Çoban Reis; durumu Almanya'dan iyi.... pic.twitter.com/yCTiEeUy8o
— TULPAR24 (@tulpar24) June 8, 2026
Atatürk:''Ne Mutlu Türküm diyene'' - Biz Türkler Asyai bir milletiz - Anadolu İrfanı'yla aydınlanır yolumuz... arşivi derleyen: Alp İçöz, gönül dostu bir şair
Çoban Reis; durumu Almanya'dan iyi.... pic.twitter.com/yCTiEeUy8o
— TULPAR24 (@tulpar24) June 8, 2026
1876 Kanun-i Esasi (Anayasa) 18.Madde şöyle der:
"Osmanlı vatandaşlarının devlet hizmetlerinde görevlendirilebilmeleri için, devletin resmi dili olan Türkçeyi bilmeleri şarttır."
Bu maddeye Arap mebuslar itiraz edince Ahmed Vefik Paşa şöyle cevap vermişti:
“Aklınız varsa dört seneye kadar Türkçe öğrenirsiniz!”
Topkapı Sarayı’nın en göz alıcı parçası: Sultan III. Mustafa’nın zırhı!
— Tarihi Merak Ediyoruz (@tarihiiimerak) June 8, 2026
20-25 kg ağırlığında, elmas ve yakutlarla bezeli bu çelik şaheser; savaş meydanından ziyade elçi kabulleri ve törenlerde devletin ihtişamını sergilemek için kullanılırdı. pic.twitter.com/qLnazqEjU5
Topkapı Sarayı’nın en göz alıcı parçası: Sultan III. Mustafa’nın zırhı!
20-25 kg ağırlığında, elmas ve yakutlarla bezeli bu çelik şaheser; savaş meydanından ziyade elçi kabulleri ve törenlerde devletin ihtişamını sergilemek için kullanılırdı.🇹🇷 Türkiye, Çanakkale'deki Granicus Savaş Alanı'nı koruma alanı olarak belirledi.
🇲🇰 Granicus, Makedonya Kralı Büyük İskender'in Pers İmparatorluğu'na karşı elde ettiği çığır açan zaferini kazandığı yerdir.
Tarihi savaş alanı ortaya çıktı! Büyük İskender’in izleri bulundu!
Çanakkale’de 150 yıldır aranan Granikos Savaşı alanı, ÇOMÜ'den Prof. Dr. Reyhan Körpe’nin 20 yıllık çalışması sonucunda tespit edildi. Alan, kültür rotası olarak turizme kazandırılacak.
Büyük İskender’in dünya tarihinin seyrini değiştiren Granikos Savaşı’nın yapıldığı alan, Çanakkale’nin Biga Ovası’nda bulundu. Projenin bilimsel danışmanı Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi'nden (ÇOMÜ) Prof. Dr. Reyhan Körpe, "Şimdiye kadar yaklaşık 150 yıldan bu yana aranan güzergahı, antik yerleşim alanını tespit ettik. Bu güzergahtan İskender'in Granikos Savaşı'na hangi rotadan ulaştığını bulduk" dedi.
ÇOMÜ İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Reyhan Körpe, 20 yıl önce, 150 yıldır keşfedilmeye çalışan Granikos Savaş Alanı'nı bulmak için çalışmalara başladı. Bu sürede Prof. Dr. Görpe, Biga ilçesi ve çevresinde yüzey araştırması yaptı. Prof. Dr. Körpe, bu yılki çalışmalarda yaklaşık 2 bin 400 yıl önceki 'Granikos Savaşı’nın yapıldığı alanı tespit etti. Alanın turizme kazandırılması ve kültür rotası haline getirilmesi için çalışmalar başlatıldı.
