Blog Listem

20260829

📺Tunceli'de 3 bin Rakımda Üretim: Köylüler sütten peynir, yoğurt ve tereyağı yapıyor...

 



Tunceli'nin 3 bin metre rakımlı dağları kampçıları cezbediyor
Tunceli'de doğa tutkunları, Ovacık ve Pülümür ilçelerindeki dağlarda yaptıkları kamplar sayesinde stresten uzaklaşıp zirvelerin eşsiz güzelliklerini yakından görme fırsatı buluyor.

Sidar Can Eren
26 Ağustos 2026
Fotoğraf: Sidar Can Eren / AA


TUNCELİ
El değmemiş doğasıyla dikkati çeken Tunceli, yılın her döneminde yerli ve yabancı turistleri ağırlıyor.
Ovacık ve Pülümür ilçelerindeki 3 bin metre rakımlı Munzur, Mercan, Hel, Bağırpaşa, Meydan ve Buyer dağları da yürüyüş, kamp ve tırmanış sporlarıyla turizme katkı sunuyor.
Doğal güzellikleriyle tanınırlığı artan dağlar, son zamanlarda şehir stresinden uzakta vakit geçirmek ve eşsiz manzaralar görmek isteyen kamp tutkunlarının rotasına girdi.
Tunceli'nin 3 bin metre rakımlı dağları kampçıları cezbediyor
[1/22] Tunceli'de doğa tutkunları, Ovacık ve Pülümür ilçelerindeki dağlarda yaptıkları kamplar sayesinde stresten uzaklaşıp zirvelerin eşsiz güzelliklerini yakından görme fırsatı buluyor.

Dağların zirvelerine tırmanıyorlar

Kent merkezinden yola çıkan kampçılar, araçlarla belirli noktalara ulaştıktan sonra yürüyüş parkurlarını takip ederek dağların zirvelerine tırmanıyor.

Patikaları aşıp hedefledikleri noktalara ulaşan kampçılar, yeşilin tonlarıyla kaplı yaylalara ve buzul gölü çevrelerine çadırlarını kurarak farklı deneyimler elde ediyor.
Geceleri yıldızları da gözlemleyen doğaseverler, gündüzleri çevredeki dağları ve vadileri gezerek yeni yerler keşfetmenin ve yaban hayvanlarıyla karşılaşmanın heyecanını yaşıyor.

"Munzur Dağları gerçekten çok ihtişamlı"

Doğa tutkunlarından Burak Doba, AA muhabirine, Ovacık'taki Munzur Dağları'na ilk defa kampa geldiğini söyledi.

Kepır Yaylası'nda vakit geçirmeyi tercih ettiklerini ifade eden Doba, "Kepır Gölü'nün kenarına çadırlarımızı kurduk ve suda çok güzel yansımalar vardı. Gece yıldızları gözlemledik ve yaban hayatı çok hareketliydi. Munzur Dağları gerçekten çok ihtişamlı gözüküyor ve insanı mest ediyor." dedi.

Doba, yaylada kamp yapmanın çok keyif verici olduğunu dile getirerek, "Buradaki yaylacılar bizi çok sıcak karşıladı. Herkes bizi çadırlarına davet edip ikramda bulunmak istedi. Yaylacıların hoş sohbeti ve ilgisi bizi daha da mutlu etti." ifadelerini kullandı.

Ömer Tanış da Tunceli'de bazı zamanlarda kamplar ve geziler organize ettiklerini anlattı.

Yaklaşık 3 bin metre rakımlı Kepır Yaylası'nda çok güzel deneyimler kazandıklarını belirten Tanış, "Gece çadırda kaldık ve sabah saatlerinde de göl kenarında kara leylekleri gördük, onları fotoğrafladık. Bu dağların arasında uyanmak çok güzeldi. Buradaki birkaç zirveye çıkıp çengel boynuzlu dağ keçileri ve dağ kartallarıyla karşılaştık." diye konuştu.

Alıntı: Anadolu Ajansı


🏐Voleybol'da 🇹🇷Türkiye ve 🇦🇿Azerbayacan Kadın Milli takımları karşı karşıya....


 

🎞️Gulyora Majidullayeva, Elif Avcı ve Alisher Nazirov, “Ölürüm Türkiyem” eserini birlikte seslendiriyor

“Baş koymuşum Türkiye’min yoluna”

Gulyora Majidullayeva, Elif Avcı ve Alisher Nazirov, “Ölürüm Türkiyem” eserini birlikte seslendiriyor.

Türk dünyasının ortak sesi, gönüllerde yankılanıyor…

🇹🇷🗣️Atatürk’ün 29 Ağustos 1922 gecesi yaptığı konuşmadan...

 

NUTUK 1927

"20 Ağustos 1922 günü Akşehir'de Fevzi Paşa ve İsmet Paşa'yı çağırdım. Taarruz için kesin kararımı verdiğimi ve mesuliyetin tamamı ile bana ait olduğunu söyledim.

Ordularımızın hazırlıkları tamamlanmıştı. Maneviyatları en yüksek derecede idi. Şüphe yok ki, netice kat'î zafer olacaktı.

Taarruzumuz, düşman ordusunu bir meydan muharebesinde kesin olarak imhâ etmekti. Bu hedefin başarılacağından hiçbir tereddüt duymuyordum." 
(Mustafa Kemal Atatürk)

📖 Fevzi Paşa ise anılarında bu güveni şöyle aktarır:

"Paşa, taarruzun zaferle sonuçlanacağına en küçük bir şüphe göstermedi. Kararlılığı bizlere de kuvvet verdi."

İşte 103 yıl önce bugün, 26 Ağustos Sabahı, Kocatepe'den yükselen top sesleri, sadece bir taarruzun değil, o keskin zekânın, üstün dehânın, o sarsılmaz inancın ve eşsiz adanmışlığın sesiydi...

Türkiye Cumhuriyeti bu inanmışlığın üzerine inşa edildi  🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Kanıyla, canıyla, yüreğiyle vatanı bizlere emanet eden tüm kahramanlarımıza minnetle 🙏
Ruhlarınız şâd, makamınız cennet olsun...
Sizden aldığımız o şanlı bayrağı daha yükseklere taşıyacağımıza and olsun! 

Alıntı: Didem Yavuzyılmaz @didemyvzylmz





📰 TUNCELİ’ye DERSİM Diyenlere Kamer Genç’in cevabı...


