20260202

📰 Sadettin Kaynak'ı 65 yıl önce bugün kaybettik...



Sadettin Kaynak'ı 65 yıl önce bugün kaybettik. Müziğimize getirdiği poliform anlayışıyla uzun soluklu, çok bölümlü eserlerin devrimci önderi olmuştur. Film müzikleri de besteleyen üstâd ayrıca Türkçe Ezanı seslendiren ve sarık takmadan, smokinle mimbere çıkarılan bestekârımızdır.

Alıntı: Ekrem Ataer @ekremataer

📖 Avrupa, 16. yüzyılda Türkler batıya getirene kadar yoğurdu bilmiyordu



Avrupa, 16. yüzyılda Türkler batıya getirene kadar  yoğurdu bilmiyordu

Fransa Kralı I. Francis bir sindirim enfeksiyonu nedeniyle ağır hastalandığında ve Avrupa tıbbı başarısız olduğunda, Kanuni Sultan Süleyman, bol miktarda yoğurtla birlikte bir Osmanlı doktoru Paris'e gönderdi.

Kral o kadar dramatik bir şekilde iyileşti ki, yoğurt "sonsuz yaşamın sütü" olarak karşılandı ve Fransız eczanelerinde yıllarca ilaç olarak satıldı.

Türkler sadece “yoğurt” kelimesini aktarmakla kalmadı, Avrupa'yı ürünün kendisini ve sağlık değeriyle tanıştırdılar.


Alıntı:
Daily Turkic  @DailyTurkic


🎞️Kırgızistan'ın Yedi Oğuz bölgesinde gün yüzüne çıkan 182 tonluk devasa yeşim taş

Kırgızistan'ın Yedi Oğuz bölgesinde gün yüzüne çıkan 182 tonluk devasa yeşim taşı, sadece jeolojik bir keşif değil, Türk tarihinin derinliklerinden kopup gelen efsanevi bir mirasın somut hali gibi duruyor. Bu dev taş, Kaşgarlı Mahmud’un yaklaşık bin yıl önce Dîvânu Lugâti't-Türk’te hayranlıkla bahsettiği "Yat Taşı"na benzetiliyor. Kadim Türk inanışında yağmur yağdırma, kar fırtınası çıkarma ve doğaya hükmetme gücü verdiğine inanılan bu taşın hünerlerine Kaşgarlı Mahmud, "Bizzat şahit oldum," diyerek kitabında özel bir yer ayırmıştı. 182 tonluk taş, cam bir fanus ile koruma altına alınacak ve bölge turizme açılarak bu devasa yeşim taşının görünmesi sağlanacak.

📰 Ruslar ve Türkler tarih boyunca iç içe yaşadı

 Ruslar ve Türkler tarih boyunca iç içe yaşadı

Germenlerin atlı göçebe kültürüTürklerden aldığını bildiren bilimsel dayanaklara başvurursak, Slavların da atları ehlileştirmelerini ve hayvancılık kültürüyle tanışmalarını Türklere borçlu olduklarını söyleyebiliriz

EMRE ALBAYRAK

Ön Slavlar, yaşadıkları coğrafya itibariyle esas olarak Türklerle ve Kuzeyden gelen Norman halklarıyla; 9 ve 10. yüzyıllarda da Kuzey Avrupa’dan gelen Vikinglerle karıştılar.

SLAVLARIN KAYNAŞTIĞI MİLLETLER

Ön Slavlar, yaşadıkları coğrafya itibariyle esas olarak Türklerle ve Kuzeyden gelen Norman halklarıyla karışmıştır. 9 ve 10. yüzyıllarda Kuzey Avrupa’dan gelen Vikinglerle karışan Slavlar; sonrasında Avar, Hazar, Peçenek, Kıpçak ve Moğollar gibi Türk kavimleriyle kaynaştılar ve uzun süre bu kavimlerin egemenlikleri altında yaşadılar. Rus İmparatorluğu sahasının yüzyıl öncesine kadar 3/5 büyüklüğündeki alanında Türklerin yaşadığı ve Rusya aristokrasi sınıfına mensup ailelerden birçoğunun Ruslaşmış Türklerden olduğu hatırlanırsa bu iki milletin tarihinde birçok ortak nokta olduğunu belirtmek gerekir.

İlk Slavların ormanlık ve bataklık bölgelerde yaşaması nedeniyle ziraat ve hayvancılıktan ziyade avcılık ve balıkçılıkla geçimlerini sağladıklarını biliyoruz. Hayvancılığın geç çağlarda başlaması, onların bu tecrübeyi atlı göçebe kültürüne sahip olan Türklerden veya Germenlerden aldığını göstermektedir. Germenlerin atlı göçebe kültürünü Türklerden aldığını bildiren bilimsel dayanaklara(1) başvurursak, Slavların da atları ehlileştirmelerini ve hayvancılık kültürüyle tanışmalarını Türklere borçlu olduklarını söyleyebiliriz.

