20260528

📰 Abulfaz Elçibey, Azerbaycan'ın bağımsızlık tarihiyle birlikte anılıyor

Abulfaz Elçibey, Azerbaycan tarihinin en önde gelen isimlerinden biriydi ve özgürlük ruhunu, milli düşünceyi ve bağımsızlık fikrini somutlaştırmıştı. Sadece bir politikacı değil, aynı zamanda büyük bir entelektüel, vatansever ve milli kurtuluş hareketinin öncülerinden biriydi. Abulfaz Elçibey'in hayatı, Azerbaycan halkının bağımsızlık mücadelesinin yaşayan bir sembolü olarak kabul edilir.

Abulfaz Elçibey, 24 Haziran 1938'de Azerbaycan'ın kadim bölgelerinden Ordubad ilçesine bağlı Keleki köyünde doğdu. Sade bir köy hayatında büyüyen Elçibey, çocukluğundan itibaren bilime, kitaplara ve milli değerlere büyük ilgi gösterdi. Bakü Devlet Üniversitesi Doğu Bilimleri Fakültesi'nde okudu ve burada Arap dili ve Doğu tarihi konusunda derin bilgi edindi. Daha sonra üniversitede öğretmen olarak çalıştı ve yüzlerce öğrenciye bilim dersi verdi. Bilimsel faaliyetleri sırasında, milli kimlik, Türk dünyası ve özgürlük fikirleri düşüncesinin temelini oluşturdu.

Sovyet yönetimi yıllarında, ulusal düşünceyi açıkça savunmak büyük cesaret gerektiriyordu. Ancak Abulfaz Elçibey, Azerbaycan halkının haklarını korkusuzca savundu ve ulusal kurtuluş fikirlerini yaydı. Bu faaliyeti nedeniyle Sovyet yetkilileri tarafından zulme uğradı ve hatta tutuklandı. Ancak hiçbir baskı onun iradesini kıramadı. Her zaman halkına inandı ve Azerbaycan'ın bir gün bağımsız olacağını söyledi.

1980'lerin sonlarında Azerbaycan'da ulusal kurtuluş hareketi güçlendiğinde, Abulfaz Elçibey halkın en çok güvendiği liderlerden biri oldu. Azerbaycan Halk Cephesi lideri olarak meydanlarda konuşarak insanları özgürlük ve birlik için savaşmaya çağırdı. Binlerce insan onun konuşmalarından ilham aldı ve ulusal bayrak altında birleşti. Elçibey'in en büyük arzusu bağımsız, güçlü ve demokratik bir Azerbaycan görmekti.

1992'de yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde halkın büyük desteğiyle Azerbaycan Cumhurbaşkanı seçildi. Cumhurbaşkanlığı döneminde Azerbaycan devletinin güçlendirilmesi yönünde önemli adımlar atıldı. Azerbaycan dilinin devlet dili statüsünün güçlendirilmesi, milli ordunun kurulması, Türk dünyasıyla ilişkilerin genişletilmesi ve bağımsız bir politikanın oluşturulması, Elçibey döneminin ana yönelimleriydi.

Dünya arenasında Azerbaycan'ın tam bağımsız bir devlet olarak tanınmasını en büyük hedefi olarak görüyordu.

Abulfaz Elçibey, Türk dünyasının birliğine özel önem verdi. "Tek millet, iki devlet" fikrinin güçlendirilmesinde önemli rol oynayan siyasi liderlerden biriydi. Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesine büyük önem verdi ve Azerbaycan halkının milli ruhunu yükseltmek için çalıştı. Konuşmalarında özgürlük, milli birlik ve vatan sevgisi gibi kavramlara sık sık değindi.

Ülkedeki karmaşık siyasi durum nedeniyle 1993 yılında iktidardan ayrılmasına rağmen, halkın hafızasında milli bir lider olarak yaşamaya devam etti. Azerbaycan sevgisinden ve ideallerinden asla vazgeçmedi. Zor zamanlarda bile halkını birlik, sabır ve mücadeleye çağırdı.

Abulfaz Elçibey 22 Ağustos 2000'de vefat etti. Ölümü Azerbaycan halkı için büyük bir kayıptı.

Bugün bile Abulfaz Elçibey milyonlarca insan tarafından saygıyla anılıyor. Adı, Azerbaycan'ın bağımsızlık tarihiyle birlikte anılıyor. Çünkü Elçibey sadece bir cumhurbaşkanı değil, ulusal özgürlük ruhunun bir sembolüydü.

Abulfaz Elçibey'den bahsedildiğinde, akla ilk gelen şey halkına olan bağlılığı, sadeliği ve vatan sevgisidir. O, bir koltuk ve iktidar için değil, Azerbaycan'ın geleceği için yaşayan bir liderdi. Halktan gelen ve halk için çalışan Elçibey, ilkeliliğiyle öne çıktı. Bu nedenle Azerbaycan tarihinde özel bir yere sahiptir.

Bugün bağımsız Azerbaycan devletinin tarihinden bahsedildiğinde, Abulfaz Elçibey'in adı büyük bir gururla anılıyor. Yaşam yolu, gelecek nesiller için vatanseverlik, cesaret ve özgürlük örneğidir. 




🇰🇬 Kırgızistan'ın Kazarman yöresinde çocukların 'Jer Küreş'İ

 🇰🇬 Kırgızistan'ın Kazarman yöresinde çocukların icra ettiği ve Türklerin kadim mücadele sporlarından biri olan "Jer Küreş" geleneğini.



