20260207

🎞️ Trabzon 1916: Bir Şehrin Düşüşü (Rus Arşivlerinden Çıkan Yasaklı Görüntüler)

 1916 yılı... I. Dünya Savaşı'nın en kanlı günlerinde, Kafkas Cephesi'nde Rus İmparatorluğu (Çarlık Rusyası) ile Osmanlı Devleti arasındaki ölümcül mücadele kameralara yansıdı. Rusya Devlet Sinema ve Fotoğraf Arşivleri'nden çıkarılan "Trabzon'un Düşüşü" filmi, tarihin tozlu sayfalarını aralıyor.

[Video Özeti] Bu belgeselde, Albay Sadze yönetimindeki askeri tarih bölümü tarafından çekilen nadir görüntüleri, Rus donanma tarihi uzmanı Deniz Kozlov ile birlikte inceliyoruz. Batırılıp tekrar yüzdürülen efsanevi "Donets" gemisinin kıyı bombardımanından, Kuban Kazaklarının (Plastunlar) 1883 yapımı ağır topları insan gücüyle dağlara çıkarmasına kadar savaşın tüm zorlu yüzünü göreceksiniz.

Ayrıca videoda; General Lyakhov komutasındaki Çarlık Rusyası birliklerinin şehre girişi, ABD Konsolosu Oscar Heiser'in arabuluculuğu, denize dökülen binlerce Mauser tüfeği ve General Yudeniç'in şehre geliş anları yer alıyor.

[Videoda Cevaplanan Sorular]

• Rus Donanması kara birliklerine nasıl destek verdi?

• "Plastun" tugayları kimdir ve dağlarda nasıl savaştılar?

• ABD Konsolosu Oscar Heiser işgal sırasında nasıl bir rol oynadı?

• Türk ordusu çekilirken silahlarını neden denize döktü?

• 1916'da Trabzon'daki Rum ve Ermeni nüfusun durumu neydi?

[Kaynak Bilgisi] Görüntüler: Rusya Devlet Arşivleri (Kafkas Ordusu Askeri Tarih Bölümü Çekimi) Kameramanlar: Erkol, Dare ve Yermolov (1916)


Alıntı:  Hasanoğlan Village Institute

🗣️🎙️Prof. Dr. Ahmet Taşağıl: "🇦🇿Azerbaycan'ın Anadolu ile bağı asla kopmamıştır!"

 

"Azerbaycan'ın Anadolu ile bağı asla kopmamıştır!"

🔴Prof. Dr. Ahmet Taşağıl anlatıyor: Azerbaycan'ın Türk Dünyasına Katkıları

🔴Dilara Sayan Sıra Dışı Gündem'de soruyor, Tarihçi-Yazar Prof. Dr. Ahmet Taşağıl 

@ProfTaal

 Haber Global'de cevaplıyor



📖"Toplumun Keşfi: 12 Bin Yıl Önce Göbeklitepe ve Taş Tepelerde Yaşam" sergisi Berlin’de açılıyor.

"Toplumun Keşfi: 12 Bin Yıl Önce Göbeklitepe ve Taş Tepelerde Yaşam" sergisi Berlin’de açılıyor.

Dünyanın bilinen en eski yerleşim yeri Göbeklitepe ve çevresindeki Taş Tepeler bölgesi, 93 eserle Almanya'da tanıtılacak. Sergi 19 Temmuz’a kadar gezilebilecek.

tr.trthaber.com/1/6f24872c

🎞️ Kastamonu'nun Devrekani ilçesinde yaşayan 8 yaşındaki Ceyda'nın en yakın dostu keçileri.



Ceyda Sivri:

Beni görünce bana geliyorlar, o zaman beni sevdiklerini anlıyorum.
13 keçimiz var, hepsinin ismi var. Cemre, Başak, Yaprak, Yağmur, Pamuk...
Onlar beni sırtına bindirerek ödüllendiriyor.



📖 Dünyanın En Büyük Tarihi Mezarlığı ve Tarihi Mezar Taşı Müzesi İstanbul’du (Süleyman Faruk Han Göncüoğlu)

 

Dünyanın En Büyük Tarihi Mezarlığı ve Tarihi Mezar Taşı Müzesi İstanbul’du 

- Süleyman Faruk Han Göncüoğlu


1 Ekim 2020

mezartaslari

Dünyanın En Büyük Mezarlığı ve mezar taşı Müzesi İstanbul’du. Bugün   şehirlerimizin yeşil alanları ve korulukları konumuna gelen mezarlıklar ve   hazineler  yine de tahribatın ilk duraklarıdır.

 Bazı kişilere mezarlık bahsi ürkütücü gelir. Kimileri bunların şehirlerin dışına   atılması gerektiğini savunur, kimileri ise gereksiz olduğuna inanırlar. Tarihçiler, Arkeologlar, şehir tarihçileri ve kültür tarihçileri için bulunmaz birer belgedir mezarlıklar ve mezar taşları.

Her biri geçmiş zamanın birer taş üzerine işlenmiş belgeleridir. Uluslararası ilişkilerde tapu belgeleri kadar etkilidir. Mezar taşları ve anıtları Orhun, Yenisey yazıt anıtları ve balbalların Türk kültürü içeriğindeki önemleri gibidir.

Yakın tarihimiz de şahit olduğumuz gibi işgal Devletleri de Osmanlı medeniyetinin izlerini silmek için önce mezar taşlarını kırmakla başlamıştır. Günümüze baktığımızda ise işgal kuvvetlerinden bir farkımız yoktur. 

Dünyanın En büyük  Mezarlığı  İstanbul’da

Dünyanın en büyük tarihi mezarlık alanlarına sahip olan İstanbul’da her biri taş işçiliğinin birer şaheseri Mezar Taşları ya yol çal amacıyla yeni mezar yeri açmak üzere ya da yerlerine yeni binalar inşa etmek üzere birer birer kırdık yok ettik ve halen de bu eylemlerimizde Tarihi Miras Kadir bilmezliği ile devam etmekteyiz.

İbrahim Hakkı Baltacıoğlu Türk mezarlığını tanımlarken, Zahide’nin nazarında mezarlık cehennem azabını hatırlatan bir yer, serserinin nazarında mezarlık şüpheli vücutları ve gölgelerini saklayan bir yer,

belediye adamın nazarında mezarlık hemen arsaya kaydedilmesi lazım gelen bir yerdir diye bir dönemin anlayışına gönderme yapmaktadır.

