20260606

📰Neoliberal Bireyciliğin Yarattığı Toplumsal Sorunlarından biri...


Pikniğe gidiyorsun, ormanı yakıyorsun.

Sahile gidiyorsun, çöpünü orada bırakıyorsun. Adını duyduğun her kumsala, her tatil beldesine, her köye, her parka gidiyor; çocuğunun altını değiştirdiğin bezi olduğu yere atıyorsun.

İçtiğin biranın şişesini arkandan kimin toplayacağını sanıyorsun?

Yetmiyor; pet şişeye işiyor, pisliğini de her yere bırakıyorsun.

Nereye gitsek senin izlerini görüyoruz...

Her dağ başında, her deniz kıyısında, her doğal parkta, her doğal güzellikte...

Dünyanın en güzel, en özel, en eski tarihî eserlerine sahip olsak ne fayda? Sen gidip en mahrem mağaraların duvarlarına o saçma sapan adını yazıyorsun.

Üstüne başına bakınca insana benziyorsun ama ne yazık ki insan olamıyorsun.

Çocukların karınca yuvalarını bozuyor, bön bön bakıyorsun.

Sokak köpeğine taş atıyor, sırıtıyorsun.

Kedinin yavrularını alıp ölümüne sebep oluyor, iyi bir şey yaptığını sanıyorsun.

Kuşların yuvalarını dağıtıyor, kıs kıs gülüyorsun.

Doğal yaşam alanlarında, soyları tükenmek üzere olan canlıları avlıyor, bir de fotoğrafını çekiyorsun.

Sonra bunları sosyal medyada paylaşıyorsun.

Buradan bakınca kendini çok sosyal, çok havalı, çok modern sanıyorsun.

Oysa kendinden başka hiçbir şeyi düşünmüyorsun.

Yaşadığın gezegenin, hatta oturduğun sokağın bile farkında değilsin.

Bazen eline kitap alıp okuyormuş gibi de yapıyorsun.

Oysa ne okuduğunu anlayacak bir bilince sahipsin ne de dünyayı gerçekten görecek gözlere...

Keşke doğaya verdiğin zarar kadar vicdanın da büyüseydi.

Çünkü bu dünya, onu koruyanlarla güzelleşiyor; kirletenlerle değil.

Alıntı: DENİZ_TOPRAK2 @TOPRAK_2

📖 Kırgız Türklerinde 'Maral Ana' efsanesi


Vaktiyle düşmanlar Kırgız Türklerine saldırmışlar, tamamını kılıçtan geçirmişler ve çekip gitmişler. Ancak ormanda bulunan bir kız ve bir erkek çocuk bu katliamdan kurtulmuş.

Çocuklar köye döndüklerinde düşmanların reisi, bu iki çocuğu fark edip öldürmesi için yaşlı bir kadına teslim etmiş. Yaşlı kadın da bu çocukları götürmüş, bir uçurumdan tam atacağı sırada arkadan bir maral yani geyik: “Bırak onları kadın!” diye seslenmiş.

Yaşlı kadın bir geyiğin konuşmasına çok şaşırmış. Geyik: “onları bana ver, memem süt dolu, onlar benim çocuğum olsun” demiş. Geyik, çocukları alıp Issık Göl civarına götürmüş ve orada çocukları büyütmüş.

Zamanla Kırgız Türkleri bunlardan üreyip çoğalmışlar. Böylece Kırgız Türkleri, ''Maral Ana''yı soylarının yeniden diriltilmesini ve çoğalmasını sağlayan saygıdeğer bir ata olarak hatırlamışlar...


Alıntı:  FiiTarih (@FiiTarih)

📰''Elinde kalkan ve mızrakla aynı pozu Türk milli takımının verdiğini hayal edin.''

''Elinde kalkan ve mızrakla aynı pozu Türk milli takımının verdiğini hayal edin... Yer yerinden oynar, ceza alırdık. Bir de içimizdeki bazılarından cezanın ne kadar "doğru" olduğunu falan dinlerdik...

Merih Demiral'in yaptığı bir bozkurt işareti için neler yaptıklarını unutmayın.''

Alıntı: Türk Ortodoks Topluluğu @TurkOrthodox


🎞️ Anadolu’nun farklı ama özü bir olan halk oyunlarını, bölgesel harita üzerinden gösteren bir derleme.


 

📖 "Bir Türk'ün gönlünde nehir varsa Tuna'dır, dağ varsa Balkan'dır."💜

 



Tuna Nehri – Budapeşte

Avrupa’nın en büyük 2. Akarsuyu olma özelliğine sahip olan Tuna Nehri tam 10 farklı ülkenin topraklarına hayat vermektedir. Almanya’nın güneyinde yer alan Schwarzwald (Kara Ormanlar) bölgesinde doğan nehirden yaklaşık 80 milyon insan bu nehrin görselliğinden ve kaynaklarından faydalanmaktadır. Macaristan ise bu nehri sınırları içinde en fazla barındıran 2. ülkedir.

