Blog Listem

20260812

🎞️🗣️Walt Disney'in Aklını Alan ses! 😂 Donald Duck'ın Komik Seslendirme Hikayesi!😊

 





📰 Can Yücel’in mal varlığı


Can Yücel’in mal varlığı

Avşa adasında üç daire, dört üçgen, beş dikdörtgen
*Gökyüzünde bi bulut
*Bitlis’te beş minare
*Biri yazlık, biri kışlık, iki platonik sevgili
*Büro mobilyası ve çelik kapı üreten bir fabrikanın öğle üzeri yaslanıp sigara içilen beyaz duvarı
*Islıkla da çalınabilen dört anonim türkü
*Palandöken’de bir plan, iki döken
*Kastamonu’da üç kasto
*Üç fay hattı
*Bir çarşamba, iki perşembe, üç cuma
*Dünyada mekân
*Ahrette iman
*Denizde kum
*Uzayda yerçekimsizlik
*Bi çuval gazoz kapağı
*Bi kibrit kutusu sigara izmariti
*On sekiz saç biti
*Biri İngilizce 6 adet küfür
*Yirmi tane boş naylon poşet
*Sevenlerin kalbinde kurulmuş bir taht
*Bi kuru saç sakal, kıl, tüy, yün
*Üç ayrı parkta üç ayrı belediyeye ait üç ayrı banka reklamlı bank
*Bi ayakkabı çekeceği
*İki büyük taş kütlesi
*Bir adet ağaç gölgesi
*Üç kuş kanadı sesi
*Bi sürü kedi köpek
*Bi Marmara Denizi
*Camına yaslanıp seyredilen iki piliç çevirmeci
*Her akşam karıştırılan dört çöp bidonu
*Çalıp çalıp kaçılan beş melodili apartman zili
*Nakit 15 kuruş
*Anne babadan kalma, yarısı yaşanmış bi ömür

Metin Üstündağ (Met-Üst)
Kaynak: Penguen Dergisi, 79.sayı

İllüstratör: Abdülkadir Elçioğlu/Aptülika

📖Başbakan Ecevit Misafirini Nasıl Uğurladı? Aslında Kimdi?

Başbakan Ecevit Misafirini Nasıl Uğurladı? Aslında Kimdi?

Gece yarısı… Ankara soğuk.

Bir gazeteci evine dönecek. Fakat birazdan Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'nın makam aracında yaşanacak küçük bir sahne, yıllar sonra bile anlatılmaya devam edecek.

Üstelik hikâyenin en şaşırtıcı kısmı otomobil değil, kimin nereye oturduğuydu.

Uğur Dündar'ın yıllar sonra kaleme aldığı anısına göre olay 1970'li yıllarda yaşandı.

Dündar o dönem TRT Ankara Televizyonu'nda programlar hazırlayıp sunuyordu. Bir akşam, ünlü keman virtüözü Suna Kan ile eşi Faruk Güvenç'in evine gitti. Rahşan ve Bülent Ecevit de o akşam evin konuklarıydı.

Sohbetin ardından Dündar izin isteyip kalkmak istedi.

O sırada Başbakan Bülent Ecevit'in teklifi geldi:

Onu evine bırakacaklardı.

Dündar mahcup olup itiraz etse de Ecevit ısrar etti.

Aşağı indiklerinde kapıda bugünün alışıldık görüntülerinden çok farklı bir manzara vardı.

Uzun bir araç konvoyu yoktu.

Çevrede onlarca koruma görünmüyordu.

Makam aracı ise siyah renkli bir Renault station-wagondu.

Kapıda yalnızca iri yarı Koruma Müdürü Mümtaz Karaduman bekliyordu.

Sonra aracın içindeki yerleşim başladı.

Uğur Dündar ön koltuğa oturtuldu.

Bülent ve Rahşan Ecevit araca geçti.

Peki koruma müdürü?

Mümtaz Karaduman'a otomobilin normal koltuklarında yer kalmamıştı.

O da station-wagonun bagaj bölümüne geçti.

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı yola böyle çıktı:

Misafiri önde, kendisi ailesiyle birlikte araçta, koruma müdürü bagaj bölümünde…

Ne uzun bir konvoy vardı ne de yolu birbirine katan bir gösteri.

Fakat hikâye burada da bitmedi.

Araç, Uğur Dündar'ın Kennedy Caddesi'ndeki evinin önüne geldiğinde Dündar kapıyı açmak için uzandı.

Bülent Ecevit ondan önce davrandı.

Araçtan indi ve misafirinin kapısını kendi eliyle açtı.

Dündar, yıllar sonra bu anıyı anlatırken o gece yaşadığı mahcubiyeti de özellikle hatırlatacaktı.

Rahşan Ecevit ise otomobilin içinden, kendilerini ziyaret ettiği için Dündar'a teşekkür etti.

Sonra siyah Renault gecenin içinde uzaklaştı.

Bugünden bakıldığında bu hikâyeyi çarpıcı yapan yalnızca eski bir makam otomobili değil.

Bir başbakanın misafirini evine bırakmayı doğal görmesi…

Kapısını açması…

Ve bütün bunların büyük bir gösteriye dönüşmeden yaşanabilmesi.

Elbette siyasetçiler, dönemler ve güvenlik şartları değişir. Bugünün güvenlik uygulamalarını yalnızca tek bir eski anıyla kıyaslamak da eksik kalır.

Ama Uğur Dündar'ın bizzat aktardığı bu küçük sahne, Bülent Ecevit'in kamuoyunda neden yıllarca mütevazı kişiliğiyle de hatırlandığını anlatan güçlü örneklerden biri olarak kaldı.