Semavi Eyice de Amasya’dan bahsederken, bugün burada geçmiş bütün devirlerin izlerini bulmak kabildir. Roma bina ve kitabeleri Bizans kiliseleri Ceneviz armaları vardır, fakat 500 yıldır Türk olan bu sabaha bir tek Türk olan Bu kasabada bir tek eski Türk Mezarlığı yoktur.

Şimdiye kadar tespit edilen Roma kitabeleri’nin yardımı ile buradaki o devrin sakinlerinin nereden geldiklerini ne işle uğraştıklarını başka yerler ile ilgilerini öğrenebiliyoruz.

Buna karşılık Amasra’nın Osmanlı devrine ait tarihi tam bir karanlık içindedir ve bu başarı ve bu aşırı derecede gayretli bir vali ile gayret hususunda ondan aşağı aşağı kalmayan bir nahiye müdürünün parlak eseridir. Özleri ile Mezarlık mezarlıkların önce devlet yöneticileri tarafından ilk gözden çıkarılan tarihi ve kültürel mekanlar olduğunu makalesinde anlatmaktadır.

İstanbul’un İlk Mezarlığı Karacaahmet Mezarlığı

Dünyanın En Büyük Mezarlığı konumundaki İstanbul’un ilk Mezarlığı olan Karacaahmet Mezarlığı Türklerin 1350 yılından itibaren Kadıköy ve Üsküdar bölgelerini içerisine alan ilk fetihlerden itibaren mezarlık oluşturulmaya başlaması ile oluşmuştur.

Müslüman Türklerin ilk olarak Orhan Gazi zamanından beri Üsküdar’da yerleşiyor olmaları ilk Türk mezarlıklarının da burada oluşmasını beraberinde getirmiştir.

Fetih sonrası Karacaahmet gibi tarihi yarımadanın uzağında olan mezarlıklar dışında çevresi sur dışında büyük ölçekli mezarlıklarla çevrili mezarlıkların mevcudiyeti süregelmiştir.

Ölüm ve sonrasının dini inanç yönünden hayatın bir gerçeği olmasının ve bunun batılı anlamda korku unsuru olarak algılanmamasının sonucu şehrin bütün yerleşim yerlerinde, hayıratların etrafında büyüklü küçüklü mezarlık ve hazireler meydana gelmiştir ki bu da İstanbul’un karakteristik özelliği olmuştur.

Karacaahmet Mezarlığı

İmar hareketleri ile beraber tarihi mezarlıklar ve küçük ölçekli hazinelerin tahribi veya ortadan kaldırılmaları diğer eski eserlerden önce olmuştur.

Bu tahribatlara en yakın tarihli örnek Karacaahmet mezarlığı’ndaki Ruznameciler mezarlığının yıktırılarak üzerine Cemevi yapılmasıdır. Bu olay Karacaahmet mezarlığı’nın özelliklerinden olan, her mesleğe göre yapılandırılan mezarlık sofalarının tahribatı olmuştur.

Bugün için ne hattatlar sofası, ne yeniçeriler sofasının korunmakta olduğundan söz edebiliriz. Bugün hala bu tahribat eskisi kadar büyük ölçüde olmasa da durmadan devam etmektedir.

Bunu bir kaygı halinde takip eden belgeleyen ve elinden makaleler yazmak ve bir kolokyum düzenlemekten başka bir şey gelmeyen tarihçi Necdet içti Bey’den başka. biz yetkili insanlar vah vah demekten öteye gidemedik.

Hekimlere Ait Mezarlık ve Kaysuni Zade’nin Mezarı

1970’li yılların başında yaşanan bu tahriplerden biri de İstanbul’da vefat eden müslüman hekimlerin gömüldüğü ilk Hekimler Mezarlığı olan Sütlüce Mahallesi’ndeki Kaysun-i Zade mezarlığıdır.

Haliç’e hakim bir Yamaç üzerinde yer almaktaydı Saray baş Tabibi Kaysun-i Zade Bedrettin Mehmet Efendi‘nin vefatı 1569 kendi adına yaptırdığı cami yanına gömülmesi, daha sonra da İstanbul’da bulunan hekimlerin, hekimlerin pirleri Kaysun-i Zadenin yanına gömülmeye başlamaları ile Camii haziresi olarak teşekkül eden mezarlık zamanla gelişmiş ve hekimler mezarlığına dönüşmüştür.

Kaysuni Zade Mehmet Efendinin Hekimler Mezarlığındaki Mezarı

Caminin 1894 depreminde büyük zarar görmesi ile mezarlık bakımsız kalmış ve bu tarihlerden sonra hekimlerin İstanbul’un hekimler Mezarlığı’na defnedildiği görülmemiştir.

1970’li yılların başından itibaren bölgede hızla çoğalan yapılaşma karşısında mezarlığın dolu kısımları üzerine mesken inşaatları yapılmış, güney bölümünün bir kısmı üzerinden ise yol geçirilmiştir. Mezarlığın kapladığı alan küçülerek tekrar Kaysuni Zade Camii haziresi haline dönüşmüştür.

Kanuni 1520 1566 dönemi öncesine kadar uzanan kitabesi, Şahidelerinde hazirede günümüze Miladi 1687 Hicri 1099 tarihli Aşlamacı Zade Hekim Ali çelebi’ye ait Şahide Taşı kalabilmiştir.

Bugün tarihi mezarlıklar yine de bu tahribattan kurtulamamıştır. Karacaahmet veya Yahya Efendi mezarlıklarında ki tahribatın küçük ve büyük ölçekli de olsa devamı hakkında her yıl bir veya birkaç haberin çıkması herhalde Ateş yanmayan yerden duman çıkmaz sözünü hatırlatır niteliktedir.

İstanbul’un mezar kültürü ve tarihi araştırmaları ise tamamlanamamıştır. İstanbul’un Mezar taşları üzerine yapılmış çalışmaların kısa bir tarihi serüvenini ise ise şu şekildedir.

İstanbul’un Mezar Kültürü ve Tarihi Araştırmaları

İstanbul’un Osmanlı dönemi mezarlıkları ile ilgili ilmi çalışma yapan en eski kişilerden biri İsmail Hakkı El Üsküdari efendidir.

Tuttuğu Kitabe istinsahları 1976 senesinde Profesör Dr Bedri Şehsuvaroğlu tarafından Turing Kulübü neşriyatı olarak Merakid-i Mu’tebere-i Üsküdar adı altında bir kitap olarak yayınlanmıştır. Eser Karacaahmet mezarlıklarına aittir ve 540 tane kitabeyi içermektedir.

