Atatürk:''Ne Mutlu Türküm diyene'' - Biz Türkler Asyai bir milletiz - Anadolu İrfanı'yla aydınlanır yolumuz... arşivi derleyen: Alp İçöz, gönül dostu bir şair
Yeniçeri Ocağı'na bağlı olan bu elit birlik, padişahın can güvenliğinden sorumlu olan en yakın şahsi koruma muhafızlarıydı.
Solaklar, savaşta ve törenlerde padişahın atının hemen sağında ve solunda yürürlerdi. Görevleri, padişaha yönelebilecek her türlü saldırıyı, ok ve yaylarıyla bertaraf etmekti.
Padişahın sağında yürüyen Solaklar, yayı SAĞ elleriyle tutar ve sol elleriyle oku çekerlerdi. Padişahın solunda yürüyen Solaklar, yayı SOL elleriyle tutar ve sağ elleriyle oku çekerlerdi.
Solaklar üsküf adı verilen, üzeri arkaya doğru sarkan, önünde ise yukarıya doğru uzanan devasa gümüş/altın işlemeli tüyler (turna teli veya sorguç) bulunan çok yüksek başlıklar takarlardı.
Süphan Dağı'nın ihtişamı, Nemrut Krater Gölü'nün gizemi, Van Gölü'nün engin maviliği ve Bitlis'in incileri Ahlat, Adilcevaz ile Tatvan.
Umut Güner @umuttgunerr
YORUM...
Ufuk Sezekkaplan @USezekkapl79342
Van'dan yola çıkarak Edremit, Akdamar ve Tatvan üzerinden Nemrut kraterine gitme şansına sahip olmuş biriyim.
Nemrut kraterine inmeden önce, doğal tabiat fırını sayesinde bitki örtüsü çok renkli hal alır. Göl ise (iki göl var) kendinizle başbaşa kaldığınız ilahi bir mekandır.
Sofya'da kostümlü bir baloya davet edilen Atatürk, 11 Mayıs 1914 tarihinde gerçekleşen bu davete Yeniçeri devrinin Serhat Beyi kıyafeti ile giyerek gitmişti.
Atatürk'ün bu kostümü giymeyi seçmesi, Eski Türklerin fetihlerinden bahsetme fırsatı çıkabileceğini düşünerek, bütün davetlilerin belleğinde yer etmek amacıyla, iyi düşünülmüş bir stratejik bir harekettir.
Bir fotoğraf, bir hikaye serimizin ikinci videosunda, görmeye alışkın olduğumuz, Atatürk'ün pek sevilen Yeniçeri kostümü ile çekilmiş olduğu fotoğrafın hikayesini paylaşıyoruz.
Atatürk’ün Yeniçeri kıyafeti ile çekilen fotoğrafının öyküsü.
00:00 Atatürk'ün Sofya'daki ilk günleri 00:55 Kostümlü Balo'ya davet edilen Mustafa Kemal yeniçeri kostümü seçiyor 02:28 Kazım Özalp Enver Paşa'nın izniyle yeniçeri kıyafeti gönderiyor 02:51 Sofya’daki Kıyafet Balosunda bir Yeniçeri 03:30 Atatürk'ün evlenme teklif ettiği kadın: "Miti" Dimitrina Kovaçev 04:43 Yeniçeri kostümlü Atatürk'ün çekildiği fotoğraf 06:15 Ali Kırca'nın haber kapanış müziği: Sofya’da Dans: Atatürk
Türkiye'nin dost ve yakın ilişki kurduğu ülkeler, tarihsel ve kültürel bağlardan, coğrafi yakınlıktan, karşılıklı ekonomik çıkarlar ve siyasi işbirliklerinden besleniyor. Bu bağlamda Türkiye'nin sevilmesi ya da yakın ilişkiler kurulması genellikle çok yönlü bir etkileşimden kaynaklanır. Şimdi, Türkiye’yi seven ve Türkiye ile güçlü bağlara sahip olan bazı ülkeleri daha detaylı bir şekilde ele alalım:
Azerbaycan
Tarihi ve kültürel bağlar: Türkiye ve Azerbaycan, aynı dil ailesine ait Türk dillerini konuşurlar ve tarihsel olarak Osmanlı İmparatorluğu döneminden bu yana birbirleriyle yakın ilişkiler içindedirler.
"Tek millet, iki devlet" anlayışı oldukça yaygındır. Bu söz, halklar arasındaki derin bağları anlatır. Azerbaycan, Ermenistan ile yaşadığı Dağlık Karabağ Savaşı'nda Türkiye'nin desteğini hissetmiş ve Türkiye de Azerbaycan'a diplomatik ve askeri destek sunmuştur.
Eğitim ve kültürel değişim: Azerbaycan'da birçok Türk okulunun bulunması, kültürel ve akademik ilişkilerin güçlenmesine yardımcı olur.
