Blog Listem

İzmir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İzmir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20260903

🎞️🇹🇷🎥 Taste of İzmir (İzmir'in Tadı): Bölüm 1 - Stajyer | Go Türkiye Orijinal Mini-Dizi


🎞️🇹🇷🎥 Taste of İzmir (İzmir'in Tadı): Bölüm 1 - Stajyer 

 
Konu: 
Kerem, bankacılıkta yıllarca çalıştıktan sonra işini bırakır ve Urla'daki küçük ama iddialı bir şef restoranında stajyer olarak kabul edilir. Stajının ilk gününde kendini restoranın gerginliğinin ortasında bulur. Adı ve yüzü gizli tutulan bir gurme yemek blogcusu restoranı ziyaret edecek.

🎞️🇹🇷🎥 Taste of İzmir (İzmir'in Tadı):Bölüm 2 - Sıkı Çizgiler! 


Konu:
Kerem'in ilk stajı, her zamanki mutfak görevlerinden biraz daha zordur: farklı bir rutini olan alışveriş gezisinde Şef Merve'ye eşlik etmek. Yolculuk güneş doğmadan önce bir limanda başlar ve Kerem ilk kez mutfak sanatlarının kaynağıyla karşılaşır. Balıkçının ağını atması, beklemesi ve sabrı, tabağınıza gelen tek bir balığın arkasındaki uzun hikayeyi gösteriyor.

20260625

📖 9 Eylül 1922’de İzmir Karşıyaka'ya ilk 🇹🇷Türk Bayrağını diken “Bombacı Ali Çavuş”.

 


Alıntı:  Tarihi Merak Ediyoruz @tarihiiimerak


YORUMLARDAN:

Kapışan Şahin
@AtmacaPistlerde

Bu fotoğraftan çıkaracaklarımız var. Benim ilk aklıma gelen. Öyle bir savaş verilmiş ki yokluk bile yokluk çekmiş. Bu yaşlı adamın emsalleri medeni ülkelerde ne yapıyorken bizim Ali Çavuş memleket derdine düşmüş. Gençler hep şehit! Kayıp inanılmaz boyutlarda!!!


 

20260610

📚📖 İzmir'in Balkan Göçmeni Edipleri (Inceleme ve Metinler) - Atıf AKGÜN


Türk Dünyası toplulukları arasında Balkan Türkleri, Türkçenin resmî devlet dili statüsünde olmadığı ülkelerde varlıklarını sürdürmeleri ve sosyal tarihlerinde göçlerin geniş yer tutması ile farklı bir yere sahiptir. Söz konusu durumları ile Balkan Türklerinin sosyo-kültürel alanda dezavantajlı gruplar arasında olduklarını söylemek de mümkündür. Çeşitli sosyo-kültürel ve politik nedenlerden dolayı özellikle son yüzyıllık süreçte göç gerçeğiyle sürekli karşı karşıya olan Balkan Türklerinin gerçekleştirdikleri göçlerin en önemli hedef ülkesi Türkiye olmuştur. Bu bağlamda Balkan Türkleri üzerine sosyal bilimlerin farklı şubelerinde yapılan bilimsel çalışmaların gerçekleştirildiği ülkeler arasında Türkiye öne çıkmıştır.

Bu çalışma Ege Üniversitesi tarafından desteklenen ve Ağustos 2024’de tamamladığımız “İzmir’de Yaşamış/Yaşayan Balkan Göçmeni Edebiyat Temsilcilerinin ve Eserlerinin Tespiti ve İncelenmesi (ID numarası: 29701)” adlı bilimsel araştırma projesinden üretilmiş; sonrasında yapılan ekleme ve çıkarmalarla nihai şeklini almıştır. Bu kısımda adı verilen projenin başlangıcından tamamlanmasına ve proje çıktısının kitap çalışmasına dönüşme süreci hakkında bilgi vermek, okuyucunun bu kitaptaki verileri daha sağlıklı değerlendirmesi için elzemdir.

Balkan Türklerinin Türkiye’ye göçleri üzerine yapılan akademik çalışmalarda söz konusu göçlerin özellikle tarihî ve sosyolojik yönü üzerinde durulmuştur. Bu projenin hazırlık aşamasında bu genel durum dikkate alınarak Balkan Türklerinin Türkiye’ye gerçekleştirdikleri göçler ve bu göç hareketleri neticesinde oluşan edebiyat varlığının araştırılmaya değer bir alan olduğu düşünülmüştür. Balkan Türkleri edebiyatları alanında uzmanlaşmış ve saha çalışması konusunda yetkin yürütücü ve araştırmacıdan oluşan bir ekip tarafından söz konusu edebî malzemenin araştırılması ve bu vesileyle mevcut edebî birikime dikkat çekilmesi fikri bu projenin temelini oluşturmuştur. Bu noktada geniş bir coğrafya olan Balkanlar’dan Türkiye’ye gerçekleşen göçlerin bir bölge sınırlaması ile İzmir ili özelinde ve birincil kaynaklar eksenindeki tespitlerle incelenmesi uygun görülmüştür.

