20260323

📰 Muslera: "Galatasaray ve Türkiye benim ikinci evim....''

 

Muslera: 

"Galatasaray ve Türkiye benim ikinci evim. İki çocuğum Türkiye'de doğdu. Bu yüzden sadece Galatasaray'a değil, Türkiye'ye çok şey borçluyum. Futbolu bıraktıktan sonra Türkiye'ye geri döneceğim. Türkiye, büyük bir ülke. Ayrıca tam bir futbol ülkesi." 

(AUF TV)

📰 🇫🇮Finlandiya 🇹🇷Türklerinin çıkardığı Bildiriş Dergisi'nin ilk sayısı ve sunuşu. -Baş süz- 1948


Ali Ayçil @AycilAli

Çok sıra dışı bir vesika: 1948 yılında Finlandiya Türklerinin çıkardığı Bildiriş Dergisi'nin ilk sayısı ve sunuşu. -Baş süz-




🎞️ Prof Dr. İlber Ortaylı ve 'tarihsel bütünleşme'

'' İşte bütün problemleri bu tarihsel bütünleşme bunu bir türlü aşamıyorlar. İlber Ortaylı'nın bu kültüre en büyük katkısı budur.''

Alıntı: Ekrem Ataer @ekremataer



20260322

🎞️Herkes Nusrat Mayın Gemisini Bilir... Peki Ya O Gece Kalbini Feda Eden Yüzbaşı Hakkı Bey'i

 

🎞️ 🇹🇷Bayrampaşa’daki sokak eğlencesinde yüzlerce gencin eğlendiği anlar : 🇹🇷Balkan Türkleri

Balkan Türkleri.
  • Kuzen evliliği olmaz.
  • Kadın-erkek birlikte dans ederler.
  • Taciz olayları olmaz.
  • Olsa bile cezası kesilir.
  • Suçla sabıkayla övünmezler.
  • Güvenli mahallelerdir.
  • Yüksek güven toplumuna örnektir.
  • En az yatırımı onlar alırlar, yine de isyan etmezler.
  • Teröre geçit vermezler.

Var olsunlar ❤️

ALINTI: Türk Ortodoks Topluluğu @TurkOrthodox


 

🎞️ Gök Oğuzların torunları, dillerini ve aşlarını unutmadılar! Gagavuz Yeri’nde sarmalar sarılıyor.


Gök Oğuzların torunları, dillerini ve aşlarını unutmadılar!

Moldova’nın kalbinde, Gagavuz Yeri’nde sarmalar sarılıyor.
— Orta Asya / Türk Dünyası (@OrtaAsyaDunyasi) 




🎞️ 🇹🇷 Nevruz kutlu olsun!

 


 

🎞️🌹Narin ve zarif Balkar Türklerinden Kafkas dansı…

 


 

🎞️ 🗣️🎙️🎶 Nevruz kutlu olsun!

 Turan Manafzade @manafzadeturan

Nevruz kutlu olsun! ❤️



20260321

🎞️ Cemal Süreya’nın “Beyaz uykusuz uzakta” diye betimlediği Kars şehrinin karla kaplı, destansı görüntüleri

 


 

🎞️ Kars’ın tarihi sokaklarında şiirsel gezimizin konuğu: Şair Kazım Kazaklı

***

Kars’ın tarihi sokaklarında şiirsel gezimizin konuğu: Şair Kazım Kazaklı

Kars’ın taşla yoğrulmuş sessiz sokakları, her adımda geçmişin izlerini bugüne taşıyor. Kale eteklerinden başlayıp eski mahalle aralarına uzanan bu büyülü yürüyüşte, şehrin hafızasına şiirle dokunan bir isim eşlik ediyor bizlere: Şair Kazım Kazaklı.

Kars’ın ayazını, taş binalarının vakur duruşunu, dar sokaklarında yankılanan hatıraları ve geçmişten bugüne uzanan kültürel zenginliğini mısralara sığdıran Kazım Kazaklı, yalnızca bir şair değil; aynı zamanda bu kadim şehrin ruhunu kelimelere dönüştüren güçlü bir gönül insanı olarak öne çıkıyor.

Taşın, tarihin ve şiirin buluştuğu şehir

Kars’ta yürümek, sıradan bir geziden çok daha fazlasını ifade ediyor. Her sokak başında başka bir hikâye, her taş duvarda başka bir hatıra gizli. İşte bu atmosferde Kazım Kazaklı’nın dizeleri, kentin tarihî dokusuyla birleşerek adeta yaşayan bir anlatıya dönüşüyor.

Şehrin geçmişine tanıklık eden yapılar, eski konaklar, Arnavut kaldırımlı yollar ve kaleye uzanan yamaçlar; Kazaklı’nın şiirlerinde yalnızca birer mekân değil, duygunun ve hafızanın taşıyıcısı hâline geliyor. Onun bakışında Kars, yalnızca görülen değil; hissedilen, dinlenen ve içten içe yaşanan bir şehir olarak beliriyor.

