“Umumî Harpte neler yaptığımızı ve bize içten, dıştan neler yapıldığını hatırlatmak istemem. (…) Türk unsuru bu dört yılın bütün ağırlığını omuzlarında taşıdı. Çökmeğe mahkûm bir devleti zindeleştirmek hülyasıyla malını, canını - hayrete değer bir ısrarla ve eşsiz bir cömertlikle - ortaya attı. Sekiz, on cephede - yarı aç, yarı çıplak - dövüştü. Altı yüz yıldan beri aynı topraklar üzerinde ve aynı bayrak altında kardeş kardeş yaşadığı milletlerden ihanet gördü, pusulara uğradı, tuzaklara düştü. (…) Ben tarihin seyrini değiştirecek sahnelerle dolu olan bu kanlı facianın ilk perdeleri oynanırken, Kastamonu’da vali idim. Bir milletin nasıl eridiğini, içtimaî muvazenenin derece derece nasıl bozulduğunu orada gözümle görüyor, hastalanacak kadar üzülüyor ve vilâyeti felaketli iktisat buhranlarına karşı, imkân dairesinde, korumak için didinip duruyordum. (…) Babıâli, devlet adamlığı kabiliyetinden mahrum kimselerle dolu olduğu için, bu imkânı görmek şöyle dursun, son güne kadar böyle bir lüzumu bile hissetmedi. Bununla beraber eli ve eteği temiz kalmış kimseleri iş başından uzaklaştırmaktan o Babıâli çekinmedi. Meşrutiyet inkılâbındaki müsbet hizmetlerime rağmen beni de - serkeşlik isnat ederek - işten çıkardı.”
📚🇹🇷 Türk Dili, Tarihi ve Kültürü 🇹🇷📚
Atatürk:''Ne Mutlu Türküm diyene'' - Biz Türkler Asyai bir milletiz - Anadolu İrfanı'yla aydınlanır yolumuz... arşivi derleyen: Alp İçöz, gönül dostu bir şair
20260802
📖 Osmanlının en Türk ve Müslüman vilayeti: Kastamonu ve Kastamonu valisi Reşit Paşanın hikâyesi
📷 Karadeniz’de fındık harmanı
Karadeniz’de fındık harmanı, patoz makineleri yaygınlaşmadan önce büyük emek isteyen uzun bir süreçti. Hasat sonrası fındıkların ayıklanması ve temizlenmesi aylar sürebilir, bu iş çoğunlukla amelelerin tek tek elle çalışmasıyla tamamlanırdı. Harmanlarda imece ruhu yaşanırdı.
Alıntı:Hüseyin Naim Güney @hnagy52
20260801
📰🇫🇷Fransa 🇩🇿Cezayir’i işgal ettiği zaman sadece yerli halkı değil, Cezayir’e yerleşen 🇹🇷Türkleri de katletti
Fransa Cezayir’i işgal ettiği zaman sadece yerli halkı değil, Cezayir’e yerleşen Türkleri de katletti.Kuloğlu denilen bu aileler baba tarafından Türk anne tarafından Cezayirlidir. Fransa Antropoloji Müzesi'nde 1860 tarihli bu resimdeki kişi, Arap anne ile Türk babanın çocuğu diye kaydedilmiş. Ne yazıkki ne etnik Türklerden nede Kuloğullarından geriye neredeyse kimse kalmadı.
(*Afrika’da kalan bu Türk asıllı ailelere dair bir kitabım yakında çıkacak..
Nil Nehri istikametinde uçarken aklıma Yavuz Sultan Selim Han gelir.
— Halim Gençoğlu (@halimgencoglu) November 22, 2022
Onun Mısır’ı fethinden sonra kurulan Garp Ocakları, Osmanlı Devleti'nin Cezayir, Tunus ve Trablusgarp eyaletlerini kapsıyordu.
O dönemde bu coğrafyaya yerleşen Manisalı, Muğlalı, Aydınlı ailelerden bahsedeyim.+ pic.twitter.com/PpYxf7zaFr
Mesela Osmanlı Cezayir'inin kuruluşu, 16. yüzyılın başında Mağrip'in Osmanlı beylerbeyliğinin kurulmasıyla doğrudan bağlantılıdır.
O sırada Akdeniz’deki şehirlerinin İspanyolların eline geçmesinden korkan Cezayir halkı Osmanlı denizcilerinden yardım istediler.
Oruç Reis, kardeşi Barbaros Hayreddin'in önderliğinde şehrin idaresini devraldılar ve güvenliği çevre bölgelerde genişletmeye başladılar.
Sultan Selim, Barbaros’un yönettiği Mağrip bölgelerinin vilayet olarak kontrolünü üstlenmeyi kabul ederek ona beylerbeyi rütbesini verdi.
Ayrıca Padişah, başkenti Cezayir olacak olan yeni şehire Osmanlı eyaleti Mağrip'e yaklaşık 4.000 gönüllü eşliğinde 2.000 yeniçeri gönderdi.