Konuya ilişkin Çanakkale İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından düzenlenen toplantıda Prof. Dr. Körpe, ilgili belediye başkanları ve kaymakamlara projeye ilişkin bilgi verdi. Büyük İskender'in en önemli savaşlarından birinin Çanakkale'de gerçekleştiğini söyleyen Prof. Dr. Körpe, "Bu savaş günümüzde Çanakkale'nin yaklaşık 100 kilometre doğusunda Biga Ovası'nın ortasından geçen, eski çağlarda 'Granikos Irmağı' olarak bilinen çayın kenarında olmuştu. Bu savaş, Büyük İskender'in en önemli savaşıdır. Çünkü bu savaştan sonra İskender buradan yola çıkarak Batı Anadolu'yu, daha sonra da Hindistan'a kadar bütün Asya'yı fethetti.
Onun bu savaştaki başarısı sadece İskender için değil, aynı zamanda dünya tarihinin en önemli dönüm noktalarından olmuştur. Granikos Savaş Alanı ile ilgili yaklaşık 20 yıl önce başlattığımız bir çalışma vardı. Ayrıca son 3 yılda savaş alanını bulmaya yönelik çalışmalar, araştırmalar devam ediyor. En son bu sene bu savaş alanının tam olarak neresi olduğunu tespit etmeye yönelik çok önemli bulgulara ulaştık. Bunlardan en önemlisi İskender'in bu savaş alanına gelirken uğradığı ve kamp yaptığı güzergahların tespitiydi" ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Körpe, sözlerini şöyle sürdürdü: "Şimdiye kadar yaklaşık 150 yıldan bu yana aranan güzergahı, antik yerleşim alanını tespit ettik. Bu güzergahtan İskender'in Granikos Savaşı'na hangi rotadan ulaştığını bulduk. Bölgede yaptığımız araştırmalarda antik kaynakları da çok dikkatli okuyarak, yorumlayarak savaşın aşağı yukarı tam olarak nerede olduğunu, hangi köyler arasında olduğunu, ovanın tam olarak neresinde olduğunu bulduk.
Foto - Tarihi savaş alanı ortaya çıktı! Büyük İskender’in izleri bulundu!
Burada yaptığımız sunum ile hem buradaki savaşı, savaş alanındaki tespitlerimizi ve ayrıca en önemlisi İskender'in bu savaş alanına Çanakkale'den Biga'ya doğru yaptığı seferde uğradığı güzergahları bir kültür rotası olarak tespit ettik. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün desteğiyle gerçekleştirilen bu oturumda İskender'in Çanakkale'nin hemen yanından Özbek köyü ovasından başladığı, daha sonra doğuya doğru hareketle Umurbey, Lapseki ve sonra dağları aşarak Biga Ovası'na indiği, Granikos Çayı'na ulaştığı bu rotayı tam olarak tespit ettik. Bu rota aynı zaman bir kültür rotası olarak tartışılacak."
Alıntı: https://www.yeniakit.com.tr/foto-galeri/tarihi-savas-alani-ortaya-cikti-buyuk-iskenderin-izleri-bulundu-100533
ŞARK MESELESİ | TARİHİ VE BUGÜNÜ (1)
150 yıllık Şark Meselesi’nin (Doğu Sorunu) hem tarihsel hem de Batı Asya’daki gelişmeler çerçevesinde değerlendiren Dumlupınar Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüsamettin İnaç, Teori dergisinin sorularını yanıtladı. Röportajı teoridergisi.com sorumlusu Yiğit Çınar yaptı.
Emperyalizmin bugün Batı Asya’da attığı adımlar, 100 yıl önceki “Şark Meselesi”nin devamı mıdır?
Bu Şark Meselesi kavramı ilk defa 1776 yılında kullanılmış. Ama asıl geçerliliğini ve gündemdeki yerini 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, başka bir ifadeyle 93 Harbi’yle kesinlik kazanmıştır. Özellikle o tarihe kadar İngiltere Osmanlı’nın bölünmesine ve parçalanmasına karşı çıkıyordu. Ancak 93 Harbi’nden sonra Devlet-i Aliyye olarak bildiğimiz Osmanlı Devleti’nin artık kurumlarının ve toprak bütünlüğünün bir şekilde artık zaafa uğradığı ve bundan sonra korunmasının mümkün olmadığını görmüş ve Fransa, Rusya gibi ülkelerle iş birliği içerisinde bu paylaşım planını gerçekleştirmiştir. Asıl Şark Meselesi dediğimiz şey budur.
