20260518

📰 ''Daima minnettarız Yüce Atatürk''

Ordu yok dediler,

- Kurulur dedi.

Para yok dediler,

- Bulunur dedi.

Düşman çok dediler,

- Yenilir dedi. 

Aldanmadı, mağdurum demedi,

ve tüm dediklerini yaptı!

Daima minnettarız Yüce Atatürk. 

#19MayısKutluOlsun!

#19Mayıs1919

#19MayısGenclikveSporBayramı


Alıntı: DENİZ_TOPRAK2 @TOPRAK_2_

📰 ''Meğer 100 BİNDEN FAZLA ağaç dikmiş.. Sadece kulaklarımızın pasını silmiyor, geleceğimize de nefes oluyormuş!'' 🌳🇹🇷

 İŞTE GERÇEK SANATÇI, İŞTE GERÇEK VATAN EVLADI! 

👑Meğer 100 BİNDEN FAZLA ağaç dikmiş.. Sadece kulaklarımızın pasını silmiyor, geleceğimize de nefes oluyormuş! 🌳🇹🇷

Birçoğumuz bilmez ama Büyük Usta, yıllardır kazandığı paranın neredeyse tamamını memleketi Mersin Mut’un çorak topraklarına yatırdı. Tek başına, tam 100 BİNDEN FAZLA meşe, sedir ve ardıç fidanı dikti! Kelimenin tam anlamıyla tek başına bir ORMAN kurdu! 🌲

Kendisine "Ustam, senin heykelini dikmek istiyoruz" dediklerinde ise nesiller boyu unutulmayacak, adeta ders niteliğinde şu cevabı verdi:

"Ben öldükten sonra heykelimi dikip ne yapacaksınız? Kuşlar üzerine pisler sadece... Bana heykel dikeceğinize birer ağaç dikin; gölgesinde insanlar serinlesin, dallarında kuşlar yuva yapsın!" 🦅👇

Paraya, şana, şöhrete değil; toprağa, doğaya ve insana değer veren böyle güzel yürekli sanatçılarımızın sayısı artsın inşallah. 🤲

Allah sana uzun ve sağlıklı ömürler versin Musa Eroğlu! 👏👏


Alıntı: DENİZ_TOPRAK2 @TOPRAK_2_

📖 Anadolu'nun bağrından bir gelincik olmak....

 

Fotoğraftaki bu canlı kırmızı çiçek, narinliğiyle bildiğimiz ama aslında doğanın en inatçı savaşçılarından biri olan gelincik çiçeği. 

Bu çiçeğin o kadar acayip özellikleri var ki, ilk öğrendiğimde ben de çok şaşırmıştım. Mesela, bu çiçeğin tohumları toprak altında hiç hava ve ışık almadan tam 100 yıl boyunca bozulmadan uyuyabiliyor. 

Ne zaman ki bir tarla sürülüyor, yol çalışması yapılıyor ya da toprak altüst oluyor, işte o zaman bu tohumlar gün ışığıyla buluşup aniden çimleniyor. Zaten doğada bir anda her yeri gelinciklerin kaplamasının sırrı da bu. 

İlkbaharda hava ısınıp günler uzamaya başlayınca, toprak altındaki milyonlarca tohuma aynı anda bir uyanış sinyali gidiyor ve tarlalar birkaç günde kıpkırmızı oluveriyor. 

Yaşam döngüleri de çok hızlı; tek yıllık bir bitki olduğu için birkaç ay içinde hemen büyüyüp çiçek açıyor, rüzgarda kuruyan kapsülünden binlerce tohum saçıp bir sonraki bahara kadar ortadan kayboluyor.

Yapısı da inanılmaz hassas. Bir gelinciğe dokunduğunuz ya da dalından kopardığınız anda o güzelim taç yapraklarını hemen döküp soluveriyor. Ama bir o kadar da güçlü bir savunma mekanizması var; sapı kırıldığında hemen beyaz, süte benzer yapışkan bir sıvı salgılıyor ve bu sıvı kuruyarak yarayı kapatıp bitkiyi mikroplardan koruyor. 

Biz insanlar ona baktığımızda sadece kırmızı bir renk görüyoruz ama arıların gözleri çok farklı çalışıyor. Gelincik yaprakları yoğun şekilde ultraviyole ışık yansıttığı için arılar bu kırmızılığı göremiyor, onun yerine çiçeği parıldayan neon bir hedef tahtası gibi algılayıp doğrudan ona yöneliyorlar. 

Ayrıca bu yapraklardan doğal kırmızı gıda boyası yapılıyor, geleneksel tıpta da sakinleştirici olarak kullanılıyor.

Tarihi ve kültürel hikayesi ise bambaşka bir boyutta. Bizim kültürümüzde narinliğinden ötürü hüznün ve kavuşamayan aşkların sembolü olan gelincik, dünyada ise bir savaş ve anma sembolü. 

1. Dünya Savaşı sırasında Belçika'daki cephelerde bombalar yüzünden toprak tamamen altüst olunca, yüzyıllardır uyuyan milyonlarca gelincik tohumu bir anda patlamış ve her yer kan kırmızısı çiçeklerle dolmuş. Bu manzara askerleri o kadar etkilemiş ki, o günden beri başta İngiltere olmak üzere birçok ülkede savaşta hayatını kaybeden askerleri anmak için yakalara yapay gelincikler takılıyor. 