İzmir’deki Balkan göçmeni çevresi üzerine özellikle tarih, sosyoloji, coğrafya ve halk bilimi alanlarında yapılmış akademik çalışmalar mevcuttur. Proje hazırlık aşamasında söz konusu çalışmalar taranarak İzmir’deki Balkan göçmeni muhiti hakkında genel bilgilere ulaşılmak amaçlanmıştır. Bu tarz çalışmalarda tespit ettiğimiz hususlardan biri projede odaklanılan toplum kesimine yönelik sosyal bilimlerin birçok şubesinde yapılan incelemelerde edebiyat varlığı bakımından özel bir incelemenin hâlihazırda gerçekleştirilmemiş olmasıdır. Proje kapsamında daha önce edebiyat varlığı yönünden herhangi bir bütüncül araştırmaya konu olmamış İzmir’deki Balkan göçmeni edebiyatçıların ve eserlerinin tespiti noktasında dijital ortamda yer alan veriler, kısmen kütüphane ortamında bulunan ve büyük oranda da saha çalışması ile doğrudan şâir ve yazarların kendilerinden elde edilen eserler ve bilgiler kullanılmıştır. Bu bağlamda proje takvimi ve imkânları dâhilinde EÜ....


 
GİRİŞ
Geçmişten günümüze kadar Balkanlar’da yaşayan Türkçenin ve Türk edebiyatının varlığının Balkan göçmeni şâir ve yazarlar örneğinde tespit edilmesi; muhacir/göçmen kimlikleri ile söz konusu kitlenin Türkiye’de meydana getirdiği edebiyat hareketinin İzmir özelinde ortaya çıkarılması ve bu sûretle sosyal yapıda Balkanlı kimliği ile bilinen bu kitlenin eserlerinde şehrin sosyo-kültürel dokusunun edindiği yerin tematik metin örnekleri (İzmir ve Balkan temalı edebî ürünler) aracılığıyla ortaya konulması bu çalışmanın temel amaçları arasında yer almaktadır. Bu amaçlar doğrultusunda bir dünya
dili olan Türkçenin Türkiye dışındaki diğer Balkan ülkelerinde doğmuş ve Türkiye’ye göç etmiş temsilcileri ile o bölgede de varlık gösterdiğini, Balkan ülkelerinde Türk dilinin varlık göstermesinde etkin olan unsurların neler olduğunu bizzat Türkiye’ye göç etmiş olan şâir ve yazarları aracılığıyla ortaya koymak bu çalışmasının diğer amaçları arasındadır.

Türkiye’de ve daha özelinde İzmir’de bu çalışmaya konu olan göçmen şâir ve yazarların edebî ürünlerini içeren kitaplarının “genellikle” kendi imkânları ile yayımlandığı ve bilinirliğinin göçmen muhitleri ile sınırlı kaldığı gözlenmiştir. Bu bağlamda konu hakkında çalışma yapılması, kanaatimizce bu konuyla ilgili literatür yetersizliği ve birincil kaynakların eksikliği nedeniyle sürekli ötelenegelmiştir. Bu nedenle de Türk Dünyası Edebiyatı, Yeni Türk Edebiyatı, Göç Sosyolojisi, Kent Tarihi uzmanları ya da diğer bilim disiplinlerinde bu alanla ilgili çalışan araştırmacılar söz konusu edebî zümreye dair herhangi bir bilimsel kaynağa sahip değildir. Bu bağlamda ilgili çalışmanın en temel gerekçesi Balkanlar ve Türkiye’de edebiyat bilimcilerinin varlığından kısmen haberdar oldukları bu göçmen şâir ve yazar grubu hakkında doğrudan bilimsel bir veri elde etmek ve bu veriyi bilim dünyasının istifadesine sunmaktır. Bu vesileyle bu çalışmada elde edilen veri ve bulgular, daha sonra yapılması muhtemel birçok akademik çalışmada birincil referans kaynağı olabilecek ya da ilgili alandaki muhtemel çalışmalar için yol gösterici olabilecektir. Balkan ülkelerinden Türkiye’ye kitlesel göçlerin durması ve mevcut edebiyatçı kitlenin giderek yaşlanıyor olması, bu mevcut edebî ortamın bir an önce literatüre kazandırılmasını daha da önemli hâle getirmiştir.

