20260802

📖 Osmanlının en Türk ve Müslüman vilayeti: Kastamonu ve Kastamonu valisi Reşit Paşanın hikâyesi



Osmanlının en Türk ve Müslüman vilayeti: Kastamonu
Ermeni tehcirine karşı çıktığı için görevden alınan ve/fakat milli mücadelede Mustafa Kemal Paşanın yanında yer alan tartışmalı isim Kastamonu valisi Reşit Paşanın hikâyesi
Kastamonu, Bolu, Kengiri (Çankırı) ve Sinop sancaklarından oluşan Kastamonu vilayeti 1 milyonluk nüfusuyla Osmanlının kalabalık vilayetlerinden biriydi. Nüfusun %98’i Müslüman Türklerden oluşan vilayette %2 olan gayrimüslim nüfusun çoğu Rum, kalanı da Ermeniydi. Safranbolu kazası ve Sinop sancak merkezinde kayda değer bir Rum nüfus ile Kastamonu merkezdeki Rum ve Ermeni nüfus dışında vilayetin tamamına yakını Müslümanlardan oluşuyordu.
Yoğun ormanlarla kaplı ve dağlık olan vilayette ulaşım zor olduğu için potansiyeline oranla ekonomisi yeterince gelişmemişti. Kastamonu vilayetini dış dünyaya bağlayan İnebolu kazası arasında kalan ve yağmur sonrası bozulduğu için sürekli bakım isteyen yetersiz şose yol dışında vilayet genelinde yollar topraktı. Bu nedenle ürünler pazara ulaşamamaktaydı. İneboluda modern bir liman bulunmadığı için gemiler açığa demirliyor ve kayıklarla kıyıya taşınıyordu. İnebolu tüm bu yetersizliklerine rağmen milli mücadele döneminde Sovyetler Birliğinden gelen silah yardımının Anadoluya ulaştırılmasında kilit rolü oynamıştı. Sovyetler dışında mütareke İstanbulundan kaçırılan tüfek ve mermi İneboludan iç kesimlere giriyordu. Toplar ise önce sökülüp parçalara ayrılıyor, kayıklarla İneboluya getirildiğinde yeniden birleştirilip Kastamonu üzerinden Ankaraya taşınıyordu. Yolların yetersizliği nedeniyle bütün bu sevkiyat bölge halkının büyük gayret ve özverisiyle çok zorlu şartlarda gerçekleşiyordu.
Kastamonu vilayetini araştırırken 1913-15 yılları arasında Kastamonu valiliği görevinde bulunan Reşit Paşanın vilayet teftiş raporundan faydalandım. Reşit Paşa ilginç bir tarihi şahsiyet. 1915 yılında vilayetindeki Ermenilerin tehcir edilmesine yönelik emir kendisine ulaştırıldığında önce emrin resmi ve gerçek olduğunun teyid edilmesini isteyerek telgrafla gelen emri reddetti. Ardından İttihad ve Terakki Çankırı temsilcisi Hasan Fehmi tarafından emir kendisine bizzat ulaştırıldığında tehcirin Kastamonuda uygulanmasına karşı çıkarak emri uygulamayı reddetti. Emri reddederken kullandığı “ben elimi kana bulamam” ifadesi meşhur oldu. Gerekçe olarak Kastamonu Ermenilerinin devlet için herhangi bir tehlike teşkil etmediğini, emri uyguladığında masum ve günahsiz kadın ve çocukların ölümüne aracılık etmiş olacağını ve vilayetin ekonomik anlamda çöküşe uğrayacağını ifade etti. Kastamonu Ermenilerinin tehcirini 1916 Şubatına kadar geciktirdikten sonra Talat Paşa tarafından serkeşlik (başkaldırı) gerekçesiyle görevden alındı. Yerine emri yerine getirmesi için Ankara vali muavini Atıf Bey gönderildi. Bu süre zarfında yollarda güvenlik bir ölçüde sağlanabildiği için 1919 yargılamalarında Ermeni tanıkların ifadelerine göre Kastamonu Ermenilerinin büyük kısmı tehcirde hayatta kaldı.
