Atatürk:''Ne Mutlu Türküm diyene'' - Biz Türkler Asyai bir milletiz - Anadolu İrfanı'yla aydınlanır yolumuz... arşivi derleyen: Alp İçöz, gönül dostu bir şair
Türk edebiyatının, toplumcu gerçekçi şiirin, hüznün ve isyanın sade ama büyülü sesi, usta şair Ahmet Telli'nin bedeni toprak altına girecekmiş yarın...
Peki şiirleri ne olacak? Onlar silinecek mi hafızamızdan...
“Gidersen Yıkılır Bu Kent” demişti ya, yarın yıkılacak mı Ankara?
Yüksel Caddesi’nde Sakarya’da göremeyeceğiz onu belki ama dizeleri eksilecek mi dilimizden?
Sahi şairler ölür mü?
Misal Cemal Süreya, Turgut Uyar, Metin Altıok, Behçet Aysan, Nazım Hikmet, Gülten Akın, Didem Madak, Yunus Emre, Fuzuli, Cahit Külebi, Karacaoğlan, Necip Fazıl, Nilgün Marmara, Orhan Veli öldü mü?
İlk gençliğimden itibaren yüreğimize dokunan, bize Türkçe ve şiiri sevdiren, dizeleriyle yüreğimizi kuşatan, sevdaları, ayrılıkları ve direnişi duru bir dille anlatan, o bilge gezgin ardında koca bir boşluk bırakacak elbette... Unutulmayacak dizeleriyle ise de hiç silinmeyecek bir iz...
"Gidersen yıkılır bu kent kuşlar da gider..." demişti; bugün kuşlar bir miktar daha öksüz, pencerelerin önündeki fesleğenler bir miktar daha boynu bükük kaldı usta...
Işıklar içinde uyu, devrin daim olsun Ahmet Telli...
Karaman Türkleri MÖ.400 lerden beri Anadolu'da idi.
Karaman Türklerinin Hristiyan dinine mensup olanları Karamanca adıyla anılan Türkçenin Grek Alfabesi ile yazımını kullandılar.
Bu cümlenin iki taraftan da okunuşu aynı:
“ΝΗΨΩΝ ΑΝΟΜΗΜΑΤΟΝ ΜΗΝ ΜΟΝΑΝ ΩΨΗΝ” manası...
Karaman Türkleri MÖ.400 lerden beri Anadolu'da idi.
Karaman Türklerinin Hristiyan dinine mensup ola...
1- Samsun Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesi Araştırmacısı Emine YILMAZ'ın incelediği CANİK DEVGERİŞ KÖYÜ nde bulunan eski çeşmenin duvarındaki bu yazı Karamanca'dır. Manası;
“SADECE YÜZÜNÜ DEĞİL, GÜNAHLARINI DA YIKA”
2-Anadolu’da Karaman ismine ilk kez MÖ 400'de rastlıyoruz.
Anadolu’ya yerleşen Türklerin bir bölümü, Hristiyanlığı kabul edip Grek harflerini öğrenmişler ve bu alfabe ile bir edebiyat meydana getirmişlerdir.
3-Türkçe konuşan, Hristiyanlığın Ortodoks mezhebini benimsemiş bu Türklere “Karamanlı Türkleri veya Karamanlı” adı verilmiştir.
Karamanoğulları Devletinin bu adla anılmasının sebebi, devletin kurulduğu yörenin Doğu Roma döneminden beri Karaman adı ile anılmasındandır.
4-Anadolu’da hala kullanılan bu dua ve ilahiye dikkat edelim.
Yattım Allah, kaldır beni Nur içine daldır beni Can bedenden çıkmadıkça İmanla uyandır beni Yattım sağıma, döndüm soluma Melekler şahit olsun dinime imanıma...
5-Bu dua da Hristiyan Karamanlının duası ;
“Aman Panaiyam, tatlı panaiyam sağdan sola yokla panaiyam. Yoklayasında bekleyesin. Hristos efendinin kilitleri başıma yastık.
Yattım sağıma döndüm soluma melekler şahad olsun datlı canıma, gümüş dinime, altın imanıma"
Anladınız mı?
6-TÜRKiYE’DE BULUNAN GREK HARFLİ TÜRKÇE KİTABELER VE KARAMAN TÜRKLERİNİN DİLİ adlı çalışma;
"Turkish Discriptions with Hellenic script in Turkey and Language of Karaman Turks"
Prof.Dr Necati DEMİR tarafından neşredilmiştir.
