20260611

📖 Balkanlar’dan 🇹🇷Türkiye’ye Göçler

Balkanlar’dan Türkiye’ye Göçler 

Balkanlar’dan Türkiye’ye gerçekleşen göçler sonuçları ve etkileri bakımından sadece Tarih’in konusu olmaktan uzaktır. İktisat, Sosyoloji ve Halk Bilimi gibi sosyal bilimlerin birçok şubesinin ilgili alanında olan ve sonuçları itibariyle söz konusu bilim alanlarında konu edilen Balkanlar’dan Türkiye’ye göçlerin topluma temas eden birçok özelliği gibi Edebiyat alanında da önemli yansımaları olmuştur. 

Balkanlar’dan Türkiye’ye gerçekleşen göçler konusunu incelerken tarihsel bir bütünlüğün takip edilmesi adına öncelikle belirtilmesi gereken husus, Türk varlığının Balkanlar’ın kadim unsurlarından biri olduğu gerçeğidir. Genellikle yakın dönemle ve Osmanlı Devleti ile ilişkilendirilen Balkan Türk kültür varlığının kronolojik bir yaklaşımla ve bölgedeki ilk Türk yerleşimlerinden itibaren ele alınması, söz konusu göçlerin Türk tarihi bakımından olduğu kadar dünya tarihinde de ne denli büyük bir hadise olduğunu ortaya koyacak ve gerçekleşen göçlerin kısa süreli ve “geriye dönüş” şeklinde bir eylem olmadığını ortaya koyacaktır. Bu bağlamda Balkan Türklerinin Anadolu’ya göçlerinin Batılı kaynakların veya Batılı bakış açısıyla hazırlanan birtakım yerli çalışmaların dile getirdiği şekliyle Anadolu’ya geri dönüş olarak değil bilakis Balkanlar’da yerleşik kadim bir medeniyetin yerinden edilmesi şeklinde gerçekleştiğini ortaya koyacaktır. 

Balkanlar’da Türk varlığının teşekkülü ve tarihi noktasında Osmanlı Devleti ile Anadolu üzerinden gerçekleşen ilerleyiş öncesinde birincil olarak zikredilen ilerleme, Karadeniz üzerinden, bir başka ifadeyle Kuzey’den gerçekleşmiş ve Balkanlar’ın Türkleşmesi tarihinde birinci katman olarak adlandırılmıştır. Bu bağlamda Balkanlar’daki Türk varlığının Hun Türkleri ile başlamış olduğunu ve bu sürecin, Orta Asya’dan Balkan sahasına göçen Ogurlar, Bulaklar, Kumanlar, Peçenekler, Avarlar, Oğuzlar vb. Türk boyları ile devam ettiğini söylemek mümkündür (Tikici, Karatepe ve Erdem, 2009, s. 148). Hüseyin Salman’a göre “Hunlarla birlikte Batı’ya yönelen Türklerin daha sonraları başlayan yoğun Slav göçleri ile Balkanlar’da 13. yüzyıla kadar yaşamış, burada Orta Asya’dan getirdikleri kültürün kalıcılığını sağlamış ve Balkan halklarının var olan kültürüne katkıda bulunmuş oldukları bilinmektedir. Özellikle Kıpçak, Kuman ve Gagauz Türkleri, Türk kültürünün bu bölgede yerleşmesini ve genişlemesini sağlamış Türk toplulukları arasındadır” (Salman, 2021, s. 24-29; Tikici, Karatepe ve Erdem, 2009, s. 148’den naklen). Günümüzde de Balkan yarımadasında varlığını sürdüren Macarların, Gagauzların, Sekelllerin Turani aidiyetleri noktasında kendi akademilerinde ileri sürülen görüşler varlığını korumakta ve yukarıda sözünü ettiğimiz tarihî dönemleri referans alan görüşler de bulunmaktadır. 

