20260222

🗣️Öğretmen: ☀️Güneşe teşekkür edin...

 Öğretmen sınıfa;

- Battığı yerden çıkmayan, çıktığı yerden batmaz, dedi ve bütün sınıfı süzdükten sonra;
- Sabri, kalk oğlum sen cevap ver. Nedir o?
Sabri utana sıkıla, ne diyeceğini bilemez hâlde ayağa kalktı;
- Pıçaktur örtmenim, dedi..
Öğretmen cevabı çok ilginç buldu, ama cevap yanlıştı. Fadimeye döndü;
- Fadime, sen söyle kızım, nedir o?
Fadime;
- Arınun iğnesüdür örtmenim!.
Öğretmen aldığı bu cevap karşısında hayretini gizleyememişti. "Peki kızım, otur" dedi.
Bu defa daha dikkatli bir seçim yapmaya karar verdi. Sınıfı dikkatlice süzdükten sonra;
- Temel, oğlum sen kalk cevap ver!
Temel, çok basit örtmenum;
- Karabataktur.
Yaa, demek Karabatak diyosun. Peki, otur dedi.
Öğretmen masasına geçti ve notlar aldı. Defterini kapattı, cama doğru baktı. Sonra çocuklara dönüp;
- Çocuklar, hiç güneşin doğuşunu izlediniz mi? Sınıf bir anda aynı sesle yankılandı;
- Eveeet!
Peki batışını!
Bu sefer pek cılız bir "evet" çıktı. Öğretmen bu defa Nazlı'yı işaret ederek;
- Nazlı, güneş nereden doğuyor, nereden batıyor kızım. Nazlı;
- Dayımların finduk bahçesinin üzerinde doğayi, Elifnaz'ların misur tarlasunun üzerinde batayi örtmenim.
- Güzel. Ya ertesi gün, nereden doğuyor? Nazlı;
- Gene dayımların finduk bahçesinin üzerinde.
Öğretmen;
- Aferim Nazlı, oturabilirsin dedi.
Sonra öğrencilerine şu sözlerle hitab etti;
- Baştan sona hayatımızın daima içinde olan, hatta olmasa olamayacağımız bir gerçek var. Güneşimiz! O doğunca kalkıyor, o batınca evlerimize çekiliyoruz. Hayatımızın merkezinde güneş var çocuklar. Bizim için o bu kadar önemliyken, bizim önemli gördüğümüz her şey kendi çabamızın günlük akışından başka bir şey değil. Verdiğiniz cevaplar yaşadığınız hayatın bir parçası. Çevrenizden, ailelerinizden öğrendikleriniz. Onlar da, onlardan önceki ailelerinden gördüklerini size aktarıyor. Hayatta hep aşağıya bakmayın çocuklar. Günde hiç değilse iki kez başınızı güneşe çevirin. Bulutlar yağmur veriyorsa, suyun var. Onun sayesinde su donmuyor, şırıl şırıl nehirler, ırmaklar akıyor. Güneş olmasaydı, tabiatta varolmayacaktı. Bitkiler, böcekler, irili ufaklı milyonlarca canlı varlığını gün ışığına borçludur. Yarın sabah kalktığında güneşe teşekkür et. Gün battığında güneşe teşekkür et. Seninle simidini paylaşan arkadaşına teşekkür ediyorsun ya, sana hayatın akışını hazırlayan kaynağa da teşekkür et. Çünkü Teşekkür, varlıkların arasında ki en samimî bağdır.
Altan İlhan Arslan

-Alıntı: Sosyal medya....




📖 Atatürk'ün fotoğrafçısı Cemal Işıksel anlatıyor....