Bazen bir insanın makamla ilişkisini uzun konuşmalar değil, küçücük bir hareket anlatır.

Bir Renault station-wagon…

Bagaj bölümüne geçen bir koruma müdürü…

Ve gece yarısı misafirinin kapısını açan bir başbakan.

Bülent Ecevit.


-Alıntı

🎞️📖🗣️Şair Can Yücel'in "Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim" şiiri

 

Edebiyatımızda kendine has üslubuyla yer edinen şair Can Yücel'in "Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim" şiirini kendis sesinden... 📜

Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim

Hayatta ben en çok babamı sevdim.
Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk
Çarpı bacaklarıyla- Ha düştü, ha düşecek...
Nasıl koşarsa ardından bir devin,
O çapkın babamı ben öyle sevdim.

Bilmezdi ki oturduğumuz semti,
Geldimi de gidici hep, hepp acele işi! ..
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi,
Atlastan bakardım nereye gitti,
Öyle öyle ezber etti

Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
40'ı geçerse ateş, çağ'rırlar İstanbul'a.
Bir helallaşmak ister elbet, diğ'mi oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oy'nunu.
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu.

En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin.
Daha başka tür aşklar; geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, canevim.
Hayatta ben en çok babamı sevdim.

Can Yücel
Kayıt Tarihi : 2.04.2015 11:32:00

20260811

📊🇹🇷Gabar'ın 83.000 varil/gün üretimi:



Gabar'ın 83.000 varil/gün üretimi:

🇹🇷 Türkiye: Günlük tüketiminin yaklaşık %7,5'ine eşdeğer.

🇧🇬 Bulgaristan: Günlük tüketiminin %77'si.

🇷🇴 Romanya: Günlük tüketiminin %37'si.

🇬🇷 Yunanistan: Günlük tüketiminin %28'i.

🇱🇹 Litvanya: Günlük tüketiminin %128'ine eşdeğer, yani günlük ihtiyacından %28 daha fazla.

🇵🇹Portekiz: Günlük tüketiminin %39'u.

🇭🇺 Macaristan: Günlük tüketiminin %54'ü.

🇩🇰 Danimarka: Günlük tüketiminin %57'si.

🇪🇪 Estonya: Günlük tüketiminin %180'i, yani Estonya'nın günlük ihtiyacının neredeyse iki katı.

🇺🇦 Ukrayna: Günlük tüketiminin yaklaşık %35'ine eşdeğer.

🇳🇱 Hollanda: %10,2'si.

🇩🇪 Almanya: %4'ü.

🇫🇷 Fransa: %5,5’i.


Alıntı. hermes | jeopolitik @hermes_z

📰 Karadeniz’in güzel insanları ve Trabzonspor Kulübü


Karadeniz’in güzel insanları ve Trabzonspor Kulübü’ne,

Türk futbolunda önemli izler bırakmış, iki güzide kulübümüzün formasını da gururla taşımış, karakteriyle gençlere ve geleceğe örnek olmuş kaptanımız İsmail Köybaşı için organize edilen bu anlamlı karşılaşmada bizlerle birlikte olan tüm Trabzonspor taraftarlarına teşekkür ediyoruz.

Dün akşam bir kez daha tüm Türkiye’ye, futbolun birleştirici gücünü, rekabetin yanı sıra dostluğun ve kardeşliğin de bu güzel oyunu çok daha anlamlı ve özel kıldığını hep birlikte gösterdik.

Bu özel ve anlamlı vedayla birlikte, Türk futbolunun unutulmaya yüz tutmuş geleneklerini yeniden yaşatmanın ve yılların emeğine duyulan saygıyı yeniden hatırlatmanın mutluluğunu yaşadık.

Bu anlamlı günde bizlerle birlikte olduğunuz ve kaptanımız İsmail Köybaşı’nın unutulmaz anılarına hep birlikte bir yenisini eklediğimiz için başta Trabzonspor Kulübü Başkanı Sayın Ertuğrul Doğan olmak üzere, Trabzonspor Yönetim Kurulu’na ve tüm Trabzonspor taraftarlarına teşekkür ederiz.

Göztepe Spor Kulübü

🎞️🗣️🎙️Kemal Sadık Gökçeli, nasıl Yaşar Kemal oldu?

Kemal Sadık Gökçeli, nasıl Yaşar Kemal oldu?

Türk edebiyatının yetiştirdiği en büyük yazarların başında gelen Yaşar Kemal’in çocukluğu travmalarla dolu.

Ailesi Van Erciş kökenli olan Yaşar Kemal, 1922’de Adana Osmaniye’nin (Hemite) Gökçeli köyünde dünyaya gelir. Kendi anlatımına göre babası, 1915’te Rus ordusu Van’ı işgal edince Çukurova’ya göç etmiştir.

Asıl adı Kemal Sadık Gökçeli olan yazar, daha 3,5 yaşında bir kurban kazasında sağ gözünü kaybeder. Dört buçuk yaşındayken, camide gözünün önünde babası, Van’dan göç ederken yanında getirdiği evlatlığı Yusuf tarafından öldürülür. Bu olay onu 12 yaşına kadar kekeme bırakır. Kendisi şöyle diyor: Okur yazar olduktan sonra hiç kekelemedim.”