TUNCELİ’ye DERSİM Diyenlere.!
Televizyon programımdaki 4 konuktan ikisi ,Sırrı Sakık ile Murat Bozlak’tı.
Diğer ikisi ise Kamer Genç ile Mehmet Gül'dü.
Programın ortasında Sırrı Sakık, Kamer Genç’e hücum eder:
-”Siz Atatürk’ü savunarak soykırıma uğrayan Dersimli Kürtlere ihanet ediyorsunuz.”
Kamer Genç anında şu karşılığı verir:
-”O kullandığınız cümlede bir kaç tane büyük yalan var.”
Sırrı Sakık: Ne imiş o?
Kamer Genç: “Birincisi Dersim bir ilin değil bölgenin adıdır ve benim ilim Cumhuriyetle beraber Tunceli olmuştur.”
Kamer Bey devam eder:
“İkinci husus Dersim’de olanlar soykırım değil yeni kurulan bir devletin başkaldıranlara karşı önlem almasıdır. Bir başka yanlışınız ise Tunceli asla Kürt değildir. Biz Hazar kökenliyiz. Dilimiz de sizden farklı yani ne kırmançi ne de zazaca konuşuyoruz.”
Sırrı Sakık: Seyid Rıza’ya ne diyeceksin?
Kamer Genç: “İngilizlerin oyununa gelmiştir. Tuncelililerin o dönem önderi, Atatürk’ün yoldaşı olan Diyap Ağadır... O yıllarda Şeyh Said ve Seyid Rıza’yı kullananlar şimdi PKK’yı kullanıyor.”
İşte Kamer Genç’i bu milli duruşu için seviyor ve saygı duyuyoruz.
Kamer Bey’in şu sözü de alkışlanacak güzelliktedir:
-”Ben Atatürk ve Cumhuriyet sayesinde okuyup milletvekili oldum. Cumhuriyet olmasa kuldum.”
Seni hiç unutmayacağız Kamer Genç

Alıntı: TC Recep Özcan

📰 Halet Çambel ve Nail Çakırhan- ‘Bir’lik

 

Halet Çambel

D: 27 Ağustos 1916, Berlin, Almanya
Ö: 12 Ocak 2014, İstanbul
/*/
Halet Çambel + Nail Çakırhan = ‘Bir’lik
Nail Çakırhan, o zamanki adıyla Nail V., Nâzım Hikmet’in ortak şiir kitabı yayımladığı tek kişidir. Kitaplarının adı da “1+1=BİR”dir.

Halet Çambel’in amcası ise Nâzım Hikmet’in halasıyla evlidir. Amcasının hatıratında, Nâzım Hikmet ve Halet Çambel’in doğum tarihleri 14 yıl arayla, bir aradadır.

Lâkin Halet Çambel ile Nail Çakırhan’ın tanışmasında büyük şairin rolü olmamıştır. Bu tanıştırma için “Yaptığım en iyi şeylerden biridir” diyen Mina Urgan’dır bu kişi. Apayrı toplumsal yapılardan gelen Halet Çambel ve Nail Çakırhan’ın ömürleri boyu süren “bir”liği, adeta kitabın adı gibi “Bir” olma durumu böyle başlar.

Nail V., Osmanlı İmparatorluğu’nda, Muğla’nın Ula’sında doğar, o yıllarda liseye gidebilmek için Konya’nın yolunu tutar. Lise son sınıfta yazdığı bir şiir nedeniyle mahkemeye çıkarılır. Halet Çambel ise eski bir sadrazam ve dönemin Berlin sefirinin torunu olarak Alman İmparatorluğu’nun başkenti Berlin’de doğar. Eğitimi de ona göre olur. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra İstanbul’a gelirler ve annesinin yönlendirmesiyle İngilizce eğitim veren Arnavutköy Kız Koleji’ne yazdırılır. Okul nedeniyle tercih edilen semtin bulunduğu ev de Arnavutköy’de 8 dönüm arazi içinde yer alan bir yalıdır.

Nail Çakırhan lise sonrası geldiği İstanbul’da, edebiyata olan ilgisi nedeniyle daha önceden yazıştığı Nâzım Hikmet’le tanışır ve birlikte aynı dergide çalışmaya başlarlar. İdeolojik fikir birlikleri onları daha da yakınlaştırır, ortak kitaplarını 1930’da yayımlarlar. Aynı ideoloji nedeniyle gün gelir birbirlerinden uzaklaşırlar da. Sol hareketin içinde etkin olan Nail V. hapislerde yatar, 1934’te Moskova’ya sosyalizmi yerinde görmeye gider, orada evlenir. Hamile karısını bırakmak zorunda kalarak 1937’de ülkesine döner, Tan gazetesinde çalışmaya başlar.

Sadrazam torunu, mebus kızı Halet Çambel ise Paris’te arkeoloji öğrenimi görmeye gider, olimpiyatlarda Türkiye’yi temsil eden ilk iki kızdan biri olur, hatta 20 yaşındayken katıldığı Berlin’deki o olimpiyatta Hitler’le görüşmeyi reddedebilecek iradede ve bilinçtedir. İstanbul Üniversitesi’nde, hocaların hocası olacağı öğretim hayatına başlar.

Rivayetlere göre Halet Çambel’e âşık olmayan neredeyse yokmuş, yalnızca güzelliğinden değil kişiliğinden de kaynaklansa gerek bu hayranlıklar. Nâzım Hikmet’in otobiyografik romanı “Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim”de “Ne hakkınız var bizi burda saatlerce bekletmeye?” diye bağıran “genç ve güzelliği tuhaf bir kadın”dan bahseder. “Babası mebus. Kocası komünist. Koyu esmer bir oğlandır…” diye fiziği ve hak arama cesaretinde Halet Çambel’i bir çırpıda betimleyiverir.

Halet Çambel ve Nail Çakırhan ailelerine haber vermeksizin 1940 yılında evlenirler. Halet Çambel gizlemek için ya da engeller kaygısıyla değil, vazgeçirmeyi denemek için konuşmalarına fırsat vermemek adına habersiz evlendiklerini söylemişti.

Ortak yaşamları başlamıştır artık. Nail Çakırhan, Serteller’le birlikte yayıncılıkta, Halet Çambel üniversitede çalışır, akşamları birlikte çeviriler yaparlar, gecelerini gündüzlerine katıp geçimlerini sağlarlar. Nail Çakırhan 1946’da kurucuları arasında yer aldığı Türkiye Sosyalist Emekçi Partisi’nin kapatılması üzerine 1950’ye kadar tutuklanır. Bu dönemdeki Sanasaryan Han’da gördüğü işkenceler ve Halet Çambel’in yıkamak için yanına aldığı kanlı çorapları hâlâ konuşulur.

Hapisane sonrası, yurt dışında olan karısının yanına gider. 1.5 yıl sonra yurda döndüklerinde Nail Çakırhan işsizdir. Halet Çambel Karatepe’de kazıdadır, zor koşullar altında çalışılmaktadır. Kazıda ortaya çıkarılan buluntuların sergilenmesi için hazırlanan inşai projeyi üstlenen yüklenici işi yapamamış, adeta kaçmıştır. Yeni bir yüklenici de bulunamamaktadır. Karı koca bu sorumluluğu üstlenirler. Okuyarak, öğrenerek ve büyük bir disiplinle Türkiye’nin ilk başarılı çıplak beton uygulamalarından biri olarak da literatüre girecek olan ilk açıkhava müzesinin gerçekleşmesini sağlarlar. Böylece Nail Çakırhan’ın yapıcılık dönemi ve çok sonra Uluslararası Ağa Han Mimarlık Ödülü’nü alacağı süreç başlar. Bu dönem, Nail Çakırhan’ın Türkiye’nin en önemli alaylı mimarlarından biri olarak yetişme yıllarına dönmüştür.

