20260604

📖Avrupa'nın en eski ve en asil Türk topluluklarından olduğu söylenen Sekeller

 


Avrupa'nın en eski ve en asil Türk topluluklarından olduğu söylenen Sekeller

Avrupa'nın en eski ve en asil Türk topluluklarından olduğu söylenen bir halk var. Bugün Romanya'nın Transilvanya bölgesinde varlıklarını sürdüren bu halk, dillerini, geleneklerini ve kimliklerini yüzyıllardır korumayı başardı. Özellikle 19. ve 20. yüzyıldan itibaren bazı görüşlere göre kökleri Hunlara ve eski bozkır kavimlerine kadar uzanıyor. Hatta kendilerinin Attila'nın soyundan geldiklerini kabul ediyorlar. Evet bahsettiğimiz bu halk Sekeller.








Alıntı: Burak Eroloğlu 


📖🇭🇺MACARİSTAN'IN KUTSAL TACI👑 (SZENT KORONA)

 

MACARİSTAN'IN KUTSAL TACI (SZENT KORONA)

11. yüzyılda Bizans imparatoru tarafından Macar kralına armağan edilen kutsal taçtaki "ikona"lardan biri Macar Kralı Geza l'e aitti.

Burada Yunanca "Türkiye'nin (Türklerin ülkesinin) sadık kralı" ifadesi yer alıyordu.


📖 Sümerlerin Turandan Göç edip Mezopotamyaya Gelmesi- Prof. Dr. Muazzez İlmiye Çığ'ın aziz hatırasına....

 


🎞️ 🇸🇪İsveçli Tarihçi: "Atalarımız 🇹🇷Türk!" - İsveçliler Türk mü?

 



VİDEONUN İÇERİĞİ

İsveçliler Türk mü? 18. yüzyılda yaşayan İsveçli tarihçi Sven Lagerbring, İsveççenin kökenlerini araştırırken oldukça sıra dışı bir iddia ortaya attı. Ona göre İsveçlilerin ataları, Avrupa'nın kuzeyine gelen Türk kavimleriyle bağlantılı olabilirdi. Peki bu iddia nereden çıktı?

İsveçli akademisyenler neden Türkçe ve İsveççe arasında benzerlikler aradı? Vikingler ile Türk bozkır kültürleri arasında gerçekten ortak noktalar var mıydı? Yoksa tüm bunlar tarihin en ilginç teorilerinden biri mi?

Bu videoda;

• Sven Lagerbring'in tartışmalı tezlerini
İsveç'te Türk kökeni tartışmaları
Vikingler ve Türk toplulukları arasındaki benzerlik iddialarını
• İsveçli araştırmacıların görüşlerini
• Tarihçilerin bu konuya bugün nasıl baktığını

detaylı şekilde inceleyen bir video

📖 Kırım Tatarları -"İsmimiz Tatar, cismimiz Türk! Biz ayrı bir ırk değiliz, biz Türk'üz!'

 



"İsmimiz Tatar, cismimiz Türk! Biz ayrı bir ırk değiliz, biz Türk'üz!'

Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu
Kırım Tatar Türklerinin efsanevi lideri

📰 TÜRK TORUNU OLDUKLARINI DİLAN EDEN 3 AVRUPA DEVLETİ

 


📖 İskit /Saka Kraliçesi, İlk Türk Kadın Hükümdarı Tomris Katun'un heykeli

 

Dedesi Alp Er Tunga ve Oğlunun İntikamı İçin Pers Hükümdarı Kiros'un

Kellesini Alan İskit /Saka Kraliçesiİlk Türk Kadın Hükümdarı Tomris Katun

Heykeli

Dresden / Almanya

📚📖 'Ey Dünya İnsanları HEPİNİZ TÜRKSÜNÜZ' - Gene D. Matlock (Çeviri: Özgür Umut Hoşafçı)

 


Açıklama
  • Tarih yeniden mi yazılacak? 
  • Kadim Türkler tüm insanların ataları mı? 
  • Onlar bin yaşına kadar yaşayarak, uzun yaşamın sırlarını öğrenmişler miydi? 
  • 12 bin yıl önce Kuzey Sibirya’da gelişmiş bir uygarlık ani bir kutup kaymasıyla buzlara gömüldü mü? 
  • Tüm dinler onların Tengri dininden mi türedi? 
  • Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. Muhammet ve Buda Türk müydü? 
  • “Işık doğudan gelir” ne anlama geliyor? 
  • Türkler gelecekte insanoğlunun kurtuluşunda nasıl bir rol üstlenebilirler? 
Amerika’da doğan ve daha sonra Meksika’ya yerleşen bir araştırmacı yazar, eşinin ani ölümünden sonra ruhunun hep yanında olduğuna ve destek verdiğine inanarak insanlığın ve dünyanın daha iyiye gitmesi için ne yapılması gerektiği konusunda araştırmalar yapmaya başlıyor. Asya, Avrupa, Kuzey ve Güney Amerikayı kapsayan geniş bir araştırmada özellikle, Vedalar, Tevrat, İncil ve Kuran gibi kutsal kitaplarda verilen insan kökenlerini ve sembolleri araştırarak işe başlıyor ve çok ilginç bir şekilde araştırmaları onu Türklerin ayak izlerine götürüyor. 
  • İlk insanların Türklerle başlayıp daha sonra dünyaya dağıldığını 
  • ve ilk konuşulan dilin Türkçe olduğunu, 
  • bilimin, felsefe ve dinin yine Türklerden başladığını 
söylüyor. İnsanların güneşsel enerjiyle nasıl senkronize yaşaması gerektiğini anlatıyor. Şu an insanlığın içinde bulunduğu huzursuzluğun çözümünü ancak Orta Asya ve Türklerin getirebileceğini, daha iyi bir dünya için gerekli açılımları ancak onların yapabileceğini iddia ediyor ve şayet bu olmazsa dünyanın asla huzur bulamayacağını söylüyor. 

