Kırım Tatarca ve Türkiye Türkçesinde bazı kelimelerin söylenişipic.twitter.com/voarieoMSL
— MİLLİYETÇİ-Haber (@MilliyetciHbr) July 9, 2026
Atatürk:''Ne Mutlu Türküm diyene'' - Biz Türkler Asyai bir milletiz - Anadolu İrfanı'yla aydınlanır yolumuz... arşivi derleyen: Alp İçöz, gönül dostu bir şair
Kırım Tatarca ve Türkiye Türkçesinde bazı kelimelerin söylenişipic.twitter.com/voarieoMSL
— MİLLİYETÇİ-Haber (@MilliyetciHbr) July 9, 2026
Bu yaz Türkiye’de buluştuk. 🌍 🩵
— Yunus Emre Enstitüsü (@yeeorgtr) July 7, 2026
Peki, öğrencilerimiz hangi ülkelerden geldi?#YunusEmreEnstitüsü #TürkçeYazOkulu #SummerSchool pic.twitter.com/tQkqBvXUtj
Türkiye’ye neden geldiler? 🇹🇷✨
— Yunus Emre Enstitüsü (@yeeorgtr) July 8, 2026
Her öğrencinin cevabı farklı ama hepsini buluşturan ortak nokta aynı: Türkçe öğrenme heyecanı!
Siz olsaydınız, Türkiye’ye gelmek için en büyük sebebiniz ne olurdu? 👇#YunusEmreEnstitüsü #TürkçeYazOkulu #SummerSchool pic.twitter.com/mV2CJhuShP
Türkiye’ye neden geldiler? 🇹🇷✨
Her öğrencinin cevabı farklı ama hepsini buluşturan ortak nokta aynı: Türkçe öğrenme heyecanı!
Siz olsaydınız, Türkiye’ye gelmek için en büyük sebebiniz ne olurdu? 👇
Alıntı: #YunusEmreEnstitüsü #TürkçeYazOkulu #SummerSchool
Türkiye’ye neden geldiler? 🇹🇷✨
— Yunus Emre Enstitüsü (@yeeorgtr) July 8, 2026
Her öğrencinin cevabı farklı ama hepsini buluşturan ortak nokta aynı: Türkçe öğrenme heyecanı!
Siz olsaydınız, Türkiye’ye gelmek için en büyük sebebiniz ne olurdu? 👇#YunusEmreEnstitüsü #TürkçeYazOkulu #SummerSchool pic.twitter.com/I32JOhjpUp
Türkiye’ye neden geldiler? 🇹🇷✨
— Yunus Emre Enstitüsü (@yeeorgtr) July 8, 2026
Her öğrencinin cevabı farklı ama hepsini buluşturan ortak nokta aynı: Türkçe öğrenme heyecanı!
Siz olsaydınız, Türkiye’ye gelmek için en büyük sebebiniz ne olurdu? 👇#YunusEmreEnstitüsü #TürkçeYazOkulu #SummerSchool pic.twitter.com/LmzZhuVfHG
Diplomatik tokatlamak bu olsa gerek.
— Emine Şeçeroviç Kaşlı🇧🇦🇹🇷 (@e_secer) July 7, 2026
Çok iyiymiş 😎 pic.twitter.com/pcwHDtcL9V
Ankara’daki NATO Zirvesi’nde liderlerin Mehter Takımı ile karşılanmasını son derece isabetli ve anlamlı buluyorum.🎯 Özellikle Yunanistan Başbakanı’nın karşılanması sırasında icra edilen “Ceddin Deden” marşı da ayrı bir anlam taşımaktadır. Tarihî hafızayı, milletimizin askerî geleneğini ve devletimizin köklü mirasını hatırlatan bu tercih, diplomatik nezaket içinde verilmiş güçlü bir kültürel mesaj niteliğindedir.Bu anlamlı tercihte emeği geçenleri tebrik ediyorum. Mehter, dünyanın en eski askerî bandolarından biridir. Sadece bir müzik topluluğu değil, Türk tarihinin, devlet geleneğinin ve askerî kültürünün önemli bir sembolüdür. Böylesine önemli bir uluslararası zirvede Türkiye’nin kendi tarihî ve kültürel kimliğini yansıtan bu unsurun tercih edilmesi son derece yerinde olmuştur.
