20260625

📖 9 Eylül 1922’de İzmir Karşıyaka'ya ilk 🇹🇷Türk Bayrağını diken “Bombacı Ali Çavuş”.

 


Alıntı:  Tarihi Merak Ediyoruz @tarihiiimerak


YORUMLARDAN:

Kapışan Şahin
@AtmacaPistlerde

Bu fotoğraftan çıkaracaklarımız var. Benim ilk aklıma gelen. Öyle bir savaş verilmiş ki yokluk bile yokluk çekmiş. Bu yaşlı adamın emsalleri medeni ülkelerde ne yapıyorken bizim Ali Çavuş memleket derdine düşmüş. Gençler hep şehit! Kayıp inanılmaz boyutlarda!!!


 

📖 Hazergrad(Razgrag) 1932 Maaşallah 🧿🇹🇷🇹🇷🇹🇷

 

Alıntı: Özrumeli @yeniozrumeli


📖 Diyarbakır'da Roma İmparatorluğu döneminde "askeri yerleşim" olarak kullanılan Zerzevan Kalesi

Diyarbakır'da Roma İmparatorluğu döneminde "askeri yerleşim" olarak kullanılan Zerzevan Kalesi'ndeki Mithras dinine ait yer altı tapınağının 1700 yıl önce mühürlenerek kapatıldığı tespit edildi.

Kalede 2017'de yapılan çalışmalarda ortaya çıkarılan Mithras Tapınağı'nın girişinde yer alan kitabedeki yazının çözümü, Mardin Artuklu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Süryani Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Mehmet Sait Toprak tarafından, eski Aramice epigrafik ve filolojik incelemeyle yapıldı. Yapılan epigrafik ve ortografik analizlerde, yazının MS 3. ve 4. yüzyıllarda eski Süryanice ve Aramice yazı karakterleriyle uyum gösterdiği tespit edildi.

Şanlıurfa Müzesi'ndeki MS 2. ve 3. yüzyıla ait Süryanice yazıtlarla yapılan karşılaştırmalarla, kitabenin tarihlendirmesi gerçekleştırildi. Yazının çözümüyle tapınağın 1700 yıl önce Roma Imparatorluğu döneminde Hristiyanlar tarafından kapatılarak mühürlendiği ortaya çıktı.
Kazı Başkanı Prof. Dr. Aytaç Coşkun, "Kutsal alanda yer altı yapısı ve tapınak vardı. Hristiyanlıkla birlikte gizem dininin en önemli Mithras Tapınağı'nın kapatıldığını gördük. Kapatılma döneminde sikkelerin ortaya çıkmasıyla da buna işaret edilmişti. Tapınağın kapısında bir yazıt keşfettik. 2017'den bu yana yurt içi ve yurt dışında birçok çalışma yapıldı ama yazıt çözümlenemedi. Bir yıl boyunca yapılan çalışmayla çözümü yapılan yazıt, dünya arkeolojisine önemli bir keşif olarak tarihe ismini yazdırdı" dedi.

Mithras dininin Roma İmparatorluğu döneminde çok yaygın inanç olduğunu anlatan Coşkun, Hristiyanlıkla birlikte Mithras tapınaklarının Zerzevan Kalesi'ndeki gibi ya kapatıldığını ya da kiliseye dönüştürüldüğünü gördüklerini belirtti. Coşkun, "İlk kez, bu tapınağın kutsanarak kapatılması, Mithras ile ilgili bilinen ve dünya arkeolojisinde en çok merak edilen önemli bir soru işaretine cevap buldu. Mithras inancı, Roma Imparatorluğu'nda yaygın ve MS 2. ve 3. yüzyılda bütün Roma'ya hakim olan bir inanç. Imparatorların Hristiyan olmasıyla ve Hristiyanlığın Roma dünyasında yayılmasıyla Mithras inancını kendilerine rakip görüyorlar. Bu nedenle bu inancı yasaklıyorlar. Bütün tapınaklar ya kapatılıyor ya da kiliseye dönüştürülüyor" ifadesini kullandı.


