20260207

''🇹🇷TÜRK KIZLARI, DİĞER İŞÇİLERDEN ÇOK DAHA AZ HASTA OLUYOR, YORULMAK BİLMEDEN ÇALIŞIYOR''

❝Türk kadın ve erkek işçiler, sadece bu işleri yapmaya istekli Alman işçiler bulunmadığı için istihdam edilmiyorlar. Asıl neden, onların Almancayı bilmemeleri, farklı yetişmeleri ve endüstride çalışmanın koşullarına aşina olmamalarıdır. Onların bu durumu üretimi aksatmamaktadır. Nitekim, Berlin Siemens fabrikasındaki Türk işçi kadınlar, radyoaktif materyal sayılan Promethem 147 ile çalıştıklarından haberdar değillerdi.

(Vom Bauern zum Industriearbeiter, 1984)

Alıntı: DiasporaTürk @diaspora_turk





20260206

📖 🌳🌿Ağaçlar en güzel öğretmen aslında.



 🌳🌲Ağaçlar en güzel öğretmen aslında. 

  • Sabrı söğütten, 
  • direnmeyi zeytinden, 
  • yeniden ayağa kalkmayı çınardan 

öğreniyoruz. 

Bazen tek yapmamız gereken durup onları anlamak. 

Köklerine sahip çık, acele etme ve sadece kendin ol. Hepsi bu!

ALINTI: Orman Mühendisi. @0rmanmuhendisi



🎞️ Avrupa hunları ve Asya hunları arasındaki bağlantı ne❓

 


🎞️ 🫎🦌Ren geyiklerini ilk evcilleştiren “Dukha Türkleri”.

 


 

✈️Avrupa'nın 2025 Yılı En Yoğun Havalimanları: 🛫🇹🇷 Türkiye, 🛬listeye iki havalimanıyla girdi - toplam 132,8 milyon yolcuya hizmet verdi

 

Avrupa'nın 2025 Yılı En Yoğun Havalimanları | 2025

🇹🇷 Türkiye, listeye iki havalimanıyla girerek 2025’te toplam 132,8 milyon yolcuya hizmet verdi

📍 Londra Heathrow — 84,4 milyon

📍 İstanbul Havalimanı — 84,4 milyon

📍 Paris Charles de Gaulle — 72 milyon

📍 Amsterdam Schiphol — 68,7 milyon

📍 Madrid Barajas — 68,1 milyon

📍 Frankfurt — 63,1 milyon

📍 Barselona El Prat — 57,4 milyon

📍 Roma Fiumicino — 50,9 milyon

📍 İstanbul Sabiha Gökçen — 48,4 milyon



20260205

📸 🇹🇷Türkiye'deki depremzedelere yardım etmek için seferber olan Can Azerbaycanlı


Yokluk içinde yaşamasına rağmen Türkiye'de deprem olduğunu duyunca, yatağından yorganına elinde ne varsa arabasına yükleyerek, Türkiye'ye getiren Server Beşirli’yi unutmadık. 🇹🇷❤️🇦🇿 

6 Şubat depreminde yaşadığı tüm zorluklara rağmen Azerbaycanlı bir vatandaş, yalnızca birkaç saat içinde Türkiye'deki depremzedelere yardım etmek için seferber olmuştu.


ALINTI:  Lobi TürK @lobiturktr


🎞️ Kastamonu ve Bartın arasındaki Küre Dağları, etkili kar yağışının ardından havadan görüntülendi


Kastamonu ve Bartın arasındaki Küre Dağları, etkili kar yağışının ardından havadan görüntülendi

📃 Türkiye'nin ilk Korunan Alanlar Ağı Parkları (PAN Parks) sertifikasına sahip

🏅 2012'de Avrupa'nın çok özel 13 noktasından biri seçildi

🌲 Endemik bitkileri ve zengin yaban hayatını bünyesinde barındırıyor


http://v.aa.com.tr/3820799

📖💐Sabahattin Ali anısına saygı ve sevgiyle..

 


Alıntı: S.PelinPEREMECİ ♐ #ANDIMIZ @tunaboyutarihi


20260204

🎞️🇹🇷“Karadır Kaşların” şarkısını söyleyen 🇳🇬Nijeryalı adam...

Nijeryalı bir adam, “Karadır Kaşların” şarkısını o kadar temiz söylüyor ki birçok sosyal medya kullanıcısı “Türkçesi benden güzel” yorumu yapıyor. 