19 yüzyıl ortalarında Nasuhi Tekkesi Şeyhi Keramettin Efendi ile aynı dergah’tan Alaaddin Nasuhioğlu da Üsküdar’da bulunan Mezar Kitabeleri ile ilgili çalışmışlardır.

Yine aynı tarihlerde Tarihi Osmanlı encümeni üyeleri Ahmet Tevhid Bey, bunu takip Halil Edhem Bey, Mabeyin Başkatebi Ali Fuad, Mevlevihane Müzesi ilk müdürü Mehmet Yusuf Akyurt, Enver Ergüven istinsah suretiyle etüdler yapmış şahıslardır.

Günümüzdeki Anıtlar Kurulu’nun ilk şekli sayılan Tarihi Osmanlı Encümeni mensupları vazifeleri icabı resmi tespitler yapmışlardır. Bu çalışmalar ise hep not tutma ve de istinsah suretinde olmuştur. Daşınık şekli de görülen bu çalışmaların bir neticeye bağlanmasını tasarlayan Tarih Kurumu olmuştur.

Türk Tarih Kurumu tarafından Türk İslam Devri Kitabeleri derleme heyeti adı altında eski kaligrafi ve yazı uzmanı bir teşkil edip bütün kitabeler fiş suretiyle tespit edilmeye çalışılmıştır. Profesör Doktor Mükremin Halil Yınanç, Abdülbaki Gölpınarlı, Profesör Dr Süheyl Ünver gibi zatların da bulunduğu bu  heyetin yaptığı fişler yayınlanmadan kalmıştır. Bu fişler halen mevcuttur.

Mezar Taşları Estampaj Çalışmaları

Estampaj çalışmaları ise Halil Ethem Bey den ayrı 1968 ile 1978 tarihleri arasında emekli albay Tolga Saraçoğlu tarafından da yapılmıştır. Halil Edhem Bey’inkiler Türk Tarih kurumunda Saraçoğlu’nunkiler ise kendisindedir.

Serpuş hariç taşın birebir ölçekli kopyalanması olan Estampajlar büyüklükleri sebebiyle de saklanılması zor fakat gayet kıymetli çalışma mahsulü belgeleridir.

Serpuşu da veren esas önemli olan fotoğraf tespitleri ise ilk önce Nurullah Pertev Bey ile başlamıştır. Daha Sonraları Rıfkı Melül Meriç, İsmail Fazıl Ayanoğlu, Hikmet Turhan Dağlıoğlu, Süheyl Ünver, Şinasi Akbatu ile Turgut Kut beyler ısrarlı ve devamlı bir şekilde sürdürmüşlerdir.

Dünyanın En Büyük Mezarlığı olan İstanbul’da dünyanın en fazla mezar taşı görsel donesi ise İstanbul üzerine kıymetli eserler veren tarihçi Necdet İşli bey de olup Fazıl Ayanoğlu’nun doneleri de bu arşiv içinde bulunmaktadır.

Bu İlmi Araştırmalar ise devlet desteğinde, resmi bir kurum ve organizasyonla olmadığı için ferdi gayet gayretlerle yapılmış; bu araştırmaların sonucu gelememiştir.

Kaynak: Bu Makale; Süleyman Faruk Han Göncüoğlu’nun “İki Kıta Bir Şehir İstanbul Okumaları” isimli kitabın 496. Sayfasından alınmıştır.

Alıntı: https://www.mezartaslari.com/dunyanin-en-buyuk-mezarligi/

🎞️ Yunanistan'daki Okullarda Türkler Hakkonda Ne Öğretiyorlar? | Yunanca Ders Kitaplarının incelenmesi

 

Yunanistan'daki ilk ve ortaokullarda Türkler hakkında ne öğretiyorlar? 

Osmanlı İmparatorluğu hakkında nasıl konuşuyorlar? 

İstanbul'un fethini nasıl tarif ediyorlar? 

Tüm resmi ilkokul, ortaokul ve lise tarih ders kitaplarını inceledik ve bizim hakkımızda ne düşündüklerini ortaya çıkarmak için Yunanistan'daki 1.000 kişiden veri topladık!


VİDEO İÇERİĞİNDE HANGİ BAŞLIKLAR VAR?

01:17 Yunanistan'da Zorunlu Eğitim

02:14 Osmanlı ve Türk kelimeleri en sık nerede kullanılır?

03:57 Türkiye Hangi Siyasi Sisteme Daha Yakın?

04:35 En Çok Hangi Sorun Tepki Veriyor?

07:14 Çocuğunuzun Bir Türkle Evlenmesini Kabul Eder misiniz?

08:37 Yunanistan Neden Rönesans'ın Gerisinde Kaldı?

10:25 İstanbul'un Fethi

12:06 1821 İsyanı

16:29 Akademik Bağlantı Kılavuzu

17:22 Gizli Okullar

19:16 Bağımsızlık Savaşı

25:08 Eğitim Farklılıkları

27:10 Türkiye Hakkında Ne Düşünüyorlar?

📖🎞️ Hakkari’de bulunan 4 bin yıllık Türk mezarları : Türklerin Anadolu’ya 1071 Malazgirt Zaferi’yle girmediği tezi

 


Hakkari Eski Türk Mezarları 4 Bin Yıllık…

Hakkari Eski Türk Mezarları, Hakkari’de bulunan 4 Bin Yıllık Eski Türk Mezarları Türklerin binlerce yıl önce Anadolu’da olan varlıklarını ispat etti.

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Veli Sevin de Anadolu kapılarının Malazgirt’le açılmadığını Türklerin binlerce yıl önce Anadolu’da var olduklarını iddia etti.

Türklerin Anadolu’ya 1071 Malazgirt Zaferi’yle girmediği tezini öne süren Afyon Kocatepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ekrem Memiş‘ten sonra, Türk Tarih Kurumu adına Anadolu’da kazı çalışmaları yürüten Yüzüncü Yıl Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Veli Sevin’den de önemli açıklamalar geldi. Sevin, Hakkari Bölgesi’nde milattan önce 2 binli yıllara uzanan Türk mezar taşları bulduklarını belirtti.