Kazım Kazaklı ile Kars’ı yeniden okumak

Şair Kazım Kazaklı’nın kelimelerinde Kars; kimi zaman hüzünlü bir türkü, kimi zaman gururlu bir tarih, kimi zaman da memleket sevdasının en sade ifadesi oluyor. Şiirsel gezimizin bu özel konuğu, kentin yalnızca sokaklarını değil; insanını, kültürünü, özlemlerini ve hafızasını da satır aralarında görünür kılıyor.

Tarihî sokaklarda yapılan her yürüyüş, onun şiirleriyle birlikte başka bir anlam kazanıyor. Çünkü Kazaklı’nın dili, Kars’ı anlatmaktan öte Kars’ı yaşatıyor. Bu nedenle onun eşliğinde yapılan bir şehir gezisi, aynı zamanda kültürel bir yolculuğa dönüşüyor.

Kars’ın ruhuna dokunan mısralar

Kazım Kazaklı’nın şiirlerinde memleket sevgisi güçlü bir damar olarak hissediliyor. Kars’ın soğuğu, yalnızlığı, asaleti, direnci ve kadim duruşu; onun kaleminde sıcak bir anlatı kazanıyor. Okuyanı düşündüren, duygulandıran ve çoğu zaman kendi iç yolculuğuna çıkaran bu şiirler, şehrin ruhunu kelimelerle geleceğe taşıyor.

Kars’ın tarihî sokaklarında yapılan bu şiirsel gezi, bir şairin rehberliğinde yalnızca bir mekân keşfi değil; aynı zamanda kültür, hafıza ve aidiyet üzerine derin bir yolculuk sunuyor. Kazım Kazaklı, bu yolculukta Kars’ın sesi, sözü ve kalbi olmaya devam ediyor.

#KafkasHaberAjansı 


Alıntı: KHA - Kafkas Haber Ajansı @khacomtr36



🎞️ Kars'ta okuyan öğrenci, Kars'ın bilinmeyen güzelliklerini paylaştı:

 


 

🎞️🗣️🎙️ Prof. Dr. İlber Ortaylı hocamızı ve bilgeliğini özleyeceğiz.

 

🎞️🗣️🎙️ "Çanakkale Geçilmez 🇹🇷 I Prof. Dr. İlber Ortaylı İle Cahille Sohbeti Kestim

 

🎞️🗣️🎙️ Kızılelma Pilot Ekip Lideri Elif Ergin! 🚀🔥

 

🎞️🗣️🎙️ Prof Dr. İlber Ortaylı: ''🇹🇷Türkiye 2. Dünya Savaşı'na girseydi Adalar Değil Türkiye Bizim Olmazdı''

🎞️🗣️🎙️ ''İlber'' Ne Demek? - Yılmaz Özdil

 

🎞️🗣️🎙️ Prof. Dr. İlber Ortaylı: ''Pargalı İbrahim Paşa'nın Yaptıkları Affedilmez.. Vezir-i Azam Yalan Söylemeyecek...''

 

🎞️ 🗣️🎙️ Osmanlı Padişahları Neden Gayri Müslim Kadınlarla Evlenmiştir? Mavi Kan Neden Tercih Edilmiştir?

 

🎞️ 🗣️🎙️ Osmanlılar neden yönettikleri insanlara 🇹🇷Türkçe öğretmedi? - Prof. Dr. Emrah Safa Gürkan

 

🎞️ İran'da hangi Türk eserleri zarar görme tehlikesi altında?

 

📖 Efe Çete Ayşe, ilk kez Kuvay-i Milliye tarihinde efe elbisesi giymiş, ilk kez “Efe” unvanını almış mücahit bir kadındır.


Milli Mücadelede kahraman kadınlarımız bütün gün akşamlara kadar fedakarca düşman ateşi içinde korkmayarak çetelerimize su, ekmek gayret vererek ne kadar güçlü olduğumuzu gösterdiler. Kadınlar birbirlerine birlik beraberlik çağrısı yaptılar ne duruyorsunuz erkeklerimiz erlerimiz genç kızanlarımız savaşırken bize beklemek durmak yakışmaz biz de elimizden geleni yaparak birlik beraberlik yapalım hiç bir şey yapamazsak bir testi su, yoğurt evde ne unu varsa darı veya arpa ununda ekmek çörek bazlama yapıp savaşçılarımıza götürelim. Gerek Yunanlılarla kanlı çarpışmaların yapıldığı Aydın Savaşı, gerekse işgal yıllarının tamamında Türk kadının rolü büyüktür.   

Her yeri şehit kanıyla bulanmış güzel yurdumuzun yeniden vatan edinilmesinde rol oynayan Türk kadını ana olmanın yanında çetelerin yanında, cesaretli, çalışkan, Gözü kara vatanperver gibi özellikleri üzerinde taşıyan kahraman Efe Çete Ayşedir.

Efe Çete Ayşe, ilk kez Kuvay-i Milliye tarihinde efe elbisesi giymiş, ilk kez “Efe” unvanını almış mücahit bir kadındır. 

 Çete Emir Ayşe,1894 yılında İmamköy’de doğmuş, 1910 yılında Kayacık köyünden Mustafa ile evlenmiş bu evliliğinden iki kızı olmuştur. Eşi I. Dünya Savaşı sırasında şehit olmuştur. Eşinin şehit olması üzerine İmamköy’e yerleşmiştir.