Alanındaki mevcut durumdan hareketle bu çalışmanın diğer önemli gerekçeleri arasında şu hususlara dikkat çekilebilir: Balkanlar’dan İzmir’e göçen şâir ve yazarların dil ve edebiyat varlığını, doğrudan bu şâir ve yazarlardan edinilen bilgilerle destekleyerek ortaya koymak, bu edebiyatçılarla ilgili ilk bilimsel envanteri oluşturmak, Türk dili ve edebiyatının Balkan ülkelerindeki varlık mücadelesinde Türk şâir ve yazarların üstlendiği rolü Balkanlar’dan göçen temsilciler aracılığıyla tespit etmek ve elde edilen bilgilerle Türk Dünyası edebiyatları içinde Balkan Türkleri ve göçmen edebiyatı üzerine çalışan araştırmacıların başvurabileceği temel bir kaynak oluşturmaktır. Çalışmanın konusunu Balkanlar’dan İzmir’e göç etmiş olan şâir ve  yazarların biyografileri ile edebî eserlerinden yapılacak tematik seçki (Balkanlar, İzmir ve Türkiye temalı edebî ürünleri) oluşturmaktadır




Not: Bu çalışma, Ege Üniversitesi Rektörlüğü Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi Koordinatörlüğü’nde yürütülmüş olan 29701 Numaralı “İzmir'de Yaşamış/Yaşayan Balkan Göçmeni Edebiyat Temsilcilerinin ve Eserlerinin Tespiti ve İncelenmesi” başlıklı genel araştırma projesinden üretilmiştir.

İzmir’den Balkanlar’a gönül köprüleri kuran
şâir ve yazarlarımıza…




******

 İzmir'de Balkan kökenli yazar/şair/edipleri listesi ve kısa bilgiler istiyorsunuz. Aşağıda öne çıkan isimler 
  • Ahmet Cevat (Balkan kökenli; şiir ve makaleleriyle tanınır)
  • Hasan Ali Yücel (Balkan göçmeni kökenli; eğitimci, yazar, eski Milli Eğitim Bakanı)
  • Orhan Veli Kanık (Ailesinde Balkan göçmeni bağı olduğu bilinir; Garip akımı şairi; İzmir'le bağlantılı dönemleri vardır)
  • Yaşar Kemal (aslen Balkan göçmeni kökenli olmayabilir; bölge göçmenleriyle ilişkili aile öyküleri bulunur — not: kesin kaynak gerekli)
  • Falih Rıfkı Atay (Balkan kökenli aile geçmişi; gazeteci-yazar)
*******


20260528

🎞️ ANADOLU İNSANI: İzmir’in Renkleri | Parşömen: Adını Bergama’dan Alan Kültürel Miras (2021)

 


''İsmail Araç -Nesrin Ermiş Pavlis
Anadolu’nun yaşayan son karatabağı, Kültür Bakanlığı tarafından ‘Yaşayan İnsan Hazinesi’ olarak kabul edilen Parşömen Ustası İsmail Araç ve çırağı Nesrin Ermiş Pavlis ile ‘Arka Bahçe Parşömen Atölyesi’nde bir araya geldik. Türkiye’nin en önemli kültür miraslarından olan parşömenin ‘Geleneksel Parşömen’ yapımını, Bergama’nın somut olmayan kültürel mirası parşömenin iki bin yıllık tarihini ve günümüzdeki yerini konuştuk.

Parşömen; Membrana Pergamena veya Charta Pergamena olarak adlandırılan adını Bergama'dan almış, inceltilmiş keçi/koyun derisi olup, üzerine yazı yazılabilen, dahası ciltli kitapların sayfalarını oluşturan bir yazı malzemesidir. Parşömenin geleneksel üretim tekniği antik dönemden bu yana hiç değişmemiştir.
İlk defa Pergamon’da üretilen Parşömen, Bergama’nın kültürel mirası olarak Bergama’da geleneksel yöntemlerle üretilmeye devam etmektedir. Parşömen, hiçbir kimyasal madde kullanılmadan sadece kireç solüsyonu kullanılarak üretilmektedir. Üzerindeki yazılar silinerek tekrar-tekrar kullanıma da imkân veren parşömen kâğıdı tüm hayvan derilerinden yapılabilir. Yaygın olarak oğlak ve koyun derileri tercih edilmektedir.
Yaygın antik söylenceye göre, Pergamon’da hüküm süren Attalos Hanedanlarından Kral II. Eumenes zamanında, Pergamon Kütüphanesi ile Mısır’daki İskenderiye Kütüphanesi aralarında bir rekabet başlamıştır. Bu rekabet nedeni ile Mısırdaki krallık, Nil nehri kıyılarında yetişen papirüs bitkisinden elde edilen kâğıdın (papirüs) Bergama’ya ihracını yasaklamıştır. Bunun üzerine M.Ö. 2. yy.’ın başlarında Pergamon Krallığı, üzerine yazı yazılacak yeni bir malzeme arayışına girmiştir. Yapılan çalışmalar sonuç vermiş, kütüphane sorumlusu Krates, oğlak derisini çeşitli inceltme kademelerinden geçirerek parşömeni üretmiştir. Böylece Parşömen M.Ö. II. Yüzyıldan başlayarak Bergama'da doğmuş ve bütün dünyaya yayılmaya başlamıştır.''


