Blog Listem

20261011

📰 SANAT DÜNYAMIZDAN: Arsen Gürzap

 


Can Gürzap’la kurdukları sanat dünyasıyla tiyatromuza damga vuran bir efsane... 

Dört ağabeyin ardından dünyaya geldi. Neşenin eksik olmadığı, dost sofralarının kurulduğu, kahkahaların evin duvarlarına sindiği bir ailede büyüdü. Sanatla tanışması da o evde başladı. Klasik müziğin notaları çocukluğuna karıştı.

Sonra tiyatro girdi hayatına. Klasik müzik ruhuna açılan bir pencere, tiyatroysa hayatının büyük aşkı oldu. Ankara Devlet Tiyatrosu'nun sahnelerinde nice karaktere can verdi. Hayatına kendisi gibi tiyatroya gönül vermiş Can Gürzap girdi. İki sanatçı, aynı çatı altında yalnızca bir evlilik değil, dostluklarla, sohbetlerle, kahkahalarla dolu bir dünya kurdu.

İki çocukları oldu. Sahnedeki güçlü kadın, perde kapandığında çocuklarının okul toplantılarına yetişen, dersleriyle ilgilenen, evinin telaşına karışan bir anneydi. İstanbul'a taşındıklarında yeni bir perde açıldı. Şehir Tiyatroları'nda sahneye çıktı, müzikallerde oynadı, oyunlar yönetti. Işıl Yücesoy'la elli yılı aşan dostlukları, "Giydirici" ve "Orkestra" gibi oyunlarda sanat arkadaşlığına dönüştü.

Özellikle "Bir İstanbul Masalı" ile televizyon izleyicisinin hafızasında kendine yer açtı. Ardından "Kanlı Düğün", "Sağır Oda", "Gölgesizler", "Küçük Hanımefendi", "Ağlatan Dans", "Güllerin Savaşı" ve "Servet" gibi yapımlarda birbirinden farklı karakterlere hayat verdi. Ama onun en uzun soluklu oyununun seyircileri gençlerdi. Yaklaşık otuz beş yıl boyunca öğrenciler yetiştirdi. Onlara alkışın susabileceğini, şöhretin geçebileceğini, insanın geriye karakterini bırakacağını anlattı.

Hayat elbette hep alkışlarla ilerlemedi. Önce anne babasını, yıllar sonra sevgili eşi Can Gürzap'ı kaybetti. Kaybettiklerinin ardından torunu Eliz'i ilk kez kucağına aldığında, kalbinin hiç bilmediği yeni bir perdesi açıldı. O küçücük bebek, ona aşkın ve heyecanın başka bir dilini öğretti. Bugün hâlâ sabah kahvesinin, klasik müziğin, dostlarla edilen sohbetin ve gençlerle buluşmanın kıymetini biliyor...

Nice yaşlara Arsen Gürzap 🎂💐

Yeni yaşın sana sağlık, huzur, güzel günler ve hiç dinmeyen o sahne heyecanını getirsin...

~Alıntı~

🎞️ 🇹🇷Türkiye de çalışmış bir 🇷🇺Rus kadının, 🇹🇷Türk kadınları hakkında gözlemleri.

 

''Türkiye de çalışmış bir Rus kadının, Türk kadınları hakkında gözlemleri. 

Video da üç kadın daha Türk erkekleri ve kadınları hakkında düşüncelerini aktarıyor.

Yıllarca Türkler bu kadınlara or....pu dedi. Hazırsanız, aynadaki aksımıza bakalım. ''

🎞️3 RUS KIZIYLA BULUŞMA ! 🇷🇺🇹🇷Türk Erkekleri ,🇹🇷Türk Kızları ve 🧾Restoran Fiyatları ! 

🎞️ Afganistan Kralı Emanullah Han'ın kızı Prenses India: "Afgan halkı Türk halkı gibi olmayı hak ediyordu. Babam Atatürk'ü dinlemedi."

 

Afganistan Kralı Emanullah Han'ın kızı Prenses India:

"Afgan halkı Türk halkı gibi olmayı hak ediyordu. Babam Atatürk'ü dinlemedi."

🎞️ 🇦🇿AZERBAYCAN'DAKİ OKULDA YÜREKLERİ ISITAN TÜRK DÜNYASI ETKİNLİĞİ! 🚨

📚📖 KİTAP: O hücümbotlarının öyküsü



 🇷🇺🇹🇷9 Ekim 1921 tarihinde Sovyet Rusya, Mustafa Kemal Paşa Hükûmetine, "Jivoy" ve "Jutkiy" adlı “Greenport” tipi iki hücum botunu bedelsiz olarak devretti. Bu tekneler Türk donanmasında "1 Numaralı Gambot" ve "2 Numaralı Gambot" adlarını almıştır.

