20260504

📖 "Buzdağı’nın Altı" adlı son kitabında bir Anzak askerinin mektupları- 🇹🇷Türk kadını

 

 Çanakkale Savaşı hakkında yıllardan beri araştırmalar yapan Prof. Dr. Mete Tuncoku, "Buzdağı’nın Altı" adlı son kitabında bir Anzak askerinin mektuplarına yer vermiş. 

Mektup şöyle: 

"Benim de vurulduğum 8 Eylül 1915 günü keskin nişancı bir Türk kızı pusuda çarpışıyordu. Gizlendiği yerden gün boyu ateş etti ve çok sayıda adamımızı vurdu. Ancak gün batmadan bir Avustralyalı tarafından vurulmasına gene de üzüldüm. Güzel, yapılı ve tahminen 19-21 yaşlarında genç bir kızdı.

25 Nisan 1915 ile ilgili bir mektuptan: 

"O bir Türk kadın savaşçısıydı, durmaksızın saklandığı evden ateş ediyordu." 

Bir başka anlatış: 

"Burada pusuya yatıp çarpışan keskin nişancıların çoğu kadın veya kız, kendilerini yeşile boyayıp ağaçlar ve bodur bitkilerle uyum sağlamışlar." 

(15 Ağustos 1915) 

Çanakkale Savaşı erkekler savaşı sanılırdı. Öyle olmadığını, ninelerimizin Çanakkale’de de dövüştüklerini sayın Tuncoku ortaya çıkardı. Sadece erkek savaşı değildi Türk kadını Çanakkale’de de Türk erkeğiyle birlikteydi. Siperde kurşun sıkanından, cephe gerisinde Mehmetçik için mermi yapıp, elbise dikenine kadar. 

....

Alıntı


Çanakkale Destanı'nın kadın kahramanları

Çanakkale Savaşlarında, vatanını korumak için canını feda eden 253 bin Mehmetçik arasında, Türk kadın savaşçılar da bulunuyor.

Atatürk ve Çanakkale Savaşlarını Araştırma Merkezi (AÇASAM) Müdürü Prof. Dr. Mete Tuncoku, Çanakkale Kara Savaşlarında, 200 binden fazlası Türk olmak üzere 500 bine yakın insanın, göğüs göğüse, mertçe çarpışarak inandıkları ilkeler uğrunda canlarını verdiğini söyledi.

Tuncoku, bu savaşlarda bazı Türk kadın savaşçıların da Mehmetçiğin yanında çarpıştığını ve bunun pek bilinmediğini ifade ederek, bu konuda Avustralya ve Yeni Zelanda arşivlerinde araştırma yaptığını belirtti.

Araştırmalarında, “Keskin Nişancı Türk Kadınları” ve “Türk Kadın Savaşçıları” konularını anlatan yabancı asker mektup ve günlüklerini gördüğünde çok şaşırdığını belirten Prof. Dr. Tuncoku, mektupları, önce siperlerde süregelen yaşamın değişmez şartları olan her an vurulma, boğucu sıcaklar, su sıkıntısı ve salgın hastalık koşulları altında bunalıp ruhsal çöküntü içine giren birkaç yabancı askerin hayal ürünü olarak düşündüğünü ve fazla önemsemediğini kaydetti.

Tuncoku, şöyle dedi:

“Ancak, bu mektup ve günlükleri birbirleriyle yer, zaman ve olay boyutuyla karşılaştırınca, anlatılanların doğru olduğu konusundaki düşüncelerim güçlendi. Çanakkale Savaşlarının aradan bu kadar süre geçmesine karşın henüz açıklığa kavuşmamış ve özellikle de Türk tarihi araştırmacılarının incelemesini bekleyen yönleri olduğu görülmektedir.”

Türk kadın savaşçıları ile ilgili araştırmasına “Çanakkale 1915 Buzdağı'nın Altı” kitabında yer verdiğini kaydeden Tuncoku, bu savaşların bilimsel belgeli ve objektif bir şekilde araştırılarak gelecek nesillere aktarılması gerektiğini söyledi.

Tuncoku, 

  • “(Kadın mücahitler kimlerdir?), 
  • (Eylemleri bireysel midir?), 
  • (Yoksa örgütlenmiş ve planlı bir eylem midir?), 
  • (Kendilerini nasıl eğitmişlerdir)

gibi belge ya da kayıtların Türk arşivlerinde mutlaka olması gerekmektedir” diye konuştu.

Alıntı: https://www.hurriyet.com.tr/gundem/canakkale-destaninin-kadin-kahramanlari-11235127

📖 "Anneciğim Türkler" / ''Yenilmez Türk''


 "Anneciğim Türkler"

İstanbul'un Fethinden sonra Osmanlılar'ın durdurulamaması yüzünden Avrupa'daki birçok ülkede "acaba bu yıl Türkler ülkemize gelirler mi" diye düşünülüyordu. Nitekim Makyavelli bir eserinde, kitabın kahramanı "Türkler gelecek yıl İtalya'ya gelirler mi" diye soruyordu. İtalya'da aylakların en önemli sohbet konusu Türkler'di. Aylaklar, Türkler hangi şehri fethedecek, Türkler'e Haçlı Seferi düzenlensin mi düzenlenmesin mi diye sohbet ederek günlerini geçiriyorlardı. Ardı ardına kazanılan başarılardan dolayı "Yenilmez Türk" imajı ortaya çıkmıştı.

Türkler Avrupa'da bale, tiyatro, opera eserlerine, halk şarkılarına, şiirlere, hikâyelere de konu olmuşlardır. Bunun sebeplerinden biri, Osmanlı tehlikesine karşı halkı canlı tutmak ve Hıristiyanlığa karşı olan tehdidi bertaraf edebilmek için siyasi bir kalkan yaratmak iken, diğeri Türkler'in gündemden hiç düşmeyen ve merak uyandıran bir konu olmasından dolayıydı.

Yazarlar eserlerinde Türk korkusunu yenmeyi de amaçlamışlardı. Makyavelli, İtalyan Tiyatrosu'nun Adamotu (Mandragola) isimli komedyasında Türkler'e öcü ve doğaüstü varlıklar olarak bakılmasını eleştirip, Osmanlı İmparatorluğu'nun gerçekçi ve akılcı metotlarla yenilmesi gereken bir düşman olduğunu söyler.