Atatürk'ün fotoğrafçısı Cemal Işıksel anlatıyor:
- Ben Atatürk’ün hususi fotoğrafını çekmezdim. Portre yapmazdık. Hadise içerisinde resimlerini alırdım.
- Hiçbir zaman biçimsiz pozunu almadım. Olmazdı da zaten.
**
Ben Atatürk’ün hususi fotoğrafını çekmezdim. Portre yapmazdık. Gazeteciydim. Hadise içerisinde resimlerini alırdım. Bunu da alırken Atatürk hiçbir zaman mani olmazdı. Ben resim alacağım zaman, resim alacağım anı bilerek, hareket edeceğimden emin olarak konuşmasını yapardı. Ben de bu esnada en münasip pozunu yakalardım.
Hiçbir zaman biçimsiz pozunu almadım. Olmazdı da zaten. Hiçbir defa resimleri kontrol etmek veya şu şekilde resim çek diye direktif verilmemiştir Atatürk tarafından. Atatürk’ün bana itimadı da vardı.
O devirde flaş yoktu. Gece veyahut da ışık müsait olmayan yerde Atatürk’ün resmini alırken, magnezyum kullanılmazdı. Çünkü magnezyum patlayıverince gayri ihtiyari gözlerini kapatırdı. Onun için magnezyumla resim alınmasını istemezdi.
Ben resimlerimi ona her zaman götürüp göstermezdim. Bir vesile ile mesela çiftlikte çekmiş olduğum resimlerden bir grup yanımda vardı. Gazeteme gönderecektim. O esnada kendisine resimleri göstermek aklıma geldi. Hepsini de gayet neşeli olarak seyretti. Gülerek ve hiçbir tanesinde kusur görmeden seyretti ve bana ‘güzel’ diye iade etti.
Resmini alırken de daima bir tesir altında olurdum. Onu bir türlü izah edemem. Ben bu tesiri başka hiç kimsede görmedim. Birçok kralların resimlerini çektim, birçok başvekilin resimlerini çektim, birçok devlet büyüklerinin resimlerini çektim. Atatürk’teki elektriklenmeyi hiçbirisinde görmedim, olmadım.
1932 senesinde Birinci Tarih Kongresi sırasında Marmara Köşkü’nde bir çay verildi. Ben de gittim. Orda resim çekmek için münasip bir poz bekliyordum. Atatürk beni gördü. Etrafını almış olan tarih profesörlerine döndü, ‘Bu memlekette’ dedi:
Bütün istibdatları yıktık, yalnız şu Cemal’in istibdadından kurtulamadık. Söyle bakalım, nasıl resim çekmek istiyorsun, nerde duralım nasıl duralım?
Ben tabi ezildim büzüldüm, ‘Nasıl emrederseniz Paşam’ dedim. Çünkü böyle bir iltifatı beklemiyordum. ‘Etrafınıza gelsin profesörler, öyle bir resim çekeyim’ dedim. ‘Peki haydi gelin bakalım’ dedi. Benim en güzel hatıralarımdan bir tanesi bu.
1929’da Tahtakale yangını başlamıştı. Ben o vakit askerliğimi yapıyordum muhafız taburunda. Yangın olduğunu görünce hemen makinemi aldım, koştum. Yangının resimlerini almaya çalışıyordum. O esnada ‘Gazi geliyor’, dediler. Hemen ben de vaziyetimi aldım. Geldi, yangının aydınlığından istifade ederek Atatürk’ü tesbite çalışıyordum. O esnada bana şunu söyledi:
'Başıbozukluk, paçandan akıyor.'
Bana bunu söylediği zaman gece saat 3’dü. Hemen bir esas vaziyeti aldım. Şöyle bir baktım, meğersem tozluğumun bağı çözülmüş, sarkıyor. Hemen oradan yok oldum, bağı bağladım, tekrar geldim, başladı gülmeye. Öyle bir hengâmede, öyle bir anda asker kıyafetiyle bir gazetecinin tozluğunun bağının çözüldüğünü görüyor… Kimsede ben bu dikkati görmedim.
1938 senesi ilkbaharında Kırşehirin Köşker nahiyesinde zelzele olmuştu. Zelzele yerini öğrendik. Ulus’ta da çalışıyordum. Ulus bizi bir muhabir arkadaşla Kirşehir’in Köşker nahiyesine yolladı ve şafak sökerken zelzele sahasına geldik. İniltiler, ahlar, vahlar, yangınlar… Böyle bir manzara… Ve oraya giden ilk yardım diyeceğim veyahut da zelzeleden sonra ilk giden kimse olmak dolayısı ile hemen etrafımızı aldılar. Bizim kim olduğumuzu sordular. Sağ kalanlar, kimi yaralı, kimi yarasızdı. Gazeteci olduğumuzu öğrendikten sonra köylülerin bize sordukları sual şu oldu: ‘Atatürk’e hasta diyorlar. Nasıl hastalığı?’ Orada bütün tüylerim diken diken oldu. Ve bir de orada duyduğum heyecanı hiçbir zaman unutamayacağım.

Alıntı - Sosyal medyadan...

20260221

📖 8 Temmuz 1932’de Ankara’da Marmara Köşkü’nde yapılan 🇹🇷Türk Tarih Kurultayı

 


8 Temmuz 1932’de Ankara’da Marmara Köşkü’nde yapılan Türk Tarih Kurultayı sırasında Atatürk'ün fotoğrafçısı Cemal Işıksel, Atatürk'ün fotoğrafını çekmek için fırsat kolluyordu.

Atatürk'ün etrafı o kadar kalabalık ve hareketliydi ki Cemal Bey bir türlü uygun pozu yakalayamıyordu.
Atatürk, Cemal Bey'in kıvrandığını görünce, ne yapmak istediğini soran bir işaret yaptı.
Cemal Bey, makinesini göstererek fotoğraf çekmek istediğini anlatmaya çalıştı.
Bunun üzerine Atatürk;
-Memlekette bütün istibdatları yıktım ama bizim Cemal'in istibdatından kurtulamadım dedi ve ekledi;
-Söyle çocuk, nerede, nasıl duralım?
Sonrada herkesi bir araya topladı ve bütün davetlilerin hep birlikte olduğu toplu bir fotoğraf bu vesile ile çekilmiş oldu.
İşte o fotoğraf ve Atatürk'ün fotoğraflarını bize hediye eden Cemal Işıksel Beyefendi. Ruhu şad olsun..


🎞️ “En eğlenceli milletler 🇵🇱Polonyalılar ve 🇹🇷Türkler” – Dünya’yı gezen sanatçı Monika ve yeni kitabı

 


Monika ile yeni kitabı "Düşler ve Ritimler" üzerine konuştuk. Röportaj boyunca en çok hoşuma giden şey, farklı kültürler arasında yaşamanın insanın hem bakışını hem de kalbini nasıl değiştirdiğini anlatma biçimiydi.