20260416

📰 ABD’den geri alınan Smyrna kökenli heykel başı İzmir’de sergileniyor.

 

ABD’NİN DENVER KENTİNDEN TÜRKİYE’YE İADE EDİLEN SMYRNA ANTİK KENTİ KÖKENLİ MERMER HEYKEL BAŞI, İZMİR ARKEOLOJİ MÜZESİNDE DÜZENLENEN TÖRENLE SERGİLENMEYE BAŞLANDI.

© İHA

Kültür ve Turizm Bakanlığının yürüttüğü diplomatik çalışmalar sonucu ABD’nin Denver kentinden Türkiye’ye iade edilen ve M.S. 5. yüzyıla tarihlendirilen Smyrna Antik Kenti kökenli mermer heykel başı, İzmir Arkeoloji Müzesinde düzenlenen törenle sergilenmeye başlandı.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, yasa dışı yollarla yurt dışına çıkarılan eserin iade sürecini sosyal medya hesaplarından duyurmuştu. Denver Sanat Müzesi koleksiyonunda bulunan eserin Smyrna Antik Kenti kökenli olduğu bilimsel verilerle teyit edildi. Bakan Ersoy, 1934 tarihli raporlar ve uzman incelemeleriyle eserin Smyrna Agora kazılarından geldiğinin belirlendiğini kaydetti. Ersoy, müze ile kurulan iş birliği ve yapıcı diyalog sayesinde eserin evine kavuşturulduğunu ifade etti. ABD’nin Denver kentindeki Denver Art Müzesin koleksiyonunda bulunan ve Smyrna Antik Kenti kökenli olduğu bilimsel verilerle teyit edilen mermer heykel başı İzmir Arkeoloji Müzesinde yerini aldı. Heykelin ziyarete açılışı dolayısıyla tören düzenlendi

İade süreci ve bilimsel incelemeler

ABD’nin Colorado eyaletine bağlı Denver şehrindeki Denver Sanat Müzesi, Anadolu kökenli olduğu belirlenen mermer heykel başını iade etmek istediklerini Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğüne bildirdi. Müze yetkilileri, eserin Smyrna Agora kazılarından elde edildiğini belirtti. Heykel başının, 1946 ile 1948 yılları arasında İstanbul’da ABD Başkonsolosu olarak görev yapan Clarence Edward Macy’nin eşi Marie Therese Macy’nin malikanesinden 1989 yılında bağış yoluyla müze koleksiyonuna dahil edildiği bilgisi paylaşıldı. Bakanlık uzmanlarınca yapılan incelemelerde bu veriler doğrulandı.

HEYKELİN ZİYARETE AÇILIŞI DOLAYISIYLA TÖREN DÜZENLENDİ.

© İHA

Efes-Smyrna atölyesinin ürünü

Eserin Anadolu kökenli olduğu ve yasa dışı yollarla yurt dışına çıkarıldığı, uzmanların bilimsel incelemeleri ve arşiv kayıtlarıyla kesin olarak ortaya konuldu. Türkiye tarafından eserin iadesi resmi olarak talep edilirken, yürütülen süreç uluslararası iş birliğiyle sonuçlandı. Smyrna Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Akın Ersoy ile Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi uzmanlarınca hazırlanan raporlarda, heykel başının Theodosius Dönemi heykel sanatıyla ilişkili olduğu belirlendi. Eserin Efes-Smyrna bölgesinde faaliyet gösteren bir atölyenin ürünü olduğu kaydedildi.

Erkek portresinin özellikleri

Yüksekliği 25 santimetre olan mermer heykel başı, M.S. 5. yüzyılın ikinci yarısına tarihleniyor. Erkek portresi olarak tanımlanan eserde boyun kısmı kırık ve eksik durumda bulunuyor. Heykelde saç ve kaş kıvrımları keskiyle işlenirken, göz bebekleri matkap darbeleriyle belirgin hale getirildi. Kısa sakallı portrede gözlerin izleyiciye yöneldiği ve yüz hatlarında güçlü ifade unsurlarının bulunduğu tespit edildi. Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla Türkiye’ye getirilen eser, kökeni ve tarihi anlamı dikkate alınarak İzmir Arkeoloji Müzesinde sergilenmeye başlandı.