🎞️ Bilinmeyen 🇹🇷Türk Tarihi (Hakkari Mezar Taşları) 

 

Anadolu’dan Asya’ya Gittik…

Bulunan 4 Bin Yıllık Eski Türk Mezarları ile birlikte, Anadolu’da binlerce yıl öncesinde Türklerin yaşadığı tezi destek buldu. Prof. Dr. Ekrem Memiş’in yıllarını vererek araştırdığı, milattan önce 2 binli yıllarda bir Türk krallığının bulunduğu ve bu krallığın soylarının Hurilere dayandığı gerçeği, arkeolojik kazılar yapan Prof. Dr. Veli Sevin tarafından da savunuldu.

Sevin, Yakındoğu, Ön Asya, iran, Azerbaycan, Hatay ve Hakkari bölgelerinde Türklerin binlerce yıldır yaşadığına ilişkin bulguları olduğunu aktardı.

Hakkari’de Bulunan 4 Bin Yıllık Eski Türk Mezarları

Hakkari Dikilitaşları

Türkiye, rengârenk bir uygarlıklar ülkesi. Binlerce yıllık geçmişin izlerini barındırır her köşesinde; kimi açık, kimi hâlâ gizli. Bu uygarlıkların hepsi tanınmaz Anadolu’da. Hep yenileri eklenir zincirin halkalarına birbiri ardınca, uygarlıklar bir bir ışıldamaya başlar.

1998 yılı Temmuzunda Hakkâri kent merkezinde bunlara bir yenisi daha eklendi. Hakkâri Kalesi’nin kuzey eteklerinde bir rastlantıyla Hakkari Eski Türk Mezarları ve dikilitaşlar bulundu. Olaya kısa zamanda el koyan arkeologlar sayıları 13’ü bulan bu taşların ilk dikildikleri günkü durumlarını koruduklarını saptadılar.

Toprak zemine, sırtları kayalığa gelecek şekilde yan yana ve kısmen de arka arkaya dizilmişlerdi. Sümbül Dağı’nın eteklerinde yaşayan tüm Hakkârililer şaşkın bakışlarla onları görmek için koşup geldi. Binlerce yıllık karanlık geçmiş aydınlanıyordu birdenbire.

Ana konu cepheden ve çıplak bir insan bedeninin üst kısmıdır. Bacaklar gösterilmemiştir. Çoğu tombul, kimileri de ince uzun yüzlüdür. Başlarında bere ya da takke türü başlıklar bulunur. Beli enli bir kemer sarar. Bunun üzerine ise bir hançer asılıdır. Belden aşağıda küt bir çıkıntı halindeki erkeklik organını koruyan bir suspansuvar düzeni yer alır. Böylelikle erkek ve çıplak oldukları açıkça ifade edilmiştir.

Hakkari Eski Türk Mezarları Üzerindeki Semboller

Taşların yüzeyi özenle irili ufaklı figürlerle doludur. Silahlar, insanlar, leopar, geyik ve yılan gibi yabani hayvanlar iç içe yer alır. Bunların yanında çadırlar da görülür.

Kubbemsi bir çatı konstrüksiyonuna sahip olan bu tür çadırlar, Asya bozkırlarının kubbeli yurt tipi çadırlarını anımsatır. Böylelikle, savaşçıların göçebe bir yaşam biçimine sahip oldukları anlatılmaya çalışıldığı düşünülüyor.

Dikilitaşlar üzerindeki erkek figürlerinin en dikkat çekici özelliği, her iki elle sıkı sıkıya tutulan içki tulumudur. Bu kap simgesel açıdan büyük bir önem taşır. Çünkü, gençlik ve güçlülüğü vurgulanmak istenen savaşçının tüm kahramanlıkları ile silah ve süslerinden çok daha ön plana alınmıştır.

Hakkari Eski Türk Mezarları ve Mezar taşları

Bunları andıran savaşçı figürlerinin en erken örnekleri Kuzey Karadeniz bozkırlarındaki MÖ 7. yüzyıl İskit dikilitaşlarında görülebilir. Biraz daha geç olarak Asya bozkırında, özellikle Altay Bölgesi’nde, balbal ya da baba denen anıtlar üzerinde karşılaşılan bu adet, MS 11-12. yüzyıllara dek Orta Kazakistan’dan Moğolistan’a değin yayılan alanda yoğun bir kullanım bulmuştur.

Taşlardan İkisi Özellikleriyle Diğerlerinden Farklı

Hakkari’de Bulunan 4 Bin Yıllık Hakkari Eski Türk Mezarları içinde bazı taşlar farklıydı. Cinsiyetleri belirtilmeyen ve ellerinde herhangi bir şey tutmayan bu silahsız figürler olasılıkla kadınlara ait olduğu tahminlerinde bulunuldu.

Hakkari Eski Türk Mezarları ve Mezar Taşları hangi amaçla dikilmiş olurlarsa olsunlar, şurası açık ki, Avrasyalı bozkır göçebeleri Türkiye’nin bu dağlık köşesine ilk kez 3000 yıl kadar önce gelmişler ve sürülerini yemyeşil yaylalarda otlatmışlar. Bu, Avrasya bozkır kültürlerinin Güneydoğu Anadolu’da ne denli erken tarihlerden başlayarak etkin olduklarına ilişkin ilk kanıt.

Anadolu bitmez tükenmez bir uygarlıklar ülkesi. Dikilitaşlar bugün kent içindeki, bir Osmanlı yapısı olan Meydan Medresesi’nde sergilenecekleri günü bekliyor.

* Prof. Dr. Veli Sevin

Kaynak: www.karaoglukoleksiyonu.com



🎞️ 4000 yıl önce Orta Asya Bozkırlarında ortaya çıkan ve köpeklerin atası olarak bilinen Alabay ırkı Türkmen köpek.

 


 

🎞️ Ulanbatur'daki Ulusal Tarih Müzesi'nde sergilenen Göktürk Kurganlarından çıkan eserler. 🇲🇳Moğolistan

 


 Alıntı: Türk'ün Dünyası. @TurkunDunyasi

📖 Gelibolu'nun efsanevi kahramanı Seyit Onbaşı


Bu, Gelibolu'nun efsanevi kahramanı Seyit Onbaşı'nın nadir bir fotoğrafı. 🇹🇷

1915 deniz savaşı sırasında vinç kırıldığında, topuna manuel olarak 276 kg'lık mermi taşıdı ve ünlü bir şekilde İngiliz HMS Okyanusu'nu batırdı.

📖 Şaman ruhların ağzı ile konuşan, söyleyen icracıdır.

Şaman ruhların ağzı ile konuşan, söyleyen icracıdır. Buna göre de Yakutlar şamanın okumasına ''kuturar'' yani “ruhlar tarafından söyletilen” derler. Ruhlarla konuşur, hastalıkları iyileştirir. Gök gürlediği zaman halkını korur, havaya ok atar, dağlara çıkıp süt serper.