Prof. Dr. Toprak ise "Yazıtta 'Yenilmeyen güneş tanrı Mithras' ile Hazreti İsa'nın o Mithras karşısındaki varlığını buradaki yazıyla da sembolize bir şekilde ifade edildiğini görüyoruz. Haç ve bu yazı mevcut Mithras Tapınağı'nı bir anlamda mühürlüyor. Yazının içeriğini incelediğimizde bu çok bariz bir şekilde görünüyor. Yazıtta karakteristik olarak milattan sonra 4. veya 5. yüzyıl yazı özelliklerini görebiliyoruz. Yazıtta 'kutsal haçın tanrı adına ki o tanrı düzenleyen, ıslah eden ve sevgiyi yayan tanrıdır' ifadeleri yer alıyor. Bu cümleyle bir anlamda mevcut Mithras Tapinağı kapatılarak hükmü feshedilmiştir" dedi. 

Kaynak: AA (02.06.2026)

Diyarbakır Zerzevan Kalesi’ndeki 1900 yıllık Mithras yeraltı tapınağının girişindeki Aramice kitabe çözüldü.

—Tapınağın yaklaşık 1700 yıl önce Roma döneminde Hristiyanlar tarafından kapatılıp mühürlendiği belirlendi.





📰🇹🇷Bizim görünmeyen çocuklar ne yaptı? - Özay Şendir

24 Haziran 2026

İran’a yönelik İsrail-ABD saldırısı ve Ukrayna-Rusya savaşı tüm dünyayı daha önce hiç akla gelmemiş bir gerçekle karşı karşıya bıraktı.

Bizim görünmeyen çocuklar ne yaptı

Maliyeti sadece birkaç yüz dolar olan küçük pervaneli araçların, stratejik tesislere milyarlarca dolar zarar verebildiğini, aşılmaz denilen ve yine maliyeti milyarlarca dolar olan hava savunma sistemlerini aşabildiğini gördük.

Daha önemlisi hava savunma sistemleri aşılamasa bile, bin dolarlık dronu düşürmek için milyonlarca dolar değerinde füze harcamanın sürdürülebilir bir savunma modeli olmadığı anlaşıldı.

★★★

Türkiye, İHA ve SİHA pazarında dünyada oyun kurucu bir ülke.

Bu işin uzmanlarından öğrendiğim bir gerçek var, askeri literatürün temel kurallarından birisi, bir silahın saldırı doktrinine en iyi hakim olan güç, onun savunmasını da en etkili şekilde inşa eder.

Siyasetin tartışmaları ve kasveti arasında konuşamadığımız Türkiye’de ASELSAN’ın genç mühendislerinin başardıklarını çoğumuz fark edemedik.

Ülkeler dron saldırılarına karşı elektronik harp ya da bizim lazer dediğimiz yönlendirilmiş enerji silahlarını geliştirmeye çalışırken, bizim görünmeyen çocuklar, genç mühendislerimiz, her iki sistemi de barındıran bir savunma hattı kurdular.

Bu hat gelen tehdidi adım adım göğüsleyen “katmanlı” bir savunma mimarisine dayanıyor.

İHTAR: Tehdit oluşturan dronun yer istasyonuyla olan bağını kopararak ilk savunma hattını oluşturuyor.

GÖKBERK: Frekans karıştırma sistemlerini aşan veya otonom olarak yaklaşmaya devam eden hedefleri, ışık hızıyla gönderdiği lazer ışınıyla fiziksel olarak imha ediyor.

EJDERHA: “Sürü İHA” taarruzlarına karşı geliştirilen bu sistem, yüksek güçlü elektromanyetik dalgalar (HPEM) üretiyor. Gökyüzünde oluşturduğu görünmez elektromanyetik şok dalgası, kapsama alanına giren tüm dronların mikroçiplerini ve devre kartlarını bozarak sistemleri havada toplu halde felç ediyor.

★★★

Futbolda takımların bonservis bedelleriyle maç kazanılamadığı gibi savunma sanayi sektöründe de laboratuvar ya da bilgisayar simülatörlerinde alınan iyi sonuçlar sahada her zaman başarıyı garantilemiyor.

Geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen DRONEDEF’de bizim görünmeyen çocukların kurduğu sistem sahada test edildi.

Senaryo gereği askeri üsse sızmaya çalışan bir test dronu radarla tespit edildikten saniyeler sonra İHTAR ile sersemletildi; ardından GÖKBERK Lazer Silahı ve EJDERHA elektromanyetik sistemiyle tam isabetle havada imha edildi.

Yine futbol üzerinden gidecek olursak, oyun kurucu olarak Türkiye, sahaya birden çok taktikle çıktı ve sonuçta zaferi kazandı.