🎞️ 🇳🇱Hollanda Turkeijeweg Köyünde 🇹🇷Türk Gibi Yaşayanlar - TRT Avaz

🎞️🇧🇪Belçika’nın hiç 🇹🇷Türk yaşamayan Türk kasabası: Faymonville

🎞️Kendilerini 🇹🇷"Türk" olarak tanımlıyorlar | 🇧🇪Belçika’nın hiç 🇹🇷Türk yaşamayan kasabası: Faymonville 

 

🎞️🇧🇪Belçika Faymonville'de 🇹🇷Türk Gibi Yaşayanlar - TRT Avaz 

20260220

🎞️ 🇹🇷🥘TÜRK MUTFAĞI: Kumpir


Kumpir, fırınlanmış patatesin ortadan ikiye kesilip üzerine çeşitli lezzetli malzemeler konularak hazırlanan bir Türk yemeğidir.
İlk defa Kadıköy rıhtımda, küçük bir dükkanda yapılmıştır…

****

''İngiliz ceketli patatesler'' alınmasın ama ''kumpir'' üstün 🇹🇷🇬🇧





Adı ‘Almanlar’dan tadı ‘Balkanlar’dan... Fırında patatesin kumpir yolculuğu
Ağustos 23, 2023

Fatma AKSU

Ekonomi Bakanı Mehmet Şimşek’in Ankara’daki bir AVM’de kumpir yemesi, bir zamanların gözde fast food’unu yeniden gündeme taşıdı. Biz de anavatanı Amerika olan patatesin nasıl olup da kumpire evrildiğini araştırdık. Türkiye’deki ilk kumpirciyi bulup hikâyesini dinledik...

BUGÜN tüm dünyada değişik şekillerde tüketilen patatesin anavatanı aslında Güney Amerika. Patatesin And Dağları’nda yabani bir tür olarak başlayan yolculuğu, 7-10 bin yıl öncesinde ekilebilir bir türe evrilmesiyle önce tüm kıtaya, daha sonra da İspanyol denizciler tarafından Avrupa’ya uzandı. İlk olarak İspanya’da ekilen patates, 1540 yılında Fransa’ya geçti. Patatesi botanik literatürüne geçiren isimse 1590 yılında İsviçreli botanist Gaspard Bauhin’di. Yetişmek için toprak ayırt etmeyen, her coğrafyaya uyum sağlayabilen patates, kıtlık dönemlerinde Avrupa’nın kurtarıcısı oldu.

BALKAN GÖÇÜYLE GELDİ

Türkiye Aşçılar Milli Takımı’nın da kurucusu olan ünlü şef Rafet İnce’ye göre, Anadolu topraklarının patatesle tanışması 19’uncu yüzyılda oldu. Şimdi tükettiğimiz kumpir ise eski Yugoslavya’dan gelme. Değişik kaynaklara göre, Balkanlar’dan ve Kafkasya’dan göçen aileler, yanlarında getirdikleri patatesleri yerleştikleri yerlerde ekerek tüketince, yetişmesi kolay bu sebze ülkemizde de yayıldı. Anadolu’da da bu nedenle ismi ‘gumpir’, ‘kartol’, ‘kartoşka’ ve ‘kumpir’ gibi farklı farklı anıldı. Ancak Balkan coğrafyasından kaynaklanan kumpir isminin orijinali Bulgarca ve Yugoslavca’dan gelen ‘krumpir’ sözcüğü. ‘Krumpir’ ise bu dillere patatesin Almanca adı olan Grundbirne’den gelmiş. Yani Almanların Grundbirne’si, Balkanlar’a gelince krumpir, Anadolu’ya gelince ise kumpir olmuş.

İstanbul’un ilk kumpircisi Kadıköy’deki Allpato’ydu. İlk usta Fikri Yalçın’dan dükkânı devralan Osman Solak, kumpirin çıkış hikâyesini Fatma Aksu’ya anlattı.

İLK KUMPİRCİ ALLPATO: TELİFİ FİKRİ USTAMA AİT

TÜRKİYE kumpirle 80’lerin sonunda tanıştı. O kadar tuttu ki birbiri ardına kumpirciler açılmaya başladı. Fırınlanmış dev gibi patatesler ortadan yarılıyor, ortasına tereyağı ve kaşar peyniri yedirildikten sonra üzerine her türlü soğuk meze konuluyordu. O günlerde kumpir öylesine popüler olmuştu ki şimdilerde Ortaköy’de olduğu gibi birkaç kumpirciyi yan yana görmek mümkündü. İstanbul’un ilk kumpircisi Kadıköy’de Fikri Yalçın tarafından açılan Allpato’ydu. Yalçın yıllar sonra dükkânı çırağı Osman Solak’a devretti. Solak’ın hatırladığı en eski kumpir ise, annesinin tandırda pişirip soğan ve salçayla karıştırdığı yemek.

MEĞER PATATESMİŞ

Solak, çocukluğunda kumpir dedikleri patatesle ilgili anılarını şöyle anlattı: “1980’li yılların sonunda Belçika’dan gelen bir akrabamız kumpiri yağda kızarttı yani patates kızartması yaptı. Bütün köy kumpirin adının patates olduğunu o zaman öğrendik. Fikri ustam ise kumpir işine İngiltere’ye gidip gelen bir subay arkadaşının tavsiyesiyle girmiş. İngiltere’de kumpirin içine soğuk meze katıldığını görmüş. Fikri ustama söylemiş. Böylece ilk kumpir dükkânı açılmış.”

ORTAKÖY’ÜN SİMGESİ

Ortaköy’deki en ünlü yiyecek de kumpir. Peş peşe dizilmiş 20’nin üzerinde tezgâh müşteri bekliyor. Tezgâhlardan birinin sahibi olan Murat Güç, 36 yıldır Ortaköy’de kumpir yaptığını anlatıyor. 1987 yılında Ortaköy’de sadece iki kumpirci olduğunu ve kendisinin çıraklık yaptığını anlatan Murat Güç’e göre, kumpir yurtdışından önce Ankara’ya, oradan da Ortaköy’e gelmiş. Kumpirin kilo yapmadığını, şekeri yükseltmediğini ve vitamin deposu olduğunu anlatan Murat Güç, Arap turistlerin büyük ilgi gösterdiğini de ekliyor ve çocukluğunun geçtiği Erzurum’da, kendi yörelerinde patatese kartol denildiğini, aynı kumğir gibi içerisine tereyağı koyup yediklerini söylüyor.