Aynı Reşit Paşa hatıratında işgal İstanbulunu ve memleketin halini tasvir ederken aşağıdaki ifadeleri kullanmıştır:
“Umumî Harpte neler yaptığımızı ve bize içten, dıştan neler yapıldığını hatırlatmak istemem. (…) Türk unsuru bu dört yılın bütün ağırlığını omuzlarında taşıdı. Çökmeğe mahkûm bir devleti zindeleştirmek hülyasıyla malını, canını - hayrete değer bir ısrarla ve eşsiz bir cömertlikle - ortaya attı. Sekiz, on cephede - yarı aç, yarı çıplak - dövüştü. Altı yüz yıldan beri aynı topraklar üzerinde ve aynı bayrak altında kardeş kardeş yaşadığı milletlerden ihanet gördü, pusulara uğradı, tuzaklara düştü. (…) Ben tarihin seyrini değiştirecek sahnelerle dolu olan bu kanlı facianın ilk perdeleri oynanırken, Kastamonu’da vali idim. Bir milletin nasıl eridiğini, içtimaî muvazenenin derece derece nasıl bozulduğunu orada gözümle görüyor, hastalanacak kadar üzülüyor ve vilâyeti felaketli iktisat buhranlarına karşı, imkân dairesinde, korumak için didinip duruyordum. (…) Babıâli, devlet adamlığı kabiliyetinden mahrum kimselerle dolu olduğu için, bu imkânı görmek şöyle dursun, son güne kadar böyle bir lüzumu bile hissetmedi. Bununla beraber eli ve eteği temiz kalmış kimseleri iş başından uzaklaştırmaktan o Babıâli çekinmedi. Meşrutiyet inkılâbındaki müsbet hizmetlerime rağmen beni de - serkeşlik isnat ederek - işten çıkardı.”
Bu birbirine zıt gibi duran iki ayrı ifadeden aslında çöküş dönemi Osmanlısında insanların nasıl bir haleti ruhiye içinde yaşadığını, sosyal medya tarihçiliğinin dayattığı siyah-beyaz, haklı-haksız, iyi-kötü ayrımlarının aslında gerçek hayatı yansıtmadığını, gerçeğin her zaman gri olduğunu görebiliyorum. Tehcir emrini uyguladığında hiçbir şeyden habersiz sıradan Ermenilerin ölüme gönderileceğini düşündüğü için isyan eden Reşit Paşa aynı Ermenilerin ileri gelenlerinin en zayıf anında düşmanla işbirliği içinde devleti ve milleti felakete götürmesine de isyan edebiliyor.
Reşit Paşa 1919 yılında Damat Ferit hükümeti tarafından Sivas valisi olarak atandı. Valiliği döneminde Sivas kongresinin toplanmasını engellemedi, Mustafa Kemal Paşayı tutuklamadı, 1920-21 yıllarında yaptığı ikinci Kastamonu valiliği döneminde İnebolu üzerinden gelen silah ve mühimmat yardımını destekleyerek vilayette asayişi korudu.
Zor kararların alındığı ve milletin varlık-yokluk mücadelesi içinde olduğu bir dönemde yaşamayıp bugünün konforlu ortamında şu veya bu şekilde ahkam kesmeyi doğru bulmadığım için Kastamonu vilayeti diye başlayıp büyük kısmını Reşit Paşaya ayırdığım Kastamonu vilayeti yazısını bu şekilde sonlandırayım.
Alıntı: Osmanlı Atlası -Abdurrahman Tufan Kaya 