Ayrıca yazar Türklere bir gönderme yapıyor. Nasıl oluyor da doğuştan filozof ve şair olan, Türk kültürünü dünyaya yayan Erke Han’ı bilmiyorlar. Türk dünyası görkemli zaferlerini ona borçludur.

 Alıntı: https://www.kitap.nl/boeken-turkse-tarih-turkiye-dunya/ey-dunya-insanlari-hepiniz-turksunuz.htm




📖🗣️JANOS CSAK: "Biz Macarlar, kendimizi Türkistan'ın doğusundan gelen bir Türk milleti olarak görüyoruz."

 

"Biz Macarlar, kendimizi Türkistan'ın doğusundan gelen bir Türk milleti olarak görüyoruz."

JANOS CSAK

📰🇹🇷Türk derneklerinden 🇬🇷Girit’te dava (2020 Haber Arşivi)

 


Türk derneklerinden Girit’te dava

100’den fazla STK, başta 🇬🇷Girit olmak üzere 12 ada, Rodos ve Batı Trakya’da yaşayan 🇹🇷Türkler’den gasp edilen topraklarının iadesi için dava seferberliği başlatıyor

İbrahim ACAR
Ekonomi Haberleri

Türkiye, Akdeniz'de yaptığı ataklarla hakimiyetini gösterirken, sivil toplum kuruluşları (STK) da Akdeniz'deki adalarda yaşayan Türkler'den gasp edilen topraklarının iadesi için dava seferberliği başlatıyor. 100'den fazla STK, başta Girit olmak üzere 12 ada, Rodos ve Batı Trakya için harekete geçti.

BM, AİHM VE AGİT'E GÖTÜRECEKLER
🇬🇷Yunan hükümeti halen bu araziler üzerinde yaşayan 🇬🇷Yunanlara tapu veremiyor. Çünkü bu tapular Osmanlı arşivlerine göre 🇹🇷Türklere ait. Bu adalardaki gayrimenkuller Lozan Anlaşması sonrası oldu-bittiye getirilip Türklerin elinden alındı. Türk dernekleri bu nedenle Yunanistan'ın bir oldu-bittiyle başlattığı ve on yıllardır sürdürdüğü işgali Birleşmiş Milletler, AB, AGİT ve AİHM'de uluslararası yargıya taşıyacak. Temmuzda yapılacak çalıştay sonrası arka arkaya davalar açılacak. Bugüne kadar tek tek açılan davalar olsa da yeni oluşumda STK'ların özel avukatlık büroları, Osmanlı dönemi arşivcileri ve Türkiye'ye göç eden Türkler'in danışmanlığı söz konusu olacak. Hem dernekler hem de akademik kadro bu davaların kurumsal bir yapıda devam ettirilmesi için karar aldı.

100 DERNEK DESTEK VERİYOR
Türk Dünyası Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Halit Kanak ve Başkan Yardımcısı Cankat Aytek, Türkiye'nin şu an Doğu Akdeniz'de, Libya'da, Irak'ta yaptığı harekatlarla belli bir statüye oturduğunu söyledi. Kanak şöyle devam etti: 
"Donanmamız, uçaklarımız ve İHA'larla Girit'in güneyine inince bize de buralarda gasp edilen toprakları talep etmemiz için güç oluştu. Girit geçmişte Türk toprağı iken elimizden alındı. Oradaki Türkler gönderildi. Büyük kısmı imha edildi. Lozan Anlaşması sonrası üç ülke hakkından feragat edince Girit'in Türkiye'ye bırakılması gerekiyordu bu yapılmadı. Biz de hukuki olarak bu hakkımızı almak için harekete geçtik. Türkiye artık hakkını arayan ve elde eden bir anlayışla hareket ediyor. Yeryüzünde soykırıma uğramış millet varsa Türk milletidir. Balkanlarda da aynı durum oldu." 
Kanak, davaların Girit'le sınırlı kalmayacağını, Rodos, Kıbrıs, İstanköy, Musul-Kerkük, Bulgaristan, Batı Trakya, Kırım ve Libya'da da devamının geleceğini söyledi. İstanbul Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İlyas Topsakal da, birçok akademisyenin bu sürece destek vereceğini, Kıbrıs konusunda KKTC eski Cumhurbaşkanı merhum Rauf Denktaş'ın danışmanı Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Anabilim Bölüm Başkanı Prof. Dr. Soyalp Tamçelik ile Sercan Akarcalı'nın bu alanda danışman olduklarını belirtti.


DAVALARA TAM DESTEK VEREN DERNEKLER
✖ Bursa Dünya Ahıska Türkleri Derneği
✖ Afgan Uluslararası Yardımlaşma Derneği
✖ Eyüp Sultan Tüm Balkanlılar Yardımlaşma Derneği
✖ Afgan Türkmenleri Yardımlaşma Derneği
✖ Üsküdar Batı Trakya Yardımlaşma Derneği
✖ Sultanbeyli Balkan Göçmenleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği
✖ İstanbul Yörük ve Türkmenleri Derneği
✖ Balkan Müslümanlarıyla Yardımlaşma Derneği
✖ Suriye Türkmen Federasyonu
✖ Rodoslular Yardımlaşma Derneği
✖ Kafkas Evi Stratejik Araştırmalar Derneği
✖ Kıraç Trakya Rumeliler Derneği
✖ Örnek Balkan Göçmenleri Derneği
✖ Şişli Kıbrıs Türk Kültür Derneği
✖ Zeytinburnu Batı Trakya Derneği