Bu tekneler liman bölgesinde devriye vazifesi, keşif ve irtibat görevlerinin yanı sıra baskınlar düzenlemek, düşman hattının gerisine taktik çıkarma birlikleri ve sabotaj grupları indirmek amacıyla da yaygın olarak kullanıldı.

Azâmi hızı: 24 knot, Seyir menzili: 14 knotta 1000 mil, 24 knotta 200 mil. Silah donanımı: 1 adet 47 mm top, 1 adet 37 mm top, 2 makineli tüfek. Mürettebat: 8 kişi.

❗️Millî Mücadele yıllarında Sovyet Hükûmeti, genç Türkiye Cumhuriyeti'ne yekûnu 40 binden fazla tüfek, onlarca top ve bunlar için kullanılmak üzere on binlerce mühimmat, 60 milyondan fazla mermi, un ve hammadde dolu yük katarları, altın külçeler ve milyonlarca rublelik kredilerden oluşan önemli miktarda askerî, mali ve maddi yardımda bulundu.



Mehmet Perinçek @MehmetPerincek

📚  Yukarıdaki hücümbotlarının öyküsünü bu kitaplarımdan okuyabilirsiniz.




🎞️ Karaçay Balkar Türklerine selam 🇹🇷🐺

 

Karachay-Balkar Nart destan şarkısı 'Qaraşaway', Nart batır Qaraşaway ve kahramanca atı Gemuda'nın Emegenler'e (Alauganlar'a) — devasa, insan yiyen ogre benzeri yaratıklara — karşı mücadelesinin hikâyesini anlatır. Bu destansı hikâyeler köklerini Sarmatlar ve Alanlar'a kadar uzandırır.



20261010

🎞️Güzel ahlâklı Türk çocukları

🎞️Uğruna can feda...❤️🇦🇿🇹🇷

‘🎞️🇹🇷Gurbetçilerin 65 yılı: Misafir işçiden diasporaya | Kuşbakışı

 

🎞️Gurbetçi 🇹🇷Türklerin gözünde 🇺🇸ABD’deki yaşam...

🎞️🇹🇷Türkler neden 🇺🇸ABD’dan dönüyor? | ''Amerikan Rüyası'' Bitti mi? (2026)

 

''Amerika'ya büyük umutlarla gelen ve ardından kalıcı olarak Türkiye'ye dönen insan sayısı her geçen gün artıyor. Ama neden? Amerikan rüyası gerçekten sona erdi mi, yoksa dışarıdan görülemeyen ekonomik ve sosyal zorluklar insanları bu karara mı itiyor? Bu videoda, yurtdışındaki yalnızlıktan yaşam maliyetine, sağlık sisteminden kültürel farklılıklara kadar tüm gerçekleriyle Türklerin Amerika'dan dönme nedenlerini inceliyoruz.''

Tolga Karaca

 


🎞️🗣️💬Amerika'da 🇹🇷Türk Olmak - Gitmek (1/13) (2006) 


Fırsatlar ülkesi diye tanımlanır Amerika... İmkanı olanların, burs kazananların, olanak yaratabilenlerin gitmek için kullandığı bir tercihtir. İyi bir eğitim almak, farklı yaşam standartlarına kavuşmak yada sosyal statüyü artırmak için bir şans. Ancak yabancı bir ülkeye giderek orada okumanın veya çalışmanın artı ve eksi tarafları bir kefeye koyup iyiden iyiye tartılmalıdır. Beklentilerin karşılığında elde edilenler ve kaybedilenler neler? Gidenlere ne oluyor? Kaçta kaçı Türkiye'ye yararlı oluyor? Gençlerimiz yıllardır 'Yeni Dünya'ya öğrenime gidiyor peki geri geliyorlar mı? Kazanmamız gereken iş etiği, üretkenlik ve organizasyon yeteneğini yeterince alabiliyor muyuz?

 İdealleri adına ABD'ye gitmek isteyen yada gitmiş olanların sayısı azımsanmayacak kadar fazla... İşte bu nedenle TRT, "Amerika'da Türk Olmak" adlı belgeselle gençlerimize ışık tuttu. Böylece orada yaşayanların tecrübeleri, Amerika'daki Türkleri yakından görmüş, tanık olmuş hatta bir süre onlardan biri olmuş bir yönetmenin Tülin Sertöz'ün dilinden toplam 13 bölüm olarak "Amerika'da Türk Olmak" adıyla ekrana yansıdı.