Kanaatimizce Balkanlar’ın erken dönem Türk varlığının en büyük göstergelerinden biri Balkan adlandırmasının Türkçe kökenidir. “Balkan” kelimesi anlamı bakımından ilgili coğrafyanın fiziki yapısını özetleyen öz Türkçe bir kelimedir. Kuman, Avar ve Bulgar adlarının Türkçe kökeni ve bugün bölgedeki çeşitli yerleşim yerleri veya ulus adlarına kaynaklık etmesi de bölgedeki Türk tarihinin İslam ve Osmanlı öncesi dönemle birlikte ele alındığında kadim bir Balkan kültür alanını kapsadığını ortaya koymaktadır. Yakın dönemde Balkanlar’dan Türkiye’ye gerçekleşen göçlerin genel profilinde gördüğümüz “Müslüman Balkanlı/Rumelili Türk Kimliği” ise büyük oranda Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’da ilerleyişi ile oluşan toplum yapısıyla ilişkili olmuştur. Bu noktada daha önce sözünü ettiğimiz birinci tabaka Türk kültür varlığının, Güneyden (Anadolu’dan) gelen Türk varlığı ile zaman içerisinde kaynaştığı, eklemlediği ya da eridiği yönünde görüşler ileri sürülmektedir (Karpat, 2019, s. 93). Gerek Kuzey’den gerekse Güney’den gerçekleşen akınlar, fetihler ve iskân siyaseti ile tesis edilen Balkan Türk varlığının siyasi, kültürel ve özellikle de konumuz olan demografik bakımdan gerileyişinin başlangıcı noktasında bölgedeki son Türk hâkimiyeti olan Osmanlı’nın Viyana Kuşatması önemli bir tarih olarak kabul edilmektedir. Osmanlı Devleti’nin “muhacir” sorunu ile başarısızlıkla neticelenen 1693 Viyana Kuşatması sonrasında ilk defa karşı karşıya kaldığını belirten H. Yıldırım Ağanoğlu’na göre Balkanlar’dan ilk göçler, Osmanlı Avusturya savaşları sırasında sınır boylarında görev alan Müslümanların geri çekilmesi ile başlar ve Cumhuriyet’e uzanan süreçte ve sonrasında sürekli devam eder. Bu bağlamda önemli tarihî gelişmeler ve sebep olduğu göçler arasında; 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması ile elden çıkan Kırım’ın neden olduğu göçler, 1877- 1878 Osmanlı Rus Savaşı (93 Harbi) ve 1789 Fransız İhtilali’nin sebep olduğu milliyetçilik cereyanlarından etkilenen Türk kitlelerin göçleri önemli yer tutmaktadır (Ağanoğlu, 2001, s. 31-32).

Demografik büyüklüğü ve kapsadığı coğrafyanın genişliği dikkate alındığında Balkanlar’dan Türkiye’ye gerçekleşen göçlerin dünya tarihinin en büyük göç hareketlerinden biri olduğunu ifade etmek mümkün görünmektedir. Özellikle son iki yüzyıllık süreçte gelişen tarihî olaylardan beslenen ve bölgenin siyasi tarihiyle de doğrudan ilintili olan Türk göçlerinin değişen aralıklarla ancak sistematik olarak devam etmesinin birtakım nedenlere dayandığı ifade edilebilir. Osmanlı’dan günümüze etnik yapılanma ve göçleri ele alan çalışmasında Kemal H. Karpat, Balkanlar’da son Türk hâkimiyeti olan Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde kurulan devletlerin kendilerini ulus olarak gerçekleştirme yolunda bölgedeki Müslüman varlığını engel olarak görmelerinin söz konusu göç ve sürgünlerde temel belirleyici olduğunu ifade eder. Özellikle bölgede Rusların planlayıcısı oldukları Panislavist politikaların Türk nüfus aleyhinde demografik değişimleri zorlaması Balkanlar’da kitlesel Türk ve Müslüman göçlerinde temel belirleyici olur (Karpat, 2019, s. 172-176). Kronolojik olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile birlikte yeni Balkan ulus devletlerinde Müslüman ve Türk nüfusun göçü için artık resmî bir muhatap belirmiş, “Anavatan Türkiye” olgusu ile birlikte söz konusu ülkelerin devlet politikaları hâline getirilen sistemli ve zorunlu göç faaliyetlerinde Türkiye temel hedef ülke olmuştur. Zira artık din ve soy birlikteliği Balkanlar’ın Müslüman Türk ahalisi için olumsuz şartlar altında Türkiye’ye göç etmeyi bir tercih olmaktan çıkararak kader hâline getirmiştir.

Balkanlar’dan gerçekleşen Müslüman Türk göçlerinin farklı dönemlerde, farklı mekânlara yönelik olduğu görülmektedir. Bu noktada öncelikle Balkanlar dâhilinde daha güvenli bölgelere göç edildiği, Güney yönlü bu göçlerde istikametin önceleri Doğu Trakya ve Anadolu daha sonraları ise “Türkiye” olduğu bilinmektedir. Bu nedenle böylesine büyük bir göç hareketi oldukça kompleks bir yapıda gerçekleşmiş ciddi bir demografik değişimi içermektedir. Sözgelimi bugün yoğun Türk nüfusu ile bilinen Rodoplar, Deliorman ve Dobruca gibi bölgelerin nüfusunun daha kuzeyden ya da farklı bölgelerden gelen Müslüman Türk göçmenlerle Türk varlığı bakımından güçlendiği ve bu hususta göç yollarına yakın olmalarının veya korunaklı coğrafi konumlarının etkili olduğu söylenebilir.