250 ARŞİV UZMANI ÇALIŞIYOR
PROF. DR. İlyas Topsakal, davaların Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT), Birleşmiş Milletler ve AİHM'e açılacağını söyledi. Türk derneklerinin açacağı davaların en önemli dayanak noktasının arşiv bilgisi ve tapu kayıtları olacağını söyleyen Topsakal, 250'nin üzerinde arşiv uzmanının davalar için çalışmaya hazır olduğunu, bu ekibin gerekli tüm bilgileri toplamaya başladığını ifade etti. Türk devletinin toprakları üzerinde yaşayan azınlıkların haklarını verdiğini de söyleyen Topsakal, "İstanbul'da bütün gayrimüslim vakıflar davalarını açtı ve mal varlıklarını aldılar. Türkiye, bu vakıfların haklarını teslim etti. Peki bizim vakıf mallarımızı geri almak için niye dava açılmadı. Biz şimdi bu davaları açmak istiyoruz. Mütekabiliyet usulüne uygun olarak dava açacağız" şeklinde konuştu.

YUNAN ARAZIYI VERIYOR TAPUYU VEREMIYOR
CANKAT Aytek, davaların açılmasının devamında ellerindeki malın farkında olmayan insanların da bilgi sahibi olacağını söyledi. Aytek, "Bu dava sürecinin bir seferberliğe dönüşeceğini düşünüyoruz. Bu eylemlerden sonra ailelerin ellerinde bulunan tapular ortaya çıkacak. Birçok insan bu arazilerin ve malların kendilerine ait olduğunun farkında değil. Kurumsal olarak bunlar yapıldığı için insanlar güven duyarak bir araya gelecek" dedi. Yunan hükümetinin adalarda mal sahibi görünen Yunanlara tapu veremediğini anlatan Aytek, "Çünkü tapu onlarda değil. Arşivlerde tapuların kime ait olduğu belli, aileler bile belli. Orada oturan Yunanlar tapusuz şekilde gasp ederek oturuyorlar" diye konuştu.

Alıntı/Kaynak: https://m.sabah.com.tr/ekonomi/2020/06/27/turk-derneklerinden-giritte-dava/amp

📰 Avrupa'nın Görmek İstemediği Dosya: 🇬🇷Yunanistan'ın Dünyadan Sakladığı 487 🇹🇷Türk Vakfı



Avrupa'nın Görmek İstemediği Dosya: Yunanistan'ın Dünyadan Sakladığı 487 Türk Vakfı 

Yunanistan, Türkiye'deki Rum Ortodoks haklarını her fırsatta uluslararası platforma taşırken, kendi sınırları içinde Türk vakıflarını sistematik biçimde tasfiye ediyor. Belgelere göre Yunanistan'da Osmanlı döneminden kalma 487 Türk vakfı mevcut. 

Kavala'dan Girit'e, Selanik'ten Rodos'a uzanan bu coğrafyada camiler, medreseler, mektepler, hanlar, hamamlar ve yüz binlerce dönüm arazi, önce idari baskılarla borç batağına sürüklenmiş, ardından haciz ve müsadere yoluyla Türk toplumunun elinden alınmıştır. Böylece yalnızca mülkler değil, Balkanlar'daki Türk tarihi ve kültürel mirası da bütünüyle tasfiye edilmiştir. 

Lozan Antlaşması'nın açık güvencelerine rağmen Batı Trakya Türklerinin müftü seçme hakkı gasp edilmiş, Türkçe eğitim daraltılmış, mülkiyet hakları çiğnenmiştir. Atina'nın bu politikası belgelenmiş, sistematik bir biçimde sürdürülen ve hesabı sorulmayan bir ihlaller bütünüdür.


Alıntı: hermes | jeopolitik @hermes_z




📍Yunanistan’ın Gizlenen Dosyası: El Konulan 487 Türk Vakfı ve Sessizce Yok Edilen Türk Mirası Yunanistan, Türkiye’deki kilise mallarını gündeme getirirken; Türk vakıfları, Türk azınlığın mülkiyet hakları ve gasp edilen Türk kültür mirası neden Avrupa’nın gündemine taşınmamaktadır? Yunanistan, uluslararası platformlarda sık sık Türkiye’deki Rum Ortodoks kiliselerini, patrikhane meselelerini ve azınlık haklarını gündeme taşımaktadır. Ancak aynı Yunanistan, kendi sınırları içerisinde bulunan Türk vakıfları, Türk azınlığın mülkiyet hakları ve Türk kültürel mirası konusunda uzun yıllardır devam eden uygulamalarını dünya kamuoyundan gizlemektedir. Bugün Yunanistan topraklarında; Kavala, Dedeağaç, Gümülcine, İskeçe, Selanik, Serez, Karaferye, Yanya, Teselya, Atina, Preveze, Korfu, Kefalonya, Girit, Midilli, Sakız, Rodos ve İstanköy başta olmak üzere Osmanlı döneminde kurulmuş ve vakfiye kayıtlarıyla tespit edilmiş toplam 487 Türk vakfı bulunmaktadır. Bu vakıfların tamamı IRCICA tarafından yayımlanan beş ciltlik “Yunanistan Vakfiyeleri” eserinde ayrıntılı şekilde kayıt altına alınmıştır.