Alıntı: Kaynak Tarih @kaynaktarih

🎞️ Anadolu İnsanı bir cevherdir: Anadolu kadını maharetlidir


 Keçiden süt; bağlamadan türkü çıkar.

Kim demiş köylü kadını saz çalamaz diye.

Çünkü müzik, hepimizin ortak paydası.


Alıntı: Emre Dayıoğlu @emredayioglu07


🏔️Altay Dağları'nın taşları

 


📚📖 Kitap: ALTAYLAR: ÖN TÜRK TARİHİ VE SANATINI TANIYALIM


 ALTAYLAR: ÖN TÜRK TARİHİ VE SANATINI TANIYALIM

Altay Dağları’nı yalnızca bir coğrafya değil, Türk tarihinin ve kimliğinin doğduğu ana yurt olarak ele alır. 

Kitap, Türklerin kökenini Hunlarla sınırlayan yüzeysel tarih anlayışını reddeder.

Eserde Ön Türklerin, devlet kurmadan önce bile yüksek bir kültür ve sanat bilincine sahip olduğu vurgulanır. 

Göçebe yaşam, ilkel değil; aksine doğayla uyumlu, düzenli ve sembollerle örülü bir medeniyet modeli olarak sunulur.

Altay bölgesindeki kaya resimleri, kurganlar, balballar ve mezar yapıları, Ön Türklerin ölüm, evren ve insan anlayışını yansıtan güçlü kanıtlar olarak incelenir. 

Bu eserler, sanatın sadece süs değil, bir inanç ve kimlik dili olduğunu gösterir.

Kitapta, Ön Türk sanatının temelini oluşturan hayvan üslubu, kurt, geyik, kartal ve at motifleri üzerinden açıklanır. 

Bu figürler gücü, özgürlüğü, kutsallığı ve gökle kurulan bağı simgeler.

Gök Tanrı inancı ve şamanizm, Ön Türk toplumunun merkezinde yer alır. Altaylar’daki sanat eserleri, insanın doğayla ve gökle kurduğu kutsal dengeyi yansıtan kozmolojik bir dünya görüşünü ortaya koyar.

Eser, Türk kültürünün yalnızca Orta Asya’ya sıkıştırılamayacağını; Altaylar’dan başlayarak geniş coğrafyalara yayılan bir kültürel süreklilik taşıdığını savunur. Anadolu’daki birçok motifin kökeni de bu Ön Türk mirasına dayanır.

Sonuç olarak kitap, Türk tarihinin Hunlarla başlamadığını; binlerce yıl öncesine uzanan derin bir kültür, sanat ve inanç birikimi olduğunu bilimsel ve görsel verilerle ortaya koyar.


Alıntı: Arkeoloji ve TÜRK Tarihi @ArkeolojiveTurk





''🇹🇷TÜRK KIZLARI, DİĞER İŞÇİLERDEN ÇOK DAHA AZ HASTA OLUYOR, YORULMAK BİLMEDEN ÇALIŞIYOR''

❝Türk kadın ve erkek işçiler, sadece bu işleri yapmaya istekli Alman işçiler bulunmadığı için istihdam edilmiyorlar. Asıl neden, onların Almancayı bilmemeleri, farklı yetişmeleri ve endüstride çalışmanın koşullarına aşina olmamalarıdır. Onların bu durumu üretimi aksatmamaktadır. Nitekim, Berlin Siemens fabrikasındaki Türk işçi kadınlar, radyoaktif materyal sayılan Promethem 147 ile çalıştıklarından haberdar değillerdi.

(Vom Bauern zum Industriearbeiter, 1984)

Alıntı: DiasporaTürk @diaspora_turk





20260206

📖 🌳🌿Ağaçlar en güzel öğretmen aslında.



 🌳🌲Ağaçlar en güzel öğretmen aslında. 

  • Sabrı söğütten, 
  • direnmeyi zeytinden, 
  • yeniden ayağa kalkmayı çınardan 

öğreniyoruz. 

Bazen tek yapmamız gereken durup onları anlamak. 

Köklerine sahip çık, acele etme ve sadece kendin ol. Hepsi bu!

ALINTI: Orman Mühendisi. @0rmanmuhendisi



🎞️ Avrupa hunları ve Asya hunları arasındaki bağlantı ne❓

 


🎞️ 🫎🦌Ren geyiklerini ilk evcilleştiren “Dukha Türkleri”.

 


 

✈️Avrupa'nın 2025 Yılı En Yoğun Havalimanları: 🛫🇹🇷 Türkiye, 🛬listeye iki havalimanıyla girdi - toplam 132,8 milyon yolcuya hizmet verdi

 

Avrupa'nın 2025 Yılı En Yoğun Havalimanları | 2025

🇹🇷 Türkiye, listeye iki havalimanıyla girerek 2025’te toplam 132,8 milyon yolcuya hizmet verdi

📍 Londra Heathrow — 84,4 milyon

📍 İstanbul Havalimanı — 84,4 milyon

📍 Paris Charles de Gaulle — 72 milyon

📍 Amsterdam Schiphol — 68,7 milyon

📍 Madrid Barajas — 68,1 milyon

📍 Frankfurt — 63,1 milyon

📍 Barselona El Prat — 57,4 milyon

📍 Roma Fiumicino — 50,9 milyon

📍 İstanbul Sabiha Gökçen — 48,4 milyon



20260205

📸 🇹🇷Türkiye'deki depremzedelere yardım etmek için seferber olan Can Azerbaycanlı


Yokluk içinde yaşamasına rağmen Türkiye'de deprem olduğunu duyunca, yatağından yorganına elinde ne varsa arabasına yükleyerek, Türkiye'ye getiren Server Beşirli’yi unutmadık. 🇹🇷❤️🇦🇿 

6 Şubat depreminde yaşadığı tüm zorluklara rağmen Azerbaycanlı bir vatandaş, yalnızca birkaç saat içinde Türkiye'deki depremzedelere yardım etmek için seferber olmuştu.


ALINTI:  Lobi TürK @lobiturktr


🎞️ Kastamonu ve Bartın arasındaki Küre Dağları, etkili kar yağışının ardından havadan görüntülendi


Kastamonu ve Bartın arasındaki Küre Dağları, etkili kar yağışının ardından havadan görüntülendi

📃 Türkiye'nin ilk Korunan Alanlar Ağı Parkları (PAN Parks) sertifikasına sahip

🏅 2012'de Avrupa'nın çok özel 13 noktasından biri seçildi

🌲 Endemik bitkileri ve zengin yaban hayatını bünyesinde barındırıyor


http://v.aa.com.tr/3820799

📖💐Sabahattin Ali anısına saygı ve sevgiyle..