 

🎞️🗣️Cihat Yaycı: '''Cacık'ın yanına 'i' harfi koyup 'Caciki' yaptılar, oldu size Yunan....''

 

Cihat Yaycı:

▪️Bu Yunanlılar gerçekten enteresan bir millet. 

▪️'Cacık'ın yanına 'i' harfi koyup 'Caciki' yaptılar, oldu size Yunan.

▪️Yoğurdun başına bir 'Greek' ekliyorlar, oldu Yunan. 

▪️Peki musakka? Ona da 'musakkaki' diyorlar. 

▪️Helvaya 'helvaki', pastırmaya 'pastırmaki', 

▪️ Türk kahvesine 'Greek Coffee' diyorlar. 

▪️Zeybek oyununa 'zeybetiko' diyorlar. Oldu size Yunan oyunu...

▪️Şimdi de bizim Mavi Vatan'ı çalmışlar. 'Blue Homeland bizimdir' diye paylaşım yapıyorlar.



🎞️ ANADOLU İNSANI: İzmir’in Renkleri | Parşömen: Adını Bergama’dan Alan Kültürel Miras (2021)

 


''İsmail Araç -Nesrin Ermiş Pavlis
Anadolu’nun yaşayan son karatabağı, Kültür Bakanlığı tarafından ‘Yaşayan İnsan Hazinesi’ olarak kabul edilen Parşömen Ustası İsmail Araç ve çırağı Nesrin Ermiş Pavlis ile ‘Arka Bahçe Parşömen Atölyesi’nde bir araya geldik. Türkiye’nin en önemli kültür miraslarından olan parşömenin ‘Geleneksel Parşömen’ yapımını, Bergama’nın somut olmayan kültürel mirası parşömenin iki bin yıllık tarihini ve günümüzdeki yerini konuştuk.

Parşömen; Membrana Pergamena veya Charta Pergamena olarak adlandırılan adını Bergama'dan almış, inceltilmiş keçi/koyun derisi olup, üzerine yazı yazılabilen, dahası ciltli kitapların sayfalarını oluşturan bir yazı malzemesidir. Parşömenin geleneksel üretim tekniği antik dönemden bu yana hiç değişmemiştir.
İlk defa Pergamon’da üretilen Parşömen, Bergama’nın kültürel mirası olarak Bergama’da geleneksel yöntemlerle üretilmeye devam etmektedir. Parşömen, hiçbir kimyasal madde kullanılmadan sadece kireç solüsyonu kullanılarak üretilmektedir. Üzerindeki yazılar silinerek tekrar-tekrar kullanıma da imkân veren parşömen kâğıdı tüm hayvan derilerinden yapılabilir. Yaygın olarak oğlak ve koyun derileri tercih edilmektedir.
Yaygın antik söylenceye göre, Pergamon’da hüküm süren Attalos Hanedanlarından Kral II. Eumenes zamanında, Pergamon Kütüphanesi ile Mısır’daki İskenderiye Kütüphanesi aralarında bir rekabet başlamıştır. Bu rekabet nedeni ile Mısırdaki krallık, Nil nehri kıyılarında yetişen papirüs bitkisinden elde edilen kâğıdın (papirüs) Bergama’ya ihracını yasaklamıştır. Bunun üzerine M.Ö. 2. yy.’ın başlarında Pergamon Krallığı, üzerine yazı yazılacak yeni bir malzeme arayışına girmiştir. Yapılan çalışmalar sonuç vermiş, kütüphane sorumlusu Krates, oğlak derisini çeşitli inceltme kademelerinden geçirerek parşömeni üretmiştir. Böylece Parşömen M.Ö. II. Yüzyıldan başlayarak Bergama'da doğmuş ve bütün dünyaya yayılmaya başlamıştır.''


🎞️💐Vefat: Son "karatabak" ustası İsmail Araç hayatını kaybetti

Son "karatabak" ustası İsmail Araç hayatını kaybetti⤵️

— İzmir'in Bergama ilçesinde geleneksel yöntemlerle parşömen üreten ve "Yaşayan İnsan Hazinesi" ödülüne layık görülen İsmail Araç, 93 yaşında yaşamını yitirdi

— Araç, bu ödülü 2022’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan almıştı


Yaşayan İnsan Hazinesi Geleceğe Aktarılan Mirasın Temsilcisi Ödülü alan son 'karabatak': "Reisi Cumhur'u göreceğim diye heyecanlandım"

Yaşayan İnsan Hazinesi Geleceğe Aktarılan Mirasın Temsilcisi Ödülü alan son 'karabatak': "Reisi Cumhur'u göreceğim diye heyecanlandım" 'Karatabak' adı verilen son geleneksel deri işleme ustası olan 91 yaşındaki İsmail Araç, Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Yaşayan İnsan Hazinesi Geleceğe Aktarılan...

İZMİR - 'Karatabak' adı verilen son geleneksel deri işleme ustası olan 91 yaşındaki İsmail Araç, Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Yaşayan İnsan Hazinesi Geleceğe Aktarılan Mirasın Temsilcisi Ödülünü alacağı gün heyecandan uyuyamadığını söyledi. İşlerinin zor ve emek isteyen bir zanaat olduğunu anlatan Araç, yanına gelen bir çırağın 1 hafta çalıştıktan sonra "Ölürüm de yapmam bu işi" dediğini anlattı.

