📚🇹🇷 Türk Dili, Tarihi ve Kültürü 🇹🇷📚
Atatürk:''Ne Mutlu Türküm diyene'' - Biz Türkler Asyai bir milletiz - Anadolu İrfanı'yla aydınlanır yolumuz... arşivi derleyen: Alp İçöz, gönül dostu bir şair
20260607
📖 Arap ülkelerindeki ders kitaplarında Türkler nasıl anlatılıyor?
20260606
📖 Göçmen ile muhacir arasındaki fark nedir ?
Göçmen ile muhacir arasındaki fark nedir ?
Göçmen ile Muhacir Arasındaki Fark Nedir? Antropolojik Bir Perspektif
Giriş: Kültürlerin Derinliklerine Yolculuk
Birçok kültür, geçmişin derinliklerinden günümüze uzanan bir yolculukla şekillenmiştir. Her kültür, yaşadıkları topraklardan, yaşam biçimlerinden, ritüellerinden ve sembollerinden beslenir. Ancak, bazen bir kültür, başka topraklara göç eder, bu da hem o kültürün hem de gittiği toplumun kimliğini etkiler. Göçmen ile muhacir arasındaki fark, sadece kelimelere indirgenemeyecek kadar derin bir anlam taşır. Her iki terim de bir yerden başka bir yere hareket etmeyi ifade eder, ancak bu hareketin anlamı, kökeni ve toplumsal bağlamı farklıdır.
Peki, göçmen ile muhacir arasındaki farkı anlamak, sadece dilsel bir inceleme mi olmalı? Yoksa bu kavramları antropolojik bir bakış açısıyla değerlendirerek, onların kültürel, ekonomik ve sosyal bağlamlarda nasıl şekillendiğini anlamalı mıyız? Gelin, kültürlerin çeşitliliğine bir yolculuk yaparak bu soruyu birlikte keşfedelim.
Göçmen ve Muhacir: Temel Tanımlar
İlk bakışta, “göçmen” ve “muhacir” terimleri benzer gibi görünse de, bu iki kavram arasında önemli farklar bulunmaktadır. Göçmen, genellikle daha geniş bir kavramdır ve bir yerden başka bir yere yerleşen, farklı kültürlerde yaşam kuran kişiyi tanımlar. Göçmenler, ekonomik, siyasi, sosyal veya diğer sebeplerle yer değiştirirler ve çoğu zaman bu yer değiştirme, geçici bir süreç olabilir.
Öte yandan, muhacir terimi, özellikle daha yoğun bir tarihsel ve kültürel bağlamı olan bir kavramdır. “Muhacir” terimi, genellikle belirli bir inanç veya kültür için yapılan bir göçü ifade eder. Tarihte, İslam’ın ilk yıllarındaki Hicret bu anlamda çok önemli bir örnektir. Muhacir, sadece fiziksel olarak bir yerden başka bir yere gitmekle kalmaz, aynı zamanda bir kültürün, kimliğin, bir inancın savunucusu olarak yeni topraklarda varlık gösterir.
Bu temel tanımlardan sonra, göçmenlik ve muhacirlik kavramlarının birbirinden nasıl farklılaştığını daha derin bir kültürel analizle inceleyelim.
Kültürel Görelilik: Göçmen ve Muhacir Tanımları
Bir toplumun göçmen ve muhacir tanımları, kültürel ve sosyal bağlama göre değişir. Kültürel görelilik, bir toplumun normlarını ve değerlerini, o toplumun kültüründen bağımsız olarak değerlendiremeyeceğimizi savunur. Bu bağlamda, bir toplum, göçmen ve muhacir kavramlarını kendi değer yargılarına, tarihsel deneyimlerine ve kültürel geçmişine göre şekillendirir.
Göçmen Tanımının Kültürel Yansıması
Çoğu zaman, göçmenlik, ekonomik fırsatlar veya daha iyi yaşam koşulları arayışında olan bireyleri tanımlar. Bu, genellikle büyük kentlere ya da gelişmiş ülkelere yapılan göç hareketleridir. Kültürel görelilik, burada yerel halkın göçmenleri nasıl algıladığını da önemli kılar. Birçok toplum, göçmenleri sadece bir dışsal unsur olarak kabul edebilir ve onların kültürlerini, geleneklerini, hatta dilini dışlayabilir. Ancak göçmenler de aynı şekilde, geldikleri toplumda kimliklerini ve geleneklerini sürdürmeye çalışırlar.