Kırgızistan
Ortak tarih ve kültür: Kırgızistan, Türk dünyasının bir parçası olarak kabul edilir. Kırgız halkı, Türk halklarıyla benzer dil, gelenek ve göreneklere sahiptir.
Türk Dil Kurumu ve diğer Türk teşkilatları: Türkiye, Kırgızistan’a eğitim, sağlık ve altyapı gibi çeşitli alanlarda yardımlar yapmaktadır. Ayrıca, iki ülke arasında sıkça kültürel etkinlikler düzenlenir.
Kırgızistan'da Türkiye'nin etkisi: Kırgızistan’daki Türk okulları, üniversiteler ve sosyal projeler, iki ülkenin yakınlaşmasını pekiştiren unsurlardır.
Kazakistan
Dil ve kültür bağları: Kazakistan, Türkiye ile benzer dil ve kültür mirasına sahip bir ülkedir. Türk dili konuşan halklarla yakın bağlar vardır.
Stratejik işbirlikleri: Türkiye, Kazakistan ile ekonomik ve diplomatik ilişkileri güçlendirmiştir. Özellikle enerji, ticaret ve inşaat sektörlerinde işbirlikleri çok yoğundur.
Türk Konseyi: Kazakistan, Türk Konseyi'ne üye ülkelerden biri olup, bu bağ üzerinden kültürel ve ekonomik işbirliği sürdürülmektedir.
Türkmenistan
Ortak dil ve kültür: Türkiye ile Türkmenistan arasında ortak bir dil ve kültürel miras bulunmaktadır. Türkmen halkı, Türk halkı ile tarihsel olarak aynı kökenden gelmektedir.
Siyasi ilişkiler: Her ne kadar Türkmenistan'ın bağımsızlık sonrası izlediği tarafsızlık politikası olsa da, Türkiye ile Türkmenistan arasında sıkı ekonomik ve diplomatik ilişkiler vardır.
Enerji işbirliği: Türkmenistan, özellikle enerji alanında Türkiye ile işbirliği yapmaktadır. Bu bağlamda enerji kaynaklarının taşınması, boru hatları ve altyapı projeleri önemli konulardır.
Makedonya (Kuzey Makedonya)
Türk nüfusu ve kültürel bağlar: Kuzey Makedonya'da büyük bir Türk nüfusu bulunmaktadır ve bu nüfus, Türk kültürünü yaşatmaya devam etmektedir. Türkiye'nin Makedonya'daki Türk nüfusuna verdiği destek, iki ülke arasındaki bağları pekiştirmiştir.
Diplomatik ilişkiler: Türkiye, Kuzey Makedonya'nın bağımsızlığını tanımış ve ülkeyle güçlü diplomatik ilişkiler geliştirmiştir. Kültürel değişim ve eğitim alanında da işbirliği sürmektedir.
Altyapı projeleri ve yardımlar: Türkiye, Kuzey Makedonya'da çeşitli altyapı projeleri ve insani yardımlar gerçekleştirmiştir.
Kosova
Tarihsel bağlar: Kosova ve Türkiye arasında tarihsel bağlar çok güçlüdür. Osmanlı İmparatorluğu döneminde Kosova, Osmanlı topraklarının bir parçasıydı ve bu tarihsel bağlar, halklar arasındaki ilişkilerin temelini oluşturur.
Bağımsızlık sonrası Türkiye'nin desteği: Türkiye, Kosova'nın bağımsızlığını tanıyan ilk ülkelerden biri olmuştur. Kosova halkı, Türkiye'yi bir dost ve kardeş ülke olarak görmektedir.
Ekonomik ve kültürel işbirliği: Türkiye, Kosova'ya altyapı projeleri, eğitim ve sağlık alanlarında büyük destek sunmaktadır. Türk dili de Kosova'da yaygın olarak öğrenilmektedir.
Bosna-Hersek
Boşnak halkı ve kültürel bağlar: Bosna-Hersek'teki Boşnaklar, Osmanlı İmparatorluğu döneminden itibaren Türkiye ile sıkı kültürel bağlar kurmuştur. Boşnaklar arasında Türk kültürünün etkisi oldukça yoğundur.
Savaş sonrası Türkiye'nin yardımları: Bosna-Hersek’teki 1990'lı yıllardaki savaşın ardından Türkiye, Bosna-Hersek'e büyük insani yardımlar ve destek sağlamıştır.
Turizm ve eğitim ilişkileri: Türkiye, Bosna-Hersek'teki turizm sektörüne yatırım yapmış ve eğitimde de işbirliği sürdürmektedir.
Suriye
Ortak kültür ve tarih: Türkiye ile Suriye arasındaki tarihsel bağlar çok eskiye dayanır. Suriye’deki Türkler ve Türkiye'deki Suriyeliler arasında kültürel benzerlikler vardır.
Suriye iç savaşının etkisi: 2011 yılında başlayan iç savaş nedeniyle Suriye ile ilişkiler gerilse de, Türkiye milyonlarca Suriyeliye ev sahipliği yaparak insani yardımda bulunmuş ve Suriyelilere yönelik pek çok projeye imza atmıştır. Ayrıca, Türkiye'nin Suriye'deki güvenlik ve insani durum konusundaki müdahaleleri de bilinir.