 Konuya insan portreleri bazında değil tematik olarak yaklaşan program, her bölümde bir temayı ele alıyor ve kendi içinde bir bütün oluşturuyor. Amerika'da bulunan Türklerin hikayeleri, 
    • "Gitmek”, 
    • "Özgürlük Abidesi”, 
    • "Merkez Parkı”, 
    • "Amerikan Rüyası”, 
    • "Beyin Göçü”, 
    • "Türk Zekidir”, 
    • "Kremanın Kreması”, 
    • "Öykünme”, 
    • "Mesleğimin Penceresinden”, 
    • "Türk Yürüyüşü”, 
    • "Oralarda Bir Yerlerde”, 
    • "Tarihin Ayak İzleri” 
    •  "Gidip de Dönmemek Dönüp de Bulmamak” 
başlıkları altında irdeleniyor. 

Amerika'da çeşitli üniversitelerin, enstitü ve hastanelerin bölüm başkanları ile NASA uzay laboratuarlarının kilit noktalarında araştırma yapan Türk bilim adamlarının büyük başarı öykülerinin yanı sıra, küçük işlerde günde 12 saat çalışmak zorunda kalan Türklerin hayat hikâyesi de ele alınıyor. Benzincilerde pompacı, Türk lokantalarında garson, New York sokaklarında meyve satıcısı olarak çalışanlar, terziler, limuzin sürücüleri, lokanta, market zinciri, inşaat şirketi sahipleri ile doktora öğrencileri hayatlarından görüntüler ve düşünceleriyle bu belgeselle karşımıza geliyor. Belgeselin yapımında; yazan ve yöneten Tülin Sertöz'ün yanısıra, program yardımcısı olarak Fatma Büyükkalkan, kurguda Serap Mutlu, Elvan Kahraman, Amerika'daki kameramanlar olarak ise Sinan Aydoğan, Mehmet Bilgin, Sezai Zabun, Mehmet Gülmez, Ethem Tanış ve Sarper Hokna yer almış.


🎞️🗣️💬 Amerika'da Turk Olmak - Özgurluk Anıtı (2/13) (2006) 

 

🎞️🗣️💬Amerika'da Turk Olmak - Central Park (3/13) (2006) 


🎞️🗣️💬 Amerika'da Türk Olmak - Amerikan Rüyası (4/13) (2006) 

 

🎞️🗣️💬 Amerika'da Türk Olmak - Beyin Gocu (5/13) (2006) 

 

🎞️🗣️💬 Amerika'da Turk Olmak - Kremanin Kremasi (6/13) (2006) 

 

🎞️🗣️💬 Amerika'da Türk Olmak - Türk Zekidir (7/13) (2006)

 

  🎞️🗣️💬 Amerika'da Türk Olmak - Meslek Kutsaldir (8/13) (2006) 

 

🎞️🗣️💬 Amerika'da Türk Olmak - Yeni Dünyaya Dair (9/13) (2006) 

 

🎞️🗣️💬 Amerika'da Türk Olmak - Amerika'daki Anadolu (10/13) (2006) 

 

🎞️🗣️💬 Amerika'da Turk Olmak - Potada Erimek (11/13) (2006) 

 

🎞️🗣️💬 Amerika'da Türk Olmak - Gecmisin Ayak Izleri (12/13) (2006) 

 

🎞️🗣️💬 Amerika'da Türk Olmak - Gidipte Donmemek, Donupte Bulmamak (13/13) (2006) 






20261009

📄✍️Bir Işık Daha Eksildi....💐Prof. Dr. İoanna Kuçuradi’nin ardından... 💐

 

BİR IŞIK DAHA EKSİLDİ

Eğitimsizliğin, kültürsüzlüğün, görgüsüzlüğün ve ahlaki yozlaşmanın giderek daha görünür hâle geldiği bir dünyada yaşıyoruz. Yaşamak denirse tabii! 

Bilginin yerini dogmanın, düşünmenin yerini ezberin, sorgulamanın yerini körü körüne inanmanın aldığı böylesi bir dünyada bazı insanların varlığı, karanlıkta yanan bir mum gibidir.

İoanna Kuçuradi o mumlardan biriydi.

Ölümü, felsefenin, düşünmenin ve insanın değerini koruma çabasının giderek daha fazla önem kazandığı çağımız için büyük bir kayıptır.

1936 yılında İstanbul’da doğan Kuçuradi, İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümünü bitirdi. 1969 yılında Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümünü kurdu ve uzun yıllar bölüm başkanlığını yürüttü. Türkiye Felsefe Kurumunun başkanlığını yaptı; uluslararası felsefe kuruluşlarında önemli görevler üstlendi. Yaşamını felsefeye, insan haklarına, etik değerlere ve insanın değerinin korunmasına adadı.

Onun asıl mirası ise unvanlarından çok daha büyüktür.

Kuçuradi, felsefeyi birtakım düşünürlerin görüşlerini ezberlemek olarak değil; olması gerektiği gibi bilgiye dayanarak düşünmeyi, bağlantıları görebilmeyi, değerleri sorgulayabilmeyi ve insanın değerini koruyabilmeyi öğrenmenin bir yolu olarak görüyordu.