Muhacir Tanımının Kültürel Yansıması
Öte yandan, muhacir kavramı çoğu zaman dini veya ideolojik bir temele dayanır. Bu, özellikle zorunlu göçlerin veya inançsal göçlerin olduğu toplumlarda belirginleşir. Türkiye’deki Türk muhacirleri, özellikle Yunanistan’dan gelen muhacirler ve Kırım Tatarları gibi gruplar, göçün sadece bir yer değiştirme değil, bir kimlik ve kültürün devam ettirilmesi anlamına geldiği topluluklardır. Muhacir, kendi kültürel ve dini değerlerini, yeni topraklarda korumak ve bu değerler üzerinden bir kimlik oluşturmak için gelir.
Bir örnek olarak, Hicret olgusunu ele alabiliriz. İslamiyet’in ilk yıllarındaki Hicret, sadece bir coğrafi göç değil, dini bir savunma ve kimlik yaratma sürecidir. Bu bakımdan, muhacir olmak, sadece bir göç hareketi değil, bir kültürel ve kimliksel direniştir.
Akrabalık Yapıları ve Ritüellerin Göçmen ve Muhacir Üzerindeki Etkisi
Her iki kavramın ayrımına kültürlerarası bir bakış açısıyla yaklaşırken, göçmenlerin ve muhacirlerin akrabalık yapıları ve ritüelleri üzerine de düşünmek önemlidir.
Göçmenlerin Akrabalık Yapıları
Göçmenler genellikle daha geniş bir toplumsal ağın parçası olarak görülürler. Akrabalık yapıları, gittikleri ülkede sosyal ve ekonomik bağlarla şekillenir. Çoğu zaman, göçmenler, yeni bir ülkeye yerleştiklerinde, oradaki sosyal yapıyı ve kültürel ritüelleri benimseseler de, evdeki geleneklerini ve kültürlerini devam ettirme eğilimindedirler. Bu, geleneksel aile yapılarının korunmasında önemli bir rol oynar.
Muhacirlerin Akrabalık Yapıları ve Ritüelleri
Muhacirler ise daha güçlü bir kültürel aidiyet duygusuna sahiptir. Akrabalık yapıları, daha sıkı bağlarla örülmüş olabilir. Muhacirlerin yerleştikleri topraklarda, geleneksel ritüelleri devam ettirmek için büyük çaba harcadıkları görülür. Mısır’daki Kıpti Hristiyanları ve Suriye’den gelen mülteciler gibi gruplar, genellikle kendi dinî inançlarını ve kültürel ritüellerini, yeni topluma entegre etmeye çalışırken, bu ritüelleri nesilden nesile aktarmak için yoğun çaba gösterirler.
Ekonomik Sistemler ve Göçmen-Muhacir İlişkisi
Göçmenlerin ve muhacirlerin ekonomik sistemlerle olan ilişkisi de farklılaşır. Göçmenler, genellikle bir ekonomik fırsat veya iş arayışıyla hareket ederler. Ancak muhacirler, bir kültürün savunucusu olarak, bazen ekonomik sisteme uyum sağlamakta zorluklar yaşayabilirler. Göçmenlerin bulunduğu toplumda daha fazla ekonomik fırsat olabilirken, muhacirler, genellikle bir kimlik oluşturma ve yerleşme sürecindedir.
Kimlik Oluşumu ve Göçmen-Muhacir Farkı
Kimlik, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde inşa edilir. Göçmenler, gittikleri toplumda kültürel bir uyum sağlama süreci yaşarken, muhacirler, genellikle kimliklerini korumaya yönelik çabalarla şekillenirler. Göçmenlerin kimlikleri daha esnek olabilirken, muhacirlerin kimlikleri, tarihin, inancın ve kültürün güçlü izlerini taşır.