📷 Karadeniz’de fındık harmanı

Karadeniz’de fındık harmanı, patoz makineleri yaygınlaşmadan önce büyük emek isteyen uzun bir süreçti. Hasat sonrası fındıkların ayıklanması ve temizlenmesi aylar sürebilir, bu iş çoğunlukla amelelerin tek tek elle çalışmasıyla tamamlanırdı. Harmanlarda imece ruhu yaşanırdı.

Alıntı:Hüseyin Naim Güney @hnagy52

20260801

📖 Osmanlı'nın son zamanlarında Medine-i Münevvere (Münevver/Aydınlanmış Şehir Medine)

 


MEDİNE'NİN KISA TARİHİ

OSMANLI DÖNEMİNDE MEDİNE

-Alıntı: Vikipedi


MEDİNE'DE YAŞAYAN TÜRKLER

-Alıntı

📰🇫🇷Fransa 🇩🇿Cezayir’i işgal ettiği zaman sadece yerli halkı değil, Cezayir’e yerleşen 🇹🇷Türkleri de katletti

 


Fransa Cezayir’i işgal ettiği zaman sadece yerli halkı değil, Cezayir’e yerleşen Türkleri de katletti.

Kuloğlu denilen bu aileler baba tarafından Türk anne tarafından Cezayirlidir. Fransa Antropoloji Müzesi'nde 1860 tarihli bu resimdeki kişi, Arap anne ile Türk babanın çocuğu diye kaydedilmiş. Ne yazıkki ne etnik Türklerden nede Kuloğullarından geriye neredeyse kimse kalmadı.
Cezayir'in Fransızlar tarafından işgali sebebiyle 10 bin kadarı Adana ve İzmir'e göçerken diğerleri Cezayir direnişine katıldı ve kalanlar da zamanla orada asimile oldular..

(*Afrika’da kalan bu Türk asıllı ailelere dair bir kitabım yakında çıkacak..
-Doç Dr Halim Gençoğlu)

Nil Nehri istikametinde uçarken aklıma Yavuz Sultan Selim Han gelir. Onun Mısır’ı fethinden sonra kurulan Garp Ocakları, Osmanlı Devleti'nin Cezayir, Tunus ve Trablusgarp eyaletlerini kapsıyordu. O dönemde bu coğrafyaya yerleşen Manisalı, Muğlalı, Aydınlı ailelerden bahsedeyim.

Mesela Osmanlı Cezayir'inin kuruluşu, 16. yüzyılın başında Mağrip'in Osmanlı beylerbeyliğinin kurulmasıyla doğrudan bağlantılıdır.

O sırada Akdeniz’deki şehirlerinin İspanyolların eline geçmesinden korkan Cezayir halkı Osmanlı denizcilerinden yardım istediler. 

Oruç Reis, kardeşi Barbaros Hayreddin'in önderliğinde şehrin idaresini devraldılar ve güvenliği çevre bölgelerde genişletmeye başladılar.

Sultan Selim, Barbaros’un yönettiği Mağrip bölgelerinin vilayet olarak kontrolünü üstlenmeyi kabul ederek ona beylerbeyi rütbesini verdi.

Ayrıca Padişah, başkenti Cezayir olacak olan yeni şehire Osmanlı eyaleti Mağrip'e yaklaşık 4.000 gönüllü eşliğinde 2.000 yeniçeri gönderdi.

Çoğunlukla Anadolu'dan gelen bu Türkler, birbirlerine “yoldaş”dediler ve yerel kadınlardan doğan oğullarına "Kuloğlu" adını verdiler.

Bir kişinin bir Türk ile yerli bir kadının soyundan olduğunu kayıtlarda belirtmek için adına "ibn el-turki" veya "kuloğlu" notu eklenmiştir.

Bu ailelerin bazıları günümüzde sima olarak Afrikalıyı andırsa da eldeki kayıtlardan ve secereden Türk kökenli olduklarını biliyoruz.

Cezayir 1830'da Fransız sömürge yönetimine girdiğinde, yaklaşık 10.000 Türk sınır dışı edildi ve İzmir’e gönderildi. 

Osmanlı Devleti ise göçmek isteyen Cezayir halkına vatandaşlık vererek Mersin, Şam ve Adana’ya yerleştirdi.


Peki Cezayir’de kalan Türkler ne yaptılar? 

1832'de, Cezayir'den ayrılmayan birçok Cezayirli-Türk soyundan aile, Fransız sömürge yönetimine karşı güçlü bir direniş hareketinin başlangıcını oluşturmak için Emir Abdelkader ile mücadeleye katıldılar.

Bugün Cezayir'in birçok etnik ve kültürel unsuru Türk etkisindedir.

Tunus’da, Libya’da, Cezayir’de kalan eski Çanakkale, İzmir, Aydın, Muğlalı ailelerin soyadları arşiv belgelerine de yansımıştır.

Cezayirde Türk soyundan gelenlerin soy adları:

  • Baghlali (Bağlılı - Çanakkale)
  • Benkasdali (Ben Kazdağılı Çanakkale)
  • Benmarchali (Ben Maraşlı- Maraş)
  • Benterki (Ben Türk-Anadolulu)
  • Bersali (Borsali (Bursalı-Bursa
  • Chatli (Çatlı-Erzurum)
  • Chilali(Şileli-Aydın)
  • Cholli (Çullu-Aydın)
  • Coulourli/Kouloughli (Koloğlu-Karaman)
  • Dengezli (Denizlili -Denizli)
  • Dernali (Edirneli-Edirne)
  • Douali( Develi -Kayseri)
  • Guellati (Galatalı-İstanbul)
  • Karabaghli (Karabağlı- Konya)
  • Koulali(Kulalı-Manisa)
  • Ould Zemirli (İzmirli-Izmir)
  • Tchenderli(Çandarlı-İzmir)
  • Terkmani (Türkmenli-Anadolulu)
  • Merselli, Mersali, Merseller, (Manisalı)
  • Bendali (ben deli- Osmanlı ordusunda deli sınıfından)
  • Benlagha(ben ağa-Ağa sınıfından)
  • Bentobdji(ben topçu-topçu sınıfından)
  • Bouchakdji (bıçakçı-bıçak yapan)
  • Challabi (çelebi-eğitimci sınıftan)
  • Djadouadji (kahveci-kahveci sınıfından)
  • Fernakdji (fırıncı-ekmekçi)