Yine ilkel kavimlerin çoğunda olduğu gibi Slavların animizmiyle, Türklerin Gök Tanrı inancı birbiriyle paralellik göstermektedir. Daha sonra Bizans ile Kiev knezliğinin ticari ve kültürel münasebetleri neticesinde Ruslar, Hristiyanlığın Ortodoksluk mezhebini kabul ederek Katolik olan Batı Avrupa’dan ayrı bir yola girmiştir. Bizans medeniyetiyle yakın ilişki, yazılı kanunların buradan alınmasına, Kiril alfabesinin Ruslarca kullanılmasına ve buna paralel olarak edebiyat sahasında gelişmelere yol açtı.

Rusya’da “Knezlik” denilen ilk devlet örgütlenmesi İskandinavya’dan gelen Normanların ve Germenlerin etkisiyle oluşsa da, knezlere bir süre Türklere ait olan “kağan” lakabı verildiği biliniyor.

RUS BOZKIRLARI TÜRK EGEMENLİĞİNDE

1223’te Kalka Meydan Muharebesinde Moğolların, Kıpçak beyleriyle Knezlerin yaptığı ittifakı yenilgiye uğratması ve ardından Batu Han’ın Kiev’i almasıyla Rus steplerinde Moğol egemenliği başlamıştır. Bundan böyle Rus knezleri Altın Orda’dan “yarlık”(2) alarak mevcudiyetlerini sürdürebildiler. Türk-Moğol egemenliği, Rusya topraklarında knezlerin birbirleriyle mücadelelerini engelledi. Asayişi sağlayarak ticareti güvence altına aldı ve bu topraklarda medeniyetin gelişimine katkıda bulundu. Ortaçağ'ın büyük seyyahı İbn Battuta da bugün Rusya hakimiyetindeki Deşt-i Kıpçak bölgesini gezmiş ve Türklerin bu bölgeyi dört başı mamur hale getirdiğini ifade etmiştir.(3)

1480’de Altın Orda Devleti’nin zayıflamasıyla Moskova Knezliği ve bağlı Rus ülkeleri Moğol egemenliğinden çıktılar ve bağımsız bir devlet haline geldiler. Ancak Türk tesiri sonraki yıllarda da devam etti. Bugün Moskova’da bulunan Kremlin Sarayı’nın isminin dahi Türkçeden geçtiği tahmin edilmektedir. Kremlin kale ve hisar anlamına gelir ve Türkçe Kermen (hisar) kelimesinden alınmış olmalıdır.(4) Mimari bakımdan da Kremlin, Doğu mimari üslubuna yakındır. 1230 ile 1430 yılları arasında 130 Rus knezinin “yarlık” almak için Altın Orda Hanlarının ordugâhlarına gittiği ve orada bir süre kaldıkları biliniyor. Yine Rus tarihinde önemli rol oynayan 130 boyar(5) ailesinin Türk kökenli oldukları tespit edilmiştir.(6)


RUSLARIN DEVLET OLARAK TARİH SAHNESİNE ÇIKMASI


Roma İmparatorluğu’nun önce Batı’da sonra Doğu’da yıkılışı, Rusları Moskova’nın “Üçüncü Roma” olduğu konusunda motive etti. 3. İvan, Roma İmparatorluğu’nun varisi olduğunu göstermek için Bizans’ın arması olan olan çift başlı kartalı Rusya’nın arması olarak kabul etti. Bilindiği gibi önceki tarihlerde Selçuklu İmparatorluğu’nun ve bazı Türk devletlerinin armalarından biri de çift başlı kartal idi.


4. İvan (Müthiş İvan), merkeziyetçi devlet sistemini kurmayı başararak Rusya’yı imparatorluk haline getirdi. Böylece, feodal dönemde dünyanın Osmanlı Devleti ile birlikte en kuvvetli devletlerinden biri ortaya çıkmıştır. Öyle ki Müthiş İvan’ın yakın kurmayı Peresvetov, “Sultan Mehmed” adıyla hazırladığı raporda; 

Osmanlı padişahının büyük bir filozof olduğu, mükemmel Rumca bildiği, Rum kitaplarından okuyarak birçok hikmet öğrendiği ve Osmanlı İmparatorluğu’nda adaleti tesis ettiği, mahkeme işlerini tanzim, memurlara maaş tahsis ettiği anlatılmakta ve bütün bu tedbirler sayesinde halkı refaha kavuşturduğu 

belirtilmektedir. Bu suretle Sultan Fatih Mehmet, Müthiş İvan’a bir örnek olarak aktarılmıştır. Çar İvan’ın da burada öne sürülen fikirlerin önemli bir kısmına itibar ettiği anlaşılmaktadır.(7)


Rus İmparatorluğu’nun en yüksek devri 1. Petro (Büyük Petro) dönemine tekabül eder. Enerjik bir lider olan Çar Petro, topraklarını Osmanlı İmparatorluğu ve Lehistan (Polonya) aleyhinde genişletmeyi hedefledi. Petro, Avrupa’nın askeri alanındaki teknik bilgileri kendi devletinde uygulamış, denizcilik alanında muazzam gelişme sağlayarak büyük bir donanma kurdurmuş, sanayileşme hamlesiyle ekonomiyi geliştirmiş ve kültürel hayatta Rusları ileri bir noktaya getirmeyi başarmıştır. Sonraları 2. Katerina döneminde de Ruslar Büyük Petro’nun yolundan topraklarını genişletmeyi ve bilim alanında gelişmeyi sürdürmüşlerdir.