Sonuç: Kültürlerin Çatışması ve Empati
Göçmenlik ve muhacirlik, sadece yer değiştirmek değil, kültürlerin, kimliklerin ve ritüellerin sürekli etkileşim içinde olduğu bir süreçtir. Göçmenler ve muhacirler, farklı toplumlar ve kültürler arasında bir köprü oluştururlar. Ancak bu köprü, sadece coğrafi değil, aynı zamanda kimliksel ve kültürel bir köprüdür. Göçmen ve muhacir arasındaki farkları anlamak, diğer kültürlerle empati kurma sürecinde önemli bir adımdır.
Peki, bir kişinin kimliği, sadece doğduğu topraklara mı bağlıdır? Yoksa, bir insan başka bir toprakta kendini yeniden mi yaratır? Bu sorular, insanlık tarihinin her aşamasında tartışılmaya devam edecek.
Kaynak: https://lakens.com.tr/gocmen-ile-muhacir-arasindaki-fark-nedir/
📖🇹🇷Türkiye’deki 👚Tişört Yazıları Üzerine Toplumdilbilimsel Bir İnceleme
Türkiye’deki Tişört Yazıları Üzerine Toplumdilbilimsel Bir İnceleme
December 2024Turkish Research Journal of Academic Social Science
DOI:10.59372/turajas.1587192
LicenseCC BY-NC 4.0
Authors:
Asuman Ahmed Abdo Shaban
Furkan Kadir Topçu
"Bir Gecede Cahil Kaldık!" Bu argüman tam bir cehalet turnusolü.
"Bir Gecede Cahil Kaldık!"
Bu argüman tam bir cehalet turnusolü. Yüzyıldır sanki Atatürk bir gece aniden uyanıp "Efendiler! Yarın Latin harflerine geçiyoruz." demiş gibi bir hava yaratılıyor. Oysa mevzuya azıcık tarihsel aydınlanmayla bakan herkes biliyor ki, Osmanlı'nın o kutsallaştırılan alfabesiyle bizzat Osmanlı'nın kendi aydınları saç baş yoluyordu.
Tanzimat dönemi paşaları ve vizyonerleri tam 80 yıl boyunca "Yahu bu harflerle Türkçe sesleri veremiyoruz, okuma yazma oranımız yerlerde sürünüyor, gelin şunu reforme edelim" diye yırtındılar. Ama karşılarında her yeniliğe "din elden gidiyor" barikatı kuran Şeyhülislam kafasını buldular. Yani alfabe değişikliği bir gecelik bir heves değil, Osmanlı aydınının padişahlara sunduğu ama bürokrasiye takılan yarım kalmış bir rüyasıydı...
İşin en ironik ve trajikomik tarafı ise şu: Aynı imparatorlukta yaşayan Rum, Ermeni, Yahudi ve Levanten topluluklar Latin tabanlı veya kendi fonetik alfabesiyle harıl harıl okuyup, dünyayı takip edip, ticarette ve diplomaside ihya olurken; Müslüman Türk halkı matbaanın bile 300 yıl geciktiği bir sistemde harfleri sökmeye çalışıyordu. Cumhuriyet sadece Osmanlı aydınının zaten bildiği o kaçınılmaz teşhisi koydu ve bürokratik tümörleri kesip atarak Türk milletini azınlıkların fersah fersah öne geçtiği o modern dünyaya ortak etti. "Bir gecede cahil kaldık" diyenlerin asıl trajedisi, o geceden önce de ne kadar cahil bırakıldıklarından bihaber olmaları...
https://kutluyol.org.tr/osmanlida-alfabe-tartismalari/
🎞️Kölelikten sultanlığa yükselen Sultan Baybars’ı anlatan Kazak sanatçı Maya İsmailova...
Kölelikten sultanlığa yükselen Sultan Baybars’ı anlatan Kazak sanatçı Maya İsmailova...pic.twitter.com/lWh94Iv5qH
— Türk'ün Dünyası (@TurkunDunyasi) March 28, 2026
📰Türklerin tarihi başkenti 'Ötüken'
Ötüken, Türk milletinin hafızasında yalnızca bir coğrafya değil; bir ruhun, bir medeniyetin ve bir milletin doğduğu kutlu yurttur.
İlk Türk topluluklarının hayat bulduğu, devlet kurduğu ve dünyaya yayıldığı bu kadim topraklar; bağımsızlığın, törenin ve kut anlayışının merkezidir.