-Alıntı

20260503

🎞️🇹🇷Türk bir YouTuber, Gagauzya’da Hristiyan Türk kızıyla Türkçe sohbet etti.

 


 

🎞️ ANADOLU İNSANI: 'İnsan Kaynakları ismli tek kişilik oyundan bir hikaye: 🇩🇪Almanya'ya giden 🇹🇷Türk işçileri

 

📄Conkbayırı’nda Atatürk’ün hayatını kurtaran saat....

 


Öz

Çanakkale Muharebeleri’nin Mustafa Kemal Paşa’nın askeri kariyerinde önemli bir yer tuttuğu bilinmektedir. Buna ilaveten Çanakkale, tarihte, Atatürk’ün yaralandığı yer olarak da iz bırakmıştır.

Atatürk’ün 10 Ağustos 1915 günü Conkbayırı’ndaki çarpışmalarda bir şarapnel parçasıyla yaralanmasını bir cep saati önlemiştir. Bu saat, Atatürk tarafından Çanakkale’de birlikte görev yaptığı Alman Generali Liman von Sanders’e hediye edilmiştir. Bu saatin akıbeti konusunda tam ve sağlıklı bilgiye sahip değiliz. Von Sanders’in 1929’da ölümünden sonra saatin kime ve nasıl geçtiği tam olarak bilinmemektedir. Çalındığı ya da bir Amerikalıya satıldığı görüşleri kesin değildir. Bu saati üreten Omega firması, 1939’da Atatürk’ün von Sanders’e hediye ettiği bu saati bulmak için bir kampanya başlattı. Türk basınında da bu tarihten itibaren saatin akıbeti hakkında çeşitli yazılar yayınlandı.

Saatin bulunması ve Türkiye’ye geri getirilmesi konusunda yapılan çeşitli girişimler istenilen sonucu vermemiştir.

Giriş

I.Dünya Savaşı’nın en kanlı çatışmalarının yaşandığı cephelerinden biri de Çanakkale Cephesi’dir. İngiltere ve Fransa, önce denizden, başaramayınca karadan Çanakkale Boğazı’nı geçmek için bütün güçleriyle saldırdılar. İtilaf Devletleri bakımından, Çanakkale’de bir cephe açılmasının ana sebebi, İstanbul’u ele geçirmek suretiyle Osmanlı Devleti’ni savaş dışı bırakarak kolay bir zafer kazanmaktı. Sosyal çalkantılar içerisinde bunalan Müttefikleri Rusya’ya askeri malzeme yardımı göndermek de diğer önemli bir amaçtı. Çanakkale Cephesi iki kısımdan meydana gelir. 19 Şubat-18 Mart 1915 tarihleri arasında yapılan deniz savaşları ve 25 Nisan 1915-9 Ocak 1916’da cereyan eden kara savaşlardır. Savaş başladıktan hemen sonra, bazı zorlamalar olmuşsa da, Çanakkale Boğazı’na asıl saldırılar 19 Şubat 1915’de İngiliz ve Fransız donanmalarının Kumkale ve Seddülbahir tabyalarını dövmeleriyle başladı. Dünyanın en güçlü donanmalarının saldırılarına Türkler, yetersiz toplarıyla karşılık vermeye çalıştılar. İngiliz ve Fransız gemilerinin bombardımanları, aralıklarla 17 Mart’a kadar devam etti. 18 Mart sabahı Fransızlar Anadolu yakasını, İngilizler de Rumeli yakasını döverek Boğaz’dan geçmek için harekete geçtiler. Bir gece önce Nusrat mayın gemisiyle Boğaz’a mayın döşeyen Türk birlikleri, 7 saat süren cehennem gibi bombardımana direndiler. Menzile girene kadar atış yapmayan Türk topçusunun olağanüstü isabetli ateşi karşısında şaşkınlığa uğrayan İngiliz ve Fransız donanmaları ağır kayıplar verdiler. Agamemnon, Queen Elizabeth gibi dünyanın en ünlü savaş gemilerinin bulunduğu 7 gemisini kaybeden İtilaf Devletleri, Boğazları geçemeyeceklerini görerek, donanmalarını geri çektiler.
.....
.....

Atatürk’ün Conkbayırı’nda Yaralanması
Ocak 1939’da Türk gazeteleri, Atatürk’ün Çanakkale’de, Conkbayırı’nda hayatını
kurtaran saati üreten İsviçreli saat firması Omega’nın, saati aradığını, saati ve yerini
bildirene mükafât vereceğini haber verdiler. Gazetelerdeki bu haberler, olayı ve Atatürk’ün Liman Von Sanders’e hediye ettiği saatin akıbetini gündeme getirdi. Gazetelerde yer alan haberleri ve sonraki gelişmelere geçmeden önce, 1915’de meydana gelen olayı hatırlatmamızda fayda bulunmaktadır.

Mustafa Kemal Paşa, Çanakkale Muharebelerine ait hatıralarını ilk olarak Ruşen Eşref
Ünaydın’a anlattı. Bu görüşme Mustafa Kemal Paşa’nın Akaretler’deki evinde, 24-28 Mart
1918 tarihleri arasında yapılmıştır. Bu mülakat, aynı yıl Yeni Mecmua’nın Çanakkale Zaferi için hazırlanan özel sayısında “Mülakatlar” kısmında “Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal ile Mülakat” başlığı ile yayınlanmıştır. Ruşen Eşref, sohbetin 10 Ağustos 1915 Conkbayırı Muharebeleri kısmını şöyle anlatmıştır:

“Mustafa Kemal Bey, derhal oradaki kumandanlarla beraber hücum saflarının önüne geçmiş. Askere düşmanın kaçmaya hazırlandığını fakat buna müsaade etmeyeceğimizi söylemiş. ‘Bunun için benim ileriden kırbaç sallayarak vereceğim işaret üzerine hepiniz düşmana atılacaksınız’ demiş. Beş on adım ileriye yürüdükten sonra işaretini verince zabitan ve efradın tereddütsüz bir aslan savletiyle düşmana saldırdıklarını görmüş.
Bu hücumun karşısında düşmanın kâmilen ezildiğini, hiç silah kullanma fırsatına vakit bulamamış olduğunu anlamış.
-
Ortalık açıldıktan sonra idi ki, diyor, düşman Conkbayırı’nı gerçekten cehenneme
çevirmişti. Denizden, karadan büyük çaplı topların muhtelif cinste mermileri Conkbayırı semasında bitmez tükenmez yıldırımlar vücuda getiriyordu.
Buraya kadar muhaveremizi, sakin bir vaziyette dinleyen Yüzbaşı Cevat Bey, Paşa’nın yaveri, kalın, sertliği hoşa giden bir sesle: ‘Bu şarapnel misketlerinden bir tanesi de Paşa’nın göğsünü okşamıştır’ dedi.
-Nasıl? dedim.
Paşa tespihi ile oynuyordu. Cevat Bey, parlak çizmelerindeki mahmuzlar şıkırtı
yaparak, göğsünün sol tarafındaki nişan kurdeleleri sırası ve ipek kordonu kabara ine şöyle
anlatıyordu:
-Evet, sağ tarafta ceketimde bir kurşun yeri gördüm. Yanımda bulunan zabit:
Efendim vuruldunuz!, dedi. Ben böyle bir söz şüyu bulursa askerimizin kuvve-i
maneviyesi üzerinde yapacağı tesiri düşündüm. Elimle zabitin ağzını kapadım, ‘Sus!’ dedim.
Cevat Bey devamla:
-Bir şarapnel misketi göğsünün sağ tarafına tamam saatinin bulunduğu cebe
isabet etmiştir. Saat parça parça oldu. Fakat o darbe Paşa’nın göğsünde hafif bir leke
bırakmaktan başka ileri geçmemiştir, dedi.
-
O saat sizin için tarihi bir saattir. Görebilir miyim efendim? dedim.

Paşa:

- O saatin enkazını bu muharebeden sonra Liman Paşa Hazretleri hatıra olarak
aldılar. Bana da kendilerinin aile asalet armasını havi bulunan saatlerini verdiler.
Cevat Bey saati gösterdi. Omega markalı siyah bir saat. Arkasında bir taç ve L.Z.
markaları. Paşa’nın kırılan saati Mekteb-i Harbiye’den beri sakladığı Omega markalı kuvvetlice bir talebe saati imiş.”

Mustafa Kemal Paşa, Conkbayırı’nda 10 Ağustos 1915 günü yaşanan çatışmaları
anlattığı bölümde, “şayan-ı endişe bir an” altbaşlığıyla, saatin parçalanmasını ve
yaralanmasını özetle şöyle anlatıyor:

“Gecenin perde-i zalâmı tamamen kalkmıştı. Artık hücum ânı idi. Saatime baktım, dört buçuğa geliyordu. Birkaç dakika sonra ortalık tamamen ağaracak ve düşman askerlerimizi görebilecekti. Düşmanın piyade, mitralyöz ateşi başlarsa ve kara ve deniz toplarının mermileri bu sıkı nizamda duran askerimiz üzerinde bir defa patlarsa, hücumun adem-i imkanına şüphe etmiyordum. Hemen ileri koştum. Fırka kumandanına tesadüf ettim. O da ve her ikimizin refakatimizde bulunanlar beraber olduğu halde hücum safının önüne geçtik.

Gayet seri ve kısa bir teftiş yaptım. Önünden geçerek yüksek sesle askerlere selam verdim ve dedim ki: ‘Askerler! Karşımızdaki düşmanı mağlup edeceğimize hiç şüphe yoktur. Fakat siz acele etmeyin. Evvela ben ileri gideyim. Siz, ben kırbacımla işaret verdiğim zaman hep birden atılırsınız!’ 


Kumandan ve zabitlere de işaretime askerlerin nazar-ı dikkatini celb etmelerini
emrettim. Ondan sonra hücum safının önünde bir yere kadar gidildi ve oradan kırbacımı havaya kaldırarak hücum işaretini verdim… Süngüleri ve bir ayakları ileri uzatılmış olan askerlerimiz ve onların önünde tabancaları, kılınçları ellerinde zabitlerimiz kırbacımın aşağı inmesiyle ahenin bir kitle halinde şîrâne bir savletle ileri atıldılar. Bir saniye sonra düşman siperleri içinde âsumâni bir gulguleden başka bir şey işitilmiyordu: Allah Allah Allah!

Düşman silah istimaline vakit bulamadı. Boğaz boğaza kahramanca mücadele neticesinde ilk hatta bulunan düşman kâmilen imha edildi… Conkbayırı tepesi
askerlerimizin eline geçtikten sonra düşman karadan ve denizden tevcih ettiği seri ve kesif topçu ateşiyle Conkbayırı’nı cehenneme çevirmişti. Semadan şarapnel, demir parçaları yağmuru yağıyordu. Büyük çaplı deniz toplarının tam isabetli daneleri yerin içine girdikten sonra patlıyor, yanımızda, kenarımızda büyük lağımlar açıyordu. Bütün Conkbayırı kesif dumanlar ve ateşler içinde kaldı. Herkes mütevekkilâne akıbete muntazır duruyordu.

Etrafımız şüheda ve mecruhin ile doldu. Muharebe meydanında cereyan eden hali temaşa ederken bir şarapnel parçası göğsümün sağ tarafına çarptı. Cebimde bulunan saati parça parça etti. Vücuduma nüfuz edemedi. Yalnız kalınca derin bir kan lekesi bıraktı. Bu saat enkazını bilâhare, bugünün hatırası olmak üzere, Liman Paşa’ya verdim. O da, aile asalet armasını hâvi, kendi saatini bana verdi.”
.....
.....



               



Alıntı: https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/514446


🎞️ Türkiye'nin Kaderini Bir Saat Değiştirdi - Çanakkale - Alp Yollarda


Mustafa Kemal Atatürk, Çanakkale Savaşı'nın en kanlı cephelerinden biri olan Conk Bayırı'ndaydı.

Düşman güçleri 12 binden fazla askerini kaybetti. Bizim şehit sayımız ise 9200ü buldu.

İşte bu kanlı muhaberede öyle bir an yaşandı ki, hem savaşın, hem de Türkiye'nin kaderini değiştirdi.

Anafartalar Grup Komutanı Albay Mustafa Kemal; 10 Ağustos 1915'te Conkbayırı süngü taarruzunu yönetirken bir şarapnel misketi göğsüne isabet etti.