Kısacası gelincik, sadece güzel bir kır çiçeği değil; doğru zamanı beklemeyi bilen  en zeki stratejistlerinden biri.

Alıntı: Orman Mühendisi @0rmanmuhendisi








🎞️ “Divanu Lügati’t Türk’te anlıyoruz ki Türkler, küfre gülüyorlar. Dede Korkut Hikayeleri’nde Tanrı küfrediyor.''

Karikatürist Emrah Ablak:

“Divanu Lügati’t Türk’te anlıyoruz ki Türkler, küfre gülüyorlar. Dede Korkut Hikayeleri’nde Tanrı küfrediyor.

Küfür, 2 millette çok güçlü. Bunların ikisi de Turan coğrafyasından; Finlandiya ve Türkiye.

Türkiye’de küfrün bir edebiyatı var.”

Çok haklı.



🎞️ Geleneksel hızlı ok yenileme ve nişan alma tekniklerini sergileyen TÜRK süvari


Geleneksel hızlı ok yenileme ve nişan alma tekniklerini sergileyen süvari, Türk savaş sanatının ve atlı okçuluk geleneğinin dinamizmini yansıtıyor.



⚽️ Bir Dostluk Maçı - Mayıs 1925

 

''Mayıs 1925’te Ankara'da Sovyet Rusya ile Türkiye milli futbol takımları arasında bir dostluk maçı oynandı. 

Bu maç büyük ilgi çekti: sadece 2 bin seyirci kapasiteli stadyumda yaklaşık 5 bin kişi toplandı. Tribünlerden maçı izleyenler arasında Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk de yer aldı.

Maçın başlangıcı Türk takımının lehine geçti - 3. dakikada Arca Sabih ev sahibi takımı öne geçirdi. Ancak ikinci yarıda Fedor Selin 82. dakikada skoru eşitledi ve sadece birkaç dakika sonra Mikhail Butusov galibiyet golünü attı.

Spor, bugün de ülkeler arasındaki insani bağların geliştirilmesinde önemli bir rol oynamaya devam ediyor; ortak duygular, saygı ve dürüst rekabet ruhu aracılığıyla insanları, kültürleri ve nesilleri bir araya getiriyor.''

Alıntı: RusEmbAnkara


📖Türk adları: “Aybars” ismi; güç, cesaret ve liderlik anlamlarını taşıyan köklü bir Türk ismidir

“Aybars” ismi; güç, cesaret ve liderlik anlamlarını taşıyan köklü bir Türk ismidir. Tarihten günümüze uzanan bu özel isim, karakterindeki kararlılık ve asil duruşla dikkat çeker.




🎞️ Artvin Ardanuç-Usot Gölü, baharın gelişiyle birlikte ziyaretçi akınına uğradı

 Artvin Ardanuç'ta eriyen kar sularıyla oluşan ve yılda sadece iki ay görülebilen Usot Gölü, baharın gelişiyle birlikte ziyaretçi akınına uğradı.



📰 🇹🇷Türkiye’de bir ilk: Yerli ve milli kahve üretimi için düğmeye basıldı


Türkiye’de bir ilk: Yerli ve milli kahve üretimi için düğmeye basıldı Çukurova tarımında tarihi dönüm noktası! Adana'da alternatif ürün üretim modellerine katkı sunması amacıyla ilk kahve fidanı toprakla buluşturuldu. İl Tarım ve Orman Müdürü Atilla Bayazıt, "Adana kahvesini tüm dünyaya yaymak istiyoruz" diyerek yeni üretim hikayesinin startını verdi. İşte Adana'daki kahve yetiştiriciliği deneme üretiminin tüm detayları..