Bu vakıflara ait yüz binlerce dönüm arazi, camiler, medreseler, mektepler, hanlar, hamamlar, köprüler, değirmenler, imalathaneler ve sayısız taşınmaz yıllar içerisinde çeşitli yöntemlerle Türk toplumunun elinden alınmıştır. Böylece yalnızca mülkiyet hakları değil, aynı zamanda Balkanlar’daki Türk tarihî ve kültürel mirası da sistemli biçimde tasfiye edilmiştir. Özellikle Batı Trakya’da günümüze ulaşabilen vakıflar, Yunan makamlarının uyguladığı idari ve mali baskılar nedeniyle ağır borç yükü altına sokulmuş; ardından haciz ve müsadere işlemleriyle vakıf malları Türk toplumunun tasarrufundan çıkarılmaya çalışılmıştır. Bu durum yalnızca vakıf hukukuna değil, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin mülkiyet hakkını düzenleyen hükümlerine de aykırıdır. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında ise Batı Trakya, Rodos, İstanköy ve Midilli’de yaşayan Türklerin özel mülkiyetleri üzerinde yoğun baskılar başlamış, binlerce dönüm araziye el konulmuş, çok sayıda Türk çeşitli gerekçelerle tutuklanmış ve ekonomik baskılar yoluyla Türkiye’ye göçe zorlanmıştır. Böylece bölgelerdeki Türk nüfusunun azaltılması hedeflenmiştir. Yunanistan’ın bir diğer politikası ise Türk kökenli Hristiyan toplulukların kimliklerinin dönüştürülmesidir. Bafra, Ünye, Karaman, Kapadokya ve Maçka kökenli Hristiyan Türkler, Selçuklu döneminden gelen Sultanides toplulukları ve Gagauz Türkleri, Yunan Ortodoks Kilisesi aracılığıyla etnik kökenlerinden koparılarak Yunan kimliği içerisinde eritilmeye çalışılmaktadır. Benzer şekilde Yunanistan’a çalışmak amacıyla gelen Arnavut ve Türk işçiler üzerinde de çeşitli dini ve kültürel asimilasyon faaliyetlerinin yürütüldüğüne ilişkin çok sayıda iddia bulunmaktadır. Bu durum evrensel din ve vicdan özgürlüğü ilkeleri bakımından ciddi soru işaretleri doğurmaktadır. Batı Trakya Türklerinin eğitim alanındaki sorunları da devam etmektedir. Türk azınlığa ait okulların kapatılması, Türkçe eğitimin daraltılması ve Türkçe derslerin azaltılması yönündeki uygulamalar, Lozan Antlaşması ile güvence altına alınmış azınlık eğitim haklarıyla bağdaşmamaktadır. Öte yandan Lozan Antlaşması’nın açık hükümlerine rağmen Batı Trakya Türklerinin dini özerkliği de kısıtlanmaktadır. Türk toplumunun serbest seçimle belirlemesi gereken müftüler konusunda Atina yönetimi uzun yıllardır antlaşma hükümlerini uygulamamakta; Batı Trakya Türklerinin kendi dini liderlerini seçme hakkını fiilen sınırlandırmaktadır. Yunanistan’ın Türkiye’deki azınlık hakları konusunda ortaya koyduğu hassasiyetin benzerini sınırları içindeki Türk azınlık için göstermediği açıktır. Türk vakıflarına el konulması, mülkiyet haklarının ihlali, eğitim ve dini özgürlüklerin kısıtlanması ile kültürel mirasın tasfiyesi, yalnızca iki ülke arasındaki bir sorun değil; aynı zamanda uluslararası hukuk, insan hakları ve kültürel mirasın korunması bakımından da önemli bir meseledir.


Alıntı: 
TÜRK DEGS / TURK MAGS @turkdegs



🎞️ KÜLTÜR: 🇹🇷Türk bir erkek ile evli 🇺🇿Özbek bir kadın kültüründeki özellikleri anlatıyor...

 


 

🎞️🚆Demir ağlarla ördük, ana yurdu dört baştan.

 


🌼Toros Dağları'nın eteklerinde yer alan Konya'nın Hadim ilçesindeki yaylalar, baharın gelişiyle birlikte açan sarı çiçeklerle renklendi.






Alıntı: Hürriyet.com.tr @Hurriyet

🎞️ 1954, Budapeşte Radyosu Nazım Hikmet, ‘ileri Türk insanı’ kavramını tanımlıyor.


 

📰 Trabzon muhacirleri... ''Muhacirlik bitse de bıraktığı travma nesiller boyunca yaşıyor.''-Doç. Dr. Halim Gençoğlu,


 Millet olarak çabuk unutuyoruz ancak

1.Dünya Savaşında Trabzon halkının muhacirliği, sadece bir göç hikâyesi değil, halkın hafızasına kazınmış büyük bir acıdır.

1916’da Rus ordularının Doğu Karadeniz'i işgaliyle birlikte yüz binlerce insan yollara düştüler.

Köyler boşaldı, aileler parçalandı, insanlar arkalarında evlerini, mezarlarını ve bütün hatıralarını bırakarak batıya doğru yürümeye başladı.

Bu büyük göçe Karadeniz insanı muhacirlik dedi.

Rus  ilerleyişi sırasında birçok köy yakıldı, yağmalandı.

İşgalin kendisinden çok onun getirdiği korku, belirsizlik halkı yollara döktü. Sürmene'den, Of'tan, Vakfıkebir'den, Akçaabat'tan, Trabzon'dan çıkan kafileler Samsun'a, Fatsa'ya, Ordu'ya ulaşmaya çalışıyordu.

Benim dedem de bu muhacirliğe henüz 13 yaşındayken katılmıştı. Sürmene'nin Kumanit köyünden, başlarında babaları Hafız Abdülcelil Efendi ile ailece yola çıkmışlardı.

Devlet, muhacirlere dağıttığı fişlerle yol üzerindeki fırınlardan ekmek almalarını sağlıyormuş.