   Çete Emir Ayşe, Yunanlıların İzmir’i işgal ettiği 15 Mayıs 1919’da henüz 23 yaşındadır. Eşi I. Dünya Savaşı sırasında yaralanmış ve Ankara Hastanesinde şehit olmuş iki çocuklu bir dul bir kadındı. Yunanlıların Aydını da işgal etmeleri üzerine gelin olurken kendine takılan altını Aydında satarak onun parasıyla bir mavzer alarak İmamköy’e geri döner. Ayşe Efe Konuyu şöyle aktarır. “Yunan Aydına geldiğinde İmamköyü’nde idim. Yunan Aydına gelmezden altın paramı boynumdan atıp martini aldım ben. On beş gün evvel düşman Nazilli’ye geçti. Bu tarafa geçer iken yakmağa başladı.. Dayanamadım, köylü,

“Büyük adamlar silahı olanlar alsın çıksın dedi. Aldım Martiniyi çıktım.»

Aydın’ın Yunanlılar tarafından işgali üzerine silahını alıp, çocuklarını da komşusuna emanet eden Emire Ayşe dağa çıkar. Burada Halil İbrahim Efe ve  Sancaktarın Ali Efenin çetesine katılır . Çiftlikli Kübra ve Ayşe Çavuş da Yunan işgaline karşı direnmek için dağa çıkmıştır.

Ayşe Efe Bu Olayı bu şekilde aktarmaktadır.

“Andon Ağanın çiftliğine geldik. Yunanlılara Kepezde bastık. Orada harp olur iken biz Kepezden saptık. İçimizde bir ihtiyat zabiti vardı?. Şehit verdik.. Daha ertesi günü Nazilli’den Takazan Mehmet Efe geldi. Onlardan Zindan Deresinin Oradan bastık. Üç gün oradan bastık.. Aydının aşağı başından çıktık.” dedi. Ayşe Efe kendisine verilen ceket, pantolon ve postalı giyerek tarihte « Aydın Muharebeleri « diye anılan savaşa katılır. 28 Haziran 1919’da başlayıp 30 Haziran 1919’da sona eren ve Aydının birinci kez Yunan işgalinden kurtarıldığı savaştan sonra Aydın 3 Temmuz 1919’da tekrar işgal edilir ve işgal 07 Eylül 1922 ye kadar sürer. “Yunan Bir Daha Aydın’a geldi. Kaçtım. Koçarlı tarafına geldim. Yörük Alinin maiyetine. Onun ilende Üçyola gittim. iki gün orada çakmak çaldım. Ondan sonra «Eğri kavakda» izinli geldim. Bitti. Dalmadayım şimdi. Efem gitme yetişir gari dedi”

Ayşe Efe’nin Kuvva-yı Millîyeyse nasıl katıldığını  elinde silah kaçan birinin elinden silahını  almasının ardından bir de dürbün bulmuş, savaşa katılmış, savaşta yaralanma tehlikesi geçirmiş , fakat çocuklarını komşusuna emanet eden bu kahraman Türk Kadını yine yılmamış, korkmamıştır.

Aydın’ın Yunan işgalinden Kurtulmasının ardından İmamköy’e dönen Ayşe Efe Yunanlıların tekrar Aydını işgal etmeleri üzerine çocuklarını da alarak Çakmar’a gider. Daha sonra Yörük Ali Efeyi bulur. Yörük Ali  Efe ile Mende güme baskınına katılır. Teğmen Zekai, Danişmentli İsmail Efe de bu baskına katılmışlardır. Danişmentli İsmail Efe’nin kendisine  geri dönmesini, savaşın erkek için olduğunu söylemesi üzerine ''Ben imam nasihati istemem” demiştir.

Avcı Neferi Ayşe, Birinci Bölümün dördüncü mangasında avcı neferi olan Ayşe Efe Mendegüme Muharebeleri sırasında sıtma nöbetine yakalanmış, köylü kadınlar kendisini götürerek tedavi etmişlerdir. Gökçen Efe köyde istirahat ettiği sırada Ayşe Efeyi ziyaret etmiş, kendisine 25 lira bırakmıştır. Ayşe Efe iyileştikten sonra Eğrikavak’a doğru hareket etmiş, daha sonra Kurban Bayramı nedeniyle Dalama ‘ya gelmiştir.  Bu sırada düzenli orduların kurulmasının ardından Ayşe Efe Yörük Ali Efenin önerisi üzerine tekrar cepheye dönmemiş, silahını Yörük Ali Efeye emanet edip «kahpe alçak birisine değil de bir yiğide devretmesini» istemiştir.

Çete Emir Ayşe, Türkiye Cumhuriyetinin ilanından sonra da köyünde yaşamını  sürdürür.  Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk 1933 yılında Aydın’a geldiğinde, kendi elleriyle Ayşe Efeye Kırmızı Şeritli İstiklal Madalyasını takar. O, Milli Mücadele’nin İstiklal Madalyası sahibi tek kadın efesidir.

Çete Emir Ayşe Efe,

 “O günlerden iki hatıram kaldı. Biri kadınlığımla verdiğim savaş, öteki de rahmetli Atatürk’ün göğsüme taktığı İstiklal Madalyası’dır” der.