“Rumeliden Türk Göçleri” adlı üç ciltlik çalışmasının girişinde Bilal N. Şimşir, söz konusu göç hareketinin sosyal tarih ve uluslararası ilişkiler bağlamında taşıdığı önemi ifade ederken bu göçlerin 

  • hem yeni Türkiye’yi tesis eden önemli bir hareket olduğunu 
  • hem de Balkanlar’daki yeni ulus devletlerin sosyal iktisadi hayatına büyük etki ettiğini 

ifade eder. Bir bakıma bu göçler Türkiye’yi ve Balkanlar’ı yeniden inşa eden ve kurgulayan bir gelişme olarak dünya tarihinin en önemli olaylarından biridir. Kanayan bir yara olarak görülen Balkanlar’dan Türk göçleri durmadan devam eden bir yapıya bürünerek Türkiye Cumhuriyeti tarihinde de yakın dönemlere kadar devam etmiş, Anadolu Türkleşirken Türkler Balkanlar’dan sürgün edilmiştir. 

Balkanlar’da kalan ve ulus devlet kaygısına düşmüş milletler de esasen bu göçlerden ağır yaralar almıştır. Türkiye, Balkan devletlerindeki Türkler için anavatan olarak görüldükçe bu göçlerin devam edeceği ön görülmektedir (Şimşir, 1989, s. 9-11). 

Kısacası Balkanlar’dan yaşanan Müslüman Türk göçlerinin güney yönlü ve süreç içerisinde Türkiye merkezli olduğu bilinmekte ancak tarihî olarak kesin çizgilerle ve demografik verilerle bu devasa göç hareketini betimlemek mümkün görünmemektedir. Justin McCharty, Osmanlı döneminde Mora İsyanı ile Yunanistan’da baş veren ilk Türk katliamını başlangıç olarak aldığı 1821 yılından 1922 yılına kadar 5 milyondan fazla Balkanlı Müslümanın yurtlarından sürgün edildiğini, 5,5 milyon Müslüman’ın da öldüğünü iddia etmektedir (McCarty, 2012, s. 1). Bu sayı bu  farklı kaynaklarda zikredilen çok sayıda kaynak arasında sadece yabancı bir bilim insanına ait sayısal bir veridir. Bu tarz verileri yerli ve yabancı çok sayıda kaynak ile artırmak mümkündür. Bugün gelinen süreçte Balkanlar’dan Türkiye’ye gerçekleşen göçler sonuçları bakımından bugünü de şekillendirmiş, Balkanlar’ı yeniden yapılandırmış tarihî bir vaka olarak ortadadır. Çalışmada odaklanılan yakın dönemde İzmir’e göç eden Balkan doğumlu ediplerin varlığı da söz konusu göçlerin esasen sosyal toplum yapılanmasında ne denli kuşatıcı ve geniş çerçeveli bir etki doğurduğunu, edebiyat gibi spesifik alanlara da tesir ettiğini göstermesi bakımından değerlidir. 

Çalışmanın bu kısmında İzmir özeline değinmeden önce sadece bir fikir vermesi bakımından Bulgaristan’dan Türkiye’ye gerçekleşen göçleri kronoloji ve demografi bilgileriyle paylaşan bir veriyi sunmayı uygun buluyoruz. Bulgaristan sahası gerek sahip olduğu Türk nüfusunun büyüklüğü gerekse İzmir’e gerçekleşen göçmen varlığındaki büyük payı ile çalışmadaki örneklemi temsil gücü yüksek bir Balkan ülkesidir. Beycan Hocaoğlu’nun başlangıç olarak belirlediği 1878 Osmanlı Rus Savaşı’ndan 1989’da gerçekleşen ve Büyük Göç olarak tanımlanan göçe kadarki göç istatistiği şöyledir:

Balkanlar’dan Türkiye’ye sadece Bulgaristan kaynaklı göçler özelinde gelen nüfusun toplamda 1 milyonu aşkın olduğu görülmektedir. Bu tabloda Lozan Antlaşması’na ek Mübadele Antlaşması ile ülkemize Yunanistan’dan gelen Mübadiller (Resmî kaynaklarda 1 milyonun üzerinde bir nüfustan bahsedilmektedir.) Kosova, Makedonya, Romanya gibi bölgelerden yakın dönemlere kadar devam eden göçler eklendiğinde Türkiye’de Balkan kökenli ciddi bir Türk varlığı söz konusudur. 