“Okullarda felsefe eğitimi verilse 20 yıl sonra farklı bir Türkiye olur” diyordu.

Çocuklara bilgiye dayanarak ve bağlantıları görerek düşünmenin öğretilmesi gerektiğini savunuyordu. İnsan hakları eğitiminin, özellikle de etik eğitiminin kesintisiz sürdürülmesini istiyordu. İnsanların her şeyden önce ölmeyi ve öldürmeyi reddetmeyi öğrenmelerine yardımcı olmamız gerektiğini söylüyordu.

Ne kadar haklı.

Çünkü düşünmeyi öğrenmemiş insan kolayca kandırılabilir. Sorgulamayan insan kendisine sunulanı gerçek sanabilir. Etik değerleri gelişmemiş insan, eğitimli olsa bile bilgisini başkalarına zarar vermek için kullanabilir. Felsefeden uzaklaşan toplumlarda ise doğruyla yanlışın, hakla çıkarın, değerli olanla yalnızca güçlü olanın arasındaki sınırlar giderek bulanıklaşabilir.

İnsan ister istemez düşünüyor.

Neden Kuçuradi gibi yaşamını bilgiye, etiğe ve insan onuruna adamış insanların sözü toplumsal yaşamımızda çok daha belirleyici olmaz? Neden düşünürlerin, bilim insanlarının, sanatçıların ve gerçek eğitimcilerin sesleri daha fazla duyulmaz?

Bir toplumu yalnızca maddi gelişmişlik ileri götürmez. Düşünebilen, sorgulayabilen, değer bilgisine sahip ve insanın değerini korumayı bilen insanlar ileri götürür.

Böyle insanlar ise akılcı ve bilimsel eğitimle; kültürle, felsefeyle, sanatla ve etikle yetişirler.

İoanna Kuçuradi bize nasıl bir insan ve nasıl bir toplum olmamız gerektiği üzerine düşünmemiz için bir ömür boyunca ışık tuttu.

Yaydığınız ışık için minnettarız değerli hocamız.

Doç. Dr. Şafak Nakajima



🎞️Bu 🇹🇷Türk balasının gözlerinden öpüyoruz!!!

- Babam Türk, annem Kıpçak Türk’ü. Neden bana “yabancı” diyorlar?

- Gözlerin biraz çekik ya, belki ondandır.

- Sadece anneme çekmişim ama ben Türk’üm.

- Ne diyeceğiz o zaman?

- Ne mutlu 🇹🇷Türk’üm diyene


 

*Videoyu izleyenlerin yorumlarından bazıları 










 

📚📖 KİTAP: Börklüce Mustafa İsyanı, -Karl-Eugen Wädekin

 


Börklüce Mustafa İsyanı
Karl-Eugen Wädekin

15. Yüzyılda Anadolu’da Yaşanan Sınıf Çatışmaları Tarihine Bir Katkı
Almancadan çeviren:  İlhami YAZGAN

15. yüzyıl Anadolu’sunun toplumsal ve ekonomik çatışmalarına ışık tutan önemli bir çalışma Türkçe okuyucuyla buluşuyor.

Alman tarihçi Karl-Eugen Wädekin’in Leipzig Üniversitesi çevresinde şekillenen bu araştırması, 1416’da Karaburun Yarımadası’nda patlak veren Börklüce Mustafa İsyanı’nı ele alıyor.

Börklüce Mustafa ile Şeyh Bedreddin arasındaki ilişkiye dair geleneksel kabulleri yeniden sorgulayan Wädekin, iki hareketin yalnızca düşünsel ya da dinî bağlarla açıklanamayacağını; her birinin ortaya çıktığı bölgenin özgül ekonomik ve toplumsal koşullarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.

Ege’de deniz ticaretinin dışında kalan balıkçı ve köylü nüfusun yaşam koşullarından, Osmanlı Devleti’nin imparatorluğa dönüşüm sürecinde ortaya çıkan toplumsal huzursuzluklara kadar uzanan çalışma, Börklüce Mustafa İsyanı’nı Anadolu’nun 15. yüzyıl toplumsal tarihi içinde yeniden düşünmeye davet ediyor.

“Tarihsel maddeci yöntemin Osmanlı toplumsal tarihine dikkatle uygulandığı bu çalışma, anlatı temelli tarih yazımına önemli bir katkı sunmaktadır.”
Tarih, toplum ve Anadolu’nun unutulmuş isyanlarından biri üzerine güçlü bir araştırma…

Börklüce Mustafa İsyanı, çok yakında Ilhami Yazgan`ın titiz çevirisiyle KoyuSiyah Yayınları tarafından yayımlanıyor.

-Alıntı

📖 TÜRK TARİHİ-İSLÂM TARİHİ NEDİR?

TÜRK TARİHİ-İSLÂM TARİHİ NEDİR?