  • Babasının ölümü varlıklı aileyi fakirleştirir. 
  • Yaşar Kemal, 9 yaşında Adana’nın Burhanlı köyünde ilk okula giderek 3 ayda okuma yazma öğrenir. 
  • Ortaokul ikinci sınıftayken sınavla Türk Maarif Cemiyeti'nde yatılı olarak okumaya başlar fakat üç ayı bulan devamsızlığından ötürü yatılı okuma hakkını kaybeder. 
  • Son sınıftayken okuldan tasdikname ile ayrılarak çeşitli işlerde çalışır. 
  • Kuzucuoğlu Pamuk Üretme Çiftliği'nde ırgat kâtipliği (1941), 
  • Adana Halkevi Ramazanoğlu kitaplığında memurluk (1942), 
  • Zirai Mücadele'de ırgatbaşlığı, 
  • daha sonra Kadirli'nin Bahçe köyünde öğretmen vekilliği (1941-42), 
  • pamuk tarlalarında, patozlarda ırgatlık, 
  • traktör sürücülüğü, 
  • çeltik tarlalarında kontrolörlük yapar.

İşte böyle bir çocukluk ve ilk gençlik dönemi aslında büyük yazarlığa giden yolun taşlarını döşemektedir. Çukurova’da yaptığı işler ve tabiatla münasebeti onun yazarlık kariyerinin de altyapısını hazırlayacaktır.

......

Alıntı


🎞️📚✍️🗣️Yaşar Kemal (1979) | TRT Arşiv Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterilen ilk Türk yazar: Yaşar Kemal Türk edebiyatının çok büyük bir edebiyat olduğunu ifade eden, yazın dünyamızın ulu çınarı Yaşar Kemal'i dinliyoruz.

20260810

🎞️🗣️🎙️Nejat Uygur ile sohbet - Anneler Babalar ve Çocuklar-Nejat Uygur

 



🎞️🗣️🎙️ Behzat ve Süheyl Uygur Kardeşlerin Bilinmeyen Anıları

  

🎞️🗣️🎙️ Süheyl & Behzat UYGUR - Şahane Pazar (Serdar Ortaç - Karpuz Kesme Oyunu) 

🎞️🇹🇷🎭 KOMEDİ: Nejat Uygur Tiyatroları’ndan bölümler...

 🎞️🇹🇷🎭Sizinki Can da Bizimki Patlıcan mı? - Nejat Uygur Tiyatrosu 

 

🎞️🇹🇷🎭 Demirele Söylerim (1. Bölüm) | Nejat Uygur Tiyatroları 

 

🎞️🇹🇷🎭 Nejat UYGUR-Cibali Karakolu (Kesilmemiş) 

 

 🎞️🇹🇷🎭 Nejat Uygur-Secim Arifesi 

 

🎞️🇹🇷🎭 Hanedan 1. Bölüm | Nejat Uygur Tiyatroları 

 

🎞️🇹🇷🎭 Hastahane mi Kestane mi 1. Bölüm - Nejat Uygur Tiyatrosu 

 

📰🇹🇷🎭 Usta tiyatro sanatçımız Nejat Uygur’un hatırasına...99. DOĞUM GÜNÜ

 NEJAT GÜNHAN UYGUR, 

09 AĞUSTOS 1927, KİLİS, 

18 KASIM 2013, İSTANBUL, 

99. DOĞUM GÜNÜ 

YIL DÖNÜMÜNDE SAYGI, 

SEVGİ VE ÖZLEMLE ANIYORUZ...

Öğretmen bir annenin ve subay bir babanın üç çocuğundan ortancası olan Uygur, Kilisli sanatçı İsmail Dümbüllü tarafından keşfedilmiş ve meşhur edilmiştir. 

Eğitimini Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde tamamlamıştır. İlkokulu Siirt, Ezine ve İntepe'de okumuş ve bu dönemde tiyatroya müsamerelerle başlamıştır. 

Sarıyer, Çanakkale ve Manisa'da ortaokulu tamamladıktan sonra Güzel Sanatlar Akademisi'nin Heykel bölümüne girmiş; fakat mezun olamamıştır.

1943 yılında Sarıyer Halkevi'nde başladığı boksla beraber spora karşı ilgisi artmıştır. Atletizm ve su topu dışında iyi de bir at binicisidir. 

1950 yılında Necla Uygur ile hayatını birleştirmiştir. 

Bu evlilikten 5 erkek çocuğu vardır.

Tiyatroya profesyonel anlamda 1949'da "Nejat Uygur Tiyatrosu" ile adım atmıştır. 

Nejat Uygur, düşündüğü ilk mesleğin tiyatro olmadığını belirtmiştir:

“Benim düşündüğüm ilk meslek pilotluktu. Çocukluğumda pilot olacağımı düşünürdüm. 

Hatta hiç unutmam Manisa'da olduğumuz yıllarda, yatak çarşaflarını alıp yüksek bir yerden aşağı atlamayı planlamıştım. 

Tecrübe pilotu olarak önce ağabeyim atladı ve ayağını kırdı. Ağabeyim Zeki Ayhan Uygur, Amerika'da ünlü bir beyin cerrahı şimdi. 

Onunla gurur duyuyorum. 

Ağabeyim burada deniz albayıydı, ordudan ayrıldı sonra." 

Gençlik yıllarında Amerika'ya ulaşmak isteğiyle gemici olmuştur:

"Benim gençliğimde herkeste Amerika'ya gitmek gibi çok yoğun bir istek vardı. 

Bu yüzden liman cüzdanı çıkarttım ve gemici oldum. 

Hiç unutmam, bir Panama şilebinde çalıştım. 

Gemide kimsenin canı sıkılmazdı. 

Onlara fıkralar anlatır, taklitler yapardım. 

Herkes çok gülerdi. Sonra askere gittim, orada da arkadaşlarımı çok güldürürdüm. 

Giderek insanların yüzünü güldürmek bende tutku oldu. Sonra da tiyatro başladı zaten." 