Yaklaşık bir ay süren yolculuğun sonunda Fatsa'ya vardılar.

Fakat her muhacir ailesi gibi onlar da ağır bedeller ödediler. 

Dedemin 2 yaşındaki kardeşi Murad salgından hayatını kaybetti.

Dedem kardeşi için yazdığı şiirde acısını “Sevgili Murad'ım” şiriyle dile getirmişti.


Bu birkaç mısra muhacirlik yollarında kaybolan binlerce insanın, annenin, babanın ve kardeşin ortak ağıdı gibidir

Yolculuk sırasında dedem, babası Hafız Abdülcelil Efendi'ye:


"Baba, neden göçüyoruz?" diye sormuş.

Aldığı cevap:

"Oğlum vatan elden gidiyor” imiş.

Bu söz, o gün yollara düşen Karadeniz insanının ruh hâlini özetlemektedir. Çünkü muhacirlik, sadece evden ayrılmak değil insanın doğduğu toprağı, çocukluğunu, hatıralarını ve güven duygusunu geride bırakması demekti.

1918'de Rusların çekilmesiyle muhacirlerin bir kısmı döndüler. Yalnız geri döndüklerinde çoğu yerde harap olmuş evler ve kaybettikleri yakınlarının acılarıyla karşılaştılar

Trabzonlu, Rizelilere ait o dönemden kalan Fatsa’da eski bir mezarlık vardır.

Muhacirlik bitse de  bıraktığı travma nesiller boyunca yaşıyor.

Bu hikâyeler tarih kitaplarında birkaç satırdan ibaret olsa da dedelerimizin yaşadığı gerçekler dram filmine konu olacak kadar derindir..

Alıntı: Halim Gençoğlu @halimgencoglu




🗣️İçerik üreticisi Ceren Yılmaz, Balkan göçmenlerinin Türk olduklarını vurguladı: Biz Türk'üz.

🗣️İçerik üreticisi Ceren Yılmaz, Balkan göçmenlerinin Türk olduklarını vurguladı:  

Biz Türk'üz.   

• Bazılarınız Bulgaristan, Makedonya, Kosova ve Yunanistan'dan gelen göçmenlerin Türk olmadığını düşünüyorsunuz.  

Osmanlı'nın iskân politikasıyla birlikte, Osmanlı'nın fethettiği topraklara zamanında Türkler yerleştirilmiş.   

Yüzyıllar boyunca oralarda yaşayıp kendi kültürlerini ve dillerini korumuş; daha sonrasında ise atalarımızın deyimiyle "gâvur" oraları tekrar ele geçirdikten sonra Türklere uygulanan yaptırımlar dolayısıyla Türkler büyük zulüm ve baskı altında kalmış.   

Dilleri değiştirilmiş, kültürleri değiştirilmeye çalışılmış, hatta dinleri bile değiştirilmekle karşı karşıya kalındığı için tekrardan Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda Türkiye'ye geri dönmüşlerdir.  

• Küçüklüğümde sarışın ve beyaz tenli olduğum için Türk olduğuma asla inandıramazdım.  

Anneannemler Makedonya'dan, babamlar ise Bulgaristan'dan göçmüşler ve babam da ismi değiştirilen o Türklerden bir tanesidir.   

• Tek tahammül edemediğimiz soru: "Kanka sen Bulgardın, değil mi?"  

Bugün atalarımız Türklüğünden vazgeçmemek için evlerinden, hayvanlarından, köylerinden, sahip oldukları her şeyden vazgeçtiler.  

• Kavgamız ya da sinirimiz ırka değil, tarihimizin eksik bilinmesine.


Alıntı: Turkic Times @turkictimes



murat @muratdeniz06

''Balkanlar, Musul Kerkük, Suriye gibi sınır boyları Osmanlı'nın ileri karakol tabir edilen bölgeleri olup Anadolu'dan götürülüp yerleştirilen Türkmenlerden yani öz Türklerden oluşmaktadır!''



20260603

🎞️ Bir göçmen kızından...

 


Alıntı: — S.PelinPEREMECİ ♐ #ANDIMIZ 



🎞️🗣️🎙️ Göçmen Kızı - Melihat Gülses 


Ben bir göçmen kızı gördüm Tuna Boyun`da
Elinde bir deste gül var hasret koynunda
Söyle söyle göçmen kızı annen var mıdır ?

"Ne annem var ne babam var kalmışım öksüz"

Sen bir öksüz ben bir garip alayım seni
Alayım da gurbet elde sarayım seni

Telgrafın tellerinde haber var mıdır ?
"Ne haber var ne mektup var kalmışım öksüz"
Doğru söyle göçmen kızı haber yok mudur ?
"Ne gelen var ne giden var kalmışım öksüz"

Sen bir öksüz ben bir garip alayım seni
Alayım da gurbet elde sarayım seni

🎞️ Geleneksel 🇹🇷Türk Kıyafetleri

 



 

****




Alıntı: Orkun @_0rkun

📖 Türk çini motiflerini tanıyor musunuz?


Alıntı: Tamga Sanat @TamgaSanat

📰✍🏻 Nazım Hikmet turancı mıydı? Türk şiirinin Büyük Ustası'nın vefatının 63. yılıydı....

Nazım Hikmet turancı mıydı?

Türk şiirinin Büyük Ustası'nın vefatının 63. yılıydı.

Komünist Nazım Hikmet'in şiirlerinde eşitlik ve kardeşliğin yanı sıra yurtseverlik de güçlü şekilde işlenir.

Kuvayı Milliye Destanı ile memleket sevgisi üzerine eserler bunun en güzel örnekleridir.

