Blog Listem

halkçılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
halkçılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20251224

📰 🇹🇷Milli iktisat İttihatçılarla başladı - 🗣️Doç. Dr. Hilal Ortaç



Milli iktisat İttihatçılarla başladı

Ege Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hilal Ortaç, sempozyumun son oturumunda “Türk Devrimi’nin Kökleri: Yeni Osmanlılar ve İttihat Terakki” başlıklı bir sunum yaptı.

Ortaç, Türk Devrimi’ndeki halkçı ve devletçi anlayışları şöyle anlattı:

“Tanzimat döneminde yapılan reformlar, Osmanlı’yı Batılılaştırma adı altında aslında Batı’nın Osmanlı yönetimini etkisi altına alma politikasıydı. Jöntürk hareketi bu dönemde ortaya çıktı. Bu hareketin sonucu olarak Yeni Osmanlılar ve İttihat ve Terakki teşkilatlarını kurduklarını görüyoruz. Osmanlı’nın son döneminde ortaya çıkan bu vatansever hareket, Osmanlıcılık, İslamcılık ve son olarak Türkçülük akımlarından etkilenmişti.

“Bu hareket aynı zamanda halk gücüne de dayanıyordu. Halkın içinden çıkan gençler bu fikirleri yayıyorlardı. Yeni Osmanlılar Cemiyeti ve İttihat ve Terakki Cemiyetleri böyle destekle kuruldu. Bu yönüyle, aşağıdan yukarıya bir hareketti.

“Jöntürklerin mücadelesiyle ilan edilen 1908 Hürriyet Devrimi’nin ardından açılan Meclisi Mebusan’ın yapısına baktığımızda halk temsilinin yüksek olduğunu görüyoruz. Anadolu’da Tanzimat’tan itibaren yerel meclisler kuruluyor. Halk, bu meclislerde temsil ediliyor. Buralarda kendilerini ifade ediyorlar, müzakere etmeye başlıyorlar, düşüncelerini anlatıyorlardı. Osmanlı Meclisi Mebusanı da halk temsiliyetini iyi yansıtıyordu.

‘DÜŞMANIN TÜCCARINA İMTİYAZ OLMAZ’

Osmanlı döneminde ekonomi, büyük oranda gayrimüslimlerin elindeydi. Özellikle sermayenin millileştirilmesi hareketi, kooperatifleşme gibi adımlarla ekonominin yönü değiştirildi. Yalnız Osmanlı’daki gayrimüslim sermayesi değil Avrupa’dan gelen komprador burjuvazi sermayesi etkindi. İttihat ve Terakki’nin milli iktisat politikalarıyla ekonomi onların elinden alındı. İzmir İktisat Kongresi’nde alınan kararlara baktığımızda İttihat ve Terakki dönemindeki adımların devamı olduğunu görürüz. Kapitülasyonların İttihatçılar tarafından kaldırılması da attığı en önemli adımdı. Çünkü Birinci Dünya Savaşı’nda savaştığın devletlerin tüccarlarına imtiyaz tanımak mümkün değildi. Dolayısıyla kapitülasyonlar tek taraflı kaldırıldı. Bu Cumhuriyet döneminde de devam etti. Çünkü bütün üretim yabancıların elindeydi. Devletçilik anlayışı içerisinde onlara el konulmasıydı.”

Kayanak/Alıntı: https://www.aydinlik.com.tr/haber/ilber-hocadan-dolu-dolu-turkce-dersi-560779



20230219

📰✍️ Kutadgu Bilig’deki Kerim Devlet - Doğu Perinçek

Devlet, toplumun sınıflara bölünmesinin ürünüdür. Bu nedenle devlet her zaman hâkim sınıfın devletidir. Hâkim sınıf, eski Yunan ve Roma’daki gibi köle sahipleri olabilir, Ortaçağdaki gibi feodal beyler olabilir, kapitalizm dönemindeki gibi sermaye sahipleri veya emperyalizm döneminde tekelci mali sermaye olabilir. Günümüz Çin’inde ise hâkim konumda olan emekçi halktır.

Devlet, hâkim sınıfın silah tekeline sahip olan örgütüdür. Bu gerçeği unutmaksızın devletler hakkında “Kerim Devlet” ve “Ceberrut Devlet” gibi sınıflandırma ve nitelemeler de olmuştur.