 

20260203

🎞️“Soykırım çılgınlığı, öldürülecek başka Türk kalmayınca, Mora'da sona ermiştir.”


“Soykırım çılgınlığı, öldürülecek başka Türk kalmayınca, Mora'da sona ermiştir.”

W.S.Clair, That Greece Might Still Be Free (Cambridge: Open Book Publishers, 2008).


▪️1821'den önce 42.750 Türk

▪️1821'den sonra ‘0’

#TripoliGenocide1821

📖 3 Şubat 1451: Büyük Türk Fatih Sultan Mehmed tahta geçti.

 

Orta Çağ'dan Yeni Çağ'a geçişte değişimin başlangıç noktası; Fatih Sultan Mehmet'in tahta çıkışı. 

Fatih, tahta ne zaman ve nasıl çıktı? 

Fatih Sultan Mehmet, 29 Mart 1432 Pazar günü şafak vakti, o dönemde Osmanlı Devleti’nin başkenti olan Edirne'de doğdu. Babası 2. Murat'ın dördüncü oğluydu. Annesi Hüma Hatun adıyla bilinir.

Mehmet iki yaşına kadar Edirne'de kaldıktan sonra 1434'te süt ninesi ve küçük ağabeyi Ali ile birlikte 14 yaşındaki büyük ağabeyi Ahmet'in Rum sancakbeyi olduğu Amasya'ya gönderildi. Burada ağabeyi Ahmet'in erken yaşta ölmesi üzerine Mehmet altı yaşında Rum sancakbeyi oldu.

Diğer ağabeyi Ali ise Manisa'da Saruhan sancakbeyi oldu. İki yıl sonra babaları 2. Murat'ın talimatıyla iki kardeş yer değiştirdiler ve Mehmet Saruhan sancakbeyi oldu.

FATİH'İN TAHTA ÇIKIŞI

Murat 1443 yazında Karaman Beyi İbrahim'i Anadolu'da yenilgiye uğrattıktan sonra Ekim ayında Edirne'ye döndüğünde Hunyadi Yanoş, Macar Kralı Ladislas ve Sırp Despotu Yorgo Brankoviç önderliğinde bir Hıristiyan ordusunun Tuna'nın güneyindeki Osmanlı topraklarını istila etmeye başladığı haberini aldı.

Aynı dönemde Amasya'dan Şehzade Ali'nin öldüğü haberi geldi. Ağabeyinin ölümüyle Mehmet tahtın yeni vârisi olmuştu 2. Murat, Edirne-Segedin Antlaşması ile Macaristan'la barış yapılmıştı.

1444 yılında 2. Murat, tahtı, oğlu Mehmet'e bıraktı. Mehmet 12 yaşında tahta çıktı. Bu duruma, Çandarlı Halil Paşa ve bazı devlet adamları itiraz ettiler ancak 2. Murat kabul etmedi. Macarlar antlaşmayı bozdu ve savaş hazırlıklarına başladı. Bunun üzerine Fatih, bazı devlet adamlarına ve babası 2. Murat'a iki tane mektup yolladı. Bunların ikincisinde babasına şu meşhur sözleri söyledi:

“Padişah iseniz geliniz, ordularınıza kumanda ediniz; yok, padişah biz isek, emrimize itaat edip ordularımızın başına geçiniz!”

Bu mektup üzerine 2. Murat, yeniden Osmanlı tahtına oturdu. 9 Kasım 1444'de Varna Muharebesi yaşandı. Savaş sonunda Haçlılar yenilgiye uğradı. 1446 yılına kadar tahtta kalan 2. Mehmet gelişmeler üzerine tahtı 2. Murat'a bıraktı. Aynı sene yeniden Manisa Sancakbeyliği'ne atandı.

İKİNCİ KEZ TAHTA ÇIKIŞI

Murat 1451'in 3 Şubat günü öldü. Mehmet babasının ölüm haberini Sadrazam Halil Paşa'nın özel ulakla Manisa'ya gönderdiği mektupla aldı.

Anlatılana göre Fatih Sultan Mehmet, "Beni seven ardımdan gelsin!" diyerek atına atlayıp, kuzeye doğru yola koyuldu. Ve Edirne’ye ulaştığında ikinci kez tahta çıktı.

Çandarlı Halil Paşa'yı sadrazamlık makamında tuttu, İshak Paşa'yı da Anadolu beylerbeyi olarak atadı ve babasının cenazesine eşlik etmek üzere Bursa'ya gönderdi.