Kültürel bağlar: Türkiye, Suriye'nin eski başkenti Şam ve Halep gibi şehirlerle de kültürel ilişkilerini sürdüren bir ülkeydi.
Almanya
Türk diasporası: Almanya'da büyük bir Türk nüfusu bulunmaktadır. Bu, kültürel ilişkiler açısından önemli bir faktördür. Almanya’daki Türkler, iki ülke arasında güçlü bir köprü işlevi görmektedir.
Ekonomik ilişkiler: Türkiye ile Almanya arasındaki ekonomik ilişkiler çok yoğundur. Almanya, Türkiye'nin en büyük ticaret ortaklarından birisidir ve iki ülke arasındaki sanayi, otomotiv, tekstil gibi sektörlerde önemli işbirlikleri bulunmaktadır.
Siyasi ilişkiler: Almanya, Türkiye ile Avrupa Birliği bağlamında çeşitli ilişkiler sürdürmektedir.
Arnavutluk
Osmanlı geçmişi ve kültürel bağlar: Arnavutluk, Osmanlı İmparatorluğu'nun bir parçasıydı ve Türk kültürü burada oldukça yaygındır. Bu bağlar, Arnavutluk halkının Türkiye'ye karşı olumlu bir bakış açısı geliştirmesine katkıda bulunmuştur.
Bağımsızlık sonrası ilişkiler: Arnavutluk’un bağımsızlığını kazanmasının ardından, Türkiye ile olan ilişkiler, özellikle eğitim, ticaret ve kültürel değişim alanlarında pekişmiştir.
Destek ve yardımlar: Türkiye, Arnavutluk’a özellikle altyapı ve eğitim projelerinde büyük destek vermektedir.
Türkiye'nin dost olduğu ülkeler, ortak tarih, dil, kültür ve karşılıklı çıkarlar doğrultusunda güçlenmiş ilişkilere sahip ülkelerden oluşmaktadır. Bu ilişkiler, her iki ülkenin halkları arasında sevgi ve saygıyı pekiştirirken, aynı zamanda ekonomik ve siyasi işbirliklerini de derinleştirmektedir.
Ötüken’de Türk Seslerinden Selçuklularda “Nevbet Vurma”ya
Türk bandosu ve Osman beye hediye edilen Mehter
Haydn, Mozart, and Beethoven’ı bile etkileyen Ötüken’deki Türk sesleri
Ötüken’den Ürgenç Hive’ye gelen Türkler Harezm bölgesinde egemenliği kurunca Selçuklu Devletini kurdu.
Selçuklularda “Nevbet Vurma” geleneği
İlk mehter Osman Gazi’ye hediye geldi
Tarihi kayıtlara göre ilk “mehter takımı” Osman Gazi’ye Selçuklu Sultanı III. Alaeddin Keykubad tarafından gönderildi.
Yanında bir de ferman vardı: “Bundan sonra bağımsız devlet oldun” mesajı. Yani mehter, Osmanlı’nın bağımsızlık ilanı gibi bir şeydi.
Orta Asya Türkleri
8. yüzyıl Orhun Yazıtları’nda bile tek tek çalgıcılardan bahsediliyor.
Göktürkler, Hunlar savaşta davul + boru kullanıyordu. Yani gelenek Orta Asya bozkırlarından geliyor.
Selçuklu sultanları her gün 5 vakit namazdan sonra sarayın önünde nevbet vurdururdu. Davul, zurna, boru ile hükümdarlık alameti olarak çalınırdı.
Osmanlı bunu aldı, Janissary ile birleştirip “savaş bandosu” haline getirdi. Selçuklu saray müziğiydi Osmanlı savaş müziği oldu.
Yunan medyası Kyriakos Mitsotakis’e Osmanlı diye fırça atıyor ama işin aslı Selçuklu’dan beri var. Daha da eskiye giderlerse Orhun Yazıtları’na kadar gideriz
Mehter Osmanlılarla başlamadı.
İlk Mehter grubu aslında 1200'lerde Selçuklu Sultanı'ndan I. Osman'a bir hediyeydi - 'yeni devletiniz için tebrikler' hediyesi gibi.
Ama fikir daha da eski.
Selçuklular egemenliği göstermek için günde 5 kez “nevbet” davulları çaldılar ve Orta Asya'daki Türk kabileleri 8. yüzyıla kadar savaş davulları kullandılar.
Osmanlılar onu aldı, büyüttü, Yeniçileri ekledi ve dünyanın ilk gerçek askeri bandosuna dönüştürdü. Avrupa daha sonra kavramı kopyaladı."
Avrupa, 16. yüzyılda Osmanlı'dan askeri bando fikrini kopyaladı.
