya’nın sevda şiirleri muhteşemdir, ama Cemal Süreya ondan ibaret değildir. Dostlarıyla beraber içki içerdi, ama içkiye düşkün bir adam değildi. Kimse onu dengesiz görmemiştir. Birlikte çok muhabbet ettiğimiz ortak dostumuz, Muzaffer Buyrukçu’nun adı da Arnavut Prensi’ydi. “Drama Köprüsü” türküsünü Muzaffer kadar güzel söyleyeni dinlemedim. Balkan şivesiyle söylerdi. Her buluştuğumuzda söyletirdik. Cemal Süreya’nın da en sevdiği arkadaşlarındandı.

BİLİNMEYEN YANI

Size bilinmeyen bir yanını anlatayım. Saçak dergisinin 1980’lerde yazı kurulu üyesiydi. O dönemde Saçak dergisi toplantılarını gizli saklı yapardık. Bir kısmımız içeride, bir kısmımız dışarıda aranan, tutuklanan bir harekettik. Bu ortamda bizim partimizin organı olan Saçak dergisinin yazı kuruluna girdi. Yazılar yazmaya başladı. Ben tahliye olduktan sonra da o yazı kurulu toplantıları evlerde yapıldı. Sabah 8-9 gibi başlar, gece 12’ye kadar, yani 16 saat süren toplantılar yapardık. Bazı şiirlerini orada yazmıştır. Mesela Karahanlıların Ay Bitigi diye ordu defteri var, askerleri yazdıkları. Benim bir yazımda o “Ay Bitigi” geçiyordu. Cemal Süreya; “Doğu bu “bitig” sözcüğünü bana verir misin?” dedi. Dedim ki; “Eski Türkçe bir sözcük bu. Benim malım değil ki…” Ondan sonra kitabının adını “Güz Bitigi” koydu. “Bitig” eski Türkçe’de kitap demek.
En başta kolkukta oturan Lebibe Perinçek, yerde oturan Doğu Perinçek ve Cemal Süreya (1986)

SADIK PERİNÇEK’TEN ZİYAFET

Tam biz aydınlığa çıkmışız, 2000’e Doğru’nun satışları çok iyi gidiyor. Günlük Aydınlık çıkarmayı konuşuyoruz, o yorganını yatağını alıp gazetede yatmaya hazır. Dergi satışlarımız tırmanıyor. Babam Sadık Perinçek dedi ki; “Satış rakamınız 40 bini geçtiği zaman, Büyükada'da Anadolu Kulübü’nde bütün 2000’e Doğru dergisi personeline bir kutlama yemeği vereceğim.”

Hakikaten biz ekim ayında 40 bini geçtik. 40 bin tabii o zaman ki nüfusuyla kıyasladığınızda, bugünün 100 bini üzerinde satış rakamı demek oluyor. Ki o zaman bizim dışımızda bütün dergilerin gazetelerin arkasında büyük sermaye kuruluşları var. Bizim dergimiz, diğer sol ve Murat Belge’nin çıkardığı dergilerin hepsini geçti. Hakikaten Eylül ayında, babam Sadık Perinçek bizi, Anadolu kulübünde yemeğe davet etti. Çok keyifli ve eğlenceli bir yemekti. Necati Cumalı, Cemal Süreya ve 2000’e Doğru’nun bütün çalışanları, Soner Yalçın herkes var. Gecede biri fıkra anlatıyor, biri türkü söylüyor. Babam da türkü söylüyor. Gece bitti, son vapurla Bostancı’ya dönüyoruz. Saat 24 olmuş. Hepimiz vapurun arka kısmına yığıldık eğlence devam etti. Türküler, şarkılar, oyun havaları. Cemal Süreya’yı hiç böyle halay çekerken oynarken tarihi boyunca gören olmamıştır. O mahcup biriydi öyle halay falan çekmezdi. Cemal Süreya, Necati Cumalı, babam Sadık Perinçek, o halaycıdır zaten, başladılar vapurun içinde halay çekmeye. Halay oldu kocaman. Hepimiz halaya kalktık.

BOSTANCI VAPURUNUN KAPTANI

Necati Cumalı da çok muhteşem bir insan. Eşi Berrin Cumalı büyükelçi. Berrin hanım oturuyor, Necati Cumalı’ya; “Necati, zatürre olacaksın” diyor.