TÜRK KAVMİNİN İKİ BİN YILLIK DEVLETLEŞME ATAKLARI

Türk Kavminin MÖ 1000’den MS 1000’e uzanan iki bin yıllık devletleşme ataklarına baktığımız zaman, Kerim Devletin dikkate değer örneklerini görüyoruz. Kuşkusuz bunun toplumsal-ekonomik temelleri vardır.  Türklerde devlet, Mısır, Eski Yunan ve Roma’daki gibi çok gelişmiş meta ekonomisi zemininde kurulmadı. Anılan Akdeniz uygarlıklarında ticaret ve para ekonomisi o kadar gelişmişti ki, insanlar da alınır satılır meta haline getirilmişti. Köleci sistem, devletin zorbalıkta aşırılaşmasının toplumsal-ekonomik koşullarını oluşturdu.

KERİM DEVLETİN TOPLUMSAL-EKONOMİK TEMELİ

Türklerin Sakalar (İskitler) ve Hiungnulardan (Hunlardan) başlayarak Sienbeiler, Göktürkler, Kırgızlar, Karluklar, Karahanlılar, Gazneliler, Selçuklular, İdil Bulgarları, Memlükler, Osmanlılar, Altınordu, Babür Hakanlığı vb diye devam eden devlet kurma süreçlerinde, eski Yunan ve Roma’daki gibi derin sınıfsal bölünmeler görülmüyor. Özellikle MS 11. yüzyıla kadarki devlet tecrübeleri Batılı tarihçilerin kimileri tarafından “konfederasyonlar” diye nitelendirildi. Bu devletlerde, Oğuzlardaki isimlendirmeyle “bey, el ve gün” sınıfları arasında aşırı devlet tahakkümüne zemin oluşturacak derin karşıtlıklar yoktu. O nedenle bu devletleri “Kerim Devlet” diye niteleyenler, tarihsel gerçeğe değinmiş olurlar. Nitekim Devlet Teorisi üzerine eser üretmiş olan Türk bilginleri de bu gerçeği vurgulamışlardır. Dahası Türklerde devlet geleneğini Kerim Devlet ile özdeşleştiren tezler de ileri sürülmüştür. Bunlardan en yaygın bilineni Kemal Tahir’dir. Devlet Ana gibi romanlarında bu teoriyi edebi metinler haline getirdi. Büyüğümüz Hikmet Kıvılcımlı’nın Türk tarihine ilişkin devlet ve ordu teorileri de Kerim Devlet sınıflaması içinde nitelenebilir.

TÜRKLERDE DEVLET TEORİSİNİN YÜZYILI

Çin’i bir kenara bırakırsak, Asya’da devlet teorisinin yüzyılı, 11. yüzyılıdır. Kuşkusuz 8. yüzyılın Orhon Yazıtları’nda da devlet teorisi vardır. 11. yüzyılda 1069-1070 yıllarında Yusuf Has Hacib’in yazdığı Kutadgu Bilig ve 1086-1092 yıllarında Nizamülmülk’ün kaleme aldığı Siyasetnâme, devlet teorisinin dünya ölçeğinde kurucu eserleri arasında özel bir yere sahiptir.

Şaşırtıcı olan bir şey yok. Çünkü Türkler kökleri MÖ 3000’lere uzanan Atlı Çoban Kültürünün oluşturduğu örgütlenme ve silahlı güç birikiminden kuvvet alan devletleşme pratiklerinden geliyorlardı. O tecrübeler, en zengin teorik ürünlerini 11. yüzyılda verdi. Karahanlı Devletinin İkinci Veziri konumundaki Yusuf Has Hacib’in yazdığı Kutadgu Bilig, bu açıdan olağanüstü bir eserdir. Etkisi Çin ve Maçin’den İran ve Akdeniz’e kadar yayılmıştır.

Ne yazık ki bugün elimizde yok. Ancak Kutadgu Bilig’in Mukaddemesinden öğrendiğimize göre, daha önce yazılmış Şehnâme-i Türkîler vardı. Zeki Velidî Togan, devlet teorisine ilişkin o birikimi Yusuf Has Hacib’in “yeni bir şekilde tasnif etmiş” olabileceğine değiniyor (Umumî Türk Tarihine Giriş, 1946, s.81).