Karatepe’li yıllar, Nail Çakırhan ve Halet Çambel’in birbirlerinin kişisel dünyalarına özenli ve duyarlı kaldıklarının da görülüp hissedildiği yıllardır. Hiçbir zaman kadın işi erkek işi gibi dayatmalar gözetilmemiş, yeri gelmiş Çakırhan yemek yapmış, Çambel odun kırmıştır; o an kim, ne için uygunsa…

Yeri gelmiş Nail Çakırhan milim milim (ki o zamanlar adı ustalar arasında adı “milum Nail”e çıkmıştır) kalıp ve demir kontrolüyle cebelleşmiş, Halet Çambel uygun vibratör aramaya kamyon ya da katır sırtında yollara dökülmüştür. Uzun yıllar süren çalışmalardan dolayı Halet Çambel neredeyse Karatepe’de, kazı evinde ikâmet etmiş, Nail Çakırhan işlerinin peşinde kâh Ankara, kâh İstanbul’da olmuştur. Ama onca uzaklıkta ve ayrı kentlerde, ülkelerde hep “birlik”lerini koruyarak, neredeyse elle dokunulabilen bir yoğunlukta aşk, sevgi, dikkat, özen ve yakınlıkla bir olmayı becerebilmişlerdir. Bunlara örnek olarak Karatepe bölgesindeki halk için başlattıkları okuma-yazma seferberliği, meslek edindirme, kilim dokumacılığını canlandırma, Kastabala’nın bir çimento fabrikasına kurban verdirilmemesi gibi pek çok şey aktarılabilir.

Kimileri Nail Çakırhan’ın oğlunu 40 yıl sonra Halet Çambel’in bulduğunu sanır, oysa Çambel bunu her duyduğunda düzeltirdi; “Hayır, oğlunu değil; karısını aradım ve buldum” diye.
Arnavutköy’de birlikte yaşadıkları yalıyı ve Akyaka’daki ödüllü evlerini içindeki her şeyiyle toplumsal amaçlı kullanımlar için bağışlamışlardır.

Onlar hem “bir ağaç gibi tek ve hür”düler, hem de ağaçlarından dallarından ayırt edilemeyen koca bir ormandılar sanki…

İçinde bulunduğumuz 2015 yılı Nail Çakırhan’ın 105. yaşı, Halet Çambel’in ise 100 yaşına merhaba denildiği yıl. Kadirşinas Akyaka’lıların gönül teşekkürü ise Nail Çakırhan’ın tasarladığı Yücelen Oteli’nin bahçesine kurulan büstleri.

Onlar hep yalın ve gösterişsiz, ama hep görkemle yaşadılar. Bu görkem kişilik ve dünya görüşlerinden ışıdı, ışıltıları da sürmekte.

Gençliklerinde yürürken söyledikleri Rusça şarkıdaki gibi mutluluğu birbirlerinde, sevinci toplumda aradılar; umudu yitirmemecesine:
“…Hiç bir şey biriktirmedik, ne otomobil, ne kürk
ve aramadık mutluluğu parada
Mutluluk bu, sen ve ben; geleceğimiz bizim.
işte çocuklar ve bizim tüm sermayemiz…
Kimseyi suçlama bugün bir başımızayız diye
döneceğine inanıyorum çocukların
Dostlukla oturalım masaya ve çay sunalım herkese
yıllar önce nasılsa, yine aynı öyle
Her şey değişecek, düzelecek her şey…”

M.Melih Güneş 8 Ekim 2015

*Alıntı

📰 ODTÜ’yü Bozkırdan Ormana Çeviren Gizli Kahraman 🌲🌳“Ağaç Dikmeyene Diploma Yok”

 


ODTÜ’yü Bozkırdan Ormana Çeviren Gizli Kahraman “Ağaç Dikmeyene Diploma Yok” Diyen Efsane Rektör Kemal Kurdaş Aslında Kimdi?
Gazeteci Erdem Cırık yazdı.
Bazı unutmamamız gereken insanlar var ülkemizde.

Bir rektör düşünün...
Kürsüde değil, elinde kürekle.
Yanında öğrenciler, akademisyenler, işçiler...
Ve önlerinde Ankara'nın ortasında uzanan, neredeyse tamamen çıplak bir bozkır.
Bugün binlerce insanın yürüyüş yaptığı, gölgesinde oturduğu, kuşların yuva kurduğu ODTÜ Ormanı'nın bulunduğu yerden söz ediyoruz.
Ama burası her zaman böyle değildi.
1956'da ODTÜ'ye yaklaşık 4.500 hektarlık bu dev arazi tahsis edildiğinde manzara bugünkünden çok farklıydı.
İç Anadolu bozkırı...
Seyrek bitki örtüsü.
Kuraklık.
Şiddetli rüzgâr.
Erozyon.
Ve su kaynaklarının yetersizliği...

Hatta yapılan incelemelerde arazinin yaklaşık yüzde 75'inin erozyonu önlemek amacıyla ağaçlandırılması gerektiği ortaya çıktı.
Peki böyle bir yerde orman nasıl kurulacaktı?
İşte hikâyenin en önemli isimlerinden biri burada ortaya çıktı:
Kemal Kurdaş.

1961 yılında ODTÜ'nün rektörlüğünü üstlendi.
Ve Ankara'nın çoraklığına karşı kişisel bir mesele gibi gördüğü bu mücadeleyi üniversitenin büyük projelerinden biri hâline getirdi.
Üstelik mesele sadece “birkaç ağaç dikmek” değildi.
Önce bilimsel çalışmalar yapıldı.
Toprak incelendi.
Rüzgârlar hesaplandı.
Yağış miktarları değerlendirildi.
Kuraklık koşullarına dayanabilecek türler araştırıldı.
Çünkü yılda yaklaşık 320-350 milimetre yağış alan böylesine büyük bir araziyi milyonlarca ağacı tek tek sulayarak yeşertmek mümkün değildi. Bu nedenle susuz plantasyon yöntemleri geliştirildi; yağışların toprakta tutulabilmesi için arazi teraslandı.

7 Temmuz 1958'de 180 dekarlık alanda deneme parselleri oluşturuldu.
Sonuçlar umut vericiydi.
Ardından 15 Kasım 1960'ta ODTÜ ile Orman Genel Müdürlüğü iş birliğiyle büyük ağaçlandırma seferberliği başladı.
1961'de ise bu çalışma artık üniversitenin kültürünün bir parçasına dönüşecekti.
Ağaç Dikme Bayramı...
3 Aralık 1961'de öğrenciler, akademisyenler, çalışanlar ve üniversite topluluğu bir araya geldi.
Ve Kemal Kurdaş da onların arasındaydı.