1812’de bütün Avrupa’yı hakimiyeti altına alan Napolyon’a karşı Ruslar, Çar Aleksandr ve General Kuduzov önderliğinde vatan savaşı vermişler ve bu savaşı kazanarak dünya çapında itibarlı bir seviyeye ulaşmışlardır. Öyle ki, bu dönemin hatıraları 2. Dünya Savaşı’nda Hitler faşizmine karşı savaşan Stalin’in Kızıl Ordusu'na bile ilham kaynağı oluştur. Stalin, radyodan savaşan askerlerine “Kuduzov’un askerleri” diye sesleniyordu. Kuduzov adından da anlaşılıyor, Türk kökenli bir Rus generali idi.(8)


RUSYA’NIN TÜRK VE DÜNYA KÜLTÜRÜNE KATKILARI

Rusya; demokratik devrimler çağında; edebiyat, sanat ve bilim sahalarında önemli şahsiyetler yetiştirmiştir. Türkologlar Radloff ve Barthold, Türk tarihinin ve dilinin öğrenilmesinde çok önemli katkılar yapmışlardır. Ruslar; Puşkin, Gogol, Çehov, Tolstoy, Dostoyevski, Gonçarov, Turgenyev, Gorki gibi edebiyatçıları yetiştirerek dünyaya nadide eserler kazandırmışlardır. Edebiyat bakımından Ruslar, tüm dünyayı olduğu gibi Türk aydınlarını da etkilemişlerdir. Yine opera sanatçısı Çaykovski, Rusların yetiştirdiği mühim simalardandır.


DİPNOTLAR:

(1) Wilhelm Koppers, Etnolojiye Dayanan Cihan Tarihinin Işığı Altında İlk Türklük ve İlk İndo-Germenlik, Belleten, Ekim 1941, Cilt 5, Sayı 20.


(2) Yarlık: Ferman, buyruk.


(3) İbn Battuta Seyahatnamesi, Yapı Kredi Yayınları, 10. Baskı, İstanbul, Haziran 2020, Sayfa 311,318, 319 v.d.


(4) Akdes Nimet Kurat, Rusya Tarihi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 7. Baskı, Ankara 2020, Sayfa 150.


(5) Boyar: Rusya’da soylulara verilen unvan. Kelimenin Türkçeden geçtiği tahmin edilmektedir.


(6) Akdes Nimet Kurat, Age, Sayfa 152.


(7) Akdes Nimet Kurat, Age, Sayfa 204.


(8) Doğu Perinçek, Kuduzov’un Askerleri, Aydınlık gazetesi, 5 Temmuz 2015.


Kaynak: https://www.aydinlik.com.tr/haber/turk-rus-iliskilerinin-siyasi-tarihi-ve-strateji-1-ruslar-ve-turkler-tarih-boyunca-ic-ice-yasadi-304615


🇷🇺Rus tarihinin kökleri Slav–İskandinav merkezli değil, Hazar Türk devlet geleneğine dayanır

 


Rus tarihinin kökleri Slav–İskandinav merkezli değil, Hazar Türk devlet geleneğine dayanır.

Hazar Kağanlığı, yalnızca bir Türk devleti değil;

📌Rus tarihinin doğuşunda belirleyici bir çekirdek güçtür.

📌Erken Rus siyasal yapısı, “Rus Kağanlığı” adıyla tarih sahnesine çıkar ve bu adlandırma doğrudan Türk–bozkır devlet geleneğinin izidir.


RUS TARİHİNİN DOĞUŞU
TAN  CAN
26. 01. 2026

📖 Bozkırın sarışın Türkleri olarak bilinen “Kıpçaklar”.


Bozkırın sarışın Türkleri olarak bilinen “Kıpçaklar”. POLOVETS = KUMAN = KIPÇAK 📌Polovets (Половец) adı “polovŭ / polovyĭ” kökünden gelir. Bu kök:

  • soluk renk saman
  • rengiaçık sarı
  • anlamlarını taşır.

📌Kuman→ Türkçede kum rengi / sarımsı ile ilişkilendirilir.

Alıntı: Arkeoloji ve TÜRK Tarihi @ArkeolojiveTurk



🪔'Kandil' ismini 🇹🇷Türklere borçluyuz


Kandil ismini Türklere borçluyuz. 