Son 'karatabak' ustası olarak ilerleyen yaşına rağmen geleneksel yöntemlerle deriyi işleyip parşömen üreten İzmirli İsmail Araç (91), Ankara'da Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde düzenlenen törende Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın elinden Yaşayan İnsan Hazinesi Geleceğe Aktarılan Mirasın Temsilcisi Ödülünü aldı. Mesleğinin inceliklerini anlatan Araç, ödül alacağı gün heyecandan uyuyamadığını söyledi.

Tabaklığa 1953 yılında başladığını anlatan Araç, "Askerden gelince ustamın yanına girdim. 5 sene sonra kendi dükkanımı açtım. Çok çırak aldım yanıma ama hiçbiri bu işi yapmak istemedi. Komşumun çocuğunu çırak aldım. Bizde pazartesi para verilir, adet öyledir. Komşumun çocuğu 1 hafta çırak olarak çalıştı. Pazartesi parasını aldı, bir daha da gelmedi. 'Ölürüm de yapmam bu işi' demiş" diye konuştu.

"Çalışırken kömür gibi oluyorduk"

Çıraklığa başladığı yıllarda çok fazla eldiven olmadığını ifade eden Araç, "Eskiden eldiven yoktu. Suyun içine derileri atıyorduk. Elimizle karıştırıyorduk. Elimiz yüzümüz kapkara oluyordu. Oradan adımız 'karatabak' olarak kaldı. Kömür gibi oluyorduk çalışırken" dedi.

Her çeşit hayvan derisini işlediğini anlatan Araç, her derinin işlemesinin farklı incelikleri olduğunu söyledi.

"Sayın Cumhurbaşkanım önce benden yükümü al yüküm çok ağır"

Yaşayan İnsan Hazinesi Geleceğe Aktarılan Mirasın Temsilcisi Ödülünü almak için bir gün önceden Ankara'ya gittiğini anlatan Araç, "Reisi Cumhur'u göreceğim diye heyecanlandım. Otele yerleştik ama heyecandan sabaha kadar uyuyamadım. Gider gitmez 'Sayın Cumhurbaşkanım önce benden yükümü al yüküm çok ağır' dedim. 'Hayrola ne oldu' dedi. 'Sana yerden göğe kadar selam var. Onları kabul et dedim'. 'Aldım kabul ettim' dedi. Biraz daha sohbet ettik" dedi.

"Gençler temiz iş seviyor"

Karatabaklık zanaatının zor olduğunu söyleyen Araç, "Özellikle kışın çok zor bu iş. Fabrikalarda sıcakta işlenir deri ama bizim yaptığımız gibi olmaz. Gençler temiz iş seviyor. O yüzden bizim işe girmezler. Bizim meslek artık fabrika usulü oldu. Ayakkabıcılar kendi yapıyordu ama kalmadı artık. Fabrika daha ucuza yapıyor ama bizim yaptığımız gibi dayanmıyor" diye konuştu.

📺🗣️🇹🇷Türk ilahiyatçı ve aydını Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk'ten ''Ölü evi'' konusundaki değerlendirmeler

 



Okan Bayülgen'in programında konuşan Yaşar Nuri Öztürk:

🔸Peygamberin bize öğrettiği ölü evine yemek götürülür.

🔸Dertleri var, gamları var. Oturup yemek pişirecek halleri yok değil mi?

🔸Şimdi ölü evinde yemek yer herkes. Helva yemeye, kavurma yemeye gider.

🔸Nereden geliyor? Şamanizmden. O elli ikinci geceler, kırkıncı geceler, hatim indirmeler.

🔸Bakın şimdi ölü için Kur'an okumalar falan hepsi Şamanizmden, ama İslam cilasıyla.

🔸Şunu herkes bilsin Hazreti Muhammed'in hayatında ölü için Kur'an okumak diye bir şey yoktur.

🔸Mezarda Kur'an okumak diye bir şey yoktur peygamberin hayatında.

🔸Bunu isteyenlere sürekli itiraz etmiştir. Ölüleriniz için fakirlere, yoksullara, yetimlere, dullara yardım edin diyor.



YAŞAR ÖZTÜRK KİMDİR?

Yaşar Nuri Öztürk, 5 Şubat 1951 yılında Bayburt'ta doğdu. Trabzon'un Sürmene ilçesinin Fındıcak köyünde büyüdü ve Niyazoğlu sülalesindendir. İlk eğitimini babasından Kur'an okuyarak aldı ve 9 yaşında hâfız oldu. On yıllık klâsik medrese eğitiminden sonra İstanbul Üniversitesi'nde Hukuk ve İlahiyat eğitimini tamamladı. 12 yıl imamlık ve vaizlik yaptıktan sonra üniversiteye tekrar dönerek 1980 yılında "İslâm Felsefesi" konulu doktorasını tamamladı ve 1986 yılında aynı dalda doçent oldu. Orta Doğu, Balkanlar, Avrupa ve Afrika ülkeleri, ABD, Güney Kore ve Japonya'da kendi alanı ile ilgili akademik araştırmalar yapan Öztürk, ayrıca Fransa'da Grenoble Üniversitesinde çalıştı. New York'ta "İslâm Düşüncesi ve Çağdaş Sûfî Düşünce" dersleri okuttu.

Time Dergisi'nin gerçekleştirdiği '20. Yüzyılın En Önemli Kişileri' (The Most Important People of the 20th. Century) anketinin 'En Önemli Bilim Adamları ve Islahatçılar' (The Most Important Scientists and Healers) listesinde, dünya kamuoyunca belirlenmiş yüz ismin ilk onu arasında yer aldı.