Sophia Proneikos @Pergament_F
Kaynak dil: İngilizce
Tarih, beni şaşırmaktan asla vazgeçmeyen bir alışkanlığa sahiptir. Neredeyse hiç kaybolmaz. Sadece kendini o kadar zarif bir şekilde sunmayı öğrenir ki, modern insanlar buna törensel protokol demeye başlar.
Tam da bu yüzden, Ankara'daki NATO Zirvesi'nin en büyüleyici sahnesi, müzakere masasının etrafında gerçekleşmedi. Bu sahne, ilk el sıkışmadan hemen önce yaşandı; yirmi birinci yüzyılın en güçlü askeri ittifakının liderleri, dünyanın en eski askeri bandosu olan "Mehter"in sesiyle Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ne hoş geldin derken, önlerinde Osmanlı İmparatorluğu'nun farklı yüzyıllarını temsil eden tarihi üniformalı askerler duruyordu.
Ne muhteşem bir tarihsel süreklilik hissi: Savaş sonrası dünyanın sembolü olarak 1949'da kurulan bir askeri ittifak, kökenleri on üçüncü yüzyıla uzanan bir askeri geleneğin müziği eşliğinde bir Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na giriyor.
Mehter asla sıradan bir askeri bando değildi, bir silahtı.
Osmanlı orduları Belgrad'a, Konstantinopolis'e, Rodos'a, Mohaç'a veya Viyana'ya doğru ilerlerken duyulan ilk şey, devasa "kös" davullarının gök gürültüsüydü; ardından "zurnalar"ın keskin sesi, sonra pirinç trompetler ve çarpan zil sesleri geliyordu; çünkü müzik sadece orduyu eşlik etmiyordu, ordunun bir parçasıydı; amacı askerleri eğlendirmek değil, savaştan çok önce düşmana bir imparatorluğun bizzat onlara doğru ilerlediğini inandırmaktı.
Avrupa'nın Osmanlı İmparatorluğu ile karşılaşmalarından sonra Batı ordularının kademeli olarak Osmanlı davullarını, zillerini ve sözde "Türk usulü"nü benimsemesi tesadüf değildir; bu usul daha sonra Mozart, Haydn ve Beethoven'ın müziğine bile yolunu bulacaktı, çünkü bazen tarih bir medeniyeti kılıçla fethetmez.
Bir ritim yeter.
Ve tam da bu yüzden bu töreni bu kadar büyüleyici buldum; kimse Osmanlı İmparatorluğu'nu canlandırmaya çalışmıyor diye değil, Türkiye'nin büyük medeniyetlerin her zaman anladığı bir şeyi anladığını fark ettiğim için: Geçmiş bir yük değil, bir dildir ve o dili konuşmayı bilen uluslar tarihlerini sadece nutuklarla anlatmazlar, çünkü bazen birkaç davul vuruşu yeter.
BİR TÜRK VATANDAŞI GÖZÜYLE....
Müge Özarmağan @AvMuge''Mehter kıymetlidir. Osmanlı döneminde yasaklanmış Enver Paşa tarafından yeniden kurulmuştur. Bana gelince; Türkiye Cumhuriyeti ağaç kovuğundan çıkmadı. Cumhuriyet, Türk devlet geleneğinin tarih içindeki devamıdır. Osmanlı’dan ve ondan önce kurulan Türk devletlerinden ve milletimizin asırlara yayılan devlet tecrübesinden bağımsız düşünülemez. Her zaman tarihimizde bir kopuş değil aksine güçlü bir devamlılık görüyorum.''
19 Mayıs 1919’dan;
-19 gün sonra 8 Haziran’da, Savunma Bakanı geri çağırır.
-34 gün sonra 23 Haziran’da, İçişleri Bakanı yetkisini alır.
-44 gün sonra 2/3 Temmuzda, Padişah İstanbul'a çağırır.
-50 gün sonra 8/9 Temmuz’da, görevden alınır.
-11 Mayıs 1920’de idam cezası verilir.
-24 Mayıs 1920’de Padişah Vahdettin idam kararını onaylar.
Milli Mücadele'yi Vahdettin başlatmış olabilir mi?
''Aslında Ben" serisinin yeni bölümünde konuğumuz Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek.
Siyasetin içinde geçen onlarca yılın ardından; bugüne kadar pek duyulmamış anılarını, Müsavat Dervişoğlu ile ilgili iddialarını ve "O ekibin başındaydı" dediği dönemi anlatıyor.