“Sözlerimi baştan sona işitin, önce (siz) erkek kardeşlerim (ve) oğullarım, birleşik boyum (ve) halkım, sağdaki Şadapıt beyler, soldaki Tarkanlar (ve) kumandan beyler, Otuz (Tatar…), Dokuz Oğuz beyleri (ve) halkı, bu sözlerimi iyice işitin (ve) sıkıca dinleyin!İleride gün doğusuna, güneyde gün ortasına kadar, geride gün batısına (ve) kuzeyde gece ortasına kadar, bu (sınırlar) içindeki (bütün) halklar hep bana tabidir. Bunca halkı hep ben düzene soktum. Onlar şimdi (hiç de) kötü (durumda) değiller. Türk(lerin) hakanı Ötüken dağlarında oturur (ve oradan hükmeder) ise ülkede (hiçbir) sıkıntı olmaz.Doğuda Şantung ovasına kadar ordu sevk ettim, denize pek az kala durdum; güneyde Dokuz Esin’e kadar ordu sevk ettim, Tibet’e pek az kala durdum; batıda İnci (Sır Derya) ırmağı(nı) geçerek Demir Kapı’ya kadar ordu sevk ettim, kuzeyde Yır Bayırku topraklarına kadar ordu sevk ettim; bunca diyara kadar (ordularımı) yürüttüm (ve anladım ki) Ötüken dağlarından daha iyi bir yer asla yok imiş! (Türk halkının yurt edineceği ve) yönetileceği yer Ötüken dağları imiş.Bu yerde oturup Çin halkı ile (ilişkileri) düzelttim. (Çinliler)altın(ı), gümüş(ü) (ve) ipekli kumaşları güçlük çıkarmaksızın öylece (bize) veriyorlar. Çin halkının sözleri tatlı, ipekli kumaşları (da) yumuşak imiş. Tatlı sözlerle (ve) yumuşak ipekli kumaşlarla kandırıp uzak(larda yaşayan) halkları böylece (kendilerine) yaklaştırırlar imiş. (Bu halklar) yaklaşıp yerleştikten sonra (da Çinliler fesatlıklarını o zaman düşünürler imiş.İyi (ve) akıllı kişileri, iyi (ve) cesur kişileri ilerletmezler imiş; (öte yandan) bir kişi suç işlese, onun boyu(na), halkı(na) (ve) hısım akrabasına kadar (herkesi) öldürmezlermiş. (Çin halkının) tatlı sözlerine (ve) yumuşak ipekli kumaşlarına kanıp (ey) Türk halkı, çok sayıda öldün. (Ey) Türk halkı, öleceksin!Güneyde Çuğay dağlarına (ve) Töğültün Ovası’na konayım dersen (ey) Türk halkı, öleceksin! Orada kötü (niyetli) kimseler şöyle akıl verirler imiş: “(Çinliler bir halk) uzak(ta yaşıyor) ise kötü hediyeler verir, yakın(da yaşıyor) ise iyi hediyeler verir.” deyip öyle akıl verirler imiş. (Ey) cahil kişiler, bu sözlere kanıp (Çinlilere) yakın gidip, çok sayıda öldünüz.O yere doğru gidersen (ey) Türk halkı, öleceksin! Ötüken topraklarında oturup (buradan Çin’e ve diğer ülkelere) kervanlar gönderirsen hiç derdin olmaz. Ötüken dağlarında oturursan sonsuza kadar devlet sahibi olup hükmedeceksin. (Ey) Türk halkı, (sen) tok gözlüsün: açlığı tokluğu düşünmezsin; bir (de) doyarsan açlığı (hiç) düşünmezsin. Böyle olduğun için (seni) besleyip doyurmuş olan hakanlarının sözlerini (dinlemeden ve rızalarını) almadan her yere gittin, oralarda hep mahvoldun (ve) tükendin. Oralarda (nasılsa sağ) kalmış olanları(nız da hemen) her yönde bitkin ve mecalsiz (bir halde) yürüyor idiniz.Tanrı lütufkar olduğu için, benim (de) talihim olduğu için hakan (olarak tahta) oturdum. Tahta oturup yoksul (ve) fakir halkı hep derleyip topladım: Fakir halkı zengin yaptım, az halkı çok yaptım. Yoksa, bu sözümde yalan var mı?Ebedi taş hakkettirdim. (Burası) yakın (bir) mevki olduğundan, ayrıca kolay erişilir(bir) yer olduğundan, böyle kolay erişilir (bir) yerde ebedi taş hakkettirdim, yazdırttım. Onu görüp öyle bilin (ve öğrenin).”