 


Alıntı: S.PelinPEREMECİ ♐ #ANDIMIZ @tunaboyutarihi


20260204

🎞️🇹🇷“Karadır Kaşların” şarkısını söyleyen 🇳🇬Nijeryalı adam...

Nijeryalı bir adam, “Karadır Kaşların” şarkısını o kadar temiz söylüyor ki birçok sosyal medya kullanıcısı “Türkçesi benden güzel” yorumu yapıyor. 


 

20260203

🎞️“Soykırım çılgınlığı, öldürülecek başka Türk kalmayınca, Mora'da sona ermiştir.”


“Soykırım çılgınlığı, öldürülecek başka Türk kalmayınca, Mora'da sona ermiştir.”

W.S.Clair, That Greece Might Still Be Free (Cambridge: Open Book Publishers, 2008).


▪️1821'den önce 42.750 Türk

▪️1821'den sonra ‘0’

#TripoliGenocide1821

📖 3 Şubat 1451: Büyük Türk Fatih Sultan Mehmed tahta geçti.

 

Orta Çağ'dan Yeni Çağ'a geçişte değişimin başlangıç noktası; Fatih Sultan Mehmet'in tahta çıkışı. 

Fatih, tahta ne zaman ve nasıl çıktı? 

Fatih Sultan Mehmet, 29 Mart 1432 Pazar günü şafak vakti, o dönemde Osmanlı Devleti’nin başkenti olan Edirne'de doğdu. Babası 2. Murat'ın dördüncü oğluydu. Annesi Hüma Hatun adıyla bilinir.

Mehmet iki yaşına kadar Edirne'de kaldıktan sonra 1434'te süt ninesi ve küçük ağabeyi Ali ile birlikte 14 yaşındaki büyük ağabeyi Ahmet'in Rum sancakbeyi olduğu Amasya'ya gönderildi. Burada ağabeyi Ahmet'in erken yaşta ölmesi üzerine Mehmet altı yaşında Rum sancakbeyi oldu.

Diğer ağabeyi Ali ise Manisa'da Saruhan sancakbeyi oldu. İki yıl sonra babaları 2. Murat'ın talimatıyla iki kardeş yer değiştirdiler ve Mehmet Saruhan sancakbeyi oldu.

FATİH'İN TAHTA ÇIKIŞI

Murat 1443 yazında Karaman Beyi İbrahim'i Anadolu'da yenilgiye uğrattıktan sonra Ekim ayında Edirne'ye döndüğünde Hunyadi Yanoş, Macar Kralı Ladislas ve Sırp Despotu Yorgo Brankoviç önderliğinde bir Hıristiyan ordusunun Tuna'nın güneyindeki Osmanlı topraklarını istila etmeye başladığı haberini aldı.

Aynı dönemde Amasya'dan Şehzade Ali'nin öldüğü haberi geldi. Ağabeyinin ölümüyle Mehmet tahtın yeni vârisi olmuştu 2. Murat, Edirne-Segedin Antlaşması ile Macaristan'la barış yapılmıştı.

1444 yılında 2. Murat, tahtı, oğlu Mehmet'e bıraktı. Mehmet 12 yaşında tahta çıktı. Bu duruma, Çandarlı Halil Paşa ve bazı devlet adamları itiraz ettiler ancak 2. Murat kabul etmedi. Macarlar antlaşmayı bozdu ve savaş hazırlıklarına başladı. Bunun üzerine Fatih, bazı devlet adamlarına ve babası 2. Murat'a iki tane mektup yolladı. Bunların ikincisinde babasına şu meşhur sözleri söyledi:

“Padişah iseniz geliniz, ordularınıza kumanda ediniz; yok, padişah biz isek, emrimize itaat edip ordularımızın başına geçiniz!”

Bu mektup üzerine 2. Murat, yeniden Osmanlı tahtına oturdu. 9 Kasım 1444'de Varna Muharebesi yaşandı. Savaş sonunda Haçlılar yenilgiye uğradı. 1446 yılına kadar tahtta kalan 2. Mehmet gelişmeler üzerine tahtı 2. Murat'a bıraktı. Aynı sene yeniden Manisa Sancakbeyliği'ne atandı.

İKİNCİ KEZ TAHTA ÇIKIŞI

Murat 1451'in 3 Şubat günü öldü. Mehmet babasının ölüm haberini Sadrazam Halil Paşa'nın özel ulakla Manisa'ya gönderdiği mektupla aldı.

Anlatılana göre Fatih Sultan Mehmet, "Beni seven ardımdan gelsin!" diyerek atına atlayıp, kuzeye doğru yola koyuldu. Ve Edirne’ye ulaştığında ikinci kez tahta çıktı.

Çandarlı Halil Paşa'yı sadrazamlık makamında tuttu, İshak Paşa'yı da Anadolu beylerbeyi olarak atadı ve babasının cenazesine eşlik etmek üzere Bursa'ya gönderdi.

Sultan 2. Mehmet, İstanbul'u fethetmesinden sonra "Fatih" lakabıyla anıldı. İstanbul'un fethi, Orta Çağ'ın sonu Yeni Çağ'ın başlangıcı olmuştur. Bundan dolayı Fatih, "Çağ açan hükümdar" olarak da tanınır.

İstanbul'un fethiyle 1000 yıllık Bizans İmparatorluğu son buldu. Fatih, çıkardığı yasalarla devleti önemli ölçüde yeniden biçimlendirdi.

Alıntı

🎞️🇯🇵Japonca ve 🇹🇷Türkçe’nin birbirine inanılmaz şekilde benzerliği

 


 

20260202

📰 Sadettin Kaynak'ı 65 yıl önce bugün kaybettik...



Sadettin Kaynak'ı 65 yıl önce bugün kaybettik. Müziğimize getirdiği poliform anlayışıyla uzun soluklu, çok bölümlü eserlerin devrimci önderi olmuştur. Film müzikleri de besteleyen üstâd ayrıca Türkçe Ezanı seslendiren ve sarık takmadan, smokinle mimbere çıkarılan bestekârımızdır.