13 yıl süren Anadolu turneleri sürecinde sırasıyla 

Ahmet, ikiz kardeş olan Süheyl ile Süha, Kemal, Behzat adlı beş erkek çocukları dünyaya gelmiştir. Süheyl ve Behzat babalarının deyimiyle "armut ağacının dibine düşmüş" ve tiyatrocu olmuşlardır.

1998 yılında Kültür Bakanlığı'nca verilen  Devlet Sanatçısı unvanını almıştır.

Uygur, 

10 Eylül 2007'de beyin damarlarında oluşan bir tıkanıklık nedeniyle vücudun sol tarafında kısmî felç geçirmiştir. Sağlık durumuna ilişkin yapılan basın toplantısında Uygur'un sol kolunu hareket ettiremediği, yüzünde kayma olduğu, bacağında biraz hareket olduğu, konuşmasının ise düzgün olduğu ifade edilmiştir. 

Oğulları Süheyl ve Behzat Uygur son açıklamalarında 

Nejat Uygur'un artık geçmişiyle yaşadığını söylemişlerdir.

Usta tiyatro sanatçısı Nejat Uygur,  uzun süre hastanede tedavi görmesine rağmen 

18 Kasım 2013 günü saat 19:57 civarlarında solunum yetmezliği (respiratuar yetmezlik) sebebiyle Medistate Kavacık Hastanesi'nde, 

86 yaşında hayatını kaybetti.  

Teşvikiye Camisi'nden kaldırılan cenazesi Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi.

"Bir gün gelecek tiyatronun zilleri susacak, ışıkları sönecek ve tiyatro perdesi bir daha üstüme açılmamacasına kapanacak. 

Hiç üzülmeyin sizlere söz veriyorum bütün dertlerinizi götüreceğim kahkahalar sizlere kalacak."

Nejat UYGUR 

Anısına, Sanatına Saygı Ve Rahmetle Yıldızlar Yoldaşı Olsun Işıklar İçinde Uyusun Güzel İnsan ♥️🌹

Alıntı: DENİZ_TOPRAK2 @TOPRAK_2_ 



🎞️🇹🇷🗣️🎙️🎵TÜRK POP MÜZİĞİ: Beyaz Kelebekler grubunun hüzünlü öyküsü

BEYAZ KELEBEKLER

Beyaz Kelebekler grubu, 19 Ocak 1970 tarihinde Adapazarı'ndaki bir konsere giderken geçirdikleri çok feci bir trafik kazası nedeniyle büyük bir yıkım yaşadı. Kazada üç değerli üyesini kaybetti...

 

 🎞️🇹🇷🗣️🎙️🎵 BEYAZ KELEBEKLER | Dünyayı titreten bir gurubun dağılışı, ardı ardına gelen trajik ölümler... 


Nazardan ya da kaderden olsa gerek kimileri kör kurşuna hedef oldu, kimileri trafik kazasında yanarak can verdi kimileriyse çok erkan veda etti. Hüzün, üzüntünün, kaybedişlerin gözyaşlarının ve kara haberlerin üst üste geldiği, üzerinden felaketlerin eksik olmadığı bir müzik grubunun trajik hikayesi bu...  Tabiri caizze üzerinden ölü toprağnı hiç atamadılar... Siz onların plak ve kasetlerini ailenizin koleksiyonundan hatırlıyor olabilirsiniz ya da belki hababam sınıfı sayesinde tanıdınız veya böyle bir gurup olduğundan haberiniz bile yok... Kabataş lisesinden okuyan Rıfat Eke, Altan Eke, Ender Akacan, Behzat Kutlubağ ve Bülent Ortaç tarafından 1964 yılında kuruldu Beyaz Kelebekleri Gurubu. Sen gidince, ateş böceği, kara kaşlı yar, Bütün Aşklar Tatlı başlar gibi şarkılarıyla dünyaca ünlü olmuş Hollanda da bile şarkı listelerinde aylarca zirvede kalmışlardır. Anadolu turneleri, Avrupa konserleri derken sahnelerin tozunu alıp şarkılarıyla dillere pelesenk olmuşlardır. Ama bu grubun öyle dramatik bir hikayesi vardır ki yürekler dayanmaz. 

Grup 1964 yılında kurulduğunda 5 kişiydi. Daha sonra aralarına 7 yaşındaki gitarist ermünent ateşi ve solist ayşe sütçüyü aldılar. Zamanın gazetelerinin promosyon çekilişlerinde konser vermeye başladılar. Ünlü müziysen Turgut Akyüz ün aralarına katılmasıyla profesyonel müzik hayatına geçiş yaptılar.

 1967 yılında solitsleri olan Ayşe Sütçü evlenip müziği bırakınca yeni solist olarak Azize yi aldılar. 1968 tarihinde Azize (Gencebay) in solist olduğu dönemlerde İran Şahı nın davetlisi olarak sarayda 14 gün kalıp konser verdiler. 

1969 sonlarındaysa solistleri Azize Orhan Gencebay'la evlenerek müziği bırakır ve guruptan ayrılır. Azize nin yerini doldurmak içinse Ülkü Üst'ü solist olarak alırlar. İşte ne olduysa Ülkü Üst ün solist olmasından sonra olur. 

1970’e büyük ümitlerle girmişti Beyaz Kelebekler. 6 yılın meyvesini toplamak üzereydiler. Gruptaki müzisyen sayısını altıdan yediye çıkarmışlardı, İstanbul’un en büyük gazinolarında programa çıkıyorlar, her gece binlerce müziksevere neşe dağıtıyorlardı. 