7-Karamanlılar Devletinin başlıca şehirleri;
Adana, Afyon, Aksaray, Ankara, Aydın, Denizli, Halep, Isparta, İstanbul, İznik, Kastamonu, Kayseri, Kırşehir, Konya, Kütahya, Manisa, Nevşehir, Niğde, Samsun, Sivas, Trabzon, Tokat, Zonguldak, Yozgat ilk dikkatleri çekenlerdir.
8-Nevşehir Salnamesi, Sf 10'da geçen,
"Gerçi Rum isek de Rumca bilmez Türkçe söyleriz Ne Türkçe yazar okuruz ne de Rumca söyleriz Öyle bir mahludi tarikatimiz vardır Hurufumuz Yonanice Türkçe meram eyleriz”
herşeyi açıklar niteliktedir.
9-Yunanistan'da yaşayan Karamanlılar' dan
Konya Havası
"Amaaaaan, haniya da benim elli gram pırasam prasam, Bir mum yaksam Konyalı'yı arasam vay vay..."
Türk türkü söyler.
Türkünün tamamı youtu.be
9-Yunanistan'da yaşayan Karamanlılar' dan Konya Havası "Amaaaaan, haniya da benim elli gram pırasam prasam, Bir mum yaksam Konyalı'yı arasam vay vay..." Türk türkü söyler.
Şu mübadele yüzünden. Biz Selanik’e hasret yaşıyoruz. Onlar da Türkiye’ye. Dostça ve Barış içinde yaşayamadık gitti. Karamanlıyım, Rum’um, atalarım Hristiyandı. Ama insanları Rum, Türk, Hristiyan, Müslüman diye sınıflandırmaktansa “İnsan” demeliyiz. Hepimiz kardeşiz. Selam olsun Türkiyedeki tüm Rumlar’a. Selam olsun selaniğe. Selam olsun manastıra. Selam olsun Karaman’a. Selam olsun tüm Yunanistan’a. Selam olsun cennet vatan Türkiye’ye.
@ugurutkan9754
Soydaşlarımıza din ayrımı olmaksızın sahip çıkmalıyız
@safinazuyuyor6049
Keşke koparılmasaydınız bizden! Kültürlerimiz birebir aynı, bir Yunanistan'lıdan çok bize benziyorsunuz. Dansımız, dilimiz aynı. Keşke kalsaydınız..
@1453-5wolf
Mübadele dine göre yapılmış çünkü Karaman'da tanıdığım rum ama müslüman oldukları için gidenlerin yerine yerleştirilmiş yunanlı müslümanlar var .
@abbaskocabas6600
Karamanlı Türklerin durumu, çok üzüntü verici.
Milli kimliğin dini kimlikten önce geldiğinin açık göstergesi insan dinini değiştirebilir ama milliyetini değiştirmesi mümkün değil
Kıyafetler ve oyun tamamen yörük Türkü
@wolfieblack35
Konya kaşık oyunlarınin aynısı. Ulan yoksa bizde mi karamanlıyız ? kafam karıştı 🤔
10-Bu konuda çok sayıda bilgisel yapmıştım.
Onlardan birini buraya ekliyorum, merak eden konunun detayına vakıf olsun.
11-Silifke'den Yunanistan'a giden 'Karamanlı Yörükleri'nin Türkçe muhabbeti o biçim...
Öz kültür, kök kültür böyle bir şeydir, üzerinden 960 sene geçse de unutulmaz değil ki 96 senede unutulsun.
11-Silifke'den Yunanistan'a giden 'Karamanlı Yörükleri'nin Türkçe muhabbeti o biçim...
Öz kültür, kök kültür böyle bir şeydir, üzerinden 960 sene geçse de unutulmaz değil ki 96 senede unutulsun. pic.twitter.com/Rp5sCLBXyP
12-Atina'ya giden Türklerin uğrak yeri de burasıymış.Bu da Karamanlı tabi.Gastronomi Maceraları’nın bu bölümündeAyhan Sicimoğlu’nun yolu komşumuz Yunanistan’dan geçiyor.
Atina’daKaramanlidika Lokantası’nda Şef Yorgo ile mis gibi dana etinden kavurmanın tadına doyasıya varıyoruz.