Alıntı/Kaynak: 

https://iksadyayinevi.com/wp-content/uploads/2024/11/IZMIRIN-BALKAN-GOCMENI-EDIPLERI-Inceleme-ve-Metinler.pdf


📰Amasya Gümüş Ortaokulu öğrencilerinin taştan yaptıkları "Göktürk Kitabeleri" çalışması.

 



📰 Abdülhamit devrinde 1880 yılında basılan Osmanlı'nın 1 Liralık banknotu üzerinde 'Constantinopol' yazıyor!

 Osmanlı'nın 1 Liralık banknotu üzerinde 'Constantinopol yazıyor! Demek ki "işkembe-i kübra"dan atmakla olmuyor... Abdülhamit devrinde 1880 yılında basılan 1 Liralık banknot üzerinde ''Constantinopol'de basılmıştır'' yazıyor. Hem de Yunanca, Fransızca ve Ermenice olarak...

1856'da kurulan ingiliz sermayeli Bank-ı Osmani (Ottoman Bank) ile 1862 istikrazını üstlenen bir fransız mali grubunun (Mayer Amschel Rothschild) eşit ortaklığıyla, 1863'te istanbul'da bank-ı osmani-i şahane adıyla kurulan bankadır .

Yıl 1870 ler...Osmanlı bankası için kullanılan deyim haline gelmişbir söz vardı: Ancak Osmanlı kadar Osmanlı

Yabancı sermayeli bir bankaya istesen de Banknotlarda İstanbul yazdıramazsın. Madeni paralar darphanelerde basılıyor onların durumu ayrı..

Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün 1931 kurdurduğu Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası ile ingiliz fransız sermayeli bu bankanında saltanatı son bulur.

Dip Not: 1931 de ki şartlarda Devletin kendisine ait bir Merkez Bankası kurması Alman ekonomistlerin yaptığı etüt çalışmalarında imkansız. Bunu ancak Mustafa Kemal Atatürk gibi bir dahi yapabilirdi.

1923 sonrası Yunanistan ve Avrupa ülkelerinden gelen mektuplar üzerinde Konstantinapolis yazanları geri çevirerek İstanbul yazmayı öğrettiğimiz bir vak'adır.

Özetle bugün İstanbulun ismi Konstantinapol değilde Istanbul ise hiç kimsenin değil bu da M.Kemal Atatürkün Milletine miras bıraktığı eserlerin en kıymetlilerinden birisidir.


Alıntı: DENİZ_TOPRAK2 @TOPRAK_2_

🎞️🇰🇬Kırgızistan'ın etnografik zenginliğini yansıtan sergiden izlenimler

 Kırgızistan'ın etnografik zenginliğini yansıtan sergide; "Saymak" nakışlı halılar ve "Kalpak" gibi unsurlar, göçebe Türk estetiğinin yaşayan belgeleri olarak sunuldu



🎞️📖 Sevdalinka nedir? Ünlü Sevdalinkalar Nelerdir?

🎞️🇧🇦 Sevdalinka, traditional urban folk song  


SEVDALİNKA NEDİR ? ÜNLÜ SEVDALİNKALAR NELERDİR?

Bosna Hersek’in ünlü tarihi ve kültürel zenginliği müziğine de yansıyor. Bosna geleneksel müziği çeşitli Balkan etkilerinin karışımı olarak ortaya çıkıyor. En meşhuru ise, tabii ki aşk şarkısı “Sevdalinka”.

Eski Yugoslavya’da Bosna Hersek’in çok ünlü ve başarılı “pop” ve “rock” grupları yer aldı. Bunlardan en başarılı olanlar “Divlje Jade”,”Bijelo dugme”, “Indexi”, “Ambasadori”, “Teška industrija”, “Vatreni Poljubac”, “COD”, “Plavi orkestar”, “Crvena jabuka”, “Zabranjeno Pušenje”, “Merlin”, “Hari Mata Hari”, “Kamen na Kamen”.

Grupların yanı sıra meşhur ve kaliteli şarkıcılardan da bahsetmek lazım. Bunlar: Kemal Monteno, Zdravko Čolić, Davorin Popović, Seid Memić Vajta, Neda Ukraden, Jadranka Stojaković, Mahir Paloš, Jasna spić, Alma Čardžić. Genç ama kapasiteli yıldızlar ise Fuad Backović Deen, Mija Martina, Selma Bajrami, Ir Vukojević, Boris Režak, Al Dino, Tinka Milinović vs.