ALMANYA’DA KUMPİR YOK

Almanya’da yaşayan Nuray Öztürk, Ortaköy’de kumpirin tadına bakanlardan: “Almanya’nın çok güzel patatesleri var ama kumpir kültürleri yok.”

DİYETİSYENLER NE DİYOR

EN SAĞLIKLI SOKAK LEZZETİ

- Beslenme ve Diyet Uzmanı Burcu Kırbaç: “Türkiye’de iri patatesler önce fırınlanır, közlenir, içine çeşit malzemeler, garnitürler ve salatalar koyulur. Bu malzemeler genellikle sosis, salam, mısır, Amerikan ve Rus salatası, ketçap-mayonez, turşu gibi bol kalorili ve lezzetli besinlerdir. 1 adet kumpir içine eklenen yüksek kalorili mezelerle yaklaşık olarak 1200 kaloriye kadar çıkmaktadır. Karbonhidrat dediğimiz besin ögesinden oldukça zengindir. Evde kumpir yapmak istediğimizde bu kalori yaklaşık olarak 500-600’e kadar düşebilmektedir. Kaloriyi arttıran ana malzeme patatestir. Patates aslında oldukça sağlıklı bir besindir. Potasyum, C vitamini, kalsiyum ve demir açısından zengindir.”

BAKAN’IN TÜKETTİĞİ 300-400 KALORİDİR

- Diyetisyen Kübra Çıtlak: “Türk mutfağında çok severek tükettiğimiz kumpir, karbonhidrat ve lif içeriği açısından zengin bir besin. Sade bir kumpirin ortalama kalorisi 300 iken, içine konan malzemelerle birlikte yaklaşık 500-600 kaloriye kadar çıkabilmektedir. Sağlıklı bir şekilde tüketmek için porsiyon kontrolüne ve içeriğine dikkat etmek gerekir. Sebzeli, ton balıklı, kuru baklagil içeriği olan kumpirler sağlıklı bir şekilde tüketilebilir. Bakanımız Mehmet Şimşek’in tükettiği kumpir sebze ağırlıklı olduğu için sağlıklı ve ortalama 300-400 kalori civarındadır.” 

 

20260219

🎞️ 🇰🇿 Bir spor salonunda antrenör çocuklara kökenlerini soruluyor...

 

Bir spor salonunda antrenör çocuklara kökenlerini soruyor.

Babası Azerbaycanlı, annesi Rus olan küçük çocuk ise özgüvenle “Ben Kazak’ım!” diyerek 🇰🇿 Kazakistan’a aidiyetini gösteriyor.



🎞️ Müslüman oldui ve 'Ayşe' ismini aldı. Aksaray’a gelin gelip 3 çocuk annesi olan İngiliz kadının hikayesi


 17 yaşında kalbinin sesini dinleyip İslamiyeti seçti ve 'Ayşe' ismini aldı. Aksaray’a gelin gelip 3 çocuk annesi oldu. 

İngiltere'de yaşayan ve sosyal medyada “Aksaray şivesiyle Türkçe konuşan İngiliz” olarak tanınan Kate Ayşe Kestek, inançla başlayan yolculuğunu TRT’ye anlattı.



🎞️🇦🇿🗣️🎙️Azerbaycanlı müzisyen Alihan Samedov’un “Sen Gelmez Oldun” performansı

 


 

🎞️🇹🇷Türkiye çalınan bronz atlarını 🇮🇹İtalya'dan geri istiyor

  • 🇹🇷Türkiye çalınan bronz atlarını 🇮🇹İtalya'dan  geri istiyor
• 1204'te Dördüncü Haçlı Seferi İstanbul'u yağmaladı ve bronz atları aldı.
• Bugün, St. Mark'ın Bazilikası'nda duruyorlar

Alıntı: Daily Turkic @DailyTurkic

🎞️🗣️🎙️Bilinen tek röportajında Oğuz Atay'a Tutunamayanlar kimlerdir diye sormuşlar

 


 

🎞️Osmanlı mimarisinde 🙏🏻merhametin taşa kazınmış hali

 Osmanlı mimarisinde merhametin taşa kazınmış hali, özellikle yaz günleri arılar, kuşlar, kediler 🆚 için su büyük ihtiyaç 🤷‍♂️



🎞️🇹🇷🥘"Geleneksel Türk Masası"nda misafir olun

 

 

❝Memleket Sofrası❞

 

🎞️🇹🇷🥘"Local Cuisine: Hatay Tepsi Kebabı 

 

 🎞️🇹🇷🥘"Local Cuisine: Diyarbakır Pumpkin Meftune 

 

🎞️🇹🇷🥘"Local Cuisine: Sakarya Kabak Ruloları

 

🎞️🇹🇷🥘" Memleket Sofrası: Düzce Melengücceği tatlısı 

📰🎞️ Yapay zeka destekli video analitik sistemi EYEMINER, ilk ihracat görevinde

Türkiye'de geliştirilen güvenlik çözümü Afrika'da "dijital göz" olacak

▪️Sistem sayesinde yolda oluşabilecek şüpheli hareketler, duraklamalar veya yabancı nesneler anında tespit edilecek

▪️Rutin dışı her türlü durum sistem tarafından analiz edilerek operatörlere uyarı olarak iletilecek

*****
Yapay zeka destekli video analitik sistemi EYEMINER, ilk ihracat görevinde Afrika'da güvenliğe katkıda bulunacak.
Göksel Yıldırım  |
19.02.2026 - Güncelleme : 19.02.2026

     
Ankara
Türk savunma sanayisinde yazılım tabanlı çözümlere sahip olan HAVELSAN tarafından geliştirilen EYEMINER, ihracat başarısına ulaştı.

