8 Temmuz 1932’de Ankara’da Marmara Köşkü’nde yapılan Türk Tarih Kurultayı sırasında Atatürk'ün fotoğrafçısı Cemal Işıksel, Atatürk'ün fotoğrafını çekmek için fırsat kolluyordu.
Atatürk:''Ne Mutlu Türküm diyene'' - Biz Türkler Asyai bir milletiz - Anadolu İrfanı'yla aydınlanır yolumuz... arşivi derleyen: Alp İçöz, gönül dostu bir şair
8 Temmuz 1932’de Ankara’da Marmara Köşkü’nde yapılan Türk Tarih Kurultayı sırasında Atatürk'ün fotoğrafçısı Cemal Işıksel, Atatürk'ün fotoğrafını çekmek için fırsat kolluyordu.
🎞️Kendilerini 🇹🇷"Türk" olarak tanımlıyorlar | 🇧🇪Belçika’nın hiç 🇹🇷Türk yaşamayan kasabası: Faymonville
Kumpir, fırınlanmış patatesin ortadan ikiye kesilip üzerine çeşitli lezzetli malzemeler konularak hazırlanan bir Türk yemeğidir.
— Biliyor Muydunuz (@bilio_muydunuz) February 20, 2026
İlk defa Kadıköy rıhtımda, küçük bir dükkanda yapılmıştır…
pic.twitter.com/1Cu3YGuJsH
No offense to British jacket potatoes, but kumpir is superior 🇹🇷🇬🇧 pic.twitter.com/J8DuYtFVsC
— Daily Turkic (@DailyTurkic) April 27, 2024
🇰🇿 Bir spor salonunda antrenör çocuklara kökenlerini soruyor.
— Orta Asya / Türk Dünyası (@OrtaAsyaDunyasi) February 20, 2026
Babası Azerbaycanlı, annesi Rus olan küçük çocuk ise özgüvenle “Ben Kazak’ım!” diyerek Kazakistan’a aidiyetini gösteriyor. pic.twitter.com/MDX9kRq9sw
Bir spor salonunda antrenör çocuklara kökenlerini soruyor.
Babası Azerbaycanlı, annesi Rus olan küçük çocuk ise özgüvenle “Ben Kazak’ım!” diyerek 🇰🇿 Kazakistan’a aidiyetini gösteriyor.
17 yaşında kalbinin sesini dinleyip İslamiyeti seçti ve 'Ayşe' ismini aldı. Aksaray’a gelin gelip 3 çocuk annesi oldu.
— TRT HABER (@trthaber) February 19, 2026
İngiltere'de yaşayan ve sosyal medyada “Aksaray şivesiyle Türkçe konuşan İngiliz” olarak tanınan Kate Ayşe Kestek, inançla başlayan yolculuğunu TRT’ye anlattı. pic.twitter.com/X5E5tdwiMF
17 yaşında kalbinin sesini dinleyip İslamiyeti seçti ve 'Ayşe' ismini aldı. Aksaray’a gelin gelip 3 çocuk annesi oldu.
İngiltere'de yaşayan ve sosyal medyada “Aksaray şivesiyle Türkçe konuşan İngiliz” olarak tanınan Kate Ayşe Kestek, inançla başlayan yolculuğunu TRT’ye anlattı.
Azerbaycanlı müzisyen Alihan Samedov’un “Sen Gelmez Oldun” performansı.