Bugün geldiğimiz noktada bu Şark Meselesi hala kapanmamış bir parantez durumundadır. Çünkü bu yüz yıllık süreçte Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ve akabinde Anadolu’da Türkiye’nin gün geçtikçe daha muhkem bir şekilde kurumlarını ihdas etmesi ve devlet yapısını güçlendirmesi özellikle son dönemde savunma sanayi başta olmak üzere pek çok alanda başarısıyla gün yüzüne çıkması ve Orta Doğu başta olmak üzere bölgenin ve kürenin şekillenmesinde etkin rol oynaması gerçekten de Batılıları çok müthiş derecede Avrupa’yı rahatsız etmektedir. Dolayısıyla bugün emperyalist ülkeler özellikle Amerika-İsrail ittifakı başta olmak üzere diğer Avrupa Birliği ülkeleri Türkiye’yi bölmek, parçalamak ve özellikle de “Türklerin geldiği yere Orta Asya’ya gelip göndermek” konusunda büyük oranda konsensüs sağlamış durumdadırlar.
Bu anlamda Türkiye hızlı ve kontrolsüz bir şekilde bölünmesi, parçalanması istenmeyen ancak peyderpey koparılması gereken bir yapı olarak görülmüştür. Bunların başında tabii ki bu 40 yıldır mücadele ettiğimiz PKK ve türevleri vardır. Bugün maalesef çeşitli çabalara rağmen PKK ve onun unsuru olan çeşitli Irak’taki, Suriye’deki ve farklı coğrafyadaki İran’daki PKK unsurları henüz silah bırakmış değildirler ve eskisinden maalesef ki daha güçlü bir şekilde hem Irak’ta hem Suriye’de hem de İran’da devlet kurma çabalarına tüm hızıyla ve daha da güçlenerek devam ettirmektedirler.
Dolayısıyla bugün PKK terörü Türkiye için en büyük tehdit olarak varlığını sürdürmektedir. Yani çünkü bugün özellikle Amerika ve İsrail’in doğrudan desteği PKK’yı dağıtmış ve PKK çok daha muhkem bir şekilde kendi hedeflerini gerçekleştirme noktasında ciddi bir şekilde ilerleme kaydetmiş görünmektedir. Dolayısıyla burada özellikle Türkiye’nin bir şekilde Orta Asya coğrafyasına yeniden püskürtülmesi, itilmesi çabası içerisinde çok farklı coğrafyalar önem kazanmaktadır.
Orta Doğu’da ve Balkanlar’da ciddi bir şekilde Türkiye’nin bağlantısı kesilmek istenmektedir. Suriye’de son dönemde İsrail’in hem Suriye’nin güneyince Dürzi bölgeleri olarak bildiğimiz Süveyda, Kuneytra ve Dera gibi bölgelerde toprak yürütmesi ve tampon bölgeler özellikle geliştirmesi hem Lübnan’da ciddi bir şekilde toprak kazanmış olması da Şark Meselesi’nde bir ilerleme kaydettiğini göstermektedir.
...
Kaynak: TEORİ DERGİSİ
Türkçeye Yunancadan geçen 476 kelime varken, Yunancada Türkçeden alınmış 2644 kelime bulunuyor.
📷Ermeniceden yalnızca 17 kelime almışız, buna karşılık Ermenicede tam 3166 Türkçe kökenli kelime var.
📷Sırpçadan geçen kelime sayısı sadece 3, Sırpçada ise 3065 Türkçe kelime yer alıyor. 3 kelime hangisi acaba?
Türkçedeki yabancı kelimeler üzerine güzel bir paylaşım. Ek olarak şunu da belirteyim üstteki tabloda verilmeyen diğer kelimelerle toplam 14 bin yabancı kelimemiz var. Bu tüm sözlüğümüze oranla yalnızca %2.43. Yani bazılarının söylediği gibi "toplama" bir dil değildir. Toplama dil arayan hint-avrupa dillerini araştırabilir.