Tek oyun planıyla mucize aramak yerine, sinyal kesme, lazerle yakma ve elektromanyetik şok dalgasıyla devre dışı bırakma gibi esnek, birbirini tamamlayan ve saniyeler içinde karar verebilen akıllı bir refleks geliştirdiğini dosta düşmana gösterdi.

★★★

Ava giden avlanır atasözünün hayatta karşılığı var mı, kesinlikle var.

Ancak bizim görünmeyen çocuklar, hem av hem de avcı olarak sahada Türkiye’yi dünyanın lider ülkelerinden birisi haline getiriyorlar.

Bu genç mühendislerimizin adlarına formalar yapılmıyor ama onların başardıklarıyla Türkiye milyon değil milyar dolarlık sözleşmelere imza atıyor.

Bizim görünmeyen çocuklar işlerini iyi yaptıkları için biz güvenlik endişeleri taşımadan siyaset ya da futbol konuşabiliyoruz.

Bugünün dünyasında bu büyük bir lüks aslında...

MİLLİYET

20260624

🗺️ Tutrakan - %100 Türk kuruluşu bir Tunaboyu Kasabası

 

Tutrakan

%100 Türk kuruluşu bir Tunaboyu Kasabasıdır. tıpkı şimdi uydurma Dobriç dedikleri Hacıoğlu Pazarcık Şehri gibi.

Tutrakan (Bulgarian: Тутракан [ˈtutrɐkan], Romanian: Тurtucaia, Turkish: Turtukaya)Bulgaristan'ın kuzeydoğusunda, Silistra Eyaleti'nin bir parçası olan aynı adlı belediyenin idari merkezi olan bir kasabadır. Güney Dobruja'nın en batısında, Rousse'nin 58 km doğusunda ve Silistra'nın 62 km batısında, Romanya'nın Oltenița kasabasının (bir feribotla bağlandığı ancak feribotun artık çalışmadığı) karşısındaki Tuna'nın sağ kıyısında yer almaktadır.

Tutrakan Kasabası
Ertuğrul ERDOĞAN 
20 Mart 2018 Ertuğrul ERDOĞAN  0

Her insan bir hikayedir, veya romanların birer kahramanlarıdır. Bursa Yalova yolu üzerinde yıkılıp yeniden yapımına başlanan PTT Binasının hemen karşısında meşhur bir bozacı vardı.  Vardı diyorum,  çünkü lezzetli bozalarının yapımına bir süre ara verdiler. Buranın sahibi şu anda doksan beş yaşlarındaki Hüseyin Dilaver, artık yaşlandı ve evine çekildi. Apartmanlarının altındaki dükkanına ara sıra uğrayıp, sıcak bir çayın deminde eski günlerini duvardaki fotoğraflarına bakarak anıyor…

Tutrakan Bulgaristan / 1916 | Bulgaristan

Hüseyin Amca, Bulgaristan’ın Kubrat kasabasında 23 Kasım 1923’de doğduğunda Türkiye Cumhuriyeti de doğalı bir ay olmuştu. Burası yerleşim yeri olarak en erken yazılı bilgi 1624 yılına dayanmakta. Efsanelere göre XV. asrın başında  kurulmuş. Bu bölgede Enitsa adında kötü ve açgözlü bir hükümdar yaşıyormuş. Tüm pınarları kapatıp tek birini bırakmış. Yerli ve etraf köy halkı para ile bu pınardan su alma mecburiyetinde kalmış. Bu nedenle yerleşim yeri Balbunar adı olarak bilinirmiş. Kubrat’ın bir buçuk km. doğusunda “Yankata” mevkîinde Balbunar yerleşim toprak tepesindeki kazılarda aslında burasının dört bin yıl önce yerleşim yeri olduğu tespit edilmiş. Yedinci asırda millet terkibi olarak Islav – Bulgar halkı yerleşmiş. Osmanlı devleti himayesi altına girdikten sonra Balbunarlar göçmen olarak  1934 yılında gelseler de, aslında ilk evlerin olduğu yer, pınar civarındaki  Kubrat köyüymüş. Hüseyin Amca’nın okuduğu ilköğretim okulunun tarihi 1890 yılına kadar uzanıyormuş. 4 Mayıs 1891 yılında ise bugün hâlâ devam eden  “Kiril i Metodiy” Okuma Yurdu kurulmuş. Kubrat adını ise Bulgar tarihinde bir demete bağlı üzüm çubuklarının kolayca kırılmadıkları gibi, birlikte olup kimsenin yememesi  için oğullarına verdiği akıllı vasiyeti ile bilinen Atabulgar Kubrat Han’dan almış.  En önemli edinimleri ise iki değirmen, iki tarakhane ve bir yağhane. Halk geçimini tarım, hayvancılık, odun geliri, tuğlacılık, bakkal ve manifatura malları tüccarlığı ile sağlıyormuş. 1949 yılında Kubrat köyü,  şehir ilân edilmiş.