Hulki Cevizoğlu- Evet, yine bir başka sözünüzde diyorsunuz ki,

Süratle Sevr’e sürüklenen Türkiye ile karşı karşıyayız. Yanlış bir Türk Tarihi ve bunu savunan gaflet ve dalalet içindeki profesörlerimizle karşı karşıyayız. Türk Kültürü'nü ortaya çıkaracak araştırma merkezleri kuracaklarına, özellikle Orta Asya'da cami inşa ettiren, oraya imam gönderen şaşkın bir yönetimle karşı karşıyayız. Osmanlı Tarihi'ni bilmeyen ve bunun sonucu ondan ders alamamış olan üst yöneticilerin Düyun-u Umumiye'ye dönüşümüzü dünya devleti olma sanan bir ekiple, bir yönetimle karşı karşıyayız" diyorsunuz. Sadece Hükümet değil, bir genel tanımlamanız, eleştirinız var.

Haluk Tarcan- Genel tabiî.

Hulki Cevizoğlu- Bunları da biraz açıklayın genel hatlarıyla.

Haluk Tarcan- Efendim, biz tarihimizi, Osmanlılar döneminde tarihimizi İslâm Tarihi olarak okumuşuz, kökenlerimizi bilmiyoruz. Türk nedir? Türk mevcut olduğu hâlde bunun ne olduğunu incelememişiz, bakmamışız. Onun için kimliğimiz olmadığı zannediliyor, kültürümüz olmadığı zannediliyor. Zaten Osmanlı Imparatorluğu'nda bunu bu şekilde gördük; Türk yoktur ortada, İslâm vardır, Müslüman vardır. İslâmiyet'e girdiğimiz takdirde bizim dilimiz de gidiyor, kültürümüz de gidıyor.

Ve biliyorsunuz Bat'nın "yeşil hilâl" dediği Mezopotamya ve burada eski komünist devletleri çerçevelemek için bütün Orta Doğu'daki İslâm ülkelerini birleştirmek gayesiyle Türkler İslâmiyet'e doğru itilmişlerdir.

*Siz kültürünüzden vazgeçin, sizin esas kültürünüz islâmiyettir" denmiştir. Şimdi biz Orta Asya, esas kültürümüzün doğduğu yerde kendi kültürümüzü arayacağımıza cami ve imam gönderirsek bizim kültürümüz tamamen ortadan kalkar.

(..)

Hulki Cevizoğlu- Yanınızda oturan Prof. Dr. Bozkurt Güvenç'e de ağır iddialarınız var, onları da bir hatırlatalım, sonra ayrıntılarla devam ederiz.

Diyorsunuz ki, "Halkımızdaki moral çöküntüyü daha da derinleştiren kitabında, Türkler'i kıran, yakan, yıkan bir göçebe sürüsü, savaşçı gören, uygarlıktan nasibini alamamış bir halk olarak gösteren, geleneksel Anglosakson Türk görüşü sahibidir. Bozkurt Güvenç halkımızı yanıltıyor" diyorsunuz. Niye öyle yapsın Bozkurt Güvenc ve az önce de söylediğiniz söz Sayın Güvenç'i de ilgilendiriyor, "Profesörler Türkçe bilmez" dediniz, iddialarınızı da burada ortaya koyun, onların da ilk cevaplarını alalım ayrıntıya girmeden.

Haluk Tarcan- Efendim, Sayın Prof. Güvenç, Türkler'in yakıcı, yıkıcı, barbar bir halk olduğunu kitabında, "Türk Kimliği" kitabında ifade etmiştir ve misal olarak Tabıgaç



Alıntı/Kaynak: https://www.scribd.com/document/1009363292/Hulki-Cevizo%C4%9Flu-Tarih-Turklerde-Ba%C5%9Flar

20261008

📖TARİH TÜRKLER'DE BAŞLAR (TÜRK DİLİ'NİN KÖKENİ). - Hulki Cevizoğlu. (1)

 

ÖNSÖZ

Insanlar, kitaplarda okuduğu kimi bilgileri kendi yaşam dönemleri içinde de görebilirler.

Ben de zaman içinde yaşayarak gördüm ki, "din" denen kavram yalnızca “inançlar bütünü" değil. Din, kimi zaman ulusal ya da uluslararası politikacıların elinde "milli" (ulusal) ve"stratejik" bir anlama dönüşebiliyor. Dine yapılan saldırıların dış güçlerce yönlendirilenleri, hedef ülkenin milli bütünlüğünün dağıtılması için gizli bir araç ve sinsi bir silah olarak kullanılabiliyor.

Kültür de öyle... Bir ülkenin kültür değerlerinin yozlaştırılmasına yönelik gizli ya da açık faaliyetler, o ülkenin bütünlüğüne yapılan doğrudan saldın anlamını taşıyor. (Tabii buradan, gerçeklerin ortaya çıkarılmasına yönelik çabaları anlamamak gerekir.)