Programda geçmişe dair siyasi tartışmaların yanı sıra Doğu Perinçek’in özel hayatına ilişkin detaylar ve seslendirdiği bir şarkı da yer alıyor.''
Alev Olgay
00:00 GİRİŞ
01:45 Alev Olgay, Doğu Perinçek’in evine konuk oluyor
02:35 Yazarlık serüveni: "60 kitabım var"
04:10 Doğu Perinçek nerede doğdu, nasıl bir ailede büyüdü?
06:05 Babası Sadık Perinçek ve çocukluk yılları
08:00 Tarih merakı nasıl başladı?
09:10 İlkokul yılları: "Düz duvara tırmanan en yaramaz çocuk bendim"
10:10 Arkadaşlık ve sadakat üzerine
11:05 Çocukluk anıları: Kovboyculuk yerine Türkçülük oyunları
12:45 Babasıyla siyasi görüş ayrılığı yaşadı mı?
14:50 Cezaevi yılları: "5 kuşakla cezaevini paylaştım"
16:40 Ölümle burun buruna geldiği anlar
18:25 Hayat arkadaşı Şule Perinçek: "Beni ben yapan insandır"
19:15 Hayatını değiştiren en kritik karar: Bilimsel sosyalizm
21:15 "Her işim yanlış benim" - Yunus Emre
22:50 "Derin devlet misiniz?" sorusuna çarpıcı yanıt
26:15 Sol fraksiyon çatışmaları ve Aydınlık dergisi süreci
30:15 PKK'nın kuruluşu ve sol içi kavgalar üzerine iddialar
36:40 Altılı Masa ve İYİ Parti analizi: "Atlantik güdümlü mü?"
37:30 Müsavat Dervişoğlu ve Meral Akşener hakkında sert açıklamalar
38:10 Dervişoğlu ile ilgili iddiası - "O ekibin başındaydı"
40:10 Pişmanlıkları ve hataları var mı?
41:40 Doğu Perinçek ne zaman ağladı?
42:15 Hayata bakışı: "Hayat biraz şakadır"
44:40 Müzik tutkusu ve sevdiği türküler
45:15 Doğu Perinçek'ten canlı performans: "Kemaliye Türküsü"
47:40 En sevdiği filmler ve diziler
48:40 Çocukları "Onlarla gurur duyuyorum"
50:20 Galatasaray tutkusu ve Fenerbahçe rekabeti yorumu
51:10 KAPANIŞ
''Savaşın başkomutanı, adını Kurtuluş Savaşı vermiş. Birlikte savaş verdiği tüm kadro da kurtuluş savaşı demiş. ‘'
Kırgızistan’ın görkemli Tanrı Dağları’nın eteklerinde özgürlüğün simgesi atlar, doğayla iç içe yaşamın kadim izlerini taşımaya devam ediyor.
Sultan Abdülmecit'in oğlu Selim Süleyman Efendi'nin torunu Rana Eldem Hanımsultan'ın bu asil anısını da şuraya bırakalım. "Osmanlı'yı İngiliz işbirlikçisi Atatürk yıktı" masalıyla büyüyen zekasızlar iyi izlesin. Hanedanın öz evlatları bu memleket sevgisini teslim ederken, bugün… pic.twitter.com/dJJoD8A3ae
— Didem Yavuzyılmaz (@didemyvzylmz) July 6, 2026
"Osmanlı'yı İngiliz işbirlikçisi Atatürk yıktı" masalıyla büyüyen zekasızlar iyi izlesin. Hanedanın öz evlatları bu memleket sevgisini teslim ederken, bugün hâlâ Atatürk'e hain diyenler tescilli haindir! Kesinlikle bizden değildir, kesinlikle TÜRK değildir. Soysuz, sopsuz vatansız, kripto'dur.. Atatürk'e "hain" diyenler, bu topraklarda Osmanlı döneminde zenginleşmiş, bu toprakları sömürmüş, içimize sızmış Yunan, Rum, Yahudi, Ermeni torunlarıdır.''
Mehterin kökleri, İslamiyet öncesi Türk devletlerindeki "Tuğ" ve "Nevbet" geleneğine dayanır. Hunlar, Göktürkler ve Selçuklularda hükümdarlık alameti olan davul (kös) ve sancak geleneği, Osmanlı’da kurumsallaşarak mehter halini almıştır.