HALKI GÖZETEN DEVLET

Kutadgu Bilig’deki devlet, Kerim Devlettir. Evet her feodal devlet gibi Yusuf Has Hacib’in teorisini yaptığı devlet de, büyük mülk sahiplerinindir. Ancak beyler ile “karabodun” diye anılan halk arasında çok derin sınıfsal çelişmeler yoktur. Yusuf Has Hacib, beyler sınıfının halka karşı çok önemli sorumlulukları bulunduğunu vurgular ve halkı gözeten devletin görevlerini etkili bir dille açıklar. Hükümdara ve beyler sınıfına seslenen şu güçlü anlatıma ne buyurulur:

Sen halkı belâdan zulümden koru, iyilik yap;

elinle ve dilinle halkı sevindir.

Sağlığında her şeyi iyilikle karşıla;

malın ve servetin varken, paylaştır ve yedir.

(…)

Bu dünya için kendini ateşe atma;

vücuttan öcünüal, nefsin boynunu kopar.

Sen bu dünyanın beyisin, ona kul olma;

o seni bırakmadan, sen onu dul bırak.

(…)

Başkasının malını alma ve kan dökme;

ölüm döşeğinde insan bu iki günah yüzünden inler.

(…)

Ey hükümdar cimri olma, cömert ol cömert;

cömertliğin adı ebedî kalır, ölmez.

Askere, ata, orduya ve mala güvenme;

ordunun, bu altının, gümüşün sana faydası olmaz.

Kutadgu Bilig, devlet yöneticilerinin ihtişam ve şatafat içinde yaşamalarına karşı doğanın hükmünü hatırlatır. Şu beyitlerde, Yunus Emreleri besleyen geleneği buluyoruz:

Ey devletli hükümdar, saraylar ve köşkler yaptırma;

kara toprağın altında evin hazırdır.

Yüksek, geniş ve süslü sarayların burada kalacak,

sen de inleyerek karanlık toprak evde yatacaksın.

Niçin bu altından gümüşten hazineyi topluyorsun;

senin hissene düşecek şey iki parça bezdir.

(…)

İpek sırma ile örtülen vücudun

kara toprağa serilecektir, ey hakîm

Seni avutan zevklerinle avunan vücudun

kara yerin altında gizlenip sırt üstü yatacaktır.

Sarsmayan, rahvan, küheylan attan inip

acizlik içinde eyersiz bir ağaca bineceksin.

(…)

Harama karışma, zulüm etme,

insan kanı dökme, düşmanlık besleyip kin gütme.

(…)

Eğer devamlı ve ebedî beylik istiyorsan,

adaletten ayrılma ve halk üzerinden zulmü kaldır.

11. yüzyılın olağanüstü etkili ve güzel bir dille yazılmış devlet teorisini incelemek istiyorsanız, Kutadgu Bilig’i başucuna koyunuz.

Teori’nin halen bayilerde bulunan Şubat sayısında Kutadgu Bilig’deki devlet teorisi üzerine çok uzun bir incelememizi bulacaksınız. Tarihimizde devlet teorisi üzerine olağanüstü bir teorik birikim olduğunu bilmek, insanda olağanüstü duyguları ateşliyor.

https://magaza.teoridergisi.com

Kaynak: https://www.aydinlik.com.tr/koseyazisi/kutadgu-biligdeki-kerim-devlet-368457

20200111

Halkçı Gazi Mustafa Kemal'in Çanakkale'ye ziyareti

1935 senesindeydi. Atatürk’ün Çanakkale’ye geleceği rivayetleri dolaşıyordu.
O zamanlar dünyanın bazı yerlerinde olduğu gibi, memleketimizin de bazı bölgelerinde Yahudiler aleyhinde bir hareket ve ayaklanma baş göstermişti.

Bu hal karşısında bütün Museviler mallarını, mülklerini satarak yolculuğa hazırlanıyorlardı. Bunlar, o zaman rivayet olunduğuna göre Filistin’e gitmek istiyorlardı.

İşte bu sıralarda "Atatürk Çanakkale’ye geliyor" dediler. Çok sevindim. Çünkü Atatürk'ü hiç görmemiştim. Heyecanla Atatürk’ün geleceği Balıkesir caddesine dikildim.