Türkler, yüzyıllarca Avrupa'nın bu tür gizli ya da açık saldırılarına hedef oldu. Bu saldırılar kimi zaman "bilimsel" kılıflara büründürüldü. Bilimin adını anarak Türkler'e ve Cumhuriyet'ten sonra da Türkiye'ye yapılan saldırılar, kendisini "aydın" olarak gören bazı insanları bile etkiledi.

Sonuçta, öyle bir noktaya gelindi ki, Türkiye kendi tarihini yabancılardan öğrenir oldu.

İşin ürkütücü yanı ise, onyıllarca bunun farkına bile varamamış olmamızdı!..

Yani, yabancılar bir "film senaryosu" gibi bizim için bir "tarih senaryosu" yazmışlar, kendi ülkelerinde bunu yürürlüğe koydukları gibi -ne yazık ki- Türkiye'ye de kabul ettirmişler. Türklerin yaklaşık 200 yıllık Batı hayranlığı ve - Atatürk'ün de şikâyet ettiği gibi-kendini küçük görme (ya da, bir anlamda Batı'ya tapınma) psikolojik rahatsızlığı bu durumu sorgulamayı da z' z i lemis.

Ancak, yakın zamanda görüldü ki, Batı'nın önyargılı ve dayatmacı sözde bilimsel değerlendirmeleri hiçbir bilimsel temele dayanmıyordu... "Biz bunu biliyorduk" demenin durumu düzeltmeye yararı yoktur. Çünkü, bilimi Dile politikaya alet eden bir "Avrupa zihniyetine" karşı verilecek yanıtın da bilimsel olması gerekiyordu.

Büyük Atatürk'ün defalarca vurguladığı "Türk'ün üstün medenî vasfı", son yıllarda"bilimsel" olarak da kanıtlandı. Diyebilirsiniz ki, "nerede bu - = " nar. bizim niçin haberimiz olmadı, bunu bulan kim?"

Bu haklı soruları biz de Hazîran-Temmuz 2002 tarihlerinde ATV'de yayınladığımız

Ceviz Kabuğu programlarımızda sorduk. Käzım Mirşan adlı bir araştırmacı ve onun izinden giden Haluk Tarcan ile aynı yöndeki - s z araştırmalarla benzer sonuca ulaşan Selâhi Diker ve rahme".: büyükelçi- araştırmacı Adile Ayda gibi aydınlarımız bu gerçeği ortaya çıkardılar!... Bu bilimsel çalışmaların sonuçlarının dünya kamuoyu gibi Türk kamuoyu tarafından da niçin bilinmediğine ilişkin soru, üzerinde dikkatle durulması gereken büyük bir sorumsuzluk ve aymazlık örneğini ortaya çıkarıyor. Yaşamın bir parçası olan magazini, yaşamın bütünü gibi topluma sunan -kökü içerde sanılan-zihniyetin burada sorgulanması gerekir, diye düşünüyorum.

Yüzyıllardır yapılan dünyaya ve Türklere yönelik propaganda ile; Türkler'in barbar, vahşi, uygarlıktan uzak, yalnızca savaşan ve uluslaşamamış göçebe bir topluluk olduğu ileri sürüldü.

Son 30 yıllık bilimsel çalışmalarının sonucunu Ceviz Kabuğu programlarımızda açıklayan Kâzım Mirşan'ı (ve onun izinden giden Haluk Tarcan ile Turgay Tüfekçioğlu'nu) milyonlarca televizyon izleyicisi hayranlıkla ve büyük şaşkınlık içinde izledi. Art arda yaptığımız üç büyük programa katılan Prof. Dr. Bozkurt Güvenç ve ünlü Sümeroloğumuz Prot. Dr. Muazzez ilmiye Çığ ile birçok araştırmacı bu açıklamalara katıldı...

Käzım Mirşan'ın bilimsel araştırmalarına göre; "Tarih Sümer'de değil Türkler'de başlıyor, kâğıdı Türkler buldu, Türkçe'nin kökeni 16.000 yıl önceye gidiyor, Latin Alfabesinin temelinde Türkçe yatıyor"

Bu kitapta; dünya kültür ve uygarlık tarihini kökten değiştirebılecek, temel kabulleri yok edecek, bilimi "siyasal tekellerinde" tutan Batılı kimi egemen çevrelerin değerlerini ortadan kaldıracak bilgiler var. Bazıları bunlann bir "iddia" olduğunu ileri sürerek, görmezlikten gelmeye çalışacaktır. Oysa, örneğin kimsenin gözüyle görmediği, somut biçımde kanıtlayamadığı ama kabul ettiği "büyük patlama"(big-bang) teorisi de bir bilimsel iddia değil mi; karadeliklerle ilgili Stephan Hawking'in ileri sürdükleri birer iddia değil mi?.. Bu ve  benzeri yüzlerce bilimsel iddia, başkaları tarafından "aksi kanıtlanana”   kadar geçerlidir. 

