Atatürk:''Ne Mutlu Türküm diyene'' - Biz Türkler Asyai bir milletiz - Anadolu İrfanı'yla aydınlanır yolumuz... arşivi derleyen: Alp İçöz, gönül dostu bir şair
1949 yılında Türk arşivlerinde şöyle bir yazışma geçmiş:
“Türk köylüsü hayatını bütün tarihde kendi sultanlarına "büyük devlet" mevki temin etmek için kanlı fedakârlıklara vakfettiği gibi unumî harpten sonra da Kemal Atatürk'ün idaresi altınca istiklâl mücadelesini başarmıştır.
Böylece Türk köylüsü uzun sefer hizmeti yıllarına köyünü, çift ve çubuğunu bir def'adan çok fazla terk ve ihmal etmek mecburiyetinde kalmıştır…”
Türkiye’de köylünün hangi safhalardan bugünlere geldiğini, mücadelesini unutanlara..!
Böylece Türk köylüsü uzun sefer hizmeti yıllarına köyünü, çift ve çubuğunu bir def'adan çok fazla terk ve ihmal etmek mecburiyetinde kalmıştır…”
Türkiye’de köylünün hangi safhalardan bugünlere geldiğini, mücadelesini unutanlara..!
Bursa Karacabey’deki Eskikaraağaç Leylek Köyü’nde yılların dostluğu yine yüzleri gülümsetti 🕊️💙
Balıkçı Adem Yılmaz ile Yaren leyleğin 15 yıldır süren hikâyesine bu yıl sürpriz bir misafir eklendi. Yaren’in ardından eşi Nazlı da 5 yıl sonra yeniden tekneye kondu 🛶✨
Bu sıcacık buluşmada sadece onlar değil; göldeki kuşlar ve kıyıdaki kediler de tekneden düşen balıklarla nasibini aldı 🐦🐾🐟
“Yaren’den sonra Nazlı’yı da kayığımda görmek beni çok mutlu etti” diyen Adem Yılmaz, her bahar yeniden yazılan bu dostluğun en güzel hikâyelerden biri olduğunu söylüyor 🌿💫
Ihlamur ağaçları, genellikle Mayıs ayı ortasından Haziran sonuna kadar o mis gibi kokulu çiçeklerini açan ağaçlardır. Bir ıhlamur ağacı türüne ve havaların durumuna göre ortalama 2-3 hafta boyunca çiçekli kalır ama toplamak için en verimli zaman, çiçeklerin tam olarak açtığı ilk 3-4 gündür.
Fotoğrafta da görebileceğiniz gibi, bu çiçeklerin çok kendine has bir yapısı vardır; çiçek sapının hemen üzerinde dilsi, açık yeşil renkte ince bir yaprakçık bulunur ve biz buna bilimsel olarak brakte diyoruz. Çiçeklerin ortasında ise çok sayıda sarı-beyaz erkek organ bulunur. Bu yapıları sayesinde çok zengin bir nektar üretirler ve arıların en sevdiği çiçeklerin başında gelirler.
Ihlamuru toplarken en önemli kural, çiçekleri o bahsettiğim dilsi yeşil yaprakçıkla yani braktesiyle birlikte koparmaktır. Çünkü o yaprakçık çayın aromasını ve şifasını tamamlayan maddeler içerir.
Toplama işini mutlaka yağmursuz, kuru ve güneşli bir günde yapmalısınız. Eğer nemli ya da çiğ düşmüşken toplarsanız çiçekler kururken kararır ve aroması bozulur. Tabii toplarken dalları sertçe kırıp ağaca zarar vermemeye de dikkat etmek gerekir.
Gelelim kurutma aşamasına; ıhlamuru asla doğrudan güneşin altına sermemelisiniz. Yoğun güneş ışığı içindeki şifalı uçucu yağları uçurur. Bunun yerine nemsiz, havadar ve gölge bir yerde temiz bir bezin üzerine incecik yaymalısınız. Üst üste yığılıp küflenmesinler diye de günde bir iki kez elinizle nazikçe altüst etmeniz iyi olur.
Zaten havanın durumuna göre 3 ila 7 gün içinde elinizle dokunduğunuzda çıtırdayıp ufalanacak kıvama gelirler. Kuruduktan sonra da nem almayan cam kavanozlarda, loş ve serin bir yerde bir yıla kadar keyifle saklayabilirsiniz.