Ayrıca Bosna Hersek kökenli olan şarkıcılar şunlar: Dragan Stojnić, Ibrica Jusić, Krunoslav Slabinac, Bisera Veletanlić, Senka Veletanlić, Ivo Fabijan, Boris Novković, Ivan Mikulić, Romana, “Feminem”, Ružica Čavić.

Bölgedeki „alternatif“ ve „urban“ müzik tarzlarının ilk yuvası olan Bosna Hersek, genç ve yaratıcı sanatçılarıyla gurur duyuyor. Bunlardan en önemlisi, ünüyle Balkanlar sınırlarını aşan hip hop sanatçısı Edin Osmiç „Edo Majka“.

Folkloru, halk ve geleneksel müziği, Bosna Hersek sahnesini daha da renkli ve benzersiz kılmaktadır. Bu tarzın ustaları: Halid Beşlić, Halid Muslimović, Haris Džinović, Hanka Paldum, Šemsa Suljaković, Fahreta Jahić alias Lepa Brena, Ferid Avdić ve diğerleri.

Ancak, Bosna Hersek’in en çok gurur duyduğu sanatçılar tabii ki Sevdalinka sanatçılarıdır. Bunlar: Zaim Imamović, Safet Isović, Nada Mamula, Beba Selimović, Zehra Deović, Nedžad Salković, a danas zvuke sevdalinke svijetom pronose veoma uspješni ansambli poput mostarkog “Mostar Sevdah Reuniona”.


Sevdalinka Hakkında

On yaşındaki bir çocuk ‘Sevdah, babamın şarkı söylerken ağladığı andır’ diyerek ‘Sevdah ve Sevdalinka nedir’ sorusunun en basit, en masum, en samimi ve aynı zamanda en doğru tanımını verir. (OmerPobriç) Sevdalinka bizim hakkımızda olan şarkıdır 

(Ömer Pobriç)

Sevdah’ (sevda, karasevda) kelimesi Türk dilinde aşkın hasretini ve azabını ifade eder, kökü ise Arapçada ‘sewdâ‘ kelimesinde bulunup ‘siyah safra‘ anlamına gelir. ‘Sevdah‘kelimesiyle ifade edilen aşk duygusuna, temel duygusal yönünü koruyarak topraklarımızda zaman ve mekân içerisinde İslâv-Bomil hüzünlü geçicilik duygusunun katkısı da olmuştur. Bizim ‘sevdah’ her ne kadar hasret ve acıyla dolu olsa da o kadar hüzünlü ve tatlıdır. Sevdah insanın aşk acısını çekemediği noktada ölümle eşit olan aşk sarhoşluğu içinde kaybolduğu aşk duygusudur.

Bu acı, sevgiliye kavuşmak ve ulaşmak için birçok engelden dolayı imkânsız olmasından kaynaklanıyor. Aşkın karşısına bazen aşılması zor bir duvar gibi, zaman ve mekân engelleri çıkar, bazen de bireysel, toplumsal, ailevî, geleneksel ya da duygusal engellerle karşılaşılır. ‘Sevdah’ diğerler tarafından çektirilen işkence olarak kendini gösterir, aynı zamanda insanın aşkın beyhude olduğu bilincinde olup mazoşist bir aşk anlayışıyla kendi kendine çektirdiği acı olarak da algılanabilir.

“Bana göre ‘sevdah’ görünmez ve insanın etrafını çeviren “auradır”, fakat güzelliği kendi hayatının bir parçası olarak gören herkes en küçük mekânda ve en küçük biçimde ‘sevdahı’ hisedebilir. Bu, hayata iyimser bakan, öyle yaşayan ve o çerçevede güzellik ve memnuniyet unsurlarını bulanlara Allah vergisidir. Canın ‘sevdah’ güzelliğiyle fazlasıyla dolduğu zaman ‘sevdalinka’ en iyi tazeleyici unsurdur: ‘Canımı tazelemek için çala şarkı söylesene’. ‘Sevdah’ sadece bir kelime değildir, canların sınırsız genişliğinde neşenin zerrelerini bulup onlarla mozaik yaparak, kendilerine hayatı güzel kılan hayalî güzellik muhitidir. Hayat, maalesef sadece aşktan ibaret değil, ‘sevdah’m en üst noktası olan Sevdalinka sadece aşk şarkısı değildir. ‘Sevdah’ Boşnakların hayat tarzı, Sevdalinka ise Boşnakların yaşantılarının tarihî kâtibidir.” 

(Ömer Pobriç, müzisyen)

‘Sevdalinka’ Boşnak, şehirli aşk şarkısıdır. ‘Boşnak’ sözcüğü Sevdalinka’nın otantiğini, ‘şehirli’ şehirliliğini, ‘aşk’sözcüğü ise içeriğinin konusunu belirler.’ 