“Onca zengin (ve) onca gelişmiş devletimiz vardı. (Ey) Türk, Oğuz beyleri (ve) halkı, işitin. Üstte(ki) gök çökmedikçe, altta(ki) yer (de) delinmedikçe, (ey) Türk halkı, (senin) devletini (ve) yasalarını kim yıkıp bozabilirdi? (Ey) Türk halkı, (kötü huyundan) vazgeç ve nadim ol! İtaatsizliğin yüzünden, (seni) besleyip doyurmuş olan akıllı hakanın ile bağımsız (ve) müreffeh devletine (karşı) kendin hata ettin (ve) nifak soktun.Silahlı (düşman) nereden gelip (seni) bozguna uğrattı (ve) dağıttı? Mızraklı (düşman) nereden gelip de (seni yerinden yurdundan) sürüp kaçırttı? Kutsal Ötüken dağları halkı, (yerini yurdunu bırakıp) gittin. Doğuya gidenler(iniz) Gittiniz, batıya gidenler(iniz) gittiniz. Gittiğiniz yerlerde kazancınız şu oldu, hiç şüphesiz: Kanlarınız ırmaklar gibi aktı, kemikleriniz dağlar gibi yığıldı; bey olacak erkek evladınız köle oldu, hanım olacak kız evladınız cariye oldu.”
1. Ötüken en eski zamanlardan itibaren kurulan Türk devletlerinin ağırlık merkezi olduğundan tarihi açıdan önemli bir bölgedir.2. Bu derin tarih, toplumun belleğinde kalıcı bir yer edindiğinden Ötüken, kültürel ve psikolojik açıdan da toplumu birleştirici bir simge durumundadır. Bu yüzden Göktürk Devleti ilk kurulduğu zaman başkentini bu bölgeye taşımıştır. İkinci Göktürk Devleti’ni kuran Kutluk da bu bölgeyi ele geçirdikten sonra kendisini kağan ilan etmiş ve bu durum Türk toplulukları tarafından kabul görmüştür.3. Bölgenin doğal yapısı, göçebe hayvancılık ile birlikte avcılık ve tarım da yapılmasına imkân verdiğinden bozkırın diğer bölgelerine göre daha büyük bir nüfusu besleme potansiyeline sahiptir. Devletin ağırlık merkezinde büyük bir nüfus bulunması devletin varlığı ve bütünlüğü için hayati önem taşımaktadır.4. Bölge, dağlar ve çöller arasında kaldığından savunulması nispeten kolaydır.5. Güneyde bulunan geniş çöl, en büyük Tehdit olan Çin ordusunu engelleyici bir nitelik taşımaktadır.6. Ötüken, Çin sınırından baskın tarzında yapılacak saldırılar karşısında hazırlık zamanı sağlayacak kadar uzak ve süvari ağırlıklı Türk orduları tarafından hızla ve kısa sürede akınlar yapılabilecek kadar yakındır.7. Çin, Sun Tzu’nun eserinde de görüldüğü gibi dolaylı tutum stratejisi konusunda ustadır ve tarih boyunca bu stratejiyi başarıyla uygulamıştır. Bu stratejinin Türklere ve diğer bozkır toplumlarına karşı en başarılı uygulaması ise kültürel asimilasyondur. Ötüken, Çin kültürünün ulaşamayacağı kadar uzak bir bölgede bulunmaktadır. Bu husus Türklerin varlığını sürdürebilmesi açısından belki de en önemli özelliktir. Bu yüzden Orhun yazıtlarında da sık sık Çin’e yakın bölgelere gidilmemesi, Çinlilerin güzel sözler ve ipekli kumaşlarla Türkleri kendine çektiği, kendi topraklarına yerleştirdiği ve asimile ederek yok ettiği üzerinde durulmaktadır.8. Ötüken, Türklerin kadim inançları açısından da kutsal bir bölgedir.