Bu ve benzeri yüzlerce bilimsel iddia, başkaları tarafından "aksi kanıtlanana" kadar geçerlidir. Başta Kâzım Mirşan olmak üzere çok sayıdaki Türk araştırmacısı ve bilim insanının bulgularının aksini henüz kimse kanıtiayamadı. Ustelik tam tersine bir çok uzman kabul etti.

Uygarlığın temelinde "yazı" vardır. Bugüne kadar bilinen gerçek, yazının Sümerler tarafından bulunduğu şeklinde idi. O nedenle, pek çok kitapta "tarihin Sümer'de başladığı" ileri sürülür. Bu kitapta, ayrıntılarıyla okuyacağınız gibi, ortaya konan "yeni tarih tezi” ile "tarihin Türkler'de başladığı" görülüyor.

Avrupa uygarlığını kuranların Etrüskler olduğunu Batılılar eskiden bu yana kabul ediyordu. Bugün ortaya çıkan gerçek ise, Etrüsklerin On-Türkler olduğu.

Tanınmış bilim adamımız Prof. Dr.Bozkurt Güvenç diyor ki: "Bat'nın Türkler'le ilgili ve asıl affedemediği husus şudur. Batı, 200-300 yıldan beri dünya tarihini yapmaktadır ve hep kazanmıştır dünyayla olan çatışmalarında."

Günümüzün siyasal gelişmelerini yönlendirmek isteyen Batılı güçler, bilime de politika karıştırılmasını sağlayarak, "tarih yapanlara sâdık kalmayan tarih yazıcılarını" öne çıkarmaktadır.

Bu kitapta yer alan, karşı çıkanlar tarafından bile çürütülemeyen yeni tarih tezini,

Batı'nın Türkleri tarihsiz bırakma ve Türk Tarihi'nden kurtulma çabalarını, Türkiye üzerine oynanan oyunları, Türkleri sevmeyen Türkologları, Türk Tarihi'ni yabancılardan öğrenmenin üzücü yanını, Türkiye'deki acınacak ilgisizliği, bilimsellik maskesiyle yapılan papağan eğitimi ve Oryantalizmin yıkıcı etkilerini büyük bir ilgiyle okuyacağınıza eminim.

Böylece, "Türklüğün medenî vasfı güneş gibi doğacaktır" diyen büyük Atatürk'ü daha iyi anlayacak ve "Bu 2. Kurtuluş Savaşı'dır" diyen bilim adamlarına hak vereceksiniz.

Hulki Cevizoğlu- Peki Türkler'in tarihi size göre ya da Kâzım Mirşan'a göre ne kadar geriye gidiyor?

Haluk Tarcan- Dil olarak 15000'e kadar iniyoruz, bunları göreceğiz. Siyasal kuruluşlar olarak 10500'e iniyoruz, bunu da göreceğiz, hepsinin belgeleri vardır.

  
  
  

Alıntı/Kaynak: https://www.scribd.com/document/1009363292/Hulki-Cevizo%C4%9Flu-Tarih-Turklerde-Ba%C5%9Flar


📖 KUTADGU BİLİG'TEN: "Bilgisiz başköşeyi ele geçirirse, ...''

"Bilgisiz başköşeyi ele geçirirse, başköşenin değeri kalmaz. Eşik ondan daha değerli olur. Eğer bilgine eşikte oturmak düşmüşse, o eşik başköşeden daha değerlidir."

📖 Kutadgu Bilig

20261007

🎞️🎥TARİHİ DİZİ: Aşk ve Taht

 


🎞️ Aşk ve Taht – 1. Bölüm

 

🎞️ Aşk ve Taht 2. Bölüm

 

🎞️ Aşk ve Taht 3. Bölüm

 

🎞️ Aşk ve Taht 4. Bölüm 

 

🎞️ Aşk ve Taht 5. Bölüm (SON) 

 

🎞️🗣️💬 "Aşk ve Taht" Dizisi Neden Bitti?



Aşk ve Taht Dizisi Neden Bitti Erken Final Yaptı?
​
Aşk ve Taht Dizisi Neden Bitti, Erken Final Kararı Neden Alındı? ATV ekranlarında büyük bir iddia ve heyecanla yayın hayatına başlayan dönem dizisi Aşk ve Taht, izleyicilerden büyük ilgi görmesi beklenirken aldığı düşük reytingler sonrasında sürpriz bir erken final kararıyla gündeme geldi. Başrollerinde Akın Akınözü, Merjem Šiljak ve Simay Barlas gibi popüler isimlerin yer aldığı ve Anadolu Selçuklu dönemi atmosferini yansıtan yapımın erken final yapması, hem izleyicileri hem de televizyon kulislerini şaşırttı.