Mehter sesleri Avrupa klasik müziğini bile etkiledi. Haydn, Mozart ve Beethoven gibi besteciler, Mehter'i taklit etmek için alla turca tarzında parçalar yazdılar. En ünlü örnek: Mozart'ın Piyano Sonata No'dan Türk Yürüyüşü. 11.
Ona ne oldu?
• 1826: Sultan II. Mahmud Yeniçerileri ortadan kaldırdı ve Mehter gözden düştü.
• 1911: İstanbul Askeri Müzesi müdürü onu yeniden canlandırdı.
• 1953: İstanbul'un Fethi'nin 500. yıldönümü için Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından tamamen restore edildi.
Ötüken’de Türk Seslerinden Selçuklularda “Nevbet Vurma”ya Türk bandosu ve Osman beye hediye edilen Mehter
Haydn, Mozart, and Beethoven’ı bile etkileyen Ötüken’deki Türk sesleri
Ötüken’den Ürgenç Hive’ye gelen Türkler Harezm bölgesinde egemenliği kurunca Selçuklu Devletini… pic.twitter.com/EyPhdyRzMF
Mehter Marşı (Ceddin Deden) sözlerini kim yazdı, kim besteledi? İşte Mehter Marşı'nın tarihi ve sözleri
Türk askeri tarihinin ve kültürünün en görkemli sembollerinden biri olan Mehter Marşları....
Kulaklarda yer eden ritmi, insanı coşturan kös ve davul sesleriyle Türk milletinin bağımsızlık ve güç sembolü olan Mehter Marşları, zengin tarihi geçmişiyle dikkat çekiyor. Dünyanın ilk ve en eski askeri bandosu kabul edilen Mehter Takımı, Osmanlı İmparatorluğu döneminde ordunun moralini yükseltmek ve düşmana gözdağı vermek amacıyla kuruldu.
CEDDİN DEDEN MARŞI SÖZLERİ KİMİN? KİM BESTELEDİ?
Bugün "Mehter Marşı" denildiğinde akla ilk gelen eser olan "Ceddin Deden" (Ordu Marşı), sanılanın aksine yüzlerce yıl önce değil, Osmanlı'nın son döneminde kaleme alınmıştır.
Söz Yazarı:Muallim İsmail Hakkı Bey tarafından I. Dünya Savaşı öncesinde, orduya ve millete moral aşılamak amacıyla yazılmıştır.
Bestecisi: Eserin bestesi de yine Muallim İsmail Hakkı Bey ile Ali Rıza Bey (Kaptanzade) tarafından yapılmıştır.
Tarihi Dönem: 1910'lu yıllarda, özellikle Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı'nın zorlu atmosferinde askerleri coşturmak için ordu marşı olarak ordu envanterine girmiştir.
CEDDİN DEDEN MARŞI SÖZLERİ (ORDU MARŞI)
Günümüzde mehteran denince akla ilk gelen, sözleri ve bestesi Muallim İsmail Hakkı Bey'e ait olan meşhur marşın sözleri şöyledir:
Ceddin deden, neslin baban;
En kahraman Türk milleti.
Orduların, pek çok zaman,
Vermiştir dünyaya şan.
Türk milleti, Türk milleti;
Aşkla sev milliyeti.
Kahret vatan düşmanını,
Çeksin o mel'un zilleti.
DÜNYANIN İLK ASKERİ BANDOSU: MEHTERİN TARİHİ
Mehteran yapısının kökenleri, Hun İmparatorluğu'ndaki "Tuğ" ve "Tabıl" (Davul) geleneğine kadar uzanır. Osmanlı'da ise resmi olarak Osman Gazi'ye Anadolu Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Mesud tarafından gönderilen tuğ ve davul ile bir bağımsızlık sembolü olarak doğmuştur.
Pastırma is one of the oldest Turkish cured meats, made by air-drying beef.
This thousands-old preservation method dates back to the Turkic nomads of Central Asia and remains a beloved delicacy today. pic.twitter.com/R8oVk082d8
Niğde'nin Bor ilçesine bağlı Kemerhisar beldesindeki Tyana Antik Kenti'nde sürdürülen arkeolojik kazılarda, sekizgen planlı kilisede Geç Roma Dönemi'ne tarihlenen 42 mezardan 18'i gün yüzüne çıkarıldı.
Aksaray Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü ve Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Osman Doğanay, 2006 yılı çalışmalarda dördüncü aya girdiklerini söyledi. Doğanay, "Çalışmalarımızın merkezinde Tyana su kemerlerinin turizme ve ekonomiye kazandırılması yer almakta. Bu aylarda Tyana'nın simge yapılarından sekizgen planlı kilisenin orta nefinde (Kiliselerde giriş ile sunak arasındaki en geniş ve en yüksek ana koridor) kazı çalışmalarını yürütüyoruz. Kazılarımız son derece iyi ve hızlı gidiyor. Birçok ekiple çalışıyoruz. Tyana'nın turizme kazandırmak istediğimiz alanlarından birisi de bu kilise" dedi.