Tuna Havzası’nın yüzölçümü yaklaşık 817.000 km², uzunluğu 1690 km, eni 820 km’dir. Bu bölge içinde yaklaşık 120 kadar ırmak ve nehir sürekli olarak Tuna Nehri’ni beslemektedir.

Tuna Nehri Nerede?

İsmini Roma Nehir Tanrısı olan Danuibius ya da Danube’den alan nehir, doğduğu noktadan itibaren Karadeniz’e dökülene kadar Almanya, Avusturya, Slovakya, Macaristan, Hırvatistan, Sırbistan, Bulgaristan, Romanya, Moldova ve Ukrayna olmak üzere tam 10 ülkeden geçer.


Türk tarihinde adına pek çok şiirler yazılan ve Osmanlı döneminin en önemli nehirleri arasında yer alan Tuna Nehri ile ilgili en ünlü şiirlerden biri ise ünlü şairimiz Yahya Kemal Beyatlı’nın yazdığı şiirdir.


Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik,

Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik,

Haykırdı ak tolgalı beylerbeyi ‘İlerle’

Bir çığ gibi geçtik Tuna’dan kafilelerle,


Şimşek gibi atıldık bir semte yedi koldan,

Şimşek gibi Türk atlarının geçtiği yoldan,

Bir gün yine doludizgin atlarımızla,

Yerden yedi kat arşa kanatlandık o hızla,


Cennette o gün gülleri açmış görürüz de,

Hala o kızıl hatıra gitmez gözümüzde,

Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik,

Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik.


Kıyılarında atalarımızın at koşturduğu, Türk zaferleriyle dolup taşan anılar nehri Tuna, Avrupa’nın en eski, en işlek su yolu ve  can damarıdır sayılmaktadır.


Tuna Nehri Akmam Diyor Türküsü Sözleri

Tuna nehri akmam diyor

Kenarımı yıkmam diyor

Ünü büyük Osman Paşa

Pilevne’den çıkmam diyor


Düşman Tuna’yı atladı

Karakolları yokladı

Osman Paşa’nın kolundan

Beş bin top birden patladı


Kara kazan coştu derler

Dalga boydan aştı derler

Osman Paşa’nın askeri

Gece burdan geçti derler


Kılıncımı vurdum taşa

Taş yarıldı baştan başa

Ünü büyük Osman Paşa

Askerinle binler yaşa


Alıntı: https://www.interbustur.com/tuna-nehri/

20260605

🎞️🗣️🎙️Ermeni kökenli yayıncı Hasmik Varderesyan, 🇦🇲Ermenistan'da Türkçe konuştuğu için saldırıya uğrayan Garo Paylan hakkında konuştu

Ermeni kökenli yayıncı Hasmik Varderesyan, Ermenistan'da Türkçe konuştuğu için saldırıya uğrayan Garo Paylan hakkında konuştu:

"Bu videoyu görünce çocukluğumu hatırladım. Çünkü yaz ayları ailecek ne zaman Erivan'a gitsek dışarıda "sakın Türkçe konuşmayın çünkü insanlar bana ters bakıyor" derdim. Ve Ermenistan'dan ne zaman bazen Türkçe konuşsam sürekli olarak çevremde birisi sen Türk müsün? Baban Türk mü? Neden Türkçe konuşuyorsunuz diye sorardı. Ben de hayır biz Türk değil Ermeni sadece Türkiye'de yaşıyoruz derdim. Ama mesela Türk olsam ya da Ermeni olsam ne olacaktı? Ya da Türkiye'de yaşamış bir Ermeni olarak benim Türkçe konuşmam neden sorun olsun ki? Ve Türkiye Ermenileri için Türkçe konuşmak ne kadar normal olsa da Ermenistan'da bunu yapınca Türkleşmiş Ermeni algısı yaratılıyor. Bu ön yargının sebebi de 1915 sonrası kimliklerini gizleyip asimile olmuş Ermenilerden kaynaklanıyor. Ama mesela bu kadın Avrupa'da, Rusya'da yaşayıp Ermenice bilmeyen Ermenilere saldırmaz mesela. Çünkü orada Ermeniler Ermenice eğitim alma haklarına sahip değiller. Fakat bugün Türkiye'de 17 Ermeni okulu var ve Ermeni çocukları kendi ana dillerinde eğitim alabiliyor. Fakat şu kadının bu dediklerimi anlayacağını düşünmüyorum."



📰 Side Antik Kenti’nde yapılan kazılarda, “Sidece” olarak bilinen kayıp dile ait 31 harf tespit edildi 🏺🔤.


Side Antik Kenti’nde yapılan kazılarda, “Sidece” olarak bilinen kayıp dile ait 31 harf tespit edildi 🏺🔤.

Uzmanlar, çift dilli yazıtlar üzerinden çözülen dilin Anadolu’nun kadim kültürlerine ışık tutabileceğini ve kentin Helenlerden önce de güçlü bir yerleşim olduğunu belirtiyor 📜🌿.


