20260219

📖 111 sene evvel Çanakkale siperlerinde bir mektup...



MEĞER HEPSİ ORUÇLUYMUŞ

111 sene evvel Çanakkale siperlerinde bir mektup:

“Benim güzel kızım, bugün 14 Temmuz, Ramazan’ın ikinci günü.

Şeyhülislam, ‘Oruç tutmayabilirsiniz’ diye fetva yayınladı.

Ama benim içim rahat etmedi; oruca niyetlendim.

Sahur vakti çalıların arasında iki kök çiriş (pırasadan daha küçük bir ot) buldum.

Onlarla sahur ettim.

Gündüz yeni siperler kazdık; hiç susamadım.

Taarruz arttı, kafamızı çıkaramadık.

Akşam olunca bir asker ezan okudu.

Siperin içinde matara elden ele dolaştı; herkes orucunu su ile açtı.

Ben zannettim ki sadece ben oruçluyum.

Meğer bölüğün hepsi oruçluymuş.

Matara en son bana geldi.

Geldi ama ben kendimden utandım.

Arkadaşlarım hepsi sahursuz oruç tutmuşlar.

Ben ise iki çirişi yediğim için arkadaşlarıma karşı kendimi mahcup hissettim.

O gün, oruçlu şehit olan Erzurumlu, Tokatlı, Sivaslı ve memleketimizin her yerinden şehit olan arkadaşlarımın hakkını nasıl öderim diye gözyaşı döktüm…”


Bu satırlar, ecdadın bu ülkeyi ne zorluklarla ve çetin şartlarda bize bıraktıklarını hatırlatıyor; kıymetini bilelim.

İnsanımızda oluşturulan en büyük hastalık, tüketim hırsı ve nimete nankörlüktür… Halinden şikâyet, tatminsizlik… Bu bir mizaç bozulması aynı zamanda.

Bu satırlar, ne kadar bolluk ve bereket içinde olduğumuzu ve halimize şükretmemiz gerektiğini bize gösteriyor.

Ruhları şad olsun, minnetle anıyorum. 🇹🇷

Alıntı:  İlkay @Editorilkay


20260218

🎞️ 🗣️🇹🇷 Gençlerin Türkçe konuşma sorunu

 

📖 TARİH ARŞİVİ: İngiliz askerî polis, İstanbul'da devriye geziyor, Türklerin çantasını kontrol ediyor.


Fotoğraftaki İngiliz askerî polis, İstanbul'da devriye geziyor,
Türklerin çantasını kontrol ediyor.
(Iwm/14270)

Adamın ismi Maurice H. Jenks.

Iwm röportajında
"İstanbul'u biz yönetecektik fakat Kemal Paşa öyle güçlenmişti ki İstanbul'dan tüymek zorunda kaldık" diyor. (Iwm/4609)

📖 Kaşkay Türkleri ve "Nissan Kaşkay" halıları

 

Kaşkay Türkleri

Yüzyıllardır, Güney İran'ın yaylalarında Oğuz kültürünü, saf Türk dilini ve özgür ruhlarını canlı tutmuşlardır.

 Onlar için hayat, kış ve yaz otlakları arasında sonsuz bir yolculuktur.  

"Nissan Kaşkay" adını dayanıklılıklarından alırken, dünya onların ünlü kök boyasıyla boyanmış halılarında zarafeti keşfetti. 

Onlar, kadim bir geleneğin en renkli ve gururlu temsilcileridir.



📖 Türk halklarının Sibiryalı atalarının 2200 yıl önce bu inanılmaz fırçaları kullandıkları

 

Eski Mısırlıların bazı ağaçların dallarını çiğneyerek dişlerini temizlediklerini, Afrika ve Arap toplumlarında da bu kadim geleneğin gururla yaşatıldığını bilirsiniz. 

Peki Türk halklarının Sibiryalı atalarının 2200 yıl önce bu inanılmaz fırçaları kullandıklarını biliyor muydunuz?


Alıntı: Dr. Nükhet Okutan Davletov @ndavletovart

📺 Anadolu irfanına reyting tuzağı

 

Anadolu irfanına reyting tuzağı

ATV'nin Aynı Yağmur Altında adlı dizisi sezona iddialı başlasa da seyirciden büyük bir ilgi görmedi. İlk bölümüyle beklenen çıkışı gösteremeyen yapım reyting için toplumu kışkırtmaya çalıştı

18 Şubat 2026
KÜLTÜR SANAT SERVİSİ

ATV’nin yeni dizisi ‘Aynı Yağmur Altında’, beklenen reytingi alamayınca çareyi toplumsal fay hatlarını kaşımakta aradı. Dizideki ‘domuz eti servisi’ sahnesi, ne laik ne de muhafazakâr kesimi yansıtan karikatürize tiplemeler üzerinden, Türkiye gerçekliğine aykırı yapay bir çatışma üretiyor.