Haber Merkezi - Bereketli toprakları, mikroklima iklim özellikleri ve yüksek tarımsal potansiyeliyle Türkiye’nin ambarı konumunda olan Çukurova’da, ezber bozacak tarihi bir adım atıldı. Adana’da yüksek katma değerli ürünlerin çeşitlendirilmesi ve alternatif üretim modellerinin geliştirilmesi amacıyla kahve üretimine yönelik ilk deneme dikimi resmi olarak gerçekleştirildi. Adana tarımında bir ilk olan bu vizyoner projede, kentin ilk kahve fidanı Adana İl Tarım ve Orman Müdürü Atilla Bayazıt tarafından toprakla buluşturuldu.
Adana Kahve Uretimi
Adana'da Kahve Yetiştiriciliği Dönemi: Seralar Kahve Kokacak! Girişimci üreticilerin desteklenmesi ve geleneksel ürünlerin dışına çıkılarak çiftçinin gelir standardının yükseltilmesi hedeflenen projede, deneme üretimi ilk etapta kontrollü sera ortamında başlayacak. İlk fidan dikim merasiminde önemli açıklamalarda bulunan Adana İl Tarım ve Orman Müdürü Atilla Bayazıt, üreticilerin yenilikçi vizyonuna dikkat çekerek şunları söyledi: "Üreticimiz, işletmesindeki serasının bir bölümünü tamamen kahve fidanlarına ayırarak büyük bir vizyon ortaya koyuyor. Adana İl Tarım ve Orman Müdürlüğü olarak biz de teknik ekibimiz ve özel eğitimlerimizle bu sürecin arkasında olacağız, üreticimize tam destek vereceğiz. Hedefimiz büyük; Çukurova'nın bu bereketli topraklarında yetişen 'Adana Kahvesini' önce tüm Türkiye’ye, ardından da dünyaya yaymak istiyoruz." Neden Kahve? Çukurova Çiftçisi İçin Ne Anlama Geliyor?
Dünya genelinde kahve tüketiminin hızla artması ve küresel iklim kaymaları, mikroklimaya sahip Akdeniz havzasında tropikal ve yarı tropikal ürünlerin yetiştirilmesini cazip hale getirdi. Adana'da başlatılan bu deneme üretimi başarılı olduğu takdirde:
-Çiftçiler dönüm başına çok daha yüksek katma değerli bir kazanç kapısı elde edecek.
-Sera üretiminde girdi maliyetlerine karşı yüksek gelirli alternatif bir pazar doğacak.
-Türkiye'nin ithal ettiği milyarlarca dolarlık kahve pazarında yerli üretim hamlesi başlayacak.
Adana İl Tarım ve Orman Müdürlüğü koordinasyonunda yürütülen deneme çalışmalarının, fidanların gelişim süreçlerine göre ilerleyen dönemlerde açık sahaya uyarlanıp uyarlanamayacağı da takip edilecek. Çukurova’nın verimli topraklarında filizlenen bu yeni üretim hikayesi, şimdiden tüm tarım dünyasında büyük bir merak ve heyecan uyandırmış durumda.

Alıntı:
Tarımdan Haber @tarimdanhaberhttps://tarimdanhaber.com/cukurovada-yen

20260504

🎞️Ata Tohumu


 

📰 Toroslarda, bahar aylarında hayvancılık vb.amaçlar için yaylaya çıkanların kullandığı yayla evlerinden son örnekler..

 

Toroslarda, bahar  aylarında hayvancılık vb.amaçlar için yaylaya çıkanların kullandığı yayla evlerinden son örnekler... Artık yayla evleri betondan ve çok katlı yapılıyor. Yaylalarda düzensiz ve yağmacı bir yapılaşma hakim olmaya başladı .

Gerekli önlemler alınmazsa Torosların yaylaları da beton yığını olacak...

Alıntı:YÖRÜK🇹🇷🍀 @dengilenadam

📖 "Buzdağı’nın Altı" adlı son kitabında bir Anzak askerinin mektupları- 🇹🇷Türk kadını

 

 Çanakkale Savaşı hakkında yıllardan beri araştırmalar yapan Prof. Dr. Mete Tuncoku, "Buzdağı’nın Altı" adlı son kitabında bir Anzak askerinin mektuplarına yer vermiş. 

Mektup şöyle: 

"Benim de vurulduğum 8 Eylül 1915 günü keskin nişancı bir Türk kızı pusuda çarpışıyordu. Gizlendiği yerden gün boyu ateş etti ve çok sayıda adamımızı vurdu. Ancak gün batmadan bir Avustralyalı tarafından vurulmasına gene de üzüldüm. Güzel, yapılı ve tahminen 19-21 yaşlarında genç bir kızdı.

25 Nisan 1915 ile ilgili bir mektuptan: 

"O bir Türk kadın savaşçısıydı, durmaksızın saklandığı evden ateş ediyordu." 

Bir başka anlatış: 

"Burada pusuya yatıp çarpışan keskin nişancıların çoğu kadın veya kız, kendilerini yeşile boyayıp ağaçlar ve bodur bitkilerle uyum sağlamışlar." 

(15 Ağustos 1915) 

Çanakkale Savaşı erkekler savaşı sanılırdı. Öyle olmadığını, ninelerimizin Çanakkale’de de dövüştüklerini sayın Tuncoku ortaya çıkardı. Sadece erkek savaşı değildi Türk kadını Çanakkale’de de Türk erkeğiyle birlikteydi. Siperde kurşun sıkanından, cephe gerisinde Mehmetçik için mermi yapıp, elbise dikenine kadar. 

....

Alıntı


Çanakkale Destanı'nın kadın kahramanları

Çanakkale Savaşlarında, vatanını korumak için canını feda eden 253 bin Mehmetçik arasında, Türk kadın savaşçılar da bulunuyor.

Atatürk ve Çanakkale Savaşlarını Araştırma Merkezi (AÇASAM) Müdürü Prof. Dr. Mete Tuncoku, Çanakkale Kara Savaşlarında, 200 binden fazlası Türk olmak üzere 500 bine yakın insanın, göğüs göğüse, mertçe çarpışarak inandıkları ilkeler uğrunda canlarını verdiğini söyledi.

Tuncoku, bu savaşlarda bazı Türk kadın savaşçıların da Mehmetçiğin yanında çarpıştığını ve bunun pek bilinmediğini ifade ederek, bu konuda Avustralya ve Yeni Zelanda arşivlerinde araştırma yaptığını belirtti.