Koltukta oturup talimat vermek yerine çizmesini giyip arazide çalışıyordu.
Öyle ki dönemin öğrencileri, Kurdaş'ın pazar günleri yurtlara giderek öğrencileri uyandırdığını ve onları ağaç dikmeye götürdüğünü anlatıyor.
Hatta mezunlardan Türel Saranlı'nın yıllar sonra anlattığı bir anı var:
Diploma töreninde öğrencilere, hazırlanan çukurlara 10 fidan dikmeyenlerin diploma alamayacağı söylenmişti.
Bugün kulağa inanılmaz geliyor.
Ama o dönemin ODTÜ'sünde ağaç dikmek, üniversite kültürünün öylesine güçlü bir parçasıydı ki öğrenciler bu işi mezuniyetlerinin bile bir parçası olarak hatırlıyordu.
Ve asıl mesele şuydu:
O yıllarda birçok kişi bunun mümkün olup olmadığını sorguluyordu.
“Bu kadar kurak yerde orman mı yetişir?”
“Bu kadar fidan nereden bulunacak?”
“Fidanların kaçı tutacak?”
Hatta bazı kişi ve kuruluşlar dikilen fidanların büyük bölümünün kuruyacağından endişe ediyordu.
Ama Kurdaş ve ODTÜ topluluğu vazgeçmedi.
Yıllar geçti.
Bozkırın rengi değişmeye başladı.
Fidanlar büyüdü.
Fidanlar ağaç oldu.
Ağaçlar ormana dönüştü.
Ve bugün o çıplak arazi, yaklaşık 3.100 hektarlık dev bir orman ekosisteminin bulunduğu alana dönüştü.
ODTÜ'nün verilerine göre 1961'den günümüze yaklaşık 10 milyon iğne yapraklı ve 23 milyon yapraklı ağaç dikildi.
Üstelik ortaya yalnızca ağaçlardan oluşan bir alan çıkmadı.
140'tan fazla kuş türünün yanı sıra tilki, kurt, tavşan, keklik, kaplumbağa ve daha birçok canlı için yaşam alanı oluştu.
Orman, zamanla Ankara'nın iklimi üzerinde de etkisi olan bir mikroklima alanına dönüştü.

1995 yılında ODTÜ Ormanı doğal ve arkeolojik sit alanı ilan edildi.
Aynı yıl ağaçlandırma projesi Ağa Han Mimarlık Ödülü'ne layık görüldü. 2003'te ise TEMA tarafından da ödüllendirildi.
Bugün Ankara'da binlerce insan o ağaçların altında yürüyor.
Kimi koşuyor.
Kimi bisiklete biniyor.
Kimi gölgelikte oturuyor.
Kimi sadece şehrin betonundan uzaklaşıp nefes alıyor.
Ama çoğu insan, ayaklarının bastığı yerin bir zamanlar neredeyse tamamen çıplak bir bozkır olduğunu bilmiyor.
İşte bu yüzden Kemal Kurdaş'ın hikâyesi yalnızca bir rektörün hikâyesi değil.
Bir insanın, “Burada orman olmaz” denilen yerde orman kurma cesaretinin hikâyesi.
Kurdaş 1961-1969 yılları arasında ODTÜ'yü yönetti.
Bugünkü ODTÜ kampüsünün şekillenmesinde ve üniversitenin kurumsallaşmasında çok büyük rol oynadı.
Ama onun en sessiz miraslarından biri belki de en büyüğüydü:
Ağaçlar.

Çünkü bina eskir.
Yol değişir.
Koltuk el değiştirir.
Ama doğru yere dikilmiş bir ağaç, sizden çok daha uzun yaşar.
Kemal Kurdaş 19 Nisan 2011'de hayatını kaybetti.
Arkasında ise yalnızca bir üniversite değil, Ankara'nın ortasında büyüyen koca bir orman bıraktı.
Bugün ODTÜ Ormanı'nda yürürken yüzlerce yıllık bir ormanda yürümüyor olabilirsiniz.
Ama başka bir şeyi görüyorsunuz:
Bir insanın hayalinin, nesiller boyunca büyüyebileceğini.
Bir zamanlar “bozkır” denilen yerde bugün ağaçlar gökyüzüne uzanıyor.
Ve belki de Kemal Kurdaş'ın en büyük eseri, kendi adını taşıyan bir bina değil.
Gölgesinde hiç tanımadığı insanların oturduğu ağaçlardır.

Allah rahmet eylesin.
Peki sizce bugün böyle bir projeyi sıfırdan başlatacak kaç kişi çıkar?

Alıntı: Kızılırmak Türkü Diyarı

📖 Mustafa Kemal’in Trikopis’e karşılık takasını istediği Gavur Mümin kimdir?

Edirne’de iki gün kaldıktan sonra Atina’ya gönderildi. Aradan iki yıl geçti, 26 Ağustos 1922 ‘de başlayan Büyük Taarruz’un ardından Uşak yöresinde, Yunanlıların Küçük Asya Orduları Komutanlığına yeni atanan General Trikopis, yanındaki yüksek rütbeli subaylarla birlikte yakalandı.

İzmir’in 9 Eylül 1922’de ele geçirilmesinden sonra yapılan görüşmelerde Yunanlılar, General Trikopis’e karşı Albay Cafer Tayyar’ı önerdi.

Mustafa Kemal bu öneriyi dinlemedi bile. “Jandarma Yüzbaşısı Mümin’i isterim Trikopis’e karşılık!” diye kestirip attı.

Mustafa Kemal’in bu önerisi hem Yüzbaşı Mümin’i tanıyan hem de tanımayanları şaşkına çevirdi. Tanıyanlar, Mustafa Kemal’in bir vatan hainine sahip çıkmasını anlayamadılar. Tanımayanlarsa koskoca bir orgenerale karşı bir yüzbaşının takası ne menem iştir diyip kafalarını kaşıdılar!

Aslında Mustafa Kemal’in dışında hemen hemen hiç kimse Mümin’in ne yaptığını, asıl kimliğini bilmiyordu.

Mümin, İzmir’in işgalinden sonra Ankara’nın yolunu tutacaktı ki, çok iyi Rumca bildiği için Mustafa Kemal, Ege’de kalmasını, istedi: Milli Mücadele’nin gözü kulağı olacaktı İzmir’de.

Yunanlıların Ege ve İç Anadolu’daki askeri harekatlarının bilinmesi Kurtuluş Savaşı’nın başarıya ulaşmasında çok önemliydi.

Mümin artık batılılar gibi giyiniyor, bütün gün Kordon’da Yunan subaylarıyla kol kola dolaşıyor, sabahlara kadar onlarla yiyip içip eğleniyordu. Tabi onlardan aldığı her türlü bilgiyi de Ankara’ya iletiyordu anında.