“Ceddin Deden”
Halkı da şunları yazmış :))
Çeddin Deden
Dedeniz, sizin neslinizin babası
Dedeniz, sizin neslinizin babası
En kahraman Türk milleti
Ceddin deden, neslin baban
Ceddin deden, neslin baban
En kahraman Türk milleti
Ordular, birçok kez dünyaya şan kazandırdılar.
Ordular, birçok kez dünyaya şan kazandırdılar.
Ordularin, pek çok zaman
Vermiştiler dünyaya şan
Orduların, pek çok zaman
Vermiştiler dünyaya şan
Türk milleti, Türk milleti Türk milleti, Türk milleti
Milliyeti aşkla sevin Türk milleti.
Türk milleti Türk milleti, Türk milleti|
Aşk ile sev milliyeti
Ülkenin düşmanına lanet olsun.
Bu lanetli kişi rezil olsun.
Ülkenin düşmanına lanet olsun.
Bu lanetli kişi rezil olsun.
Kahret vatan düşmanını
Çeksin o merun zilleti
Kahret vatan düşmanını
Çeksin o merun zilleti
Kaynak: Musixmatch
Söz Yazarları: Alpay Ünyaylar / Dp
Ceddin Deden Universal Muzik Taksiin Ed. As şarkısının söz
WATCH: Greek Prime Minister Kyriakos Mitsotakis is welcomed in Ankara by the Mehter band performing "Ceddin Deden" ahead of the NATO summit dinner. pic.twitter.com/cel94gA78j
— Clash Report (@clashreport) July 7, 2026
Osmanlı’nın çocuklarına mehterli karşılama yakışırdı. 😁 pic.twitter.com/z8GkQ9tanu
— Karaca (@Karacaxzpt) July 7, 2026
Şaka gibi gelebilir ama bu fotoğrafın üzerinden tam 24 yıl geçmiş.
2002 yılında İstiklal Caddesi'ndeki kar manzarası görenleri duygulandırıyor.
Alıntı: Umut Güner @umuttgunerr
Antalya'da bir çiftçi, 🍒kiraz ağacı'ndaki anormalliği görünce; bu güzel anları kaydı aldı.
"Bu sene bolluk senesi, Rabb'ime binlerce kez şükür olsun. Kendimi bildim bileli 🍒kiraz yetiştiririz, ilk defa böyle bir döneme denk geliyorum."
Zaferin ardından okulun ilk günü...
— TRT AVAZ (@trtavaz) July 7, 2026
Kıbrıs Barış Harekatı'nın ardından başlayan 1974-75 eğitim öğretim yılında bir öğretmen, öğrencilerine ve meslektaşlarına bu sözlerle sesleniyor. Cepheden dönenlerin, yakınlarını kaybedenlerin bulunduğu o sınıflarda yeni eğitim yılı; minnet,… pic.twitter.com/guQXKOH9I5
Zaferin ardından okulun ilk günü...
Kıbrıs Barış Harekatı'nın ardından başlayan 1974-75 eğitim öğretim yılında bir öğretmen, öğrencilerine ve meslektaşlarına bu sözlerle sesleniyor. Cepheden dönenlerin, yakınlarını kaybedenlerin bulunduğu o sınıflarda yeni eğitim yılı; minnet, hüzün ve umutla başladı...
Ne Şişli'de bir 'apartımanı' oldu, ne iki tane otomobili: Ünlü oyuncunun 80 yıllık hayatı bakımevinde son buldu
Temmuz 06, 20210:074dk okuma
Türk tiyatro ve sinema dünyası, yeri kolay dolmayacak bir ustasını kaybetti. Daha doğrusu "ustaların ustasına" veda etti.
Çocukluk yıllarından başlayarak son nefesini verdiği ana kadar içindeki oyunculuk ateşi hiç sönmeyen Zihni Göktay, 80 yaşında bu dünyadaki serüvenini tamamladı.
Ondan geriye de sayısız tiyatro oyununda ve sinema filminde yarattığı unutulmaz karakterler kaldı.
Türk tiyatrosunda tuluat geleneğinin son temsilcilerinden biri olan Göktay, bir süredir kendi isteğiyle huzur evinde yaşıyordu.
TERZİ İBRAHİM BEY İLE KÜBRA HANIM'IN İKİNCİ ÇOCUĞUYDU
Tam adı Abdullah Zihni Göktay olan usta sanatçı, 2 Aralık 1945'te İstanbul'un Fatih semtinde dünyaya geldi. Bir terzi olan babası İbrahim Bey ile annesi Kübra Hanım'ın ikinci çocuğuydu.