Başrollerini Nilsu Berfin Aktaş ve Burak Tozkoparan’ın paylaştığı; Hülya Avşar, Fikret Kuşkan, Erkan Can gibi usta isimleri kadrosunda buluşturan Aynı Yağmur Altında, sezona iddialı başlasa da seyirciden büyük bir ilgi görmedi. İlk bölümüyle beklenen çıkışı gösteremeyen yapım reyting için toplumu kışkırtmaya çalıştı.

‘DOMUZ ETİ’ ÜZERİNDEN YAPAY GERİLİM

Dizinin son bölümünde, modern görünümlü bir kadın karakter olan Tülin Karanoğlu’nun, muhafazakâr hassasiyetleri olan Hümeyra Hanım ve ailesine bir aileye akşam yemeğinde “Roasted Pork” (Fırınlanmış Domuz Eti) servis etmesi sosyal medyada tepki çekti. Dizide, “Birileri gibi hoşgörüsüz değiliz!” sözleri tepkilere yol açtı. Yapılan kışkırtmayı eleştiren seyirciler, yazılan senaryonun gerçeklikten kopuk olduğunu dile getirdi. Sahne, Türkiye’deki laik yaşam tarzına sahip insanları “karşısındakinin inancına saygı duymayan ve rutin olarak domuz eti tüketen” bir kitle gibi gösterirken; muhafazakâr kesimi ise provokasyonlara öfkeyle karşılık veren bir taraf olarak konumlandırdı.

NE LAİK BÖYLE NE MUHAFAZAKÂR

Dizide yaratılan bu atmosfer, Türkiye’nin toplumsal dokusuyla örtüşmüyor. Hiç kimsenin misafirlerine domuz eti dayatmasında bulunmayacağı bilinirken kendisini muhafazakâr olarak tanımlayan vatandaşların yaşam tarzları da anlatıldığı gibi değil.

Reyting uğruna yaratılan bu “biz ve onlar” söylemi Türk Milleti içerisinde fitneye ve ayrıştırmaya yol açıyor.

Alıntı: https://www.aydinlik.com.tr/haber/anadolu-irfanina-reyting-tuzagi-566884



Özet

Rosa, Londra'daki Gazze protestosu her şeyi değiştirene kadar hayatını insan haklarına adadı. Hastalıkla savaşarak, protestodan Ali ile yeniden bir araya geldiği İstanbul'a beklenmedik bir yolculuğa çıkar. Aşık olurlar.

Hayatını insan hakları mücadelesine adamış, Londra'da katıldığı bir Gazze protestosu sırasında dünyası alt üst olan genç bir kadın olan Rosa. Ciddi bir hastalık ve beklenmedik bir kişisel arayışla boğuşurken, Rosa kendini İstanbul'da bulur. Orada, aynı protestoda ilk kez tanıştığı bir adam olan Ali ile yolu bir kez daha kesişiyor. İkisi hızla aşık olurlar, ancak ilişkileri ikisinin de öngöremediği yıkıcı bir olaylar zincirinin katalizörü haline gelecektir.


🎞️🗣️🎙️ ''Sana kurban olurum'' 🇦🇿

 

🎞️ Lotus Davası - Türkiye'nin ilk hukuk zaferi - Mahmut Esat Bozkurt'ın başarısı - Kapütülasyonlarla ilgisi nedir?

📖✍️🇹🇷📚TÜRK EDEBİYATI: Şiir: Ne Gelir Elimizden İnsan Olmaktan Başka? - Edip Cansever Edip Cansever

Ne Gelir Elimizden İnsan Olmaktan Başka?

Edip Cansever

Edip Cansever

Ne çıkar siz bizi anlamasanız da
Evet, siz bizi anlamasanız da ne çıkar
Eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da.