Malum çalışmak hayatın gerçeği, onsuz yaşam ölüm demektir. Hüseyin Amca’da yakınlarındaki Tutrakan kasabasına gidip oradan aldığı cam gibi parlak boncuk boncuk üzümleri tezgahında satar.  Ailesine destek verdiği yıllar yirmili yaşlarıdır. Yaz ayının sonlarıydı. Tezgahı gölge bir yerde olmasına rağmen Eyyâm-ı bûhur insanları olduğu yerde sırılsıklam bırakıyordu. Hüseyin Amca da ensesinde ıslak bir mendille tezgahın başındaydı.

Tutrakan  kasabasına girilir girilmez hemen kenarından akan Tuna nehrinin suları öylesine güzel parlıyordu ki, gümüşten farkı yoktu. O nehrin üstünden uçuşan kuşlar ise özgürlüğün timsaliydi. Her evin arasındaki boşluk  yeşillikti. Önlerinde kesin genişçe bir bahçesi olur ve içinde bin bir çeşit çiçeklerle donatılırdı. Tutrakanlıların ellerinde olta ve ağ eksik olmazmış. Burayı 17.yy’da ziyaret  ziyaret eden büyük Osmanlı gezgini Evliya Çelebi bu nehir kasabasında yaşayanlar için, “Tuna’nın geniş alanların efendisi.” olarak tanımlamış. Seyehatmesinde sadece erkeklerin değil, kadınların da balıkçılıkla uğraştıklarını belirtmiş. Geniş limanında yüzlerce balık kayığı demir atarken tutulan morina balığı Avrupa’da oldukça rağbet görüyordu. Balığın taze kalması ve uzak yerlere kadar ulaşabilmesi için önce tuzlanır ve dikkatlice ipek kumaşa sarılırmış. Tutrakanlılar, bin bir balık tutma ve muhafaza yöntemini bildikleri gibi balıktan da lezzetli balık çorbalar yaparmış.

Günlerden pazar ve eylül ayının da ilk günleriydi. Kasaba bugün neredeyse boşalmıştı. Tutrakanlılar, Şumentsi köyü yakınlarındaki “Askeri mezarlık 1916” ismini taşıyan anıt mezarlığında anma törenleri ve ayin için gitmişlerdi. Burada Bulgar, Romen, Alman ve Türk olmak üzere sekiz bin asker yatıyordu. 1941 yılında başlayan bu anma törenlerinin yapıldığı anıt mezarlığı, Bulgaristan’ın en büyük askeri mezarlığıydı. Mezarlığın tam ortasında dikili taş üzerinde Bulgarca, Romence, Almanca ve Türkçe şu sözler yazılıydı,
“Vatanları uğuruna hayatını kahramanca feda etmeyi bilenlere – saygı ve zafer”.

Hüseyin Amca tezgahın başında beklemekten yorulmuştu. Kubrat’a da gidip gelmek bütçesinden başka, zamanını da alıyordu. En iyisinin bu kasabada bir ev tutmak olduğuna karar verdi. Bulduğu ev bahçeliydi . Ev sahibi ile bir odası için anlaşıp tuttu.  Gündüzleri tezgahında üzümleri sattıktan sonra burada konaklardı. Bu arada ev sahibinin güzel bir kızı vardır. Şimdi biliyorum, ‘güzel ile kız’ sözcüklerini yazınca aklınızdan Hüseyin Amca yoksa bu kızla büyük bir aşk mı yaşayacak? diyenleriniz olabilir. Bu hikayeyi oğlu Tayfun’dan dinlerken ben de böyle düşünmüştüm biran. Tabi ki öyle bir durum yok.  Ev sahibinin kızı, sohbetlerinin birinde,  abisinin  İstanbul’da okuduğunu ve birçok kitabının bodrum katında geniş bir sandığın içinde saklı olduğunu söyler. (Bulgaristan Hükumeti yasaklamış da olabilir.)  Hüseyin Amca kitapları merak eder. O yıllarda ders kitaplarının dışında başka kitapları da görmemiştir. İzbe görünümlü depoya birlikte inerler. Kız sandığı açtığında üstte duran bir kitaba dikkatle bakar Hüseyin Amca. Alır, üzerindeki tozu biraz ileri giderek üfler. Kitabın üzerinde “Nutuk” yazar. Kızdan rica edip okuyup geri vereceğini söyler. Kitaplar biraz daha karıştırıldıkça arasından Afet İnan’ın “Umum Türk Tarihi” kitabına bakar. Onunda sayfalarını çevirdikçe tozlar ortalığa saçılır. Onu da ister. Kız gülümser ve kitapları  verir.