Araştırmalarında, “Keskin Nişancı Türk Kadınları” ve “Türk Kadın Savaşçıları” konularını anlatan yabancı asker mektup ve günlüklerini gördüğünde çok şaşırdığını belirten Prof. Dr. Tuncoku, mektupları, önce siperlerde süregelen yaşamın değişmez şartları olan her an vurulma, boğucu sıcaklar, su sıkıntısı ve salgın hastalık koşulları altında bunalıp ruhsal çöküntü içine giren birkaç yabancı askerin hayal ürünü olarak düşündüğünü ve fazla önemsemediğini kaydetti.

Tuncoku, şöyle dedi:

“Ancak, bu mektup ve günlükleri birbirleriyle yer, zaman ve olay boyutuyla karşılaştırınca, anlatılanların doğru olduğu konusundaki düşüncelerim güçlendi. Çanakkale Savaşlarının aradan bu kadar süre geçmesine karşın henüz açıklığa kavuşmamış ve özellikle de Türk tarihi araştırmacılarının incelemesini bekleyen yönleri olduğu görülmektedir.”

Türk kadın savaşçıları ile ilgili araştırmasına “Çanakkale 1915 Buzdağı'nın Altı” kitabında yer verdiğini kaydeden Tuncoku, bu savaşların bilimsel belgeli ve objektif bir şekilde araştırılarak gelecek nesillere aktarılması gerektiğini söyledi.

Tuncoku, 

  • “(Kadın mücahitler kimlerdir?), 
  • (Eylemleri bireysel midir?), 
  • (Yoksa örgütlenmiş ve planlı bir eylem midir?), 
  • (Kendilerini nasıl eğitmişlerdir)

gibi belge ya da kayıtların Türk arşivlerinde mutlaka olması gerekmektedir” diye konuştu.

Alıntı: https://www.hurriyet.com.tr/gundem/canakkale-destaninin-kadin-kahramanlari-11235127

📖 "Anneciğim Türkler" / ''Yenilmez Türk''


 "Anneciğim Türkler"

İstanbul'un Fethinden sonra Osmanlılar'ın durdurulamaması yüzünden Avrupa'daki birçok ülkede "acaba bu yıl Türkler ülkemize gelirler mi" diye düşünülüyordu. Nitekim Makyavelli bir eserinde, kitabın kahramanı "Türkler gelecek yıl İtalya'ya gelirler mi" diye soruyordu. İtalya'da aylakların en önemli sohbet konusu Türkler'di. Aylaklar, Türkler hangi şehri fethedecek, Türkler'e Haçlı Seferi düzenlensin mi düzenlenmesin mi diye sohbet ederek günlerini geçiriyorlardı. Ardı ardına kazanılan başarılardan dolayı "Yenilmez Türk" imajı ortaya çıkmıştı.

Türkler Avrupa'da bale, tiyatro, opera eserlerine, halk şarkılarına, şiirlere, hikâyelere de konu olmuşlardır. Bunun sebeplerinden biri, Osmanlı tehlikesine karşı halkı canlı tutmak ve Hıristiyanlığa karşı olan tehdidi bertaraf edebilmek için siyasi bir kalkan yaratmak iken, diğeri Türkler'in gündemden hiç düşmeyen ve merak uyandıran bir konu olmasından dolayıydı.

Yazarlar eserlerinde Türk korkusunu yenmeyi de amaçlamışlardı. Makyavelli, İtalyan Tiyatrosu'nun Adamotu (Mandragola) isimli komedyasında Türkler'e öcü ve doğaüstü varlıklar olarak bakılmasını eleştirip, Osmanlı İmparatorluğu'nun gerçekçi ve akılcı metotlarla yenilmesi gereken bir düşman olduğunu söyler.

-Alıntı

20260503

🎞️🇹🇷Türk bir YouTuber, Gagauzya’da Hristiyan Türk kızıyla Türkçe sohbet etti.

 


 

🎞️ ANADOLU İNSANI: 'İnsan Kaynakları ismli tek kişilik oyundan bir hikaye: 🇩🇪Almanya'ya giden 🇹🇷Türk işçileri

 

📄Conkbayırı’nda Atatürk’ün hayatını kurtaran saat....

 


Öz

Çanakkale Muharebeleri’nin Mustafa Kemal Paşa’nın askeri kariyerinde önemli bir yer tuttuğu bilinmektedir. Buna ilaveten Çanakkale, tarihte, Atatürk’ün yaralandığı yer olarak da iz bırakmıştır.

Atatürk’ün 10 Ağustos 1915 günü Conkbayırı’ndaki çarpışmalarda bir şarapnel parçasıyla yaralanmasını bir cep saati önlemiştir. Bu saat, Atatürk tarafından Çanakkale’de birlikte görev yaptığı Alman Generali Liman von Sanders’e hediye edilmiştir. Bu saatin akıbeti konusunda tam ve sağlıklı bilgiye sahip değiliz. Von Sanders’in 1929’da ölümünden sonra saatin kime ve nasıl geçtiği tam olarak bilinmemektedir. Çalındığı ya da bir Amerikalıya satıldığı görüşleri kesin değildir. Bu saati üreten Omega firması, 1939’da Atatürk’ün von Sanders’e hediye ettiği bu saati bulmak için bir kampanya başlattı. Türk basınında da bu tarihten itibaren saatin akıbeti hakkında çeşitli yazılar yayınlandı.