Sonradan anlattığına göre babası da gençlik yıllarında amatör olarak tiyatro ile ilgilenmişti. Bir başka deyişle onun içindeki bu tiyatro ateşi genlerinden geliyordu.
Göktay'ın tiyatro sanatına yönelmesinin temelinde, babasının ona çocukken hediye ettiği Karagöz ve Hacivat tasvirlerinin rolü var.
SOKAKTA FUTBOL OYNAMASINA İZİN YOKTU
Bir de başta babası İbrahim Bey olmak üzere ailesinin, o küçükken diğer arkadaşları gibi sokakta futbol oynamasına izin vermemesinin.
Bir röportajında anlattığına göre Göktay'ın babası onu hiç futbol maçına götürmedi, hatta sokakta arkadaşlarıyla futbol oynamasına bile izin vermedi.
Düşüp bir yerini kırmasından korktular. Bunun yerine babası onu sürekli olarak tiyatro oyunlarına götürürdü.
ÇOCUK OYUNLARINI İZLEYE İZLEYE İÇİNDE BİR ATEŞ YANDI
O sırada Darülbedayi'nin çocuk tiyatrosu Göktay'ın gönlünü çaldı. Orada sahnelenen oyunları izleyerek büyüdü ve 12 yaşına geldi.
O zamandan sonra da artık yetişkinler için sahnelenen, büyük ustaların eserlerini sahneye taşıyan oyunları izlemeye başladı.
Tiyatroya bu kadar tutkulu olunca da ilkokulda piyeslerde sahneye çıktı. Bitirdiği Pertevniyal Lisesi'nde de tiyatro kolunda çalıştı.
Liseden mezun olduktan sonra Eminönü Halk Evi'nde, 1960 ile 1964 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Milli Türk Talebe Birliği Gençlik Tiyatroları çalışmaları geldi.
1964-1973 yılları arasında Ankara Meydan Sahnesi'nde kulis tozu yuttu.
25 LİRA YEVMİYE İLE FİGÜRAN KADROSUNDA İŞE BAŞLADI
Ama içindeki bu tiyatro yangını dinecek gibi değildi. Alevler giderek büyüdü. Sonunda Zihni Göktay da soluğu 1973 yılında İstanbul Şehir Tiyatroları'nda aldı.
O dönemin yöneticisi olan bir usta, Vasfi Rıza Zobu "25 lira yevmiye ile figüran kadromuz var. İsterseniz gelin. İlerleyen zamanda sizi ana kadroya geçirme imkanımız olabilir" dedi.
İşte böylece Zihni Göktay için yeni ve artık çok daha ciddi bir dönem başlamış oldu.
İstanbul Şehir Tiyatroları'nda sahne tozu yuttuğu sırada İsmail Dümbüllü, Muammer Karaca, Vasfi Rıza Zobu, gibi ustalarla çalıştı.
'LÜKÜS HAYAT' OPERETİNDE ÇEYREK ASIR SAHNEYE ÇIKTI
Sonrasında da İstanbul Şehir Tiyatrosu'nun ana kadrosuna geçti...
Kurumun en çok izlenen ve en çok sahnelenen oyunlarından biri olan Lüküs Hayat operetinde 28 yıl boyunca rol aldı.
Ekrem Reşit Rey'in yazdığı, Cemal Reşit Rey'in müziklerini hazırladığı ve "Şişli'de bir apartıman, yoksa eğer halin yaman" diye başlayan şarkı sözleriyle birkaç kuşağın hafızasına kazınan eserde Rıza karakterine hayat verdi Zihni Göktay.
Zihni Göktay, İstanbul Şehir Tiyatroları'nın rekortmen oyunu Lüküs Hayat'ta 28 yıl boyunca sahneye çıktı.
"Şişli'de bir apartıman, yoksa eğer halin yaman, nikel-kübik mobilyalar, duvarda yağlı boyalar”
sözleriyle başlayan şarkısıyla hafızalara kazınmıştı bu eser.
'BURADA NE UZARSIN NE KISALIRSIN'
Göktay'ın tiyatro serüveninin ardından doğal olarak sinema da geldi.