Side’nin dili çözülüyor
Haziran 05, 2026 


AA
Oluşturulma Tarihi: Haziran 05, 2026 07:002dk okuma
Side Antik Kenti’nde bir dönem konuşulduğu belirlenen ‘Sidece’ dili üzerinde yapılan çalışmalarda 31 harf tespit edildi.

ANTALYA’da Pamfilya’nın en önemli liman kenti Side, yalnızca tarihi yapılarıyla değil, binlerce yıl önce konuşulan gizemli diliyle de bilim dünyasının ilgisini çekiyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ‘Geleceğe Miras Projesi’ kapsamında kentte bir yandan geçmişin izleri ortaya çıkarılırken bir yandan da Anadolu'nun kayıp dillerinden ‘Sidece’ de aydınlığa kavuşturulmaya çalışılıyor. Bölgede 2 bin yılı aşkın bir süre önce konuşulan ‘Sidece’ dili, kazılarla ortaya çıkarılan iki dilli yazıtlarla çözülüyor. Antik kentin kazı başkanı Prof. Dr. Feriştah Alanyalı ile yabancı dilbilimciler Michaela Zinko ve Alfredo Rizza tarafından yapılan çalışmalarda Sidece diline ait 31 harf tespit edildi. Uzmanlar, Side alfabesinin yapısını, kelime çözümlemeleri ve Anadolu'nun diğer dilleriyle bağlantıları üzerine çalışıyor.


ÇOK SATIRLI YAZITLAR UMUT OLDU

Side Antik Kenti Kazı Başkanı ve Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Feriştah Alanyalı, dilin hâlâ tam olarak okunamadığını ve anlaşılamadığını ifade etti. Bunun da yazıtların az olması ve mevcut yazıtların genellikle 1-2 satırdan ibaret olmasından kaynaklandığını ifade eden Alanyalı, şöyle devam etti:
“Bu durum araştırmacıları yazının çözümü konusunda zorluyor. Son yıllarda hem çift dilli hem de 30 ile 40 satır arasında değişen çok satırlı yazıtların bulunması yeniden bir umut oldu. Araştırmacılar Sidece olarak tanımlanan yazıtlarda görülen 'Siruawn' ve 'Siruawan' kelime biçimlerinin Side kentini ifade ettiği görünüşünde birleşiyor. Bu değerlendirme Side'nin erken tarihi ve kentin adının kökenine ilişkin tartışmalara yeni bir boyut kazandırıyor. Çalışma devam ediyor ama muhtemelen kentin ismi yine 'nar' anlamına geliyor. Bu çok büyük bir tespit.”
‘HELENLERDEN ÖNCE DE BURADAYDILAR’

Side dilinin Anadolu'nun en eski halklarından Luvi kökenli bir dil olduğuna işaret eden Alanyalı, 
“Anadolu'daki Likçe, Karca gibi. Biz de onun bir koluyuz. Antik kentin ismi üzerinde yapılan araştırmalar kentin kimliği için çok önemli. Bu kent Helen'ler gelmeden önce de vardı. Kaynaklar, 'Kyme'den gelenler Side'ye ayak bastıkları anda kendi dillerini unuttular ve barbarların konuştuğu dili konuşmaya başladılar' diyor. Barbar, kendi dilinden başka dil konuşan anlamı taşıyor. Hatta Helenceyi unutturabilecek kadar dominant bir kültür olduğunu görüyoruz burada. Helenler gelmeden önce de Side, Anadolu'nun kadim kentlerindendi”
diye konuştu.

Anadolu'da kentlerin İskender tarafından ele geçirilmesinin ardından kentlerde yaşayanların Yunancaya mecbur edildiğini anlatan Alanyalı, 
“İskender'den sonra 200 yıl bile Sideliler kendi dillerini korumuşlar. Side'deki bu dil üzerine yapılan araştırmalar bu kentlerin kültürel kimliği üzerinde bence çok önemli ipuçları veriyor. Bu kentler, büyük ve parlak uygarlıklar düşünüldüğü gibi batıdan gelen göçmenlerin kurduğu ve parlattığı kentler değil. Bunlar zaten çok eskiden beri burada olan, kendilerine özgü yazıları, kimlikleri olan, kültürel anlamda çok gelişmiş kentler” 
dedi.

🎞️🇹🇷Antalya’nın Korkuteli ilçesinde evlenen bir çift taş üzerinde tokmaklarla keşkek dövdü

 Antalya’nın Korkuteli ilçesinde evlenen bir çift, asırlık gelenek gereği düğün törenlerinde taş üzerinde tokmaklarla keşkek dövdü.



🎞️Tokat’ta yayla göçü başladı.

 Tokat’ta yayla göçü başladı. 

—Yüzlerce küçükbaş hayvan, gece saatlerinde şehir merkezinden geçirilerek yaylalara doğru yola çıktı.



🎞️Doğaya hükmeden değil, doğayla bir olan Türk’ün kadim asaletidir.

 


 

🎞️ Halı değil; ilmek ilmek dokunan bir töre, kök boyayla yazılan bir alfabedir.