Türkçe, Arapça, Farsça, İngilizce ve Fransızca dillerinde çeşitli çalışmaları bulunan Yaşar Nuri Öztürk, 1978 ve 1982'de "Türkiye Millî Kültür Vakfı" ödülünü kazandı.

Yaşar Nuri Öztürk Yurt dışında ve yurt içinde pek çok yerde İslâm dininin zihniyeti, insan ve insan hakları konularında konferanslar verdi. Türkiye'de Kur'ân-ı Kerîm'in Özüne Dönüş Hareketi'nin öncüsü olan Yaşar Nuri Öztürk aynı zamanda da, Türk üniversitelerinde öğretim üyesi ve dekan olarak 26 yıl görevde bulundu. ABD-New York'ta (The Theological Seminary of Barrytown) bir yıl misafir profesör olarak "İslâm Düşüncesi" dersleri okuttu. Aynı süre içinde The World Scripture'ın İslâm bölümünün hazırlanışında görev aldı. Büyük çoğunluğu İslâmiyet hakkında seksene yakın kitabı vardır. Özellikle onun "Kur'an'daki İslâm" adlı ansiklopedi vasfındaki kitabı, Yaşar Nuri Öztürk tarafından çoğu konferansında telkin edilmektedir.

Öztürk, İstanbul Üniversitesi'nde İlahiyat ve Kukuk okudu. Üniversite sonrası asistanlığın yanı sıra avukatlık stajını sürdürdü. Bir yandan da Son Havadis, Tercüman gibi gazetelerde yazılar yazdı. 1980'de İslam felsefesi dalında doktorasını verdi. Ardından Milltown'da lisansüstü düzeyinde İslam felsefesi dersleri verdi.[kaynak belirtilmeli] 1987'de Türkiye'ye döndü ve o günlerde TRT'de Asaf Demirbaş'ın sunduğu bir dini programa çıktı. Böylece akademik çevrelerdeki tanınırlığı ülke geneline yayıldı.

1992 yılında İstanbul Üniversitesi'nde İlahiyat Fakültesi kuruldu. 1993'te fakülteye kurucu dekan olarak atandı.1993-2002 yılları arasında İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi dekanlığını yaptı. Yaşamı boyunca çeşitli üniversitelerde öğretim üyesi ve dekan olarak 26 yıl görev yaptı.

İlk tercümesi Elmalılı M. Hamdi Yazır tarafından yapılan Kur'an'ın, yorum katılmamış, İkinci Türkçe çevirisini yayınlamıştır. 1993 - 2011 yılları arasında üç yüzü aşkın baskı yapan bu çeviri, "Türkiye Cumhuriyeti Tarihinin En Çok Baskı Yapan Kitabı ve Kur'an-ı Kerim meali" sayılmaktadır.

1990'lı yıllarda Hürriyet gazetesinde yazıları yayımlandı. Yurt gazetesinde ve son olarak da Aydınlık'ta yazdı. Aydınlık gazetesinde 26 Kasım 2015'te başladığı yazılarını 23 Haziran 2016'ya kadar sürdürdü. Habertürk, Halk TV, Kanal Sokak TV, Show TV gibi farklı kanallarda televizyon programlarında Kur'an yorumları yaptı. Hastalığı sırasında en son ULUSAL KANAL'da Söz ve Işık adlı programda yorumlar yaptı.

Alıntı: https://www.turkgun.com/yasam/yasar-nuri-ozturk-kimdir-yasar-nuri-ozturk-neden-oldu-ne-zaman-olum-yil-donumunde-aniliyor/154310

📰 Volkanik kayalık habitatlarda hayata tutunan endemik bir tür: Niğde Obrizyası (𝘈𝘶𝘣𝘳𝘪𝘦𝘵𝘢 𝘷𝘶𝘭𝘤𝘢𝘯𝘪𝘤𝘢) 🌿


Volkanik kayalık habitatlarda hayata tutunan endemik bir tür: Niğde Obrizyası (𝘈𝘶𝘣𝘳𝘪𝘦𝘵𝘢 𝘷𝘶𝘭𝘤𝘢𝘯𝘪𝘤𝘢) 🌿

Dünyada yalnızca tek bir lokalitede bilinen, son derece sınırlı yayılışa sahip bu özel tür; endemik bitki çeşitliliğimizin en nadir örnekleri arasında yer alıyor. 🪨

Yaklaşık 1800 metre rakımda, volkanik kaya yüzeyleri üzerinde yaşam bulan Niğde Obrizyası; narin yapılı, çok yıllık otsu bir bitkidir. Tüysüz ya da çok seyrek çatallı tüy örtüsüne sahip olan bu tür, Mayıs ayı başlarından itibaren çiçeklenmeye başlar ve bu dönem Temmuz ortalarına kadar devam eder. 🌸

Haziran ortalarında meyve dönemi başlar, Ağustos sonunda ise tohumlanma sürecini tamamlayarak yaşam döngüsünü sürdürür. 🌱

Doğal mirasımızı koruyor, bu eşsiz endemik türün gelecek nesillere aktarılması için çalışmaların önemini vurguluyoruz.

@TCTarim 







🍵🇰🇬Kırgızistan’ın asırlık mirası “Maksım”,

Bir yudumda tarih, bir yudumda enerji…

Kırgızistan’ın asırlık mirası “Maksım”, yalnızca serinleten bir içecek değil; göçebe kültürünün bugünlere taşınan yaşayan simgesi. 

UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’nde yer alan kadim lezzetin hikâyesi.