Umurlu, Aydın, Köşkte fiili olarak savaşmış, savaşın sona ermesinin ardından 1967 yılında ölümüne kadar İmamköy’de yaşamıştır. Çete Emir Ayşenin mezarı İmamköyde’dir.

Başta Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu vatan için canlarını veren tüm şehitlerimizi rahmetle, minnetle, şükranla, özlemle anıyoruz.

İstiklal savaşı sırasında pek çok vatansever bir araya gelip düşmanı topraklarımızdan atabilmek için silaha sarılmıştır. Hiçbir mecburiyet yokken teşkilat kurup savaşan bu kahraman gruplara “Çete”, teşkilatı kuran kişilere de “Çeteci” denmiştir. Çete Ayşe de bu kahramanlardan birisidir. Hem de ilk Çetecilerden, ilk defa Kuva-yı Milliye tarihinde efe elbisesi giymiş, ilk defa “Efe” unvanı almış mücahit bir kadındır. Kastamonu’da Halime Çavuşu, Erzurum’da Kara Fatma (Seher), Adana’da Melek Hanım, Erzurum’da Nene Hatun neyse; dağlarından yağ, ovalarından bal akan, efeler diyarı Aydın İl’inde de Çete Ayşe odur.

 

Umurlu’ya bağlı İmamköy’den bir şehit eşi olan Çete Ayşe, kadınlardan ve genç kızlardan oluşan çetesiyle Anadolu kadınına öncülük etmiş, unutulmaz bir halk kahramanıdır. Gözü pekliği, liderliği ve hitabet yeteneğiyle kısa sürede halkın sevgi ve takdirini kazanır, Milli Mücadele’nin Ege Bölgesi’ndeki en büyük sembollerinden biri haline gelir. Efe Çete Ayşe, ilk kez Kuvay-i Milliye tarihinde efe elbisesi giymiş, ilk kez “Efe” unvanını almış mücahit bir kadındır. 


Alıntı: http://imamkoy.com/index.php/koyumuzun-kadin-kahramani-cete-ayse/



Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir milletinde Anadolu köylü kadınının üstünde kadın çalışmasını zikretmeye imkân yoktur ve dünyada hiçbir milletin kadını “Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar himmet gösterdim” diyemez”

    Mustafa Kemal ATATÜRK

📖.Kurtuluş Savaşı'nda Aydın İmamköylü Ayşe Çavuş

 

Kocası şehit olunca, küpelerini satarak aldığı tüfekle dağa çıkan Kurtuluş Savaşı kahramanlarından Aydın İmamköylü Ayşe Çavuş

Alıntı: Tarihi Merak Ediyoruz @tarihiiimerak

*****

Milli Mücadele Savaşının Kadın Kahramanı İmamköy’lü Çete Emir Ayşe, Çeteler, Efeler

Milli Mücadele Savaşının Kadın Kahramanı İmamköy’lü Çete Emir Ayşe, Çeteler, Efeler Hakkında İmamköy’den Kaynağından Gerçek Bilgiler (Hz. Derleyen N. Karabulut)

İmamköy’ün Kadın Efesi Çete  Emir Ayşe Kimdir? İmamköylüler’den sözlü gerçek anlatım.


     EFE AYŞE (1894-1967) (İmamköylü’dür)

 Efe Ayşe 1894 yılında Aydın Merkez İmamköy’de doğmuştur. Çeteler sülalesinden gelmektedir. Çocukluğu gençliği hep İmamköy’de geçmiştir. Babasının adı Mustafa’dır. 1910 yılında Kayacık Köyü nüfusuna kayıtlı Mustafa adlı kişi ile evlenmiş, bu evlilikten iki kız çocuğu olmuştur.

Eşi Mustafa 1915 yılında Çanakkale Cephesinde askere alınmış  ve bu cephede şehit düşmüştür. Efe Ayşe eşinin şehit düşmesi üzerine tekrar İmamköy’e yerleşmiştir. Çete Emir Ayşe’yi köyümüzden tanıyan komşuları Zikriye Yavaş anlattı. Uzun boylu sarışın güzel bir kadın olduğu söyleniyor. Sırtına tüfeğini takar (asar) öyle gidermiş gittiği yere gözü kara, cesur birisi olduğu söylenmektedir.

Yunanlıların 1919 yılında Aydını işgali sırasında İmamköy’ü ele geçirmeleri üzerine silahlanarak Umurlu’daki Sancaktar Ali Efe grubuna katılmıştır. Aynı gruptaki Çiftlikli Kübra ve Ayşe Çavuş ile birlikte ilk olarak Kepez sırtlarında düşmanla savaşmış, daha sonra Aydın Cephesinde yer almıştır. Düşmanın Aydın’dan birinci kez çıkartılması üzerine köyüne geri dönmüştür.  

     Aydının Yunanlılar tarafından ikinci kez işgali üzerine Yörük Ali Efe grubuna katılarak Köşk Cephesindeki muharebelerde yer almış ve Milli Mücadelenin sonuna kadar savaşmıştır. Bu  Kahraman Türk kadını “Benim yaptığımda ne var ki herkes yapar” diyerek ne kadar yüce ve alçak gönüllü olduğunu dile getirmiştir.