18 Ocak 1970 Pazar gününe kadar her şey Beyaz Kelebekler’in istediği gibiydi. Zirveye doğru tırmanıyorlardı. Fakat pazar gününü pazartesiye bağlayan gece bir felaket yaşandı. Beyaz Kelebekler pazar gecesi Maksim’deki programlarından sonra iki otomobile binmişler, Adapazarı’ndaki konsere gidiyorlardı. Öndeki otomobilde menacerleri Turgut Akyüz, Ercüment Ateş ve Ender Akarcan vardı. Arkadaki Chevrolet’de ise Altan ve Rıfat Eke kardeşler ile Behzat Kutlubağ, topluluğun kadın solisti Ülkü Üst ve Bülent Ortaç…   

Eşme köyüne kadar yolculuk gayet iyi geçmişti. Şakalaşıyorlar biraz sonraki konseri konuşuyorlardı. İşte tam bu sırada, saat 01:15’te, Azrail bir kamyonun içinde Beyaz Kelebekler’in önüne çıktı. Şoförün bütün gayreti boşunaydı. Korkunç bir fren sesi, kaygan caddede Chevrolet’nin kamyonla alt alta üst üste dönmesi ve şarampole yuvarlanış…  Benzin deposu patlamıştı. Şoförün ve diğer iki Beyaz Kelebek'in kurtulmasında kamyon şoförünün büyük cesareti rol oynamış, çarpışmadan sonra şarampola yuvarlanmasına rağmen, kamyonundan dışarı fırlayan şoför, yanan otomobilin yanına yaklaşarak ellerinin yanmasına aldırış etmeden, şoför arkadaşını ve diğer iki Beyaz Kelebek'i dışarı çıkarmıştır. Üç Beyaz Kelebek ise baygın halde olduklarından, bu sırada alevler de etrafı iyice sardığından maalesef kurtarılamamışlardır. Hükümet doktorunun verdiği bilgiye göre, zaten üç Beyaz Kelebek yanmasalardı da gene kurtulamayacaklardı. Zira, arkada oturan Behzat Kutlubağ'ın vücudu, kazanın olduğu anda boynundan kasıklarına kadar yarılmıştır. Altan ve Rifat Eke'nin de kafataslarında iri iri delikler açılmıştır.'' 19 Ocak 1970’in ilk saatlerinde feci bir trafik kazası, üç grup üyesinin yanarak ölmesine, Beyaz Kelebekler’in kolunun, kanadının kırılmasına sebep oldu… 

Behzat 23, Rıfat 24, Altan 27 yaşındaydı… Beyaz Kelebekler’in her şeyiydi bu üç pırıl pırıl genç. Üçü de aynı okulda, Şişli’deki özel İktisadi Ticari İlimler Akademisi’nde okuyordu. Geleceğe ümitle, güvenle baktıkları bir devrede, hayatlarının baharında ecel onları sahnelerimizden apar topar alıp götürmüş, arkadaşlarını, bütün Türkiye’yi tarifsiz bir acıya boğmuştu. Gözyaşları 21 Ocak günü Şişli Camisinde hıçkırığa döndü.. Beyaz Kelebekler'in cenaze törenine ilgi çok büyük oldu. Şişli Camii'nin avlusu tamamen dolmuştu. İğne atılsa, düşecek yer kalmamıştı koskoca avluda. Üç musalla taşı, üç tabut, üç imam.. Geride kalan Beyaz Kelebekler'den beşi tabutlara kapanmışlar. Sarsıla sarsıla ağlıyorlardı. Menejerleri Turgut Akyüz'ün gözleri kan çanağı gibi. Yüzü sapsarı. Başını sallayıp duruyor. Dudakları kıpırdıyor, ama ne söylediği pek anlaşılmıyor. Bülent Ortaç, kazadan kurtulanlardan. Ayağının kütük gibi şiş olmasına rağmen, koltuk değneklerine dayana dayana son vazifesini yapmak için camiye gelmiş. Küçük darbukacı Ercüment Ateş (ölen Behzat'ın teyzesinin çocuğu) kelimenin tam anlamıyle perişan bir halde.


🎞️🇹🇷🗣️🎙️🎵 Beyaz Kelebekler - Sen Gidince - 1975 





🎞️🇹🇷🗣️🎙️🎵 Beyaz Kelebekler - Bütün Aşklar Tatlı Başlar (1970 
 

📖 İskit-Türk başlığı ile Ganymede, Kartal kılığındaki Zeus'a su verirken.

 


Zeus'un hayvanı olarak kabul edilen kartal aynı zamanda kamların da hayvanıdır.

"Tapınak"ın Orhun kitabelerindeki karşılığı 'bark'tır.

İskit başlığı ile Ganymede, Kartal kılığındaki Zeus'a su verirken.

*****

TUROVALI (Truva) GANYMEDES | GAMATA 

Erken Doğu-Roma dönemine ait latrinlerde bulunan mozaik parçasında "Ganymidis (ΓΑΝΥΜΗΔΗΣ)" adı yazar ve TÜRK-İSKİT başlığı vardır. ⬇️


 Truvalılar (Turovalılar) Saka Türkleridir.

Bir Med Türkü mug'un adı Geumat-Gaumata’dır. 

"Eski Türk elleri ve özellikle de Hunlarda Kam=Gam kelimesi Şaman, kahin, din adamı, büyücü, falcı, bilgin, doktor, filozof vs anlamlarında kullanılmıştır. Hunlar içinde Eşkam (arkadaş Şaman) ve Atakam (ata Şaman) kullanılmıştır.

kelimesi eski Türkçede arkadaş anlamındadır. Atakam = Atagam kutsal kelime gibi kişi adı olarak da kullanılmıştır ve çok kullanılmak sonunda Kamata=Gamata (Geumat-Gaumata) şekline dönüşmüştür. 

Mug kelimesi kam=gam= gum kelimesinin tersine söylenmesi gibidir.”