*********
12-Atina'ya giden Türklerin uğrak yeri de burasıymış.Bu da Karamanlı tabi.Gastronomi Maceraları’nın bu bölümündeAyhan Sicimoğlu’nun yolu komşumuz Yunanistan’dan geçiyor. Atina’daKaramanlidika Lokantası’nda Şef Yorgo ile mis gibi dana etinden kavurmanın tadına doyasıya varıyoruz. pic.twitter.com/2AGDOxXMQH
13-Türk Runik, Mani, Soğd, Uygur, Brahmi, Tibet, Süryani, Arap ve Kiril alfabeleri Türklerin tarih boyunca kullandıkları alfabelerdendir. Bunlardan Grek alfabesi Türklerin kullandığı en eski alfabelerden biridir.
14-Rum adının kökeni :
Rum adının ROMA’dan geldiği iddia edilir. Tarihsel ve bilimsel gerçek şudur :
Etrüskler Roma’nın adını UP-URUM yani,bayındır merkez, bayındır kent olarak kurmuşlar, bu da zamanla RUUMA’dan, ROMA haline dönüşmüştür.
Ülkemizde URUM adı +++
15-...Ülkemizde URUM adı ise Oy-Urum Atın devletinin devamı hâlinde yaşar :
·Dıyâr-ı RUM ,Anadolu;
Bahr-i RUM, Akdeniz ; Arz-er RUM ,Erzurum ;URUM Eli ;
·URUM’iye gölü vb…
Bilimsel Araştırmacı
Doç. Dr. Halûk Tarcan'dan bu aktarım ⏬
16-Karaman Türkleri, 1071’den çok önce Türkiye’ye gelip yerleşen Kuman /Kıpçak veya Peçenek Türklerinin bir boyudur.Anadolu’da Karaman ismine ilk kez MÖ 400’de rastlıyoruz diyen
Prof. Dr. Necati DEMİR'in kitaplarını okuyamayanlara kitap özeti yazısıdır.
18-Bazı arkadaşlar Karamanlılar'ın MÖ. 400 lerde Anadolu'da olmasına şaşırmışlardı.
Şimdi onlara MÖ. 5 yy dan Kıpçakların Taşbabalarını (Erzurum da) gösteriyorum. Hakkaride ki Taşbabalarını hatırlayanlar bunun ne manaya geldiği daha iyi anlayacaklardır...
Türkiye'de çogu Balıklı'da bulunan birçok mezarlıkta Karamanlı yazıtları bulundu. Tarihçi Richard Clogg bu yazıtlar "çok geçmis bir Yunan ve Türk simbiyoz dünyasının görüntüsü" olarak nitelendirdi.
Karamanlı Türkçesiyle yazılan Yeni Ahit, 19. yüzyll
“Meşe” kelimesinin, Farsçadaki “bīşe” sözcüğünden dilimize geçtiği kabul edilir. “Bīşe”; ormanlık, fundalık ve çalılık alan anlamlarına gelir. Meşenin meyvesine ise palamut ya da Anadolu’nun birçok yöresinde pelit denir. Bu yüzden meşe ağaçları halk arasında “pelit ağacı”, bazı bölgelerde de “palıt” veya “palut” adıyla anılır. Eski kaynaklarda meşenin Türkçe karşılığı olarak “kabaağaç” adına da rastlanır; fakat bu ad günümüzde hemen hemen hiç kullanılmaz.
Meşelerin en dikkat çekici özelliklerinden biri, zarar gördükten sonra yeniden hayata tutunabilmeleridir. Gövdeleri kesilse veya toprak üstündeki kısımları yangından zarar görse bile kök boğazında bulunan uyuyan tomurcuklardan yeni sürgünler çıkarabilirler. Bu nedenle bazı meşe ağaçları, görünüşte yok olmuş olsalar bile güçlü kök sistemleri sayesinde yeniden gelişebilir.
Ancak “kökünden sökülmediği sürece meşe ölmez” demek bilimsel olarak doğru değildir. Çok yaşlı veya zayıflamış ağaçlar; ağır kuraklık, şiddetli yangın, hastalık, kök çürüklüğü ya da tekrarlanan kesimler sonucunda yaşamını kaybedebilir. Yine de meşeler, yaralanmalara ve çevresel baskılara karşı en güçlü yeniden sürme yeteneğine sahip ağaç gruplarından biridir.
— Emine Şeçeroviç Kaşlı🇧🇦🇹🇷 (@e_secer) July 7, 2026
BİR TÜRK AMİRALİ GÖZÜYLE....