Necati Cumalı, “Böbrekten öleceğime, burada halay çekerken öleyim. Boş geç” dedi. Biz oynarken, zıplarken ikide bir vapurun kaptanı iniyor. Bizi seyrediyor, alkışla tempo tutuyor, bize katılıyorlar. Fakat biz saatin farkında değiliz. Meğer iki buçuk saat falan olmuş, vapurdayız. Vapur iskeleye yanaşmıyor. Marmara Denizi’nin içinde dolaşıp duruyor. Bostancı vapurunun kaptanı da ortamdan öyle hoşlanmış ki vapur iskeleye yanaştırmıyor, denizin ortasına dolaştırıp duruyor. Son vapur olduğu için diğer yolcular da azdı. Onların da çoğu kıç bölgesindeki bizlere katıldı. Bu arada “Vapur kıçtan batacak” diye espriler yapılıyor. Bostancı vapurunun kaptanı da gönül adamıymış. Vapur için o gece tutanaklar tutulmuştur herhalde; “Bostancı vapuru 40 dakikada gitmesi gereken yere iki buçuk saat sonra vardı” diye.

MAHCUP ADAM

Süreya, gerçek bir gönül adamı, çok okkalı oturmuş bir insandı. Esaslı bir vatansever, çok esaslı bir devrimci, bir bilimsel sosyalist, kıymetli bir insandı. “Yaban ördekleri suya kanat çırparlar, sular donmasın” diye ya, onun şiiri son zamanlarda toplumsallığa evrilmişti. Türk kültüründe, şiirinde, sanatında olağanüstü çevirileri vardır. Mesela, Lenin’in Emperyalizmin kitabını o çevirdi. Marx'tan, Lenin’den çeviriler yaptı. Çok erken kaybettik. Onu saygıyla ve sevgiyle özlemle anıyoruz. Ölümünün üzerinden 34 sene geçmiş ben inanamıyorum. 34 gün gibi geliyor bana. Hangi sanki daha dün Cemal Süreya ile oturup muhabbet etmişiz gibi hissediyorum. 2000’e Doğru dergisinden 700 lira gibi bir maaş alıyordu. O zaman çeşitli yayın organlarından büyük maaşlarla teklifler alıyordu. Hepsine “yok” dedi. "Ben Aydınlık'ı seviyorum.” Günlüklerinde de çok güzel şeyler yazmıştır. Dikkat edin hep resimlerinde mahcuptur. Sevgisini çok belli etmez. Yani çok tatlı bir adam. Çok derin bir insan sohbeti eşsizdir. Kitabı ve türküleri severdi. Olağanüstü kıymetli bir adamdı. Özlemle anıyorum.

CİNS ŞAİR

Yakın arkadaşı Ülkü Tamer, Cins Şair şiirinde Cemal Süreya'yı şu dizelerle anlatmıştı:

"Tanrı binbirinci gece şairi yarattı,
Bin ikinci gece Cemal'i,
Bin üçüncü gece şiir okudu Tanrı,
Başa döndü sonra,
Kadını yeniden yarattı.
Cemal: Atlas Okyanusu'nda Fırat'ın salı 
Zap suyunda Alp Çiçeği"

Alıntı/Kaynak:

📖✍️ TÜRK EDEBİYATI: Cemal Süreya ve Eskişehir

CEMAL SÜREYA VE ESKİŞEHİR

Bazı kaynaklarda ünlü şairin 1954 yılında stajyer olarak gittiği Eskişehir Vergi Dairesi’nde tanıştığı bir kadına karşı duyduğu sevgiyi anlatmak için Üvercinka'yı yazdığı söyleniyor.

Hürriyet'te yer alan bir köşe yazısına göre ise, Cemal Süreya 1954 yılında Ankara’da Mülkiye’yi bitirdikten sonra, okulun son sınıfındayken evlendiği Seniha Hanım’la Eskişehir’e yerleşmiş ve vergi dairesinde memur olarak işe başlamış. Ancak çalıştığı yerde liseyi yeni bitirmiş, üniversite sınavlarına hazırlanan genç bir kız görmüş. Süreya'nın gönlü ferman dinlememiş ve kıza aşık olmuş. Derdini kimseye anlatamadığı için ise, şiirlere sığınmış. Böylece kıza Güvercin Kanadı ismini vermiş ve kelime uyumu ile de Üvercinka'ya çevirmiştir.

CEMAL SÜREYA’NIN ESKIŞEHIR’DE YAŞADIĞI EV MÜZE OLDU

Cemal Süreya’nın bir dönem Eskişehir’de yaşadığı evin etrafına biyografisini, şiirini ve fotoğraflarını asan Odunpazarı Belediyesi, ünlü şairin adını Vişnelik Mahallesi’nde yaşadığı bu evde yaşatıyor.

Şair Cemal Süreya’nın İstanbul’a gitmeden önce kaldığı ev için, ailesinden ve içinde yasayan kişilerden izin alınarak özel bir çalışma yapıldı. Süreya’nın 1954’te Eskişehir Vergi Dairesinde stajyer olarak göreve başladığı ve Vişnelik Mahallesi Zambak Sokak No: 7’de yaşadığı evin girişine Eskişehir Şiiri asıldı.

https://www.eskisehirhaber.com/cemal-sureyanin...

https://www.eskisehir.net/hikayesi-eskisehire...