Güzel bir ıhlamur çayı hazırlamak istiyorsanız altın kural şudur: Ihlamuru asla suyla birlikte cezvede kaynatmayın. Kaynatırsanız içindeki o güzel aromatik maddeler yok olur ve çay acılaşır.
Doğru yöntem için bir fincan kaynar suyu kenara alın, içine bir tutam kurutulmuş ıhlamur atın ve bardağın üzerini kapatarak 5-10 dakika demlenmeye bırakın. Süzdükten sonra da mis gibi limon veya balla tatlandırıp afiyetle içebilirsiniz.
Haşmet Babaoğlu diyor ki:"Yılın büyük bölümünü Frankfurt'ta geçiren komşum sırf İstanbul'u gezmek için bir haftalığına geldi.
Geçen gün balkondan balkona laflıyoruz...
"Artık anladım ki" diyor;
"İstanbul içinde yaşarken değil, özel olarak gezmeye geldiğinizde içinizi açıyor ve güzelleşiyor." Haksız mı?
Biz yorgunuz...
İstanbul yorgunu...
Komşumda ise müthiş bir enerji...
Eh tabii gezer İstanbul'u..."
*
Nesrin Sipahi söylüyor Mehmet Erbulan-Erol Sayan bestesini:
"İstanbul’u artık hiç sevmiyorum
Orda başladı aşkım orda oldu ayrılık
Orda verdik el ele yine orda bıraktık
İstanbulu artık hiç sevmiyorum
Seni orda tanımış seni orda sevmiştim
Çünkü orda sana ben bin ümitle gelmiştim
Aşka ihaneti ben yine orda görmüştüm
İstanbul’u artık hiç sevmiyorum"
Yahya Kemal' in Aziz İstanbul' unun yerinde yeller esiyor. Ben de İstanbul' u artık hiç sevmiyorum ama benimki bir sevgili yüzünden değil.
Enis Arıkan'ın programına konuk olan Buse Terim, babası Fatih Terim ile olan ev yaşantısını ilk kez anlattı.
• "Babamla olan ilişkimiz dışarıdan bakıldığında klasik bir baba-kız samimiyetinden ziyade, aslında biraz daha 'resmi' sayılabilecek bir düzeyde ilerliyor. Biz ev içinde bile babama asla 'sen' diye hitap edemeyiz, her zaman 'Siz' demek bizim bir alışkanlığımız oldu."
• "Evde 'baba ne yapıyorsun?' gibi rahat ve laubali bir dil kesinlikle hiç olmadı. Onun yerine her zaman daha özenli, kibar ve saygılı bir konuşma şekli var. Mesela yanına gittiğimizde 'Babacığım nasılsınız?' gibi mesafeli ama özenli ifadeler kullanıyoruz."
• "Bu dil ve iletişim şekli bize çocukluktan beri böyle oturdu ve yıllar geçse de hiç değişmedi. Aslında zamanla yaşımız büyüdükçe daha samimi bir hale gelmesi beklenirken, bizde tam tersi oldu ve bu saygı mesafesi daha da belirginleşti."
• "Evimizin içinde çok ciddi bir disiplin havası var. Babamın yanında hâlâ öyle çok rahat, salaş davranamayız. Herkesin oturuşuna, konuşmasına, üslubuna bile azami dikkat ettiği bir ortamdan bahsediyorum; yani öyle yanında bacak bacak üstüne atmak bile kolay bir şey değil."
10 Haziran 2016, Ankara
Halil İnalcık - İlber Ortaylı
🎞️ TÜBİTAK - Prof Dr HALİL İNALCIK
🎞️ Bilimi Aydınlatanlar: Prof. Dr. Halil İNALCIK
🎞️ "Tarihçilerin Kutbu" Prof. Dr. Halil İnalcık - TRT Arşivi - 2001
Müşfik Kenter'in sunduğu programa; "Tarihçilerin Kutbu" olarak anılan, Osmanlı-Türk tarihine eserleriyle katkıda bulunmuş bilim insanı Halil İnalcık konuk oluyor.
Yüzyıllardır yaşadığı topraklarda kimlikleri ve hakları yok sayılan, yıldırma politikalarına maruz kalan bir halkın Batı Trakya Türklerinin tam da içinden bir lider…
Doğduğu toprakların havasını teneffüs etmiş, Batı Trakya’yı karış karış dolaşmış halkından hiç kopmamış, canı pahasına Rusya’da, ABD’de halkının haklarını yüksek sesle savunmuş bir dava adamı…
Geriye davasını ve mücadelesini devam ettirecek bir siyasi parti ve “Türk’üz” demekten çekinmeyen bir halk bırakan ileri görüşlü bir fikir adamı…
O, Batı Trakya Türklerinin yıllarca açık bir yara gibi kanayan varlık mücadelesine merhem olmaya çalıştı, yaraları sardı; çünkü her yarayı saracak bir doktor vardı.