Uluslararası iş birliğinin önemi

Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Birol İnceciköz, Bakan Mehmet Nuri Ersoy’un belirlediği hedeflere ulaşmak için yoğun çaba sarf ettiklerini belirtti. Türkiye’deki akademik camia, kolluk kuvvetleri ve diplomatik temsilciliklerle ortak bir sistem kurguladıklarını ifade eden İnceciköz, kaçakçılıkla mücadele noktasında dünyada kuralları koyan ülke konumunda olduklarını dile getirdi. İnceciköz, eserin iadesinde bilimsel yayınların önemine dikkat çekerek, Denver Sanat Müzesi idaresinin süreçteki yapıcı tutumu sayesinde eserin doğduğu topraklara döndüğünü kaydetti.


Smyrna Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Akın Ersoy, heykelin Agora’da bir kaide üzerinde yükseldiğinin anlaşıldığını belirtti. Aynı döneme ait kitabelerde İsidoros adlı bir valinin onurlandırıldığının görüldüğünü dile getiren Ersoy, bu portrenin söz konusu valiyi temsil ediyor olabileceğini ifade etti. Ersoy, eserin ciddi yüz ifadesi ve yukarı bakan göz bebekleriyle erken Hristiyanlık dönemi stilini yansıttığını sözlerine ekledi.


Alıntı: https://www.msn.com/tr-tr/eglence/kultur-sanat/abd-den-geri-alınan-smyrna-kökenli-heykel-başı-İzmir-de-sergileniyor/ar-AA212eLP



20260412

🎞️🇹🇷ANADOLU İNSANI: İzmir’de kaybolan yaşlı bir kadın, bir taksiyi durdurup kendisini evine bırakmasını rica edince


Güzel insanlar…

İzmir’de kaybolan yaşlı bir kadın, bir taksiyi durdurup kendisini evine bırakmasını rica edince, taksicinin yaptığı davranış gönülleri fethetti.



20260317

🖼️Hollanda Rijksmuseum İzmir’in tarihsel süreçte görüntüsü


Hollanda Rijksmuseum İzmir’in tarihsel süreçte görüntüsünü paylaştı. 

Eser künyesi: Anonim, Smyrna’nın (İzmir) Görünümü ve Konsolos De Hochepied’e Meclis Odasında Verilen Resepsiyon, yaklaşık 1709–1723.

Benzer şekilde Ankara Manzarası tablosu da bu müzede korunuyordu.

Alıntı: Tasvir Sanatları @tasvirsanatlari







20260309

📖 20.000’den fazla binayı yok eden 🔥Büyük İzmir Yangını.

13 Eylül 1922’de başlayıp, rüzgarın etkisiyle artan ve 17 Eylül 1922’de ancak söndürülen 20.000’den fazla binayı yok eden 

🔥Büyük İzmir Yangını.



20260226

🎞️ Günümüzde hala akmaya devam eden 2000 yıllık bir Roma su kanalı.

 

Günümüzde hala akmaya devam eden 2000 yıllık bir Roma su kanalı.

Bu inanılmaz yeraltı su kemeri, İzmir şehrindeki İzmir Agorası'nın tam içinde gizlidir.

Taş kemerler inanılmaz derecede iyi korunmuş ve 2000 yıl sonra bile su hala aktif olarak akmakta…



20260111

📖 Prof. Dr. Rukiye Eser Öztaşçı Gültekin, Türkiye’de tanınmış bir mimar, restorasyon uzmanı, mimarlık ve sanat tarihçisi ile akademisyen


R. Eser Gültekin, tam adıyla Prof. Dr. Rukiye Eser Öztaşçı Gültekin, Türkiye’de tanınmış bir mimar, restorasyon uzmanı, mimarlık ve sanat tarihçisi ile akademisyendir.

Doğum 8 Mart 1955, İzmir, Türkiye.

Mimarlık ve restorasyon alanlarında uzmanlaşmış bir akademisyen olup profesör unvanına sahiptir.

Mimari restorasyon, kültürel miras ve şehir tarihi üzerine pek çok akademik çalışma, bildiri ve kitap yayımlamıştır.