— Tamga Sanat (@TamgaSanat) February 19, 2026
pic.twitter.com/W8SlliIQwX
Bilinen tek röportajında Oğuz Atay'a Tutunamayanlar kimlerdir diye sormuşlar. Son zamanlarda izlediğim en güzel şey… pic.twitter.com/ln8lqw8yi1
— Felsefe Parrhesia (@Fparrhesia) February 19, 2026
Osmanlı mimarisinde merhametin taşa kazınmış hali, özellikle yaz günleri arılar, kuşlar, kediler 🆚 için su büyük ihtiyaç 🤷♂️ pic.twitter.com/nVnWobYGxH
— engin balım (@enginbalim) February 19, 2026
Osmanlı mimarisinde merhametin taşa kazınmış hali, özellikle yaz günleri arılar, kuşlar, kediler 🆚 için su büyük ihtiyaç 🤷♂️
Yapay zeka destekli video analitik sistemi EYEMINER, ilk ihracat görevinde Afrika'da güvenliğe katkıda bulunacak
— Anadolu Ajansı (@anadoluajansi) February 19, 2026
▪️Sistem sayesinde yolda oluşabilecek şüpheli hareketler, duraklamalar veya yabancı nesneler anında tespit edilecek
▪️Rutin dışı her türlü durum sistem tarafından… pic.twitter.com/jXyxtLkZOf
Türkiye'de geliştirilen güvenlik çözümü Afrika'da "dijital göz" olacak
▪️Sistem sayesinde yolda oluşabilecek şüpheli hareketler, duraklamalar veya yabancı nesneler anında tespit edilecek
▪️Rutin dışı her türlü durum sistem tarafından analiz edilerek operatörlere uyarı olarak iletilecek
🇹🇷🎾Milli Tenisçimiz Zeynep Sönmez'in maçı
The Turkish fans had our whole heart in #AO26 💙 pic.twitter.com/tVnb6oCUK5
— #AusOpen (@AustralianOpen) February 19, 2026
Orhun Anıtları ve TÜRK adı... pic.twitter.com/RFxzKSyVHN
— TULPAR24 (@tulpar24) February 19, 2026
Belaruslu bir pasaport kontrol memuru, Türk pasaportunu morötesi ışığa tuttuğunda çıkan detaylara hayranlığını dile getirdi: “Daha önce bu kadar güzel bir pasaport görmedim. Sayfalarında şehirler saklı.”Belaruslu bir pasaport kontrol memuru, Türk pasaportunu morötesi ışığa tuttuğunda çıkan detaylara hayranlığını dile getirdi:
— Mehmet Çek (@mehmetcek06) February 19, 2026
“Daha önce bu kadar güzel bir pasaport görmedim. Sayfalarında şehirler saklı.” pic.twitter.com/vNdbHY5Ln9
MEĞER HEPSİ ORUÇLUYMUŞ
111 sene evvel Çanakkale siperlerinde bir mektup:
“Benim güzel kızım, bugün 14 Temmuz, Ramazan’ın ikinci günü.
Şeyhülislam, ‘Oruç tutmayabilirsiniz’ diye fetva yayınladı.
Ama benim içim rahat etmedi; oruca niyetlendim.
Sahur vakti çalıların arasında iki kök çiriş (pırasadan daha küçük bir ot) buldum.
Onlarla sahur ettim.
Gündüz yeni siperler kazdık; hiç susamadım.
Taarruz arttı, kafamızı çıkaramadık.
Akşam olunca bir asker ezan okudu.
Siperin içinde matara elden ele dolaştı; herkes orucunu su ile açtı.
Ben zannettim ki sadece ben oruçluyum.
Meğer bölüğün hepsi oruçluymuş.
Matara en son bana geldi.
Geldi ama ben kendimden utandım.
Arkadaşlarım hepsi sahursuz oruç tutmuşlar.
Ben ise iki çirişi yediğim için arkadaşlarıma karşı kendimi mahcup hissettim.
O gün, oruçlu şehit olan Erzurumlu, Tokatlı, Sivaslı ve memleketimizin her yerinden şehit olan arkadaşlarımın hakkını nasıl öderim diye gözyaşı döktüm…”
Bu satırlar, ecdadın bu ülkeyi ne zorluklarla ve çetin şartlarda bize bıraktıklarını hatırlatıyor; kıymetini bilelim.
İnsanımızda oluşturulan en büyük hastalık, tüketim hırsı ve nimete nankörlüktür… Halinden şikâyet, tatminsizlik… Bu bir mizaç bozulması aynı zamanda.
Bu satırlar, ne kadar bolluk ve bereket içinde olduğumuzu ve halimize şükretmemiz gerektiğini bize gösteriyor.
Ruhları şad olsun, minnetle anıyorum. 🇹🇷
Alıntı: İlkay @Editorilkay
Kaşkay Türkleri
Yüzyıllardır, Güney İran'ın yaylalarında Oğuz kültürünü, saf Türk dilini ve özgür ruhlarını canlı tutmuşlardır.