Alıntı: Ekrem Ataer @ekremataer

📖 Avrupa, 16. yüzyılda Türkler batıya getirene kadar yoğurdu bilmiyordu



Avrupa, 16. yüzyılda Türkler batıya getirene kadar  yoğurdu bilmiyordu

Fransa Kralı I. Francis bir sindirim enfeksiyonu nedeniyle ağır hastalandığında ve Avrupa tıbbı başarısız olduğunda, Kanuni Sultan Süleyman, bol miktarda yoğurtla birlikte bir Osmanlı doktoru Paris'e gönderdi.

Kral o kadar dramatik bir şekilde iyileşti ki, yoğurt "sonsuz yaşamın sütü" olarak karşılandı ve Fransız eczanelerinde yıllarca ilaç olarak satıldı.

Türkler sadece “yoğurt” kelimesini aktarmakla kalmadı, Avrupa'yı ürünün kendisini ve sağlık değeriyle tanıştırdılar.


Alıntı:
Daily Turkic  @DailyTurkic


🎞️Kırgızistan'ın Yedi Oğuz bölgesinde gün yüzüne çıkan 182 tonluk devasa yeşim taş

Kırgızistan'ın Yedi Oğuz bölgesinde gün yüzüne çıkan 182 tonluk devasa yeşim taşı, sadece jeolojik bir keşif değil, Türk tarihinin derinliklerinden kopup gelen efsanevi bir mirasın somut hali gibi duruyor. Bu dev taş, Kaşgarlı Mahmud’un yaklaşık bin yıl önce Dîvânu Lugâti't-Türk’te hayranlıkla bahsettiği "Yat Taşı"na benzetiliyor. Kadim Türk inanışında yağmur yağdırma, kar fırtınası çıkarma ve doğaya hükmetme gücü verdiğine inanılan bu taşın hünerlerine Kaşgarlı Mahmud, "Bizzat şahit oldum," diyerek kitabında özel bir yer ayırmıştı. 182 tonluk taş, cam bir fanus ile koruma altına alınacak ve bölge turizme açılarak bu devasa yeşim taşının görünmesi sağlanacak.

📰 Ruslar ve Türkler tarih boyunca iç içe yaşadı

 Ruslar ve Türkler tarih boyunca iç içe yaşadı

Germenlerin atlı göçebe kültürüTürklerden aldığını bildiren bilimsel dayanaklara başvurursak, Slavların da atları ehlileştirmelerini ve hayvancılık kültürüyle tanışmalarını Türklere borçlu olduklarını söyleyebiliriz

EMRE ALBAYRAK

Ön Slavlar, yaşadıkları coğrafya itibariyle esas olarak Türklerle ve Kuzeyden gelen Norman halklarıyla; 9 ve 10. yüzyıllarda da Kuzey Avrupa’dan gelen Vikinglerle karıştılar.

SLAVLARIN KAYNAŞTIĞI MİLLETLER

Ön Slavlar, yaşadıkları coğrafya itibariyle esas olarak Türklerle ve Kuzeyden gelen Norman halklarıyla karışmıştır. 9 ve 10. yüzyıllarda Kuzey Avrupa’dan gelen Vikinglerle karışan Slavlar; sonrasında Avar, Hazar, Peçenek, Kıpçak ve Moğollar gibi Türk kavimleriyle kaynaştılar ve uzun süre bu kavimlerin egemenlikleri altında yaşadılar. Rus İmparatorluğu sahasının yüzyıl öncesine kadar 3/5 büyüklüğündeki alanında Türklerin yaşadığı ve Rusya aristokrasi sınıfına mensup ailelerden birçoğunun Ruslaşmış Türklerden olduğu hatırlanırsa bu iki milletin tarihinde birçok ortak nokta olduğunu belirtmek gerekir.

İlk Slavların ormanlık ve bataklık bölgelerde yaşaması nedeniyle ziraat ve hayvancılıktan ziyade avcılık ve balıkçılıkla geçimlerini sağladıklarını biliyoruz. Hayvancılığın geç çağlarda başlaması, onların bu tecrübeyi atlı göçebe kültürüne sahip olan Türklerden veya Germenlerden aldığını göstermektedir. Germenlerin atlı göçebe kültürünü Türklerden aldığını bildiren bilimsel dayanaklara(1) başvurursak, Slavların da atları ehlileştirmelerini ve hayvancılık kültürüyle tanışmalarını Türklere borçlu olduklarını söyleyebiliriz.

Yine ilkel kavimlerin çoğunda olduğu gibi Slavların animizmiyle, Türklerin Gök Tanrı inancı birbiriyle paralellik göstermektedir. Daha sonra Bizans ile Kiev knezliğinin ticari ve kültürel münasebetleri neticesinde Ruslar, Hristiyanlığın Ortodoksluk mezhebini kabul ederek Katolik olan Batı Avrupa’dan ayrı bir yola girmiştir. Bizans medeniyetiyle yakın ilişki, yazılı kanunların buradan alınmasına, Kiril alfabesinin Ruslarca kullanılmasına ve buna paralel olarak edebiyat sahasında gelişmelere yol açtı.

Rusya’da “Knezlik” denilen ilk devlet örgütlenmesi İskandinavya’dan gelen Normanların ve Germenlerin etkisiyle oluşsa da, knezlere bir süre Türklere ait olan “kağan” lakabı verildiği biliniyor.

RUS BOZKIRLARI TÜRK EGEMENLİĞİNDE

1223’te Kalka Meydan Muharebesinde Moğolların, Kıpçak beyleriyle Knezlerin yaptığı ittifakı yenilgiye uğratması ve ardından Batu Han’ın Kiev’i almasıyla Rus steplerinde Moğol egemenliği başlamıştır. Bundan böyle Rus knezleri Altın Orda’dan “yarlık”(2) alarak mevcudiyetlerini sürdürebildiler. Türk-Moğol egemenliği, Rusya topraklarında knezlerin birbirleriyle mücadelelerini engelledi. Asayişi sağlayarak ticareti güvence altına aldı ve bu topraklarda medeniyetin gelişimine katkıda bulundu. Ortaçağ'ın büyük seyyahı İbn Battuta da bugün Rusya hakimiyetindeki Deşt-i Kıpçak bölgesini gezmiş ve Türklerin bu bölgeyi dört başı mamur hale getirdiğini ifade etmiştir.(3)