Göçmen ile muhacir arasındaki fark nedir ?
Göçmen ile Muhacir Arasındaki Fark Nedir? Antropolojik Bir Perspektif
Giriş: Kültürlerin Derinliklerine Yolculuk
Birçok kültür, geçmişin derinliklerinden günümüze uzanan bir yolculukla şekillenmiştir. Her kültür, yaşadıkları topraklardan, yaşam biçimlerinden, ritüellerinden ve sembollerinden beslenir. Ancak, bazen bir kültür, başka topraklara göç eder, bu da hem o kültürün hem de gittiği toplumun kimliğini etkiler. Göçmen ile muhacir arasındaki fark, sadece kelimelere indirgenemeyecek kadar derin bir anlam taşır. Her iki terim de bir yerden başka bir yere hareket etmeyi ifade eder, ancak bu hareketin anlamı, kökeni ve toplumsal bağlamı farklıdır.
Peki, göçmen ile muhacir arasındaki farkı anlamak, sadece dilsel bir inceleme mi olmalı? Yoksa bu kavramları antropolojik bir bakış açısıyla değerlendirerek, onların kültürel, ekonomik ve sosyal bağlamlarda nasıl şekillendiğini anlamalı mıyız? Gelin, kültürlerin çeşitliliğine bir yolculuk yaparak bu soruyu birlikte keşfedelim.
Göçmen ve Muhacir: Temel Tanımlar
İlk bakışta, “göçmen” ve “muhacir” terimleri benzer gibi görünse de, bu iki kavram arasında önemli farklar bulunmaktadır. Göçmen, genellikle daha geniş bir kavramdır ve bir yerden başka bir yere yerleşen, farklı kültürlerde yaşam kuran kişiyi tanımlar. Göçmenler, ekonomik, siyasi, sosyal veya diğer sebeplerle yer değiştirirler ve çoğu zaman bu yer değiştirme, geçici bir süreç olabilir.
Öte yandan, muhacir terimi, özellikle daha yoğun bir tarihsel ve kültürel bağlamı olan bir kavramdır. “Muhacir” terimi, genellikle belirli bir inanç veya kültür için yapılan bir göçü ifade eder. Tarihte, İslam’ın ilk yıllarındaki Hicret bu anlamda çok önemli bir örnektir. Muhacir, sadece fiziksel olarak bir yerden başka bir yere gitmekle kalmaz, aynı zamanda bir kültürün, kimliğin, bir inancın savunucusu olarak yeni topraklarda varlık gösterir.
Bu temel tanımlardan sonra, göçmenlik ve muhacirlik kavramlarının birbirinden nasıl farklılaştığını daha derin bir kültürel analizle inceleyelim.
Kültürel Görelilik: Göçmen ve Muhacir Tanımları
Bir toplumun göçmen ve muhacir tanımları, kültürel ve sosyal bağlama göre değişir. Kültürel görelilik, bir toplumun normlarını ve değerlerini, o toplumun kültüründen bağımsız olarak değerlendiremeyeceğimizi savunur. Bu bağlamda, bir toplum, göçmen ve muhacir kavramlarını kendi değer yargılarına, tarihsel deneyimlerine ve kültürel geçmişine göre şekillendirir.
Göçmen Tanımının Kültürel Yansıması
Çoğu zaman, göçmenlik, ekonomik fırsatlar veya daha iyi yaşam koşulları arayışında olan bireyleri tanımlar. Bu, genellikle büyük kentlere ya da gelişmiş ülkelere yapılan göç hareketleridir. Kültürel görelilik, burada yerel halkın göçmenleri nasıl algıladığını da önemli kılar. Birçok toplum, göçmenleri sadece bir dışsal unsur olarak kabul edebilir ve onların kültürlerini, geleneklerini, hatta dilini dışlayabilir. Ancak göçmenler de aynı şekilde, geldikleri toplumda kimliklerini ve geleneklerini sürdürmeye çalışırlar.