Gerçeği bilmeyen arkadaşları için o artık işbirlikçi, satılmış, Gavur Mümin’ di...

Gavur Mümin’in öyküsünü Attila İlhan şöyle anlatır:

“Demokrat İzmir Gazetesi’ni yönetirken bana ‘Gavur’ Mümin’in öyküsünü getirdi Naci Sadullah Bey. Okuyunca dehşete düştüm... Onca hakarete hiç sesini çıkarmamış, suratına tükürenlere dönüp bakmamıştı...

Türk istihbaratının en önemli görevlisiydi. Sonunda İzmir sokaklarında Yunan istihbaratı onu yakaladı. Yunan Askeri Mahkemesi’nce ömür boyu hapse mahkum edildi. Kim ispiyonlamıştı Mümin’i peki? Türk İstihbaratı’nda çalışan bir Giritli Türk, Yunan İstihbarat görevlisiydi ve Mümin’i, o ele vermiştir. Sonradan kurşuna dizilmiştir ama o ayrı bir hikayedir!”

Mustafa Kemal’in işte General Trikopis ve yüksek rütbeli tutsak Yunan subayları karşılığında Mümin’i istemesinin nedeni budur. Daha sonra Cafer Tayyar’a karşılık 11. Tümen Komutanı Kladas’ı takas edecekti Ankara.

Yani Mustafa Kemal’in gözünde Mümin, Trikopis’den çok daha değerliydi. General Trikopis ve diğer generaller Atina’da büyük törenlerle karşılanırken Jandarma Yüzbaşı Mümin, sessiz sedasız esaretten gelip Ankara’ya gitti. Albay’lığa kadar yükseldi. Nişanlısı Muhsine Hanım’la evlendi ve 25 Ocak 1948’de İzmir’de öldü. Onu rahmetle ve saygıyla anıyorum.

Atilla İlhan        


Alıntı: FB Kemalin Oğlu            

🇹🇷 Türkiye'den çıktı, Cambridge'de fiziğin zirvesine yükseldi!

 

🇹🇷 Türkiye'den çıktı, Cambridge'de fiziğin zirvesine yükseldi! 

Mete Atatüre…

Bilkent Üniversitesi Fizik Bölümü’nden mezun oldu. Boston University’de doktorasını tamamladı, ardından ETH Zürih’te kuantum fotoniği üzerine çalıştı. 2007’de Cambridge Üniversitesi’nin dünyaca ünlü Cavendish Laboratuvarı’na katıldı ve 2015’te profesör oldu.

Bugün ise Cambridge Cavendish Laboratuvarı’nın Fizik Bölümü Başkanı olarak görev yapıyor.

Çalışmaları; kuantum ağları, kuantum teknolojileri, ışık-madde etkileşimi ve nanoölçekli kuantum algılama gibi geleceğin teknolojilerini şekillendiren alanlara odaklanıyor.

Üstelik başarıları bununla sınırlı değil…

2020’de dünyanın saygın bilim kuruluşlarından Institute of Physics tarafından Thomas Young Madalyası ve Ödülü’ne layık görüldü. Aynı zamanda Institute of Physics, Optica, Academia Europaea ve Türkiye Bilimler Akademisi üyesi.

Bir Türk bilim insanının, 150 yılı aşkın bilim geleneğine sahip Cavendish Laboratuvarı’nın başında olması…

Gerçekten gurur verici. 🇹🇷👏

Bilim sınır tanımıyor. Türk bilim insanları da dünyanın en önemli araştırma merkezlerinde iz bırakmaya devam ediyor.

Alıntı

20260828

🎞️🇰🇿Kazakistan’ın Abay Köyü’nde düzenlenen Nevruz toyunda yüzlerce kişinin oynadığı Kökpar oyunundan bir kesit:

 

🇹🇷⛴️Büyük Atatürk ün gemisi Savarona 🧑‍🧑‍🧒‍🧒Halka ne zaman açılacak?

 

''Büyük Atatürk ün gemisi Savarona geziliyor mu diye sordum. Halka henüz açılmadı ancak yakında açılacak fakat henüz belli bir tarih yok dendi. 

En son çocukken, büyüdüğüm #Büyükada yakınlarında görmüştüm.

Heyecanlandım🐺♥️🇹🇷''

#30Ağustos #BüyükTaarruz



*Alıntı: S.PelinPEREMECİ @tunaboyutarihi

🎞️ "🌹Gül yetişir bahçe güzelleşir, 🙎🏻‍♀️Kız yetişir vatan güzelleşir."

 

📰 Adramytteion Antik Kenti kazılarında, Roma dönemine ait mozaikleri büyük ölçüde korunmuş villa bulundu

 

📍 Balıkesir'in Burhaniye ilçesindeki Adramytteion Antik Kenti kazılarında, Roma dönemine ait olduğu değerlendirilen, mozaikleri büyük ölçüde korunmuş villa bulundu.

Balıkesir Kuva-yı Milliye Müzesi Müdürlüğü başkanlığında, Kültür ve Turizm Bakanlığı izniyle, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Adramytteion Araştırmaları Heyeti Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin Murat Özgen'in bilimsel danışmanlığında Ören Mahallesi'nde sürdürülen kazılarda, kentin Roma dönemine ilişkin konut alanlarından biri ortaya çıkarıldı.

Alanda gerçekleştirilen tespit sondajlarında çok tabakalı kültür katlarına ulaştıklarını belirten Özgen, ikinci çalışma dönemşnde Roma dönemine ait konut yapısını ortaya çıkardıklarını ifade etti. Salonların mozaik döşemeler, fresklerle kaplı duvarlar ile figüratif ve geometrik bezemelerle süslendiğini anlatan Özgen, şöyle konuştu: "Özellikle kuzey salonda 15 panel halinde farklı türlerde kuşlar, balık figürü ve Adramytteion kentinin MÖ 4. yüzyıldaki sikkelerinde temsil edilen kanatlı at figürü yer alıyor. Kanatlı atın, bu motifin sikkelerde kullanılmasından yaklaşık 500 yıl sonra, Roma dönemine ait bir yapıda da kenti temsil eden bir unsur olarak karşımıza çıkması oldukça önemli."

Mozaiklerde kedi ve köpek figürlerinin de bulunduğunu belirten Özgen, hayvanların isimlerinin yazıtlarla birlikte işlendiğini söyledi. Kedi figürünün "Zümrüt" anlamına gelen bir isimle, köpeğin ise "Okyanos" adıyla tasvir edildiğini aktaran Özgen, bu ayrıntıların yapının sahibine ilişkin değerlendirmeler yapılmasına imkan verdiğini kaydetti. 