Kazı heyetinde yer alan Hacettepe Üniversitesi Antropoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömür Dilek Erdal, mezarların antik kilisenin batı nefinde olduğunun tespit edilmesiyle bu alana yoğunlaşmaya başladıklarını anlattı. Erdal, "2 yıldır burada kazılar yaparak mezarları gün ışığına çıkartıyoruz. Önceki yıllarda insan iskelet kalıntılarının antropolojik analizleri yapılmadığı için kazılara katıldım. Kilise, Hristiyanlığın ilk dönemlerinden itibaren yapılmaya başlanmış, farklı dönemlerde elden geçirilmiş. Buranın nekropol alanı olarak kullanılmış olduğunu görüyoruz." diye konuştu.
Mezarların antik kilisenin batı nefinde olduğunun tespit edilmesiyle bu alana yoğunlaşmaya başladıklarını anlatan Erdal, "2 yıldır burada kazılar yaparak mezarları gün ışığına çıkartıyoruz. Kilise, Hristiyanlığın ilk dönemlerinden itibaren yapılmaya başlanmış, farklı dönemlerde elden geçirilmiş. Buranın nekropol alanı olarak kullanılmış olduğunu görüyoruz. Geçen seneden hazırlanmış 25 mezar vardı, mezarların etrafını temizlerken sayının arttığını gördük ve yaklaşık 42 mezar tespit edip, bunların 18'ini açtık, 2 mezarı daha bu sezon açacağız, 22 mezarı da önümüzdeki sezon çalışmak üzere hazır şekilde bırakacağız" ifadelerini kullandı.
📌 525 yıldır süren gelenek; kadınlar 1 günlüğüne köyü yönetiyor
▪️ Bursa'nın Kestel ilçesine bağlı 721 yıllık tarihe sahip kırsal Kozluören Mahallesi'nde 525 yıldır sürdürülen gelenekle kadınlar, 1 günlüğüne yönetime geçti. Muhtarın eşi muhtarlığı, bakkalın eşi esnaflığı… pic.twitter.com/UwMaUVQ8Nn
— Demirören Haber Ajansı (@dhainternet) July 12, 2026
525 yıldır süren gelenek; kadınlar 1 günlüğüne köyü yönetiyor
▪️ Bursa'nın Kestel ilçesine bağlı 721 yıllık tarihe sahip kırsal Kozluören Mahallesi'nde 525 yıldır sürdürülen gelenekle kadınlar, 1 günlüğüne yönetime geçti. Muhtarın eşi muhtarlığı, bakkalın eşi esnaflığı devralırken; erkekler mehter takımıyla mahalle dışına çıkarıldı. Yağlı güreş şenlikleri ile eğlenen erkeklerin, mahalleye girmemesi için jandarma da nöbet tuttu.
"Paşam, ben bu fakir milletten maaș alamam." diyen,
Vefat ettiğinde çantasından kefen, Kur'an ve ay-yıldızlı bayrak çıkan,
Hayatını vatana adayan büyük kahraman:
SUDANLI MUSA
Zenci Musa Kimdir? Aslen Nereli, Hayatı, Kahramanlıkları, Osmanlı’daki Görevi, Nasıl Öldü?
Osmanlı Devleti’nin son döneminde gösterdiği fedakârlık ve vatan sevgisiyle hafızalara kazınan Zenci Musa, tarihimizin unutulmayan kahramanları arasında yer alıyor. Hayatı, görevleri ve ardında bıraktığı miras hakkında merak edilen tüm ayrıntılar bu içerikte.
Osmanlı Devleti’nin son döneminde gösterdiği fedakârlık ve vatan sevgisiyle hafızalara kazınan Zenci Musa, tarihimizin unutulmayan kahramanları arasında yer alıyor.
Osmanlı Devleti’nin son döneminde sergilediği cesaret, sadakat ve fedakârlıkla adını tarihe yazdıran Zenci Musa, aradan geçen uzun yıllara rağmen en çok merak edilen tarihî şahsiyetlerden biri olmayı sürdürüyor. Osmanlı ordusunda kritik görevler üstlenen ve Millî Mücadele yıllarında da önemli hizmetlerde bulunan Zenci Musa, maddi kazanç yerine vatan sevgisini önceleyen yaşamıyla hafızalarda yer edindi.
Zenci Musa Kimdir?
Zenci Musa, 1880yılında bugün Sudan sınırları içerisinde yer alan bölgede dünyaya geldi. Osmanlı Devleti’nin Afrika topraklarında doğan Musa, genç yaşlarda İstanbul’a gelerek Osmanlı ordusuna katıldı. Güçlü fiziği, disiplinli yapısı ve sadakati sayesinde kısa sürede dikkat çeken Musa, devletin önemli askerî birliklerinde görev almaya başladı.