Hiçbir şey! Kadınlar geçtiği o kadın kokusu anlarında
Yıkanmış, mayhoş ve taranmış duygularıyla
Dönüşür içimizde az menekşe, bir sarmaşık
Menekşe, hadi neyse, mor deriz sarmaşıklara
Mor deriz, mor bilinir çünkü, bir yandan güneşler kurur
Her yandan güneşler kurur, sanki yaz günüyledir
Bir adam kayboluyordur bir taşra sıkıntısıyla
Deriz ki, “şuram ağrıyor” bir de, “başım dönüyor”, “yanıyor avuçlarım”
Belki de bir çığlık mı bu, bu seziş, bu yakınma
Bir çığlık, hem de nasıl, katılmış, donmuş, yaşıyorcasına
Uzansak ellerimizde uzansak avuçlarımızda, bir çığlık
Nedir mi ellerimiz-korkunçtur bir elin bir köşesinde insan olmalarıyla-
Korkunçtur insan olmalarıyla kıyısında bir yüreğin
Kıyısında gibi yangından, çok karanlıktan geçilmez caddelerin
Ve korkunç anlamsız gözlerinde ha dünya ha bir park bekçisinin
Korkunçtur insan olmaları, bir ceset, suda bir şapka gibi sallanaraktan
Bitmeyen bir selam gibi, hastayken, inceyken, yalnızlıklarda aranan
Korkunçtur-bunu anlıyoruz-bir yüzün en çoğul beyazında
Korkunctur insan olmaları güz ortalarında, eriyen türbe ışıklarında
Ve korkunçtur eriyip kaybolmaların bir köşesinde insan olmalarıyla
Korkunçtur korkunç! 
Diyerek: ben kimim, kime anlatıyorum, neyi anlatıyorum ayrıca
Neyim ben, bu olanlar ne, ya kimdir tüketen isteklerimi
Tüketen kim. Hani görmeden daha, sezmeden herşeyin bittiğini
Ama ne zaman saçları kurularken çok eski bir alışkanlıkla
Çökerken üstümüze bir sözün, bir gümüş kupanın o sebepsiz inceliği
Ansızın bir ürperişte: bitti mi herşey bitti mi
Yoo, hayır! öyleyse kimdir tüketen isteklerimi
Bir rüzgar, duyulup binlercesi birden bir rüzgar
Birakıp giden beni bir kenara, bir uzağı, yada bir boşluğu bırakır gibi
Ve ben ki hazırımdır bir süre unutulmaya
Ama hep sorulur gibidir benden: ben şimdi ne yapsam acaba.
Ben şimdi ne yapsam, ben şimdi ne yapsam kaç kere yalnız
Hem bunu kaç kere söylemek, ne türlü söylemek adına
Eskimiş fırçalarda, kırılmış şişelerde, tozlanmış ilaç kutularında
Okunmaz kitaplarda, uzaksı giyişlerde çocuksuz avlularda
Anlamsız kahvelerde, bir yolun çok ucunda, asılmış koyun butlarında
Ben şimdi ne yapsam, ben işte ne yapsam kaç kere yalnız
Kaç kere yalnız, ama kaç kere yalnız, gene kaç kere insan olmalarımla

Kapansam, evlere kapansam, yıkanmış bir deniz bulacaksam orada
Anılar bulacaksam – anılar mı dediniz? – ne sesli bir vuruşma
Odalar bulacaksam, odalarda kadınlar, çiçekler, çok aynalar
Rakılar, gene rakılar, kırıklar sonsuz yaralar
Bulacaksam orada, bir koltuğu bir koltuğa doğru
Bir yüzü bir yüze, bir eli bir ele doğru yaklaştıran çocuklar
Sinekler bulacaksam, kaskatı yapan boşluğu, sinekler
Zorlanmış bir gülüşten – iğrenip birden – kusmalar, bulantılar
bulacaksam belki de: susanlar, bilmem ki niye susanlar
Ölüler bulacaksam – ölü gözleri onlar, cesetler, giderek dışa vurmalar –
Ne dedik, dışa vurmalar mı, yani ilk aydınlığı mı ölümün? 
Ölümün ilk aydınlığı mı, ne dedik, sahi biz ne deseydik bu konuda? 
Ne deseydik bilmiyorum, ama var bu kadarcık bir şey insanın sonsuzunda.
Bu kadarcık bir şey – iyi ya, peki, şimdi kim var sırada? –
Sakın ha! Biz yoğuz, bizi unutun, yok deyin adımıza.
Yok deyin çünkü biz.. Biz işte korkuyoruz ne güzel korkumuzla
Ne güzel ellerimizle.. Başlayın, hadi başlasanıza! 
Örneğin bir kahve falı? Az müzik? Diyorum biraz iskambil! ..
Ama hiç seslenmeyelim – seslenmeyelim – içimizden oynayalım.
Ayrıca,

– Dört kişiyiz! 
– Hayır on! .
– Bin kişiyiz! 
– Bana kalırsa..

Ne kadarcık bir fark var bizimle bütün insanlar arasında? 
Öyleyse başlayalım: Koz kupa! Ah şu sinek onlusu bire bir unutulmaya..
Çayınız soğuyacak! Çayınız mı dediniz? Ne tuhaf biraz anlıyorum.