Kaynak: AA (27.08.2026)




Alıntı: arkeolojihaber ® @arkeolojihaber


🎞️🇹🇷Türk futbol takımı Beşiktaş’ın rakibi Omonia: 🇹🇷Türk dostu 🇨🇾Rum takımı

 

Beşiktaş’ın rakibi Omonia: Türk dostu Rum takımı

📍Beşiktaş’ın UEFA Avrupa Ligi’nde karşılaşacağı Kıbrıs Rum takımı Omonia, Türk dostu olarak biliniyor.  Kıbrıslı Türkler arasında en fazla sempati duyulan takımlardan biri.

Omonia’nın taraftar grubu, tribünlerde zaman zaman 🇹🇷Türkiye ve KKTC bayrakları açıyor, 🇬🇷Yunan bayrakları yakıyor.

Rakip takım taraftarları maçlarda Omonia taraftarlarına sık sık “Türkler” sloganları atıyor.

Omonia, Rum milliyetçi kesimin tüm saldırılarına rağmen uzun yıllar sonra kadrosuna da bir Kıbrıslı Türk futbolcu katmıştı.

Kıbrıslı Türk Tahsin Özler, Omonia forması giymişti.

🎞️🇹🇷🗣️Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu: ''Öklit geometriyi Sümerlerden aldı. Sümerler Türklerin akrabasıdır''

 -Öklit geometriyi Sümerlerden aldı. Sümerler Türklerin akrabasıdır

-Matematiğin temel yapı taşı olan cebiri Türkler buldu.

-Eğer bizimkiler, geometri ile cebiri birleştirmeselerdi, Fizikteki Nevton kanunları da olmazdı

-Kimyayı Türkler icat etti

-Tıbbı Türkler başlattı

Oktay Sinanoğlu ve Sümerler

Oktay Sinanoğlu, Sümerler ve Sümerce üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan bir bilim insanıydı ve Sümerlerin bilimsel mirasının modern bilimdeki yerini vurgulamıştır.

Bilimsel Çalışmaları

Oktay Sinanoğlu, Sümerler ve Sümerce üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan bir bilim insanıdır. Bu çalışmalarında, Sümerlerin bilimsel mirasının modern bilimdeki yerini vurgulamıştır. Sinanoğlu, Sümerlerin bilimsel katkılarını inceleyerek, bu eski uygarlığın bilime olan etkilerini ortaya koymuştur.

Sümerlerin Bilimsel Mirası

Sümerler, tarih boyunca birçok alanda önemli bilimsel gelişmelere imza atmışlardır. Sinanoğlu'nun araştırmaları, bu mirasın günümüzdeki bilimsel anlayışa nasıl katkıda bulunduğunu göstermektedir. Sümerlerin matematik, astronomi ve yazı sistemleri gibi alanlardaki yenilikleri, modern bilimin temellerini atmıştır.

Sinanoğlu'nun Vizyonu

Sinanoğlu, Sümerlerin bilimsel mirasını sadece tarihsel bir olgu olarak değil, aynı zamanda günümüz biliminin gelişiminde önemli bir kaynak olarak değerlendirmiştir. Bu yaklaşımı, Türk bilim camiasında Sümerlerin önemini yeniden gündeme getirmiştir.

Oktay Sinanoğlu'nun çalışmaları, Sümerlerin bilime olan katkılarını anlamak ve bu mirası gelecek nesillere aktarmak açısından büyük bir öneme sahiptir.

Alıntı: YZ 

📰 Elli iki yıl sonra, 14 Ağustos 1974'te Atlılar'da öldürülen otuz yedi Türk Kıbrıslıdan on beşi kimliklendirildi

Elli iki yıl sonra, 14 Ağustos 1974'te Atlılar'da öldürülen otuz yedi Türk Kıbrıslıdan on beşi kimliklendirildi.

İkisi bebekti. Seldem Ali Osman kırk günlüktü. Betül Arnavut on altı aylıktı.

Salı günü devlet töreniyle toprağa verilecekler.

TOPLU MEZARDAN ÇIKARILAN 15 ŞEHİT DAHA DEFNEDİLECEK. YAŞLARINA BAKINIZ!

EOKA'cı katiller, Atlılar,Sandallar,Muratağa'da ağustos 1974'de 126 Türkü katledip toplu mezara gömdü. Toplu mezar Ağustos 1974 sonunda BM Barış Gücü ve Dünya basını önünde açıldı.Şehitler, yine toplu şekilde, oluşturulan şehitliğe defnedildi. Yanına anıt yapıldı.

Kayıp Şahıslar Komitesi 2023'de kimlik tespiti için toplu mezarı açtı ve aldığı DNA örneklerini şehit yakınlarından alınan DNA örnekleri ile karşılaştırarak kimliklendirdi. Son olarak 15 şehidin daha kimliği belirlendi. Şehitlerin kalıntıları tek tek 1 Eylül Salı günü Atlılar Şehitliği’nde Devlet Töreni ile defnedilecek.Böylece her şehidin ayrı kabri bulunacak

Kimlik tespiti yapılan şehitlerin en küçüğü 40 günlük. Şehitlerin yaşlarına bakınız ve RUM-YUNAN'ın nasıl bir vahşet sergilediğini görünüz:

***

Gülden Ali Osman (Pipalı) (4), Özlem Ali Osman (Pipalı) (2), Seldem Ali Osman (Pipalı) (40 günlük), Betül Arnavut (16 aylık), Mualla Ali Osman (Pipalı) (36), Fatma Tahir (46), Emine Tahir (22).

Tülay Süleyman (28), Hasan Süleyman (10), Kemal Süleyman (6), Okan Süleyman (3), Gürhan Ali Çerkez (12), Ayşe Hasan (56), Narin Hasan (16), Kıymet Hasan (22), 

***

Ne acı ki son 52 yılda Türkiye ve KKTC'yi yönetenler, bu soykırımı Dünyaya duyuramadı, en yaygın 5-6 yabancı dilde belgesellerini yapamadı, BM raporlarında olmasına karşın BM gündemine getiremedi, uluslararası savaş suçu mahkemelerinde dava konusu yapamadı, savaş tazminatı talebinde bulunamadı. Okullarda genç kuşaklara öğretemedi.

Bu konularda çok uğraşmama, çok yazı ve çok rapor yazmama karşın sonuç alamadım. Bu ve benzeri katliamları sürekli gündeme getirdiğim için " barış düşmanı, çözüm karşıtı, faşist, ırkçı" olmakla ve geçmişte yaşamakla suçlandım. Nasıl bir zihniyet bu?



Hiç olmazsa bundan sonra dünyanın en iyi avukatlarını tutalım, Rum yönetimi ve isimleri bilinen katiller halinde uluslararası savaş suçları mahkemesinde dava açalım 







*Alıntı: Sabahattin İsmail @sabahatinismail


YORUMLAR:

Mahir ŞEKİ @mahirseki

*Bu Korkunç Soykırımın Failleri Olan Vahşi Rum Katiller,
*Şu Anda 70'li Yaşlardalar ve
*Rum Kesiminde Tam 52 Yıldır Ellerini, Kollarını Sallayarak Dolaşıyorlar..
*Uygar(?!) Batı, Dindaşlarının En Vahşi Cinayetlerini Bile Görmezden Geliyor..