Osmanlı Padişahı II. Selim döneminde camiler aydınlatılıp minarelerde kandiller yakılarak kutlandığı için bu gecelere kandil geceleri denilmiştir.


📖 🌳Ardıç. 🇹🇷Türkiye'de Yetişen Ardıç Türleri



Hiç dikkat ettiniz mi? 

Anadolu’nun neresine giderseniz gidin, en zorlu arazilerde, toprağın bittiği yerde bile inatla tutunan bir ağaç görürsünüz: 🌳Ardıç. Türkiye, ardıçlar (bilimsel adıyla Juniperus) için tam bir cennet desek yeridir. 

Neden mi bu kadar önemliler? 

Çünkü onlar toprağımızın sigortası. Erozyonu önlerler, kuraklığa kafa tutarlar, kuşlara yuva olurlar. Fotoğrafa baktığımızda, bu ağaçların rastgele dağılmadığını, aksine her birinin kendi karakterine göre bir bölge seçtiğini görüyoruz. 

Gelin, bu fotoğrafı önümüze koyup Türkiye’yi ardıçların gözünden gezelim.

İlk durağımız kuzey ve yüksek dağlar. Juniperus communis dediğimiz grup, sıcağı pek sevmez; serinlik ve nem arar. Mesela Dağ Ardıcı ya da Cüce Ardıç (subsp. nana) dediğimiz tür, tam bir buzul çağı kalıntısıdır. Uludağ'a veya Doğu Karadeniz dağlarının zirvelerine çıktıysanız, yerlere yayılmış o bodur çalıları görmüşsünüzdür; soğuğa bayılırlar ve en yükseklerde yaşarlar.

Aynı ailenin Trakya tarafında takılan üyesi (subsp. communis) Anadolu'da pek gezmezken, Gezgin Kuzeyli diyebileceğimiz diğer bir alt tür (subsp. hemisphaerica) Kuzey Anadolu Dağları ve Toroslar boyunca ormanların üst sınırlarında dağ havasının tadını çıkarır.

Şimdi biraz daha tanıdık yüzlere, Katran Ardıcı ve akrabalarına bakalım. Juniperus oxycedrus grubu çok uyumludur, kolay kolay yer seçmez. Ancak ailenin Koca Yemişli Ardıç (subsp. macrocarpa) olarak bilinen üyesi tam bir kumsal aşığıdır. 

Haritadaki yeri çok nettir; sadece Ege ve Akdeniz kıyılarında, denizi gören kumsallarda ve tuzlu rüzgarların olduğu yerlerde yaşar. Buna karşılık Katran Ardıcı (subsp. oxycedrus) doğanın joker elemanıdır. Batı Anadolu'dan tutun İç Anadolu'ya kadar her yerde görebilirsiniz; sıcağa da gelir, soğuğa da.

Kıyıdan uzaklaşıp Anadolu’nun o sert, karasal iklimine, bozkıra ve yüksek kayalıklara girdiğimizde sahneye asıl dayanıklı ekip çıkar. Torosların Kralı diyebileceğimiz Boylu Ardıç (Juniperus excelsa), Toros Dağları'ndan başlayıp İç ve Doğu Anadolu'ya kadar uzanır. Kıyıdaki nemli havayı değil, dağların sert rüzgarını sever. 

Onunla genelde aynı mahallede oturan Kokar Ardıç (Juniperus foetidissima) ise biraz daha utangaçtır, sayısı daha azdır. 


Bir de Kara Ardıç (Juniperus sabina) vardır ki o tam anlamıyla zorlukların efendisidir. Toprağın en fakir olduğu, kayalık ve acımasız yerlerde, İç ve Doğu Anadolu'nun yüksek dağlarında başka bitkilerin yaşayamadığı yerlerde o yaşar.

Son olarak Finike Ardıcına (Juniperus phoenicea) bakalım. Bu arkadaş tam bir keyif ehlidir. Soğukla, karla veya ayazla hiç işi olmaz. Haritada baktığınızda onu sadece Ege ve Batı Akdeniz kıyılarındaki o sıcak, makilik alanlarda görürsünüz. Adeta "Bana sıcak verin, deniz havası verin, gerisine karışmam" der.

Aslından bu fotoğraf bize şunu anlatıyor: Türkiye'deki ardıçlar, ülkeyi aralarında parsellemiş durumdalar. Kimi deniz kenarından ayrılmam diyen sahilciler, kimi serin tepeleri seven dağcılar, kimi de Anadolu'nun sert iklimine alışkın bozkırcılar. Yani bir dahaki sefere doğada bir ardıç gördüğünüzde ona sadece bir çalı veya ağaç olarak bakmayın. O, bulunduğu yerin iklimini, toprağını ve geçmişini size anlatan canlı birer tanıktırlar.