Sağ göğüs cebinde bulunan saat sayesinde ölümden kurtuldu ama yaralandı.

Yine de Mustafa Kemal, askerler bu durumdan etkilenmesin diye mücadeleye devam etti.

İşte o küçük saat, önce Çanakkale Savaşı'nın sonra da Türkiye'nin kaderini değiştirdi.

Küçük saatin koruduğu Mustafa Kemal, daha sonra Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdu.

Bugün o saat nerede bilinmiyor. Hatta İsviçreli Omega, zamanında o saati getirene ödül vereceğini de duyurmuş ama Mustafa Kemal'in Alman General ve Osmanlı Mareşali olan Liman von Sanders’e armağan ettiği saat bulunamamış.

O gün bu olayın yaşandığı yerde, 4 top güllesi var. Bir de levha asılmış. Çanakkale'ye geldiğinizde burayı görmelisiniz.''

Alp Kırşan

Alıntı-Alp Yollarda

🎞️ 🗣️Nâzım Hikmet'ten 1 Mayıs mesajı (1959)

 

Nâzım Hikmet'ten 1 Mayıs mesajı:

"Ben şuna kaniyim ki Türkiye işçi sınıfı yalnız kendi sınıfî menfaatleri için değil fakat Türkiye halkının büyük kurtuluşu için, milli bağımsızlığı için de yapılan savaşta ön safta bulunmakta devam edecektir..."

•Budapeşte Radyosu (1959)



🎞️🇹🇷ANADOLU İNSANI: Yörük Kadını Gönül Çil şöyle demişti...

 

🇹🇷Türkiye, Gelibolu 100.Yıldönümü için ziyaretçi artırma talebini reddetti (2013 Haberi)

(Aslından Çeviridir)

 Türkiye, Gelibolu 100.Yıldönümü için ziyaretçi artırma talebini reddetti

TÜRKİYE, Avustralya'nın Anzac çıkarmalarının 100. yıldönümü için Gelibolu'yu ziyaret eden Avustralyalı ve Yeni Zelandalıların sayısını artırma talebini reddetti.

Türkler, güvenlik nedeniyle 25 Nisan 2015'teki anma törenine 10.500'den fazla Avustralyalı ve Yeni Zelandalı'nın katılamayacağı konusunda ısrar ediyor. Ve Abbott hükümeti, bu yerleri katılmak isteyenlere tahsis etmek için ulusal bir oy pusulası planına devam edecek.

Geçen yıl İşçi partisi hükümeti tarafından oy pusulası planı açıklandığında, savaş alanı tur operatörleri ve yer ayırtanlardan bazıları, Gaziler İşleri Bakanlığı'nın şafak ayinine katılabileceklerin sayısını sınırlama planına öfkeyle tepki gösterdi. Koalisyon, hükümeti kazanırsa yüzüncü yıl için planlamayı gözden geçirmeyi taahhüt etti.

Anzac'ın Yüzüncü Yıldönümü Başbakanına Yardımcı Olan Bakan Michael Ronaldson, sayıları Türk hükümetiyle görüştüğünü söyledi. 

"Bana çok açık bir şekilde ifade edildi. . . 10.500'ü maksimum rakam olarak gördükleri. Onlar bizim ev sahiplerimiz. Çok cömert ev sahipleri ve uygun olduğuna inandıkları rakam buysa, üzerinde çalışacağımız rakam budur."

Önümüzdeki ay oy pusulası süreci hakkında duyurular yapacağını söyledi. Önceki hükümetin oy pusulasındaki çeşitli kategorilere uygun insan sayısına ilişkin tahminleri makuldü.

Ancak çok sayıda Avustralyalı'nın yolculuğu yapmak istediğini ve oy pusulasına girenlerin gerçekten gitme niyetinde olmasını sağlamanın bir yolu olması gerektiğini söyledi Senatör Ronaldson.

"İnsanların gitmek isteyip istemedikleri, gidip gidemeyecekleri ve gidip gitmeyecekleri konusunda uzun ve uzun düşünmeleri önemlidir" 

dedi.

Anzac'ın iniş yıldönümündeki baskının bir kısmını hafifletmek için Senatör Ronaldson, diğer önemli tarihleri işaret eden anma törenleri için bir öneri düşünüyor.

"Kampanya boyunca daha küçük, ancak ilgili aileler için daha az önemli olmayan bazı anma etkinliklerine nasıl sahip olabileceğimize bakıyorum."

Nisan ayında, eski savunma kuvvetleri şefi Angus Houston, The Australian'a, Lone Pine ve The Nek gibi savaşların yıldönümleri veya tahliye için Ağustos ayında Gelibolu'da olmanın, inişin 100. yıldönümünü kutlaması beklenen kalabalıklarla savaşmadan ziyaretçilere Anzac kurbanını düşünmeleri için alan vereceğini söyledi.

Gelibolu'nun yüzüncü yıldönümünün nasıl anılması gerektiğine dair soruşturmaya başkanlık eden Bay Houston, sınırsız sayıda kişinin ziyaret etmesine izin vermenin tehlikeli olabileceğini söyledi. 

"Bence sadece herkes için ücretsiz bir-varsanız, bu bir karmaşa olacaktır. Basit gerçek şu ki, site 10.500'den fazla kişi almayacak" 

dedi.

Yıldönümü döneminde günlük ayinler yapmak için Gelibolu'da bir papaz ve bir boran da dahil olmak üzere küçük bir ekibe sahip olmanın mümkün olabileceğini söyledi.

Senatör Ronaldson, bakan olarak kendisi için önemli bir önceliğin Afganistan ve Irak'ta ve diğer çatışmalarda görev yapanlara bakmak olacağını söyledi.

Yeni nesil Avustralyalıların, I. Dünya Savaşı'ndan Afganistan'a kadar bir asırlık fedakarlığı net bir şekilde anlayarak, atalarının nerede savaştıklarını, ne zaman savaştıklarını ve savunmak için savaştıkları değerlerin yanı sıra Avustralya Savaş Anıtı'ndaki 102.000 ismin ne anlama geldiğini bilerek Anzac anma döneminden çıkmalarını istediğini söyledi.