- AYDIN, Erhan; Orhon Yazıtları, Köl Tegin, Bilge Kağan, Tonyukuk, Ongi, Küli Çor, Bilge Kültür Sanat Yayınevi, 3. Baskı, İstanbul, 2019.
- ÇELİK, Muhammed Bilal; İslam Öncesi Türk Tarihi ve Kültürü, Nobel Yayınevi, Ankara, 2018.
- DURMUŞ, İlhami, Bilge Kağan, Köl Tigin ve Bilge Tonyukuk, Akçağ Yayınları, Ankara, 2017.
- ERGİN, Muharrem; Orhun Abideleri, Boğaziçi Yayınları, 52. Basım. İstanbul, 2018.
- KAFESOĞLU, İbrahim; Türk Milli Kültürü, Ötüken Yayınları, 44. Basım, İstanbul, 2019.
- KÜRKÇÜOĞLU Erol, Türklerin Siyasi Tarihi, MÖ III-MÖ XII, Bilge Kültür ve Sanat Yayıncılık, 2. Basım, İstanbul, 2019.
- TAŞAĞIL, Ahmet; Bilge Türk Tonyukuk, Yeditepe Yayınevi, İstanbul, 2020.
Dr. Mehmet ÇANLI
ALINTI/KAYNAK:
https://strasam.org/strateji/jeopolitik/otuken-neden-turkler-icin-stratejik-oneme-sahiptir-314
📰 KÜLTÜR DEĞERLERİMİZ: Kültürel değerlerimizi, insanlığımızı kaybetmeyelim...
Bir kadın sorar:
— Yumurtalarınızı kaça satıyorsunuz?
Yaşlı satıcı cevap verir:
— Bir yumurta 10 TL, hanımefendi.
Kadın der ki:
— 6 yumurtayı 50 TL'ye alırım, yoksa giderim.
Yaşlı satıcı cevaplar:
— Hanımefendi, istediğiniz fiyata alın. Bugün henüz bir tane bile yumurta satamadım ve geçinebilmem için buna ihtiyacım var. Bu benim için iyi bir başlangıç olur.
Kadın yumurtaları pazarlıkla aldığı fiyattan satın alır ve kazandığını düşünerek oradan ayrılır. Şık arabasına biner ve arkadaşıyla birlikte lüks bir restorana gider.
Kadın ve arkadaşı istediklerini sipariş ederler. Azıcık yerler, ancak birçok şeyi yarım bırakırlar.
Hesap geldiğinde toplam 3800 TL tutmuştur. Kadınlar 4000 TL verir ve restoran sahibine üstü kalsın, bahşiş olsun derler.
Bu hikâye lüks bir restoranın sahibi açısından gayet normal görünebilir. Ama yumurta satan yaşlı adam için oldukça adaletsizdir…
Ortaya çıkan soru şudur:
Neden ihtiyacı olanlardan bir şey alırken gücümüzü göstermeye ihtiyaç duyarız?
Ve neden asıl ihtiyacı olmayanlara karşı cömert oluruz?
Bir keresinde bir yerde şöyle bir şey okumuştum:
“Babam, yoksullardan ihtiyaç duymasa bile bazı eşyaları yüksek fiyatlara satın alırdı.
Bazen normalinden daha fazla para verirdi.
Buna çok şaşırırdım. Bir gün ona sordum: ‘Neden böyle yapıyorsun baba?’
Babam şöyle dedi:
‘Bu, onura sarılı bir hayırdır, oğlum.’”
.....
Alıntı: DENİZ_TOPRAK2 @TOPRAK_2_
📰KÜLTÜR DEĞERLERİMİZ: Neoliberal Bireyciliğin Yarattığı Toplumsal Sorunlarından biri...
Pikniğe gidiyorsun, ormanı yakıyorsun.
Sahile gidiyorsun, çöpünü orada bırakıyorsun. Adını duyduğun her kumsala, her tatil beldesine, her köye, her parka gidiyor; çocuğunun altını değiştirdiğin bezi olduğu yere atıyorsun.
İçtiğin biranın şişesini arkandan kimin toplayacağını sanıyorsun?