 

 

🎞️🎥 Belgesel - UYGARLIK HARİKASI UYGUR KARIZLARI Çölün altındaki Türk Mucizesi

🎞️🎥 Belgesel - UYGARLIK HARİKASI UYGUR KARIZLARI

🎞️ Çölün altındaki Türk Mucizesi -KARIZ KANALLARI 

 

🎞️ Karız Kanalları medeniyetin derinliğini öğretiyor 

 

🎞️ Çölün Altında ki Türk Mucizesi! Çin Seddi Kadar Uzun, 2200 yıllık Kanal #urumçi #karez #çöl 

20260604

📖Avrupa'nın en eski ve en asil Türk topluluklarından olduğu söylenen Sekeller

 


Avrupa'nın en eski ve en asil Türk topluluklarından olduğu söylenen Sekeller

Avrupa'nın en eski ve en asil Türk topluluklarından olduğu söylenen bir halk var. Bugün Romanya'nın Transilvanya bölgesinde varlıklarını sürdüren bu halk, dillerini, geleneklerini ve kimliklerini yüzyıllardır korumayı başardı. Özellikle 19. ve 20. yüzyıldan itibaren bazı görüşlere göre kökleri Hunlara ve eski bozkır kavimlerine kadar uzanıyor. Hatta kendilerinin Attila'nın soyundan geldiklerini kabul ediyorlar. Evet bahsettiğimiz bu halk Sekeller.








Alıntı: Burak Eroloğlu 


📖🇭🇺MACARİSTAN'IN KUTSAL TACI👑 (SZENT KORONA)

 

MACARİSTAN'IN KUTSAL TACI (SZENT KORONA)

11. yüzyılda Bizans imparatoru tarafından Macar kralına armağan edilen kutsal taçtaki "ikona"lardan biri Macar Kralı Geza l'e aitti.

Burada Yunanca "Türkiye'nin (Türklerin ülkesinin) sadık kralı" ifadesi yer alıyordu.


📖 Sümerlerin Turandan Göç edip Mezopotamyaya Gelmesi- Prof. Dr. Muazzez İlmiye Çığ'ın aziz hatırasına....

 


🎞️ 🇸🇪İsveçli Tarihçi: "Atalarımız 🇹🇷Türk!" - İsveçliler Türk mü?

 



VİDEONUN İÇERİĞİ

İsveçliler Türk mü? 18. yüzyılda yaşayan İsveçli tarihçi Sven Lagerbring, İsveççenin kökenlerini araştırırken oldukça sıra dışı bir iddia ortaya attı. Ona göre İsveçlilerin ataları, Avrupa'nın kuzeyine gelen Türk kavimleriyle bağlantılı olabilirdi. Peki bu iddia nereden çıktı?

İsveçli akademisyenler neden Türkçe ve İsveççe arasında benzerlikler aradı? Vikingler ile Türk bozkır kültürleri arasında gerçekten ortak noktalar var mıydı? Yoksa tüm bunlar tarihin en ilginç teorilerinden biri mi?

Bu videoda;

• Sven Lagerbring'in tartışmalı tezlerini
İsveç'te Türk kökeni tartışmaları
Vikingler ve Türk toplulukları arasındaki benzerlik iddialarını
• İsveçli araştırmacıların görüşlerini
• Tarihçilerin bu konuya bugün nasıl baktığını

detaylı şekilde inceleyen bir video

📖 Kırım Tatarları -"İsmimiz Tatar, cismimiz Türk! Biz ayrı bir ırk değiliz, biz Türk'üz!'

 



"İsmimiz Tatar, cismimiz Türk! Biz ayrı bir ırk değiliz, biz Türk'üz!'

Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu
Kırım Tatar Türklerinin efsanevi lideri

📰 TÜRK TORUNU OLDUKLARINI DİLAN EDEN 3 AVRUPA DEVLETİ

 


📖 İskit /Saka Kraliçesi, İlk Türk Kadın Hükümdarı Tomris Katun'un heykeli

 

Dedesi Alp Er Tunga ve Oğlunun İntikamı İçin Pers Hükümdarı Kiros'un

Kellesini Alan İskit /Saka Kraliçesiİlk Türk Kadın Hükümdarı Tomris Katun

Heykeli

Dresden / Almanya

📚📖 'Ey Dünya İnsanları HEPİNİZ TÜRKSÜNÜZ' - Gene D. Matlock (Çeviri: Özgür Umut Hoşafçı)

 