Yapay zeka destekli video analitik sistemi EYEMINER, stratejik bir yol güvenliği projesi kapsamında Afrika’ya ihraç edildi. Sistem, gelişmiş anomali tespit yetenekleriyle bölgedeki güvenlik tehditlerine karşı adeta "dijital göz" olacak.

EYEMINER, entegre güvenlik projesi kapsamında gelişmiş analitik yetenekleriyle stratejik bir yolun güvenliğinde kullanılacak.

📲 Artık haberler size gelsin
AA'nın WhatsApp kanallarına katılın, önemli gelişmeler cebinize düşsün.

🔹 Gündemdeki gelişmeler, özel haber, analiz, fotoğraf ve videolar için Anadolu Ajansı
🔹 Anlık gelişmeler için AA Canlı

Sistem sayesinde yolda oluşabilecek şüpheli hareketler, duraklamalar veya yabancı nesneler anında tespit edilecek. Rutin dışı her türlü durum (terör tehdidi, kaza veya yasa dışı geçiş teşebbüsleri) sistem tarafından analiz edilerek operatörlere uyarı olarak iletilecek.

EYEMINER, tek başına bir yazılım olmanın ötesinde, sahadaki diğer güvenlik bileşenleri ve komuta kontrol sistemleriyle tam entegre şekilde görev yapacak.

Geleneksel gözetleme sistemlerinde operatör yorgunluğu ve dikkat dağınıklığı nedeniyle gözden kaçabilecek detaylar, EYEMINER’ın 7/24 kesintisiz çalışan algoritmaları sayesinde minimize ediliyor. Sistem, derin öğrenme metodolojisiyle sahadaki görüntüleri işleyerek hata payını en aza indiriyor ve güvenlik güçlerine karar destek mekanizması sunuyor.

Türk savunma sanayisi bu ve benzeri ihracatlarla donanım ve platformlarda yakaladığı başarılara yüksek teknolojili yapay zeka yazılımlarını da ekliyor.

Yurt dışı pazarlara EYEMINER özelinde atılan bu ilk adım, yeni başarılar için de önemli referans oluşturup kapı aralayacak.

EYEMINER, yurt içinde de Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesindeki mevcut görüntüleme altyapısına entegre edilerek trafik yönetimi, yol güvenliği, kalabalık izleme, kritik nokta ve sınır güvenliği gibi pek çok alanda kullanılıyor.

EYEMINER halen "araç, yaya, bisiklet, bagaj vb. nesne türlerini algılama", "çoklu nesne takibi ve iz sürme", "duraksama, ters yön, terk edilmiş eşya, ani yoğunluk artışı, sıra/kuyruk tespiti, hız/aksiyon anormallikleri", "plaka tanıma entegrasyonu ve kara-liste karşılaştırma", "adli inceleme desteğine yönelik hızlı video arama, timeline ve olay-klip çıkarma", "yüz tanıma ile kişi tespiti ve karaliste eşleştirmeleri" gibi yeteneklerle kullanıcılarına fayda sağlıyor.

Sistemin sahip olduğu yetenekler araç içi, meydan, stadyum, ulaşım merkezleri gibi farklı uygulama noktalarında ortaya çıkan güvenlik ihtiyaçlarını da dikkate alarak geliştiriliyor.

Alıntı: https://www.aa.com.tr/tr/savunma-sanayisi/turkiyede-gelistirilen-guvenlik-cozumu-afrikada-dijital-goz-olacak/3834665

🎞️ 🎾2026 Avustralya Açık Tenis Turnuvası: ''🇹🇷Türk taraftarlar tüm kalbimizi kazanmıştı'' #AO26

🇹🇷🎾Milli Tenisçimiz Zeynep Sönmez'in maçı 


 

🎞️ Orhun Anıtları ve TÜRK adı...

 

Alıntı: TULPAR24 
@tulpar24

 

🎞️ 🛂 Belaruslu bir pasaport kontrol memuru. “Daha önce bu kadar güzel bir pasaport görmedim...''

Belaruslu bir pasaport kontrol memuru, Türk pasaportunu morötesi ışığa tuttuğunda çıkan detaylara hayranlığını dile getirdi: “Daha önce bu kadar güzel bir pasaport görmedim. Sayfalarında şehirler saklı.”


🎞️ Anadolu'nun Yozgat'ından köylü 🇹🇷Türk 🙋🏻‍♀️ kızının bir günü

📖 111 sene evvel Çanakkale siperlerinde bir mektup...



MEĞER HEPSİ ORUÇLUYMUŞ

111 sene evvel Çanakkale siperlerinde bir mektup:

“Benim güzel kızım, bugün 14 Temmuz, Ramazan’ın ikinci günü.

Şeyhülislam, ‘Oruç tutmayabilirsiniz’ diye fetva yayınladı.

Ama benim içim rahat etmedi; oruca niyetlendim.

Sahur vakti çalıların arasında iki kök çiriş (pırasadan daha küçük bir ot) buldum.

Onlarla sahur ettim.

Gündüz yeni siperler kazdık; hiç susamadım.