Sultan 2. Mehmet, İstanbul'u fethetmesinden sonra "Fatih" lakabıyla anıldı. İstanbul'un fethi, Orta Çağ'ın sonu Yeni Çağ'ın başlangıcı olmuştur. Bundan dolayı Fatih, "Çağ açan hükümdar" olarak da tanınır.

İstanbul'un fethiyle 1000 yıllık Bizans İmparatorluğu son buldu. Fatih, çıkardığı yasalarla devleti önemli ölçüde yeniden biçimlendirdi.

Alıntı

🎞️🇯🇵Japonca ve 🇹🇷Türkçe’nin birbirine inanılmaz şekilde benzerliği

 


 

20260202

📰 Sadettin Kaynak'ı 65 yıl önce bugün kaybettik...



Sadettin Kaynak'ı 65 yıl önce bugün kaybettik. Müziğimize getirdiği poliform anlayışıyla uzun soluklu, çok bölümlü eserlerin devrimci önderi olmuştur. Film müzikleri de besteleyen üstâd ayrıca Türkçe Ezanı seslendiren ve sarık takmadan, smokinle mimbere çıkarılan bestekârımızdır.

Alıntı: Ekrem Ataer @ekremataer

📖 Avrupa, 16. yüzyılda Türkler batıya getirene kadar yoğurdu bilmiyordu



Avrupa, 16. yüzyılda Türkler batıya getirene kadar  yoğurdu bilmiyordu

Fransa Kralı I. Francis bir sindirim enfeksiyonu nedeniyle ağır hastalandığında ve Avrupa tıbbı başarısız olduğunda, Kanuni Sultan Süleyman, bol miktarda yoğurtla birlikte bir Osmanlı doktoru Paris'e gönderdi.

Kral o kadar dramatik bir şekilde iyileşti ki, yoğurt "sonsuz yaşamın sütü" olarak karşılandı ve Fransız eczanelerinde yıllarca ilaç olarak satıldı.

Türkler sadece “yoğurt” kelimesini aktarmakla kalmadı, Avrupa'yı ürünün kendisini ve sağlık değeriyle tanıştırdılar.


Alıntı:
Daily Turkic  @DailyTurkic


🎞️Kırgızistan'ın Yedi Oğuz bölgesinde gün yüzüne çıkan 182 tonluk devasa yeşim taş

Kırgızistan'ın Yedi Oğuz bölgesinde gün yüzüne çıkan 182 tonluk devasa yeşim taşı, sadece jeolojik bir keşif değil, Türk tarihinin derinliklerinden kopup gelen efsanevi bir mirasın somut hali gibi duruyor. Bu dev taş, Kaşgarlı Mahmud’un yaklaşık bin yıl önce Dîvânu Lugâti't-Türk’te hayranlıkla bahsettiği "Yat Taşı"na benzetiliyor. Kadim Türk inanışında yağmur yağdırma, kar fırtınası çıkarma ve doğaya hükmetme gücü verdiğine inanılan bu taşın hünerlerine Kaşgarlı Mahmud, "Bizzat şahit oldum," diyerek kitabında özel bir yer ayırmıştı. 182 tonluk taş, cam bir fanus ile koruma altına alınacak ve bölge turizme açılarak bu devasa yeşim taşının görünmesi sağlanacak.

📰 Ruslar ve Türkler tarih boyunca iç içe yaşadı

 Ruslar ve Türkler tarih boyunca iç içe yaşadı

Germenlerin atlı göçebe kültürüTürklerden aldığını bildiren bilimsel dayanaklara başvurursak, Slavların da atları ehlileştirmelerini ve hayvancılık kültürüyle tanışmalarını Türklere borçlu olduklarını söyleyebiliriz

EMRE ALBAYRAK

Ön Slavlar, yaşadıkları coğrafya itibariyle esas olarak Türklerle ve Kuzeyden gelen Norman halklarıyla; 9 ve 10. yüzyıllarda da Kuzey Avrupa’dan gelen Vikinglerle karıştılar.

SLAVLARIN KAYNAŞTIĞI MİLLETLER

Ön Slavlar, yaşadıkları coğrafya itibariyle esas olarak Türklerle ve Kuzeyden gelen Norman halklarıyla karışmıştır. 9 ve 10. yüzyıllarda Kuzey Avrupa’dan gelen Vikinglerle karışan Slavlar; sonrasında Avar, Hazar, Peçenek, Kıpçak ve Moğollar gibi Türk kavimleriyle kaynaştılar ve uzun süre bu kavimlerin egemenlikleri altında yaşadılar. Rus İmparatorluğu sahasının yüzyıl öncesine kadar 3/5 büyüklüğündeki alanında Türklerin yaşadığı ve Rusya aristokrasi sınıfına mensup ailelerden birçoğunun Ruslaşmış Türklerden olduğu hatırlanırsa bu iki milletin tarihinde birçok ortak nokta olduğunu belirtmek gerekir.