R. Eser Gültekin, özellikle Türk mimarisi, tarihî çevrelerin korunması ve kentsel miras konularında kitaplar yazmıştır.

  • Ulukışla ve Öküz Mehmet Paşa Menzil Külliyesi
  • İzmir Kemeraltı Bölgesi’ndeki Osmanlı Dönemi Çeşmeleri
  • Tarihi Kemeraltı Çarşısında Yer Alan Dini Yapılar
  • Tarihin Soluk Aldığı Korunması Gereken Kent: BERGAMA

Bu eserler, Türkiye’nin mimari mirasının belgelenmesi ve korunmasına katkı sağlayan önemli yayınlar arasında yer alır


20251219

🎞️ TARİH ARŞİVİ: Yunanistan'ın Pire limanından gemilere binen Türk savaş esirlerinin İzmir'e varışı

 


 

20251119

📖 İzmir’in Antik Çağdaki Akropol Tepesi Kadifekale ve Hava Şehitliği Mevkinde Ele Geçen Arkeolojik Buluntuları Üzerine Bir Değerlendirme


Smyrna (İzmir), Makedonya Kralı Büyük İskender sonrasında, Hellenistik Dönem’in hemen başında, Eski Smyrna’dan bugünkü yerine (Kadifekale-Kemeraltı) taşınması ile birlikte yeni yerinde Hellenistik, Roma ve Bizans dönemlerinin ardından Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemlerinde, 2 bin yılı aşkın bir süre kesintisiz olarak iskân görmüş ve görmeye devam eden bir kent olmuştur. 

Smyrna (İzmir) çevresindeki verimli tarımsal alanları, hemen yanı başından akan Hermos (Gediz) Nehri üzerinden nehir ticaretinin sağladığı olanaklarla Lydia’nın derinliklerindeki ürün çeşitliliğine ulaşması, yakın çevresindeki maden kaynakları, granit-andezit-brej-mermer vb taş ocakları, körfez kıyısındaki tuz tavaları, deniz ve kara ticaret yollarının üzerinde bulunması ile Batı Anadolu coğrafyasının en önemli liman kenti olarak öteden beri varlığını sürdürmüştür. 

Antik dönemde kentlerin kuruluşunu bir kahramana veya bir efsaneye dayandırma geleneği sıklıkla görülmektedir. MÖ. 4. yüzyılın sonunda Pagos (Kadifekale) eteklerindeki kuruluşu da bu geleneğe uygun olarak Büyük İskender’e dayandırılmıştır. Makedonya Kralı İskender’in Anadolu'da Perslere karşı kazanılan ilk zafer olan Granykos Savaşı’nı takiben Sardis'den Ephesos'a giden ana yollardan biri üzerinde bulunan Smyrna'ya kısa bir süre de olsa uğradığı kabul edilir. MS. 2. yüzyılda kentin kuruluş efsanesini kaleme alan Pausanias (Pau.VII, 5), Büyük İskender’in avlanmak üzere geldiği Pagos (Kadifekale) Tepesi eteklerinde, Nemesisler Tapınağı kutsal alanında bir pınarın başında ve bir çınar ağacının altında uykuya daldığını, rüyasında gördüğü iki Nemesis’in (Öç Tanrıçaları) ondan burada bir kent kurmasını ve halkın buraya göç etmesini istediğini anlatır.

Yine efsaneye göre, Tanrıçaların bu isteğini Smyrnalılar, bölgenin ünlü kehanet merkezi Apollon Klarios Tapınağı’na danışırlar. Tanrı Apollon Smyrnalılara “Kutsal Meles’in ötesindeki Pagos tepesinde (Kadifekale) oturacak olanlar eskisine göre üç dört kat mutlu olacaklardır.” yanıtını verir. Bu efsane pek çok Roma Dönemi Smyrna kent sikkesi üzerinde canlandırılmıştır. Hellenistik ve Roma dönemlerinde kent, mükemmel konumu ve yukarıda aktarılan dinamikleri sayesinde kısa zamanda gelişmiş ve Anadolu’nun ve Ege coğrafyasının önemli kentlerinden biri haline gelmiştir. 

MÖ. 1. yüzyılın sonunda Strabon (XIV, I, 37) kentin Büyük İskender’in komutanları Antigonos ve Lysimakhos tarafından inşa edildiğini aktarır. Nitekim Kadifekale surlarının bir bölümünde MÖ. 4. yüzyılın sonu- 3. yüzyılın başına ait olan bazı bölümler halen görülmektedir. Strabon, şehri kendi döneminin örnekleri içinde “en güzel olanı” şeklinde idi. Strabon'a göre Smyrna’nın küçük bir bölümü tepede, büyük kısmı ise tepenin denize doğru uzanan eteklerinde ve düzlükte yer almaktadır. Taş döşeli caddeleri birbirine dik doğrular şeklindeydi ve caddelerinin iki yanında iki katlı portikolar bulunuyordu. Kent ayrıca istenildiğinde kapatılabilen bir limana da sahipti. Bugün bu antik liman Osmanlı Dönemi’nde dolmuş ve üzerinde hemen herkesin Kemeraltı olarak bildiği dünyanın en büyük açık hava alışveriş merkezi durumundaki “Çarşı” oluşmuştur. 