Saatin bulunması ve Türkiye’ye geri getirilmesi konusunda yapılan çeşitli girişimler istenilen sonucu vermemiştir.

Giriş

I.Dünya Savaşı’nın en kanlı çatışmalarının yaşandığı cephelerinden biri de Çanakkale Cephesi’dir. İngiltere ve Fransa, önce denizden, başaramayınca karadan Çanakkale Boğazı’nı geçmek için bütün güçleriyle saldırdılar. İtilaf Devletleri bakımından, Çanakkale’de bir cephe açılmasının ana sebebi, İstanbul’u ele geçirmek suretiyle Osmanlı Devleti’ni savaş dışı bırakarak kolay bir zafer kazanmaktı. Sosyal çalkantılar içerisinde bunalan Müttefikleri Rusya’ya askeri malzeme yardımı göndermek de diğer önemli bir amaçtı. Çanakkale Cephesi iki kısımdan meydana gelir. 19 Şubat-18 Mart 1915 tarihleri arasında yapılan deniz savaşları ve 25 Nisan 1915-9 Ocak 1916’da cereyan eden kara savaşlardır. Savaş başladıktan hemen sonra, bazı zorlamalar olmuşsa da, Çanakkale Boğazı’na asıl saldırılar 19 Şubat 1915’de İngiliz ve Fransız donanmalarının Kumkale ve Seddülbahir tabyalarını dövmeleriyle başladı. Dünyanın en güçlü donanmalarının saldırılarına Türkler, yetersiz toplarıyla karşılık vermeye çalıştılar. İngiliz ve Fransız gemilerinin bombardımanları, aralıklarla 17 Mart’a kadar devam etti. 18 Mart sabahı Fransızlar Anadolu yakasını, İngilizler de Rumeli yakasını döverek Boğaz’dan geçmek için harekete geçtiler. Bir gece önce Nusrat mayın gemisiyle Boğaz’a mayın döşeyen Türk birlikleri, 7 saat süren cehennem gibi bombardımana direndiler. Menzile girene kadar atış yapmayan Türk topçusunun olağanüstü isabetli ateşi karşısında şaşkınlığa uğrayan İngiliz ve Fransız donanmaları ağır kayıplar verdiler. Agamemnon, Queen Elizabeth gibi dünyanın en ünlü savaş gemilerinin bulunduğu 7 gemisini kaybeden İtilaf Devletleri, Boğazları geçemeyeceklerini görerek, donanmalarını geri çektiler.
.....
.....

Atatürk’ün Conkbayırı’nda Yaralanması
Ocak 1939’da Türk gazeteleri, Atatürk’ün Çanakkale’de, Conkbayırı’nda hayatını
kurtaran saati üreten İsviçreli saat firması Omega’nın, saati aradığını, saati ve yerini
bildirene mükafât vereceğini haber verdiler. Gazetelerdeki bu haberler, olayı ve Atatürk’ün Liman Von Sanders’e hediye ettiği saatin akıbetini gündeme getirdi. Gazetelerde yer alan haberleri ve sonraki gelişmelere geçmeden önce, 1915’de meydana gelen olayı hatırlatmamızda fayda bulunmaktadır.

Mustafa Kemal Paşa, Çanakkale Muharebelerine ait hatıralarını ilk olarak Ruşen Eşref
Ünaydın’a anlattı. Bu görüşme Mustafa Kemal Paşa’nın Akaretler’deki evinde, 24-28 Mart
1918 tarihleri arasında yapılmıştır. Bu mülakat, aynı yıl Yeni Mecmua’nın Çanakkale Zaferi için hazırlanan özel sayısında “Mülakatlar” kısmında “Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal ile Mülakat” başlığı ile yayınlanmıştır. Ruşen Eşref, sohbetin 10 Ağustos 1915 Conkbayırı Muharebeleri kısmını şöyle anlatmıştır:

“Mustafa Kemal Bey, derhal oradaki kumandanlarla beraber hücum saflarının önüne geçmiş. Askere düşmanın kaçmaya hazırlandığını fakat buna müsaade etmeyeceğimizi söylemiş. ‘Bunun için benim ileriden kırbaç sallayarak vereceğim işaret üzerine hepiniz düşmana atılacaksınız’ demiş. Beş on adım ileriye yürüdükten sonra işaretini verince zabitan ve efradın tereddütsüz bir aslan savletiyle düşmana saldırdıklarını görmüş.
Bu hücumun karşısında düşmanın kâmilen ezildiğini, hiç silah kullanma fırsatına vakit bulamamış olduğunu anlamış.
-
Ortalık açıldıktan sonra idi ki, diyor, düşman Conkbayırı’nı gerçekten cehenneme
çevirmişti. Denizden, karadan büyük çaplı topların muhtelif cinste mermileri Conkbayırı semasında bitmez tükenmez yıldırımlar vücuda getiriyordu.
Buraya kadar muhaveremizi, sakin bir vaziyette dinleyen Yüzbaşı Cevat Bey, Paşa’nın yaveri, kalın, sertliği hoşa giden bir sesle: ‘Bu şarapnel misketlerinden bir tanesi de Paşa’nın göğsünü okşamıştır’ dedi.
-Nasıl? dedim.
Paşa tespihi ile oynuyordu. Cevat Bey, parlak çizmelerindeki mahmuzlar şıkırtı
yaparak, göğsünün sol tarafındaki nişan kurdeleleri sırası ve ipek kordonu kabara ine şöyle
anlatıyordu:
-Evet, sağ tarafta ceketimde bir kurşun yeri gördüm. Yanımda bulunan zabit:
Efendim vuruldunuz!, dedi. Ben böyle bir söz şüyu bulursa askerimizin kuvve-i
maneviyesi üzerinde yapacağı tesiri düşündüm. Elimle zabitin ağzını kapadım, ‘Sus!’ dedim.
Cevat Bey devamla:
-Bir şarapnel misketi göğsünün sağ tarafına tamam saatinin bulunduğu cebe
isabet etmiştir. Saat parça parça oldu. Fakat o darbe Paşa’nın göğsünde hafif bir leke
bırakmaktan başka ileri geçmemiştir, dedi.
-
O saat sizin için tarihi bir saattir. Görebilir miyim efendim? dedim.