Taarruz arttı, kafamızı çıkaramadık.

Akşam olunca bir asker ezan okudu.

Siperin içinde matara elden ele dolaştı; herkes orucunu su ile açtı.

Ben zannettim ki sadece ben oruçluyum.

Meğer bölüğün hepsi oruçluymuş.

Matara en son bana geldi.

Geldi ama ben kendimden utandım.

Arkadaşlarım hepsi sahursuz oruç tutmuşlar.

Ben ise iki çirişi yediğim için arkadaşlarıma karşı kendimi mahcup hissettim.

O gün, oruçlu şehit olan Erzurumlu, Tokatlı, Sivaslı ve memleketimizin her yerinden şehit olan arkadaşlarımın hakkını nasıl öderim diye gözyaşı döktüm…”


Bu satırlar, ecdadın bu ülkeyi ne zorluklarla ve çetin şartlarda bize bıraktıklarını hatırlatıyor; kıymetini bilelim.

İnsanımızda oluşturulan en büyük hastalık, tüketim hırsı ve nimete nankörlüktür… Halinden şikâyet, tatminsizlik… Bu bir mizaç bozulması aynı zamanda.

Bu satırlar, ne kadar bolluk ve bereket içinde olduğumuzu ve halimize şükretmemiz gerektiğini bize gösteriyor.

Ruhları şad olsun, minnetle anıyorum. 🇹🇷

Alıntı:  İlkay @Editorilkay


20260218

🎞️ 🗣️🇹🇷 Gençlerin Türkçe konuşma sorunu

 

📖 TARİH ARŞİVİ: İngiliz askerî polis, İstanbul'da devriye geziyor, Türklerin çantasını kontrol ediyor.


Fotoğraftaki İngiliz askerî polis, İstanbul'da devriye geziyor,
Türklerin çantasını kontrol ediyor.
(Iwm/14270)

Adamın ismi Maurice H. Jenks.

Iwm röportajında
"İstanbul'u biz yönetecektik fakat Kemal Paşa öyle güçlenmişti ki İstanbul'dan tüymek zorunda kaldık" diyor. (Iwm/4609)

📖 Kaşkay Türkleri ve "Nissan Kaşkay" halıları

 

Kaşkay Türkleri

Yüzyıllardır, Güney İran'ın yaylalarında Oğuz kültürünü, saf Türk dilini ve özgür ruhlarını canlı tutmuşlardır.

 Onlar için hayat, kış ve yaz otlakları arasında sonsuz bir yolculuktur.  

"Nissan Kaşkay" adını dayanıklılıklarından alırken, dünya onların ünlü kök boyasıyla boyanmış halılarında zarafeti keşfetti. 

Onlar, kadim bir geleneğin en renkli ve gururlu temsilcileridir.



📖 Türk halklarının Sibiryalı atalarının 2200 yıl önce bu inanılmaz fırçaları kullandıkları

 

Eski Mısırlıların bazı ağaçların dallarını çiğneyerek dişlerini temizlediklerini, Afrika ve Arap toplumlarında da bu kadim geleneğin gururla yaşatıldığını bilirsiniz. 

Peki Türk halklarının Sibiryalı atalarının 2200 yıl önce bu inanılmaz fırçaları kullandıklarını biliyor muydunuz?


Alıntı: Dr. Nükhet Okutan Davletov @ndavletovart

📺 Anadolu irfanına reyting tuzağı

 

Anadolu irfanına reyting tuzağı

ATV'nin Aynı Yağmur Altında adlı dizisi sezona iddialı başlasa da seyirciden büyük bir ilgi görmedi. İlk bölümüyle beklenen çıkışı gösteremeyen yapım reyting için toplumu kışkırtmaya çalıştı

18 Şubat 2026
KÜLTÜR SANAT SERVİSİ

ATV’nin yeni dizisi ‘Aynı Yağmur Altında’, beklenen reytingi alamayınca çareyi toplumsal fay hatlarını kaşımakta aradı. Dizideki ‘domuz eti servisi’ sahnesi, ne laik ne de muhafazakâr kesimi yansıtan karikatürize tiplemeler üzerinden, Türkiye gerçekliğine aykırı yapay bir çatışma üretiyor.

Başrollerini Nilsu Berfin Aktaş ve Burak Tozkoparan’ın paylaştığı; Hülya Avşar, Fikret Kuşkan, Erkan Can gibi usta isimleri kadrosunda buluşturan Aynı Yağmur Altında, sezona iddialı başlasa da seyirciden büyük bir ilgi görmedi. İlk bölümüyle beklenen çıkışı gösteremeyen yapım reyting için toplumu kışkırtmaya çalıştı.

‘DOMUZ ETİ’ ÜZERİNDEN YAPAY GERİLİM

Dizinin son bölümünde, modern görünümlü bir kadın karakter olan Tülin Karanoğlu’nun, muhafazakâr hassasiyetleri olan Hümeyra Hanım ve ailesine bir aileye akşam yemeğinde “Roasted Pork” (Fırınlanmış Domuz Eti) servis etmesi sosyal medyada tepki çekti. Dizide, “Birileri gibi hoşgörüsüz değiliz!” sözleri tepkilere yol açtı. Yapılan kışkırtmayı eleştiren seyirciler, yazılan senaryonun gerçeklikten kopuk olduğunu dile getirdi. Sahne, Türkiye’deki laik yaşam tarzına sahip insanları “karşısındakinin inancına saygı duymayan ve rutin olarak domuz eti tüketen” bir kitle gibi gösterirken; muhafazakâr kesimi ise provokasyonlara öfkeyle karşılık veren bir taraf olarak konumlandırdı.