İlk Slavların ormanlık ve bataklık bölgelerde yaşaması nedeniyle ziraat ve hayvancılıktan ziyade avcılık ve balıkçılıkla geçimlerini sağladıklarını biliyoruz. Hayvancılığın geç çağlarda başlaması, onların bu tecrübeyi atlı göçebe kültürüne sahip olan Türklerden veya Germenlerden aldığını göstermektedir. Germenlerin atlı göçebe kültürünü Türklerden aldığını bildiren bilimsel dayanaklara(1) başvurursak, Slavların da atları ehlileştirmelerini ve hayvancılık kültürüyle tanışmalarını Türklere borçlu olduklarını söyleyebiliriz.

Yine ilkel kavimlerin çoğunda olduğu gibi Slavların animizmiyle, Türklerin Gök Tanrı inancı birbiriyle paralellik göstermektedir. Daha sonra Bizans ile Kiev knezliğinin ticari ve kültürel münasebetleri neticesinde Ruslar, Hristiyanlığın Ortodoksluk mezhebini kabul ederek Katolik olan Batı Avrupa’dan ayrı bir yola girmiştir. Bizans medeniyetiyle yakın ilişki, yazılı kanunların buradan alınmasına, Kiril alfabesinin Ruslarca kullanılmasına ve buna paralel olarak edebiyat sahasında gelişmelere yol açtı.

Rusya’da “Knezlik” denilen ilk devlet örgütlenmesi İskandinavya’dan gelen Normanların ve Germenlerin etkisiyle oluşsa da, knezlere bir süre Türklere ait olan “kağan” lakabı verildiği biliniyor.

RUS BOZKIRLARI TÜRK EGEMENLİĞİNDE

1223’te Kalka Meydan Muharebesinde Moğolların, Kıpçak beyleriyle Knezlerin yaptığı ittifakı yenilgiye uğratması ve ardından Batu Han’ın Kiev’i almasıyla Rus steplerinde Moğol egemenliği başlamıştır. Bundan böyle Rus knezleri Altın Orda’dan “yarlık”(2) alarak mevcudiyetlerini sürdürebildiler. Türk-Moğol egemenliği, Rusya topraklarında knezlerin birbirleriyle mücadelelerini engelledi. Asayişi sağlayarak ticareti güvence altına aldı ve bu topraklarda medeniyetin gelişimine katkıda bulundu. Ortaçağ'ın büyük seyyahı İbn Battuta da bugün Rusya hakimiyetindeki Deşt-i Kıpçak bölgesini gezmiş ve Türklerin bu bölgeyi dört başı mamur hale getirdiğini ifade etmiştir.(3)

1480’de Altın Orda Devleti’nin zayıflamasıyla Moskova Knezliği ve bağlı Rus ülkeleri Moğol egemenliğinden çıktılar ve bağımsız bir devlet haline geldiler. Ancak Türk tesiri sonraki yıllarda da devam etti. Bugün Moskova’da bulunan Kremlin Sarayı’nın isminin dahi Türkçeden geçtiği tahmin edilmektedir. Kremlin kale ve hisar anlamına gelir ve Türkçe Kermen (hisar) kelimesinden alınmış olmalıdır.(4) Mimari bakımdan da Kremlin, Doğu mimari üslubuna yakındır. 1230 ile 1430 yılları arasında 130 Rus knezinin “yarlık” almak için Altın Orda Hanlarının ordugâhlarına gittiği ve orada bir süre kaldıkları biliniyor. Yine Rus tarihinde önemli rol oynayan 130 boyar(5) ailesinin Türk kökenli oldukları tespit edilmiştir.(6)


RUSLARIN DEVLET OLARAK TARİH SAHNESİNE ÇIKMASI


Roma İmparatorluğu’nun önce Batı’da sonra Doğu’da yıkılışı, Rusları Moskova’nın “Üçüncü Roma” olduğu konusunda motive etti. 3. İvan, Roma İmparatorluğu’nun varisi olduğunu göstermek için Bizans’ın arması olan olan çift başlı kartalı Rusya’nın arması olarak kabul etti. Bilindiği gibi önceki tarihlerde Selçuklu İmparatorluğu’nun ve bazı Türk devletlerinin armalarından biri de çift başlı kartal idi.