Paşa:

- O saatin enkazını bu muharebeden sonra Liman Paşa Hazretleri hatıra olarak
aldılar. Bana da kendilerinin aile asalet armasını havi bulunan saatlerini verdiler.
Cevat Bey saati gösterdi. Omega markalı siyah bir saat. Arkasında bir taç ve L.Z.
markaları. Paşa’nın kırılan saati Mekteb-i Harbiye’den beri sakladığı Omega markalı kuvvetlice bir talebe saati imiş.”

Mustafa Kemal Paşa, Conkbayırı’nda 10 Ağustos 1915 günü yaşanan çatışmaları
anlattığı bölümde, “şayan-ı endişe bir an” altbaşlığıyla, saatin parçalanmasını ve
yaralanmasını özetle şöyle anlatıyor:

“Gecenin perde-i zalâmı tamamen kalkmıştı. Artık hücum ânı idi. Saatime baktım, dört buçuğa geliyordu. Birkaç dakika sonra ortalık tamamen ağaracak ve düşman askerlerimizi görebilecekti. Düşmanın piyade, mitralyöz ateşi başlarsa ve kara ve deniz toplarının mermileri bu sıkı nizamda duran askerimiz üzerinde bir defa patlarsa, hücumun adem-i imkanına şüphe etmiyordum. Hemen ileri koştum. Fırka kumandanına tesadüf ettim. O da ve her ikimizin refakatimizde bulunanlar beraber olduğu halde hücum safının önüne geçtik.

Gayet seri ve kısa bir teftiş yaptım. Önünden geçerek yüksek sesle askerlere selam verdim ve dedim ki: ‘Askerler! Karşımızdaki düşmanı mağlup edeceğimize hiç şüphe yoktur. Fakat siz acele etmeyin. Evvela ben ileri gideyim. Siz, ben kırbacımla işaret verdiğim zaman hep birden atılırsınız!’ 


Kumandan ve zabitlere de işaretime askerlerin nazar-ı dikkatini celb etmelerini
emrettim. Ondan sonra hücum safının önünde bir yere kadar gidildi ve oradan kırbacımı havaya kaldırarak hücum işaretini verdim… Süngüleri ve bir ayakları ileri uzatılmış olan askerlerimiz ve onların önünde tabancaları, kılınçları ellerinde zabitlerimiz kırbacımın aşağı inmesiyle ahenin bir kitle halinde şîrâne bir savletle ileri atıldılar. Bir saniye sonra düşman siperleri içinde âsumâni bir gulguleden başka bir şey işitilmiyordu: Allah Allah Allah!

Düşman silah istimaline vakit bulamadı. Boğaz boğaza kahramanca mücadele neticesinde ilk hatta bulunan düşman kâmilen imha edildi… Conkbayırı tepesi
askerlerimizin eline geçtikten sonra düşman karadan ve denizden tevcih ettiği seri ve kesif topçu ateşiyle Conkbayırı’nı cehenneme çevirmişti. Semadan şarapnel, demir parçaları yağmuru yağıyordu. Büyük çaplı deniz toplarının tam isabetli daneleri yerin içine girdikten sonra patlıyor, yanımızda, kenarımızda büyük lağımlar açıyordu. Bütün Conkbayırı kesif dumanlar ve ateşler içinde kaldı. Herkes mütevekkilâne akıbete muntazır duruyordu.

Etrafımız şüheda ve mecruhin ile doldu. Muharebe meydanında cereyan eden hali temaşa ederken bir şarapnel parçası göğsümün sağ tarafına çarptı. Cebimde bulunan saati parça parça etti. Vücuduma nüfuz edemedi. Yalnız kalınca derin bir kan lekesi bıraktı. Bu saat enkazını bilâhare, bugünün hatırası olmak üzere, Liman Paşa’ya verdim. O da, aile asalet armasını hâvi, kendi saatini bana verdi.”
.....
.....