Hikmet, Şeyh Bedrettin Destanı'nın sonuna yazdığı Zeyl'de, "Tarihinde Bedreddin hareketi gibi bir destanı söyleyebilmiş her milletin şuurlu proleteri bundan milli bir gurur duyar." der. 

Aynı yerde Süleymaniye Camisi ve Mimar Sinan ile de gurur duyduğunu anlatır.

"Ben Türk şairi, Türk komünisti Nazım Hikmet" diye üzerine basa basa söyler.

Bugün bazı siyasiler "millet", "millet" deyip adını getiremiyor ya hani; onlardan değildir.


Bir de "Davet" şiiri var.

"Dört nala gelip Uzak Asya'dan Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim" şeklinde başlar. 

Dizelerdeki derin anlam ve mesaj ne olabilir?

Yoksa Nazım Hikmet de mi Turancıydı?

Belki de yayılmacı?

İşin gerçeği: Doktrin ve kavramların yüzeysel yaklaşımlarla gündelik çelişkiler içinde ters yüz olduğu çağımıza göre müthiş bir ufuk ve vatan tarifi!

En etkilendiğim şiirlerinin başında bir de "Ellerinize ve yalana dair" geliyor.

Özellikle şu bölüm:

"... antenler yalan söylüyorsa,

yalan söylüyorsa rotatifler,

kitaplar yalan söylüyorsa,

duvarda afiş, sütunda ilan yalan söylüyorsa,

beyaz perdede yalan söylüyorsa çıplak baldırları kızların,

dua yalan söylüyorsa,

ninni yalan söylüyorsa,

rüya yalan söylüyorsa,

meyhanede keman çalan yalan söylüyorsa,

yalan söylüyorsa umutsuz günlerin gecelerinde ayışığı,

ses yalan söylüyorsa,

söz yalan söylüyorsa,

ellerinizden başka herşey

                    herkes yalan söylüyorsa,

elleriniz balçık gibi itaatli,

elleriniz karanlık gibi kör,

elleriniz çoban köpekleri gibi aptal olsun,

                                    elleriniz isyan etmesin diyedir.

Ve zaten bu kadar az misafir kaldığımız

            bu ölümlü, bu yaşanası dünyada

            bu bezirgan saltanatı, bu zulüm bitmesin diyedir!"

Sahi; insanı ve emeği sevmeyen vatanını sevebilir mi?

Ya da; vatanını sevmeyen insanı ve emeği sevebilir mi?


(2018'de Moskova Novodeviçi Mezarlığında)

Aykut Diş @aykutdis1


📰 Tişört Yazıları - Doç.Dr. Yağmur Küçükbezirci

*TİŞÖRT YAZILARI* - Doç.Dr. Yağmur KÜÇÜKBEZİRCİ

Kültür yozlaşmasının bir parçası olan “Tişört Yazıları” konusunu çalışmaya başlamama sebep, bardağı taşıran son damla dediğim ve yaptığım tüm sunumlar da gösterdiğim minik yeğenimin giysisinin üzerinde İngilizce olarak “Ben aç köpeğim” yazısı olmuştur.  Böylece, tişörtlerin üzerinde bulunan baskı, resim ya da yabancı dildeki yazıları daha detaylı olarak incelemeye başladım.
 
Yapmış olduğum incelemeler ve anket çalışmaları sonucunda ortaya çıkan sonuca göre maalesef azımsanmayacak kadar kişi giysisinin üzerinde ne yazdığını hiç merak etmemiş, araştırmamış sadece rengini, modelini beğendiği ya da hediye edildiği için giydiğini ifade ediyor, dolayısı ile üzerinde ne taşıdığını, hangi mesajları gönderdiğini bilmiyor.

KÜLTÜRÜMÜZLE, MANEVİYATIMIZLA ASLA ÖRTÜŞMEYEN TİŞÖRT YAZILARI,BASKILARI VE BİLİNÇALTINA GÖNDERİLEN MESAJLAR…

Yabancı dilde yazılı cinsellik içeren tişörtleri örneklendirirsek; 

“Erkek Arkadaşım Kasaba Dışında”,
“Erkek Arkadaşım Gelmeden Öp Beni”,
“Rahatsız Etme Henüz Sarhoş Değilim”
“Maddiyatçı Kız”,
“Bu Gece Boşum”,
“Porno Yıldızı”,
“Seni İstiyorum”,
“Erkekler! Meşhur, Başarılı, Zenginseniz, Boştayım”

gibi İngilizce yazı yazan tişörtleri giyen insanlarımız ne yazık ki anlamlarını bile bilmeden rahat rahat çarşı pazar geziyorlar. 

Bir teyzenin üzerinde “Porno Yıldızı” yazan tişört var, teyze habersiz tişörtünde ne yazdığından.  Otobüste giden bir vatandaşımızın giydiği şapkada “Kötü Kız” yazıyor…  Bir genç camide namaz kılıyor tişörtünde ise “Dünyaya İçmeye, Dans Etmeye ve Cinsel İlişki Kurmaya Geldik” yazıyor. 

Hem milli hem de dini olarak evlilik kurumu kutsalımızdır, ancak gelin ve damat resminin olduğu ve altında “Game Over” yani “Oyun Bitti” yazısı ile insanlar evlendiği zaman hayatının bittiği vurgulanmakta, evlilikten uzak durulması, birliktelikten yana olunması bilinçaltına işlenmektedir.  “Simple Truth” yani, “Basit Gerçek” yazan diğer bir tişört baskısında ise bir erkek ve kadın resmi yer almakta, kadının gönlü ile sevdiğini, erkeğin ise cinselliği ile sevdiği vurgulanıyor. 