Alıntı: TRT AVAZ @trtavaz

🎞️Diyarbakır'ın Çüngüş ilçesinde Karakaya Barajı ve Hidroelektrik Santrali'nde 173 metre yükseklikten tahliye edilen su görsel şölene dönüştü.

 



 

Ege Adalarının Statüsü-PARİS ANLAŞMASI - 14. MADDE

 

PARİS ANLAŞMASI - 14. MADDE

1. 🇮🇹Italya, aşağıda belirtilen On İki Ada'yı ve bunlara bağlı adacıkları tam egemenlik ile 🇬🇷Yunanistan'a bırakmayı kabul eder: 

  • İstanköy (Cos), 
  • Rodos, 
  • İleki (Leros), 
  • Kalimnos, 
  • Patmos, 
  • Lipsi, 
  • Simi (Sömbeki):
  • Incirli (Carki), 
  • Kerpe (Karpathos), 
  • Kasos (Söğütlü), 
  • Psérimos (Piscopis), 
  • Nisiros (Misiros), 
  • Stampalya (Stampalia) 
  • ve Meis (Kastellorizo).
2. Bu adalar askerden arındırılmış olacak ve öyle kalacaktır.



20260527

🎞️ 🇹🇷Türk Günü Yürüyüşü - NYC May 16 2026


🎞️ 🇹🇷 NEW YORK’TA TÜRK GÜNÜ 🇹🇷 | Sokaklar Kırmızı Beyaza Büründü! 

 

🎞️ 🇹🇷 Amerika`da 43. Türk Günü Yürüyüşü 

 

 

Türk Günü Yürüyüşü, NYC sokaklarını müzik, bayraklar ve kutlamalarla doldurdu 🇹🇷 Manhattan'da davul, zurna ve tarihi Türk müziğiyle yürüyen güçlü geleneksel Osmanlı Mehter Takımı'nın yer aldığı. New York'ta Türk toplumunun enerjisini ve kültürünü deneyimleyin!


🎞️ 🇹🇷Türk Günü Yürüyüşü - NYC May 17 2025 

📰 Etnospor farklı coğrafyaları buluşturdu....

 8. ETNOSPOR KÜLTÜR FESTİVALİ

21 - 24 MAYIS 2026

Etnospor Kültür Festivali, geleneksel sporları ve kültürel mirası günümüze taşıyan; geçmişin birikimini geleceğe aktaran, her yaştan katılımcıya eşsiz deneyimler sunan uluslararası bir kültür şölenidir.


 

🎞️ Atlı Okçular’dan Etnospor İmzası 


Dünya Etnospor Birliğince İstanbul Havalimanı'nda düzenlenen ve Anadolu Ajansının Global İletişim Ortağı olduğu 8. Etnospor Kültür Festivali’nde atlı okçular sahaya çıktı 

📰 🇧🇦Bosna Hersek'te Boşnakların 🐏Kurban Bayramı kutlama adetlerinden....

 


''Bu yıl kurbanlarımızı bağışladık, biz kesmedik, o yüzden eski Kurban bayramından fotoğraflar.

Annem sağ olsun, çocukluğumdan beri kurbanları bu şekilde paketleriz. Sadece bir et değil, bir hediye gibi. Sepetlere koyup da dağıtırız.''

Emine Şeçeroviç Kaşlı🇧🇦🇹🇷 @e_secer

-Alıntı




📰 Demokrat Parti’nin içinden 27 Mayıs günlüğü... 60 yıl sonra yayımlanan anılar

 

Demokrat Parti’nin içinden 27 Mayıs günlüğü... 60 yıl sonra yayımlanan anılar

Ekrem Alican 1950 ve 1954 seçimlerinde Demokrat Parti’den milletvekili seçilerek Meclis’e girdi. Bir süre sonra sert eleştiriler yaptı ve partisinden ayrıldı. Alican, çalkantılı dönemde anılarını gün gün not aldı. Yapı Kredi Yayınları 2021 yılında o notları yayımladı.


Ekrem Alican 1950 ve 1954 seçimlerinde Demokrat Parti (DP)’den milletvekili seçilerek Meclis’e girdi. Bir süre sonra sert eleştiriler yaptı ve partisinden ayrıldı. Demokrat Parti’den kopan arkadaşlarıyla birlikte 1955 yılında Hürriyet Partisi’ni kurdu.

Alican, yakın dönem Türkiye siyasi tarih araştırmaları için çok önemli bir kaynak bıraktı: O çalkantılı dönemde anılarını gün gün yazdı. Yapı Kredi Yayınları 2021 yılında notları iki cilt halinde yayımladı.

1954 yılında başlayıp 1966 yılında biten günlüklerde; 
  • ihtilal yönetiminin içindeki tartışmalar, 
  • Anayasa’nın hazırlanması 
  • ve siyasi partilerin yeniden kuruluş 
sürecine ilişkin hiçbir yerde olmayan çok sayıda özel bilgi yer alıyor.

Bu yazıda, yıl dönümü olması sebebiyle, ülkemizin 27 Mayıs'a nasıl sürüklendiğini Demokrat Partili Ekrem Alican’ın günlüklerinden inceleyeceğiz.