Yetmiyor; pet şişeye işiyor, pisliğini de her yere bırakıyorsun.
Nereye gitsek senin izlerini görüyoruz...
Her dağ başında, her deniz kıyısında, her doğal parkta, her doğal güzellikte...
Dünyanın en güzel, en özel, en eski tarihî eserlerine sahip olsak ne fayda? Sen gidip en mahrem mağaraların duvarlarına o saçma sapan adını yazıyorsun.
Üstüne başına bakınca insana benziyorsun ama ne yazık ki insan olamıyorsun.
Çocukların karınca yuvalarını bozuyor, bön bön bakıyorsun.
Sokak köpeğine taş atıyor, sırıtıyorsun.
Kedinin yavrularını alıp ölümüne sebep oluyor, iyi bir şey yaptığını sanıyorsun.
Kuşların yuvalarını dağıtıyor, kıs kıs gülüyorsun.
Doğal yaşam alanlarında, soyları tükenmek üzere olan canlıları avlıyor, bir de fotoğrafını çekiyorsun.
Sonra bunları sosyal medyada paylaşıyorsun.
Buradan bakınca kendini çok sosyal, çok havalı, çok modern sanıyorsun.
Oysa kendinden başka hiçbir şeyi düşünmüyorsun.
Yaşadığın gezegenin, hatta oturduğun sokağın bile farkında değilsin.
Bazen eline kitap alıp okuyormuş gibi de yapıyorsun.
Oysa ne okuduğunu anlayacak bir bilince sahipsin ne de dünyayı gerçekten görecek gözlere...
Keşke doğaya verdiğin zarar kadar vicdanın da büyüseydi.
Çünkü bu dünya, onu koruyanlarla güzelleşiyor; kirletenlerle değil.
Alıntı: DENİZ_TOPRAK2 @TOPRAK_2📖 Kırgız Türklerinde 'Maral Ana' efsanesi
Vaktiyle düşmanlar Kırgız Türklerine saldırmışlar, tamamını kılıçtan geçirmişler ve çekip gitmişler. Ancak ormanda bulunan bir kız ve bir erkek çocuk bu katliamdan kurtulmuş.
— FiiTarih (@FiiTarih) June 6, 2026
Çocuklar köye döndüklerinde düşmanların reisi, bu iki çocuğu fark edip öldürmesi için yaşlı bir kadına… pic.twitter.com/fwuZw7QzGA
Vaktiyle düşmanlar Kırgız Türklerine saldırmışlar, tamamını kılıçtan geçirmişler ve çekip gitmişler. Ancak ormanda bulunan bir kız ve bir erkek çocuk bu katliamdan kurtulmuş.
Çocuklar köye döndüklerinde düşmanların reisi, bu iki çocuğu fark edip öldürmesi için yaşlı bir kadına teslim etmiş. Yaşlı kadın da bu çocukları götürmüş, bir uçurumdan tam atacağı sırada arkadan bir maral yani geyik: “Bırak onları kadın!” diye seslenmiş.
Yaşlı kadın bir geyiğin konuşmasına çok şaşırmış. Geyik: “onları bana ver, memem süt dolu, onlar benim çocuğum olsun” demiş. Geyik, çocukları alıp Issık Göl civarına götürmüş ve orada çocukları büyütmüş.
Zamanla Kırgız Türkleri bunlardan üreyip çoğalmışlar. Böylece Kırgız Türkleri, ''Maral Ana''yı soylarının yeniden diriltilmesini ve çoğalmasını sağlayan saygıdeğer bir ata olarak hatırlamışlar...
📰''Elinde kalkan ve mızrakla aynı pozu Türk milli takımının verdiğini hayal edin.''
''Elinde kalkan ve mızrakla aynı pozu Türk milli takımının verdiğini hayal edin... Yer yerinden oynar, ceza alırdık. Bir de içimizdeki bazılarından cezanın ne kadar "doğru" olduğunu falan dinlerdik...
Merih Demiral'in yaptığı bir bozkurt işareti için neler yaptıklarını unutmayın.''
Alıntı: Türk Ortodoks Topluluğu @TurkOrthodox
🎞️ Anadolu’nun farklı ama özü bir olan halk oyunlarını, bölgesel harita üzerinden gösteren bir derleme.