Tarih kaynaklarında “Zenci” lakabıyla anılmasının nedeni Afrika kökenliolmasıdır. Dönemin kayıtlarında bu ifade fiziksel kökenini tanımlayan bir lakap olarak kullanılmıştır. Musa ise yaşamı boyunca Osmanlı Devleti’ne bağlılığını ve vatan sevgisini her fırsatta ortaya koyan isimlerden biri olarak tanındı.
Birinci Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı Devleti adına yürütülen çeşitli askerî ve lojistik faaliyetlerde görev alan Zenci Musa, özellikle zorlu coğrafyalarda gösterdiği dayanıklılık ve görev bilinciyle komutanlarının takdirini kazandı. Güçlü fiziği sayesinde ağır yüklerin taşınmasında ve stratejik malzemelerin güvenli şekilde ulaştırılmasında önemli sorumluluklar üstlendi.
Millî Mücadele Dönemindeki Fedakârlıklarıyla Hafızalara Kazındı
Osmanlı Devleti’nin zor günlerinde olduğu gibi Millî Mücadele yıllarında da görev almaya devam eden Zenci Musa, Anadolu’daki direnişe destek veren isimlerden biri oldu.İşgal yıllarında büyük maddi sıkıntılar yaşamasına rağmen devlet sırlarını yabancı güçlere satmayı reddettiği yönündeki anlatılar, onun karakterini simgeleyen en önemli örneklerden biri olarak günümüze kadar ulaştı.
Tarih kaynaklarında yer alan bilgilere göre İngilizler tarafından yüksek maaş teklif edilmesine rağmen bunu kabul etmeyen Musa’nın, “Ben devletime ihanet etmem.” sözünü söylediği rivayet edilir. Bu anlatı, doğrulanmış resmî bir belgeye dayanmamakla birlikte halk arasında onun vatanseverliğini simgeleyen en bilinen hikâyeler arasında yer alıyor.
Hayatının Son Dönemini Büyük Zorluklarla Geçirdi
Savaş yıllarındaki yoğun görevlerin ardından sağlık sorunları yaşamaya başlayan Zenci Musa, ekonomik açıdan da oldukça mütevazı bir yaşam sürdürdü. İstanbul’da hamallık yaparak geçimini sağladığı, hiçbir zaman devlet hizmetini maddi çıkar için kullanmadığı tarihî kaynaklarda sıkça anlatılıyor.
Uzun yıllar boyunca cephelerde görev yapan Musa’nın savaş şartlarının etkisiyle sağlık durumunun bozulduğu belirtiliyor. Yaşamının son dönemini maddi imkânsızlıklar içinde geçirmesine rağmen devletine olan bağlılığından vazgeçmediği ifade ediliyor.
Zenci Musa Nasıl Öldü?
Zenci Musa, 1919 yılında verem (tüberküloz) hastalığı nedeniyle İstanbul’da hayatını kaybetti. Savaş yıllarında yaşadığı ağır şartların ve yetersiz beslenmenin hastalığını ağırlaştırdığı belirtilmektedir. Vefatının ardından mütevazı bir törenle defnedilen Musa, zamanla Türk tarihinin sembol isimlerinden biri haline geldi.
Bugün adı yalnızca askerî başarılarıyla değil, dürüstlüğü, fedakârlığı ve vatan sevgisiyle de anılıyor. Eğitim kurumlarında, tarih araştırmalarında ve belgesellerde sık sık örnek gösterilen Zenci Musa, Osmanlı’nın son dönemindeki sadakat sembollerinden biri olarak kabul ediliyor.
Türk Tarihinde Sadakatin Ve Vatan Sevgisinin Sembolü
Aradan geçen yıllara rağmen Zenci Musa, yalnızca asker kimliğiyle değil, ahlaki duruşuyla da hafızalarda yaşamaya devam ediyor. Hayatı boyunca makam, servet veya kişisel çıkar peşinde koşmayan Musa, devletine bağlılığı ve görev anlayışıyla tarih kitaplarında özel bir yere sahip oldu. Bugün onun yaşam öyküsü, Osmanlı Devleti’nin son döneminde fedakârlık gösteren kahramanların unutulmaması gerektiğini hatırlatan en önemli örneklerden biri olarak görülüyor.
Türk edebiyatının, toplumcu gerçekçi şiirin, hüznün ve isyanın sade ama büyülü sesi, usta şair Ahmet Telli'nin bedeni toprak altına girecekmiş yarın...
Peki şiirleri ne olacak? Onlar silinecek mi hafızamızdan...
“Gidersen Yıkılır Bu Kent” demişti ya, yarın yıkılacak mı Ankara?
Yüksel Caddesi’nde Sakarya’da göremeyeceğiz onu belki ama dizeleri eksilecek mi dilimizden?
Sahi şairler ölür mü?
Misal Cemal Süreya, Turgut Uyar, Metin Altıok, Behçet Aysan, Nazım Hikmet, Gülten Akın, Didem Madak, Yunus Emre, Fuzuli, Cahit Külebi, Karacaoğlan, Necip Fazıl, Nilgün Marmara, Orhan Veli öldü mü?