Doğumunun 75. Yılında Dr. Sadık Ahmet’i rahmetle anıyoruz…
🎞️ Sadık Ahmet'in Hayatı - Türk Dünyasının Enleri - TRT Avaz
Sadık Ahmet kimdir, nereli, nasıl öldü? Doktor Sadık Ahmet'in hayatı film oluyor
Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB)
Kasım 15, 2023
Doktor Sadık Ahmet’in hayatının anlatıldığı, “Sadık Ahmet” filmi Aralık ayında vizyona girecek. Filmin tanıtımının yayınlanmasının ardından Doktor Sadık Ahmet'in hayatı merak konusu oldu. Peki, Sadık Ahmet kimdir, nasıl öldü? İşte, o konu hakkında detaylı bilgiler
Sadık Ahmet, 7 Ocak 1947’de Gümülcine’ye bağlı Küçük Sirkeli (Agra) köyünde dünyaya geldi ve kendisine Değirmenci lakabıyla tanınan dedesinin ismi verildi. Dedesi Değirmenci Sadık Efendi, Küçük Sirkeli köyünün ileri gelenlerindendir. Sadık Ahmet’in babası, Değirmenci Sadık Efendi’nin Ahmet isimli oğludur. Sadık Ahmet’in baba tarafı aslen Gümülcine’nin Değirmendere (Darmeni) köyündendir.
Sadık Ahmet’in annesi Fehime Hanım’ın ailesinin kökleri Gümülcine’nin Mehrikoz (Kehros) nahiyesine bağlı Ürpek köyüne (Kaypak Mahalleye) dayanır. Anne tarafından büyük dedesi Şişman Molla, 1900’lü yılların başında Büyük Sirkeli (Filira) köyüne yerleşir. Fehime Hanım, Küçük Sirkeli’ye gelin gitmiştir. Sadık Ahmet ailenin en büyük ve tek erkek çocuğu olup, Hatice (1949) ve Fatma (1954) isimli iki kız kardeşi vardır.
Sadık Ahmet, Yunanistan’da İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra vuku bulan, 185.000 kişinin hayatını kaybettiği iç savaş (1946-1949) döneminde dünyaya geldi. Bu dönemde Batı Trakya köyleri zaman zaman çetecilerin saldırılarına uğramış, bu saldırılardan Büyük Sirkeli ve Küçük Sirkeli köyleri de nasiplerini almıştı. Çeteciler tarafından dağa kaçırılanlar, hatta öldürülenler olmuştu. Çeteciler tarafından öldürülenlerden biri Küçük Sirkeli köyünden Sadık Ahmet’in yakınıdır. Bu sebeple Türk köylüleri şehirlerdeki yakınlarının ve dostlarının yanına sığınmışlardı. Sadık Ahmet’in ailesi de bir dönem Gümülcine’de bir aile dostlarının evinde kalmıştı. Sadık Ahmet’in babası geçimini çiftçilikle ve köydeki iş yerinde at arabalarına tekerlek yaparak sağlardı.
Sadık Ahmet’in de çocukluğu köyde geçti, bir köy çocuğu olarak ailesine her işinde yardımcı oldu. Sadık Ahmet 1954-1960 dönemindeki Küçük Sirkeli köyündeki ilkokul eğitiminin ardından, 1960 yılında Batı Trakya Türklerinin tek orta öğretim kurumu olan Celal Bayar Ortaokul ve Lisesi’nde eğitim almaya başladı. Söz konusu ortaöğretim kurumu 2 Aralık 1952 tarihinde açılmış olup, Türk-Yunan dostluğunun bir kanıtı olarak okula açılışında da bulunmuş olan Türkiye Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın ismi verilmişti. Okul ilk mezunlarını 2 kız ve 25 erkek olarak 1959 yılında verdi. Bu gençler, yarım asırlık bir aradan sonra liseden mezun olabilen ilk Batı Trakyalı Türk gençleridir. Çünkü Batı Trakya’daki rüştiyeler ve bir mülkî idadî, 1923 öncesinde kapatıldı.