Aşk ve Taht Dizisi Neden Bitti Erken Final Yaptı?

Peki, Aşk ve Taht dizisi neden bitti? İşte erken final kararının perde arkası ve detaylar: Aşk ve Taht Neden Erken Final Yapıyor? asıl sorun çarşamba günü reyting yarışında. Televizyon dünyasında projelerin kaderini belirleyen en temel kriter olan reyting oranları, Aşk ve Taht dizisinin de erken final yapmasının ana nedeni oldu. Ayrıca dizi beklenen gerçekçi bir senaryo ile çıkamadı izleyici karşısına.

Beklentilerin Altında Kalan İzlenme Oranları: Yayınlandığı ilk günden itibaren Çarşamba akşamlarının rekabetçi reyting yarışında istenen başarılara ulaşamayan yapım, özellikle son bölümlerinde hedeflenen izlenme oranlarının oldukça gerisinde kaldı. Kanal ve Yapımcının Erken final Kararı: 4. bölümüyle ekrana gelen dizinin reyting sonuçlarının beklentileri karşılamaması üzerine kanal yönetimi ve yapım ekibi masaya oturdu. Önceden çekilmiş olan ilk 5 bölümün tamamlanmasının ardından dizinin ekran macerasının uzatılmamasına karar verildi.

Aşk ve Taht Dizisi 5. Bölümde Veda Ediyor: 
Planlamalarda bir değişiklik olmaması durumunda Aşk ve Taht, 5. bölümüyle birlikte erken final yaparak ekranlara veda edecek. Aşk ve Taht Dizisinin Konusu ve Oyuncu Kadrosu oldukça dikkat çekici olmasına rağmen seyirci istenen elektriği alamadı diziden. Büyük umutlarla yola çıkan ve güçlü bir prodüksiyona sahip olan dizi, konusuyla da dikkat çekiyordu.

Aşk ve Taht Dizisinin Konusu: 
Sekiz yıl boyunca zindanda kaldıktan sonra özgürlüğüne kavuşarak Selçuklu tahtına geçen Alaeddin Keykubat’ın taht mücadelesini ve Alanya Prensesi Destina ile yollarının kesişmesini konu alıyordu. Aşk ilişkileri ile büyük iktidar savaşları harmanlanmıştı. Konya’da çekiliyore görünse de dizi İstanbul da çekimleri yapıyordu.

Aşk ve Taht Dizisinin Oyuncu Kadrosu: 
Projede başrolü Akın Akınözü (Alaeddin Keykubat karakteriyle) üstlenirken, kadroda Merjem Siljak ve Simay Barlas gibi başarılı isimler de yer alıyordu. Sonuç olarak Türk televizyon sektöründe yüksek bütçeli dönem dizilerinin maliyetlerini karşılayabilmesi için belirli bir reyting barajını aşması gerekiyor. Aşk ve Taht dizisi de iddialı kadrosuna ve dönemsel görselliğine rağmen rekabet dolu yayın akışında izleyiciyi ekran başına bağlamakta yeterli skoru elde edemediği için erken final yapmak durumunda kaldı. 


Alıntı: Dizihabercisi



🎞️🇹🇷🌯Çılgın Türk Sokak Lezzetleri Turu! Kebaplar, Balıklar, Tatlılar ve Daha Fazlası

 


İstanbul’un en seçkin sokak lezzetleri turu.  


Kebaptan lahmacuna, balıktan geleneksel tatlılara ve hamur işlerine kadar bu video, tüm bu çeşitliliği tek bir yapımda sunmaktadır.  


Bu bölümde, dinamik bir mutfak ortamında yetenekli şefler tarafından hazırlanan geniş bir Türk sokak lezzetleri yelpazesi incelenmektedir. Kömür ateşinde pişirilen sulu kebaplar, taze pide ve lahmacun, çıtır balık ve balık sandviçleri, baklava gibi geleneksel tatlılar ve daha pek çok lezzet izleyiciyle buluşmaktadır.  


Bu içerik, geleneksel tariflerin modern tekniklerle ve otantik tatlarla harmanlandığı kapsamlı bir deneyim sunmaktadır.  

  • Ateşte Türk kebabı pişirme  
  • Lahmacun ve pide hazırlama süreci  
  • Balık ve deniz ürünleri odaklı sokak lezzetleri  
  • Geleneksel Türk tatlıları ve baklava  
  • Çok sayıda yemekle donatılmış geniş bir sofra  

00:00:00 Giriş  

00:01:00 İstanbul Yemek Turu  

00:24:07 Baklava ve Lahmacun  

01:03:28 Basit Ekmek Yapımı  

01:15:46 Kek Çeşitleri  

01:47:03 Türk Kebabı

En Çok Okunanlardan...