Açıklama
  • Tarih yeniden mi yazılacak? 
  • Kadim Türkler tüm insanların ataları mı? 
  • Onlar bin yaşına kadar yaşayarak, uzun yaşamın sırlarını öğrenmişler miydi? 
  • 12 bin yıl önce Kuzey Sibirya’da gelişmiş bir uygarlık ani bir kutup kaymasıyla buzlara gömüldü mü? 
  • Tüm dinler onların Tengri dininden mi türedi? 
  • Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. Muhammet ve Buda Türk müydü? 
  • “Işık doğudan gelir” ne anlama geliyor? 
  • Türkler gelecekte insanoğlunun kurtuluşunda nasıl bir rol üstlenebilirler? 
Amerika’da doğan ve daha sonra Meksika’ya yerleşen bir araştırmacı yazar, eşinin ani ölümünden sonra ruhunun hep yanında olduğuna ve destek verdiğine inanarak insanlığın ve dünyanın daha iyiye gitmesi için ne yapılması gerektiği konusunda araştırmalar yapmaya başlıyor. Asya, Avrupa, Kuzey ve Güney Amerikayı kapsayan geniş bir araştırmada özellikle, Vedalar, Tevrat, İncil ve Kuran gibi kutsal kitaplarda verilen insan kökenlerini ve sembolleri araştırarak işe başlıyor ve çok ilginç bir şekilde araştırmaları onu Türklerin ayak izlerine götürüyor. 
  • İlk insanların Türklerle başlayıp daha sonra dünyaya dağıldığını 
  • ve ilk konuşulan dilin Türkçe olduğunu, 
  • bilimin, felsefe ve dinin yine Türklerden başladığını 
söylüyor. İnsanların güneşsel enerjiyle nasıl senkronize yaşaması gerektiğini anlatıyor. Şu an insanlığın içinde bulunduğu huzursuzluğun çözümünü ancak Orta Asya ve Türklerin getirebileceğini, daha iyi bir dünya için gerekli açılımları ancak onların yapabileceğini iddia ediyor ve şayet bu olmazsa dünyanın asla huzur bulamayacağını söylüyor. 

Ayrıca yazar Türklere bir gönderme yapıyor. Nasıl oluyor da doğuştan filozof ve şair olan, Türk kültürünü dünyaya yayan Erke Han’ı bilmiyorlar. Türk dünyası görkemli zaferlerini ona borçludur.

 Alıntı: https://www.kitap.nl/boeken-turkse-tarih-turkiye-dunya/ey-dunya-insanlari-hepiniz-turksunuz.htm




📖🗣️JANOS CSAK: "Biz Macarlar, kendimizi Türkistan'ın doğusundan gelen bir Türk milleti olarak görüyoruz."

 

"Biz Macarlar, kendimizi Türkistan'ın doğusundan gelen bir Türk milleti olarak görüyoruz."

JANOS CSAK

📰🇹🇷Türk derneklerinden 🇬🇷Girit’te dava (2020 Haber Arşivi)

 


Türk derneklerinden Girit’te dava

100’den fazla STK, başta 🇬🇷Girit olmak üzere 12 ada, Rodos ve Batı Trakya’da yaşayan 🇹🇷Türkler’den gasp edilen topraklarının iadesi için dava seferberliği başlatıyor

İbrahim ACAR
Ekonomi Haberleri

Türkiye, Akdeniz'de yaptığı ataklarla hakimiyetini gösterirken, sivil toplum kuruluşları (STK) da Akdeniz'deki adalarda yaşayan Türkler'den gasp edilen topraklarının iadesi için dava seferberliği başlatıyor. 100'den fazla STK, başta Girit olmak üzere 12 ada, Rodos ve Batı Trakya için harekete geçti.

BM, AİHM VE AGİT'E GÖTÜRECEKLER
🇬🇷Yunan hükümeti halen bu araziler üzerinde yaşayan 🇬🇷Yunanlara tapu veremiyor. Çünkü bu tapular Osmanlı arşivlerine göre 🇹🇷Türklere ait. Bu adalardaki gayrimenkuller Lozan Anlaşması sonrası oldu-bittiye getirilip Türklerin elinden alındı. Türk dernekleri bu nedenle Yunanistan'ın bir oldu-bittiyle başlattığı ve on yıllardır sürdürdüğü işgali Birleşmiş Milletler, AB, AGİT ve AİHM'de uluslararası yargıya taşıyacak. Temmuzda yapılacak çalıştay sonrası arka arkaya davalar açılacak. Bugüne kadar tek tek açılan davalar olsa da yeni oluşumda STK'ların özel avukatlık büroları, Osmanlı dönemi arşivcileri ve Türkiye'ye göç eden Türkler'in danışmanlığı söz konusu olacak. Hem dernekler hem de akademik kadro bu davaların kurumsal bir yapıda devam ettirilmesi için karar aldı.

100 DERNEK DESTEK VERİYOR
Türk Dünyası Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Halit Kanak ve Başkan Yardımcısı Cankat Aytek, Türkiye'nin şu an Doğu Akdeniz'de, Libya'da, Irak'ta yaptığı harekatlarla belli bir statüye oturduğunu söyledi. Kanak şöyle devam etti: 
"Donanmamız, uçaklarımız ve İHA'larla Girit'in güneyine inince bize de buralarda gasp edilen toprakları talep etmemiz için güç oluştu. Girit geçmişte Türk toprağı iken elimizden alındı. Oradaki Türkler gönderildi. Büyük kısmı imha edildi. Lozan Anlaşması sonrası üç ülke hakkından feragat edince Girit'in Türkiye'ye bırakılması gerekiyordu bu yapılmadı. Biz de hukuki olarak bu hakkımızı almak için harekete geçtik. Türkiye artık hakkını arayan ve elde eden bir anlayışla hareket ediyor. Yeryüzünde soykırıma uğramış millet varsa Türk milletidir. Balkanlarda da aynı durum oldu." 
Kanak, davaların Girit'le sınırlı kalmayacağını, Rodos, Kıbrıs, İstanköy, Musul-Kerkük, Bulgaristan, Batı Trakya, Kırım ve Libya'da da devamının geleceğini söyledi. İstanbul Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İlyas Topsakal da, birçok akademisyenin bu sürece destek vereceğini, Kıbrıs konusunda KKTC eski Cumhurbaşkanı merhum Rauf Denktaş'ın danışmanı Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Anabilim Bölüm Başkanı Prof. Dr. Soyalp Tamçelik ile Sercan Akarcalı'nın bu alanda danışman olduklarını belirtti.