Bu esnada yanımda bulunan birkaç Yahudinin fısıltı ile pek hararetli olarak konuştuklarını gördüm. Alakadar olmaya vakit kalmadan karşıdan birkaç otomobil göründü

."Atatürk geliyor" sözü yeniden ağızdan ağza dolaştı.

Halkın "yaşa, varol!" nidaları arasında Atatürk otomobilinden indi. Alkışlar devam ediyor, o da halkın arasında ilerliyordu.

Garip bir tesadüf ve talih eseri olarak Atatürk bizim önümüze gelince hafif bir duraklama yaptı. Halka bakıyor ve kalabalığı selamlıyordu.

Tam bu esnada yanımda bulunan ve biraz evvel fısıltı halinde, fakat hareketli konuşan Yahudilerden biri, ileriye doğru yürüdü ve Ata'nın önüne atıldı. Muhafızlar mani olmak istedi. Atatürk:

'' Bırakın gelsin!'' dedi.

Bu Musevi vatandaş, Atatürk'ün önünde ellerini açtı, omuzlarını yukarıya kaldırarak:

'' Paşam bizi kovuyorlar. Biz ne yapacağız?'' dedi.

Atatürk bu şekilde önüne atılan bu adamın ne demek istediğini ve kim olduğunu derhal anlamıştı. Buna rağmen sordu:

'' Sen kimsin?''
'' Ben paşam, Çanakkale Musevileri'nden Avram Palto. ''
'' Sizi kim kovuyor? Hükumet mi? Kanun mu? Polis mi? Jandarma mı? Bana söyle? '' dedi.

Bu Musevi vatandaş durakladı, şaşaladı. Biraz sonra kendini toparlayarak cevap verdi:

'' Hayır paşam, halk kovuyor.''
Atatürk, bu adamın yüzüne dikkatle baktı, gülümsedi ve:

'' Halk isterse beni de kovar, dedi ve yürüdü.''  


Alıntı/Kaynak: 1935 senesindeydi. Atatürk’ün Çanakkale’ye...
 

20190506

✍️ Kaç seçimi kaybettirdiler böyle - Soner Yalçın

Kaç seçimi kaybettirdiler böyle

Soner Yalçın
Neo-liberalizmekarşı İspanya'da başlayan muhalif politik harekete “Indignados” (Öfkeliler)adı verildi. (Ki bu muhalif hareket, Gezi Direnişigibi dünyada birçok eyleme öncü oldu.)
Tarih: 11 Mart 2014.
Muhalif “Indignados” hareketi “öfkeyi” siyasi harekete dönüştürdü parti kurdu: “Podemos” (Yapabiliriz)
İlk gün 100 bin kişi üye oldu. Bugün üye sayısı yarım milyonu aştı. 2015-2019 yılları arasında yapılan üç genel seçimdeoylarını sürekli artırdı. Son seçimde yüzde 14.3oy aldı.
Podemos'un başında siyaset bilimcibir akademisyen var; 41 yaşındaki Pablo Iglesias.
Annesi,sendika avukatı…
Babası,tarih öğretmeni; Fransa'daki 68 Kuşağı eylemlerinden etkilenerek kurulan Devrimci Antifaşist Yurtsever Cephe (FRAP) üyesi.
Dedesi,faşist Franco'nun ölüme mahkum ettiği İspanyol Sosyalist İşçi Parti (PSOE) üyesiydi.
Pablo Iglesias, 21 yaşında İspanya Komünist Gençlik Birliği(UJCE) üyesi oldu.
Podemos lideri Iglesias, gerek makalelerinde, gerekse konuşmalarında sık sık bir kişiden alıntı yapıyor: İtalyan Marksist Antonio Gramsci(1891-1937).
Niye?
Gramsci ne demişti?