– Üç karo! 
– Pas diyorum! 
– Susalım baylar, dört kupa! 

Ah şu sinek onlusu! Koz kupa! Çayınız mı dediniz? Susalım! 
Susalım – niye susalım – Anılar mı dediniz? Ne sesli bir vuruşma! 
Ya sonra? Bırakın şu sonrayı, bilmem ki nedir o sonra? 
Gene mi? Başladınız mı? Peki şimdi kim var sırada? 
Sakın ha! 
Biz yoğuz, bizi unutun, yok deyin adımıza.
Yok deyin çünkü biz..
Biz işte korkuyoruz ne güzel korkumuzla
Ne güzel ağzımızla..
Yok canım, ben var ya, istiyorum sırada olmayı.
İstiyorum – sahi mi? – ama isterseniz siz olun.
Siz olun, biz olalım, kim olacak? – hep böyle oyalansanıza –
Yani; “Şu sinek onlusu, susalım baylar, koz kupa.”
Gibi oyalansanıza,
Biraz oyalansanıza.

Bir oyun başka olamaz oyundan gibi
Bir söz başka olamaz sözden gibi
Bir şey başka olamaz bir şeyden gibi
Tam öyle gibi, varıyor gibi bir mutluluğa
Ne gelir elimizden insan olmaktan başka
Ne gelir elimizden insan olmaktan başka
Ne çıkar siz bizi anlamasanız da
Evet, siz bizi anlamasanız da ne çıkar
Eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da.

Hiçbir şey! Kimse bir gün gözlerimi sevmiyecek, biliyorum
Kimse bir gün kemseyi sevmiyecek korkuyorum
Bir yaşlı kadın en erkek boyutunda
Kendisiyle çiftleşecek kaç kere yalnız
Kaç kere yalnız, kaç kere şaşırmış, bitkin kaç kere
Bir ölgün ses bulacak sesinden çok uzaklarda
Vardır ya, hani bir yer, uzakta çok uzakta
Ölüm mü- yok canım, çok sesli bir evrende çok erken daha
Üstelik bilmiyoruz da, doğrusu bilmiyoruz, ölüm mü, bunu hiç bilmiyoruz
Diyoruz: yaşasak çıkmazları, sevişsek olmayanlarla
Tavşansı sıçramalarla bitirsek şu ormanı
Böylece, niye olmasın, işte bir orman daha
Sanki bir gölgeye geldik; yorulduk, acıktık, susadık biraz
Ve doyduk, ve içtik, ayıldık bir anlamda
Ayıldık ve sorduk, baktık ki hep ormandayız
Kaç kere ölmemişiz, kaç kere sormamışız, bu kaçıncı dalgınlığımız
Yani kaç sesli bir evrende kaç kere yalnız
Ne ölmek, ne ansımak! sadece yaşamakla
Tam öyle gibi.. Demeyin: eh, biraz yorulsak da
Demeyin, sakın haa, yok şu kadar bir şey insanın sonsuzunda
Biz şimdi ne yapsak, biz şimdi ne yapsak, biz işte biraz bilmiyoruz ya
Diyoruz: yaşasak çıkmazları, sevişsek olmayanlarla.

Edip Cansever

🎞️Urfanın meşhur kıvırcık gül kuşu

 


 

20260217

🎞️🇹🇷Atatürk İlkelerini Hiç Böyle Dinlediniz mi? Necmettin Erbakan

 

🎞️ Oxford’u elediler, Yale’i geçtiler ama medyada manşetlerde, ekranlarda onlar değil başkaları var!

📰 Göbeklitepe sergisi

 

Son hazırlıklar devam ediyor ve yarın insanlık tarihinin en dikkat çekici yerlerinden biri hakkında bir sergi açılacak.  

Yapılı Topluluk: Göbeklitepe, Taş Tepeler ve 12.000 Yıl Önceki Yaşam” sergisi, Türkiye'deki Göbeklitepe ve diğer yerlerden elde edilen muhteşem arkeolojik sergi, 19 Temmuz'a kadar açık kalacak.

Sergide, Şanlıurfa Müzesi koleksiyonundan 89 adet orijinal Neolitik dönem eseri ve dört adet replika olmak üzere toplam 93 eser yer alıyor. Bu eserlerin 44'ü ilk kez sergileniyor... 

Berlin’de eserlerin sergilendiği büyük bir Göbeklitepe sergisine ev sahipliği yapıyor.