🇹🇷 Cihat Yaycı :
Ankara’daki NATO Zirvesi’nde liderlerin Mehter Takımı ile karşılanmasını son derece isabetli ve anlamlı buluyorum.
🎯 Özellikle Yunanistan Başbakanı’nın karşılanması sırasında icra edilen “Ceddin Deden” marşı da ayrı bir anlam taşımaktadır. Tarihî hafızayı, milletimizin askerî geleneğini ve devletimizin köklü mirasını hatırlatan bu tercih, diplomatik nezaket içinde verilmiş güçlü bir kültürel mesaj niteliğindedir.
Bu anlamlı tercihte emeği geçenleri tebrik ediyorum. Mehter, dünyanın en eski askerî bandolarından biridir. Sadece bir müzik topluluğu değil, Türk tarihinin, devlet geleneğinin ve askerî kültürünün önemli bir sembolüdür. Böylesine önemli bir uluslararası zirvede Türkiye’nin kendi tarihî ve kültürel kimliğini yansıtan bu unsurun tercih edilmesi son derece yerinde olmuştur.
*****
BİR YABANCI GÖZÜYLE.... (Bulgar vatandaşı)
Sophia Proneikos @Pergament_F
Kaynak dil: İngilizce
Tarih, beni şaşırmaktan asla vazgeçmeyen bir alışkanlığa sahiptir. Neredeyse hiç kaybolmaz. Sadece kendini o kadar zarif bir şekilde sunmayı öğrenir ki, modern insanlar buna törensel protokol demeye başlar.
Tam da bu yüzden, Ankara'daki NATO Zirvesi'nin en büyüleyici sahnesi, müzakere masasının etrafında gerçekleşmedi. Bu sahne, ilk el sıkışmadan hemen önce yaşandı; yirmi birinci yüzyılın en güçlü askeri ittifakının liderleri, dünyanın en eski askeri bandosu olan "Mehter"in sesiyle Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ne hoş geldin derken, önlerinde Osmanlı İmparatorluğu'nun farklı yüzyıllarını temsil eden tarihi üniformalı askerler duruyordu.
Ne muhteşem bir tarihsel süreklilik hissi: Savaş sonrası dünyanın sembolü olarak 1949'da kurulan bir askeri ittifak, kökenleri on üçüncü yüzyıla uzanan bir askeri geleneğin müziği eşliğinde bir Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na giriyor.
Mehter asla sıradan bir askeri bando değildi, bir silahtı.
Osmanlı orduları Belgrad'a, Konstantinopolis'e, Rodos'a, Mohaç'a veya Viyana'ya doğru ilerlerken duyulan ilk şey, devasa "kös" davullarının gök gürültüsüydü; ardından "zurnalar"ın keskin sesi, sonra pirinç trompetler ve çarpan zil sesleri geliyordu; çünkü müzik sadece orduyu eşlik etmiyordu, ordunun bir parçasıydı; amacı askerleri eğlendirmek değil, savaştan çok önce düşmana bir imparatorluğun bizzat onlara doğru ilerlediğini inandırmaktı.
Avrupa'nın Osmanlı İmparatorluğu ile karşılaşmalarından sonra Batı ordularının kademeli olarak Osmanlı davullarını, zillerini ve sözde "Türk usulü"nü benimsemesi tesadüf değildir; bu usul daha sonra Mozart, Haydn ve Beethoven'ın müziğine bile yolunu bulacaktı, çünkü bazen tarih bir medeniyeti kılıçla fethetmez.
Bir ritim yeter.
Ve tam da bu yüzden bu töreni bu kadar büyüleyici buldum; kimse Osmanlı İmparatorluğu'nu canlandırmaya çalışmıyor diye değil, Türkiye'nin büyük medeniyetlerin her zaman anladığı bir şeyi anladığını fark ettiğim için: Geçmiş bir yük değil, bir dildir ve o dili konuşmayı bilen uluslar tarihlerini sadece nutuklarla anlatmazlar, çünkü bazen birkaç davul vuruşu yeter.
BİR TÜRK VATANDAŞI GÖZÜYLE....