Onlar için hayat, kış ve yaz otlakları arasında sonsuz bir yolculuktur.
"Nissan Kaşkay" adını dayanıklılıklarından alırken, dünya onların ünlü kök boyasıyla boyanmış halılarında zarafeti keşfetti.
Onlar, kadim bir geleneğin en renkli ve gururlu temsilcileridir.
Eski Mısırlıların bazı ağaçların dallarını çiğneyerek dişlerini temizlediklerini, Afrika ve Arap toplumlarında da bu kadim geleneğin gururla yaşatıldığını bilirsiniz.
Peki Türk halklarının Sibiryalı atalarının 2200 yıl önce bu inanılmaz fırçaları kullandıklarını biliyor muydunuz?
Alıntı: Dr. Nükhet Okutan Davletov @ndavletovart
Anadolu irfanına reyting tuzağı
Ne çıkar siz bizi anlamasanız da
Evet, siz bizi anlamasanız da ne çıkar
Eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da.
Hiçbir şey! Kadınlar geçtiği o kadın kokusu anlarında
Yıkanmış, mayhoş ve taranmış duygularıyla
Dönüşür içimizde az menekşe, bir sarmaşık
Menekşe, hadi neyse, mor deriz sarmaşıklara
Mor deriz, mor bilinir çünkü, bir yandan güneşler kurur
Her yandan güneşler kurur, sanki yaz günüyledir
Bir adam kayboluyordur bir taşra sıkıntısıyla
Deriz ki, “şuram ağrıyor” bir de, “başım dönüyor”, “yanıyor avuçlarım”
Belki de bir çığlık mı bu, bu seziş, bu yakınma
Bir çığlık, hem de nasıl, katılmış, donmuş, yaşıyorcasına
Uzansak ellerimizde uzansak avuçlarımızda, bir çığlık
Nedir mi ellerimiz-korkunçtur bir elin bir köşesinde insan olmalarıyla-
Korkunçtur insan olmalarıyla kıyısında bir yüreğin
Kıyısında gibi yangından, çok karanlıktan geçilmez caddelerin
Ve korkunç anlamsız gözlerinde ha dünya ha bir park bekçisinin
Korkunçtur insan olmaları, bir ceset, suda bir şapka gibi sallanaraktan
Bitmeyen bir selam gibi, hastayken, inceyken, yalnızlıklarda aranan
Korkunçtur-bunu anlıyoruz-bir yüzün en çoğul beyazında
Korkunctur insan olmaları güz ortalarında, eriyen türbe ışıklarında
Ve korkunçtur eriyip kaybolmaların bir köşesinde insan olmalarıyla
Korkunçtur korkunç!
Diyerek: ben kimim, kime anlatıyorum, neyi anlatıyorum ayrıca
Neyim ben, bu olanlar ne, ya kimdir tüketen isteklerimi
Tüketen kim. Hani görmeden daha, sezmeden herşeyin bittiğini
Ama ne zaman saçları kurularken çok eski bir alışkanlıkla
Çökerken üstümüze bir sözün, bir gümüş kupanın o sebepsiz inceliği
Ansızın bir ürperişte: bitti mi herşey bitti mi
Yoo, hayır! öyleyse kimdir tüketen isteklerimi
Bir rüzgar, duyulup binlercesi birden bir rüzgar
Birakıp giden beni bir kenara, bir uzağı, yada bir boşluğu bırakır gibi
Ve ben ki hazırımdır bir süre unutulmaya
Ama hep sorulur gibidir benden: ben şimdi ne yapsam acaba.