İlk gençliğimden itibaren yüreğimize dokunan, bize Türkçe ve şiiri sevdiren, dizeleriyle yüreğimizi kuşatan, sevdaları, ayrılıkları ve direnişi duru bir dille anlatan, o bilge gezgin ardında koca bir boşluk bırakacak elbette... Unutulmayacak dizeleriyle ise de hiç silinmeyecek bir iz...
"Gidersen yıkılır bu kent kuşlar da gider..." demişti; bugün kuşlar bir miktar daha öksüz, pencerelerin önündeki fesleğenler bir miktar daha boynu bükük kaldı usta...
Işıklar içinde uyu, devrin daim olsun Ahmet Telli...
Karaman Türkleri MÖ.400 lerden beri Anadolu'da idi.
Karaman Türklerinin Hristiyan dinine mensup olanları Karamanca adıyla anılan Türkçenin Grek Alfabesi ile yazımını kullandılar.
Bu cümlenin iki taraftan da okunuşu aynı:
“ΝΗΨΩΝ ΑΝΟΜΗΜΑΤΟΝ ΜΗΝ ΜΟΝΑΝ ΩΨΗΝ” manası...
Karaman Türkleri MÖ.400 lerden beri Anadolu'da idi.
Karaman Türklerinin Hristiyan dinine mensup ola...
1- Samsun Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesi Araştırmacısı Emine YILMAZ'ın incelediği CANİK DEVGERİŞ KÖYÜ nde bulunan eski çeşmenin duvarındaki bu yazı Karamanca'dır. Manası;
“SADECE YÜZÜNÜ DEĞİL, GÜNAHLARINI DA YIKA”
2-Anadolu’da Karaman ismine ilk kez MÖ 400'de rastlıyoruz.
Anadolu’ya yerleşen Türklerin bir bölümü, Hristiyanlığı kabul edip Grek harflerini öğrenmişler ve bu alfabe ile bir edebiyat meydana getirmişlerdir.
3-Türkçe konuşan, Hristiyanlığın Ortodoks mezhebini benimsemiş bu Türklere “Karamanlı Türkleri veya Karamanlı” adı verilmiştir.
Karamanoğulları Devletinin bu adla anılmasının sebebi, devletin kurulduğu yörenin Doğu Roma döneminden beri Karaman adı ile anılmasındandır.
4-Anadolu’da hala kullanılan bu dua ve ilahiye dikkat edelim.
Yattım Allah, kaldır beni Nur içine daldır beni Can bedenden çıkmadıkça İmanla uyandır beni Yattım sağıma, döndüm soluma Melekler şahit olsun dinime imanıma...
5-Bu dua da Hristiyan Karamanlının duası ;
“Aman Panaiyam, tatlı panaiyam sağdan sola yokla panaiyam. Yoklayasında bekleyesin. Hristos efendinin kilitleri başıma yastık.
Yattım sağıma döndüm soluma melekler şahad olsun datlı canıma, gümüş dinime, altın imanıma"
Anladınız mı?
6-TÜRKiYE’DE BULUNAN GREK HARFLİ TÜRKÇE KİTABELER VE KARAMAN TÜRKLERİNİN DİLİ adlı çalışma;
"Turkish Discriptions with Hellenic script in Turkey and Language of Karaman Turks"
Prof.Dr Necati DEMİR tarafından neşredilmiştir.
7-Karamanlılar Devletinin başlıca şehirleri;
Adana, Afyon, Aksaray, Ankara, Aydın, Denizli, Halep, Isparta, İstanbul, İznik, Kastamonu, Kayseri, Kırşehir, Konya, Kütahya, Manisa, Nevşehir, Niğde, Samsun, Sivas, Trabzon, Tokat, Zonguldak, Yozgat ilk dikkatleri çekenlerdir.
8-Nevşehir Salnamesi, Sf 10'da geçen,
"Gerçi Rum isek de Rumca bilmez Türkçe söyleriz Ne Türkçe yazar okuruz ne de Rumca söyleriz Öyle bir mahludi tarikatimiz vardır Hurufumuz Yonanice Türkçe meram eyleriz”
herşeyi açıklar niteliktedir.
9-Yunanistan'da yaşayan Karamanlılar' dan
Konya Havası
"Amaaaaan, haniya da benim elli gram pırasam prasam, Bir mum yaksam Konyalı'yı arasam vay vay..."
Türk türkü söyler.
Türkünün tamamı youtu.be
9-Yunanistan'da yaşayan Karamanlılar' dan Konya Havası "Amaaaaan, haniya da benim elli gram pırasam prasam, Bir mum yaksam Konyalı'yı arasam vay vay..." Türk türkü söyler.