Müge Özarmağan @AvMuge
''Mehter kıymetlidir. Osmanlı döneminde yasaklanmış Enver Paşa tarafından yeniden kurulmuştur. Bana gelince; Türkiye Cumhuriyeti ağaç kovuğundan çıkmadı. Cumhuriyet, Türk devlet geleneğinin tarih içindeki devamıdır. Osmanlı’dan ve ondan önce kurulan Türk devletlerinden ve milletimizin asırlara yayılan devlet tecrübesinden bağımsız düşünülemez. Her zaman tarihimizde bir kopuş değil aksine güçlü bir devamlılık görüyorum.''
''Aslında Ben" serisinin yeni bölümünde konuğumuz Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek.
Siyasetin içinde geçen onlarca yılın ardından; bugüne kadar pek duyulmamış anılarını, Müsavat Dervişoğlu ile ilgili iddialarını ve "O ekibin başındaydı" dediği dönemi anlatıyor.
Programda geçmişe dair siyasi tartışmaların yanı sıra Doğu Perinçek’in özel hayatına ilişkin detaylar ve seslendirdiği bir şarkı da yer alıyor.''
Alev Olgay
00:00 GİRİŞ
01:45 Alev Olgay, Doğu Perinçek’in evine konuk oluyor
02:35 Yazarlık serüveni: "60 kitabım var"
04:10 Doğu Perinçek nerede doğdu, nasıl bir ailede büyüdü?
06:05 Babası Sadık Perinçek ve çocukluk yılları
08:00 Tarih merakı nasıl başladı?
09:10 İlkokul yılları: "Düz duvara tırmanan en yaramaz çocuk bendim"
10:10 Arkadaşlık ve sadakat üzerine
11:05 Çocukluk anıları: Kovboyculuk yerine Türkçülük oyunları
Sultan Abdülmecit'in oğlu Selim Süleyman Efendi'nin torunu Rana Eldem Hanımsultan'ın bu asil anısını da şuraya bırakalım. "Osmanlı'yı İngiliz işbirlikçisi Atatürk yıktı" masalıyla büyüyen zekasızlar iyi izlesin. Hanedanın öz evlatları bu memleket sevgisini teslim ederken, bugün… pic.twitter.com/dJJoD8A3ae
''Sultan Abdülmecit'in oğlu Selim Süleyman Efendi'nin torunu Rana Eldem Hanımsultan'ın bu asil anısını da şuraya bırakalım.
"Osmanlı'yı İngiliz işbirlikçisi Atatürk yıktı" masalıyla büyüyen zekasızlar iyi izlesin. Hanedanın öz evlatları bu memleket sevgisini teslim ederken, bugün hâlâ Atatürk'e hain diyenler tescilli haindir! Kesinlikle bizden değildir, kesinlikle TÜRK değildir. Soysuz, sopsuz vatansız, kripto'dur.. Atatürk'e "hain" diyenler, bu topraklarda Osmanlı döneminde zenginleşmiş, bu toprakları sömürmüş, içimize sızmış Yunan, Rum, Yahudi, Ermeni torunlarıdır.''
Mehterin kökleri, İslamiyet öncesi Türk devletlerindeki "Tuğ" ve "Nevbet"geleneğine dayanır. Hunlar, Göktürkler ve Selçuklularda hükümdarlık alameti olan davul (kös) ve sancak geleneği, Osmanlı’da kurumsallaşarak mehter halini almıştır.
“Ceddin Deden”
Halkı da şunları yazmış :))
Çeddin Deden
Dedeniz, sizin neslinizin babası
Dedeniz, sizin neslinizin babası
En kahraman Türk milleti
Ceddin deden, neslin baban
Ceddin deden, neslin baban
En kahraman Türk milleti
Ordular, birçok kez dünyaya şan kazandırdılar.
Ordular, birçok kez dünyaya şan kazandırdılar.
Ordularin, pek çok zaman
Vermiştiler dünyaya şan
Orduların, pek çok zaman
Vermiştiler dünyaya şan
Türk milleti, Türk milleti Türk milleti, Türk milleti
Milliyeti aşkla sevin Türk milleti.
Türk milleti Türk milleti, Türk milleti|
Aşk ile sev milliyeti
Ülkenin düşmanına lanet olsun.
Bu lanetli kişi rezil olsun.
Ülkenin düşmanına lanet olsun.
Bu lanetli kişi rezil olsun.
Kahret vatan düşmanını
Çeksin o merun zilleti
Kahret vatan düşmanını
Çeksin o merun zilleti
Kaynak: Musixmatch
Söz Yazarları: Alpay Ünyaylar / Dp
Ceddin Deden Universal Muzik Taksiin Ed. As şarkısının söz
İZLE: Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, NATO zirvesi akşam yemeği öncesinde Ankara'da Mehter takımı tarafından "Çeddin Deden" çalınarak karşılandı.
