Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanı (YTB) Mehmet Köse, yurt dışındaki Türk çocuklarına Türkçe ve Türk kültürünün doğru ve etkin şekilde öğretilmesi gerektiğini vurgulayarak, "Anadil yurt dışındaki varlığımızı korumamız için çok önemli." dedi.
Köse, YTB ve Sakarya Üniversitesi iş birliğiyle yurt dışındaki Türk
çocuklarına anadilin öğretilmesinde görev alacak kişilerin
yetiştirilmesi amacıyla açılan "Türkçe öğretimi yüksek lisans
programı"nı AA muhabirine değerlendirdi.
YTB Başkanı Köse, programdan mezun olacak öğrencilerin edindiği bilgi ve
donanımla gelecek nesillere anadilini ve kültürünü öğretecek kadroları
oluşturacağını belirtti.
Yurt dışında doğup büyüyen Türk çocuklarının Türkçeyi en iyi şekilde
öğrenip korumasının, yurt dışındaki Türk toplumunun geleceği açısından
çok önemli olduğunu vurgulayan Köse, bu kapsamda yürütülen proje ve
programların, anadil hakimiyetine olan ihtiyacın giderilmesi için hayati
olduğunu kaydetti.
Köse, "Anadil yurt dışındaki varlığımızı korumamız için çok önemli.
Yapılacak çalışmalar için öğretici yetiştirmemiz gerekiyor. O ülkenin
eğitim sistemini bilen, aynı zamanda anadilin öğretilmesi noktasında
bilgi birikimine sahip, çift dilli eğitim tecrübesi olan, sosyoloji ve
iletişim formasyonuna sahip uzman öğretici yetiştirilmesi çok önemli."
dedi.
YTB ve Sakarya Üniversitesi iş birliğiyle ilan edilen yüksek lisans
programının hedefinin nitelikli Türkçe öğreticilerinin yetiştirilmesi
olduğunu dile getiren Köse, "İnanıyorum ki bu programdan mezun olan
öğrencilerin sayısı arttıkça ve onlar farklı proje ve programlarda görev
aldıkça yurt dışında yaşayan Türk çocuklar da anadil eğitimi konusunda
daha başarılı ve istekli olacak." diye konuştu.
Türkçe öğretimi yüksek lisans programına başvuru süresinin başladığını
hatırlatan Köse, şartlara uygun adayları programa katılmaya davet etti.
Tezsiz yüksek lisans programın aylık bin 500 Türk Lirası bursu, ücretsiz
konaklamayı, eğitim harcından muaf olmayı ve yıl boyu sosyal, kültürel
ve akademik programlara katılımı, staj olanağını ve "Türkçe öğreticisi"
olarak görev alma imkanını kapsadığını belirten Köse, "Bu program iyi
bir kariyer hedefi olduğu kadar yeni neslin geleceğinin inşası adına
önemli bir toplumsal görev anlamına da geliyor." dedi.
Türkçe öğretimi yüksek lisans programı
YTB tarafından Sakarya Üniversitesi ile ortaklaşa yürütülen, yurt
dışında yaşayan Türk çocuklarına Türkçe öğretecek eğiticilerin
yetiştirilmesi için açılan yüksek lisans programına başvurular
"www.ytb.gov.tr/sakarya/" internet adresi üzerinden 3 Eylül'e kadar
devam edecek.
Türkçe öğretimi yüksek lisans programı ile, yurt dışında yaşayan
çocuklara anadillerinde okuma, yazma ve konuşma gibi temel dil
becerilerini kazandıracak ve Türk kültürünü tanıtacak eğiticilerin
yetiştirilmesi hedefleniyor.
Programa, üniversite eğitimini Türkiye'de veya yurt dışındaki bir ülkede
tamamlamış olan ve halen oturum veya vatandaşlık hakkına sahip olarak
yurt dışında yaşayan Türk vatandaşı, çifte vatandaş veya mavi kartlılar
başvurabilecek.
Başarıyla mezun olan öğrencilerden, yaşadıkları ülkelere dönerek oradaki
Türk çocuklarına anadilleri Türkçeyi öğretme rolünü üstlenmeleri
bekleniyor.
Adaylar, mezun olduktan sonra yurt dışında Türkçe eğitim veren STK ve
özel kuruluşlarda "Türkçe öğreticiliği" yapabilecek yetkinliğe ve
donanıma sahip olacak.