Çoğunlukla Anadolu'dan gelen bu Türkler, birbirlerine “yoldaş”dediler ve yerel kadınlardan doğan oğullarına "Kuloğlu" adını verdiler.
Bir kişinin bir Türk ile yerli bir kadının soyundan olduğunu kayıtlarda belirtmek için adına "ibn el-turki" veya "kuloğlu" notu eklenmiştir.
Bu ailelerin bazıları günümüzde sima olarak Afrikalıyı andırsa da eldeki kayıtlardan ve secereden Türk kökenli olduklarını biliyoruz.
Cezayir 1830'da Fransız sömürge yönetimine girdiğinde, yaklaşık 10.000 Türk sınır dışı edildi ve İzmir’e gönderildi.
Osmanlı Devleti ise göçmek isteyen Cezayir halkına vatandaşlık vererek Mersin, Şam ve Adana’ya yerleştirdi.
Peki Cezayir’de kalan Türkler ne yaptılar?
1832'de, Cezayir'den ayrılmayan birçok Cezayirli-Türk soyundan aile, Fransız sömürge yönetimine karşı güçlü bir direniş hareketinin başlangıcını oluşturmak için Emir Abdelkader ile mücadeleye katıldılar.
Bugün Cezayir'in birçok etnik ve kültürel unsuru Türk etkisindedir.
Tunus’da, Libya’da, Cezayir’de kalan eski Çanakkale, İzmir, Aydın, Muğlalı ailelerin soyadları arşiv belgelerine de yansımıştır.
Cezayirde Türk soyundan gelenlerin soy adları:
- Baghlali (Bağlılı - Çanakkale)
- Benkasdali (Ben Kazdağılı Çanakkale)
- Benmarchali (Ben Maraşlı- Maraş)
- Benterki (Ben Türk-Anadolulu)
- Bersali (Borsali (Bursalı-Bursa
- Chatli (Çatlı-Erzurum)
- Chilali(Şileli-Aydın)
- Cholli (Çullu-Aydın)
- Coulourli/Kouloughli (Koloğlu-Karaman)
- Dengezli (Denizlili -Denizli)
- Dernali (Edirneli-Edirne)
- Douali( Develi -Kayseri)
- Guellati (Galatalı-İstanbul)
- Karabaghli (Karabağlı- Konya)
- Koulali(Kulalı-Manisa)
- Ould Zemirli (İzmirli-Izmir)
- Tchenderli(Çandarlı-İzmir)
- Terkmani (Türkmenli-Anadolulu)
- Merselli, Mersali, Merseller, (Manisalı)
- Bendali (ben deli- Osmanlı ordusunda deli sınıfından)
- Benlagha(ben ağa-Ağa sınıfından)
- Bentobdji(ben topçu-topçu sınıfından)
- Bouchakdji (bıçakçı-bıçak yapan)
- Challabi (çelebi-eğitimci sınıftan)
- Djadouadji (kahveci-kahveci sınıfından)
- Fernakdji (fırıncı-ekmekçi)
Afrika’ya gönderilen askerler haricinde İzmir'den, Muğla’dan yerleşenler gönüllü ailelerdi.
Sadece bölgenin gelişmesine katkı sağlamak için zenaat sahibi Anadolulu ailelere gitmeleri için çeşitli teşvikler verilmiştir.
Oralarda Tekke, medrese kuran dervişlerden vergi alınmamıştır.
Alıntı: Doç Dr. Halim Gençoğlu @halimgencoglu
📰 MİZAH: Urfa’nın misafirperverliği 😊
URFA’DA YAŞANMIŞ BİR OLAY
Urfa’ya atanan yabancı bir öğretmen; göreve başladıktan birkaç gün sonra telefonda, memleketinden bir arkadaşı ile konuşuyormuş. Arkadaşı sormuş: “Urfa nasıl? Memnun musun?” O da, cevap vermiş: “Vallahi kardeş, Urfa çok güzel bir yer. Çok memnunum. Çok misafirperver insanlar. Ayrıca yemekleri çok güzel! Özellikle yemek konusunda hiç sıkıntı çekmiyorum burada.” “Nasıl?” “Çok güzel bir uygulama var burada! Fırına gidiyorsun, tepsilerde çeşit çeşit yemekler, şişlerde pişmiş patlıcan ve biberler var. Hepsi yenmeye hazır. Birkaç ekmek alıyorsun, yanında da o tepsilerden istediğini alıp götürüyor, evde afiyetle yiyorsun. Hepsi birbirinden lezzetli. Hayatımda bu kadar güzel yemek yemedim diyebilirim!” “Ooo! Gerçekten çok güzelmiş!” “Haaa! Söylemeyi unuttum! Tepsilerden para da almıyorlar. Ekmek alman yeterli!” “Nasıııl? Vallahi çok şaşırdım! Ne güzel bir uygulamaymış öyle! Bir yanlışlık olmasın?” “Dedim ya sana; çok misafirperver insanlar!” Bir hafta sonra tekrar arkadaşıyla telefonda görüşüyorlar… Arkadaşına anlatıyor: Geçen hafta sana Urfa’da yemek konusunda sıkıntı