O sırada çok ünlü olmayan ama Göktay ile gençlik yıllarından tanışan Kemal Sunal, "Şehir Tiyatroları'nda ne uzarsın ne kısalırsın. Gel, film yapalım" deyince oyunculuğunu kamera karşısına taşımaya karar verdi Zihni Göktay.
1976'da Tosun Paşa ile başladığı sinema serüveni Atla Gel Şaban, Meraklı Köfteci gibi Sunal ile çalıştığı filmlerle devam etti. Sinemadan kazandığı para sayesinde eşi Sevinç Hanım ile evlendi.
Göktay'ın kamera karşısındaki oyunculuk serüveni
rolleriyle sürdü.
Göktay, 1978 yılında evlendiği Sevinç Hanım ile onun son enfesine kadar evli kaldı. Bu evlilikten Zeynep adında bir kızı ve Ömer adında bir oğlu dünyaya geldi. Usta sanatçı karısını üç yıl önce kaybetti.
Zihni Göktay, İstanbul Fenerbahçe'deki evi geçen yıl kentsel dönüşüme girince kendi arzusuyla huzur evine taşındı.
Zihni Göktay, geçen yıl kasım ayında Hürriyet'e verdiği röportajda neden bakımevine taşındığını şöyle anlatmıştı:
"Kentsel dönüşüm çıkınca buraya geldim. Kızım Zeynep ile konuştuk. Geçici bir süre için böyle daha uygun olacağına karar verdik. Feneryolu’ndaki ev yapılana kadar burada kalacağım. Sonrasına karar vereceğiz. Burası bana iyi geldi. Kalmaya devam ederim ama yanımda bir bakıcıya ihtiyacım var. Benim ilaçlarımı takip edecek, ilgilenecek. Evim 3 1 olacak. Kızım ‘Ev bitince gel otur, bir yardımcı tutarız’ dedi. Ev bitince karar vereceğiz.”
Alıntı: Hürriyet Kelebek
🔵 Prof. Dr. Erhan Afyoncu, NATO Zirvesi kapsamında liderlerin yeniçeri kostümlü görevlilerle karşılanmasına yönelik eleştiriler hakkında konuştu:
— SİYAH SANCAK (@siyahsancakx) July 7, 2026
▪️"Fransızlar niye yapıyor? Moğollar niye yapıyor? Yunanistan veya Bulgaristan niye yapıyor?"
▪️"Her ülke bunu yapar. Bunu… pic.twitter.com/HUVCM4zivt
Prof. Dr. Erhan Afyoncu, NATO Zirvesi kapsamında liderlerin yeniçeri kostümlü görevlilerle karşılanmasına yönelik eleştiriler hakkında konuştu
▪️"Fransızlar niye yapıyor? Moğollar niye yapıyor? Yunanistan veya Bulgaristan niye yapıyor?"
▪️"Her ülke bunu yapar. Bunu abartmadan yapmak lazım. Geçmişle bugünü barıştırarak yapmak lazım."
▪️"Cumhuriyet döneminde uzun süre bir reddi miras oldu. Haklıydı, haksızdı, bunun tartışmasına girmiyorum."
▪️"Ama Türkiye Cumhuriyeti'nin Osmanlı'yla bağını bütünüyle reddetmek de doğru bir şey değil.”
Hocahasan Hanı'nın bugün ne yazık ki sadece kalıntıları ayakta. 13. Yy Anadolu Selçukluları döneminde İpek Yolu üzerindeki yolculara hizmet veren bu kervansaray, geçmişin sessiz tanıklarından birihttps://t.co/URXb7wMFvk
— Ibr Dz (@dznlibr) July 6, 2026
Bilirsek, koruruz#SilkRoads #Kervansaray #Caravanserais pic.twitter.com/LakH3zUTcD
Hocahasan Hanı'nın bugün ne yazık ki sadece kalıntıları ayakta. 13. Yy Anadolu Selçukluları döneminde İpek Yolu üzerindeki yolculara hizmet veren bu kervansaray, geçmişin sessiz tanıklarından biri
https://kulturenvanteri.com/yer/hocahasan-hani/
'O kurtuluş emperyalizmden kurtuluştur'
— Aykut Diş (@aykutdis1) July 7, 2026
NATO Zirvesi gündemi nedeniyle arada kaynadı.