    Bunlardan Mısır’dan Güney Afrika’ya göçen İsmail Joubert de Kuloğlu asıllıydı..

    Afrika’ya gönderilen askerler haricinde İzmir'den, Muğla’dan yerleşenler gönüllü ailelerdi.

    Sadece bölgenin gelişmesine katkı sağlamak için zenaat sahibi Anadolulu ailelere gitmeleri için çeşitli teşvikler verilmiştir.

    Oralarda Tekke, medrese kuran dervişlerden vergi alınmamıştır.


    Alıntı: Doç Dr. Halim Gençoğlu @halimgencoglu


    🎞️🇹🇷Cumhuriyet'in Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt | Yeni Ufuklar | Şule Perinçek - Prof.Dr. Hakkı Uyar

     






    📰 MİZAH: Urfa’nın misafirperverliği 😊

     URFA’DA YAŞANMIŞ BİR OLAY

    Urfa’ya atanan yabancı bir öğretmen; göreve başladıktan birkaç gün sonra telefonda, memleketinden bir arkadaşı ile konuşuyormuş. Arkadaşı sormuş: “Urfa nasıl? Memnun musun?” O da, cevap vermiş: “Vallahi kardeş, Urfa çok güzel bir yer. Çok memnunum. Çok misafirperver insanlar. Ayrıca yemekleri çok güzel! Özellikle yemek konusunda hiç sıkıntı çekmiyorum burada.” “Nasıl?” “Çok güzel bir uygulama var burada! Fırına gidiyorsun, tepsilerde çeşit çeşit yemekler, şişlerde pişmiş patlıcan ve biberler var. Hepsi yenmeye hazır. Birkaç ekmek alıyorsun, yanında da o tepsilerden istediğini alıp götürüyor, evde afiyetle yiyorsun. Hepsi birbirinden lezzetli. Hayatımda bu kadar güzel yemek yemedim diyebilirim!” “Ooo! Gerçekten çok güzelmiş!” “Haaa! Söylemeyi unuttum! Tepsilerden para da almıyorlar. Ekmek alman yeterli!” “Nasıııl? Vallahi çok şaşırdım! Ne güzel bir uygulamaymış öyle! Bir yanlışlık olmasın?” “Dedim ya sana; çok misafirperver insanlar!” Bir hafta sonra tekrar arkadaşıyla telefonda görüşüyorlar… Arkadaşına anlatıyor: Geçen hafta sana Urfa’da yemek konusunda sıkıntı çekmiyorum demiştim ya! “Evet!” Dün evde biriken dört beş tepsiyi yıkayıp fırına götürdüm. Fırıncıya: “kardeş ellerinize sağlık, yemekleriniz çok güzel, teşekkür ederim, aha bunlar da boş tepsileriniz!” deyince… Adam çok şaşırdı! Bir bana, bir de elimdeki tepsilere baktı ve… “Ne tepsisi abe!” diye hayret dolu bir ifadeyle sordu. Niye şaşırdığını ilk başta anlamadım. Hemen anlatmaya başladım: “Eee... İşte… Sizden ekmek alırken yanında verdiğiniz tepsiler bunlar!” deyince… Kıyamet koptu! Fırıncı başladı sesini yükseltmeye… “Abe, sen delimisen, manyakmısan yaw! Ne yapti ele! Biz de bırda bir heftadır milletle papaz oldığ, yaka paça birbirimize girdığ! Hergün bi tepsi kaybolidi… O tepsiler bizim değil! Farklı evlerde hezırlanıp pişirmağımız için gelen tepsiler! Biz onları fırınımızda pişiriyığ, getirenler de yanında ekmek alilar. Sen ne yapti yaw!” Vallahi… Ne bileyim kardeş! Ben yabancıyım. Urfa’ya öğretmen olarak atandım. İlk defa geliyorum bu memlekete. İlk geldiğim gün ekmek almak için bu fırına geldim. Baktım fırına her gelen ekmek alıp senden bir şeyler istiyor. Birisi: “Usta! Üç ekmek ver, bir de şuradaki tepsiyi ver!” diyor, veriyorsun. Diğeri: “Ustaaa! İki ekmek ver, bir de şu şişteki patlıcan ve isotları ver!” diyor ve sen de veriyorsun. Her gelen bu şekilde olunca… Ben de her gün gelip hoşuma giden bir tepsi seçip alıyordum. Bunu duyan fırıncı bana: “Yaw Hocam! Sen ne iş açti başımıza! Yaw yeri get, Allahiyi seversey yeri get!” dedi. İnan Çok mahcup oldum. Meğer o tepsiler fırına ait değilmiş. Başkalarınınmış!
    Alıntı..