DAVALARA TAM DESTEK VEREN DERNEKLER
✖ Bursa Dünya Ahıska Türkleri Derneği
✖ Afgan Uluslararası Yardımlaşma Derneği
✖ Eyüp Sultan Tüm Balkanlılar Yardımlaşma Derneği
✖ Afgan Türkmenleri Yardımlaşma Derneği
✖ Üsküdar Batı Trakya Yardımlaşma Derneği
✖ Sultanbeyli Balkan Göçmenleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği
✖ İstanbul Yörük ve Türkmenleri Derneği
✖ Balkan Müslümanlarıyla Yardımlaşma Derneği
✖ Suriye Türkmen Federasyonu
✖ Rodoslular Yardımlaşma Derneği
✖ Kafkas Evi Stratejik Araştırmalar Derneği
✖ Kıraç Trakya Rumeliler Derneği
✖ Örnek Balkan Göçmenleri Derneği
✖ Şişli Kıbrıs Türk Kültür Derneği
✖ Zeytinburnu Batı Trakya Derneği

250 ARŞİV UZMANI ÇALIŞIYOR
PROF. DR. İlyas Topsakal, davaların Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT), Birleşmiş Milletler ve AİHM'e açılacağını söyledi. Türk derneklerinin açacağı davaların en önemli dayanak noktasının arşiv bilgisi ve tapu kayıtları olacağını söyleyen Topsakal, 250'nin üzerinde arşiv uzmanının davalar için çalışmaya hazır olduğunu, bu ekibin gerekli tüm bilgileri toplamaya başladığını ifade etti. Türk devletinin toprakları üzerinde yaşayan azınlıkların haklarını verdiğini de söyleyen Topsakal, "İstanbul'da bütün gayrimüslim vakıflar davalarını açtı ve mal varlıklarını aldılar. Türkiye, bu vakıfların haklarını teslim etti. Peki bizim vakıf mallarımızı geri almak için niye dava açılmadı. Biz şimdi bu davaları açmak istiyoruz. Mütekabiliyet usulüne uygun olarak dava açacağız" şeklinde konuştu.

YUNAN ARAZIYI VERIYOR TAPUYU VEREMIYOR
CANKAT Aytek, davaların açılmasının devamında ellerindeki malın farkında olmayan insanların da bilgi sahibi olacağını söyledi. Aytek, "Bu dava sürecinin bir seferberliğe dönüşeceğini düşünüyoruz. Bu eylemlerden sonra ailelerin ellerinde bulunan tapular ortaya çıkacak. Birçok insan bu arazilerin ve malların kendilerine ait olduğunun farkında değil. Kurumsal olarak bunlar yapıldığı için insanlar güven duyarak bir araya gelecek" dedi. Yunan hükümetinin adalarda mal sahibi görünen Yunanlara tapu veremediğini anlatan Aytek, "Çünkü tapu onlarda değil. Arşivlerde tapuların kime ait olduğu belli, aileler bile belli. Orada oturan Yunanlar tapusuz şekilde gasp ederek oturuyorlar" diye konuştu.

Alıntı/Kaynak: https://m.sabah.com.tr/ekonomi/2020/06/27/turk-derneklerinden-giritte-dava/amp

📰 Avrupa'nın Görmek İstemediği Dosya: 🇬🇷Yunanistan'ın Dünyadan Sakladığı 487 🇹🇷Türk Vakfı



Avrupa'nın Görmek İstemediği Dosya: Yunanistan'ın Dünyadan Sakladığı 487 Türk Vakfı 

Yunanistan, Türkiye'deki Rum Ortodoks haklarını her fırsatta uluslararası platforma taşırken, kendi sınırları içinde Türk vakıflarını sistematik biçimde tasfiye ediyor. Belgelere göre Yunanistan'da Osmanlı döneminden kalma 487 Türk vakfı mevcut. 

Kavala'dan Girit'e, Selanik'ten Rodos'a uzanan bu coğrafyada camiler, medreseler, mektepler, hanlar, hamamlar ve yüz binlerce dönüm arazi, önce idari baskılarla borç batağına sürüklenmiş, ardından haciz ve müsadere yoluyla Türk toplumunun elinden alınmıştır. Böylece yalnızca mülkler değil, Balkanlar'daki Türk tarihi ve kültürel mirası da bütünüyle tasfiye edilmiştir. 