🎞️ ANADOLU İNSANI:🐱Kedi fırçalayan boyacı

 Boyacı amca dünya gündeminde

😸 Türkiye’de ayakkabı boyacılığı yapan yaşlı bir ayakkabı boyacısının, her sabah yanına gelen kediyi özenle taradığı anlar farklı ülkelerden milyonlarca kişinin beğenisini topladı 

🎞️ Gökbörü ruhuyla yetişen 🇹🇷Türk çocukları.




 

📰36 Ülke Yarıştı, Hiçbiri Türk Kızlarını Geçemedi 🇹🇷 "Dünya Şampiyonu Oldular"

36 Ülke Yarıştı, Hiçbiri Türk Kızlarını Geçemedi 🇹🇷 "Dünya Şampiyonu Oldular" 👇👇

İspanya'nın Costa Brava sahillerinde geçen ay garip bir şey oldu.

36 ülkenin dev bütçeli takımları, boy boy sponsorları, son model ekipmanlarıyla oradaydı. Karşılarında ise sabahın kör karanlığında, buz gibi suya atlayıp elleri nasır tutana kadar o yelkenin ipini çeken bizim kızlar vardı.

Parla, Zeynep, Doğa...

Yaşları daha 15, 17. Akranları saatlerini telefon ekranlarında kaydırırken, onlar İzmir'de tuzlu suyun, sert rüzgarın içinde büyüdüler. 🌊

Tam 399 sporcu indi o suya.

Herkes o meşhur Avrupa takımlarını bekliyordu.

Ama rüzgar tersten esti.

Parla Kabasakal, o gencecik yaşıyla üst üste ikinci kez Dünya Şampiyonu oldu. Zeynep U15'te altını, Doğa bronzu aldı. Bir anda Türkiye, dünyanın en zorlu branşlarından birinde "Dünya Takım Şampiyonu" olarak o kürsünün en tepesine çıktı. 🥇

Yani şimdi düşününce insanın içine oturuyor...

Televizyon kanallarında akşama kadar boş insanların hayatları, kimin kime ne dediği konuşulurken; bu ülkenin 15 yaşındaki çocukları, ta İspanya'da 36 devlete İstiklal Marşı'mızı esas duruşta dinlettirdi. 🇹🇷

Antrenörleri Emirşah Hoca, kürsünün tam karşısında durdu. İstiklal Marşı girince gayri ihtiyari ceketinin düğmesini ilikledi. Uzun uzun baktı o yorgun çocuklara.

Gösteriş yok. Şikayet yok.

Bizim buraların çocukları, kimse onları alkışlamasa da ülkeleri için başarmayı çok iyi bilir. 

Alıntı: Kızılırmak Türkü Diyarı

 

“Dilimizin Zenginlikleri” Projesi Tanıtım Filmi

 

📰🇭🇺Macaristan sınır kapısında, Macar gümrük muhafaza polisi ve Türk plakalı kamyon...

(Görsel: YZ-Yapay Zeka olmalı...)

OLAY: 

Macaristan sınır kapısında, Macar gümrük muhafaza polisi bir Türk plakalı tırı durdurup soförden pasaportunu istiyor. Soför Türk pasaportunu veriyor, polis şoföre 

"sen Türk müsün?" diye soruyor.

Şoför "hayır ben Kürdüm..!" diyor, polis 3-4 defa "Sen Türk müsün?" diye sormaya devam ediyor, her seferinde şoför "hayır ben

Kürdüm..!" diyor.

Polis. elndeki lurk pasaportunu virto alivor ve solore:

“Türk değilsen bu pasaport sende ne arıyor, git kendı milliyetinden olan pasaportla gel ‘' diyerek, aracı ülkesine sokmuyor..!

YORUM

'Türkiyelilik' diye bir kavramın hukuki bir karşılığı yoktur. Tamamen ideolojik bir uydurmadır. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının adı bellidir: Türk'tür. Anayasayı yok sayarak ürettiğiniz kavramlar gerçeği değiştirmez. Kimse kimseye etnik kimlik dayatmıyor; vatandaşsan, hukuken Türk'sün. Bu söylem, Türkiye Cumhuriyeti'nin en temel hukuki tanımına aykırıdır. Anayasa'nın 66. maddesi açık:

"Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür."

'Türk' etnik değil, anayasal bir üst kimliktir. Kürt'ü, Laz'ı, Çerkes'i dışlamaz, hepsini kapsar. Bunu "faşizm" diye çarpıtmak ya cehalettir ya da bilinçli sabotajdır..!

Dünyada her yerde böyledir: Almanya'da vatandaşa Alman, Fransa'da Fransız, ABD'de Amerikalı denir. Kimse çıkıp "Ben Alman vatandaşıyım ama Alman değilim" diye saçmalamaz.!

'Türkiyelilik' diye bir kavramın hukuki bir karşılığı yoktur. Tamamen ideolojik bir uydurmadır. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının adı bellidir: Türk'tür. Anayasayı yok sayarak ürettiğiniz kavramlar gerçeği değiştirmez. Kimse kimseye etnik kimlik dayatmıyor; vatandaşsan, hukuken TÜRK'sün.


Alıntıdır.... 

20260827

🎞️🗣️🎙️ Osmanlı İmparatorluğu'nda 🇹🇷Türk Olmak - İlber Ortaylı Anlatıyor - OSMANLI'DA GERİLEME NASIL BAŞLADI?


Prof. Dr. İlber Ortaylı bu videoda 

  • Osmanlı İmparatorluğu'nda Türklerin neden saraya alınmadığını, 
  • gerilemenin nasıl-neden başladığını, 
  • Alevilerin durumunu 
  • ve Toki'yi anlatıyor.

00:00 Osmanlı İmparatorluğu'nda Türk Olmak
02:11 Türkler neden saraya alınmıyordu?
03:00 İlber Ortaylı "Bizim Ülkemizden Mucit Çıkmaz" Sözünü Yorumluyor.
05:11 TOKİ
06:14 OSMANLI'DA GERİLEME NASIL BAŞLADI?

🎞️📚📖🗣️Anadolu'nun 7 bin yıllık Türk yurdu olması / Türk Tarih Tezi'nin önemi

🎞️🇹🇷TÜRK TARİH TEZİ İLE TARİH VE MEDENİ BİLGİLER DERS KİTAPLARI NİÇİN RAFA KALDIRILDI? 

  

Atatürk'ün TÜRK TARİH TEZİ kaldırılarak yerine 

YUNAN-ROMA TARİH TEZİ'nin okutulmaya başlanmasında 

1939 TÜRK-İNGİLİZ anlaşmasının rolü. 

Belgelerle

*Alıntı: Arkeoloji ve TÜRK Tarihi @ArkeolojiveTurk


📰🇹🇷☦️Türk Ortodoks Topluluğu: "Türkler Anadolu'ya 1071'de geldi" sözü doğru değil.