Hava kararmıştır. Hüseyin Amca odasına çekilir. Gaz lambasının ışığını daha da açar ve yatağının başucuna koyup uzanır. Okumaya önce Atatürk’ün yazdığı Nutuk’tan başlar. İlk sayfalarını çevirir, Samsun’a çıkışla TBMM’nin Toplanmasına Değin Geçen Dönem” Bölümünü çevirip okumaya başladığında, sözcüklerin birçoğunu anlayamaz.  Diğer kitaba göz gezdirirken yorgunluktan uyuya kalır. Sabah uyanır uyanmaz kitabı tekrar gözden geçirir. Giyinip dışarı çıktığında ev sahibini görür. Bir koşu odasına gidip Nutuk kitabını alır ve ona gösterir. Ev sahibi, yazıların genelde Farsça kelimeler olduğunu söyler. Hüseyin Amca, bir gün  üzümleri kalmadığında öğleden sonra saat üçte, Rusçuk şehrine gider. Önüne çıkan orta yaşlarda bir adama, Farsça-Türkçe sözlüğü nasıl bulabileceğini sorar. Adam, ona yakınlarda bir kütüphaneyi tarif eder. Kütüphane sorumlusuna istediği sözlüğü sorar. Görevli, kitaplar arasında dört dolanır. “Bulamadım.” diye döner. Hüseyin Amca çok üzülür. Dışarı çıkmak üzereyken, arkasından bir sese dönüp bakar. “Evladım, şimdi hatırladım. Sen gel benimle…” diye kitapların arasından sözlüğü bulup Hüseyin Amca’ya verir.


Akşama doğru elinde sözlükle evine yakın kurduğu tezgahına gelir.  Eve gireceği esnada ev sahibinin kızını görür. Ona elindeki üzüm poşetini verir. Yolculuk yormuştur. Ama heyecanlıdır. Odadaki pencereye yakın tahta sandalyeye oturur. Zaten pek eşyası da yoktur. Tahta masanın üzeri, kıymıkların başkaldırmasıyla kırçıllıdır. Nutuk kitabıyla aldığı sözlüğü yan yana getirir. Anlamadığı sözcükleri cebinde taşıdığı küçük kurşun kalemle hem deftere hem de kitaptaki sözcüklerin altına küçük küçük yazar. Yazarken de öğrenir. Atatürk’ün “Bir vatan nasıl kurtulur?” mücadelesini artık çözmüştür. Kitapta dikkat çektiği bölümlerden birisi de şapka devrimidir. Aklına kendi köyü ile uğradığı Tutrakan Kasabasının belli bölgesinde yaşayanların kafasında bezlerle sarılı olanlar gelir. “Bu devrimin ucundan ben de tutmayım.” dediği tarih 1943’dür.  1 Mart 1941 tarihinde ise,  Bulgar Hükumeti Hitler ile Viyana’da Faşist Hitlerci Bloka katılmasına ve halkın buna karşı direniş göstermesine rağmen altı yüz bin kişilik ordusuyla Bulgaristan’ı işgal etmişti. Hitler’in planı  Türkiye ve oradan Rusya’ydı. Ancak  İsmet İnönü kurnaz ve akılcı politikasıyla ülkesine Hitler’i sokmadı.

Hüseyin Amca, yaşadığı toprakların savaş kokusunda, Nutuk’tan oldukça etkilenir. Kolları sıvar ve Tutrakan Kasabasının ilkokul öğrencileriyle birlikte bir bayram günü topladıkları şeker ve tebrik kartlarını satarak şapkalar alır. Bunları köylerindeki gençlerin sarıklarını çıkartarak taktırır. Daha sonra onlarla birlikte çektirdiği fotoğrafın altına da şu notu bırakır,

“Bulgaristan’ın Tutrakan Kasabasının İlkokul öğrencileriyle fakir talebeler için bayram tebrikleri halka serpiş ediyorduk. 1943 Hüseyin Dilaver.”