çekmiyorum demiştim ya! “Evet!” Dün evde biriken dört beş tepsiyi yıkayıp fırına götürdüm. Fırıncıya: “kardeş ellerinize sağlık, yemekleriniz çok güzel, teşekkür ederim, aha bunlar da boş tepsileriniz!” deyince… Adam çok şaşırdı! Bir bana, bir de elimdeki tepsilere baktı ve… “Ne tepsisi abe!” diye hayret dolu bir ifadeyle sordu. Niye şaşırdığını ilk başta anlamadım. Hemen anlatmaya başladım: “Eee... İşte… Sizden ekmek alırken yanında verdiğiniz tepsiler bunlar!” deyince… Kıyamet koptu! Fırıncı başladı sesini yükseltmeye… “Abe, sen delimisen, manyakmısan yaw! Ne yapti ele! Biz de bırda bir heftadır milletle papaz oldığ, yaka paça birbirimize girdığ! Hergün bi tepsi kaybolidi… O tepsiler bizim değil! Farklı evlerde hezırlanıp pişirmağımız için gelen tepsiler! Biz onları fırınımızda pişiriyığ, getirenler de yanında ekmek alilar. Sen ne yapti yaw!” Vallahi… Ne bileyim kardeş! Ben yabancıyım. Urfa’ya öğretmen olarak atandım. İlk defa geliyorum bu memlekete. İlk geldiğim gün ekmek almak için bu fırına geldim. Baktım fırına her gelen ekmek alıp senden bir şeyler istiyor. Birisi: “Usta! Üç ekmek ver, bir de şuradaki tepsiyi ver!” diyor, veriyorsun. Diğeri: “Ustaaa! İki ekmek ver, bir de şu şişteki patlıcan ve isotları ver!” diyor ve sen de veriyorsun. Her gelen bu şekilde olunca… Ben de her gün gelip hoşuma giden bir tepsi seçip alıyordum. Bunu duyan fırıncı bana: “Yaw Hocam! Sen ne iş açti başımıza! Yaw yeri get, Allahiyi seversey yeri get!” dedi. İnan Çok mahcup oldum. Meğer o tepsiler fırına ait değilmiş. Başkalarınınmış!🎞️Güzel ahlaklı esnaf Türkiye’nin gurur kaynağıdır
🚨 780 TL YERİNE 7.800 TL ÖDEDİLER!
— 11 NİSAN TV (@11nisan_com) August 1, 2026
İstanbul’da bir mağazada alışveriş yapan turistler, 780 TL’lik ödemeyi yanlışlıkla 7.800 TL olarak yaptı.
Durumu fark eden iş yeri sahibi, fazla ödenen parayı eksiksiz şekilde iade etti. O anlar hem turistlerin hem de izleyenlerin yüzünü… pic.twitter.com/VrXRLM5mNV
İstanbul’da bir mağazada alışveriş yapan turistler, 780 TL’lik ödemeyi yanlışlıkla 7.800 TL olarak yaptı. Durumu fark eden iş yeri sahibi, fazla ödenen parayı eksiksiz şekilde iade etti. O anlar hem turistlerin hem de izleyenlerin yüzünü güldürd
20260731
📖 Batılı tarihçilerin Greg (Yunan-Helen) diye pazarladığı tarihin aksine Kimmer Türkleri
📖 Dionysos ile Minos'un kızı Ariadne
Dionysos ile Minos'un kızı Ariadne
Her üçü de ne Grek kökenliydi ne de adları Grekçeydi. Tepelerinde uçan baykuş ki Athene'yi simgeliyor, o bile....- Giritli Ariadne:
- Babası Girit Kralı Minos, annesi Pasiphae’dir.
- Girit'in erken Minos medeniyetine aittir; ismi ve kökeni Grekçe değil, Ege'nin yerli pre-Helen (Girit) dil katmanındandır.
- Tanrı Dionysos:
- Aslen Trakya veya Anadolu (Frigya/Lidya) kökenli bir doğa ve şarap tanrısıdır.
- Klasik Yunan mitolojisine sonradan büyük bir yabancı tanrı olarak girmiştir.
📖 Osmanlının en Türk ve Müslüman vilayeti: Kastamonu ve Kastamonu valisi Reşit Paşanın hikâyesi
Osmanlının en Türk ve Müslüman vilayeti: Kastamonu Ermeni tehcirine karşı çıktığı için görevden alınan ve/fakat milli mücadelede Mustafa Kem...
-
''İçimizde şeytan yok… İçimizde aciz var… Tembellik var… İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: ha...
-
Ülkemiz yer şekilleri bakımından oldukça farklı özelliklere sahiptir. Yer şekillerindeki farklılık iklimlerin bölgelere göre değişiklik...
-
Bu yazımızda Milli Edebiyat Dönemi'nin en önemli şairlerinden biri olan Mehmet Emin Yurdakul'un "Cenge Giderken" şii...