               



Alıntı: https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/514446


🎞️ Türkiye'nin Kaderini Bir Saat Değiştirdi - Çanakkale - Alp Yollarda


Mustafa Kemal Atatürk, Çanakkale Savaşı'nın en kanlı cephelerinden biri olan Conk Bayırı'ndaydı.

Düşman güçleri 12 binden fazla askerini kaybetti. Bizim şehit sayımız ise 9200ü buldu.

İşte bu kanlı muhaberede öyle bir an yaşandı ki, hem savaşın, hem de Türkiye'nin kaderini değiştirdi.

Anafartalar Grup Komutanı Albay Mustafa Kemal; 10 Ağustos 1915'te Conkbayırı süngü taarruzunu yönetirken bir şarapnel misketi göğsüne isabet etti.

Sağ göğüs cebinde bulunan saat sayesinde ölümden kurtuldu ama yaralandı.

Yine de Mustafa Kemal, askerler bu durumdan etkilenmesin diye mücadeleye devam etti.

İşte o küçük saat, önce Çanakkale Savaşı'nın sonra da Türkiye'nin kaderini değiştirdi.

Küçük saatin koruduğu Mustafa Kemal, daha sonra Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdu.

Bugün o saat nerede bilinmiyor. Hatta İsviçreli Omega, zamanında o saati getirene ödül vereceğini de duyurmuş ama Mustafa Kemal'in Alman General ve Osmanlı Mareşali olan Liman von Sanders’e armağan ettiği saat bulunamamış.

O gün bu olayın yaşandığı yerde, 4 top güllesi var. Bir de levha asılmış. Çanakkale'ye geldiğinizde burayı görmelisiniz.''

Alp Kırşan

Alıntı-Alp Yollarda

🎞️ 🗣️Nâzım Hikmet'ten 1 Mayıs mesajı (1959)

 

Nâzım Hikmet'ten 1 Mayıs mesajı:

"Ben şuna kaniyim ki Türkiye işçi sınıfı yalnız kendi sınıfî menfaatleri için değil fakat Türkiye halkının büyük kurtuluşu için, milli bağımsızlığı için de yapılan savaşta ön safta bulunmakta devam edecektir..."

•Budapeşte Radyosu (1959)



🎞️🇹🇷ANADOLU İNSANI: Yörük Kadını Gönül Çil şöyle demişti...

 

🇹🇷Türkiye, Gelibolu 100.Yıldönümü için ziyaretçi artırma talebini reddetti (2013 Haberi)

(Aslından Çeviridir)

 Türkiye, Gelibolu 100.Yıldönümü için ziyaretçi artırma talebini reddetti

TÜRKİYE, Avustralya'nın Anzac çıkarmalarının 100. yıldönümü için Gelibolu'yu ziyaret eden Avustralyalı ve Yeni Zelandalıların sayısını artırma talebini reddetti.

Türkler, güvenlik nedeniyle 25 Nisan 2015'teki anma törenine 10.500'den fazla Avustralyalı ve Yeni Zelandalı'nın katılamayacağı konusunda ısrar ediyor. Ve Abbott hükümeti, bu yerleri katılmak isteyenlere tahsis etmek için ulusal bir oy pusulası planına devam edecek.

Geçen yıl İşçi partisi hükümeti tarafından oy pusulası planı açıklandığında, savaş alanı tur operatörleri ve yer ayırtanlardan bazıları, Gaziler İşleri Bakanlığı'nın şafak ayinine katılabileceklerin sayısını sınırlama planına öfkeyle tepki gösterdi. Koalisyon, hükümeti kazanırsa yüzüncü yıl için planlamayı gözden geçirmeyi taahhüt etti.

Anzac'ın Yüzüncü Yıldönümü Başbakanına Yardımcı Olan Bakan Michael Ronaldson, sayıları Türk hükümetiyle görüştüğünü söyledi. 

"Bana çok açık bir şekilde ifade edildi. . . 10.500'ü maksimum rakam olarak gördükleri. Onlar bizim ev sahiplerimiz. Çok cömert ev sahipleri ve uygun olduğuna inandıkları rakam buysa, üzerinde çalışacağımız rakam budur."

Önümüzdeki ay oy pusulası süreci hakkında duyurular yapacağını söyledi. Önceki hükümetin oy pusulasındaki çeşitli kategorilere uygun insan sayısına ilişkin tahminleri makuldü.

Ancak çok sayıda Avustralyalı'nın yolculuğu yapmak istediğini ve oy pusulasına girenlerin gerçekten gitme niyetinde olmasını sağlamanın bir yolu olması gerektiğini söyledi Senatör Ronaldson.

"İnsanların gitmek isteyip istemedikleri, gidip gidemeyecekleri ve gidip gitmeyecekleri konusunda uzun ve uzun düşünmeleri önemlidir" 

dedi.

Anzac'ın iniş yıldönümündeki baskının bir kısmını hafifletmek için Senatör Ronaldson, diğer önemli tarihleri işaret eden anma törenleri için bir öneri düşünüyor.

"Kampanya boyunca daha küçük, ancak ilgili aileler için daha az önemli olmayan bazı anma etkinliklerine nasıl sahip olabileceğimize bakıyorum."