Bir başka fotoğrafının arkasına ise şu notu düşüyordu,

“O tarihte yirmi yaşında idim. Bu fedakarlık inanın ki benim ilk milli görüş inancımdan doğmuştur. 7.6.1980

Uzun ömürler Hüseyin Amca… Siz Bulgaristan’da Atatürk devrimlerinin mücadelesini o yıllarda verirken, günümüzde onu unutturmaya çalışıyorlar. Ama başaramayacaklar!

Alıntı: https://www.yazarportal.com/tutrakan-kasabasi/142495/

📖 🇬🇷Yunanistan'daki Eski Şehirlerimiz🇹🇷

 


Alıntı: Özrumeli @yeniozrumeli

EĞRİBOZ-LİVADİYE BÖLGESİ


MERİÇ BOYU İLLERİ(MİZ)


1530 yılı
🇹🇷TÜRK Kaza Merkezleri


1530 yılı TÜRK Köyleri/Kasabaları👇


ÇİFTEKALE (Dimetoka) Edirneden önce 🇹🇷Türkün ilk Başkenti sayılabilir.



📰 🇺🇿Andican şehri Türk Dünyasının en eski tarihî merkezlerinden biri olarak kabul edilir.🇺🇿 Özbekistan

Andican şehri Türk Dünyasının en eski tarihî merkezlerinden biri olarak kabul edilir.🇺🇿 Özbekistan'ın kendine özgü, eşsiz güzellikteki bölgelerinden biridir. Andican; dünyaca ünlü âlim ve şairlerin, zeki ve çalışkan insanların, mahir çiftçilerin ve usta girişimcilerin yurdudur. #Andican2026

Muhteşem şölen başladı. 2026 Andican Türk Dünyası Kültür Başkenti resmi açılışı Türk Dünyasından 300’e yakın sanatçının katıldığı bir programla, Türk Dünyası Kültür Başkenti programı kapsamında inşa edilen Babür Bağı amfi tiyatrosunda yapılıyor.


Alıntı:  TÜRKSOY @turksoyorg



Bu ülkedeki herkes Türkiye'yi çok seviyor. Neredeyse herkes Türkiye'nin hayranıdır. (Andijan, Namangan: Özbekistan) Çok iyi insanlarla tanıştım. Sohbet ettim. Yemek yedim. Bak nereyi ziyaret ettim?


🎞️ANADOLU İNSANI: İnsan Olmak Zordur... Metroda kitap okuyan genç

🎞️ 🇹🇷⚽️FUTBOL: 2026 Dünya Kupası'nda Neden Başaramadık?

 


Türkiye 2026 Dünya Kupasına 24 yıl sonra tekrar döndüğünde, hepimiz onlardan 2002'de ki gibi bir başarı bekledik.. ama Bizim çocuklar çok başarısız olup turnuvaya 6 günde veda ettiler peki ama neden?

📖 Merhametli Çocuklar Yetiştirin....

 
MERHAMET

Önemli Noktalar

  • Merhamet, acıma duygusuyla zayıf ve mazluma yardım etme eğilimidir; empati ve şefkatin en derin halidir.
  • Yunus Emre gibi sufiler, merhameti "insan sevgisi"nin temeli olarak görür: “Yaratılanı severim, Yaratan’dan ötürü.”
  • Türk kültüründe atasözleriyle pekiştirilir; %80’i merhameti övüp zalimliği kınar (Kaynak: Türk Dil Kurumu atasözleri derlemesi).

20260623

📰 Bulgaristan’ın Kırcaali kentindeki Ortacı köyünde Rayme Osman Türk kimliğinden ötürü yaşadığı sıkıntıları anlatıyor:



Bulgaristan’ın Kırcaali kentindeki Ortacı köyünde yaşayan ve tütün toplayarak geçimini sağlayan Rayme Osman, Türk kimliğinden ötürü yaşadığı sıkıntıları anlatıyor: 
“Üniversiteye gittiğimizde bize üstten bakıyorlar, ‘Türkçe isminle nereye gitmeyi düşünüyorsun?’ diyorlar.”