"Türkler Anadolu'ya 1071'de geldi" sözü doğru değil.

Bu, Batı'nın stratejik bir yalanıdır.

"Siz buranın yerlisi değilsiniz, sonradan geldiniz, işgalcisiniz" propagandası...

1071'den önce vardık.

Küçük ve dağınık boylar halindeydik.

Hristiyan Türkler zaten Anadolu'daydı.

1071'de Sultan Alparslan geldiğinde, Hristiyan Türkler de Alparslan'ın yanında yer aldı.

1071 Türklerin ilk kez gelişi değil, Anadolu'ya EGEMEN olduğu tarihtir.

1071'den binlerce yıl önceye uzanan; Hakkari'den Denizli'ye kadar tüm Anadolu, binlerce yıllık Türk kalıntılarıyla mühürlüdür.

Siyonizmin ve emperyalizmin sinsi çarpıtmalarına izin vermeyelim.

Bu vesileyle; bu toprakların TAPUSUNU ALAN Sultan Alparslan'ı ve 1922'de o tapuyu yırtıp bizi bu topraklardan atmak isteyen emperyalistlere karşı Büyük taaruzu başlatıp zafer kazanan Mustafa Kemal Atatürk'ü ve tüm şehitlerimizi rahmetle anıyoruz.

Türk'ün zaferi kutlu olsun!

*Alıntı: Türk Ortodoks Topluluğu @TurkOrthodox

*********

Anadolu'nun 7 bin yıllık Türk yurdu olması

Anadolu'nun 7 bin yıllık Türk yurdu olmasının öğretilmesi emperyalistleri rahatsız eder.

Kendi tezlerine tamamen ters düşmesi nedeniyle Türk Tarih Tezi emperyalistlerin rahatsız olduğu bir tezdir..

Bu yüzden Atatürk sonrası Türk-İngiliz anlaşması ile apar topar kaldırılmıştır
 


Türk Roma İmparatoru var. Annesinin adı Çiçek. Dümdüz Çiçek. Isarya Hanedanlığından geliyor, Isaura denilen yer Konya Bozkır

Ayrıca, Karaman Türkleri zaten ortodox hristiyan Türkler . Adamlar dümdüz Anadolu Türkçesi konuşuyorlar.

-Baba tarafı Isaura anne tarafı Hazar

-Hanedan Isaura, Hanedanın kurucuları kesinlikle Yunan değil. Leo diye geçiyor ama gerçek adı Conon. Konya Bozkırdan çıkıp Romada tahta geçiyor. Isaura yolu var hatta bugün Konyada.  Adamın Türk olma ihtimali çok yüksek.

****

Hatta Kanuni Sultan Süleyman Kutsal Roma Cermen İmparatoru'na ''sen Roma imparatoru değil, İspanya kralısın, Roma İmparatoru benim '' demişti. İstanbul Anlaşması ile tasdikledi.

*Alıntı: Gözlemci @Aldermanraym

MÖ. 450-470 lerde Anadolu'nun ortasında Afyon civarinda Perslerle İskitlerin savaştığı biliniyor, kanıtıda Tatarlı Tümülüsü.  Afyon Müzesi'nde orijinal ahsap mezar duvarlarında savaşın tüm sahneleri, her iki tarafın giysileri, atları,arabaları, savaş sahneleri görülebiliyor.

*Alıntı: 100.YIL @CumbulS


Malazgirt savaşının kazanılmasında Bizans ordusu içindeki Türk paralı askerlerin taraf değiştirmesi büyük rol oynamıştır. Türkler Tuna önlerine kadar boylar halinde dağılmıştır. Toplu halde Anadolu'da bir araya gelişimiz 1071'dir. Anadolu'yu her zaman köprü olarak kullanmışızdır.

*Alıntı: Emre Demir @emredmrctr

Türkçe konuşan topluluklar, 1071'den önce zaten Anadolu'da, ya da daha doğrusu Bizans nüfuz alanında mevcuttu. Ancak 1071, Selçuklu yayılması için belirleyici bir dönüm noktası teşkil etti;

*Alıntı: MardroHD @MardroH83405


Bugün Alevi diye bilinen Türkmenler ve daha sonra  Hristiyan olan Türkmenler, Hristiyanlık'tan önce Anadolu'daydı, Hristiyanlığın yayılmasında ve Roma imparatorluğunda görevler aldılar, Aleviler Roma'da kafir olarak görüldü, Osmanlı'da da. Eski Türk inançlarına devam ettiler

*Alıntı: Don Kişot @n_yalc92962

🎞️İstanbul Üsküdar sahilinde, tarihi Kız Kulesi manzarası ile birleşen gün batımı,


 İstanbul Üsküdar sahilinde, tarihi Kız Kulesi manzarası ile birleşen gün batımı, 'time-lapse' (hızlandırılmış çekim) tekniğiyle kaydedildi.



🎞️🏐🇩🇪Almanlar, 🇹🇷Türk takımının arenaya girmesiyle anında işin bittiğini anladılar 😂

 

🎞️TÜRKİYE: The True Origin of the Ancient World / TÜRKİYE: Antik Dünyanın Gerçek Kökeni

 


''Our documentary is an expansive journey through Turkey’s most striking ancient and historical wonders.

This journey takes you through Turkey’s most extraordinary archaeological landscapes — from rock-carved tombs and ancient capitals to mountain sanctuaries, royal palaces, sacred temples, and timeless cities that reveal the enduring legacy of ancient civilizations.

Places featured in this travel documentary:''

------------------------------ 

''Belgeselimiz, Türkiye'nin en çarpıcı antik ve tarihi harikaları arasında geniş bir yolculuktur.

Bu yolculuk sizi Türkiye'nin en olağanüstü arkeolojik manzaralarına götürür - kaya oyması mezarlardan ve antik başkentlerden dağ tapınaklarına, kraliyet saraylarına, kutsal tapınaklara ve eski uygarlıkların kalıcı mirasını ortaya çıkaran zamansız şehirlere kadar.

Bu seyahat belgeselinde yer alan yerler:''

🕒 Timestamps:

00:00 Intro
01:17 Pinara Cliff Necropolis
02:52 Mount Nemrut
05:17 Sagalassos Ancient City
09:44 Adamkayalar, Mersin
11:20 Göbekli Tepe
14:25 Ishak Pasha Palace
17:10 Ephesus
21:16 Myra Ancient City
23:28 Afyonkarahisar Castle
25:24 Pontic Kings Rock Tombs
26:51 Pergamon Ancient City
29:40 Caunos Tombs of the Kings
31:02 Eflatun Pınar
32:29 Hattuşa
36:38 Hierapolis
40:51 Dara Ancient City
43:59 Perge Ancient City
46:58 Outro
_________________________

En Çok Okunanlardan...