Ben şimdi ne yapsam, ben şimdi ne yapsam kaç kere yalnız
Hem bunu kaç kere söylemek, ne türlü söylemek adına
Eskimiş fırçalarda, kırılmış şişelerde, tozlanmış ilaç kutularında
Okunmaz kitaplarda, uzaksı giyişlerde çocuksuz avlularda
Anlamsız kahvelerde, bir yolun çok ucunda, asılmış koyun butlarında
Ben şimdi ne yapsam, ben işte ne yapsam kaç kere yalnız
Kaç kere yalnız, ama kaç kere yalnız, gene kaç kere insan olmalarımla
Kapansam, evlere kapansam, yıkanmış bir deniz bulacaksam orada
Anılar bulacaksam – anılar mı dediniz? – ne sesli bir vuruşma
Odalar bulacaksam, odalarda kadınlar, çiçekler, çok aynalar
Rakılar, gene rakılar, kırıklar sonsuz yaralar
Bulacaksam orada, bir koltuğu bir koltuğa doğru
Bir yüzü bir yüze, bir eli bir ele doğru yaklaştıran çocuklar
Sinekler bulacaksam, kaskatı yapan boşluğu, sinekler
Zorlanmış bir gülüşten – iğrenip birden – kusmalar, bulantılar
bulacaksam belki de: susanlar, bilmem ki niye susanlar
Ölüler bulacaksam – ölü gözleri onlar, cesetler, giderek dışa vurmalar –
Ne dedik, dışa vurmalar mı, yani ilk aydınlığı mı ölümün?
Ölümün ilk aydınlığı mı, ne dedik, sahi biz ne deseydik bu konuda?
Ne deseydik bilmiyorum, ama var bu kadarcık bir şey insanın sonsuzunda.
Bu kadarcık bir şey – iyi ya, peki, şimdi kim var sırada? –
Sakın ha! Biz yoğuz, bizi unutun, yok deyin adımıza.
Yok deyin çünkü biz.. Biz işte korkuyoruz ne güzel korkumuzla
Ne güzel ellerimizle.. Başlayın, hadi başlasanıza!
Örneğin bir kahve falı? Az müzik? Diyorum biraz iskambil! ..
Ama hiç seslenmeyelim – seslenmeyelim – içimizden oynayalım.
Ayrıca,
– Dört kişiyiz!
– Hayır on! .
– Bin kişiyiz!
– Bana kalırsa..
Ne kadarcık bir fark var bizimle bütün insanlar arasında?
Öyleyse başlayalım: Koz kupa! Ah şu sinek onlusu bire bir unutulmaya..
Çayınız soğuyacak! Çayınız mı dediniz? Ne tuhaf biraz anlıyorum.
– Üç karo!
– Pas diyorum!
– Susalım baylar, dört kupa!
Ah şu sinek onlusu! Koz kupa! Çayınız mı dediniz? Susalım!
Susalım – niye susalım – Anılar mı dediniz? Ne sesli bir vuruşma!
Ya sonra? Bırakın şu sonrayı, bilmem ki nedir o sonra?
Gene mi? Başladınız mı? Peki şimdi kim var sırada?
Sakın ha!
Biz yoğuz, bizi unutun, yok deyin adımıza.
Yok deyin çünkü biz..
Biz işte korkuyoruz ne güzel korkumuzla
Ne güzel ağzımızla..
Yok canım, ben var ya, istiyorum sırada olmayı.
İstiyorum – sahi mi? – ama isterseniz siz olun.
Siz olun, biz olalım, kim olacak? – hep böyle oyalansanıza –
Yani; “Şu sinek onlusu, susalım baylar, koz kupa.”
Gibi oyalansanıza,
Biraz oyalansanıza.
Bir oyun başka olamaz oyundan gibi
Bir söz başka olamaz sözden gibi
Bir şey başka olamaz bir şeyden gibi
Tam öyle gibi, varıyor gibi bir mutluluğa
Ne gelir elimizden insan olmaktan başka
Ne gelir elimizden insan olmaktan başka
Ne çıkar siz bizi anlamasanız da
Evet, siz bizi anlamasanız da ne çıkar
Eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da.