Cinsellik mesajları içeren o kadar çok tişört yazısı var ki hatta bazılarını burada dile getirmekten hicap duymaktayım.  Birçok ailenin çocukları ile birlikte izlediği bir dizide başrol oyuncusunun tişörtünün üzerinde “Hotmale, try it for free” yani “Ateşli Erkek! Ücretsiz Dene” yazıyor, bu yazıya yorum bile yapmıyorum…

Tişört yazılarında yer alan ve din karşıtı yazılar ve baskılar içeren mesajlar ise, gerçekten korkunç, alenen dini değerler ile alay edilmekte, saf masum vatandaşımız ise bu oyunlara alet edilmektedir. 

Örneklendirmek gerekirse; bir vatandaşımız camiye namaz kılmaya gidiyor ancak tişörtünün arkasında “God is Busy, Can I Help You?” yani “Tanrı Meşgul. Ben Yardımcı Olabilir miyim?” yazıyor ve şeytanı temsil eden kırmızı bir kafa resmi var.  Ateizme yönlendirmeye çalışan diğer bir tişört yazısı örneği ise “Muhtemelen Tanrı Yok, Endişelenmeyi Bırak, Hayatını Yaşa” , “Korku Kul Yapısıdır, Din Korkudur”.

Diğer taraftan “Hayat Eğlencedir”, “Uyuşturucuya Güven” gibi bireyleri tamamen yaradılış amaçlarından uzaklaştıran ve bireylerin bilinçaltılarına olumsuz mesajlar gönderen tişört yazılarının çokluğu ve halkımızın bilinçsizce bu yazıları üzerilerinde taşımaları gerçekten çok üzücüdür. 

Yabancı dil bölümünde okuyan birisinin, Türkçesi “Kokarca” anlamına gelen İngilizce bir yazıyı, ne olduğunu dahi bilmeden üzerinde taşımasının yorumunu da sizlere bırakıyorum…

Yapmış olduğum sunumlar, röportajlar ve programlarda bana sorulan sorulardan birisi bu tişört yazılarından hangisinin beni en çok etkilediğidir, bu soruya cevabım; hamile bir annenin, tüfeğin dürbün görüntüsünde yer alması ve altında “Bir Taşla İki Kuş” yazmasıdır.  Anne katledildiği zaman, karnındaki bebek yani gelecek de yok edilecektir.  Bir başka tişört yazısı ise “Jean Ali”, eğer biz dilimize sahip çıkmazsak, çocukluğumuz ilkokul kitabının kırk yıllık kahramanı “Cin Ali”  olur “Jean Ali”.

Bu giysileri üreten firmalar bilinçli ya da bilinçsiz olarak maalesef bu küresel oyunun bir parçası olmakta, kültür yozlaşmasında maşa görevi yapmaktadırlar.  Bu bağlamda, Türk kültürü ile bağdaşmayan ve asla kabul etmediğimiz bazı yazıları üzerinde taşıyan insanların en azından bu yozlaşmanın bir parçası olmamalarını ve çevrelerindeki kişileri uyarmalarını sağlamak birey olarak hepimizin görevidir. 

Maalesef millet olarak hep birileri çıksın bu olumsuzlukları düzeltsin gibi bir düşüncemiz vardır, ancak olumsuz gördüğümüz, düşündüğümüz durumları düzeltmeye birey olarak kendimiz başlasak zaten her şey kendiliğinden düzelecektir.  Bu tür konuları tartıştığımızda bizlere en çok söylenen söz “Hocam bu konuda sizlere çok iş düşüyor…”  benim cevabım ise “Hayır, sadece hoca olarak bizlere değil, herkese, hepimize çok iş düşüyor, eğer bu tür kültür yozlaşmalarından rahatsızsak, hepimiz taşın altına elimizi koyacağız!”.

Tüm olumsuz tişört yazılarına rağmen, milli ve manevi değerlerimizi hatırlatan 

“Fatih Sultan Mehmet, 1432’de Edirne’de doğdu, 1453’de İstanbul’u fethetti”, 
“Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel, Mevlana Celaleddin Rumi”, 
“Mimar Sinan”, 
“Katip Çelebi 1609-2009”,
“Çanakkale 1915”,

ayrıca kendi illerimizi, yörelerimizi tanıtan 
“Çukurova 01 Adana”,
“İzmir Türkiye”,
“İstanbul bir heves ise Adana bir tutkudur”,
“Bize her yer Trabzon”,
“Rize’yi Seviyorum”
ve “Edirne”

gibi tişört yazılarının yaygınlaşmaya başlaması umut vericidir.

“Peki sonuç olarak, bizler birey olarak neler yapabiliriz?”

Bu bağlamda, Türk Kültürü ile bağdaşmayan ve asla kabul etmediğimiz bazı yazıları üzerinde taşıyan insanların en azından bu yozlaşmanın bir parçası olmamalarını ve çevrelerindeki kişileri uyarmalarını sağlamak birey olarak hepimizin görevidir.

Doç.Dr. Yağmur KÜÇÜKBEZİRCİ
Konya Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi

Alıntı: https://ahsenokyar.com/tisrt-yazilari-do-dr-yagmur-kkbezirci/

20260602

🇫🇮Finlandiya Heyet Başkanı Onni Talas, Atatürk'ün ölümünün ardından yaptığı açıklama

1938 yılında Atatürk'ün vefatı sadece Türkiye'de değil, dünyanın birçok ülkesinde büyük üzüntüyle karşılandı.

Bunlardan biri de Finlandiya'ydı.

Finlandiya Heyet Başkanı Onni Talas, Atatürk'ün ölümünün ardından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

"Atatürk'ün ölümü Finlandiya'da derin ve genel bir üzüntü uyandırdı. Türk inkılâbını büyük bir ilgi ile izleyen Finlandiyalılar, aynı soydan bir kardeş millet sıfatıyla büyük Türk Milleti'nin büyük acısına katılırlar."