Sakarya Üniversitesi kampüsünde iki yarıyıl ders ve adayın kendi
ülkesinde bir eğitim kurumunda bir yarıyıl staj ya da proje dönemini
kapsayacak programa kabul edilen öğrencilerin üniversite eğitim harçları
YTB tarafından karşılanacak.
Öğrencilere aylık burs ve ücretsiz konaklama imkanı da sunan programdan
mezun olan öğrenciler, yurt dışında yaşayan Türk çocuklarına Türkçe
öğreten çeşitli kurum ve kuruluşlarda veya hafta sonu okulları gibi
etkinliklerde görev alabilecek.
Programın mezunları, YTB iş birliğiyle STK'lar aracılığıyla yürütülen
Türkçe öğretimi projelerine öğretici seçiminde öncelikli olacak.
Atatürk:''Ne Mutlu Türküm diyene'' - Biz Türkler Asyai bir milletiz - Anadolu İrfanı'yla aydınlanır yolumuz... arşivi derleyen: Alp İçöz, gönül dostu bir şair
Blog Listem
anadil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anadil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20200221
20200104
'Kürtçe'nin yüzde 99'u Kürtçe değildir.'
Kürtçe'nin Etimolojik sözlüğünü hazırlayan Rusya Bilimler Akademisine göre Kürtçe'nin yüzde 99'u Kürtçe değildir.
Rusya Bilimler Akademisi tarafından hazırlanan Kürt Dilinin Etimolojik Sözlüğü’ne göre Kürtçenin söz varlığının % 99’dan fazlasının kökeni başka dillerdir.
%40.96’sı Arapça;
% 39.09’u Farsça(<Farsça %29.23, + Eski İranca %8.85+Fars Ağızları %1.11) ;
%14.96’sı da Türkçedir.
Bu üç dilden alınan kelimelerin toplamı yaklaşık olarak % 95’tir.
% 2.21’lik Ermenice kelimeyi de katarsak bu oran %97’ye yükselmektedir.
Daha küçük oranlarda kelimesi olan dilleri de katınca bu oran %99’u geçmektedir.
Bunun manası, Kürtçenin müstakil ve tarihi bir millet dili olmayıp, Selçuklu ve devamında Karakoyunlu, Artuklu vb. doğu Anadolu Beyliklerinin ve ahalisinin bu Farsça+Arapça+Türkçe kelimelerden oluşmuş karma ağızları konuşan karma dil oluşmuştur.
Kelimelerinin tamamının başka dillerden oluşmuş olmasından başka, Kürtçe beş esas bakımından özgün değildir. Özgün bir dilden bahsedebilmek için, söz konusu dilin, “dilin temel birimleri” dediğimiz “sesbilgisi, yapıbilgisi, söz varlığı, cümle bilgisi ve vurgu” gibi beş esas bakımından özgün olması gerekir.
Kürtçe bu özelliklere sahip olmadığı gibi, sesleri ve ses sistemi, yapısal özellikleri ve ekleri, söz varlığı ve cümle yapısı itibariyle kendisini oluşturan dillerin özellikleri dışında hiçbir özgün özelliğe sahip değildir.
Teze kaynak

YORUM:
Ruslar, Kürtçülüğün kitabını ve felsefesini yazmış. Hatta Kürt ve Tarihi Araştırmaları adlı üniversiteleri var. Kürt'ün bir kısmı Ermeni bir kısmı Araptır diyen bir Rus araştırmacı yazarının tahlili vardır.
% 40.96 sı Arapça, %39.09 u Farsca,% 14.96 sı Türkçe, % %2.21 Ermenice'denolusturulmuştur.
Rusya Bilimler Akademisi tarafından hazırlanan Kürt Dilinin Etimolojik Sözlüğü’ne göre Kürtçenin söz varlığının % 99’dan fazlasının kökeni başka dillerdir.
%40.96’sı Arapça;
% 39.09’u Farsça(<Farsça %29.23, + Eski İranca %8.85+Fars Ağızları %1.11) ;
%14.96’sı da Türkçedir.
Bu üç dilden alınan kelimelerin toplamı yaklaşık olarak % 95’tir.
% 2.21’lik Ermenice kelimeyi de katarsak bu oran %97’ye yükselmektedir.
Daha küçük oranlarda kelimesi olan dilleri de katınca bu oran %99’u geçmektedir.