Şu mübadele yüzünden. Biz Selanik’e hasret yaşıyoruz. Onlar da Türkiye’ye. Dostça ve Barış içinde yaşayamadık gitti. Karamanlıyım, Rum’um, atalarım Hristiyandı. Ama insanları Rum, Türk, Hristiyan, Müslüman diye sınıflandırmaktansa “İnsan” demeliyiz. Hepimiz kardeşiz. Selam olsun Türkiyedeki tüm Rumlar’a. Selam olsun selaniğe. Selam olsun manastıra. Selam olsun Karaman’a. Selam olsun tüm Yunanistan’a. Selam olsun cennet vatan Türkiye’ye.
@ugurutkan9754
Soydaşlarımıza din ayrımı olmaksızın sahip çıkmalıyız
@safinazuyuyor6049
Keşke koparılmasaydınız bizden! Kültürlerimiz birebir aynı, bir Yunanistan'lıdan çok bize benziyorsunuz. Dansımız, dilimiz aynı. Keşke kalsaydınız..
@1453-5wolf
Mübadele dine göre yapılmış çünkü Karaman'da tanıdığım rum ama müslüman oldukları için gidenlerin yerine yerleştirilmiş yunanlı müslümanlar var .
@abbaskocabas6600
Karamanlı Türklerin durumu, çok üzüntü verici.
Milli kimliğin dini kimlikten önce geldiğinin açık göstergesi insan dinini değiştirebilir ama milliyetini değiştirmesi mümkün değil
Kıyafetler ve oyun tamamen yörük Türkü
@wolfieblack35
Konya kaşık oyunlarınin aynısı. Ulan yoksa bizde mi karamanlıyız ? kafam karıştı 🤔
10-Bu konuda çok sayıda bilgisel yapmıştım.
Onlardan birini buraya ekliyorum, merak eden konunun detayına vakıf olsun.
11-Silifke'den Yunanistan'a giden 'Karamanlı Yörükleri'nin Türkçe muhabbeti o biçim...
Öz kültür, kök kültür böyle bir şeydir, üzerinden 960 sene geçse de unutulmaz değil ki 96 senede unutulsun.
11-Silifke'den Yunanistan'a giden 'Karamanlı Yörükleri'nin Türkçe muhabbeti o biçim...
Öz kültür, kök kültür böyle bir şeydir, üzerinden 960 sene geçse de unutulmaz değil ki 96 senede unutulsun. pic.twitter.com/Rp5sCLBXyP
12-Atina'ya giden Türklerin uğrak yeri de burasıymış.Bu da Karamanlı tabi.Gastronomi Maceraları’nın bu bölümündeAyhan Sicimoğlu’nun yolu komşumuz Yunanistan’dan geçiyor.
Atina’daKaramanlidika Lokantası’nda Şef Yorgo ile mis gibi dana etinden kavurmanın tadına doyasıya varıyoruz.
*********
12-Atina'ya giden Türklerin uğrak yeri de burasıymış.Bu da Karamanlı tabi.Gastronomi Maceraları’nın bu bölümündeAyhan Sicimoğlu’nun yolu komşumuz Yunanistan’dan geçiyor. Atina’daKaramanlidika Lokantası’nda Şef Yorgo ile mis gibi dana etinden kavurmanın tadına doyasıya varıyoruz. pic.twitter.com/2AGDOxXMQH
13-Türk Runik, Mani, Soğd, Uygur, Brahmi, Tibet, Süryani, Arap ve Kiril alfabeleri Türklerin tarih boyunca kullandıkları alfabelerdendir. Bunlardan Grek alfabesi Türklerin kullandığı en eski alfabelerden biridir.
14-Rum adının kökeni :
Rum adının ROMA’dan geldiği iddia edilir. Tarihsel ve bilimsel gerçek şudur :
Etrüskler Roma’nın adını UP-URUM yani,bayındır merkez, bayındır kent olarak kurmuşlar, bu da zamanla RUUMA’dan, ROMA haline dönüşmüştür.
Ülkemizde URUM adı +++
15-...Ülkemizde URUM adı ise Oy-Urum Atın devletinin devamı hâlinde yaşar :
·Dıyâr-ı RUM ,Anadolu;
Bahr-i RUM, Akdeniz ; Arz-er RUM ,Erzurum ;URUM Eli ;
·URUM’iye gölü vb…
Bilimsel Araştırmacı
Doç. Dr. Halûk Tarcan'dan bu aktarım ⏬
16-Karaman Türkleri, 1071’den çok önce Türkiye’ye gelip yerleşen Kuman /Kıpçak veya Peçenek Türklerinin bir boyudur.Anadolu’da Karaman ismine ilk kez MÖ 400’de rastlıyoruz diyen
Prof. Dr. Necati DEMİR'in kitaplarını okuyamayanlara kitap özeti yazısıdır.
18-Bazı arkadaşlar Karamanlılar'ın MÖ. 400 lerde Anadolu'da olmasına şaşırmışlardı.
Şimdi onlara MÖ. 5 yy dan Kıpçakların Taşbabalarını (Erzurum da) gösteriyorum. Hakkaride ki Taşbabalarını hatırlayanlar bunun ne manaya geldiği daha iyi anlayacaklardır...