Alıntı: Rumeli Hafıza Çalışmaları @rumelihafiza


🎞️Mart 1913'te Edirne'nin düşmesinin hemen ardından

113 yıl öncesine gidiyoruz. Mart 1913'te Edirne'nin düşmesinin hemen ardından, Rus savaş muhabiri Samson Çernov’un kamerasına yansıyan bu nadide görüntüler, o dönemin ağır atmosferini tüm gerçekliğiyle günümüze taşıyor. Görüntülerde neler mi var?

  • Kalenin siperlerinde dolaşan Bulgar askerleri, 
  • esir düşmüş Türk birlikleri 
  • ve Selimiye Camii'nin minarelerinden şehre bakış... 
  • Askerlerle iç içe geçmiş sivil halkın tedirgin bekleyişi, 
  • Hilal-i Ahmer (Kızılay) hastanesindeki çabalar 
  • ve kuşatmada yer alan Sırp askerlerinin dönüş yolculuğu için trenlere ekipman yüklediği o son anlar...

Savaşın sokaklarda ve insanların yüzlerinde bıraktığı izleri görmek, adeta tarihe bir pencere açmak gibi. 🎥Kaynak: Jugoslovenska kinoteka


Alıntı: Nadide Fotoğraf @nadidefotograf



📰 1998'de Hakkari Kalesi'nde bulunan 13 gizemli dikilitaş, Erken Demir Çağı'na ait ve 4 bin yıllık bir tarih sunuyor.

 1998'de Hakkari Kalesi'nde bulunan 13 gizemli dikilitaş, Erken Demir Çağı'na ait ve 4 bin yıllık bir tarih sunuyor.

Üç metreye kadar ulaşan stellerin üzerinde insan figürleri, silahlar ve hayvan betimlemeleri bulunuyor. Orta Asya balbal geleneğiyle benzerlikleri nedeniyle göçebe kültürlerine işaret eden bu eserlerin, Hurri veya yerel beyliklere ait olabileceği de düşünülüyor.

Alıntı: Umut Güner @umuttgunerr

📖1933 yılında Atatürk'ün, Musul, Kerkük, adalar, Selanik, Batı Trakya hakkında General Mac Artur’a söyledikleri...


1933 yılında Atatürk, General Mac Artur'a şöyle der; 

"Allah nasip eder, ömrüm vefa ederse Musul, Kerkük ve adaları geri alacağım.

Selanik de dâhil Batı Trakya'yı Türkiye hudutları içine katacağım."

 

(Türk Silahlı Kuvvetler Dergisi, 

syf:26, sayı: 333, Temmuz 1992)


Alıntı: Tarihi Merak Ediyoruz @tarihiiimerak


📰İlk tank taburumuzun kuruluşu ve Rus subayların kuruluş dönemindeki etkileri




İlk tank taburumuzu Sovyetler Birliğinden aldığımız tanklarla kurduğumuz bilinir fakat Rus subayların kuruluş dönemindeki etkileri pek bilinmeyen bir husustur. Paylaştığım bu önemli belgede Atatürk'ün üç Rus subayının kuruluş sürecinde vazife almalarını onayladığını görüyoruz. 


 İlk Tank Taburu'nun kurucusu ve "Türk Tankçılığının Babası" olarak tanınan merhum Tümg. Tahsin Yazıcı'nın yine kendisi gibi Tank subayı olan oğlu Bali Yazıcı'ya göre Rus subaylar arasında özellikle Vladimir adlı bir yüzbaşı çok sevilmiş ve taburdan göz yaşlarıyla ayrılmıştı. 

Bununla beraber Türk zırhlı birliklerinin kuruluş sürecinde yabancı etkisi bir süre daha devam etmiştir. Rus subayların yanı sıra İngilizler II. Dünya Savaşı döneminde, Amerikalılar ise hemen sonrasında zırhlı birliklerimizin eğitim ve organizasyonunda aktif görev almışlardı.

Alıntı: Erhan Çifci @dunyaharptarihi



20260622

📖 Anadolu'da “Türk” adının geçtiği en eski kalıntıları

Konya’nın Karatay ilçesi Yağlıbayat Mahallesi’nde yer alan Savatra Antik Kenti, Anadolu'da “Türk” adının geçtiği en eski kalıntıların bulunmasıyla dikkat çeken önemli bir tarihi merkezdir: 

İşte o Türk adının kalıntısı: 



📰 Bir İsim, Bir Anlam: Altay

 

✨ Bir İsim, Bir Anlam: Altay

Türk tarih ve kültüründe önemli bir yere sahip olan Altaylar, birçok araştırmacı tarafından eski Türk topluluklarının yaşadığı ve Türk kültürünün şekillendiği bölgelerden biri olarak görülmektedir. Bu nedenle Altay ismi yalnızca bir coğrafyayı değil; kökeni, gücü, yüceliği ve kültürel mirası da simgeler.