*****

HABERİN ASLI İNGİLİZCE

Turkey rejects more for Gallipoli 100th

BY   AIRA

 – OCTOBER 23, 2013 POSTED IN: AUSTRALIA, EDITORS' PICKS, HEADLINES

- BRENDAN NICHOLSON

- From: The Australian

- October 23, 2013 12:00AM

TURKEY has rejected an Australian request to increase the number ofAustralians and New Zealanders visiting Gallipoli for the 100th anniversary of the Anzac landings.

The Turks insist that for safety reasons no more than 10,500 Australians and New Zealanders may attend the commemoration on April 25, 2015. And the Abbott government will press on with the plan for a national ballot to allocate those places to those who want to attend.

When the ballot plan was announced by the Labor government last year, battlefield tour operators and some of those who had booked places reacted angrily to the Department of Veterans Affairs’ plan to limit the number able to attend the dawn service. The Coalition undertook to review the planning for the centenary if it won government.

The Minister Assisting the Prime Minister for the Centenary of Anzac, MichaelRonaldson, said he had discussed the numbers with the Turkish government. “It’s been made very clear to me . . . that they view 10,500 as the maximum figure. They are our hosts. They are very generous hosts and if that’s the figure they believe is appropriate then that’s the figure we will work on.”

He said he would make announcements about the ballot process in the nextmonth. The previous government’s estimates of the numbers of people eligible for the various categories in the ballot were reasonable.

But large numbers of Australians wanted to make the journey and there had to be a way to ensure that those who entered the ballot actually intended to go, Senator Ronaldson said.

“It’s important that people have thought long and hard about whether they want to go, whether they can go and whether they will go,” he said.

To take some of the pressure off the anniversary of the Anzac landing, Senator Ronaldson is considering a proposal for commemoration ceremonies marking other key dates.

“I’m looking at how we might be able to have some smaller, but no less important for the families involved, commemorative activities through the campaign.”

In April, former defence force chief Angus Houston told The Australian that being at Gallipoli in August for the anniversaries of the battles such as Lone Pine and The Nek or the evacuation would give visitors the space to contemplate the Anzac sacrifice without battling the crowds expected to mark the 100th anniversary of the landing.

Mr Houston, who headed the inquiry into how the Gallipoli centenary should be commemorated, said it could be dangerous to allow unlimited numbers to visit. “I think if you just have a free-for-all, it will be a shambles. The simple fact is that the site will not take more than 10,500 people,” he said.

He said it might be possible to have a small team including a chaplain and a bugler at Gallipoli to carry out services daily during the anniversary period.

Senator Ronaldson said a key priority for him as minister would be caring for those who served in Afghanistan and Iraq and other conflicts.

He said he wanted the next generation of Australians to come out of the Anzac commemorative period with a clear understanding of a century of sacrifice, from World War I to Afghanistan, knowing where their forebears fought, when they fought and the values they were fighting to defend, as well as what 102,000 names on the Australian War Memorial meant.

------

via Turkey rejects more for Gallipoli 100th | The Australian.

- BRENDAN NICHOLSON

- From: The Australian

- October 23, 2013 12:00AM

 - See more at: http://www.theaustralian.com.au/national-affairs/policy/turkey-rejects-more-for-gallipoli-100th/story-e6frg8yo-1226744823507#sthash.AE6Loxv9.dpuf

📖🗣️Atatürk İngilizleri anlatıyor....

 

ATATÜRK İNGİLİZLERİ ANLATIYOR!!!

1- Düşmanımız, dinimizin ve bağımsızlığımızın haini İngiltere olmuştur. İngilizler, Müslüman ve özellikle Türk olunca, insan hayatına zerre kadar değer vermezler. Bu bakımdan, Türkiye hakkındaki suikastın bin türlü eserini göstermekten zevk duyarlar. Her zaman bizi imhaya çalışan ve İslam âlemini esir etmek isteyen İngilizlerin tahakkümleri, zulümleri asla unutulmamalıdır.

2- Millî Mücadele’de bizim takip ettiğimiz asıl maksat, ülkemizi parçalanmaktan kurtarmak, devlet ve milletimizin bağımsızlığını elde etmekti. Bu maksadın elde edilmesini engelleyebilecek düşmanlarımız, İngilizlerdi. İngilizlerle çıkarlarını birleştirmeye çalışan Fransızlar da sayılabilir. Düşmanlarla uğraşmak için sonuna kadar ve her türlü vasıtaya başvurarak çalışmaya azmetmiştik.

3- İngilizler hile ve şiddet yoluyla İslam dünyasına, Türklere boyun eğdirmeye çalışmıştır. Müslümanlar gözünde tecelli eden apaçık hakikatlerden biri de İngiltere devletinin amansız bir ortak düşmanımız olduğu gerçeğidir. İngilizler, Hindistan’a istila ve fesat elini ulaştırdıkları uğursuz günden beri, bütün Asya âlemini kendi bencilce emellerine ve amaçlarına boyun eğdirmeye ve sonsuz zulümleriyle, özellikle İslam milletlerini ezmeye çalışmışlardır. Bunu duruma göre bazen hile ve desiseler imali ile, bazen zorla ve şiddet kullanarak yapmışlardır. Sonraki yıllarda da Müslümanlar arasındaki uyanış eserleri ve dayanışma eğilimlerinden pek çok kaygılanarak darbelerini şiddetlendirdiler. Yüzyıllardan beri iman ehlinin hizmetindeki kılıç olan Osmanlı Türklerinin millî ve siyasî varlığını imhaya kalkıştılar. -Milletimizi parçalamaya ve vatanımızı Ermeni ayakları altında çiğnetmeye yönelik entrikalar çevirdiler.

4- Mahvımızı emel edinmiş olan İngiltere'nin bütün İslam âlemini kapsayan genel bir esaret kurma hususundaki haince girişimlerine karşı çıkıp direnebilecek biricik İslam hükümeti Türkiye devletiydi. Bu sebepledir ki, bütün Batı emperyalizminin ve kapitalizminin en müthiş saldırıları Anadolu üzerine yöneltilmiş bulunuyordu. - İngilizlerin düzenlediği planın esas hatları önce milleti iç nifaka düşürmekti. Gerçekten, iç nifak vasıtasıyla milletin bütünüyle yıkılması ve ülkenin bir iki ay içinde tutsaklığa düşmesini ümit ediyorlardı.