Hellenistik ve Roma Dönemlerinde büyüyen ve gelişen kente ilişkin izlere bugün İzmir kent merkezindeki modern yapılaşmalar nedeniyle ancak birkaç noktada ulaşılabilmektedir. Bunlar Agora (Bazilika – Batı Portiko – Faustina Kapısı), agora ile ilişkili yapılardan Mozaikli Salon, Smyrna Kent Meclisi (Bouleuterion), Agora Roma Hamamı ve Gymnasiumu, bu yapıalrı birbirine bağlayan cadde ve sokaklar, agoranın dışında Kemeraltı Roma Hamamı, Altınpark Arkeolojik Alanı’ndaki konut izleri ve kentin doğuya doğru uzanan şehir dışı yol kalıntısı, Cicipark’daki Roma Caddesi, Kadifekale yamacında Smyrna Tiyatrosu, Yeşildere üzerindeki Kızılçullu Sukemeri ile Roma Dönemi Kemer (Kervanlar) Köprüsü, Kadifekale’de Hellenistik Dönem’den Osmanlı Dönemine kadar izler taşıyan Surlar, Bizans Dönemi Hisarı ve Sarnıcı ile Beylikler Dönemi Mescidi, Eski İtfaiye Kulesi altında Ana Tanrıça kültüne ilişkin kaya nişleri kısmen veya tamamen arkeolojik kazılara ve araştırmalara konu olmuş antik yapı ve alanlardır. 

Kemeraltı ile örtüşen Smyrna’nın limanı ve yakın çevresinde bir Granarium (Silo), Deniz Feneri (Pharos), Liman Kalesi, Bellerophontes Heykeli, Asklepios Tapınağı, Ticari Agora ve düzlükte Metroon, Homereion ve bir Gymnasion, Kadifekale yamaçlarında Stadion, Zeus Akraios ve/veya Olympeion Tapınakları, Smyrna Tiyatrosu yakınında Aphrodite Stratonikis Tapınağı ve bir Nymphaion (anıtsal çeşme) ile kentin değişik yerlerine dağılmış hamam ve gymnasionlar ile kent dışında Balçova’da Apollon Tapınağı ile Halkapınar’da Diana Hamamları yerleri bilinen veya kaynaklarda adı geçen anıt yapılar ve alanlardır. Bunların dışında kaynaklarda adları geçen pek çok yapı daha Konak ilçesinin tarihi kent merkezindeki modern yapılaşmalar altında yer almaktadır. 

Kadifekale sur alanı içinde ve yamaçlarında Smyrna Tiyatrosu ve Smyrna Stadionu’ndan oluşan anıtsal yapılara ev sahipliği yapmaktadır (Fig. 1). Smyrna’nın akropol tepesi olan Kadifekale İzmir tarihi kent merkezindeki arkeolojik alanlardan en iyi bilinenlerden biridir. Hellenistik Dönem’den Osmanlı Dönemi’ne kadar izler taşıyan sur kalıntıları, Bizans Dönemine ait bir iç kale ile bir sarnıç, Beylikleri Dönemi’ne ait Mescid dikkat çeker. Antik Çağ’da Pagos adı ile bilinen Kadifekale, Smyrna’nın savunma merkezinin olduğu bir iç kale durumunda idi. Konumu gereği deniz tarafından tüm İzmir Körfezi’ni, kara tarafından ise Yeşildere Vadisi ile Bornova Ovası’nı kontrol altında tutabilecek bir bakış açısına sahipti. 

Konumu gereği kentin kurulduğu MÖ 4. yüzyılın sonu-3. yüzyılın başından itibaren bir surla çevrelenmiş ve surlar Roma, Bizans ve Erken Osmanlı Dönemlerinde sık sık onarılmış, yenilenmiştir. 

Kadifekale antik kentin savunma odağı olduğu kadar kentin kutsal mahallerinden de biriydi. Kadifekale’de yapılan kazı ve araştırmalarda kentin kadim tanrıçası Athena’nın kültüne ve tapınağına ilişkin bilgilere henüz ulaşılmış değildir. Bununla birlikte yine diğer pek çok antik kentte olduğu gibi akropolde diğer tanrı veya tanrıçalara ait tapınakların veya sunakların, tapınma nokta ve alanları olmalıdır. Kazı çalışmaları sırasında ele geçirilen ve üzerinde “Artemis için” yazısı bulunan bir kâse parçası, en azından Artemis kültünün tepe üzerindeki varlığına işaret etmektedir. 
 