HALKLA KUCAKLAŞMAK

Pablo Iglesias, kaleme aldığı “Mevzi Savaşı ve Politik Strateji” başlıklı son makalesinde yine Gramsci'den alıntı yaptı. Ondan farklı toplumsal katmanlar tarafından kabul gören “hegemonik söylemler” yaratmanın, stratejik önemini kavrayan ilk kişi olarak bahsetti.
Gramsci, “hegemonya” tartışmasını, sistem karşıtı mücadelelerin farklı zamanlarda, farklı biçimleraldığı fikri üzerine kurdu.
Gramsci, solcuların ülkelerindeki mücadeleyi nasıl yürütmeleri konusunda önemli tezlerortaya attı; kavramlar üretti. Yanıtını aradığı şuydu; güçlü örgütlü yapı ve kitle desteğine rağmen sol partiler Avrupa'da neden yenilgiye uğradı?
Ona göre faşizm;toplumdaki yerleşik milli gelenekleri,geçmişten gelen dini- kültürel kurum ilişkilerini kullanarak yoksulların desteğinialıyordu.
“Bu sebeple” dedi Gramsci; solcular, sadece emek-sermaye davasına kilitlenip kalmamalı, yığınların milli kültüreltaleplerine de sahip çıkmalı…
Halk içinde destek- rıza yaratarak politikalarına meşruiyet kazandıran faşist ülkelerde mücadelenin esas yöntemi; halkla ortak hareket ederek bilinçleri değiştirerek yığınları kazanmak olmalı…
Gramsci, entelektüel ve ahlaki önderliği ele geçirmenin önemini belirtti. Evet, farklı güçlerle ittifak ve uzlaşmalar gerçekleştirmek için sol kendi dışına çıkmalıydı. O, bu sosyal güçlerin birliğine -Fransız filozof Georges Sorel'den aldığı kavramla– tarihsel blok'” dedi.
Rızanın altyapısını oluşturan/halk içinde kök salan bu mücadeleye “mevzi savaşı” adını verdi.
Gelelim bu uzun girişi neden yaptığım konusuna:

KIRIK PUSULA

Emperyalist baskı karşısında…
“Türkiye ittifakı desteklenmelidir” dedim.
Yer yerinden oynadı. Ah bu seçkinci kibirli kafalar; kaç seçimi kaybettirdiler böyle? Daha dün Ekrem İmamoğlu'na bile dudak bükmediler mi?
Bak arkadaş!
O mevziye gireceksin!
Mevziye girmek, siyasi olarak geri tutum almak, esas davayıgözden kaçırmak değildir. Emperyalizme karşı açılan mevzide halkla buluşup, onları saflara kazanmaktır.
Söylesene…
O, ortak ruh halini paylaşmadan/kader birliği yapmadan halkın güvenini nasıl kazanabilirsin? Ve zaten hep bundan kaybetmiyor muyuz?

Bunca yıldır savunduğun bedeller ödediğin anti emperyalist çizginden, “kimi kişi-kişiler geldi” diye vaz mı geçeceksin? Aksine tüm toplumsal güçlerle birleşeceksin. Her türlü sorumluluğu alıp Türkiye'yi savunacaksın…

Sahi…
“Tarihsel blok” partiye-iktidara “katılmak” değil; “ortak faydada” buluşmak değil mi? Politik mevziler-ittifaklar “kişi” ile değil; halk ile kurulmaz mı?
Hiç durağan olmayan siyaset, “somut durumun somut tahlilini yapmak” değil mi?
Pusulanı mı, kılavuzunu mu kaybettin?
Emperyalist kıskacı görmezden gelip, “Türkiye İttifakına” dudak bükerek millet ile kucaklaşma sağlanabilir mi? Görmüyor musun; kendini beğenmiş kafalar “bizi” kaç yıldır mevzisiz bırakıyor?
Sürekli “ama Erdoğan” diyerek yığınları kazanabilir misin?
Evet arkadaş…
Entelektüel birikime ihtiyacımız var.
Siyasal stratejiyeihtiyacımız var.
Politik taktiğe ihtiyacımız var.
Kırık pusula hep yanlış yola sürükler.
Klavye oyuncağı değil bu işler…

20180418

“Atatürk’ün Kültür Kurumu HALKEVLERİ”

Prof. Dr. Anıl Çeçen’den kaynak bir eser: “Atatürk’ün Kültür Kurumu HALKEVLERİ” Atatürk’ün Cumhuriyet rejimini dayandırdığı Halkçılık anlayışının halk okulları ve ulusal kültür merkezleri olarak kurduğu Halkevleri..

En Çok Okunanlardan...