(Ömer Pobriç, müzisyen)

Sevdalinka hayatın iyi ve kötü olaylarını anlatarak zamanla Boşnakların can konuşması olmuştur. Sevdalinka'nın sözü çok değerli olup müziği de özel, Bosna’ya özgüdür. Boşnaklar dünyanın hiç bir yerinde olmayan orijinal, otantik bir müzik ifadesi icat etmişlerdir.

Sevdalinka, ticarî yollardan, hanlar ve konaklardan, gazalardan, meclisler ve şenliklerden, akşam dertlerinden, Bosna vadilerinden, tepeler ve nehirlerinden geçmiştir. Kendi güzelliğiyle halk tarafından kabul edilip Ugar, Macar, Sırp, Hırvat, İspanyol, Meksikalı ve fazlasıyla Doğulu şarkıların baskısı altından çıkıp Boşnak şarkısı olarak günümüze ulaşmıştır.

Yüzyıllarca süren uzun hayatı boyunca farklı toplumsal tabakalarda yaratılmakta olan Sevdalinka kız ve erkek buluşmasında, düğünlerde, oyunlarda, aile toplantılarında, teferrüçlerde, yollarda, avluda, bahçede, ev odalarında, hanlarda, mahalleden geçerken, ata binerken, avlanırken, şehir kalelerinde, hapiste, gazalarda, yabancı gök altında söylenmekteydi.

Sevdalinka'nın müzik özellikleri şunlardır:

a) Aşırı ikinci

b) İkinci derecede biten miksolidik, majör ve harmonik minör ıskalası

c) Alterasyon

d) Koloratür

e) Geniş nefese sahip cümleler

Önemli Sevdalinka Müzisyenleri:

-Zehre Deović

-Safet Isović

-Nada Mamula

-Zaim Imamovic

-Himzo Polovina

-Safet Isovic

-Nedzad Salkovic

Kaynak: BİGMEV

Alıntı: https://bosnakhaber.com/sevdalinka-nedir-unlu-sevdalinkalar-nelerdir/


Örnekler:

  • Anadolka 
  • Kad ja podoh  (Guitar)  (Flute)
  • Ne Klepeci Nanulama 
  • Što te nema (Hasanagin Sevdah) 
  • U Stambolu na Bosforu
  • Žute Dunje 

  • ****


    Meşhur şarkılar
    • Ah što ćemo ljubav kriti (Aşkımızı neden saklayalım)
    • Da sam ptica (Bir kuş olsaydım)
    • Emina
    • Grana od bora, pala kraj mora
    • Karanfile cvijeće moje
    • Kraj potoka bistre vode
    • Moj dilbere
    • Omer-beže na kuli sjeđaše (Ömer Bey kulede oturuyor)
    • Razbolje se lijepa Hajrija (Güzel Hayriya hastalandı)
    • Razbolje se Sultan Sulejman (Sultan Süleyman hastalandı)
    • Sejdefu majka buđaše (Seydefa'nın annesi onu uyandırıyor)[
    • Snijeg pade na behar na voće
    • Što te nema (Neden burada değilsin)
    • Sve behara i sve cvjeta
    • Tekla rijeka potokom i jazom
    • Teško meni jadnoj u Saraj'vu samoj (Benim için zor, yoksul bir kız Saraybosna'da yalnız)
    • U Stambolu Na Bosforu (İstanbul'da Boğaz'ın üzerinde)
    • Zapjevala sojka ptica
    • Zaplakala šećer Đula
    • Zaplakala stara majka
    • Zmaj od Bosne
    • Zvijezda tjera mjeseca (Yıldız Ay'ı kovalıyor)

    20260610

    📚📖 İzmir'in Balkan Göçmeni Edipleri (Inceleme ve Metinler) - Atıf AKGÜN


    Türk Dünyası toplulukları arasında Balkan Türkleri, Türkçenin resmî devlet dili statüsünde olmadığı ülkelerde varlıklarını sürdürmeleri ve sosyal tarihlerinde göçlerin geniş yer tutması ile farklı bir yere sahiptir. Söz konusu durumları ile Balkan Türklerinin sosyo-kültürel alanda dezavantajlı gruplar arasında olduklarını söylemek de mümkündür. Çeşitli sosyo-kültürel ve politik nedenlerden dolayı özellikle son yüzyıllık süreçte göç gerçeğiyle sürekli karşı karşıya olan Balkan Türklerinin gerçekleştirdikleri göçlerin en önemli hedef ülkesi Türkiye olmuştur. Bu bağlamda Balkan Türkleri üzerine sosyal bilimlerin farklı şubelerinde yapılan bilimsel çalışmaların gerçekleştirildiği ülkeler arasında Türkiye öne çıkmıştır.