ALINTI:  Orman Mühendisi @0rmanmuhendisi


📚📖'İki Nefreti Birleştiren Beşik'..Rojaye bölgesinden gerçek bir hayat hikayesi (1916) .....


 İKİ NEFRETİ BİRLEŞTİREN BEŞİK !

Rojaye bölgesinden gerçek bir hayat hikayesi (1916) .....

Büyük savaşlar ve daha da büyük bölünmeler zamanında, korku ve belirsizlik insanları ocaklarından ayrılmaya zorladığında, gerçek insanlık hakkında bir şeyler anlatan hikayeler hayatta kaldı.

Rojaye bölgesinin hafızasında saklı olan ve tarihçimiz Prof. Halil Markişiç tarafından kaydedilen bu gerçek hikaye, zayıflık nedeniyle geride bırakılan, ancak unutulmayan bir kadın, bir beşik ve bir çocuktan bahsediyor.

Din, isim veya köken ne olursa olsun, Birinci Dünya Savaşı'nın zor günlerinde sıradan insanlar, başkasının sıkıntısını kendi sıkıntıları olarak görmeyi biliyorlardı.

Avusturya-Macaristan işgali ve SHS (Sırp, Hırvat ve Sloven) Krallığı döneminde, Rojaye bölgesinin nüfusu yoksulluk ve yokluk içinde yaşadı ve Boşnak - Müslüman nüfus jandarmalardan ve onların cezalandırma seferlerinden muzdarip oldu. O zaman bile, dini veya ulusal farklılıklara bakılmaksızın dayanışma, karşılıklı saygı ve komşulara yardım etme örnekleri çoktu.

Bir Adamın İsimden Daha Önemli Olduğu Zamanlar

1916 yılının başlarında, Avusturya-Macaristan işgalinden korkan Rojaye çevresindeki Ortodoks nüfusunun birçok ailesi, Grižica köyünden Vukadin Đurović'in ailesi de dahil olmak üzere Sırbistan'a kaçtı.

Derin kar ve şiddetli soğukta zar zor ilerleyerek, sadece yiyecek dolu çantalar taşıyarak, komşu Lučice köyünden, Zahid Kuç'un evinin önünden geçerken, Vukadin'in karısı Anđa (Bašča'lı Veljović), Zahid'in karısı Mera'yı (Baç'li Kurbardoviç) aradı ve uzun süre uzakta kalmayacağını umarak, ahırda ve ağılda kilitli kalan hayvanlarına bakmasını rica etti.

Kar Fırtınasında Bir Beşik

Akşamdan önce Mera, sığırları sulamak ve yatırmak için Grižica'ya gitti. Sığırlarla ilgilenirken bir çocuğun ağlama sesini duydu. Eve girdi ve içinde bir bebek olan bir beşik buldu.

Đurović ailesi beşiği taşıyamazdı, taşısalar bile bebek böyle bir fırtınada hayatta kalamazdı. Mera, kendisinin de yeni doğmuş bir bebeği olduğu için bebeği emzirdi ve sonra sığırları sakinleştirdikten sonra beşiği alıp evine götürdü ve çocuğu oğluyla birlikte beşiğe koydu.

Kaçan Ortodoks nüfusun Rojaye bölgesine dönmesinin üzerinden neredeyse bir yıl geçti. Vukadin'in karısı Mera'ya gelip bebeğinin mezarının nerede olduğunu sordu.

Mera ona şöyle dedi: "Mezarın nerede olduğunu bilmiyorum. Evde neredeyse iki yaşında iki oğlum var, birini seçin."

Vukadin'in karısı eve koşarak girdi ve gözyaşları içinde oğlu Milorad'ı kucağına aldı. Mera da onu takip ederek içeri girdi, ona sarıldı ve "Hayvanları kurtaramadık. Almanlar hem bizim hem de sizin hayvanlarınızı aldılar." dedi.

Kaynak: Glasnik Rožaja Dergisi, Sayı 5, 2022. Yazar: Prof. Halil Markişiç.

****

BOŞNAKLAR, TARİH BOYNCA DİNİNE, MİLLİYETİNE BAKMAKSIZIN ZORDA OLAN HERKESE, ÖZELLİKLE KOMŞULARINA KARŞI KARDEŞÇE DAVRANMIŞTIR.

ANCAK, BOŞNAKLARA KARŞI İSTİSNALAR HARİÇ GENEL OLARAK BENZER ŞEKİLDE DAVRANILMADİĞİ GİBİ, BİRÇOK BOŞNAK KATLİAM VE SOYKIRIMLARDA BOŞNAKLARA EN BÜYÜK KÖTÜLÜĞÜ KOMŞULARI SIRP VE KARADAĞLILAR YAPMIŞTIR !

Bunun çok bilinen örneği, İkinci Dünya Savaşinda Srebrenica yakınlarına gelen faşist Hırvat Ustaşa güçleri bölgedeki Sırplara katliam yapmayı planlamış, Srebrenicalı Boşnaklar Sırp komşularına sahip çıkmış, korumaya almış ve büyük bir katliamı önlemişlerdi.