NE LAİK BÖYLE NE MUHAFAZAKÂR

Dizide yaratılan bu atmosfer, Türkiye’nin toplumsal dokusuyla örtüşmüyor. Hiç kimsenin misafirlerine domuz eti dayatmasında bulunmayacağı bilinirken kendisini muhafazakâr olarak tanımlayan vatandaşların yaşam tarzları da anlatıldığı gibi değil.

Reyting uğruna yaratılan bu “biz ve onlar” söylemi Türk Milleti içerisinde fitneye ve ayrıştırmaya yol açıyor.

Alıntı: https://www.aydinlik.com.tr/haber/anadolu-irfanina-reyting-tuzagi-566884



Özet

Rosa, Londra'daki Gazze protestosu her şeyi değiştirene kadar hayatını insan haklarına adadı. Hastalıkla savaşarak, protestodan Ali ile yeniden bir araya geldiği İstanbul'a beklenmedik bir yolculuğa çıkar. Aşık olurlar.

Hayatını insan hakları mücadelesine adamış, Londra'da katıldığı bir Gazze protestosu sırasında dünyası alt üst olan genç bir kadın olan Rosa. Ciddi bir hastalık ve beklenmedik bir kişisel arayışla boğuşurken, Rosa kendini İstanbul'da bulur. Orada, aynı protestoda ilk kez tanıştığı bir adam olan Ali ile yolu bir kez daha kesişiyor. İkisi hızla aşık olurlar, ancak ilişkileri ikisinin de öngöremediği yıkıcı bir olaylar zincirinin katalizörü haline gelecektir.


🎞️🗣️🎙️ ''Sana kurban olurum'' 🇦🇿

 

🎞️ Lotus Davası - Türkiye'nin ilk hukuk zaferi - Mahmut Esat Bozkurt'ın başarısı - Kapütülasyonlarla ilgisi nedir?

📖✍️🇹🇷📚TÜRK EDEBİYATI: Şiir: Ne Gelir Elimizden İnsan Olmaktan Başka? - Edip Cansever Edip Cansever

Ne Gelir Elimizden İnsan Olmaktan Başka?

Edip Cansever

Edip Cansever

Ne çıkar siz bizi anlamasanız da
Evet, siz bizi anlamasanız da ne çıkar
Eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da.

Hiçbir şey! Kadınlar geçtiği o kadın kokusu anlarında
Yıkanmış, mayhoş ve taranmış duygularıyla
Dönüşür içimizde az menekşe, bir sarmaşık
Menekşe, hadi neyse, mor deriz sarmaşıklara
Mor deriz, mor bilinir çünkü, bir yandan güneşler kurur
Her yandan güneşler kurur, sanki yaz günüyledir
Bir adam kayboluyordur bir taşra sıkıntısıyla
Deriz ki, “şuram ağrıyor” bir de, “başım dönüyor”, “yanıyor avuçlarım”
Belki de bir çığlık mı bu, bu seziş, bu yakınma
Bir çığlık, hem de nasıl, katılmış, donmuş, yaşıyorcasına
Uzansak ellerimizde uzansak avuçlarımızda, bir çığlık
Nedir mi ellerimiz-korkunçtur bir elin bir köşesinde insan olmalarıyla-
Korkunçtur insan olmalarıyla kıyısında bir yüreğin
Kıyısında gibi yangından, çok karanlıktan geçilmez caddelerin
Ve korkunç anlamsız gözlerinde ha dünya ha bir park bekçisinin
Korkunçtur insan olmaları, bir ceset, suda bir şapka gibi sallanaraktan
Bitmeyen bir selam gibi, hastayken, inceyken, yalnızlıklarda aranan
Korkunçtur-bunu anlıyoruz-bir yüzün en çoğul beyazında
Korkunctur insan olmaları güz ortalarında, eriyen türbe ışıklarında
Ve korkunçtur eriyip kaybolmaların bir köşesinde insan olmalarıyla
Korkunçtur korkunç! 
Diyerek: ben kimim, kime anlatıyorum, neyi anlatıyorum ayrıca
Neyim ben, bu olanlar ne, ya kimdir tüketen isteklerimi
Tüketen kim. Hani görmeden daha, sezmeden herşeyin bittiğini
Ama ne zaman saçları kurularken çok eski bir alışkanlıkla
Çökerken üstümüze bir sözün, bir gümüş kupanın o sebepsiz inceliği
Ansızın bir ürperişte: bitti mi herşey bitti mi
Yoo, hayır! öyleyse kimdir tüketen isteklerimi
Bir rüzgar, duyulup binlercesi birden bir rüzgar
Birakıp giden beni bir kenara, bir uzağı, yada bir boşluğu bırakır gibi
Ve ben ki hazırımdır bir süre unutulmaya
Ama hep sorulur gibidir benden: ben şimdi ne yapsam acaba.
Ben şimdi ne yapsam, ben şimdi ne yapsam kaç kere yalnız
Hem bunu kaç kere söylemek, ne türlü söylemek adına
Eskimiş fırçalarda, kırılmış şişelerde, tozlanmış ilaç kutularında
Okunmaz kitaplarda, uzaksı giyişlerde çocuksuz avlularda
Anlamsız kahvelerde, bir yolun çok ucunda, asılmış koyun butlarında
Ben şimdi ne yapsam, ben işte ne yapsam kaç kere yalnız
Kaç kere yalnız, ama kaç kere yalnız, gene kaç kere insan olmalarımla