WATCH: Greek Prime Minister Kyriakos Mitsotakis is welcomed in Ankara by the Mehter band performing "Ceddin Deden" ahead of the NATO summit dinner. pic.twitter.com/cel94gA78j
Kıbrıs Barış Harekatı'nın ardından başlayan 1974-75 eğitim öğretim yılında bir öğretmen, öğrencilerine ve meslektaşlarına bu sözlerle sesleniyor. Cepheden dönenlerin, yakınlarını kaybedenlerin bulunduğu o sınıflarda yeni eğitim yılı; minnet,… pic.twitter.com/guQXKOH9I5
Kıbrıs Barış Harekatı'nın ardından başlayan 1974-75 eğitim öğretim yılında bir öğretmen, öğrencilerine ve meslektaşlarına bu sözlerle sesleniyor. Cepheden dönenlerin, yakınlarını kaybedenlerin bulunduğu o sınıflarda yeni eğitim yılı; minnet, hüzün ve umutla başladı...
Ne Şişli'de bir 'apartımanı' oldu, ne iki tane otomobili: Ünlü oyuncunun 80 yıllık hayatı bakımevinde son buldu
Temmuz 06, 20210:074dk okuma
Türk tiyatro ve sinema dünyası, yeri kolay dolmayacak bir ustasını kaybetti. Daha doğrusu "ustaların ustasına" veda etti.
Çocukluk yıllarından başlayarak son nefesini verdiği ana kadar içindeki oyunculuk ateşi hiç sönmeyen Zihni Göktay, 80 yaşında bu dünyadaki serüvenini tamamladı.
Ondan geriye de sayısız tiyatro oyununda ve sinema filminde yarattığı unutulmaz karakterler kaldı.
Türk tiyatrosunda tuluat geleneğinin son temsilcilerinden biri olan Göktay, bir süredir kendi isteğiyle huzur evinde yaşıyordu.
TERZİ İBRAHİM BEY İLE KÜBRA HANIM'IN İKİNCİ ÇOCUĞUYDU
Tam adı Abdullah Zihni Göktay olan usta sanatçı, 2 Aralık 1945'te İstanbul'un Fatih semtinde dünyaya geldi. Bir terzi olan babası İbrahim Bey ile annesi Kübra Hanım'ın ikinci çocuğuydu.
Sonradan anlattığına göre babası da gençlik yıllarında amatör olarak tiyatro ile ilgilenmişti. Bir başka deyişle onun içindeki bu tiyatro ateşi genlerinden geliyordu.
Göktay'ın tiyatro sanatına yönelmesinin temelinde, babasının ona çocukken hediye ettiği Karagöz ve Hacivat tasvirlerinin rolü var.
SOKAKTA FUTBOL OYNAMASINA İZİN YOKTU
Bir de başta babası İbrahim Bey olmak üzere ailesinin, o küçükken diğer arkadaşları gibi sokakta futbol oynamasına izin vermemesinin.
Bir röportajında anlattığına göre Göktay'ın babası onu hiç futbol maçına götürmedi, hatta sokakta arkadaşlarıyla futbol oynamasına bile izin vermedi.
Düşüp bir yerini kırmasından korktular. Bunun yerine babası onu sürekli olarak tiyatro oyunlarına götürürdü.
ÇOCUK OYUNLARINI İZLEYE İZLEYE İÇİNDE BİR ATEŞ YANDI
O sırada Darülbedayi'nin çocuk tiyatrosu Göktay'ın gönlünü çaldı. Orada sahnelenen oyunları izleyerek büyüdü ve 12 yaşına geldi.
O zamandan sonra da artık yetişkinler için sahnelenen, büyük ustaların eserlerini sahneye taşıyan oyunları izlemeye başladı.
Tiyatroya bu kadar tutkulu olunca da ilkokulda piyeslerde sahneye çıktı. Bitirdiği Pertevniyal Lisesi'nde de tiyatro kolunda çalıştı.
Liseden mezun olduktan sonra Eminönü Halk Evi'nde, 1960 ile 1964 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Milli Türk Talebe Birliği Gençlik Tiyatroları çalışmaları geldi.
1964-1973 yılları arasında Ankara Meydan Sahnesi'nde kulis tozu yuttu.