    Bu çalışma Ege Üniversitesi tarafından desteklenen ve Ağustos 2024’de tamamladığımız “İzmir’de Yaşamış/Yaşayan Balkan Göçmeni Edebiyat Temsilcilerinin ve Eserlerinin Tespiti ve İncelenmesi (ID numarası: 29701)” adlı bilimsel araştırma projesinden üretilmiş; sonrasında yapılan ekleme ve çıkarmalarla nihai şeklini almıştır. Bu kısımda adı verilen projenin başlangıcından tamamlanmasına ve proje çıktısının kitap çalışmasına dönüşme süreci hakkında bilgi vermek, okuyucunun bu kitaptaki verileri daha sağlıklı değerlendirmesi için elzemdir.

    Balkan Türklerinin Türkiye’ye göçleri üzerine yapılan akademik çalışmalarda söz konusu göçlerin özellikle tarihî ve sosyolojik yönü üzerinde durulmuştur. Bu projenin hazırlık aşamasında bu genel durum dikkate alınarak Balkan Türklerinin Türkiye’ye gerçekleştirdikleri göçler ve bu göç hareketleri neticesinde oluşan edebiyat varlığının araştırılmaya değer bir alan olduğu düşünülmüştür. Balkan Türkleri edebiyatları alanında uzmanlaşmış ve saha çalışması konusunda yetkin yürütücü ve araştırmacıdan oluşan bir ekip tarafından söz konusu edebî malzemenin araştırılması ve bu vesileyle mevcut edebî birikime dikkat çekilmesi fikri bu projenin temelini oluşturmuştur. Bu noktada geniş bir coğrafya olan Balkanlar’dan Türkiye’ye gerçekleşen göçlerin bir bölge sınırlaması ile İzmir ili özelinde ve birincil kaynaklar eksenindeki tespitlerle incelenmesi uygun görülmüştür.

    İzmir’deki Balkan göçmeni çevresi üzerine özellikle tarih, sosyoloji, coğrafya ve halk bilimi alanlarında yapılmış akademik çalışmalar mevcuttur. Proje hazırlık aşamasında söz konusu çalışmalar taranarak İzmir’deki Balkan göçmeni muhiti hakkında genel bilgilere ulaşılmak amaçlanmıştır. Bu tarz çalışmalarda tespit ettiğimiz hususlardan biri projede odaklanılan toplum kesimine yönelik sosyal bilimlerin birçok şubesinde yapılan incelemelerde edebiyat varlığı bakımından özel bir incelemenin hâlihazırda gerçekleştirilmemiş olmasıdır. Proje kapsamında daha önce edebiyat varlığı yönünden herhangi bir bütüncül araştırmaya konu olmamış İzmir’deki Balkan göçmeni edebiyatçıların ve eserlerinin tespiti noktasında dijital ortamda yer alan veriler, kısmen kütüphane ortamında bulunan ve büyük oranda da saha çalışması ile doğrudan şâir ve yazarların kendilerinden elde edilen eserler ve bilgiler kullanılmıştır. Bu bağlamda proje takvimi ve imkânları dâhilinde EÜ....


     
    GİRİŞ
    Geçmişten günümüze kadar Balkanlar’da yaşayan Türkçenin ve Türk edebiyatının varlığının Balkan göçmeni şâir ve yazarlar örneğinde tespit edilmesi; muhacir/göçmen kimlikleri ile söz konusu kitlenin Türkiye’de meydana getirdiği edebiyat hareketinin İzmir özelinde ortaya çıkarılması ve bu sûretle sosyal yapıda Balkanlı kimliği ile bilinen bu kitlenin eserlerinde şehrin sosyo-kültürel dokusunun edindiği yerin tematik metin örnekleri (İzmir ve Balkan temalı edebî ürünler) aracılığıyla ortaya konulması bu çalışmanın temel amaçları arasında yer almaktadır. Bu amaçlar doğrultusunda bir dünya
    dili olan Türkçenin Türkiye dışındaki diğer Balkan ülkelerinde doğmuş ve Türkiye’ye göç etmiş temsilcileri ile o bölgede de varlık gösterdiğini, Balkan ülkelerinde Türk dilinin varlık göstermesinde etkin olan unsurların neler olduğunu bizzat Türkiye’ye göç etmiş olan şâir ve yazarları aracılığıyla ortaya koymak bu çalışmasının diğer amaçları arasındadır.