4. İvan (Müthiş İvan), merkeziyetçi devlet sistemini kurmayı başararak Rusya’yı imparatorluk haline getirdi. Böylece, feodal dönemde dünyanın Osmanlı Devleti ile birlikte en kuvvetli devletlerinden biri ortaya çıkmıştır. Öyle ki Müthiş İvan’ın yakın kurmayı Peresvetov, “Sultan Mehmed” adıyla hazırladığı raporda; 

Osmanlı padişahının büyük bir filozof olduğu, mükemmel Rumca bildiği, Rum kitaplarından okuyarak birçok hikmet öğrendiği ve Osmanlı İmparatorluğu’nda adaleti tesis ettiği, mahkeme işlerini tanzim, memurlara maaş tahsis ettiği anlatılmakta ve bütün bu tedbirler sayesinde halkı refaha kavuşturduğu 

belirtilmektedir. Bu suretle Sultan Fatih Mehmet, Müthiş İvan’a bir örnek olarak aktarılmıştır. Çar İvan’ın da burada öne sürülen fikirlerin önemli bir kısmına itibar ettiği anlaşılmaktadır.(7)


Rus İmparatorluğu’nun en yüksek devri 1. Petro (Büyük Petro) dönemine tekabül eder. Enerjik bir lider olan Çar Petro, topraklarını Osmanlı İmparatorluğu ve Lehistan (Polonya) aleyhinde genişletmeyi hedefledi. Petro, Avrupa’nın askeri alanındaki teknik bilgileri kendi devletinde uygulamış, denizcilik alanında muazzam gelişme sağlayarak büyük bir donanma kurdurmuş, sanayileşme hamlesiyle ekonomiyi geliştirmiş ve kültürel hayatta Rusları ileri bir noktaya getirmeyi başarmıştır. Sonraları 2. Katerina döneminde de Ruslar Büyük Petro’nun yolundan topraklarını genişletmeyi ve bilim alanında gelişmeyi sürdürmüşlerdir.


1812’de bütün Avrupa’yı hakimiyeti altına alan Napolyon’a karşı Ruslar, Çar Aleksandr ve General Kuduzov önderliğinde vatan savaşı vermişler ve bu savaşı kazanarak dünya çapında itibarlı bir seviyeye ulaşmışlardır. Öyle ki, bu dönemin hatıraları 2. Dünya Savaşı’nda Hitler faşizmine karşı savaşan Stalin’in Kızıl Ordusu'na bile ilham kaynağı oluştur. Stalin, radyodan savaşan askerlerine “Kuduzov’un askerleri” diye sesleniyordu. Kuduzov adından da anlaşılıyor, Türk kökenli bir Rus generali idi.(8)


RUSYA’NIN TÜRK VE DÜNYA KÜLTÜRÜNE KATKILARI

Rusya; demokratik devrimler çağında; edebiyat, sanat ve bilim sahalarında önemli şahsiyetler yetiştirmiştir. Türkologlar Radloff ve Barthold, Türk tarihinin ve dilinin öğrenilmesinde çok önemli katkılar yapmışlardır. Ruslar; Puşkin, Gogol, Çehov, Tolstoy, Dostoyevski, Gonçarov, Turgenyev, Gorki gibi edebiyatçıları yetiştirerek dünyaya nadide eserler kazandırmışlardır. Edebiyat bakımından Ruslar, tüm dünyayı olduğu gibi Türk aydınlarını da etkilemişlerdir. Yine opera sanatçısı Çaykovski, Rusların yetiştirdiği mühim simalardandır.


DİPNOTLAR:

(1) Wilhelm Koppers, Etnolojiye Dayanan Cihan Tarihinin Işığı Altında İlk Türklük ve İlk İndo-Germenlik, Belleten, Ekim 1941, Cilt 5, Sayı 20.


(2) Yarlık: Ferman, buyruk.


(3) İbn Battuta Seyahatnamesi, Yapı Kredi Yayınları, 10. Baskı, İstanbul, Haziran 2020, Sayfa 311,318, 319 v.d.


(4) Akdes Nimet Kurat, Rusya Tarihi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 7. Baskı, Ankara 2020, Sayfa 150.


(5) Boyar: Rusya’da soylulara verilen unvan. Kelimenin Türkçeden geçtiği tahmin edilmektedir.