Muhacir Tanımının Kültürel Yansıması
Öte yandan, muhacir kavramı çoğu zaman dini veya ideolojik bir temele dayanır. Bu, özellikle zorunlu göçlerin veya inançsal göçlerin olduğu toplumlarda belirginleşir. Türkiye’deki Türk muhacirleri, özellikle Yunanistan’dan gelen muhacirler ve Kırım Tatarları gibi gruplar, göçün sadece bir yer değiştirme değil, bir kimlik ve kültürün devam ettirilmesi anlamına geldiği topluluklardır. Muhacir, kendi kültürel ve dini değerlerini, yeni topraklarda korumak ve bu değerler üzerinden bir kimlik oluşturmak için gelir.
Bir örnek olarak, Hicret olgusunu ele alabiliriz. İslamiyet’in ilk yıllarındaki Hicret, sadece bir coğrafi göç değil, dini bir savunma ve kimlik yaratma sürecidir. Bu bakımdan, muhacir olmak, sadece bir göç hareketi değil, bir kültürel ve kimliksel direniştir.
Akrabalık Yapıları ve Ritüellerin Göçmen ve Muhacir Üzerindeki Etkisi
Her iki kavramın ayrımına kültürlerarası bir bakış açısıyla yaklaşırken, göçmenlerin ve muhacirlerin akrabalık yapıları ve ritüelleri üzerine de düşünmek önemlidir.
Göçmenlerin Akrabalık Yapıları
Göçmenler genellikle daha geniş bir toplumsal ağın parçası olarak görülürler. Akrabalık yapıları, gittikleri ülkede sosyal ve ekonomik bağlarla şekillenir. Çoğu zaman, göçmenler, yeni bir ülkeye yerleştiklerinde, oradaki sosyal yapıyı ve kültürel ritüelleri benimseseler de, evdeki geleneklerini ve kültürlerini devam ettirme eğilimindedirler. Bu, geleneksel aile yapılarının korunmasında önemli bir rol oynar.
Muhacirlerin Akrabalık Yapıları ve Ritüelleri
Muhacirler ise daha güçlü bir kültürel aidiyet duygusuna sahiptir. Akrabalık yapıları, daha sıkı bağlarla örülmüş olabilir. Muhacirlerin yerleştikleri topraklarda, geleneksel ritüelleri devam ettirmek için büyük çaba harcadıkları görülür. Mısır’daki Kıpti Hristiyanları ve Suriye’den gelen mülteciler gibi gruplar, genellikle kendi dinî inançlarını ve kültürel ritüellerini, yeni topluma entegre etmeye çalışırken, bu ritüelleri nesilden nesile aktarmak için yoğun çaba gösterirler.
Ekonomik Sistemler ve Göçmen-Muhacir İlişkisi
Göçmenlerin ve muhacirlerin ekonomik sistemlerle olan ilişkisi de farklılaşır. Göçmenler, genellikle bir ekonomik fırsat veya iş arayışıyla hareket ederler. Ancak muhacirler, bir kültürün savunucusu olarak, bazen ekonomik sisteme uyum sağlamakta zorluklar yaşayabilirler. Göçmenlerin bulunduğu toplumda daha fazla ekonomik fırsat olabilirken, muhacirler, genellikle bir kimlik oluşturma ve yerleşme sürecindedir.
Kimlik Oluşumu ve Göçmen-Muhacir Farkı
Kimlik, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde inşa edilir. Göçmenler, gittikleri toplumda kültürel bir uyum sağlama süreci yaşarken, muhacirler, genellikle kimliklerini korumaya yönelik çabalarla şekillenirler. Göçmenlerin kimlikleri daha esnek olabilirken, muhacirlerin kimlikleri, tarihin, inancın ve kültürün güçlü izlerini taşır.
Sonuç: Kültürlerin Çatışması ve Empati
Göçmenlik ve muhacirlik, sadece yer değiştirmek değil, kültürlerin, kimliklerin ve ritüellerin sürekli etkileşim içinde olduğu bir süreçtir. Göçmenler ve muhacirler, farklı toplumlar ve kültürler arasında bir köprü oluştururlar. Ancak bu köprü, sadece coğrafi değil, aynı zamanda kimliksel ve kültürel bir köprüdür. Göçmen ve muhacir arasındaki farkları anlamak, diğer kültürlerle empati kurma sürecinde önemli bir adımdır.