ÖNCE SİYASİ OLGUNLUK SONRA TAHAMMÜLSÜZLÜK

27 Mayıs ihtilalinden altı sene önce 1954 yılında siyasi iklimin nasıl olduğunu anlamak bakımından Alican’ın 17 Mayıs notlarına bakabiliriz. Alican, DP iktidarının ilk yıllarının ‘siyasi olgunluk’ dönemi olduğunu belirtiyor:

“Hükümet icraatında görülen her aksaklık derhâl sözlü, yazılı sorularla Meclis’e intikal ettiriliyor, grupta ve meclis-i umumi heyetinde hemen her gün hükümet sual yağmuruna tutuluyor, tenkitler ardı arkası kesilmeden devam ediyordu.

İlk günlerde yukarıda bahsettiğim gibi hükümet ve bilhassa Hükümet Reisi Adnan Menderes bu sualleri, bu tenkitleri büyük anlayışla karşılıyor ve sorulan sualleri devlet adamlarına has olgunlukla cevaplandırmaktan geri kalmıyorlardı.”

ATATÜRK'E KARŞI OLUŞTURULAN İKLİM

Alican, 1954 yılındaki siyasi tartışmaları ise şöyle tarif ediyor:

“Gerek vatan sathında gerekse Meclis içerisinde Demokrat Parti’nin davasını büyük Atatürk’ün memlekete getirdiği inkılaplardan geri dönüş manasında anlayanların irticai körükleyici, inkılapları kötüleyici hareketleri de eksik olmuyordu.

Adnan Menderes’in yer yer yaptığı bazı konuşmaların bu hareketler üzerinde teşvik edici rolü olduğunu inkâra imkân yoktu. Onun bilhassa millete mal olmuş inkılaplar, millete mal olmamış inkılaplar vardır şeklindeki sözleri birçok münevver ve inkılapçı kimseleri ürkütüyor, mürtecileri dizginsiz, frensiz hareket etmeye büsbütün teşvik ediyordu.

İktidarımızın ilk yıllarında meydana çıkan ticani hareketleri, bere giyme, sakal bırakmaheykellere hücum mücadeleleri bu safhada atılan tohumların birer neticesinden başka bir şey değildi. Adnan Menderes’in ve hükümetin bu bakımdan hatalı olan hareketleri Malatya’da Ahmet Emin Yalman’a sıkılan irtica kurşunlarına kadar devam etmiştir.” (1. cilt s.19

"AĞIZ AÇABİLECEK BİR HAL KALMADI"

Alican, anılarında 1954 yılından itibaren DP içerisindeki tartışmalara da değiniyor. DP milletvekiline göre parti içerisinde farklı fikirler bastırılıyordu:


“Birçok mebuslar da teşkilatla aralarının kasten açılması, açtırılması dolayısıyla yaklaşan 1954 seçimlerinde genel kurulun ve onun başındaki Adnan Menderes’in lütuf ve atıfetine sığınmak mecburiyetini hissediyorlardı.

Devrenin son yıllarında bu ruh hâleti içinde bulunan Demokrat Parti Meclis Grubu’ndan, Adnan Menderes istediği kanunları çıkarabilecek hâle girmişti. Artık kimsede tenkitkâr söz söyleyecek, ağız açabilecek bir hâl kalmamıştır. Muhit tamamen onların tabiriyle bozgunculardan temizlenmiştir. Meclis grubunda tam bir tesanüt ve anlayış hâkimdir. (…) Genel kurul “veto” hakkını elinde bir kılıç gibi kullanmakta, istediği adayı silmekte, onun yerine istediğini koymakta idi. s.22

ANTİ DEMOKRATİK BİR ZİHNİYET

Parti içerisindeki baskıcı tavır, dışarıya dönük tutumlarda da görülmeye başladı. Alican bu durumu anılarında şöyle anlatıyor:

“Seçim kanununu daha demokratik bir şekle sokmak için elbet tadilat yapmak ihtiyacı vardı. Fakat getirilen tadiller bu kanunu daha demokratik bir şekle sokmak gayesini değil, tamamiyle aksi bir gayeyi gütmekteydi.”

“Bu hükümlerin bir kısmının haklı tarafları üzerinde tabiatıyla durulabilir. Fakat bu kanunun umumi havasıyla antidemokratik bir zihniyet taşıdığında şüphe yoktur. Demokrat Parti’nin başında bulunanların bu kanunla Meclis üzerinde tam hakimiyet kuracaklarını bilmem inkâra imkân var mıdır? (…) neylersiniz ki Demokrat Parti’nin başındakiler bu hükümleri çıkarmak suretiyle bütün seçim mekanizmasını ellerine almak istemişlerdir ve muvaffak da olmuşlardır. S.28

SOMUT UYGULAMA: MAĞDUR KIRŞEHİR

Osman Bölükbaşı’nın genel başkan olduğu Cumhuriyetçi Millet Partisi’nin seçim kazanmasının ardından Kırşehir’in ilçe yapılıp Nevşehir’e bağlanması, DP'nin muhalif illeri cezalandıracağı yönünde tedirginlik yarattı.

DP’yi seçmediği için Kırşehir’in başına gelenler de Ekrem Alican’ın notlarında yer buluyor:

“1954 seçimlerinde Kırşehir’de seçimleri Millet Partisi kazanmıştı. Getirilen kanunla Kırşehirliler cezalandırılıyordu.

Birçok mebuslar da rey vermemek için Meclis’ten kaçtılar. Kanaatimce Türkiye Büyük Millet Meclisi, seçim kanunu tadilatı ve Kırşehir kanunuyla kendi idam fermanını kendisi imzalamıştır.