1942'de Srebrenica'da yaşayan Bosnalı Sırpları, Sırpların en büyük düşmanları olan faşist Hırvat Ustaşa silahlı birliklerin katliam amaçlı saldırısından kurtarılmalarını Srebrenicalı Boşnaklar imam Aliya Klançeviç (fotoğrafta soldan ikinci ayakta) liderliğinde korkunç bir katliamdan kurtarmışlardı.

Benzer bir olay aynı dönemde (1942) Tuzla'da yaşanmış ve Tuzla Müftüsü Muhamed Şefket ef. Kurt (yorum bölünü fitigraf 2), Ustaşakarın Tuzla'dakı Sırplara planladıkları katliamı önlemiştir.

■ Na Badnje veče prije tačno 84 godine, 1942. godine, u Tuzli jedan čovjek, heroj nacije, spasio je živote svojih sugrađana. Riječ je o muftiji Muhamedu Šefketu ef. Kurtu, junaku o kojem se malo zna, a koji je spriječio ustaški pokolj Srba i sačuvao Saborni hram u Tuzli. 

Nusret Sancaklı


🎞️🎭Komedi: Karadeniz Fıkrası

 

📖 Boşnak kadınlar ve kültürel kıyafetleri

 

 

Alıntı: Nusret Sancaklı

🗣️Bir 🇹🇷Türkün gözünden bugünkü 🇧🇦Bosna

 'Bosna'ya ilk kez 11 yıl önce gelmiştim. O günden bugüne çok şey değişmiş. Burası maalesef bir müslüman şehri olmaktan çıkmış. Binalardaki mermi izleri azalmış. Şehirde savaşa ve soykırıma dair her şey yavaş yavaş siliniyor. Tika'nım açtığı sergi dışında hiçbir şey yok. Çok değil, 30 yıl önce, bugün Filistin'de yaşanılanların aynısı Bosna'daki Müslümanlara yaşatıldı. Ancak burası adeta bir coca cola şehri. Her yerde, her tabelada, herkesin elinde bir coca cola var. Aynı şeyleri yaşamış olmalarına rağmen boykota ve Filistin'e dair neredeyse hiçbir iz yok. Burada Osmanlı şehri kültürünü devam ettiren tek şey Türk turistlerin olması. Onlar da olmasa burasının bir müslüman yurdu olduğunu düşünmek zor. Belki gezilecek çok bir yer yok, Türkiye'de yaptığımızdan farklı bir şey yapmak da zor ama Türklerin buraya daha çok gelmesi ve daha çok sahip çıkması gerekiyor. Şarkıda dediği gibi: 

"Eğer Bosna, Cennet’ten bir parça olsaydı:

Mostar şehri, cennetin bahçesi olurdu."


Alıntı: Fatih Yılmaz · Mostar, Bosnia and Herzegovina

📖 Bosna'da Müslümanlar 1463 yılından 300. yıl kadar önce de vardı...

 


(Bosna'da 1320 yılından kalma bir Müslüman'a ait mezar taşı Nişan ve üzerindeki Arap Alfabesi ile yazılı Türkçe kitabesi.)

MÜSLÜMANLAR, 1463 YILINDAN 300 YIL KADAR ÖNCE DE BOSNA'DA VARDI !

Osmanlıların Bosna'ya gelmesinden önce Bosna'da İslam'ın varlığına dair kanıtlar !

Bu konudaki belge, Arap yazar Ebu Hamit Garnati'nin yazılarıdır. Granati, 1150-1154 yılları arasında Macaristan'da bulunan ve Macarların  yanında Bizans ordusuna karşı savaşan paralı Mağripli (İspanya'daki) Müslümanlardan söz etmektedir.

Bosna hükümdarı Ban Borić de bu savaşta Macar müttefiki olarak yer almış, savaştan sonra Kalisiyeliler adlı bir Türk Müslüman topluluğunun onunla birlikte kuzeydoğu Bosna bölgesine gelip yerleştiklerini yazıyor. Bugünkü Bosna Hersek'teki Kalesiye şehrinin ismi bu olayı doğrulamktadır.

10., 11. ve 12. yüzyıllarda Macar kaynaklarında bu Müslümanlar 'İsmaililer' olarak adlandırıldı, ancak daha sonraki dönemde Kalizler veya Kalisiye'liler olarak tanındılar.

Bizans'lı yazar Yovan Kinam, Kalisiye'lilerin 11. yüzyıldan 13. yüzyıla kadar Macar Krallığı idaresi altındaki topraklarında yaşadığını ve çeşitli yerleşim birinlerinde hizmet verdiklerini belirtiyor.

Bugünkü kuzeydoğu Bosna bölgesine yerleşen Müslümanlar, 1048 ve 1049'da Bulgarlara karşı bir sefer düzenlediklerş de biliniyor. Bu yıllardan sonra da benzer seferleri tekrarlamışlardır.