Alıntı: Arkeoloji ve TÜRK Tarihi @ArkeolojiveTurk


20260808

🎞️Karaçay Türklerinin asaleti..

 


KARAÇAY NEREDE?

📰 8 Ağustos 1915- Albay Mustafa Kemal Anafartalar Grup Komutanı Oldu


Sinan Meydan @SMEYDAN

8 Ağustos 1915- Albay Mustafa Kemal Anafartalar Grup Komutanı Oldu

ÇOK GELMEZ Mİ? AZ GELİR!

Albay Mustafa Kemal (Atatürk), 8 Ağustos 1915 günü ve gecesi olanları Arıburnu raporunda şöyle anlatır:

“Saat 5,30 sonrada Conkbayırı'nda bulundurduğum yaverim Mülâzım-ı Evvel Kâzım Efendi'nin verdiği malûmata nazaran düşmanın 25-30 metre mesafede karşı karşıya bulunduğu 64’üncü alayın ikinci taburunun icra eylediği hücumda muvaffak olunamadığı, 92’inci alaydan gelen üçüncü taburun ilerletilemediği, bildiriliyordu. Vaziyetin nezaketi devam etmekte olduğundan Conkbayır'ı emr-i kumandası için karargâhların nazar-ı dikkatini celbetmekten hali kalamadım. Ordu Erkân-ı harbiye Reisi Kâzım Bey, Ordu Kumandanı Liman Paşa hazretlerinin beni telefon başına çağırarak müşarünileyhin ahvali nasıl gördüğümü ve mütalâamı sorduğunu bildirdi. Buna da Conkbayrı vaziyetinin nezaketi, bunun için daha bir ân mevcut olduğu, bu ân da zayi olduğu halde, bir felâket karşısında kalmaklığımız pek muhtemel olduğunu söyledim. Vaziyet umumileşmiş, Anafartalar'a çıkmış ve çıkmakta olan büyük düşman kuvvetlerini nazarı dikkate almak ve ona nazaran umumî tedbirler ittihaz ederek sevk ve idareyi tevhit ve temin etmek lâzım geldiğinden kendisinin çare kalmadı mı? sualine verdiğim cevapta: 'Bütün mevcut kuvvetlerin taht-ı kumandama verilmesinden başka çare kalmadığını' söyledim. Mumaileyh: 'Çok gelmez mi?' sözüyle mukabele etti. 'Az gelir!' dedim... "

(Mustafa Kemal, Arıburnu Muharebeleri Raporu, TTK Basımevi, Ankara, 1968 s.186.)

Düşünsenize! Düşman çıkarması karşısında çok zor durumda kalan Ordu Komutanı Liman v. Sanders, görüşünü almak için Albay Mustafa Kemal'i arayıp "çare kalmadı mı?" diye soruyor. Mustafa Kemal'in bu soruya verdiği yanıta bakın:

 "Bütün mevcut kuvvetlerin emrime verilmesinden başka çare yoktur." 

"Çok gelmez mi?" sorusuna da "Az gelir" diyerek karşılık veriyor. 

Böylece cesaretini, kararlılığını, özgüvenini gösterip çok zor bir zamanda çok büyük bir sorumluluğun altına isteyerek giriyor. 

M. Kemal, o gece bu görüşmenin ardından Anafartalar Grup Komutanlığına getirildi. 

Kendi ifadeleriyle, “Böyle bir sorumluluğu yerine getirmek, basit bir iş değildir. FAKAT BEN VATANIM MAHVOLDUKTAN SONRA YAŞAMAMAYA KARAR VERDİĞİM İÇİN kemali iftiharla bu sorumluluğu üstüme aldım. Ve hemen, saatlerce uzakta bulunan Çamlıtekke Karagahı’na atla hareket ettim.” 

(Ruşen Eşref, Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal İle Mülakat, s. 15)

Gece yarısı yola çıkarken Fırka doktoru Hüseyin Bey’i de yanına aldı, çünkü o sırada hastaydı. Kendi anlatımıyla: “Yaverim Kazım Efendi, o gün şehit olmuştu. Rasim Efendi adında diğer bir süvari zabitini de aldım. Dört aydır o yerde, yani ateş hattından üç yüz metre geride cesetlerin çürümesiyle bozulmuş bir hava teneffüs etmekte idim. O gece saat on birde zindan gibi zifiri karanlıklar içinde oradan çıkınca ilk defa temiz bir hava karşısında bulundum. Fakat bu güzel havayı zulüm ve şüphe içinde teneffüs etmek nasip oluyordu.” (Ruşen Eşref, age, s. 15)

Kaç gecedir uyumamıştı. Hem yorgunluktan hem sıtma nöbetinden dolayı halsizdi. Ancak kendine güveni tamdı. Lord Kinross’un ifadesiyle “sorumluluk onda uyarıcı bir ilaç etkisi yapıyordu”. Ne de olsa bölgedeki tüm kuvvetler emrine verilmişti. Gece karanlığında saat 01.30’da grup karargâhına vardı. Gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra sabah 04.30’da atına binip savaşı yöneteceği tepeye gitti. 9 Ağustos günü, 7. ve 12. Tümenlerin sabaha karşı başlayan taarruzunu, Anafartalar bölgesindeki bir tepeden başından sonuna kadar yönetti. Sayıca çok daha kalabalık olan düşman  bozguna uğrayarak çekildi. Böylece Birinci Anafartalar Zaferi kazanıldı.

Ertesi gün, 10 Ağustos'ta da düşmanı Conkbayırı'ndan söküp attı.