(6) Akdes Nimet Kurat, Age, Sayfa 152.


(7) Akdes Nimet Kurat, Age, Sayfa 204.


(8) Doğu Perinçek, Kuduzov’un Askerleri, Aydınlık gazetesi, 5 Temmuz 2015.


Kaynak: https://www.aydinlik.com.tr/haber/turk-rus-iliskilerinin-siyasi-tarihi-ve-strateji-1-ruslar-ve-turkler-tarih-boyunca-ic-ice-yasadi-304615


🇷🇺Rus tarihinin kökleri Slav–İskandinav merkezli değil, Hazar Türk devlet geleneğine dayanır

 


Rus tarihinin kökleri Slav–İskandinav merkezli değil, Hazar Türk devlet geleneğine dayanır.

Hazar Kağanlığı, yalnızca bir Türk devleti değil;

📌Rus tarihinin doğuşunda belirleyici bir çekirdek güçtür.

📌Erken Rus siyasal yapısı, “Rus Kağanlığı” adıyla tarih sahnesine çıkar ve bu adlandırma doğrudan Türk–bozkır devlet geleneğinin izidir.


RUS TARİHİNİN DOĞUŞU
TAN  CAN
26. 01. 2026

📖 Bozkırın sarışın Türkleri olarak bilinen “Kıpçaklar”.


Bozkırın sarışın Türkleri olarak bilinen “Kıpçaklar”. POLOVETS = KUMAN = KIPÇAK 📌Polovets (Половец) adı “polovŭ / polovyĭ” kökünden gelir. Bu kök:

  • soluk renk saman
  • rengiaçık sarı
  • anlamlarını taşır.

📌Kuman→ Türkçede kum rengi / sarımsı ile ilişkilendirilir.

Alıntı: Arkeoloji ve TÜRK Tarihi @ArkeolojiveTurk



🪔'Kandil' ismini 🇹🇷Türklere borçluyuz


Kandil ismini Türklere borçluyuz. 

Osmanlı Padişahı II. Selim döneminde camiler aydınlatılıp minarelerde kandiller yakılarak kutlandığı için bu gecelere kandil geceleri denilmiştir.


📖 🌳Ardıç. 🇹🇷Türkiye'de Yetişen Ardıç Türleri



Hiç dikkat ettiniz mi? 

Anadolu’nun neresine giderseniz gidin, en zorlu arazilerde, toprağın bittiği yerde bile inatla tutunan bir ağaç görürsünüz: 🌳Ardıç. Türkiye, ardıçlar (bilimsel adıyla Juniperus) için tam bir cennet desek yeridir. 

Neden mi bu kadar önemliler? 

Çünkü onlar toprağımızın sigortası. Erozyonu önlerler, kuraklığa kafa tutarlar, kuşlara yuva olurlar. Fotoğrafa baktığımızda, bu ağaçların rastgele dağılmadığını, aksine her birinin kendi karakterine göre bir bölge seçtiğini görüyoruz. 

Gelin, bu fotoğrafı önümüze koyup Türkiye’yi ardıçların gözünden gezelim.

İlk durağımız kuzey ve yüksek dağlar. Juniperus communis dediğimiz grup, sıcağı pek sevmez; serinlik ve nem arar. Mesela Dağ Ardıcı ya da Cüce Ardıç (subsp. nana) dediğimiz tür, tam bir buzul çağı kalıntısıdır. Uludağ'a veya Doğu Karadeniz dağlarının zirvelerine çıktıysanız, yerlere yayılmış o bodur çalıları görmüşsünüzdür; soğuğa bayılırlar ve en yükseklerde yaşarlar.

Aynı ailenin Trakya tarafında takılan üyesi (subsp. communis) Anadolu'da pek gezmezken, Gezgin Kuzeyli diyebileceğimiz diğer bir alt tür (subsp. hemisphaerica) Kuzey Anadolu Dağları ve Toroslar boyunca ormanların üst sınırlarında dağ havasının tadını çıkarır.

Şimdi biraz daha tanıdık yüzlere, Katran Ardıcı ve akrabalarına bakalım. Juniperus oxycedrus grubu çok uyumludur, kolay kolay yer seçmez. Ancak ailenin Koca Yemişli Ardıç (subsp. macrocarpa) olarak bilinen üyesi tam bir kumsal aşığıdır. 