Kırşehir kanunu hakkındaki mütalaaları yazarken unuttuğum bir hususu burada kaydedeyim. Bu kanunun umumi heyette müzakeresi sırasında hükümetin ve hükümet yardımcısı mebusların aldıkları tavır cidden Türk demokrasisi için şayan-ı teessüftür. S.29

Demokrat Parti Meclis Grubu Kırşehir ve seçim Kanunları ile idam ipini boynuna kadar getirmişti. Yeni kanun çıkarsa öyle zannediyorum ki grup kendi kendine idam etmiş olacaktır. Ondan sonra “Hakimiyet kayıtsız şartsız Türk milletinindir” sözünün “Hakimiyet kayıtsız şartsız Demokrat Parti Genel Başkanı’ndır” şekline sokulması anayasanın hakikati ifade etmesi için şart olacaktır. s. 123

"DP KÖTÜ, FENA ÇİZGİYE GİRDİ"

Alican bu satırlardan bir sene sonra 19 Ekim 1955 tarihinde Demokrat Parti’nin nasıl bir yola girdiğini şu çarpıcı cümlelerle anlatıyor:

“…Demokrat Parti idarecilerinin siyasi ahlak hatta şahsi ahlak bakımından redaetleri (kötülük, fenalık) bu memlekette 1946 seçimlerini yapan insanların ahlaki redaetlerinden daha ileriye gitmemiştir. Bu adamların 1958 seçimlerini nizam içerisinde ve kanunlar hükümleri dairesinde yapacaklarına dair itimadım kalmamıştır.” S.119

Ekrem Alican günlüğünün 1 Aralık 1955 tarihli sayfasına Adnan Menderes’in meşhur cümlesini not ediyor: ‘Adnan Menderes siz bu memlekette hilafeti saltanatı dahi ihya edebilirsiniz diyecek kadar küçülmüştür.’

ESKİ DP'Lİ: İSTİBDAT REJİMİ KURULUYOR

Alican bir grup Demokrat Partili arkadaşıyla birlikte eleştirilerini artırdı ve bir süre sonra Hürriyet Partisi’ni kurmaya karar verdi. Parti’nin kuruluş sürecinde DP iktidarını “istibdat rejimi” olarak adlandırıyor:

“Bize daha önce 'ayrılın efendiler gidin partinizi kurun' diyen Adnan Menderes, parti kuruma hazırlıkları ciddiye girdikten sonra aman parti kurmayın demeye başladı. Allahım sen ne büyüksün... Ya vazifemizi yapıp memleket üstüne çökmeye başlayan istibdat rejimini def edecek yahut mukadderata boyun eğerek gerekirse bu yolda canımızı dahi verecektik artık zarlar atılmıştı." sayfa 150.

KÜLHANBEYİ EDASIYLA KONUŞANLAR

Alican’ın tonu 11 Nisan 1956’da daha da sertleşiyor:

“Adnan Bey’in bugünlerde söylediği nutuklar siyasi tarihimiz için cidden ibretle okunacak siyasi vesikalardır. Adamcağız bir devlet adamı gibi değil, muvazenesini külliyen kaybetmiş bir külhanbeyi edasıyla muhalefet ve matbuata her türlü hakareti savurmaktan çekinmiyor.

Devlet Reisi de o bu küfürleri yaparken onun yanında alkış tutanlar arasında bulunuyor. İnsan bu hâlleri gördükçe 1946-1950 mücadelesinin şahsi ihtirasları tatmin için yapılmış murai, ikiyüzlü bir mücadele olduğu yolundaki kanaatini büsbütün artırıyor. Allah bu çeşit ikiyüzlülükleri elbet cezalandıracaktır. Bu hatıraları bir gün okuyacak olanlara Adnan Bey’in nutuklarını da beraber okumalarını tavsiye ederim.

Günlüklerin 1 Ocak 1957 tarihli sayfasında Ekrem Alican ‘demokratik zihniyetten yüzde yüz vazgeçildiğini' belirtiyor:

“Memlekette artık partizan idare alabildiğine bir sürat içerisinde yürümekte. Adnan bey geçen yıl dördüncü kabinesini kurarken müdafaa eder göründüğü demokratik zihniyetten yüzde yüz dönmenin ve üçüncü Menderes kabinesinin fikirlerine adet etmenin bütün imkanlarını yeniden ele geçirmiş vaziyette” (İkinci cilt sayfa 25

9 Kasım 1957 tarihinde de farklı seslere tahammül edilmediğini yazıyor:

Menderes geçen devre 60 muhalife tahammül edemiyordu bu sefer karşısına 200'e yakın adam çıktı elbet tahammül edemez bazı tedbirler alacağı muhakkaktır. Bu tedbirleri de önümüzdeki birkaç gün içerisinde öğreneceğiz” İkinci cilt sayfa 56

İSMET İNÖNÜ'YÜ VURMA EMRİ

İsmet İnönü’nün 1959 Uşak gezisinde aracına saldırılması, ziyaretinin engellenmeye çalışılması ve tren istasyonunda taşlanarak başından hafif yaralanması infial yarattı. Ekrem Alican 20 Aralık 1959 tarihinde Uşak’ta İsmet İnönü’yü vurma emrinin verildiğini yazıyor:

demokratlar Uşak hadiseleri dolayısıyla bir fiyasko verdiler ve Uşak hadiselerinin Halk Partisi tarafından tertip edildiği iddiasıyla mahkemeye sevk edilen Halk Partili şahıslar mahkemeden beraat kararı aldılar.

Bu arada mahkemede ifade veren eski Uşak emniyet müdürü ile jandarma komutanının validen inönü'yü vurma emrini aldıkları meydana çıktı müdür ve komutan bu emrin kendilerine verildiğini beyan ettiler.