Peki, bir kişinin kimliği, sadece doğduğu topraklara mı bağlıdır? Yoksa, bir insan başka bir toprakta kendini yeniden mi yaratır? Bu sorular, insanlık tarihinin her aşamasında tartışılmaya devam edecek.
Kaynak: https://lakens.com.tr/gocmen-ile-muhacir-arasindaki-fark-nedir/
"Bir Gecede Cahil Kaldık!"
Bu argüman tam bir cehalet turnusolü. Yüzyıldır sanki Atatürk bir gece aniden uyanıp "Efendiler! Yarın Latin harflerine geçiyoruz." demiş gibi bir hava yaratılıyor. Oysa mevzuya azıcık tarihsel aydınlanmayla bakan herkes biliyor ki, Osmanlı'nın o kutsallaştırılan alfabesiyle bizzat Osmanlı'nın kendi aydınları saç baş yoluyordu.
Tanzimat dönemi paşaları ve vizyonerleri tam 80 yıl boyunca "Yahu bu harflerle Türkçe sesleri veremiyoruz, okuma yazma oranımız yerlerde sürünüyor, gelin şunu reforme edelim" diye yırtındılar. Ama karşılarında her yeniliğe "din elden gidiyor" barikatı kuran Şeyhülislam kafasını buldular. Yani alfabe değişikliği bir gecelik bir heves değil, Osmanlı aydınının padişahlara sunduğu ama bürokrasiye takılan yarım kalmış bir rüyasıydı...
İşin en ironik ve trajikomik tarafı ise şu: Aynı imparatorlukta yaşayan Rum, Ermeni, Yahudi ve Levanten topluluklar Latin tabanlı veya kendi fonetik alfabesiyle harıl harıl okuyup, dünyayı takip edip, ticarette ve diplomaside ihya olurken; Müslüman Türk halkı matbaanın bile 300 yıl geciktiği bir sistemde harfleri sökmeye çalışıyordu. Cumhuriyet sadece Osmanlı aydınının zaten bildiği o kaçınılmaz teşhisi koydu ve bürokratik tümörleri kesip atarak Türk milletini azınlıkların fersah fersah öne geçtiği o modern dünyaya ortak etti. "Bir gecede cahil kaldık" diyenlerin asıl trajedisi, o geceden önce de ne kadar cahil bırakıldıklarından bihaber olmaları...
https://kutluyol.org.tr/osmanlida-alfabe-tartismalari/
Kölelikten sultanlığa yükselen Sultan Baybars’ı anlatan Kazak sanatçı Maya İsmailova...pic.twitter.com/lWh94Iv5qH
— Türk'ün Dünyası (@TurkunDunyasi) March 28, 2026
Ötüken, Türk milletinin hafızasında yalnızca bir coğrafya değil; bir ruhun, bir medeniyetin ve bir milletin doğduğu kutlu yurttur.
İlk Türk topluluklarının hayat bulduğu, devlet kurduğu ve dünyaya yayıldığı bu kadim topraklar; bağımsızlığın, törenin ve kut anlayışının merkezidir.