Haritadaki yeri çok nettir; sadece Ege ve Akdeniz kıyılarında, denizi gören kumsallarda ve tuzlu rüzgarların olduğu yerlerde yaşar. Buna karşılık Katran Ardıcı (subsp. oxycedrus) doğanın joker elemanıdır. Batı Anadolu'dan tutun İç Anadolu'ya kadar her yerde görebilirsiniz; sıcağa da gelir, soğuğa da.

Kıyıdan uzaklaşıp Anadolu’nun o sert, karasal iklimine, bozkıra ve yüksek kayalıklara girdiğimizde sahneye asıl dayanıklı ekip çıkar. Torosların Kralı diyebileceğimiz Boylu Ardıç (Juniperus excelsa), Toros Dağları'ndan başlayıp İç ve Doğu Anadolu'ya kadar uzanır. Kıyıdaki nemli havayı değil, dağların sert rüzgarını sever. 

Onunla genelde aynı mahallede oturan Kokar Ardıç (Juniperus foetidissima) ise biraz daha utangaçtır, sayısı daha azdır. 


Bir de Kara Ardıç (Juniperus sabina) vardır ki o tam anlamıyla zorlukların efendisidir. Toprağın en fakir olduğu, kayalık ve acımasız yerlerde, İç ve Doğu Anadolu'nun yüksek dağlarında başka bitkilerin yaşayamadığı yerlerde o yaşar.

Son olarak Finike Ardıcına (Juniperus phoenicea) bakalım. Bu arkadaş tam bir keyif ehlidir. Soğukla, karla veya ayazla hiç işi olmaz. Haritada baktığınızda onu sadece Ege ve Batı Akdeniz kıyılarındaki o sıcak, makilik alanlarda görürsünüz. Adeta "Bana sıcak verin, deniz havası verin, gerisine karışmam" der.

Aslından bu fotoğraf bize şunu anlatıyor: Türkiye'deki ardıçlar, ülkeyi aralarında parsellemiş durumdalar. Kimi deniz kenarından ayrılmam diyen sahilciler, kimi serin tepeleri seven dağcılar, kimi de Anadolu'nun sert iklimine alışkın bozkırcılar. Yani bir dahaki sefere doğada bir ardıç gördüğünüzde ona sadece bir çalı veya ağaç olarak bakmayın. O, bulunduğu yerin iklimini, toprağını ve geçmişini size anlatan canlı birer tanıktırlar.

ALINTI:  Orman Mühendisi @0rmanmuhendisi


📚📖'İki Nefreti Birleştiren Beşik'..Rojaye bölgesinden gerçek bir hayat hikayesi (1916) .....


 İKİ NEFRETİ BİRLEŞTİREN BEŞİK !

Rojaye bölgesinden gerçek bir hayat hikayesi (1916) .....

Büyük savaşlar ve daha da büyük bölünmeler zamanında, korku ve belirsizlik insanları ocaklarından ayrılmaya zorladığında, gerçek insanlık hakkında bir şeyler anlatan hikayeler hayatta kaldı.

Rojaye bölgesinin hafızasında saklı olan ve tarihçimiz Prof. Halil Markişiç tarafından kaydedilen bu gerçek hikaye, zayıflık nedeniyle geride bırakılan, ancak unutulmayan bir kadın, bir beşik ve bir çocuktan bahsediyor.

Din, isim veya köken ne olursa olsun, Birinci Dünya Savaşı'nın zor günlerinde sıradan insanlar, başkasının sıkıntısını kendi sıkıntıları olarak görmeyi biliyorlardı.

Avusturya-Macaristan işgali ve SHS (Sırp, Hırvat ve Sloven) Krallığı döneminde, Rojaye bölgesinin nüfusu yoksulluk ve yokluk içinde yaşadı ve Boşnak - Müslüman nüfus jandarmalardan ve onların cezalandırma seferlerinden muzdarip oldu. O zaman bile, dini veya ulusal farklılıklara bakılmaksızın dayanışma, karşılıklı saygı ve komşulara yardım etme örnekleri çoktu.

Bir Adamın İsimden Daha Önemli Olduğu Zamanlar

1916 yılının başlarında, Avusturya-Macaristan işgalinden korkan Rojaye çevresindeki Ortodoks nüfusunun birçok ailesi, Grižica köyünden Vukadin Đurović'in ailesi de dahil olmak üzere Sırbistan'a kaçtı.