    Türkiye’de ve daha özelinde İzmir’de bu çalışmaya konu olan göçmen şâir ve yazarların edebî ürünlerini içeren kitaplarının “genellikle” kendi imkânları ile yayımlandığı ve bilinirliğinin göçmen muhitleri ile sınırlı kaldığı gözlenmiştir. Bu bağlamda konu hakkında çalışma yapılması, kanaatimizce bu konuyla ilgili literatür yetersizliği ve birincil kaynakların eksikliği nedeniyle sürekli ötelenegelmiştir. Bu nedenle de Türk Dünyası Edebiyatı, Yeni Türk Edebiyatı, Göç Sosyolojisi, Kent Tarihi uzmanları ya da diğer bilim disiplinlerinde bu alanla ilgili çalışan araştırmacılar söz konusu edebî zümreye dair herhangi bir bilimsel kaynağa sahip değildir. Bu bağlamda ilgili çalışmanın en temel gerekçesi Balkanlar ve Türkiye’de edebiyat bilimcilerinin varlığından kısmen haberdar oldukları bu göçmen şâir ve yazar grubu hakkında doğrudan bilimsel bir veri elde etmek ve bu veriyi bilim dünyasının istifadesine sunmaktır. Bu vesileyle bu çalışmada elde edilen veri ve bulgular, daha sonra yapılması muhtemel birçok akademik çalışmada birincil referans kaynağı olabilecek ya da ilgili alandaki muhtemel çalışmalar için yol gösterici olabilecektir. Balkan ülkelerinden Türkiye’ye kitlesel göçlerin durması ve mevcut edebiyatçı kitlenin giderek yaşlanıyor olması, bu mevcut edebî ortamın bir an önce literatüre kazandırılmasını daha da önemli hâle getirmiştir.

    Alanındaki mevcut durumdan hareketle bu çalışmanın diğer önemli gerekçeleri arasında şu hususlara dikkat çekilebilir: Balkanlar’dan İzmir’e göçen şâir ve yazarların dil ve edebiyat varlığını, doğrudan bu şâir ve yazarlardan edinilen bilgilerle destekleyerek ortaya koymak, bu edebiyatçılarla ilgili ilk bilimsel envanteri oluşturmak, Türk dili ve edebiyatının Balkan ülkelerindeki varlık mücadelesinde Türk şâir ve yazarların üstlendiği rolü Balkanlar’dan göçen temsilciler aracılığıyla tespit etmek ve elde edilen bilgilerle Türk Dünyası edebiyatları içinde Balkan Türkleri ve göçmen edebiyatı üzerine çalışan araştırmacıların başvurabileceği temel bir kaynak oluşturmaktır. Çalışmanın konusunu Balkanlar’dan İzmir’e göç etmiş olan şâir ve  yazarların biyografileri ile edebî eserlerinden yapılacak tematik seçki (Balkanlar, İzmir ve Türkiye temalı edebî ürünleri) oluşturmaktadır




    Not: Bu çalışma, Ege Üniversitesi Rektörlüğü Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi Koordinatörlüğü’nde yürütülmüş olan 29701 Numaralı “İzmir'de Yaşamış/Yaşayan Balkan Göçmeni Edebiyat Temsilcilerinin ve Eserlerinin Tespiti ve İncelenmesi” başlıklı genel araştırma projesinden üretilmiştir.

    İzmir’den Balkanlar’a gönül köprüleri kuran
    şâir ve yazarlarımıza…




    ******

     İzmir'de Balkan kökenli yazar/şair/edipleri listesi ve kısa bilgiler istiyorsunuz. Aşağıda öne çıkan isimler 
    • Ahmet Cevat (Balkan kökenli; şiir ve makaleleriyle tanınır)
    • Hasan Ali Yücel (Balkan göçmeni kökenli; eğitimci, yazar, eski Milli Eğitim Bakanı)
    • Orhan Veli Kanık (Ailesinde Balkan göçmeni bağı olduğu bilinir; Garip akımı şairi; İzmir'le bağlantılı dönemleri vardır)
    • Yaşar Kemal (aslen Balkan göçmeni kökenli olmayabilir; bölge göçmenleriyle ilişkili aile öyküleri bulunur — not: kesin kaynak gerekli)
    • Falih Rıfkı Atay (Balkan kökenli aile geçmişi; gazeteci-yazar)
    *******


    📖 Balkanlar’dan 🇹🇷Türkiye’ye Göçler

    Balkanlar’dan Türkiye’ye Göçler  Balkanlar’dan Türkiye’ye gerçekleşen göçler sonuçları ve etkileri bakımından sadece Tarih’in konusu olmakta...