Anafartalar Grup Komutanı Albay Mustafa Kemal, 9 Agustos-10 Aralık 1915 arasında 4 ay kadar Çanakkale'de 10 tümen kadar, 100 bini aşkın askeri yönetti. Çanakkale'de, 5. Ordu Komutanı Liman Von Sanders Paşa'dan sonra en uzun süre en çok kuvveti yöneten komutan Albay Mustafa Kemal’di.




🎞️🗣️''Bizim bazı gençlerde Avrupa hayranlığının en büyük sebebi aşağılık kompleksi ve cehalettir.''

 

Bizim bazı gençlerde Avrupa hayranlığının en büyük sebebi aşağılık kompleksi ve cehalettir.

Bu genç İsviçre’nin bugünkü zenginliğini neye borçlu olduğunu biliyor mu?

İsviçre'nin Afrika’da kendi kolonileri olmamasına rağmen İsviçreli tüccarlar ve şirketler Avrupa'nın sömürgeci sistemleriyle büyük oranda bağlantılıydılar.

İsviçre Milli Müzesi İsviçre'nin sömürgecilik geçmişinin izlerinin bu tarihle bağlantısını yazıyor.

İsviçre Irkçılıkla Mücadele Komisyonu, Afrika kökenli insanlara yönelik ön yargıların sömürge döneminden miras kaldığını açıkladı.

Irkçılıkla Mücadele Komisyonu'nun tarih çalışmaları, İsviçre'nin Güney Afrika'daki apartheid rejimiyle yaptığı altın ve elmas ticaretini itiraf etti.

Özetle İsviçre'nin bugünkü refahının büyük bölümü, sömürgecilik ve Afrika’daki yerli kaynakların talanıyla oluştu, emekle değil.!

Alıntı: Doç. Dr. Halim Gençoğlu @halimgencoglu

 

20260806

📚📖“Yirminci Yüzyıl ve Edebiyat” – Demirtaş Ceyhun Kitap Analizi

 

“Yirminci Yüzyıl ve Edebiyat” Demirtaş Ceyhun Kitap Analizi


Eserin konusu ve amacı


Demirtaş Ceyhun’un “Yirminci Yüzyıl ve Edebiyat”ı, yirminci yüzyıl edebiyatını yalnızca yazar ve eser sıralaması yaparak değil, dönemin şartlarını—savaşlar, toplumsal dönüşümler, ideolojik çalkantılar, modern hayatın yarattığı bunalım—edebiyatın biçim ve içerik tercihlerini nasıl etkilediği üzerinden açıklamayı amaçlar. Kitap, bu yüzyılda edebiyatın “ne anlattığı” kadar “nasıl anlattığı” sorusuna da odaklanır; çünkü yüzyılın ruhu, metinlerin dilinde, kurgusunda ve bakış açısında kendini hissettirir.


Yirminci yüzyıl edebiyatının temel özellikleri (kitaptaki tartışma zeminine uygun)


Eserde yirminci yüzyıl edebiyatı genel hatlarıyla şu özelliklerle ilişkilendirilir:

  • Bireyin iç dünyası: yalnızlık, kaygı, yabancılaşma ve kimlik arayışı daha görünür hâle gelir.
  • Biçim arayışı: geleneksel kurgu düzeni sarsılır; anlatımda deneysel yöntemlere yöneliş öne çıkar.
  • Toplum ve ideoloji etkisi: edebiyat, dönemin sosyal gerilimleriyle daha sık temas eder; okur,yalnızca bir hikâye değil bir düşünme alanı bulur.
  • Edebiyatın eleştirel işlevi: edebiyat, olup bitene karşı bir bilinç oluşturma aracı gibi çalışır.
  • Demirtaş Ceyhun’un yaklaşımı: edebiyatı “tarih + düşünce + biçim”le okumak

  • Ceyhun’un bakışı, yirminci yüzyıl edebiyatını tek bir akıma indirgemeden; dönemin düşünce iklimiyle birlikte ele alır. Bu nedenle kitap, edebiyatı soyut bir estetik alan olarak değil, değişen dünyaya cevap veren bir zihniyet hareketi gibi okutur. Yazarın tutumu, metinlerin sadece içeriklerine değil, anlatma biçimlerine ve okuru nasıl etkilediğine dikkat etmeyi gerektirir.


Temalar (analizde kullanabileceğin ana izlekler)

Kitap analizinde öne çıkarılabilecek başlıca temalar şunlardır:

  • Modernleşmenin yarattığı kırılmalar: hayatın hızlanması ve değerlerin sarsılması edebiyatta dakarşılık bulur.
  • Yabancılaşma ve kimlik meselesi: birey, hem topluma hem kendine yabancılaşabilir; bu durummetinlerin merkezine taşınır.
  • Savaş ve toplumsal travma: büyük tarihsel sarsıntılar, duygu dünyasını ve anlatı biçimlerinidönüştürür.
  • Dil ve anlatımın yeniden kurulması: yazarlar, dönemin ruhuna uygun yeni anlatım teknikleri dener.

Dil ve anlatım (kitap analizi için uygun değerlendirme)


Bu tür bir eserde Ceyhun’un dili çoğunlukla açıklayıcı ve yorumlayıcıdır. Metin, edebiyat meselelerini tartışırken kavramlara yaslanır; böylece okur, yirminci yüzyıl edebiyatını “hissetmek” kadar “anlamlandırmayı” da öğrenir. Dilin amacı, okuyucuya yalnızca bilgi vermek değil, edebiyatın dönüşümünü neden-sonuç bağlarıyla kurdurmaktır.