   Çete Emir Ayşe yunan askerlerine karşı direnen güçlü, kadınlarımıza ışık ve yön veren , bir lider hanımdır. Kadınlarımıza önderlik yapmış, ülkenin yunan işgalinden kurtarışında birtakım yerlere giderek üzerinden kilitli olan kadınların kapı kilitlerini kırmak suretiyle onlara esaretten kurtaran bir liderdir.  Kahraman ÇETE EMİR AYŞE       N. Karabulut

 Efe Ayşe Milli Mücadeledeki başarılarından dolayı Gazi Mustafa Kemal Paşanın teklifi ile TBMM tarafından Kırmızı şeritli İstiklal Madalyasına layık görülmüştür. Çete Ayşe, Kuva-yı Milliye tarihinde ilk kadın efe unvanını almıştır.

       İmamköy’lü 23 yaşındaki kahraman Türk kızı Yörük Ali Efe çetesi ile birlikte düşmana vurulan ilk darbe olan Malgaç baskınına ve daha bir çok savaşa o da katıldı. Kurtuluş Savaşı’nın sonuna kadar kahramanca savaştı.

    Çete Emir Ayşe der ki,

Bazı kadınların içinde bir pehlivan; bazı erkeklerin içinde de, korkaklıklarından dolayı, bir kadın gizlidir. Kemer belindir, çizme ayağın, börk başındır. Mademki burası bizim vatanımız; biz de bu vatanın olmalıyız.

 Çete Ayşe, TBMM tarafından Kırmızı Şeritli istiklal Madalyasına layık görülmüştür. 


“Efe“ Özellikle Batı Anadolu köy yiğidi, zeybektir. Efe olmak da efe kalmakta zordur. Efe, geleneğine göreneğine, kültürüne, diline düşkün, onurlu, yiğit, dürüst seçkin kişilerdir. Efeler çetelerin lideri konumundadır. Efe zeybek topluluklarının başkanına verilen adıdır. Ege bölgesi özellikle Aydın ilimiz efenin harman olduğu bir yerdir. Efelik zalime baş kaldırmaktır. Onurludur, yiğittir, özü sözü birdir, vatanseverdir kısacası düşman karşısında dimdik ayakta durabilmektir.

Zeybek: Bir efenin yanında bulunan yiğitliği ve gözü pekliği ile öne çıkmış, kızanların eğitimi ile görevli kişi, Özellikle Batı Anadolu’da efelere verilen ad. Ege Bölgesi’nde Kızanlıktan yetişmiş, iyi nişancı, zeki ve yürekli kişilere zeybek olabilirler.

Kızan: Bir efenin çetesine yeni katılan gençlere denir. Bir efenin yanında olmak isteyen genç erkekler efeye başvururlar eğer efe tarafından kabul edilirlerse bir tören yapılarak ekibe alınırlar ve yetişmelerinden zeybekler sorumlu olurdu. Kızanlar hiç sorgulamadan efelerin emirlerini yerine getirirler.  timthumb

“Çete“ Kelimesi yaptığım araştırmada ortak amaca ulaşmak için kendi kararlarıyla aralarında sıkı bir birlik kuran kümeye çete denir. Yada Ordu birliklerinden olmayan küçük birliktir. Çete Ayşe Kuvâ-yı Milliye tarihinde ilk defa efe elbisesi giymiş, ilk defa “Efe” unvanı almış mücahit bir kadın olarak Türkiye  tarihine  geçmiştir.
 
ÇETE NEYE DENiR?: 

Bu yazıda sözünü ettiğimiz çete Mondros Ateşkes Antlaşmasının ardından İzmir ve Aydın’ın işgali üzerine Yerel sivil örgütlenmeler, Kuva-yi Milliye olarak ortaya çıkan ve düzenli ordulardan oluşan işgalci güçlere karşı gerilla savaşı uygulayan bağımsız yerel örgütlenmelerdir. Bu örgütler daha sonra TBMM’nin kurulması ile birleştirilmiş ve İnönü Savaşı sırasında da düzenli orduya dönüştürülmüştür.


  İmamköylü Çete Emir Ayşenin Fotografı Hz: Nermin Karabulut

Kuvva-yı Milliye nedir? 

Arapça bir kelime olan  Kuvva sözcüğü  güç anlamına gelir. Dilimize ise  Kuva-yı Milliye terimi  ulusal güçler anlamında girmiştir. Kuva-yı Milliye Yapılanması, işgal altındaki ülkelerde halk tarafından oluşturulmuş sivil direniş örgütlerine verilen addır.

    Kuva-yı Milliye : 1.Ülkemizde ulusal Kurtuluş Savaşına katılan herkesi kapsayan bir kavram olarak kullanılmıştır. Anadolu’nun Yunan, İngiliz, Fransız, İtalyan birliklerince işgal edildiği ve Mondros Mütarekesi ile ağır koşulların dayatıldığı dönemde çeşitli yörelerde Osmanlı ordusunun silahlarının alınıp dağıtıldığı günlerde doğan milli direniş örgütlerine verilen isimdir Kuva-yı Milliye.