“Sözlerimi baştan sona işitin, önce (siz) erkek kardeşlerim (ve) oğullarım, birleşik boyum (ve) halkım, sağdaki Şadapıt beyler, soldaki Tarkanlar (ve) kumandan beyler, Otuz (Tatar…), Dokuz Oğuz beyleri (ve) halkı, bu sözlerimi iyice işitin (ve) sıkıca dinleyin!İleride gün doğusuna, güneyde gün ortasına kadar, geride gün batısına (ve) kuzeyde gece ortasına kadar, bu (sınırlar) içindeki (bütün) halklar hep bana tabidir. Bunca halkı hep ben düzene soktum. Onlar şimdi (hiç de) kötü (durumda) değiller. Türk(lerin) hakanı Ötüken dağlarında oturur (ve oradan hükmeder) ise ülkede (hiçbir) sıkıntı olmaz.Doğuda Şantung ovasına kadar ordu sevk ettim, denize pek az kala durdum; güneyde Dokuz Esin’e kadar ordu sevk ettim, Tibet’e pek az kala durdum; batıda İnci (Sır Derya) ırmağı(nı) geçerek Demir Kapı’ya kadar ordu sevk ettim, kuzeyde Yır Bayırku topraklarına kadar ordu sevk ettim; bunca diyara kadar (ordularımı) yürüttüm (ve anladım ki) Ötüken dağlarından daha iyi bir yer asla yok imiş! (Türk halkının yurt edineceği ve) yönetileceği yer Ötüken dağları imiş.Bu yerde oturup Çin halkı ile (ilişkileri) düzelttim. (Çinliler)altın(ı), gümüş(ü) (ve) ipekli kumaşları güçlük çıkarmaksızın öylece (bize) veriyorlar. Çin halkının sözleri tatlı, ipekli kumaşları (da) yumuşak imiş. Tatlı sözlerle (ve) yumuşak ipekli kumaşlarla kandırıp uzak(larda yaşayan) halkları böylece (kendilerine) yaklaştırırlar imiş. (Bu halklar) yaklaşıp yerleştikten sonra (da Çinliler fesatlıklarını o zaman düşünürler imiş.İyi (ve) akıllı kişileri, iyi (ve) cesur kişileri ilerletmezler imiş; (öte yandan) bir kişi suç işlese, onun boyu(na), halkı(na) (ve) hısım akrabasına kadar (herkesi) öldürmezlermiş. (Çin halkının) tatlı sözlerine (ve) yumuşak ipekli kumaşlarına kanıp (ey) Türk halkı, çok sayıda öldün. (Ey) Türk halkı, öleceksin!Güneyde Çuğay dağlarına (ve) Töğültün Ovası’na konayım dersen (ey) Türk halkı, öleceksin! Orada kötü (niyetli) kimseler şöyle akıl verirler imiş: “(Çinliler bir halk) uzak(ta yaşıyor) ise kötü hediyeler verir, yakın(da yaşıyor) ise iyi hediyeler verir.” deyip öyle akıl verirler imiş. (Ey) cahil kişiler, bu sözlere kanıp (Çinlilere) yakın gidip, çok sayıda öldünüz.O yere doğru gidersen (ey) Türk halkı, öleceksin! Ötüken topraklarında oturup (buradan Çin’e ve diğer ülkelere) kervanlar gönderirsen hiç derdin olmaz. Ötüken dağlarında oturursan sonsuza kadar devlet sahibi olup hükmedeceksin. (Ey) Türk halkı, (sen) tok gözlüsün: açlığı tokluğu düşünmezsin; bir (de) doyarsan açlığı (hiç) düşünmezsin. Böyle olduğun için (seni) besleyip doyurmuş olan hakanlarının sözlerini (dinlemeden ve rızalarını) almadan her yere gittin, oralarda hep mahvoldun (ve) tükendin. Oralarda (nasılsa sağ) kalmış olanları(nız da hemen) her yönde bitkin ve mecalsiz (bir halde) yürüyor idiniz.Tanrı lütufkar olduğu için, benim (de) talihim olduğu için hakan (olarak tahta) oturdum. Tahta oturup yoksul (ve) fakir halkı hep derleyip topladım: Fakir halkı zengin yaptım, az halkı çok yaptım. Yoksa, bu sözümde yalan var mı?Ebedi taş hakkettirdim. (Burası) yakın (bir) mevki olduğundan, ayrıca kolay erişilir(bir) yer olduğundan, böyle kolay erişilir (bir) yerde ebedi taş hakkettirdim, yazdırttım. Onu görüp öyle bilin (ve öğrenin).”