Göbeklitepe kazıları, 1995 yılında A yapısına ait ilk dikili taşın bulunmasıyla başladı. #gobeklitepe

Göbeklitepe'nin yer aldığı arazide tarlasını sürerken tesadüf eseri bulduğu ilk heykel !!! 
Göbeklitepe'yi keşfeden Şavak Yıldız amca. 
Tarihi değiştiren adam


Dünyanın bilinen en eski anıtsal yapıları olarak kabul edilmekte ve 2018 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası. JUL 17 06.02.2026 bis 19.07.202

Göbeklitepe yaklaşık 12.000 yaşında. Stonehenge inşa edilmeden ya da ilk piramitler inşa edilmeden çok önce, avcı ve koleksiyoncu grupları taştan altı metreye kadar olan stilize insan heykelleriyle anıtsal tesisler oluşturdular. Bu yapılar, 1986 yılında Amcamız buluyor bulmasınada Şanlıurfa Müzesi gerçek olduğuna inanmayıp amcamıza sen yapmışsındır deyip müzenin bir köşesine atıyorlar taki 1994 de Arkeolog Klaus Schmidt Şanlıurfa müzesini gezene kadar bu eserin farklı bir medeniyete ait olduğu anlaşılmıyor..

''Göbeklitepe Tüm dilekleriniz bu kadim toprakların geçmişiye yoğrulsun ve tüm dilekleriniz kabul olsun.'' Göbeklitepe Dilek Ağacı
Göbeklitepe tarihöncesi bir merkezdir. Örencik ( Karaharabe) Köyü'nün 1,5 km doğusundaki sıradışı bulgularıyla Göbeklitepe bugüne kadar %15 bölümü kazılmış olması….


Alıntı: Göbeklitepe Kazı Ekibi.. @Hassanyildiz1

📰🇹🇷''Türk Medeni Kanunu’nun 100. yıldönümünü gururla kutluyoruz.''

Cumhuriyet Kadınları Derneği (CKD)
''Bugün, Cumhuriyetimizin en köklü hukuk devrimlerinden biri olan Türk Medeni Kanunu’nun 100. yıldönümünü gururla kutluyoruz. 1926 yılında yürürlüğe giren bu büyük reform, yalnızca bir yasal düzenleme değil; toplumun sosyal dokusunu, aile yapısını ve bireyin hukuk karşısındaki konumunu kökten değiştiren bir çağdaşlaşma hamlesidir.''


🎞️ Duvar boyacısı mı yoksa ressam mı?

20260216

🎞️ Dede Korkut Destanlarına ait orijinal yapıtlar neden Vatikan'da sergileniyor

 




 

💐Mustafa Nâfiz Irmak, musikimizin en önemli güfte yazarlarından biri 💐


Mustafa Nâfiz Irmak, musikimizin en önemli güfte yazarlarından biri olarak bilinir. Doğrudur. Bestelenen birkaç yüz güftesi vardır diye tahmin ediyorum. Güfteleri başta Selâhattin Pınar ve Sadettin Kaynak olmak üzere birçok bestekâra ilham vermiştir. 

Mustafa Nâfiz Bey, aynı zamanda çok iyi bir bestekârdır da. “Sensiz bu sabah bir acı rüyayla uyandım” mısraıyla başlayan sûzinâk şarkısı onun ilk eseridir.

Alâeddin Hoca onun yalnız ve çok zor bir hayatı olduğunu anlatırdı. Zaten hayatının son senelerini Dârülaceze’ de geçirmiş ve orada vefat etmiştir.

Ajda Pekkan ile birlikte olduğu, hasta yatağındaki bu resim Mustafa Nâfiz Bey muhtemelen en son resmi olmalıdır.

* Resim musikigecmisimiz İnstagram hesabından.


Alıntı: Ahmet Rasim Küçükusta 
@drahmetrasim


🎞️🇹🇷Türklerin Orta Asya'dan Anadolu'ya göç ederken ev yapımında ve 🐱kedi seçimindeki ilginç kadim inanışı.

 


 

📖 Atatürk’ün Cumhuriyet Köyü projesinin modern tasarımı



Atatürk
’ün Cumhuriyet Köyü projesinin modern tasarımı. Türkiye’de yaklaşık 5 bin nüfuslu kasabalar kurulmalı ve köy yaşamını modernize edilip nüfus yayılmalı. Doğum oranını artırmanın en etkili yollarından biri olabilir.




Alıntı: Turkish Archives @TurkishArc


📖 111 sene evvel Çanakkale siperlerinde bir mektup...

MEĞER HEPSİ ORUÇLUYMUŞ 111 sene evvel Çanakkale siperlerinde bir mektup: “Benim güzel kızım, bugün 14 Temmuz, Ramazan’ın ikinci günü. Şeyhül...