 İlk Örgütlü Kuva-yı Milliye Hareketi :

İzmir’in işgalinden sonra vatansever bazı subayların halkı örgütlemesi ile Ege Bölgesi’nde başlamıştır. Batı Anadolu’daki Kuva-yı Milliye birlikleri düzenli ordu kuruluncaya kadar geçen sürede Yunan birliklerine karşı vur- kaç taktiği ile savaşmıştır.


İlk Örgütlü Kuvayı Milliye Hareketi: 

Yunanlıların Mondros Ateşkes Antlaşmasının  İtilaf Devletleri kendilerinin güvenliğini tehdit eden herhangi bir durumun ortaya çıkması halinde hangisi olursa olsun stratejik noktaları işgal etme hakkına sahip bulunacaktır. diyen 7. Maddesi gereğince 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal etmeleri üzerine başlamıştır.  

Batı Anadolu’da Kuva-yı Milliye Hareketi: 

Yunanlıların Mondros Ateşkes Antlaşmasının  İtilaf Devletleri kendilerinin güvenliğini tehdit eden herhangi bir durumun ortaya çıkması halinde hangisi olursa olsun stratejik noktaları işgal etme hakkına sahip bulunacaktır. Diyen 7. Maddesi gereğince 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal etmeleri üzerine başlamıştır.

İzmir’in işgal Edilmesi: 

Yunanlıların bununla yetinmeyip Aydın’a doğru ilerlemeleri Aydın’daki 57. Alay Kumandanı Miralay Mehmet Şefik Aker ve bir grup vatanseveri endişelendirmiş. Bu nedenle de İstanbul Hükümetinin İşgale karşı çıkılmamasını isteyen direktiflerine rağmen işgale karşı gelmişlerdir.

27 Mayıs 1919’da Aydın’ın da işgal edilmesi üzerine: Yunan işgaline karşı koymak için Aydın dağlarında bulunan Efelerin desteğini almak amacıyla Yörük Ali Efe  ve Kıllıoğlu Hüseyin Efe ile görüşmüşler, bu görüşme sonrasında ise 1 Haziran 1919’dan itibaren köylerden gönüllüler toplanmaya başlanmıştır.

Malgaç Baskını:

 5 Haziran’ı 6 Haziran’a bağlayan gece Yörük Ali Efe ve yanındakiler 17 kişilik bir ekiple Çine’den kuzeye doğru yola çıkmışlar kendilerine yolda katılanlarla beraber 15-16 Haziran 1919 gecesi Sultanhisar’a 1,5 Km mesafedeki Malgaç Deresinin üstünde bulunan ve bir Yunan Karakolunun bulunduğu Malgaç Köprüsüne baskını düzenlemişlerdir.

Çete Ayşe İmamköylü’dür. O bir annedir. iki kızı vardır.( Huriye ve Hafize) okuma yazma bilmez, şehit hanımıdır. Kıt kanaat geçinip gitmektedir. Durum böyleyken köyünde sakin bir hayat sürdüren adı Emir Ayşe olan 23 yaşındaki ev hanımı çok zor şartlar altında silahlanıp düşmanın karşısına çıkmıştır.  Çete Ayşe o günlerin ıstırabını yüreği yanarak duymuş bir vatanseverdir. O yola çıkınca diğer kadınlar, kızlar peşine takılmıştır, bu yönüyle bölgenin diğer kadın kahramanlarına  öncü olmuştur.

Öncülüğüyle de kadın kahramanlarımızın sembolüdür. Zaferi gören bahtiyarlardandır.


Çete Ayşe’nin Silah Arkadaşları Şerife Ali Kübra (Çiftlikli Kübra)

Kısa boylu, biraz kilolu ve geçirmiş olduğu sıtma hastalığı nedeniyle sararmış bir yüze sahiptir. On yedi yaşındadır. Aydın’ın Çiftlikköyü’ndendir. İçinde Yunana karşı bir kin ve öfke vardır. Öfkesi gözlerinden bellidir. Hani derler ya ateş püskürüyor yunana karşı ateş püskürmüştür. Aşırı milliyetçidir. Annesini kaybetmiş babasıyla yaşamaktadır.

Düşman Aydın’da geldiğinde nişanlıdır. Şerife Efe, birgün rüyasında Çete Ayşe’yi görür onunla birlikte savaşa katılmak istediğini babasına söyler. Babası bunu onaylamaz fakat o dinlemez babasının erkek kıyafetini giyerek evden çıkar babası ne kadar itiraz etsede nafiledir o kafasına koymuştur, bir kere düşmanı yenmeye babasının itirazına şu cevabı verir: “Ülkem düşman işgalindeyken ben nasıl evlenip çocuk sahibi olabilirim. Şimdi düşmanı kovma vakti, sağ kalıp geri dönersem evlenirim, çocuklarım olur.” Bunun üzerine Çete Ayşe ile daha sonra Yörük Ali Efe ile düşmana karşı savaşır. Yörük Ali’nin 3. Kızanı olarak tarihe geçer. Savaştan bir süre sonra gösterdiği yararlılık nedeniyle kendisine maaş bağlanmak istenir. Ancak Kübra Efe “Vatan’ı kurtarmanın karşılığı olmaz.” diyerek maaş bağlanması teklifini red eder. Sağol Türk kadını sana da yakışan budur.