5– Çirkin Batı siyaseti, özellikle şeytani İngiliz siyaseti; yıllar ve yıllar, bugün de, İslam’la, İslam dünyası ile benim aramı açmak için hep şunu tekrarlamış ve tekrarlatıp durmuştur: Atatürk sizi bin yıllık dininizden uzaklaştırıp Batı’nın uydusu, Hıristiyanlığın uydusu yaptı. Onun neyine güvenip de arkasından gideceksiniz? Böyle birini hangi akılla örnek alacaksınız?

6- Haksızlığa karşı her zaman duyarlılık gösterin, milletçe ve şiddetle. Düşman karşısında asla boynu eğik durmayın, yaptığına misliyle karşılık verin. Ben hep böyle yaptım. 22 Ocak 1920’de 15. Kolordu Kumandanlığı’na verdiğim şu emir bunun bir örneğidir: “İngilizler İstanbul’da tecavüzü artırarak nazır ve mebuslardan bazı kişileri ve özellikle Rauf Bey’i tutuklarsa, karşılık olarak Anadolu’da bulunan İngiliz subayları tutuklanacaktır. Erzurum’da bulunan Rawlinson’u kaçırmamak için şimdiden önlemler alınmasını rica ederim.”

7- 31 Temmuz 1920… Afyonkarahisar Kolordu Dairesi… Subaylarımıza hitap ediyorum: Subaylar!... İngilizler ve yardımcıları milletimizin bağımsızlığını imhaya karar vermiştir. Milletler bağımsızlıklarını hiç kimsenin lütuf ve bağışına borçlu değildir. Hiç kimse kimseye, hiçbir millet diğer millete hürriyet ve bağımsızlık vermez. Milletlerde doğal olarak ve yaratılıştan mevcut olan bu hak, milletlerce kuvvetle, mücadele ile saklı bulundurulur. Kuvveti olmayan, dolayısıyla mücadele edemeyen bir millet, mahkûm ve tutsak durumundadır. Böyle bir milletin bağımsızlığı gasp edilir.

8- Dünyada hayat için, insanca yaşamak için bağımsızlık lâzımdır. Bağımsız olmak için kuvvet sahibi olmak ve bunun için varlığını ispat etmek gerekir. Kuvvet ordudur. Ordunun hayat ve mutluluk kaynağı; bağımsızlığı takdir eden milletin, kuvvetin gerekliliğine olan vicdanî imanıdır.

9- İngilizler, milletimizi bağımsızlıktan mahrum etmek için, pek doğal olarak önce onu ordudan mahrum etmek çarelerine giriştiler. Mütareke koşullarının uygulanması ile silâhlarımızı, cephanelerimizi, bütün savunma araçlarımızı elimizden almaya çalıştılar. Sonra, kumandanlarımıza ve subaylarımıza saldırmaya, taarruza başladılar. Askerlik onurunu yok etmeye gayret ettiler. Ordumuzu tamamen lağvederek, milleti, bağımsızlığını muhafaza için muhtaç olduğu dayanak noktasından yoksun bırakmaya teşebbüs ettiler. Bir taraftan da savunmasız, ordusuz bıraktıklarını zannettikleri milletin de onuruna, her türlü haklarına ve mukaddesatına taarruzla milleti alçaklığa, boyun eğmeye alıştırmak planını takip ettiler ve ediyorlar. Herhalde ordu, düşmanlarımızın birinci taarruz hedefi oldu. Orduyu imha etmek için mutlaka subayları mahvetmek, aşağılamak lâzımdır. Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta engel ve zorluk kalmaz. Bu hakikat karşısında ve içinde bulunduğumuz duruma göre subaylarımıza düşen görevin mahiyeti, önemi ve değeri kendiliğinden meydana çıkar.

10- Milletimiz, hür ve bağımsız yaşamak gereğine tam bir iman ile kani olmuş ve buna katî azimle karar vermiştir. Zaman zaman şurada burada üzüntü verici karaktersizliklerin görülmüş olması hiçbir zaman milletimizin genel kanaatine, hakiki imanına sekte vurmamıştır ve vuramayacaktır. Dolayısıyla kuvvetin, ordunun vücudu için lâzım olduğunu söylediğim kaynak mevcuttur, o kaynak milletin vicdanî imanıdır. Ordu ise, arkadaşlar, ancak subaylar sayesinde vücut bulur. Bilinen bir askeri gerçek, felsefi gerçektir: “ordunun ruhu subaylardadır”. O halde ancak subaylarımızdır ki düşmanlarımız tarafından yıkılmak istenilen ordumuzu onaracak ve canlandıracak, ordu ve milletimizin bağımsızlığını muhafaza edecektir.

11- Millet, bağımsızlığının muhafazasından ibaret olan hayati gayesinin gerçekleşmesini ordudan, ordunun ruhunu oluşturan subaylardan bekler, işte subayların yüce görevi budur. Allah göstermesin, milletin bağımsızlığı ihlâl edilirse bunun vebali subaylara ait olacaktır. Subaylar izah ettiğim yüce, kutsal ve bütün açılardan üzerlerine düşen görev itibariyle, bütün varlıklarıyla ve bütün dikkat ve sezgileriyle, giriştiğimiz kutsal bağımsızlık mücadelesinde birinci derecede faal ve fedakâr olmak zorundadırlar.

12- Kişisel ve özel hayatları itibariyle de subaylar, fedakârlar sınıflarının en önünde bulunmak zorundadırlar. Çünkü düşmanlarımız herkesten önce onları öldürürler. Onları aşağılar ve hor görürler. Hayatında bir an olsa bile subaylık yapmış, subaylık onurunu, şerefini duymuş, ölümü küçümsemiş bir insan; hayatta iken düşmanın tasarladığı ve reva gördüğü bu muamelelere katlanamaz. Onun yaşamak için bir çaresi vardır: Şerefini korumak! Halbuki düşmanlarımızın da kastettiği o şerefi ayaklar altına almaktır. Dolayısıyla subay için “ya istiklâl, ya ölüm” vardır. Fakat arkadaşlar ölmeyeceğiz, bağımsızlığımızı muhafaza ederek yaşayacağız ve milletimizi daima bağımsız görmekle bahtiyar olacağız!