Hürriyet Gazetesinin haberine göre Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, AK Parti Sapanca kampında müfredattan 'Kurtuluş Savaşı' tanımlamasının çıkarılacağını paylaşmış. Tekin açıklamasını "Neyden… https://t.co/kigmHwMSob
Kırım Savaşı sonunda Osmanlı askerlerini 300'den fazla Katolik Fransız rahibesi tedavi etti. 1857'de Sultan Abdülmecid, rahibelere Şişli'de 8000 m2 bir arazi ve 50.000 frank para verdi. Teşekkür için. Misyonerler böylece hastaneyi kurabildi. Fransız Lape Hastanesi'nin eski girişi.
Haritada yazan:
'Ankara Hükümeti ve İddiaları'
“Kemalistler ya da Milliyetçiler, gölgeli alanı etkin biçimde kontrol ediyorlar… Onlar, Yunanlar tarafından Ege’den sürüldüler fakat Trakya’yı, İzmir’i, Ermenistan’ı ve Basra körfezi altındaki bütün Mezopotamya’yı talep ediyorlar.”
1921’de çizilen o haritada “Kemalist influence” diye işaretlenen yerler, aslında bir milletin küllerinden doğuşunun izleriydi.
En zayıf anda bile vazgeçmeyen, kaybettiğini geri isteyen bir irade…
Onlara “Kemalist” diyenler küçümsemek istedi.
Ama o söz, bağımsızlık mücadelesinin adı oldu.
Bugün hâlâ anlamayanlara hatırlatma:
Kemalizm, emperyalizme boyun eğmemektir.
Ve evet… başardılar. 🇹🇷
Alıntı: Editör @ilkayEditor1881
1900 tarihindeki Bursa.
Bu kadar mı güzel olunur ey şehir!…
Alıntı
Bir padişah düşünün felsefe kitabı yazmış.
Millet Kütüphanesi'nde yazarı belirsiz olarak kataloglanan bir risalenin kaydı, Sultan Abdülaziz’in 1870’lerde, tahtta bulunduğu sırada bizzat kaleme aldığı bir felsefe metnini gün yüzüne çıkardı.
Adamcağız bir taraftan Güney Afrika Müslümanlarına Cami yapsın diye yardım gönderirken diğer taraftan Hidâyetü'l-Hikme'sine bir şerh yazmış.
Sultan Abdülaziz'in şerhinin ilk sayfaları bunun yüzeysel bir metin olmadığını gösteriyor.
Metinde İbn Sînâ sonrası medrese geleneğinin teknik dili ve ihtilaflar görülüyor.
Bu eser ayrıca felsefî literatüre hâkim bir mütefekkirin kalemini yansıtıyor.
Divanlar dışında, bir Osmanlı padişahına ait olan tek felsefî eser olması bakımından da ayrı bir önem taşıyan bu kitap, Platon'un "filozof hükümdar" idealine Osmanlı'dan beklenmedik bir örnek sunuyor.!
Alıntı: Halim Gençoğlu @halimgencoglu
''Babaannem ve dedem Girit Hanya’dan mübadele ile Türkiye’ye gelmişler ve Kaz Dağı, Ada Tepe Köyüne yerleştirilmişler.
Dedem, kızları dahil herkes okuyacak demiş. Küçük halam avukat, büyük halam öğretmen, babam ekonomi profesörü, amcam hukuk profesörü olmuş. İki erkek Galatasaray Lisesinde yatılı, iki kız ise Kandilli Kız Lisesinde okumuş.
O dönemde Rum çetelerinin baskıları, toprak gaspları ve saldırıları nedeniyle binlerce Türk adayı terk etmek zorunda kalmış. Hanya’yı özlerlerdi ama evde Rumca bile konuşmazlardı, çocukların Türkçesi bozulmasın diye…
Girit’in kaybedilmesi ise hazindir. Avrupalı devletlerin baskısıyla Osmanlı askeri 1898'de Girit'ten tamamen çekildi. Ada, kağıt üzerinde Osmanlı'ya bağlı ancak iç işlerinde tamamen bağımsız bir "özerk devlet" haline getirildi. 1908’de ise tek taraflı kararla Yunanistan’a (Enosis) katıldı. Ve bu muhteşem adayı kaybettik…''
Alıntı H. Bartu Soral @BartuSoral
Kırım Tatarca ve Türkiye Türkçesinde bazı kelimelerin söylenişi pic.twitter.com/voarieoMSL — MİLLİYETÇİ-Haber (@MilliyetciHbr) July 9, 202...