“Onca zengin (ve) onca gelişmiş devletimiz vardı. (Ey) Türk, Oğuz beyleri (ve) halkı, işitin. Üstte(ki) gök çökmedikçe, altta(ki) yer (de) delinmedikçe, (ey) Türk halkı, (senin) devletini (ve) yasalarını kim yıkıp bozabilirdi? (Ey) Türk halkı, (kötü huyundan) vazgeç ve nadim ol! İtaatsizliğin yüzünden, (seni) besleyip doyurmuş olan akıllı hakanın ile bağımsız (ve) müreffeh devletine (karşı) kendin hata ettin (ve) nifak soktun.Silahlı (düşman) nereden gelip (seni) bozguna uğrattı (ve) dağıttı? Mızraklı (düşman) nereden gelip de (seni yerinden yurdundan) sürüp kaçırttı? Kutsal Ötüken dağları halkı, (yerini yurdunu bırakıp) gittin. Doğuya gidenler(iniz) Gittiniz, batıya gidenler(iniz) gittiniz. Gittiğiniz yerlerde kazancınız şu oldu, hiç şüphesiz: Kanlarınız ırmaklar gibi aktı, kemikleriniz dağlar gibi yığıldı; bey olacak erkek evladınız köle oldu, hanım olacak kız evladınız cariye oldu.”
1. Ötüken en eski zamanlardan itibaren kurulan Türk devletlerinin ağırlık merkezi olduğundan tarihi açıdan önemli bir bölgedir.2. Bu derin tarih, toplumun belleğinde kalıcı bir yer edindiğinden Ötüken, kültürel ve psikolojik açıdan da toplumu birleştirici bir simge durumundadır. Bu yüzden Göktürk Devleti ilk kurulduğu zaman başkentini bu bölgeye taşımıştır. İkinci Göktürk Devleti’ni kuran Kutluk da bu bölgeyi ele geçirdikten sonra kendisini kağan ilan etmiş ve bu durum Türk toplulukları tarafından kabul görmüştür.3. Bölgenin doğal yapısı, göçebe hayvancılık ile birlikte avcılık ve tarım da yapılmasına imkân verdiğinden bozkırın diğer bölgelerine göre daha büyük bir nüfusu besleme potansiyeline sahiptir. Devletin ağırlık merkezinde büyük bir nüfus bulunması devletin varlığı ve bütünlüğü için hayati önem taşımaktadır.4. Bölge, dağlar ve çöller arasında kaldığından savunulması nispeten kolaydır.5. Güneyde bulunan geniş çöl, en büyük Tehdit olan Çin ordusunu engelleyici bir nitelik taşımaktadır.6. Ötüken, Çin sınırından baskın tarzında yapılacak saldırılar karşısında hazırlık zamanı sağlayacak kadar uzak ve süvari ağırlıklı Türk orduları tarafından hızla ve kısa sürede akınlar yapılabilecek kadar yakındır.7. Çin, Sun Tzu’nun eserinde de görüldüğü gibi dolaylı tutum stratejisi konusunda ustadır ve tarih boyunca bu stratejiyi başarıyla uygulamıştır. Bu stratejinin Türklere ve diğer bozkır toplumlarına karşı en başarılı uygulaması ise kültürel asimilasyondur. Ötüken, Çin kültürünün ulaşamayacağı kadar uzak bir bölgede bulunmaktadır. Bu husus Türklerin varlığını sürdürebilmesi açısından belki de en önemli özelliktir. Bu yüzden Orhun yazıtlarında da sık sık Çin’e yakın bölgelere gidilmemesi, Çinlilerin güzel sözler ve ipekli kumaşlarla Türkleri kendine çektiği, kendi topraklarına yerleştirdiği ve asimile ederek yok ettiği üzerinde durulmaktadır.8. Ötüken, Türklerin kadim inançları açısından da kutsal bir bölgedir.
Dr. Mehmet ÇANLI
ALINTI/KAYNAK:
https://strasam.org/strateji/jeopolitik/otuken-neden-turkler-icin-stratejik-oneme-sahiptir-314
Çoban Reis; durumu Almanya'dan iyi.... pic.twitter.com/yCTiEeUy8o — TULPAR24 (@tulpar24) June 8, 2026