Kapansam, evlere kapansam, yıkanmış bir deniz bulacaksam orada
Anılar bulacaksam – anılar mı dediniz? – ne sesli bir vuruşma
Odalar bulacaksam, odalarda kadınlar, çiçekler, çok aynalar
Rakılar, gene rakılar, kırıklar sonsuz yaralar
Bulacaksam orada, bir koltuğu bir koltuğa doğru
Bir yüzü bir yüze, bir eli bir ele doğru yaklaştıran çocuklar
Sinekler bulacaksam, kaskatı yapan boşluğu, sinekler
Zorlanmış bir gülüşten – iğrenip birden – kusmalar, bulantılar
bulacaksam belki de: susanlar, bilmem ki niye susanlar
Ölüler bulacaksam – ölü gözleri onlar, cesetler, giderek dışa vurmalar –
Ne dedik, dışa vurmalar mı, yani ilk aydınlığı mı ölümün? 
Ölümün ilk aydınlığı mı, ne dedik, sahi biz ne deseydik bu konuda? 
Ne deseydik bilmiyorum, ama var bu kadarcık bir şey insanın sonsuzunda.
Bu kadarcık bir şey – iyi ya, peki, şimdi kim var sırada? –
Sakın ha! Biz yoğuz, bizi unutun, yok deyin adımıza.
Yok deyin çünkü biz.. Biz işte korkuyoruz ne güzel korkumuzla
Ne güzel ellerimizle.. Başlayın, hadi başlasanıza! 
Örneğin bir kahve falı? Az müzik? Diyorum biraz iskambil! ..
Ama hiç seslenmeyelim – seslenmeyelim – içimizden oynayalım.
Ayrıca,

– Dört kişiyiz! 
– Hayır on! .
– Bin kişiyiz! 
– Bana kalırsa..

Ne kadarcık bir fark var bizimle bütün insanlar arasında? 
Öyleyse başlayalım: Koz kupa! Ah şu sinek onlusu bire bir unutulmaya..
Çayınız soğuyacak! Çayınız mı dediniz? Ne tuhaf biraz anlıyorum.

– Üç karo! 
– Pas diyorum! 
– Susalım baylar, dört kupa! 

Ah şu sinek onlusu! Koz kupa! Çayınız mı dediniz? Susalım! 
Susalım – niye susalım – Anılar mı dediniz? Ne sesli bir vuruşma! 
Ya sonra? Bırakın şu sonrayı, bilmem ki nedir o sonra? 
Gene mi? Başladınız mı? Peki şimdi kim var sırada? 
Sakın ha! 
Biz yoğuz, bizi unutun, yok deyin adımıza.
Yok deyin çünkü biz..
Biz işte korkuyoruz ne güzel korkumuzla
Ne güzel ağzımızla..
Yok canım, ben var ya, istiyorum sırada olmayı.
İstiyorum – sahi mi? – ama isterseniz siz olun.
Siz olun, biz olalım, kim olacak? – hep böyle oyalansanıza –
Yani; “Şu sinek onlusu, susalım baylar, koz kupa.”
Gibi oyalansanıza,
Biraz oyalansanıza.

Bir oyun başka olamaz oyundan gibi
Bir söz başka olamaz sözden gibi
Bir şey başka olamaz bir şeyden gibi
Tam öyle gibi, varıyor gibi bir mutluluğa
Ne gelir elimizden insan olmaktan başka
Ne gelir elimizden insan olmaktan başka
Ne çıkar siz bizi anlamasanız da
Evet, siz bizi anlamasanız da ne çıkar
Eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da.

Hiçbir şey! Kimse bir gün gözlerimi sevmiyecek, biliyorum
Kimse bir gün kemseyi sevmiyecek korkuyorum
Bir yaşlı kadın en erkek boyutunda
Kendisiyle çiftleşecek kaç kere yalnız
Kaç kere yalnız, kaç kere şaşırmış, bitkin kaç kere
Bir ölgün ses bulacak sesinden çok uzaklarda
Vardır ya, hani bir yer, uzakta çok uzakta
Ölüm mü- yok canım, çok sesli bir evrende çok erken daha
Üstelik bilmiyoruz da, doğrusu bilmiyoruz, ölüm mü, bunu hiç bilmiyoruz
Diyoruz: yaşasak çıkmazları, sevişsek olmayanlarla
Tavşansı sıçramalarla bitirsek şu ormanı
Böylece, niye olmasın, işte bir orman daha
Sanki bir gölgeye geldik; yorulduk, acıktık, susadık biraz
Ve doyduk, ve içtik, ayıldık bir anlamda
Ayıldık ve sorduk, baktık ki hep ormandayız
Kaç kere ölmemişiz, kaç kere sormamışız, bu kaçıncı dalgınlığımız
Yani kaç sesli bir evrende kaç kere yalnız
Ne ölmek, ne ansımak! sadece yaşamakla
Tam öyle gibi.. Demeyin: eh, biraz yorulsak da
Demeyin, sakın haa, yok şu kadar bir şey insanın sonsuzunda
Biz şimdi ne yapsak, biz şimdi ne yapsak, biz işte biraz bilmiyoruz ya
Diyoruz: yaşasak çıkmazları, sevişsek olmayanlarla.

Edip Cansever

🎞️Urfanın meşhur kıvırcık gül kuşu

 


 

🗣️Öğretmen: ☀️Güneşe teşekkür edin...

  Öğretmen sınıfa; - Battığı yerden çıkmayan, çıktığı yerden batmaz, dedi ve bütün sınıfı süzdükten sonra; - Sabri, kalk oğlum sen cevap ver...