Alıntı/kaynak: http://imamkoy.com/index.php/koyumuzun-kadin-kahramani-cete-ayse/

📸 Uçhisar'da bir bayram günü, 1955

 


Alıntı: Nadide Fotoğraf @nadidefotograf


🎞️ İzmir Agorası’ndaki 2000 yıllık antik Roma su kanalı, ihtişamını koruyarak akmaya devam etti.

 


 

🎞️ Gagavuzya'da yaşayan Türk kızları seslendirdikleri şarkılar nedeniyle sosyal medyada yoğun ilgi görüyor.

 


Alıntı: GBT haber@haberGBT

· 


20260320

🎞️ 🇭🇺Macar 🇹🇷Türkolojisi Nedir? Prof. Dr. İlber Ortaylı

 

📄🇭🇺Macar Türkolojisi🇹🇷MACARİSTAN'DA TÜRKOLOJİ KÜRSÜSÜNÜN KURULMASI


Macar Türkolojisi

Alev Duran, “Macar Türkolojisi”, Belgi Dergisi, C.2, S.20 (Yaz 2020/II), ss. 2759-2773.


GİRİŞ

Türkler, anayurtları olan Orta Asya'da ve göç ettikleri her coğrafyada birçok devlet kurarak çeşitli kavimlerle etkileşim halinde olmuşlardır. Türk devletlerinin ve topluluklarının bu kadar geniş coğrafyalar üzerinde etki bırakmaları nedeniyle, birçok devlet tarihini, kültürünü, dilini ve edebiyatını araştırırken, kendini tanımlayabilmek için etkileşim halinde olduğu Türk dilini ve kültürünü de bilme ihtiyacı ortaya çıkmıştır.

Türkler ile tarihte ilişki kuran milletler, 
  • sadece Türklere ve Türk diliyle ilgili bilgi veren kaynakları araştırmak ve irdelemekle kalmamış, 
  • aynı zamanda farklı dillerde yazılmış eski dönemlerden kalma eserleri de derleyip, bu bilgileri değerlendirmişlerdir. 
Bu çalışmalarda Türklük Bilimi olarak adlandırdığımız Türkoloji'nin doğmasını sağlamıştır. 
Türkoloji
  • Türkler 
  • ve özellikle Türk dili
  • lehçeleri, 
  • edebiyatı, 
  • tarihi, 
  • sanatı 
  • ve arkeolojisiyle 
uğraşan bilim alının aldığı isimdir. 

Sözü edilen bu alan, Türk dilinin, edebiyat, tarih, din ve Türk toplumlarının maddi ve manevi kültürünü sistematik şekle toplar ve araştırır. Ayrıca Türk dili, Türk edebiyatı, Türk tarihi, Türk folkloru ve Türk sanatı, Türk yaşayış tarzı gibi konular, Türklük biliminin ilgilendigi konular arasına girmektedir.

Bu bilim dalının tarihi, Avrupa'da 14. yüzyıla kadar dayanmakta olup, 19. yüzyıla gelindiğinde artık müstakil bir bilim dalı v e kürsü haline gelmiştir. Türkolojinin de yükseldiği çağ, aynı zamanda Türk millî kimliğinin de geliştiği XIX. yüzyıl sonları ila XX. yüzyıl başlarına denk gelmektedir. Avrupa'daki Türkoloji araştırmaları, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Türkçülük hareketinin v e Türkçü tarih görüşünün oluşumu üzerinde önemli etkilerde bulunmuş, Türkologların eserleri aynı yüzyılın sonlarında Türk aydınlarını yoğun şekilde etkilemiştir.4

Dünyanın geniş bir coğrafyasına yayılan ve tarih olarak da derin bir geçmişe sahip olan Türk halkı gibi Türkoloji d e b u geniş v e farklı coğrafyalarda, hatta zaman zaman kendi coğrafyasının dışında farklı biçimlerde değerlendirilmiştir. Türkolojinin bir bilim dalı olarak sistemli şekilde ilk ortaya çıktığı yer ise Macar coğrafyası olmuştur.
.....

****

MACARİSTAN'DA TÜRKOLOJİ KÜRSÜSÜNÜN KURULMASI

"...Türkiye' de Türkoloji yoktu ama o dönemde Macaristan'da Türkoloji vardı. Çünkü
Macaristan, eski tarihinin Türklerle teması olduğunu biliyordu. Bu durum vesikalarda
da mevcuttu. İki yüz senedir biliniyordu. Bizans kaynaklarında Macarların aslı Türkler
olarak geçiyordu. 1875'ten beri Macaristan'da Türkoloji çalışmaları yapılıyor, yani
Türk dilleri biliniyordu.... Macarlar, Hıristiyanlığı Türklere karşı ve putperestlere karşı
korudukları için bununla övünmelerine rağmen Batıdan büyük bir darbe yediler.