Şiir için kaynak: https://kirmizikediyayinevi.com/16531-2/


📖 TÜRK EDEBİYATI: Yazar ve şair METİN CELÂL'in anılarından"Can Yücel Sobanın Başında Paltoyla Niye Oturuyordu?"

1961 doğumlu yazar ve şair METİN CELÂL'in anılarından ("Hep Yaşadığımı Hatırlatıyorum Kendime", Çolpan Kitap, 2025) bir bölüm: "Can Yücel Sobanın Başında Paltoyla Niye Oturuyordu?"

Can Yücel seksenli yılların başından beri tanıdığımız, bize her zaman destek veren bir ustamızdı. "Sonbahar"ın birçok sayısında şiirleri yer almış, Korsan Yayın'dan da "Gece Vardiyası" kitabı çıkmıştı. Mart-Nisan 1996 tarihli 34. sayı için "Can Yücel Özel Bölümü" hazırlamaya karar vermiştik. Özel bölümde Orhan Kâhyaoğlu, Yücel Kayıran, Mehmet Yalçın ve Hasan Bülent Kahraman'ın yazıları, Can Yücel'den şiirler ve bir söyleşi yer alacaktı.

Can Yücel Kuzguncuk'ta oturuyordu. Söyleşiyi yapmak üzere bizi evine davet etmiş. Şubat ayında soğuk bir gün yayın kurulu olarak misafiri olup toplu söyleşi yapacağız, şiirlerini alacağız. Yayın kurulunda Necmiye Alpay, Orhan Kâhyaoğlu, Evren Erem ve ben varım.

Can Yücel telefonda Orhan'a vereceği şiirlerden birini okumuş. Orhan bize, "Çok güzel bir şiir yayımlayacağız" diye heyecanla anlatıyor. O şiiri ve Can Baba bize vermek üzere başka şiirler de hazırladıysa onları da alacağız.

Puslu bir İstanbul havasında Can Yücel'in evine gittiğimizi anımsıyorum. Kapıyı kendi açıyor. Bize hemen girişte, holde yer gösteriyor. Hol oldukça loş, ortada bir soba var, Can Baba'nın üzerinde de meşhur kalın paltosu. Tabii "Neden paltolusun abi?" diye soramadık ama kısa bir süre sonra sobanın yanmadığını anladık.

Biz bir yerlere ilişirken üst kattan elinde boş bir file ile Güler Abla indi. Can Baba'nın eşi Güler Yücel hemen hepimizi tanırdı, bizi görmekten, konuk etmekten memnun olurdu. Evlerine çekinmeden gönül rahatlığıyla giderdik. Can Baba söyleşi için eve davet edince de kalabalık ederiz diye düşünmeden gitmiştik. 

Güler Abla mahallenin pazarı olduğunu, alışveriş edip geleceğini söyleyip çıkarken "Can Abiniz içkiyi bıraktı. Evde hiç içki yok. Sakın almayı teklif etmeyin. Aman içki içmesin. Sağlığı yine iyi değil" diye bizi uyarmıştı. 1980'de Can Yücel'le tanıştığımdan beri Güler Abla'nın bu uyarılarına alışkındım. Tabii, içki içmeyiz, dedik ama içki içirmeme konusunda güvence vermemiz mümkün değildi. Koca adamı nasıl önleyelim. Zaten hiçbir zaman da önleyememiştik.

Güler Abla bize bu uyarıları yaparken Can Baba sigarasını içerek ses çıkarmadan dinliyordu. 

Güler Abla pazara gitti. O sırada biz de üşümeye başlamışız. Birimiz çay yapmayı, diğerimiz sobayı yakmayı teklif etti. 

Can Baba çay yapılmasına itiraz etmedi ama sobayı yakmak için hamle edince durun der gibi bir el hareketi yaptı ve sobanın kapağını açtı. Ben herhalde sobanın içi külle dolu onu işaret ediyor diye düşündüm. O zamanlar evim sobalı olduğu için bu işlerde deneyimliyim, küller için kovayı almaya hamle ettim.

Bu sırada Can Baba sobanın içinden bir şişe şarap çıkarmıştı bile. Meğerse Güler Abla'dan gizli aldığı şarapları sobanın içine saklamış. 

Biz çaylarımız o şarabını içerken söyleşiye başladık. Sohbete çok dalmış anlaşılan ki Can Baba kapının açıldığını ve Güler Abla'nın geldiğini fark edememiş ve elindeki şişeyi sobaya zulalayamadan yakalanmıştı.