Nisan ayında, eski savunma kuvvetleri şefi Angus Houston, The Australian'a, Lone Pine ve The Nek gibi savaşların yıldönümleri veya tahliye için Ağustos ayında Gelibolu'da olmanın, inişin 100. yıldönümünü kutlaması beklenen kalabalıklarla savaşmadan ziyaretçilere Anzac kurbanını düşünmeleri için alan vereceğini söyledi.

Gelibolu'nun yüzüncü yıldönümünün nasıl anılması gerektiğine dair soruşturmaya başkanlık eden Bay Houston, sınırsız sayıda kişinin ziyaret etmesine izin vermenin tehlikeli olabileceğini söyledi. 

"Bence sadece herkes için ücretsiz bir-varsanız, bu bir karmaşa olacaktır. Basit gerçek şu ki, site 10.500'den fazla kişi almayacak" 

dedi.

Yıldönümü döneminde günlük ayinler yapmak için Gelibolu'da bir papaz ve bir boran da dahil olmak üzere küçük bir ekibe sahip olmanın mümkün olabileceğini söyledi.

Senatör Ronaldson, bakan olarak kendisi için önemli bir önceliğin Afganistan ve Irak'ta ve diğer çatışmalarda görev yapanlara bakmak olacağını söyledi.

Yeni nesil Avustralyalıların, I. Dünya Savaşı'ndan Afganistan'a kadar bir asırlık fedakarlığı net bir şekilde anlayarak, atalarının nerede savaştıklarını, ne zaman savaştıklarını ve savunmak için savaştıkları değerlerin yanı sıra Avustralya Savaş Anıtı'ndaki 102.000 ismin ne anlama geldiğini bilerek Anzac anma döneminden çıkmalarını istediğini söyledi.

*****

HABERİN ASLI İNGİLİZCE

Turkey rejects more for Gallipoli 100th

BY   AIRA

 – OCTOBER 23, 2013 POSTED IN: AUSTRALIA, EDITORS' PICKS, HEADLINES

- BRENDAN NICHOLSON

- From: The Australian

- October 23, 2013 12:00AM

TURKEY has rejected an Australian request to increase the number ofAustralians and New Zealanders visiting Gallipoli for the 100th anniversary of the Anzac landings.

The Turks insist that for safety reasons no more than 10,500 Australians and New Zealanders may attend the commemoration on April 25, 2015. And the Abbott government will press on with the plan for a national ballot to allocate those places to those who want to attend.

When the ballot plan was announced by the Labor government last year, battlefield tour operators and some of those who had booked places reacted angrily to the Department of Veterans Affairs’ plan to limit the number able to attend the dawn service. The Coalition undertook to review the planning for the centenary if it won government.

The Minister Assisting the Prime Minister for the Centenary of Anzac, MichaelRonaldson, said he had discussed the numbers with the Turkish government. “It’s been made very clear to me . . . that they view 10,500 as the maximum figure. They are our hosts. They are very generous hosts and if that’s the figure they believe is appropriate then that’s the figure we will work on.”

He said he would make announcements about the ballot process in the nextmonth. The previous government’s estimates of the numbers of people eligible for the various categories in the ballot were reasonable.

But large numbers of Australians wanted to make the journey and there had to be a way to ensure that those who entered the ballot actually intended to go, Senator Ronaldson said.

“It’s important that people have thought long and hard about whether they want to go, whether they can go and whether they will go,” he said.

To take some of the pressure off the anniversary of the Anzac landing, Senator Ronaldson is considering a proposal for commemoration ceremonies marking other key dates.

“I’m looking at how we might be able to have some smaller, but no less important for the families involved, commemorative activities through the campaign.”

In April, former defence force chief Angus Houston told The Australian that being at Gallipoli in August for the anniversaries of the battles such as Lone Pine and The Nek or the evacuation would give visitors the space to contemplate the Anzac sacrifice without battling the crowds expected to mark the 100th anniversary of the landing.

Mr Houston, who headed the inquiry into how the Gallipoli centenary should be commemorated, said it could be dangerous to allow unlimited numbers to visit. “I think if you just have a free-for-all, it will be a shambles. The simple fact is that the site will not take more than 10,500 people,” he said.

He said it might be possible to have a small team including a chaplain and a bugler at Gallipoli to carry out services daily during the anniversary period.

Senator Ronaldson said a key priority for him as minister would be caring for those who served in Afghanistan and Iraq and other conflicts.

He said he wanted the next generation of Australians to come out of the Anzac commemorative period with a clear understanding of a century of sacrifice, from World War I to Afghanistan, knowing where their forebears fought, when they fought and the values they were fighting to defend, as well as what 102,000 names on the Australian War Memorial meant.

------

via Turkey rejects more for Gallipoli 100th | The Australian.

- BRENDAN NICHOLSON

- From: The Australian

- October 23, 2013 12:00AM

 - See more at: http://www.theaustralian.com.au/national-affairs/policy/turkey-rejects-more-for-gallipoli-100th/story-e6frg8yo-1226744823507#sthash.AE6Loxv9.dpuf

📰 ''Daima minnettarız Yüce Atatürk''

Ordu yok dediler, - Kurulur dedi. Para yok dediler, - Bulunur dedi. Düşman çok dediler, - Yenilir dedi.  Aldanmadı, mağdurum demedi, ve tüm ...