1165 yılında Uz ve Kuman (Kıpçak) Türkleri Tuna nehrini geçip, Split yakınlarındaki tarihi Solin şehrine kadar gittiklerini de biliyoruz. 

Müslüman Kalisiyelilarin da onlarla birlikte hareket ettiklerini ve Bosnalılar ile Müslüman orduları ilk kez karşı karşıya geldiklerini, ancak Bosna hükümdarı Ban Boriç de onlarla birlikte hareket ettiğini biliyoruz. 

Kalisiyeliler, Kuzeydoğu Bosna bölgesine yerleştikten sonra, merkezlerini Kuş kasabasına taşımışlar ve Drinyaça ile Drina nehirlerinin birleştiği yerdeki bu kasabanın ismini daha sonra Kuşlat olarak değiştirmişlerdi.

Müslümanların Bosna'da o tarihlerdeki varlığı ile ilgili bir delil de Ortaçağ Boşnyanin mezartaşları olan Steçaklardan iki tanesi üzerinde Müslüman Saracen savaşçılarının 'Sracin' isminin oyulmuş olarak mezartaşı üzerindeki yazıtta bulunmuş olmasıdır.

****Mezar Taşının üzerinde yazan: (Türkçe alfabe)****





Alıntı: Nusret Sancaklı  Sandžak, Federation Of Bosnia And Herzegovina, Bosnia And Herzegovina


BOŞNYANİNLERDEN BOŞNAKLARA ...
■ Islamizacija Bosne - 

Doç dr. Ömer Aksoy'un "Şehirleşme ve Heterodoks İnanç ve Uygulamalar Bağlamında Boşnakların İslamlaşma Sürecine Dair Bazı Tespit ve Değerlendirmeler" makalesinden: 

"... Birçok araştırmacıya göre zannedildiği gibi Bosna’da İslam’ın kitlesel olarak kabulü söz konusu olmamış, buna delil olarak ise Osmanlı şer'iyye sicillerindeki kayıtlar (Kadı kayıt defterleri) gösterilmiştir. Bosna’nın İslamlaşması, sicillerde verilen istatistiki verilerden hareketle kademeli ve kuşaklar boyu gerçekleşen uzun bir süreç olarak tasvir edilmektedir. 
Türklerin fethinin hemen akabinde, 1468 yılına ait kayıtta 37.125 Hristiyan haneye karşılık Müslüman hane sayısı 332’dir. 

1485 yılına ait kayıtta ise 30.552 Hristiyan hane ve 2491 Hristiyan bekar/dul bireye karşılık 4134 Müslüman hane ile 1064 bekar Müslüman birey mevcuttur (Malcolm, 1999, s. 102-103). 
Buradan hareketle 1467 yılında Bosna’da yaklaşık olarak 2000, 1485 yılında ise yaklaşık 25.000 Müslüman nüfusun varlığından bahsedebiliriz. 

20 yıl içerisinde Müslüman nüfusun artış oranı %1300 civarında olmuştur. 
1520’lere ait sicillerde ise 98.095 Hristiyan ve 84.675 Müslüman kayıtlıdır. 
Osmanlı’nın Bosna’ya ayak bastığı ilk yıllardan sadece 50 yıl sonrasında Müslüman nüfus %4500 oranında artmış, 1467’de 2000 olan Müslüman nüfus 50 yıl içerisinde yaklaşık 85.000’e ulaşmıştır.

Alıntı: Boşnak Medja Ben
  

📖 Bosna Hersek ve Sancak binlerce yıllık Boşnak topraklarıdır...


 BOSNA HERSEK VE SANCAK BİNLERCE YILLIK BOŞNAK TOPRAKLARIDIR.

Bosna, doğusuna Hırvatlar, batısına Sırpların gelip yerleştiği, içinde İlirler ve onlarla karışmış halkların yaşadığı ilk çağlardan kalma eski bir İlir ülkesidir.

Bosna'ya gelip hakimiyet kurmuş olan halklardan; Keltler, Traklar, Romalılar, Hunlar, Gotlar, Avarlar Bosna'da yaşayan eski yerel sakinlerini ortadan kaldırdıklarına dair son 150 yılda söylenen ve yazılan yalanlara, bu yalanları uydurmuş olan panslavistler dışında kimse inanamıyor.

Tarihte Bosna'da hakimiyet kurmuş devletlerin hükümdarlıkları sadece Bosna'daki önemli, büyük ve stratejik şehirler üzerindeydi. Kırsal alanlarda Bosna halkı her zaman kendi kültürü ve inanca içinde yaşamıştır.

Tarım yapılan ovalarda, büyük ve küçükbaş hayvanların yetiştirildiği dağlarda, kaleler, köprüler, binalar ve mobilyalar için kereste elde edilen ormanlarda ise sadece eski Bosna sakinleri yaşamakta idi.