Alıntı: https://www.facebook.com/467313873385628/photos/a.473398716110477.1073741828.467313873385628/821927497924262/?type=1

20260501

🎞️ 🗣️🇹🇷Türkçe ile 🇭🇺Macarcadaki bazı ortak kelimeler.

 


 

📸 Eynif Yaylası’ndaki yılkı atları 🐎

 


Eynif Yaylası’ndaki yılkı atları 🐎

🏞️ Antalya’nın İbradı ilçesinde yer alan ve doğal güzellikleriyle dikkat çeken Eynif Yaylası, Toros Dağları’nın kuzey ve güney sırtlarını birbirine bağlayan önemli bir konumda bulunuyor.

📸: Aylin Mercan, AA





🎞️ANADOLU İNSANI: Bursa'da balıkçı Adem Amca ile kurduğu sarsılmaz bağla tanınan Yaren Leylek'in Karacabey’deki yuvasında yavruları dünyaya geldi

 


 

🎞️📖 Hitit Uygarlığı’nın başkenti Hattuşa’daki (Boğazköy-Çorum) “dilek taşı”

Hitit Uygarlığı’nın başkenti Hattuşa’daki (Boğazköy-Çorum)dilek taşı” olarak bilinen yeşil renkli blok taş; her ne kadar nefrit (yeşim) taşı olarak da bilinse de, aslında bölgenin jeolojisini oluşturan ofiyolitik kayaların (Boğazkale Ofiyoliti) içerisinden çıkarılmıştır.

Alıntı: Dr. O. Serkan ANGI @ANGISerkan

20260430

📄 Cehalete Övgü(!)’nün eleştirisi ✍️Yiğit Çınar

''Tartışılması gereken asıl nokta, düşünme yönteminin ne olacağıdır. Türkiye’nin fikir ve teori üretme noktasındaki eksikliğinin temelinde de bu vardır. Buradaki eksiğin felsefe ve edebiyat eksiğinden kaynaklandığını söylemektense aileden alınan ilk eğitimle başlayan düşünme – üretme denkleminin yöntem yetisine sahip olmayı sağlama eksikliği üzerinde durulmalıdır.  

Doğanın değişmez ilkesi diyalektik, Antik Çağ’dan bu yana insanlığın en büyük kazanımlarından biri olmuştur. Hegel ile birlikte yeni bir vücuda kavuşan diyalektik, büsbütün bir idealizm içerisinde 19. yüzyılın sarsıcı fikir ve yöntemlerinden birini oluşturmuştur. Evreni “maddeleşmiş bir fikir” olarak gören Hegel, düşüncenin hareketini evrenin hareketine yöneltmişti. Yani ona göre önce fikir sonra maddeydi. Marx ise yıllar sonra diyalektiği “gökten indirerek” dünyevileştirdiğini söyleyecekti. ''

....

....



Kaynak/ Alıntı: Yiğit Çınar @yigitcinar_



🎞️ 🇹🇷ANADOLU İNSANI: Altın madalya sahibi Türk arıcı Volkan Tanacı

 

Paris hafta sonu olağandışı bir manzaraya sahne oldu 🇫🇷

Louvre yakınlarında, bir metro girişinde bırakılmış bir bisiklet, aniden yaklaşık 10.000 arının odak noktası haline geldi. Sürü, koltuğun altına toplanarak hem meraklı bakışları hem de endişeleri üzerine çekti.

Altın madalya sahibi Türk arıcı Volkan Tanacı daha sonra gelerek arıları güvenli bir şekilde kovanlara aktardı.


🇹🇷♟️SATRANÇ: Yağız Kaan Erdoğmuş'dan kariyer sıralama rekoru! 💪♟️

Yağız Kaan Erdoğmuş'dan kariyer sıralama rekoru! 💪

♟️ 14 yaşındaki satranç büyükustası, dünya sıralamasında kariyerinin en iyi derecesi olan 32'nciliğe yükseldi. 👏

⚡️ 🇹🇷 Türkiye toplam elektrik üretiminin %77,3’ünü yerli, %65'ini ise yenilenebilir kaynaklardan sağlanıyor... 🇹🇷⚡️


'' Toplam elektrik üretimimizin %77,3’ünü yerli, %65'ini ise yenilenebilir kaynaklarımızdan sağlayarak enerjideki gücümüzü bir kez daha kanıtladık.

19,46 milyar kilovatsaat ile tüm zamanların en yüksek yenilenebilir elektrik üretimini gerçekleştirdiğimiz bu dönemde, sadece hidroelektrik santrallerimizin üretimdeki payı %35.4 ile son yılların zirvesine ulaştı.''

T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı


20260429

📰 İş insanının Atatürk koleksiyonu

İş insanının Atatürk koleksiyonu

ABD'de yaşayan iş insanı Gürkan Us, 30 yıldır topladığı Atatürk'e ait objelerle bir müze açmak istiyor.

10.01.2024 


ABD’de yaşayan Türk iş insanı Gürkan Us, 30 yıldır Atatürk’le ilgili objeler topluyor. Atatürk’ün el yazısıyla notlarından fotoğraflara, gazeteden dergilere kadar 10 bin parçayı bulan koleksiyonunu da bir müze haline getirip halka açmak istiyor. 

Hürriyet’ten Savaş Özbey’in köşe yazısında Us’un hikayesini kaleme aldı. İşte o yazı;

"1923... Cumhuriyet yeni kurulmuş. Türkiye’de olduğu gibi, dünyada da büyük yankı uyandırmış bu gelişme.

O sırada ABD’de 10 yaşında bir çocuk. Adı, Curtis LaFrance. Amerikan özgürlük savaşına destek veren Lafayette’in soyundan.

Bağımsızlık, kahramanlık hikâyeleri içinde büyümüş. Bu yüzden Türk bağımsızlık savaşına da ilgi duyuyor. Dergilerde, gazetelerde Türkiye ile ilgili ne varsa okuyor. Atatürk’ün büyük hayranı.

Atatürk’e bir mektup yazıyor:

“Ben 10 yaşında bir çocuğum. Türkiye’ye büyük ilgi duyuyorum. Türkiye hakkında bir defterim var. Şimdiden birçok yazı ve resim topladım. Lütfen bana bir küçük not ve imzalı fotoğrafınızı gönderin...”

Mektup Atatürk’e ulaşıyor.