Anadolu’nun farklı ama özü bir olan halk oyunlarını, bölgesel harita üzerinden gösteren bir derleme. pic.twitter.com/ivpkDobKoH
— Zeynep (@zeybenep) June 5, 2026
📖 "Bir Türk'ün gönlünde nehir varsa Tuna'dır, dağ varsa Balkan'dır."💜
Tuna Nehri – Budapeşte
Avrupa’nın en büyük 2. Akarsuyu olma özelliğine sahip olan Tuna Nehri tam 10 farklı ülkenin topraklarına hayat vermektedir. Almanya’nın güneyinde yer alan Schwarzwald (Kara Ormanlar) bölgesinde doğan nehirden yaklaşık 80 milyon insan bu nehrin görselliğinden ve kaynaklarından faydalanmaktadır. Macaristan ise bu nehri sınırları içinde en fazla barındıran 2. ülkedir.
Tuna Havzası’nın yüzölçümü yaklaşık 817.000 km², uzunluğu 1690 km, eni 820 km’dir. Bu bölge içinde yaklaşık 120 kadar ırmak ve nehir sürekli olarak Tuna Nehri’ni beslemektedir.
Tuna Nehri Nerede?
İsmini Roma Nehir Tanrısı olan Danuibius ya da Danube’den alan nehir, doğduğu noktadan itibaren Karadeniz’e dökülene kadar Almanya, Avusturya, Slovakya, Macaristan, Hırvatistan, Sırbistan, Bulgaristan, Romanya, Moldova ve Ukrayna olmak üzere tam 10 ülkeden geçer.
Türk tarihinde adına pek çok şiirler yazılan ve Osmanlı döneminin en önemli nehirleri arasında yer alan Tuna Nehri ile ilgili en ünlü şiirlerden biri ise ünlü şairimiz Yahya Kemal Beyatlı’nın yazdığı şiirdir.
Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik,
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik,
Haykırdı ak tolgalı beylerbeyi ‘İlerle’
Bir çığ gibi geçtik Tuna’dan kafilelerle,
Şimşek gibi atıldık bir semte yedi koldan,
Şimşek gibi Türk atlarının geçtiği yoldan,
Bir gün yine doludizgin atlarımızla,
Yerden yedi kat arşa kanatlandık o hızla,
Cennette o gün gülleri açmış görürüz de,
Hala o kızıl hatıra gitmez gözümüzde,
Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik,
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik.
Kıyılarında atalarımızın at koşturduğu, Türk zaferleriyle dolup taşan anılar nehri Tuna, Avrupa’nın en eski, en işlek su yolu ve can damarıdır sayılmaktadır.
Tuna Nehri Akmam Diyor Türküsü Sözleri
Tuna nehri akmam diyor
Kenarımı yıkmam diyor
Ünü büyük Osman Paşa
Pilevne’den çıkmam diyor
Düşman Tuna’yı atladı
Karakolları yokladı
Osman Paşa’nın kolundan
Beş bin top birden patladı
Kara kazan coştu derler
Dalga boydan aştı derler
Osman Paşa’nın askeri
Gece burdan geçti derler
Kılıncımı vurdum taşa
Taş yarıldı baştan başa
Ünü büyük Osman Paşa
Askerinle binler yaşa
Alıntı: https://www.interbustur.com/tuna-nehri/
📖 Arap ülkelerindeki ders kitaplarında Türkler nasıl anlatılıyor?
Prof. Dr. Behçet Yalın Özkara, Arap ülkelerindeki ders kitaplarında Türklerin nasıl anlatıldığını inceledi: 🔷 Mısır'daki tarih kitaplar...
-
Muazzez İlmiye Çığ Hayrettin Karaca’yı anlattı: Vatan aşığıydı Aydınlık Gazetesi Muazzez İlmiye Çığ’ı Mersin’deki evinde ziyaret etti...
-
Bu yazımızda Milli Edebiyat Dönemi'nin en önemli şairlerinden biri olan Mehmet Emin Yurdakul'un "Cenge Giderken" şii...
-
Ülkemiz yer şekilleri bakımından oldukça farklı özelliklere sahiptir. Yer şekillerindeki farklılık iklimlerin bölgelere göre değişiklik...