Eserin yirminci yüzyıl edebiyatına katkısı


“Yirminci Yüzyıl ve Edebiyat”, dönemin edebiyatını değerlendirirken tarihsel şartları ve düşünsel arka planı birlikte görmeyi sağlar. Böylece okur, belirli bir akımın ya da yazarın eserini değerlendirirken “tek başına metin” yerine, metnin doğduğu çağla bağlantı kurabilir. Kitap bu yönüyle edebiyat tarihi okumasını güçlendirir ve eleştirel bakışı artırır.


Sonuç


Sonuç olarak Demirtaş Ceyhun’un “Yirminci Yüzyıl ve Edebiyat”ı, 

  • yirminci yüzyıl edebiyatını bir dönem panoraması olmaktan çıkarıp açıklayıcı bir tartışma zemini hâline getirir. 
  • Eser, edebiyatın döneme nasıl tepki verdiğini, biçim ve dilin bu tepkinin nasıl bir parçası olduğunu görünür kılar. 
  • Bu nedenle kitap, yirminci yüzyıl edebiyatını anlamak isteyenler için bütüncül bir çerçeve sunar.

-Alıntı



“Yirminci Yüzyıl ve Edebiyat” Kitap Analizi (Demirtaş Ceyhun)


1) Eserin konusu ve temel amacı

Demirtaş Ceyhun’un “Yirminci Yüzyıl ve Edebiyat” çalışması, 20. yüzyılın edebiyatı nasıl dönüştürdüğünü açıklamayı amaçlar. Yirminci yüzyıl; savaşlar, siyasal çalkantılar, hızlı toplumsal değişim ve bunun bireyin ruh dünyasında yarattığı kırılmalar gibi etkenlerle edebiyata doğrudan yansır. Bu yüzden Ceyhun’un yaklaşımı, edebiyatı yalnızca “metinler toplamı” gibi değil, dönemin düşünce iklimi ve yaşantılarıyla birlikte değerlendiren bir çerçeve kurar.


2) Yirminci yüzyıl edebiyatının hareket noktaları

Kitap analizinde yirminci yüzyıl edebiyatını hazırlayan zemini şu başlıklarda toplamak mümkündür:

  • Bireyin  dünyasına yöneliş: Kaygı, yabancılaşma, yalnızlık ve kimlik arayışıgibi temalar güçlenir.
  • Gerçekliğin parçalanması: Büyük olayların ve sarsıntıların etkisiyle “tek,kesin” bir anlatı yerine daha karmaşık bir bakış ortaya çıkar.
  • Biçim ve anlatım arayışı: Edebiyat, geleneksel anlatım kalıplarını sorgular;yeni ifade yolları aranır.
  • Toplumsal/toplumsal-kurumsal gerilim: Dönemin ideolojik çatışmaları vedönüşümleri, metinlerin konusu ve tavrı üzerinde etkili olur.

Bu yönler, kitabın “dönem–edebiyat” ilişkisini kurma çabasını destekler.


3) Demirtaş Ceyhun’un bakışı (üslup ve yaklaşım)

Ceyhun’un eseri, çoğunlukla açıklayıcı ve tartışmacı bir tonla ilerler. Bu da şunu sağlar: Yirminci yüzyıl edebiyatını okurken sadece örnek yazarları/akımları sıralamak yerine, neden değişti? sorusuna da odaklanırsın. Metin; edebiyatın estetik yönünü inkâr etmeden, aynı zamanda dönemin düşünsel ve toplumsal şartlarının edebiyatı biçimlendirdiğini vurgular.


4) Temalar (kitapta öne çıkarılabilecek ana izlemler)

Kitap analizine “tema” bölümünden güç gelmesi için şu izlemler yazılabilir:

  • Yıkım ve dönüşümün edebiyata etkisi: 20. yüzyıldaki kırılmaların metinlerinatmosferine yansıması.
  • İnsanın arayışı: Anlam, düzen, kimlik ve değer sorularının metinlerde belirginleşmesi.
  • Dil ve anlatı üzerine düşünme: Edebiyatın kendini yeniden kurması; ifade biçimlerinin değişmesi.
  • Eleştirel tutum: Edebiyatın yalnızca anlatmak değil, düşündürmek ve sorgulamak işlevini güçlendirmesi.

5) Dil ve anlatım özellikleri

Demirtaş Ceyhun’un metni, edebî değerlendirmeyi düşünsel bir çerçeveyle birleştiren bir anlatıma sahiptir. Bu yüzden:

  • Kavramlar açıklanır,
  • Dönemin koşullarıyla bağlantı kurulur,
  • Okurun bir “yorum ufku” kazanması hedeflenir.

Bu, kitabı “edebiyat tarihi” gibi yalnız kronolojik değil; “edebiyatın ruhunu” yorumlayan bir kitap gibi konumlandırır.


6) Yirminci yüzyıl edebiyatındaki konumu (değerlendirme)

“Yirminci Yüzyıl ve Edebiyat”, 20. yüzyıl edebiyatını tek bir akım ya da tek bir anlayışla sınırlamadan okumaya çalışır. Böylece kitap:

  • edebiyatın değişen şartlara göre biçim kazandığını,
  • estetik ile düşünsel/toplumsal gerçeklik arasındaki bağın zayıflamadığını,
  • metinlerin yalnız “olanı” değil “dönemin sorunlarını” taşıdığını gösterir.

7) Sonuç

Sonuç olarak Demirtaş Ceyhun’un “Yirminci Yüzyıl ve Edebiyat” çalışması, 20. yüzyıl edebiyatını anlamlandırmak için güçlü bir düşünsel çerçeve sunar. Okur, sadece eserleri tanımakla kalmaz; edebiyatın neden bu biçimlere yöneldiğini kavrar. Bu da kitabı, dönem edebiyatını ders düzeyinde analiz etmek isteyen biri için verimli kılar.


-Alıntı


En Çok Okunanlardan...