Vali bu beyanları kabul etmede gazetelere gönderdiği tekziplerle müdürün ve komutanın Halk Partisi'ne satılmış kişiler olduğunu iddia etti.

Tabii onun bu iddiası mesnetsiz kaldı ve memleket efkarı valinin bu emri verdiğine inandı. İktidar buna rağmen valiye dokunmadı. Çünkü Vali emri yukarıdan almıştı. Bu Hadise Demokrat Parti için pek müspet bir şey olmadı. sayfa 113

Ve 27 Mayıs ihtilaline bir ay kala, 24 Nisan 1960'ta günlüğe yazılan uyarılar:

Milletin hissiyatının da her gün, hatta her an Demokratlar aleyhine dönmekte olduğu artık bariz bir hâl almıştı. Çok kimse Demokratlardan iğrenerek bahseder duruma girmeye başlamıştı.

Demokrat liderler bu şartlar içerisinde iktidarda kalabilmek için 1954’ten beri başvurmaya devam ettikleri baskı tedbirlerini bir merhale daha ileriye götürmenin kendileri için bir mecburiyet olduğu neticesine vardılar ve gruplarından aldıkları bir karar ile Demokrat Parti Grup Başkanı Bursa Mebusu Mazlum Kayalar, Başkan Vekili Denizli Mebusu Baha Aksit imzalarıyla Meclis’e Cumhuriyet Halk Partisi ve basın hakkında meclis tahkikatı açılması için bir takrir verdirdiler.

Bu takririn metni evrakım arasındadır. Grubun bu mevzuda neşrettiği tebliğler de evrakım arasındadır. Demokratların bu takrirlerine karşı Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grubu da bir başka takrir vererek 20 küsur maddeden dolayı Hükümet Reisi Adnan Menderes’in Divan-ı Âliye sevkini istedi. Bu takririn metni de evrakım arasındadır.

Demokrat Parti Meclis Grubu adına verilen takrir 18 Nisan 1960 Pazartesi günü Meclis’te görüşüldü ve kabul edilerek 15 kişilik bir tahkikat encümeni teşkil olundu.

Bu müzakerelerde Halk Partisi’nin görüşünü İnönü açıkladı. İnönü yaptığı iki konuşmada “Şartlar zaruri kıldığı takdirde milletin ihtilale gitmesinin dahi meşru olduğu” fikrini müdafaa etti ve kurulacak tahkikat encümeni anayasaya aykırı olduğu için, Cumhuriyet Halk Partisi’nin kanunlar hükümlerinden gayrı herhangi bir hükmü dinlemeyeceğini açıkça ifade etti.

Tahkikat encümeni kurulur kurulmaz bu mevzuda Meclis’te yapılan müzakerelerin neşrinin yasak olduğunu bir tebliğ ile umumi efkâra bildirmişti. Bu itibarla gazetelerin pek çoğu o gün Meclis’te yapılan müzakereleri sayfalarına almamışlardı. Sadece Ulus, Dünya ve Demokrat İzmir gazeteleri bu müzakereleri neşretmişti. Fakat bu gazeteler de polis tarafından toplatılmıştı. Turan Güneş bana bir Ulus getirmiş, onu İsmail Özüt gelip almıştı. S.119

Ekrem Alican 1960 ihtilalinden sonra Cemal Gürsel başkanlığında kurulan hükümette Maliye Bakanı olarak görev yaptı. İhtilalci subaylar CHP'li görüntü vermek istemedikleri için adeta Alican'ın peşinde koştu. Bir süre sonra siyaseten yeniden serbest bırakılınca Ekrem Alican arkadaşlarıyla birlikte Yeni Türkiye Partisi'ni kurdu ve genel başkanı oldu.

KAPSAMLI DERSLER İÇİN KARŞILAŞTIRMALI OKUMA

16-17 Eylül 1961 tarihlerinde Adnan Menderes ile birlikte İmralı Adası'nda Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan idam edildi. Türk milleti bu acı olayı unutamadı. O günden bu yana siyasi saflaşmada herkes kendi duygularına hitap eden metinleri okumaya odaklandı. Sadece kendi duygu ve düşüncelerine seslenen eserleri okuyanlar karşı görüşleri anlama fırsatından mahrum kaldı. Halbuki böyle sarsıcı olaylardan, kapsamlı dersler çıkarabilmemiz için karşılaştırmalı okuma yapabilmeliyiz. Ekrem Alican’ın günlükleri tam da bunu sağlayabilecek güçlü bir metin.

Mustafa İlker Yücel

Odatv.com



Alıntı/kaynak: 

https://www.odatv.com/guncel/demokrat-partinin-icinden-27-mayis-gunlugu-60-yil-sonra-yayimlanan-anilar-120148644





🎞️❄️ Erzincan’da Mayıs sonunda kar


🐑 Refahiye ilçesinde yaylaya gitmek isteyen besiciler, karla kaplanan yollarda sürülerini ilerletmeye çalıştı. 🏔️ Üreticiler, Mayıs ayının son günlerinde karşılaştıkları kış manzarasının şaşkınlığını yaşadı.



📰 Abulfaz Elçibey, Azerbaycan'ın bağımsızlık tarihiyle birlikte anılıyor

Abulfaz Elçibey, Azerbaycan tarihinin en önde gelen isimlerinden biriydi ve özgürlük ruhunu, milli düşünceyi ve bağımsızlık fikrini somutlaş...