Bütün o hengame içinde işini gücünü bırakıp Amerikalı bu küçük çocuğa cevap yazıyor:

Türk yurdu hakkındaki ilgi ve iyi dileklerinize teşekkür ederim. Size bir fotoğrafımı gönderiyorum. Amerika’nın zeki ve çalışkan çocuklarına tavsiyem, Türkler hakkında her duyduklarına hakikat nazarıyla bakmayıp, kanaatlerini mutlaka esaslı araştırmaya dayandırmalarıdır...”

Çocuk büyüyor, zengin bir iş insanı oluyor. Fakat o mektup ve o fotoğraf hep baş köşede.

Sonra defalarca hayranı olduğu Türkiye’yi ziyaret ediyor.

Her gelişinde mutlaka Anıtkabir’e gidiyor. Ve en sonunda mektubu da Anıtkabir müzesine bağışlıyor. 2012’de de hayata gözlerini yumuyor.

Bilin bakalım hangi tarihte? 10 Kasım!

AÇIK ARTIRMA İÇİN KREDİ ÇEKTİ

Mektup Anıtkabir’de. Peki Atatürk’ün gönderdiği fotoğraf?

2020’de ABD Iowa’da müzayedeye çıkıyor. En yüksek ücreti Amerika’da yaşayan ve 30 yıldır Atatürk’le ilgili objeler biriktiren bir Türk girişimci veriyor.

Fazıl Say, Sıla gibi Türk sanatçılara Amerika’da konser organizasyonları yapan Gürkan Us, müzayedenden önce ya parası açık artırmaya yetmezse diye kredi bile çekiyor.

100 yıl önce Amerika’ya gönderilen fotoğraf şu anda Gürkan Us’un Atatürk koleksiyonunda.

İçlerinde en özel parça Atatürk’ün sigara tabakası. Onun bir zamanlar elinde tuttuğu bu tabakaya elimle dokundum.

Gözümden yaş geldi.

Tabakayı kimin yaptığı bilinmiyor. Doğum gününde hediye edildiği rivayet ediliyor. Tabakanın dış kısmında karşılıklı 18 çiçek var. Müsenna adı verilen bu aynalı yazı sanatında 18 çiçek karşılıklı açılınca ortaya Atatürk’ün doğum yılı olan 1881 çıkıyor.

Hikâyesi de çok ilginç.

Evet Atatürk çok sigara içiyor. Başta Sağlık Bakanı Refik Saydam olmak üzere çevresi ona sürekli sigarayı bırakmasını salık veriyor. Ama o her seferinde bildiğini okuyor.

Sonra bir gün Refik Saydam’a sigarayı bıraktığına dair söz veriyor, “Teminatı da budur” diyerek tabakayı ona hediye ediyor.

Bu özel parça gibi daha neler neler var koleksiyonda.

Atatürk’ün el yazısıyla notları, çok az bilinen fotoğrafları, Nutuk’un milletvekillerine özel basılmış bir örneği, Atatürk’ün yaveri Salih Bozok’un pasaportu, dergiler, gazeteler...

Mesela içlerinden bir tanesi Çanakkale Savaşı zamanında İstanbul’da çıkan bir gazete.

Manşetinde Atatürk’ün fotoğrafı var ve eski yazıyla “Anafartalar Grubu Kumandanı Mustafa Kemal Beyefendiye Takdim” manşeti atılmış. Gazetenin bir nüshası Üsküdar’dan Çanakkale’ye Atatürk’e gönderilmiş. Gürkan Us bunları yurtdışından topladığı gibi Türkiye’de de Arthill gibi müzecilik ve müzayede işlerinde uzman kuruluşlarla çalışıyor.

Peki şu anda Amerika’daki kasalarda muhafaza edilen 10 bin parçalık bu paha biçilmez koleksiyon ne olacak?

Doğma büyüme Kadıköylü olan Gürkan Us, koleksiyonu memleketi Kadıköy’de halka açık bir müze haline getirmek istiyor.

Fakat bunun için bir yer tahsisine ihtiyacı var.

Belediyeye ve diğer ilgili kurumlara duyurmuş olalım."

Alıntı: patronlardunyasi.com

🇹🇷Türk gençliği dışarıdan ithal edilen danslar yerine Teke Zortlatması ile kendi şanlı kimliğini ve neşesini yaşıyor.

 


🇹🇷Türk gençliği dışarıdan ithal edilen danslar yerine Teke Zortlatması ile kendi şanlı kimliğini ve neşesini yaşıyor.

🗣️ Futbocu, 🇹🇷milli marş ve milli kimlik...

Mustafa Denizli: 

"Oyunun başında milli marşımız söylenirken Galatasaray’ın yarısı söylüyordu milli marşı, Fenerbahçe’de ise bir kişi söylüyordu. Hayatını burada geçirecek insanların bu tür maçlardaki maç sonraları ve yaşamları, bu maçlarla paralellik gösteriyor." 

(HT Spor) 






20260428

🎞️🇹🇷ANADOLU İNSANI: Hayvancılıkla uğraşan genç kızın köydeki bir gününden görüntüler...

 


 

🎞️🏛️ Laodikeia’da Athena Gün Yüzüne Çıktı!

🏛️ Laodikeia’da Athena Gün Yüzüne Çıktı! Denizli’deki Laodikeia Antik Kenti’nde, Batı Tiyatrosu sahne binasında yürütülen kazılarda yaklaşık 2 metre boyunda beyaz mermer Athena heykeli keşfedildi. 🎭 Augustus Dönemi’nin klasik üslubunu yansıtan bu eser, tiyatronun sadece bir sahne değil, aynı zamanda kültürel ve mitolojik anlatımın merkezi olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. ⛏️ Anadolu’nun derinliklerinden gelen bu yeni keşif, Laodikeia’nın sanatsal zenginliğine ışık tutmaya devam ediyor. #arkeoloji #archaeology #kültür #deni̇zli̇ #sanat



Alıntı:  Bilim ve Ütopya @bilimveutopya


📖 "Buzdağı’nın Altı" adlı son kitabında bir Anzak askerinin mektupları- 🇹🇷Türk kadını

    Çanakkale Savaşı hakkında yıllardan beri araştırmalar yapan Prof. Dr. Mete Tuncoku , "Buzdağı’nın Altı" adlı son kitabında bi...