Ama içindeki bu tiyatro yangını dinecek gibi değildi. Alevler giderek büyüdü. Sonunda Zihni Göktay da soluğu 1973 yılında İstanbul Şehir Tiyatroları'nda aldı.
O dönemin yöneticisi olan bir usta, Vasfi Rıza Zobu "25 lira yevmiye ile figüran kadromuz var. İsterseniz gelin. İlerleyen zamanda sizi ana kadroya geçirme imkanımız olabilir" dedi.
İşte böylece Zihni Göktay için yeni ve artık çok daha ciddi bir dönem başlamış oldu.
İstanbul Şehir Tiyatroları'nda sahne tozu yuttuğu sırada İsmail Dümbüllü, Muammer Karaca, Vasfi Rıza Zobu, gibi ustalarla çalıştı.
'LÜKÜS HAYAT' OPERETİNDE ÇEYREK ASIR SAHNEYE ÇIKTI
Sonrasında da İstanbul Şehir Tiyatrosu'nun ana kadrosuna geçti...
Kurumun en çok izlenen ve en çok sahnelenen oyunlarından biri olan Lüküs Hayat operetinde 28 yıl boyunca rol aldı.
Ekrem Reşit Rey'in yazdığı, Cemal Reşit Rey'in müziklerini hazırladığı ve "Şişli'de bir apartıman, yoksa eğer halin yaman" diye başlayan şarkı sözleriyle birkaç kuşağın hafızasına kazınan eserde Rıza karakterine hayat verdi Zihni Göktay.
Zihni Göktay, İstanbul Şehir Tiyatroları'nın rekortmen oyunu Lüküs Hayat'ta 28 yıl boyunca sahneye çıktı.
"Şişli'de bir apartıman, yoksa eğer halin yaman, nikel-kübik mobilyalar, duvarda yağlı boyalar”
sözleriyle başlayan şarkısıyla hafızalara kazınmıştı bu eser.
'BURADA NE UZARSIN NE KISALIRSIN'
Göktay'ın tiyatro serüveninin ardından doğal olarak sinema da geldi.
O sırada çok ünlü olmayan ama Göktay ile gençlik yıllarından tanışan Kemal Sunal, "Şehir Tiyatroları'nda ne uzarsın ne kısalırsın. Gel, film yapalım" deyince oyunculuğunu kamera karşısına taşımaya karar verdi Zihni Göktay.
1976'da Tosun Paşa ile başladığı sinema serüveni Atla Gel Şaban, Meraklı Köfteci gibi Sunal ile çalıştığı filmlerle devam etti. Sinemadan kazandığı para sayesinde eşi Sevinç Hanım ile evlendi.
Göktay'ın kamera karşısındaki oyunculuk serüveni
Fahriye Abla filminde Fahriye'nin dayısı,
Hababam Sınıfı Merhaba filminde edebiyat hocası Üçbuçuk Yusuf,
Zaman Mekan Makinesi dizisinde Mucit,
Kuruntu Ailesi dizisinde dedikoducu Safinaz'ın eşi Bayram Efendi,
Bizimkiler dizisinde Muvaffak Bey,
Koçum Benim dizisinde okul müdürü İsmail Bey
rolleriyle sürdü.
Göktay, 1978 yılında evlendiği Sevinç Hanım ile onun son enfesine kadar evli kaldı. Bu evlilikten Zeynep adında bir kızı ve Ömer adında bir oğlu dünyaya geldi. Usta sanatçı karısını üç yıl önce kaybetti.
Zihni Göktay, İstanbul Fenerbahçe'deki evi geçen yıl kentsel dönüşüme girince kendi arzusuyla huzur evine taşındı.
Zihni Göktay, geçen yıl kasım ayında Hürriyet'e verdiği röportajda neden bakımevine taşındığını şöyle anlatmıştı:
"Kentsel dönüşüm çıkınca buraya geldim. Kızım Zeynep ile konuştuk. Geçici bir süre için böyle daha uygun olacağına karar verdik. Feneryolu’ndaki ev yapılana kadar burada kalacağım. Sonrasına karar vereceğiz. Burası bana iyi geldi. Kalmaya devam ederim ama yanımda bir bakıcıya ihtiyacım var. Benim ilaçlarımı takip edecek, ilgilenecek. Evim 3 1 olacak. Kızım ‘Ev bitince gel otur, bir yardımcı tutarız’ dedi. Ev bitince karar vereceğiz.”