Hiçbir şey! Kimse bir gün gözlerimi sevmiyecek, biliyorum
Kimse bir gün kemseyi sevmiyecek korkuyorum
Bir yaşlı kadın en erkek boyutunda
Kendisiyle çiftleşecek kaç kere yalnız
Kaç kere yalnız, kaç kere şaşırmış, bitkin kaç kere
Bir ölgün ses bulacak sesinden çok uzaklarda
Vardır ya, hani bir yer, uzakta çok uzakta
Ölüm mü- yok canım, çok sesli bir evrende çok erken daha
Üstelik bilmiyoruz da, doğrusu bilmiyoruz, ölüm mü, bunu hiç bilmiyoruz
Diyoruz: yaşasak çıkmazları, sevişsek olmayanlarla
Tavşansı sıçramalarla bitirsek şu ormanı
Böylece, niye olmasın, işte bir orman daha
Sanki bir gölgeye geldik; yorulduk, acıktık, susadık biraz
Ve doyduk, ve içtik, ayıldık bir anlamda
Ayıldık ve sorduk, baktık ki hep ormandayız
Kaç kere ölmemişiz, kaç kere sormamışız, bu kaçıncı dalgınlığımız
Yani kaç sesli bir evrende kaç kere yalnız
Ne ölmek, ne ansımak! sadece yaşamakla
Tam öyle gibi.. Demeyin: eh, biraz yorulsak da
Demeyin, sakın haa, yok şu kadar bir şey insanın sonsuzunda
Biz şimdi ne yapsak, biz şimdi ne yapsak, biz işte biraz bilmiyoruz ya
Diyoruz: yaşasak çıkmazları, sevişsek olmayanlarla.
Urfanın meşhur kıvırcık gül kuşuymuş. Muhteşem değil mi sizce de? pic.twitter.com/hW6S0qnWRm
— Zeynep Koloğlu (@zeynepkologluu) February 18, 2026
Son hazırlıklar devam ediyor ve yarın insanlık tarihinin en dikkat çekici yerlerinden biri hakkında bir sergi açılacak.Göbeklitepe pic.twitter.com/XY6tHyGM0L
— Göbeklitepe Kazı Ekibi.. (@Hassanyildiz1) February 17, 2026
Yapılı Topluluk: Göbeklitepe, Taş Tepeler ve 12.000 Yıl Önceki Yaşam” sergisi, Türkiye'deki Göbeklitepe ve diğer yerlerden elde edilen muhteşem arkeolojik sergi, 19 Temmuz'a kadar açık kalacak.
Sergide, Şanlıurfa Müzesi koleksiyonundan 89 adet orijinal Neolitik dönem eseri ve dört adet replika olmak üzere toplam 93 eser yer alıyor. Bu eserlerin 44'ü ilk kez sergileniyor...
Berlin’de eserlerin sergilendiği büyük bir Göbeklitepe sergisine ev sahipliği yapıyor.Son hazırlıklar devam ediyor ve yarın insanlık tarihinin en dikkat çekici yerlerinden biri hakkında bir sergi açılacak.
— Göbeklitepe Kazı Ekibi.. (@Hassanyildiz1) February 5, 2026
Yapılı Topluluk: Göbeklitepe, Taş Tepeler ve 12.000 Yıl Önceki Yaşam” sergisi, Türkiye'deki Göbeklitepe ve diğer yerlerden elde edilen muhteşem arkeolojik. pic.twitter.com/FAVzXHXYeF
Berlin’de eserlerin sergilendiği büyük bir Göbeklitepe sergisine ev sahipliği yapıyor. pic.twitter.com/XBNMSy3xij
— Göbeklitepe Kazı Ekibi.. (@Hassanyildiz1) February 9, 2026
Göbeklitepe kazıları, 1995 yılında A yapısına ait ilk dikili taşın bulunmasıyla başladı. #gobeklitepe
— Göbeklitepe Kazı Ekibi.. (@Hassanyildiz1) February 7, 2026
#Göbekli Tepe tarihöncesi bir merkezdir. Örencik ( Karaharabe) Köyü'nün 1,5 km doğusundaki sıradışı bulgularıyla Göbekli Tepe bugüne kadar %15 bölümü kazılmış olması…. pic.twitter.com/LdFB6kfZew
— Göbeklitepe Kazı Ekibi.. (@Hassanyildiz1) January 22, 2026
8 Temmuz 1932’de Ankara’da Marmara Köşkü’nde yapılan Türk Tarih Kurultayı sırasında Atatürk'ün fotoğrafçısı Cemal Işıksel , Atatürk...