Bugün pek bilinmeyen bu açıklama, 🇹🇷Türkiye ile 🇬🇷Finlandiya arasındaki tarihî ilişkilerin ve dönemin bakış açısının dikkat çekici örneklerinden biri olarak görülüyor.

Finlandiya'nın Türkleri "kardeş millet" olarak tanımlanıyor.

****

YORUMLARDAN ALINTILAR

KnowledgeableKangaroo8502
Kızılderililer Vikingler finliler Macarlar Bulgarlar kesin Türktür. Kürtlerde büyük ölçüde Türktür çunku 1000yildir türk devleti çatısı altında kaynaşmadan dolayı
Turk Sydney TC
Finlandiya'nın en eski şehrinin ismi Turku, 13. yüz yılından önce kurulmuş, budamı tesadüf...
Onni Talas boşuna söylememiş!
Nafiz Sahin
Turk Sydney TC TURKU ISMINDE
FUTBOL TAKIMI VAR
Emre Gülçiçek
Orta Asya'da Türklerle beraber yaşayan
Finler'in, Ural dağlarının ardından Iskandinav topraklarına göçmüştürler .
Ali Ziya Dinçer
Hatta Finlandiyada Turku adında bir kasaba vardır!
Hun'lar da ayni!
İsmail Dogan
Her dönemde büyükelçiler bulundukları yerin
devlet büyüklerinden bahseder. Birşeyler aramaya gerek yok derim.
Turk Sydney TC
Siz aramayın, biz ararız, Ne Mutlu Türküm Diyene!

Nesrin Unaldi
Finlandiya dilinde birçok Türkçe kelime var gramer olarakda bizim gibi takıları sonuna aliyor
Erdem Üstünel
Isveç Norveç Fillandiya ve Danimarka bölgelerine Türkler göç etmiş. Bölge halkını özellikle savaşçı özellikleri ile etkilemişlerdir.
Buraların eski tanrılar olarak adlandırdığı Odin ve Thor Türk savaşçılardır. Bölge halkı onları ilah yapmış büyütmüşlerdir gözlerinde ve savaşçı karakter kazanmışlardır. Bu bölgenin eski yazısı Göktürk tamgaları ile benzerdir.
Hatta Orhun abidelerini ilk defa tercüme eden kişide İsveçli bir bilim adamıdır. Hatta şunu söyleyim senorya belki ama yüzüklerin efendisi serilerinde ve dizisindeki yazı tamgaları da göktürkçe ile benzerlik gösterir. Yani Türk tarihinin uçu başı sonu yoktur. Nerede başlar nerede biter belli değildir. İlk yazı örneği Orhun abidelerinde bu kadar gelişmiş bir yazı sisteminin olması da bizim yazı ile bu dönemde tanışmadığımızın göstergesidir. Sadece ilk eserimiz budur. Göktürkçenin köklü bir geçmişi vardır. Atatürk ölmeden bunların araştırılmasını çok istemiştir ama üzerine giden olmamıştır.
Behiye Kanaan 
Biz ilkokulda okuduk Finlandiya Macaristan, Bulgaristan, Hollanda da Kuraklık nedeniyle orta asyadan göç başlayınca gittikleri yerler. Göç yollarını gösteren harita bu gün gibi gözümün önünde
Tarık Erol
Finlandiya, Avrupanın merkezine yerleşmiş bir orta Asya devletidir. Bunun nereden çıktığını sorarsanız, Fince, Ural Altay dil aile gurubuna bağlı bir dil olup Ural koluna bağlıdır. Bu ortak yapının olması için aynı coğrafyada yaşayarak diğer devletler ile etkileşim içinde kalması gerekir. Aynı Japonya ve Kore dilleri ile aynı gramer yapısına sahipti olduğumuz gibi. Asırlar boyunca bu iki halk ile aynı bölgede yaşadığımız için Japonca veya Korece öğrenmemiz son derece kolaydır.

Bir diğer örneği vereyim. Avrupa dilleri hint Avrupa dil aile gurubu ile slav dil aile gurubu olarak iki çatıda toplanır. Hint Avrupa dil aile gurubunda olanlar ise Germen ve Latin dilleri olarak ikiye ayrılır.

Bakın, en belirgin örnek burada ortaya çıkıyor.
Latin guruplar, İtalyanca, Fransızca, Portekizce ve İspanyolca olarak güney Avrupayı, Germen guruplar olarak da Norveççe, İngilizce, İskoçça, Almanca olarak Kuzey Avrupa'yı oluşturuyor. Yani köken olarak birbirine yakın diller yanı bölgede yaşıyor. 
Doğal olarak, Finlandiya ile bir şekilde aynı cografyada yaşadığımız ve akrabalık ilişkilerimiz olduğu kaçınılmaz bir hakikattir.

Türk Turan anlayışı ortaya kondu. Oysa ki Türk Turan anlayışından önce Turan anlayışı vardı ve bu gurubun içine Japonya, Kore, Finlandiya ve Türk devletleri girmektedir. Aynı dil aile gurubuna mensup, aynı kültüre sahip toplumlar.

Buna dahil olmayan tek unsur dindir. Zira her toplumun kendine özgü dini olabilir ama o toplumun kültür yapısını ve dilini etkilemez. 

📖Avrupa'nın en eski ve en asil Türk topluluklarından olduğu söylenen Sekeller

  Avrupa'nın en eski ve en asil Türk topluluklarından olduğu söylenen Sekeller Avrupa'nın en eski ve en asil Türk topluluklarından o...