Lozan Antlaşması'nın açık güvencelerine rağmen Batı Trakya Türklerinin müftü seçme hakkı gasp edilmiş, Türkçe eğitim daraltılmış, mülkiyet hakları çiğnenmiştir. Atina'nın bu politikası belgelenmiş, sistematik bir biçimde sürdürülen ve hesabı sorulmayan bir ihlaller bütünüdür.


Alıntı: hermes | jeopolitik @hermes_z




📍Yunanistan’ın Gizlenen Dosyası: El Konulan 487 Türk Vakfı ve Sessizce Yok Edilen Türk Mirası Yunanistan, Türkiye’deki kilise mallarını gündeme getirirken; Türk vakıfları, Türk azınlığın mülkiyet hakları ve gasp edilen Türk kültür mirası neden Avrupa’nın gündemine taşınmamaktadır? Yunanistan, uluslararası platformlarda sık sık Türkiye’deki Rum Ortodoks kiliselerini, patrikhane meselelerini ve azınlık haklarını gündeme taşımaktadır. Ancak aynı Yunanistan, kendi sınırları içerisinde bulunan Türk vakıfları, Türk azınlığın mülkiyet hakları ve Türk kültürel mirası konusunda uzun yıllardır devam eden uygulamalarını dünya kamuoyundan gizlemektedir. Bugün Yunanistan topraklarında; Kavala, Dedeağaç, Gümülcine, İskeçe, Selanik, Serez, Karaferye, Yanya, Teselya, Atina, Preveze, Korfu, Kefalonya, Girit, Midilli, Sakız, Rodos ve İstanköy başta olmak üzere Osmanlı döneminde kurulmuş ve vakfiye kayıtlarıyla tespit edilmiş toplam 487 Türk vakfı bulunmaktadır. Bu vakıfların tamamı IRCICA tarafından yayımlanan beş ciltlik “Yunanistan Vakfiyeleri” eserinde ayrıntılı şekilde kayıt altına alınmıştır.

Bu vakıflara ait yüz binlerce dönüm arazi, camiler, medreseler, mektepler, hanlar, hamamlar, köprüler, değirmenler, imalathaneler ve sayısız taşınmaz yıllar içerisinde çeşitli yöntemlerle Türk toplumunun elinden alınmıştır. Böylece yalnızca mülkiyet hakları değil, aynı zamanda Balkanlar’daki Türk tarihî ve kültürel mirası da sistemli biçimde tasfiye edilmiştir. Özellikle Batı Trakya’da günümüze ulaşabilen vakıflar, Yunan makamlarının uyguladığı idari ve mali baskılar nedeniyle ağır borç yükü altına sokulmuş; ardından haciz ve müsadere işlemleriyle vakıf malları Türk toplumunun tasarrufundan çıkarılmaya çalışılmıştır. Bu durum yalnızca vakıf hukukuna değil, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin mülkiyet hakkını düzenleyen hükümlerine de aykırıdır. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında ise Batı Trakya, Rodos, İstanköy ve Midilli’de yaşayan Türklerin özel mülkiyetleri üzerinde yoğun baskılar başlamış, binlerce dönüm araziye el konulmuş, çok sayıda Türk çeşitli gerekçelerle tutuklanmış ve ekonomik baskılar yoluyla Türkiye’ye göçe zorlanmıştır. Böylece bölgelerdeki Türk nüfusunun azaltılması hedeflenmiştir. Yunanistan’ın bir diğer politikası ise Türk kökenli Hristiyan toplulukların kimliklerinin dönüştürülmesidir. Bafra, Ünye, Karaman, Kapadokya ve Maçka kökenli Hristiyan Türkler, Selçuklu döneminden gelen Sultanides toplulukları ve Gagauz Türkleri, Yunan Ortodoks Kilisesi aracılığıyla etnik kökenlerinden koparılarak Yunan kimliği içerisinde eritilmeye çalışılmaktadır. Benzer şekilde Yunanistan’a çalışmak amacıyla gelen Arnavut ve Türk işçiler üzerinde de çeşitli dini ve kültürel asimilasyon faaliyetlerinin yürütüldüğüne ilişkin çok sayıda iddia bulunmaktadır. Bu durum evrensel din ve vicdan özgürlüğü ilkeleri bakımından ciddi soru işaretleri doğurmaktadır. Batı Trakya Türklerinin eğitim alanındaki sorunları da devam etmektedir. Türk azınlığa ait okulların kapatılması, Türkçe eğitimin daraltılması ve Türkçe derslerin azaltılması yönündeki uygulamalar, Lozan Antlaşması ile güvence altına alınmış azınlık eğitim haklarıyla bağdaşmamaktadır. Öte yandan Lozan Antlaşması’nın açık hükümlerine rağmen Batı Trakya Türklerinin dini özerkliği de kısıtlanmaktadır. Türk toplumunun serbest seçimle belirlemesi gereken müftüler konusunda Atina yönetimi uzun yıllardır antlaşma hükümlerini uygulamamakta; Batı Trakya Türklerinin kendi dini liderlerini seçme hakkını fiilen sınırlandırmaktadır. Yunanistan’ın Türkiye’deki azınlık hakları konusunda ortaya koyduğu hassasiyetin benzerini sınırları içindeki Türk azınlık için göstermediği açıktır. Türk vakıflarına el konulması, mülkiyet haklarının ihlali, eğitim ve dini özgürlüklerin kısıtlanması ile kültürel mirasın tasfiyesi, yalnızca iki ülke arasındaki bir sorun değil; aynı zamanda uluslararası hukuk, insan hakları ve kültürel mirasın korunması bakımından da önemli bir meseledir.