Derin kar ve şiddetli soğukta zar zor ilerleyerek, sadece yiyecek dolu çantalar taşıyarak, komşu Lučice köyünden, Zahid Kuç'un evinin önünden geçerken, Vukadin'in karısı Anđa (Bašča'lı Veljović), Zahid'in karısı Mera'yı (Baç'li Kurbardoviç) aradı ve uzun süre uzakta kalmayacağını umarak, ahırda ve ağılda kilitli kalan hayvanlarına bakmasını rica etti.

Kar Fırtınasında Bir Beşik

Akşamdan önce Mera, sığırları sulamak ve yatırmak için Grižica'ya gitti. Sığırlarla ilgilenirken bir çocuğun ağlama sesini duydu. Eve girdi ve içinde bir bebek olan bir beşik buldu.

Đurović ailesi beşiği taşıyamazdı, taşısalar bile bebek böyle bir fırtınada hayatta kalamazdı. Mera, kendisinin de yeni doğmuş bir bebeği olduğu için bebeği emzirdi ve sonra sığırları sakinleştirdikten sonra beşiği alıp evine götürdü ve çocuğu oğluyla birlikte beşiğe koydu.

Kaçan Ortodoks nüfusun Rojaye bölgesine dönmesinin üzerinden neredeyse bir yıl geçti. Vukadin'in karısı Mera'ya gelip bebeğinin mezarının nerede olduğunu sordu.

Mera ona şöyle dedi: "Mezarın nerede olduğunu bilmiyorum. Evde neredeyse iki yaşında iki oğlum var, birini seçin."

Vukadin'in karısı eve koşarak girdi ve gözyaşları içinde oğlu Milorad'ı kucağına aldı. Mera da onu takip ederek içeri girdi, ona sarıldı ve "Hayvanları kurtaramadık. Almanlar hem bizim hem de sizin hayvanlarınızı aldılar." dedi.

Kaynak: Glasnik Rožaja Dergisi, Sayı 5, 2022. Yazar: Prof. Halil Markişiç.

****

BOŞNAKLAR, TARİH BOYNCA DİNİNE, MİLLİYETİNE BAKMAKSIZIN ZORDA OLAN HERKESE, ÖZELLİKLE KOMŞULARINA KARŞI KARDEŞÇE DAVRANMIŞTIR.

ANCAK, BOŞNAKLARA KARŞI İSTİSNALAR HARİÇ GENEL OLARAK BENZER ŞEKİLDE DAVRANILMADİĞİ GİBİ, BİRÇOK BOŞNAK KATLİAM VE SOYKIRIMLARDA BOŞNAKLARA EN BÜYÜK KÖTÜLÜĞÜ KOMŞULARI SIRP VE KARADAĞLILAR YAPMIŞTIR !

Bunun çok bilinen örneği, İkinci Dünya Savaşinda Srebrenica yakınlarına gelen faşist Hırvat Ustaşa güçleri bölgedeki Sırplara katliam yapmayı planlamış, Srebrenicalı Boşnaklar Sırp komşularına sahip çıkmış, korumaya almış ve büyük bir katliamı önlemişlerdi.

1942'de Srebrenica'da yaşayan Bosnalı Sırpları, Sırpların en büyük düşmanları olan faşist Hırvat Ustaşa silahlı birliklerin katliam amaçlı saldırısından kurtarılmalarını Srebrenicalı Boşnaklar imam Aliya Klançeviç (fotoğrafta soldan ikinci ayakta) liderliğinde korkunç bir katliamdan kurtarmışlardı.

Benzer bir olay aynı dönemde (1942) Tuzla'da yaşanmış ve Tuzla Müftüsü Muhamed Şefket ef. Kurt (yorum bölünü fitigraf 2), Ustaşakarın Tuzla'dakı Sırplara planladıkları katliamı önlemiştir.

■ Na Badnje veče prije tačno 84 godine, 1942. godine, u Tuzli jedan čovjek, heroj nacije, spasio je živote svojih sugrađana. Riječ je o muftiji Muhamedu Šefketu ef. Kurtu, junaku o kojem se malo zna, a koji je spriječio ustaški pokolj Srba i sačuvao Saborni hram u Tuzli. 

Nusret Sancaklı


''🇹🇷TÜRK KIZLARI, DİĞER İŞÇİLERDEN ÇOK DAHA AZ HASTA OLUYOR, YORULMAK BİLMEDEN ÇALIŞIYOR''

❝Türk kadın ve erkek işçiler, sadece bu işleri yapmaya istekli Alman işçiler bulunmadığı için istihdam edilmiyorlar. Asıl neden, onların Alm...