Bu tezin tanıklığa ihtiyacı yok; her makul, aklı başında olan kişi, Sırplar ve Hırvatlar'ın ilk gelişlerinde çok kalabalık bir halk olarak değil de Avarların emrinde askeri birlikler olarak kuzeyden getirildikleri için bugünkü Bosna Hersek ve Sancak topraklarına kısa bir sürede yerleşemeyecekleri düşünülürse tarihsel ve sosyolojik gerçekler çok daha kolay ortaya çıkar.

İkincisi; 1463 yılından sonra Türklerin yaklaşık 400 yıldır bugünkü Bosna ve Hersek, 500 yıldır Sancak, Kosova, Karadağ, Sırbistan ve Makedonya topraklarını kısmen veya tamamen yönettiği ve Türklerin Bosna'nın ele geçirildiği sırada 60.000 kadar insanı belirli zamanlarda  Anadolu'dan taşıdıklarını, bunun yanında  yine dönem, dönem 30.000'den fazla yeniçerinin de bu topraklara yerleştiğini biliyoruz ?

Bosna Hersek ve Sancak'ta yaşayan Boşnaklar, düzlüklerdeki eski verimli toprakları, ovaları ve vadileri çoğunlukla ellerinden alınmış olsa da, yine de tepeleri ve dağları her dönemde ellerinde tutulmuşlardır.

STEÇAK mezar taşları bunun kanıtıdır.

600 yıl önce Bosnalı hükümdarların (Ban ve Kralların) tüzüklerinde yazdıkları gibi onlara Boşnyanlar / Boşnyaninler deniyordu. Ardından onların hükümdarları olan Türkler, onlara 'Boşnak' dediler.

13. yüzyıldan kalma Bosna Alfabesi Bosançitsa el yazması tüzüklerde okunduğu şekliyle Boşnaklar hala aynı dili konuşuyorlar.

Bosna toprakları, nasıl ki Roma şehrinden Roma İmparatorluğu adını almışsa, Bosna nehrinden de Bosna adını alınmıştır.

Çoğu kişi 'Bosna' kelimesinin (Bassania) pınarlar, akar sular, çağlayanlar, temiz sular ve iyi insanlar (Dobri Ljudi) ülkesi anlamında olduğunu da biliyor.

Alıntı: Boşnak Medja Ben

📖 "Bursa Merinos Fabrikası”’nın açılması - 2 Şubat 1938


 🗓 2 Şubat 1938'de Bursa'da, M. K. Atatürk, 

  • Sovyetler Birliği'nin desteğiyle
  • o dönem Orta Doğu'nun en büyük tekstil fabrikası 
  • ve Türkiye'nin ilk entegre yünlü kumaş üretim tesisi 

olan "Bursa Merinos Fabrikası”’nı açtı.

👉 Sovyetler Birliği'nin Türkiye'ye fabrika inşaatında sağladığı yardım

  • tesislerin tasarımı, 
  • ekipman temini (baskı makineleri hariç) 
  • ve teknik destekten 

ibaretti.

📪 İnşaatın finansmanı, Sovyetler Birliği'nin 8 milyon liralık kredisiyle sağlandı. Bu kredi, Sovyet-Türk anlaşmaları kapsamında narenciye ihracatı karşılığında geri ödendi.


*****

Merinos'un fabrikası yıkıldı ve markası da öyleydi: Bursa onu koruyamadı.

29/10/2024 

Satışın sonuçlandığını öğrenincik bizi üzdü. Fabrika kapanmış olmasına rağmen, Bursa'nın ve sanayileşmesinin sembolü olan Merinos'un adlandırma hakları Gaziantep'te bir halı üreticisine 2,9 milyon liraya satıldı. Ancak... Özelleştirme İdaresi 21 Ağustos'ta Merinos'un adlandırma haklarının satıldığını açıkladığında, hakların Bursa'da kalacağını ummuştuk. Beklentimiz, Bursa Büyükşehir Belediyesi veya BTSO'nun (Bursa Ticaret ve Sanayi Odası) bunları satın almasıydı.




20260201

🎞️ Anadolu İnsanı: 🐑Van'da yaşayan 17 yaşındaki Nimet Eşref, annesiz kalan kuzuyu elleriyle besledi, hayata tutunmasını sağladı

 

🐑Van'da yaşayan 17 yaşındaki Nimet Eşref, annesiz kalan kuzuyu elleriyle besledi, hayata tutunmasını sağladı.

'Kara kız' adını verdiği kuzu, genç kızın yanından hiç ayrılmıyor.

📌"Sabah uyanınca kara kızı görmeden işim rast gitmiyor..."



📰 Sadettin Kaynak'ı 65 yıl önce bugün kaybettik...

Sadettin Kaynak'ı 65 yıl önce bugün kaybettik. Müziğimize getirdiği poliform anlayışıyla uzun soluklu, çok bölümlü eserlerin devrimci ön...