    🎞️Güzel ahlaklı esnaf Türkiye’nin gurur kaynağıdır


    İstanbul’da bir mağazada alışveriş yapan turistler, 780 TL’lik ödemeyi yanlışlıkla 7.800 TL olarak yaptı. Durumu fark eden iş yeri sahibi, fazla ödenen parayı eksiksiz şekilde iade etti. O anlar hem turistlerin hem de izleyenlerin yüzünü güldürd



    20260731

    🎞️🗣️🇹🇷Türkiye’de her evde 2-3 araba var, mağazalar dolu... Marka düşkünlüğü

     

    🎞️ 🏐İşte 🇹🇷 Türk kadın sporcu ve örnek takım kaptanı Eda Erdem'e Polonyalı Spikerden Övgü Dolu Sözler👏 Tüm Salon Alkışlıyor

     

    🎞️🗣️Tatil yerlerindeki Türk esnafına ne oldu?

     

    🎞️🗣️🎙️Ukraynalı gelin ve Anadolu’nun acılı yemekleri

    📖 Batılı tarihçilerin Greg (Yunan-Helen) diye pazarladığı tarihin aksine Kimmer Türkleri

     

    ''Ankara da 20 adet kurgan vardı, bunlardan üçü Rasattepe'deydi ve Kimmer Türklerine aitti. Atatürk Orman Çiftliğinde ise küçük bir kurgan vardı, incelemeler sonucu atlı gömü ve kremasyon olduğu ortaya çıktı, Kimmer idi.’’   
    -Semra Bayraktar


    TRUVA HAKANI PRİAM'IN KIZ KARDEŞİ AYTİLLA
    Truvalılar (Turovalılar) Saka Türkleridir

    Athena (Akene, Asena) Türk kökenli Truvalıların tanrıçasıdır.




    📖 Dionysos ile Minos'un kızı Ariadne

     Türk Tarih Tezi rafa kaldırılıp yunan-roma tezi Türk milletine dayatılırsa herşeyi grek (yunan) zanneder Türk milleti.

    Halbuki grek (yunan) diye adlandırılan çoğu şey grek değildir.
    @ArkeolojiveTurk

    Dionysos ile Minos'un kızı Ariadne

    Her üçü de ne Grek kökenliydi ne de adları Grekçeydi. Tepelerinde uçan baykuş ki Athene'yi simgeliyor, o bile....

    Semra Bayraktar
    @sby1923



    Bitlis köklü bir Türk kentidir. Doğu da bizim, Batı da bizim.


    köken olarak Girit (Minos) ve Trakya/Anadolu (Dionysos) kültlerine dayanan bu figürler ilk dönemlerinde Helen (Grek) kökenli değildir; mitolojileri sonradan Yunan panteonuna dahil edilmiştir. 
    Mitolojik Kökenler
    • Giritli Ariadne:
      • Babası Girit Kralı Minos, annesi Pasiphae’dir.
      • Girit'in erken Minos medeniyetine aittir; ismi ve kökeni Grekçe değil, Ege'nin yerli pre-Helen (Girit) dil katmanındandır. 
    • Tanrı Dionysos:
      • Aslen Trakya veya Anadolu (Frigya/Lidya) kökenli bir doğa ve şarap tanrısıdır.
      • Klasik Yunan mitolojisine sonradan büyük bir yabancı tanrı olarak girmiştir.









    📖 Osmanlının en Türk ve Müslüman vilayeti: Kastamonu ve Kastamonu valisi Reşit Paşanın hikâyesi

    Osmanlının en Türk ve Müslüman vilayeti: Kastamonu Ermeni tehcirine karşı çıktığı için görevden alınan ve/fakat milli mücadelede Mustafa Kem...