Güler Abla haklı olarak hem Can Baba'ya hem de onun içmesini önlemedik, hatta gidip içki aldık zannederek bize söylenmeye başlamıştı. Sanırım şişeleri sobaya sakladığını bilmediği için birimizin bakkala gidip şarap aldığını düşünmüştü. 

Nahoş bir durum. Söyleşiyi yarım bırakıp kalksak mı, devam mı etsek bilemiyoruz. O sırada kapı açıldı. Tuncel Kurtiz yanında genç bir kadın arkadaşı ile içeri girdi ve daha adımını atar atmaz tiradına başladı:

"Duyduk ki Mustafa huruç eylemiş
Aydın elinde Karaburun'da
Bedreddin kelamın söylemiş
Köylünün huzurunda..."

O sıralarda sahnelediği "Şeyh Bedreddin Destanı"ndan dizeler okumakla kalmıyor bir de sahnedeymiş gibi dansla karışık voltalar atıyordu. 

Anında hava değişti. Güler Abla sitemlerini unuttu. Can Baba sobadaki zuladan şarap şişelerini çıkardı, herkese ikram etti. Sohbet de tatlandı. Tuncel Kurtiz birlikte yaşadıkları hoş anıları anlatıyor, Can Baba onu tamamlıyor. Herkes keyifle gülümsüyor.. Biz de bu hoş havadan yararlanıp gitmek için izin istedik.

Alıntı  

Burçağ Kesim, Sombahar Dergisi üzerine bir inceleme, Yüksek Lisans Tezi, Mersin Üniversitesi. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı, 2021.  

edebiyathaber.net (22 Şubat 2023)

https://www.edebiyathaber.net/can-yucel-sobanin-basinda-paltoyla-niye-oturuyordu-metin-celal/

Yorumlar:

Engin Turgut

Sombahar dergisinde pek bilinmese de benim emeğim vardır. Başından beri o oluşumun içindeydim. Ferdi Arutan'ın en az 35 yıllık dostuyum ve hâlâ görüşürüz. Can baba ve Güler ablanın ruhları şad olsun. Oğlumun adının Alican olmasına vesile olan Güler abladır. Güzel bir yazıydı. Sonbahar dergisinin bürosunda çok oturmuşluğum dergi ve kitap taşımışlığım vardır. Hatta dergideki benimle olan özel sayı söyleşisini Metin Celal yapmıştır. Bu derginin kuruluşunun ilk nüveleri, temelleri Akmar pasajı Poem K. Celâl Gözütok'un işlettiği sahaf dükkanında atılmıştır. Çok anılarımız vardır. Metin Celal bir dönem Almanya'da bulunduğundan bilmeyebilir. Yazı şahaneydi. Keyifle okudum. Teşekkür ediyorum...


📰 YEŞİL VATAN: 🇹🇷🌳🌲🗺️ Türkiye’de korunan alan sayısı 692’ye yükseldi

 

🇹🇷 Türkiye’de korunan alan sayısı 692’ye yükseldi

🌳 Tabiat parkı: 275

💧 Sulak alan: 138

🪨 Tabiat anıtı: 112

🦌 Yaban hayatı geliştirme sahası: 85

🏞️ Milli park: 50

🌿 Tabiat koruma alanı: 32




🎞️ TÜRK ELSANATLARI: 2400 Yaşında Dünyanın en eski Türk Halısı; "Pazırık Halısı".

 


 

📖 İNANÇ DÜNYASI: Tek Tanrı'ya inanan ilk ırk

 


20260211

📖 TÜRK TARİHİ: Bizans Elçisi Zemarkos, İstemi Han’ın karşısına çıktığında Kağan’ın gözünden yaş akar.

 Bizans Elçisi Zemarkos, İstemi Han’ın karşısına çıktığında Kağan’ın gözünden yaş akar. Sebebini sorunca, İstemi Kağan'ın cevabı:

“Atalarımızdan işittik ki Garp elçileri geldiği zaman bu bizim için artık yeryüzünü fetih ve istila edeceğimize delalet eder.”


Alıntı: Kaynak Tarih @kaynaktarih 



Hace Nizamülmülk @teskilatiesas

Bizanslılar da Türklerin soyunu hep Perslere dayandırır bunların sebebi de Doğu'dan gelecek tehlikenin kıyamet alameti sayılmasıydı.

🎞️🇰🇷Güney Koreli bir 🚕taksi şoförü

Güney Koreli bir taksi şoförü, Kore Savaşı anıtına giderken Türk yolcuların ödemelerini reddetti.

"Türk müsün? Büyükbabalarını mı ziyaret ediyorsun? Cesur Türkleri asla unutmayacağız.”