Alıntı: 
TÜRK DEGS / TURK MAGS @turkdegs



🎞️ KÜLTÜR: 🇹🇷Türk bir erkek ile evli 🇺🇿Özbek bir kadın kültüründeki özellikleri anlatıyor...

 


 

🎞️🚆Demir ağlarla ördük, ana yurdu dört baştan.

 


🌼Toros Dağları'nın eteklerinde yer alan Konya'nın Hadim ilçesindeki yaylalar, baharın gelişiyle birlikte açan sarı çiçeklerle renklendi.






Alıntı: Hürriyet.com.tr @Hurriyet

🎞️ 1954, Budapeşte Radyosu Nazım Hikmet, ‘ileri Türk insanı’ kavramını tanımlıyor.


 

📰 Trabzon muhacirleri... ''Muhacirlik bitse de bıraktığı travma nesiller boyunca yaşıyor.''-Doç. Dr. Halim Gençoğlu,


 Millet olarak çabuk unutuyoruz ancak

1.Dünya Savaşında Trabzon halkının muhacirliği, sadece bir göç hikâyesi değil, halkın hafızasına kazınmış büyük bir acıdır.

1916’da Rus ordularının Doğu Karadeniz'i işgaliyle birlikte yüz binlerce insan yollara düştüler.

Köyler boşaldı, aileler parçalandı, insanlar arkalarında evlerini, mezarlarını ve bütün hatıralarını bırakarak batıya doğru yürümeye başladı.

Bu büyük göçe Karadeniz insanı muhacirlik dedi.

Rus  ilerleyişi sırasında birçok köy yakıldı, yağmalandı.

İşgalin kendisinden çok onun getirdiği korku, belirsizlik halkı yollara döktü. Sürmene'den, Of'tan, Vakfıkebir'den, Akçaabat'tan, Trabzon'dan çıkan kafileler Samsun'a, Fatsa'ya, Ordu'ya ulaşmaya çalışıyordu.

Benim dedem de bu muhacirliğe henüz 13 yaşındayken katılmıştı. Sürmene'nin Kumanit köyünden, başlarında babaları Hafız Abdülcelil Efendi ile ailece yola çıkmışlardı.

Devlet, muhacirlere dağıttığı fişlerle yol üzerindeki fırınlardan ekmek almalarını sağlıyormuş.

Yaklaşık bir ay süren yolculuğun sonunda Fatsa'ya vardılar.

Fakat her muhacir ailesi gibi onlar da ağır bedeller ödediler. 

Dedemin 2 yaşındaki kardeşi Murad salgından hayatını kaybetti.

Dedem kardeşi için yazdığı şiirde acısını “Sevgili Murad'ım” şiriyle dile getirmişti.


Bu birkaç mısra muhacirlik yollarında kaybolan binlerce insanın, annenin, babanın ve kardeşin ortak ağıdı gibidir

Yolculuk sırasında dedem, babası Hafız Abdülcelil Efendi'ye:


"Baba, neden göçüyoruz?" diye sormuş.

Aldığı cevap:

"Oğlum vatan elden gidiyor” imiş.

Bu söz, o gün yollara düşen Karadeniz insanının ruh hâlini özetlemektedir. Çünkü muhacirlik, sadece evden ayrılmak değil insanın doğduğu toprağı, çocukluğunu, hatıralarını ve güven duygusunu geride bırakması demekti.

1918'de Rusların çekilmesiyle muhacirlerin bir kısmı döndüler. Yalnız geri döndüklerinde çoğu yerde harap olmuş evler ve kaybettikleri yakınlarının acılarıyla karşılaştılar

Trabzonlu, Rizelilere ait o dönemden kalan Fatsa’da eski bir mezarlık vardır.

Muhacirlik bitse de  bıraktığı travma nesiller boyunca yaşıyor.

Bu hikâyeler tarih kitaplarında birkaç satırdan ibaret olsa da dedelerimizin yaşadığı gerçekler dram filmine konu olacak kadar derindir..

Alıntı: Halim Gençoğlu @halimgencoglu




📰Neoliberal Bireyciliğin Yarattığı Toplumsal Sorunlarından biri...

Pikniğe gidiyorsun, ormanı yakıyorsun. Sahile gidiyorsun, çöpünü orada bırakıyorsun. Adını duyduğun her kumsala, her tatil beldesine, her kö...