Bugün için yeterli arkeolojik belgelere sahip olunmasa da Kadifekale üzerindeki ilk faaliyetlerin Myken dönemine, 2. bin yıllarının sonuna kadar gittiği, ancak MÖ 6. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak bölgede yaklaşık 200 yıl süren Pers iktidarının uzantısı olarak bir gözetleme kalesi veya kulesinin olabileceği değerlendirilmektedir. Nitekim benzer konumdaki çevre tepeler üzerinde, kuzeyde Adatepe, doğuda örneğin Belkahve'de Pers Dönemi’nde aktif olarak kullanılmış olan kaleler bulunmaktadır. Bugün için askeri dahi olsa bir yapı kalıntısına ulaşılmamış olsa da tepenin aktif kullanımının olabileceğini gösteren Smyrna'nın resmi kuruluş tarihinden önceye ait seramik örnekleri ele geçmiştir. 

Sadece erken seramik örnekleri değil aynı zamanda ele geçen MÖ 8. ile 4. yüzyıl arasına tarihlendirilen ok uçları kentin kuruluşundan önceye ilişkin Kadifekale’nin kale veya kule şeklinde bir yapı ile savunma amaçlı olarak kullanıldığına işaret etmektedir. Kadifekale’nin güney, doğu ve kuzey surunun önemli bir kısmı bugün ayakta değildir. Ancak batı yönelimli sur bölümü çeşitli zamanlarda yapılan restorasyon çalışmaları sayesinde daha şanslıdır. Kalenin güney yönelimli sur hattı üzerinde son yıllarda yapılan kazı çalışmaları ile Büyük İskender’in Smyrna’yı ele geçirmesinden sonra Bayraklı’daki eski Smyrna’nın Kadifekale ve eteklerine taşınması sırasında inşa edilen ilk sur kalıntılarına ulaşılmıştır. Kentin buraya taşınmasının Büyük İskender’in komutanları Antigonos Monophtalmos ve Lysimakhos zamanında gerçekleşmişti. Söz konusu Hellenistik sur hem akropol tepesini hem de şehrin tüm yerleşik alanını çevreliyordu. Akropolü çevreleyen yaklaşık 3 m kalınlığındaki sur doğrudan andezit anakaya üzerine inşa edilmiştir. Surun iç ve dış cepheleri bosajlı bloklarla örülmüş ve iç kısmı moloz taş ile dolgulanmış, dörtgen ve yuvarlak kuleler ile güçlendirilmişti. 


Kadifekale'de yaklaşık 600 x 210 m karelik bir alanı çevreleyen Hellenistik sur ilk inşa tarihinden itibaren kısmen veya tümüyle Osmanlı Dönemi'ne kadar değişik dönemlerde onarım ve eklentilerle elden  geçirilmiştir. Özellikle Augustus’un MÖ 27 yılında Roma’nın ilk imparatoru olmasından sonraki 200 yıldan daha fazla bir süre Pax Romana adı verilen Roma Barışı zamanında Roma İmparatorluğu’nun sınır eyaletleri hariç tüm diğer coğrafyalarında huzur ve refah süreci yaşanmış, kentlerde surlar ihmal edilmiş, hatta kentler surların dışına taşmıştı. Bu dönemde şehir surları gibi Kadifekale’deki sur da ihmal edilmiş görünmektedir.

20251031

📖 Vatansever din adamlarından biri Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi

Burhanettin Mumcuoğlu 
@Burhimum

 Cevat Akşit Türk milletinin Atatürk'e duyduğu minneti dile getirdiği için milliyetsiz İslamcılar tarafından hedef alındı. Vatanını seven din adamları her daim olacaktır. Akşit'in ve benim hemşehrimiz Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi, İzmir Yunan işgaline uğradığı zaman yurttaşları toplayıp 

"Silahımız olmaya bilir, topsuz – tüfeksiz sapan taşları ile de düşmanın karşısına çıkacağız. İstiklal aşkı, vatan sevgisi hassasiyet şuurumuz ile kalbimizdeki iman ile mücadelemizin sonunda zaferi kazanacağız." 

derken vatan haini Mustafa Sabri, kaçtığı Yunanistan'da sığıntı olarak yaşarken Türklük'ten istifa ettiğini yazıyordu. Mustafa Sabri öyle bir haindi ki Batı Trakya'da yaşayan Türklerin Türk olmadıklarını, yalnızca müslüman olduklarını savundu. Yunanistan onun fikirlerini aynen aldı ve devlet politikası haline getirdi. Bugün, duyduğu minnet nedeniyle Cevat Akşit'e saldıranlar bu hainin izinden gidenlerdir.



Büyüklerimiz anlatırdı..Atatürk Samsun’a çıktığı gün ,artık bir umut var hiç bişeyiniz yoksa üç taş alın atın diye miting yapmış Ahmet Hulusi Efendi..Ege ‘de halkı ayaklandıran ilk kişidir.Bazen tarihi okumaya gerek yok ,yaşanmışlıklar ortada..

En Çok Okunanlardan...