1480’de Altın Orda Devleti’nin zayıflamasıyla Moskova Knezliği ve bağlı Rus ülkeleri Moğol egemenliğinden çıktılar ve bağımsız bir devlet haline geldiler. Ancak Türk tesiri sonraki yıllarda da devam etti. Bugün Moskova’da bulunan Kremlin Sarayı’nın isminin dahi Türkçeden geçtiği tahmin edilmektedir. Kremlin kale ve hisar anlamına gelir ve Türkçe Kermen (hisar) kelimesinden alınmış olmalıdır.(4) Mimari bakımdan da Kremlin, Doğu mimari üslubuna yakındır. 1230 ile 1430 yılları arasında 130 Rus knezinin “yarlık” almak için Altın Orda Hanlarının ordugâhlarına gittiği ve orada bir süre kaldıkları biliniyor. Yine Rus tarihinde önemli rol oynayan 130 boyar(5) ailesinin Türk kökenli oldukları tespit edilmiştir.(6)


RUSLARIN DEVLET OLARAK TARİH SAHNESİNE ÇIKMASI


Roma İmparatorluğu’nun önce Batı’da sonra Doğu’da yıkılışı, Rusları Moskova’nın “Üçüncü Roma” olduğu konusunda motive etti. 3. İvan, Roma İmparatorluğu’nun varisi olduğunu göstermek için Bizans’ın arması olan olan çift başlı kartalı Rusya’nın arması olarak kabul etti. Bilindiği gibi önceki tarihlerde Selçuklu İmparatorluğu’nun ve bazı Türk devletlerinin armalarından biri de çift başlı kartal idi.


4. İvan (Müthiş İvan), merkeziyetçi devlet sistemini kurmayı başararak Rusya’yı imparatorluk haline getirdi. Böylece, feodal dönemde dünyanın Osmanlı Devleti ile birlikte en kuvvetli devletlerinden biri ortaya çıkmıştır. Öyle ki Müthiş İvan’ın yakın kurmayı Peresvetov, “Sultan Mehmed” adıyla hazırladığı raporda; 

Osmanlı padişahının büyük bir filozof olduğu, mükemmel Rumca bildiği, Rum kitaplarından okuyarak birçok hikmet öğrendiği ve Osmanlı İmparatorluğu’nda adaleti tesis ettiği, mahkeme işlerini tanzim, memurlara maaş tahsis ettiği anlatılmakta ve bütün bu tedbirler sayesinde halkı refaha kavuşturduğu 

belirtilmektedir. Bu suretle Sultan Fatih Mehmet, Müthiş İvan’a bir örnek olarak aktarılmıştır. Çar İvan’ın da burada öne sürülen fikirlerin önemli bir kısmına itibar ettiği anlaşılmaktadır.(7)


Rus İmparatorluğu’nun en yüksek devri 1. Petro (Büyük Petro) dönemine tekabül eder. Enerjik bir lider olan Çar Petro, topraklarını Osmanlı İmparatorluğu ve Lehistan (Polonya) aleyhinde genişletmeyi hedefledi. Petro, Avrupa’nın askeri alanındaki teknik bilgileri kendi devletinde uygulamış, denizcilik alanında muazzam gelişme sağlayarak büyük bir donanma kurdurmuş, sanayileşme hamlesiyle ekonomiyi geliştirmiş ve kültürel hayatta Rusları ileri bir noktaya getirmeyi başarmıştır. Sonraları 2. Katerina döneminde de Ruslar Büyük Petro’nun yolundan topraklarını genişletmeyi ve bilim alanında gelişmeyi sürdürmüşlerdir.


1812’de bütün Avrupa’yı hakimiyeti altına alan Napolyon’a karşı Ruslar, Çar Aleksandr ve General Kuduzov önderliğinde vatan savaşı vermişler ve bu savaşı kazanarak dünya çapında itibarlı bir seviyeye ulaşmışlardır. Öyle ki, bu dönemin hatıraları 2. Dünya Savaşı’nda Hitler faşizmine karşı savaşan Stalin’in Kızıl Ordusu'na bile ilham kaynağı oluştur. Stalin, radyodan savaşan askerlerine “Kuduzov’un askerleri” diye sesleniyordu. Kuduzov adından da anlaşılıyor, Türk kökenli bir Rus generali idi.(8)


RUSYA’NIN TÜRK VE DÜNYA KÜLTÜRÜNE KATKILARI

Rusya; demokratik devrimler çağında; edebiyat, sanat ve bilim sahalarında önemli şahsiyetler yetiştirmiştir. Türkologlar Radloff ve Barthold, Türk tarihinin ve dilinin öğrenilmesinde çok önemli katkılar yapmışlardır. Ruslar; Puşkin, Gogol, Çehov, Tolstoy, Dostoyevski, Gonçarov, Turgenyev, Gorki gibi edebiyatçıları yetiştirerek dünyaya nadide eserler kazandırmışlardır. Edebiyat bakımından Ruslar, tüm dünyayı olduğu gibi Türk aydınlarını da etkilemişlerdir. Yine opera sanatçısı Çaykovski, Rusların yetiştirdiği mühim simalardandır.


DİPNOTLAR:

(1) Wilhelm Koppers, Etnolojiye Dayanan Cihan Tarihinin Işığı Altında İlk Türklük ve İlk İndo-Germenlik, Belleten, Ekim 1941, Cilt 5, Sayı 20.


(2) Yarlık: Ferman, buyruk.


(3) İbn Battuta Seyahatnamesi, Yapı Kredi Yayınları, 10. Baskı, İstanbul, Haziran 2020, Sayfa 311,318, 319 v.d.


(4) Akdes Nimet Kurat, Rusya Tarihi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 7. Baskı, Ankara 2020, Sayfa 150.


(5) Boyar: Rusya’da soylulara verilen unvan. Kelimenin Türkçeden geçtiği tahmin edilmektedir.


(6) Akdes Nimet Kurat, Age, Sayfa 152.


(7) Akdes Nimet Kurat, Age, Sayfa 204.


(8) Doğu Perinçek, Kuduzov’un Askerleri, Aydınlık gazetesi, 5 Temmuz 2015.


Kaynak: https://www.aydinlik.com.tr/haber/turk-rus-iliskilerinin-siyasi-tarihi-ve-strateji-1-ruslar-ve-turkler-tarih-boyunca-ic-ice-yasadi-304615


🎞️ Trabzon 1916: Bir Şehrin Düşüşü (Rus Arşivlerinden Çıkan Yasaklı Görüntüler)

 1916 yılı... I. Dünya Savaşı 'nın en kanlı günlerinde, Kafkas Cephesi 'nde Rus İmparatorluğu (Çarlık Rusyası) ile Osmanlı Devlet...