Alıntı: TRT AVAZ @trtavaz


📷🇹🇷ANADOLU İNSANI: Bozkırın Türkmenleri, köy köy dolaşan fotoğrafçıya poz veriyorlar. Yıl 1955

ENTARİLİ OĞLAN

Bozkırın Türkmenleri, köy köy dolaşan fotoğrafçıya poz veriyorlar. Yıl 1955… Evin erkeği bu karede yok. Ama gerçek reis bir “Osmanlı” kadını, ortada oturuyor. Sağında, solunda, kucağında torunları. Asalet ve otorite; duruşunda, yüzünde ve korumacı tavrıyla ellerinde yansıyor. Kadınlar bayramlıklarını ya da “pazarlık”larını giymişler: 

  • Kadifeden ceketler... İhtimal mor, kahverengi, lacivert… 
  • Belde kalın deri kemerler... 
  • Kolçak ayrı bir hava katıyor giysilere… 
  • Tutuculuktan uzak, samimi bir Anadolu kültürü örtüyor başlarını. 
  • Kesilmiş kakülleri tutan gümüş tokaların uyumunda kehribar kolyeler… 
  • Genel çizgide bir ciddiyet hakim, bir parça da çekingenlik: Ne de olsa ilk defa fotoğraf çektiriyorlar. 
  • Saçları arasında bir nazarlık taşıyan entarili oğlan çocuğu ise hiçbir şeyin farkında değil henüz.


Alıntı: Umut Güner @umuttgunerr

🌱Kars'ta "kurt kulağı" olarak bilinen iris çiçekleri açtı


🌱Kars'ta "kurt kulağı" olarak bilinen iris çiçekleri açtı 

🌸Dünyada nadir bölgelerde yetiştiği bilinen ve Türkiye'nin doğusunda da yetişen çiçek, açtığı arazilere renk katıyor



Alıntı: Hürriyet.com.tr @Hurriyet

20260621

📷 Hasanoğlan Köy Enstitüsü kız öğrencileri

Köylerinden ilk defa çıkıp Ankara Hasanoğlan Köy Enstitüsü'ne kayıt yaptıran, baharın da gelmesiyle başlarına kır çiçeklerinden taç yapmış Hasanoğlan Köy Enstitüsü kız öğrencileri. 1940'lı Yıllar '' Komadı karanlığın ağaları, Halk uyansın, ülke çiçeğe dursun.''

Alıntı: Hasanoğlan Köy Enstitüsü @HasanoglanKE

📰 🇳🇱Hollanda'da 🇹🇷Gurbetçi bir babanın mücadelesi...

 

Bazı babalar…

1992 yılında Rotterdam'da, oğlunu kabul etmeyen ilkokulu ayrımcılık yaptığı gerekçesiyle protesto eden ve kendisini bir saatliğine okulun kapısına zincirleyen baba Bülent Türker… Buğra Türker okudu, iki üniversite bitirdi, şimdilerde Hollanda’da bir otel zincirinde yönetici. 🌿


Alıntı: DiasporaTürk @diaspora_turk

📰 Afrika kökenli 🇹🇷Türklerden biri ✈️Pilot Çelikten

Afrika halkları kendi ülkelerinde bile Batılı sömürgecilerin rkçılığına maruz kalırken bizim içimizde yetişen, kurtuluş savaşında gazi olan Afrika kökenli askerlerimiz, pilotlarımız vardı.

Pilot Çelikten’i bir 🎥 belgesel filmle halen dünyaya tanıtamamış olmamız büyük bir kayıptır.

Alıntı: Halim Gençoğlu @halimgencoglu



📖 9 Eylül 1922’de İzmir Karşıyaka'ya ilk 🇹🇷Türk Bayrağını diken “Bombacı Ali Çavuş”.

  Alıntı:  Tarihi Merak Ediyoruz @tarihiiimerak YORUMLARDAN: Kapışan Şahin @AtmacaPistlerde Bu fotoğraftan çıkaracaklarımız var. Benim ilk a...