Macaristan kendini yalnız hissetti. Bunun üzerine Türk âlemine sarıldı. O zaman
Turancılık hareketi çıkmıştı. Macarlar, Batının kendilerini yalnız bırakması üzerine
Türk âlemine sarıldı. İslam âlemine ve Hıristiyanların mukabili olan dünyaya karşı "Biz
Hıristiyan dünyasını müdafaa ettik onun karşılığını görmedik" gibi bir düşünce içinde
yalnızlığa düştüler. Bundan dolayı Turancılık kuvvetlendi."5

Macarlar 896 yılında bugünkü topraklarına gelip ( A honfoglalás) yerleşmişler® fakat
Avrupa'nın ortasında yerleştikleri bu yurtlarında, bazen yalnızlık hissine kapılarak kendi
tarihlerini, köklerinin nereden geldiklerini, hangi milletlerle akraba olduklarını araştırma
ihtiyacı duymuşlardır. Bu araştırmalar neticesinde de "Türkoloji" ya d a "Türklük Bilimi" adı
verilen bilim dalının doğmasını ve Macaristan topraklarında gelişmesini sağlamıştır.?

****












*Alev Duran

Tarihçi ve Sosyolog olan Doç. Dr. Alev Duran, üniversiteyi Karadeniz Teknik Üniversitesi Tarih ve Anadolu Üniversitesi Sosyoloji bölümünde okumuştur. 2012’de yüksek lisansını, ardından Erciyes Üniversitesi Yakınçağ tarihi alanında Macar Türkolojisi çalıştığı doktora eğitimini de 2017 yılında tamamlayarak bilim doktoru unvanını almıştır. Doktora çalışması, Türk Tarih Kurumu (TTK) Avrupa-Balkan Araştırmaları yurtdışı bursu kazanan Alev Duran, 2015-2017 yılları arasında Stipendium Hungaricum Macaristan Devlet Bursunu da kazanarak Eötvös Loránd Tudományegyetem (ELTE) ve Balassi Intézet’de okumuştur. 2020 yılında Yakınçağ doçenti unvanını alan Duran, Macarca ve İngilizce bilmekte olup, yüksek lisansı sırasında European Voluntary Project kapsamında Kaposvár’da yaşarken yakından tanıyarak bu yolda ilerlemeye karar verdiği Türk- Macar dostluğuna katkı sağlamak amacıyla çalışmalar yapmaya devam etmektedir. Aynı zamanda Eğitim ve Tarih Araştırmaları Dergisinde (eta journal) editör olarak görev yapmaktadır. 

Assoc. Prof. Dr. Alev Duran is a historian and sociologist who studied at the History Department of Karadeniz Technical University and the Sociology Department of Anadolu University. She completed her master's degree in 2012 and earned her Ph.D. in Modern History with a focus on Hungarian Turkology from Erciyes University in 2017. During her doctoral research, Dr. Duran was awarded the Turkish Historical Society (TTK) European-Balkan Studies scholarship and, from 2015 to 2017, studied at Eötvös Loránd University (ELTE) and the Balassi Institute in Hungary through the Stipendium Hungaricum scholarship. She attained the title of Associate Professor in Modern History in 2020. Dr. Duran is proficient in Hungarian and English. During her master's studies, while living in Kaposvár as part of the European Voluntary Project, she became closely acquainted with Turkish-Hungarian relations and has continued her work to contribute to this field. Additionally, she serves as an editor for the Education and History Studies Journal (ETA Journal). ( https://etajournal.com/ )





























🎞️ Ağıtlar Türkçe..

 


 

🇭🇺 Macaristan'ın Önemli Türkologları, katkıları ve Macar Türkolojisinin gelişimi.

 

Önemli Türkologlar, katkıları ve Macar Türkolojisinin gelişimi.

Önemli Türkologlar ve katkıları

Macar Türkolojisinin tarihçesi (kısa)

Öne çıkan çalışma alanları

  • Lehçe tasnifi ve karşılaştırmalı morfoloji
  • Sözvarlığı ve tarihî sözcük araştırmaları
  • Metin edisyonu ve halk edebiyatı derlemeleri
  • Etnografya ve kültürel etkileşim araştırmaları

Kaynak önerileri (başlangıç)

  • Gyula Németh'in Türk dilleri üzerine makaleleri ve derlemeleri
  • Ármin Vámbéry'nin seyahat notları ve Türk halk kültürü gözlemleri
  • Macar üniversitelerinin Türkoloji bölümlerinde yayımlanan dergi ve tezler
(*Alıntı: Yapay Zeka)

20260319

🇹🇷🥧Türk Mutfağı: Baklava Türleri

 

Alıntı: TasteAtlas @TasteAtlas


𝙃𝘼𝙕𝘼𝙍 @HanbeeJan

Baklava sadece bu şekilde veya şu şekilde yapılabilir.
Diğerleri, bence, baklava değil, şurup bazlı tatlılar olarak kategorize edilmelidir.
Çiğdem Boz @cigdemboz
Genellikle bu şekilde tercih ederiz👇


Dziriya 🇩🇿 @hafouDz

Cezayir baklavası ❤️







📰 Muslera: "Galatasaray ve Türkiye benim ikinci evim....''

  Muslera:  "Galatasaray ve Türkiye benim ikinci evim. İki çocuğum Türkiye'de doğdu. Bu yüzden sadece Galatasaray'a değil, Türk...