Bunun manası, Kürtçenin müstakil ve tarihi bir millet dili olmayıp, Selçuklu ve devamında Karakoyunlu, Artuklu vb. doğu Anadolu Beyliklerinin ve ahalisinin bu Farsça+Arapça+Türkçe kelimelerden oluşmuş karma ağızları konuşan karma dil oluşmuştur.
Kelimelerinin tamamının başka dillerden oluşmuş olmasından başka, Kürtçe beş esas bakımından özgün değildir. Özgün bir dilden bahsedebilmek için, söz konusu dilin, “dilin temel birimleri” dediğimiz “sesbilgisi, yapıbilgisi, söz varlığı, cümle bilgisi ve vurgu” gibi beş esas bakımından özgün olması gerekir.
Kürtçe bu özelliklere sahip olmadığı gibi, sesleri ve ses sistemi, yapısal özellikleri ve ekleri, söz varlığı ve cümle yapısı itibariyle kendisini oluşturan dillerin özellikleri dışında hiçbir özgün özelliğe sahip değildir.
Teze kaynak

YORUM:
Ruslar, Kürtçülüğün kitabını ve felsefesini yazmış. Hatta Kürt ve Tarihi Araştırmaları adlı üniversiteleri var. Kürt'ün bir kısmı Ermeni bir kısmı Araptır diyen bir Rus araştırmacı yazarının tahlili vardır.
20190425
🎞 ''İnsan böyle şeyleri ancak kendi dilinde öğrenir.'' Prof.Dr. Oktay Sinanoğlu
"Yabancı dilde eğitim veren okullarda derslerin yabancı dilde olması sayesinde bol bol pratik yapma fırsatı buluyoruz." diyenlere Oktay Sinanoğlu'nun cevabı: Belki Fransızca öğrendiniz ama bu arada bilim dersleri gitti. İnsan böyle şeyleri ancak kendi dilinde öğrenir. pic.twitter.com/gHVR5M3GQH— Türkçeye Dönüş (@Dilinesahipcik) April 25, 2019
🎞 Eğitim Dilinin önemi - Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu
''Fransa Cezayir'i, Tunus'u falan aldıktan sonra eğitim dilini zorla Fransızca yaparak iki nesil içinde Arapçayı unutturmuştur. İki milyondan fazla şehit verdiler Fransa'dan bağımsız olmak için ama bugün her zamandan daha bağımlılar çünkü dil gitti. En büyük sömürgecilik budur.''
— Türkçeye Dönüş (@Dilinesahipcik) April 25, 2019
20181030
20180926
📺 🎞 ''Osmanlıca bir dil değildir'' - Dillerin kökeni, Türkiye Türkçesi
Gülgün Feyman'la Püf Noktası--25 Aralık 2014-
-Prof. Dr. Atilla Sarıkayalı
-Osmanlıca Nedir?
prof. Dr. Atilla Sarıkayalı: ''Osmanlıca Diye Bir Dil Yoktur''
-Dillerin Kökeni
-Türkiye Türkçesi
-Prof. Dr. Atilla Sarıkayalı
-Osmanlıca Nedir?
prof. Dr. Atilla Sarıkayalı: ''Osmanlıca Diye Bir Dil Yoktur''
-Dillerin Kökeni
-Türkiye Türkçesi
20180907
📺 🎞 🇹🇷 Türkçe'nin Doğru Kullanımı
Genç Kılavuz- 07 Eylül 2018- Ulusal Kanal
Pelin Sıngın'ın program konuğu Beyazıt Kahraman
Değinilen konuların bazıları...
- Türkçe'nin Doğru kullanımı
- Dünyada en çok kullanılan diller
- Kök diller: Türkçe ve Latince kök dillerdir
- Anadil ve Anadil kavramı
- Üniversitelerde neden Türkçe dersi var?

20171128
20171020
'Biz Türkmeniz' - Türkmenlerin Nüfus Meselesi / Dr. Cüneyt Mengü
Not: 11 Ekim 2017
Biz Türkmeniz - TÜRKMENLERİN NÜFUS MESELESİ
| TÜRKMENLERİN NÜFUS MESELESİ
|
|
| Dr. Cüneyt Mengü |
Türkmen Kimliği bir avantaj teşkil ettiğinde sayı belirgin şekilde yükselir
Siyasi ve idari haklar nüfus oranıyla ölçülmemelidir
Siyasi ve idari haklar nüfus oranıyla ölçülmemelidir
Geçen Pazartesi gününden başlayan ve 4 bölümden oluşan “Ankara bu kez sınavı geçmek zorundadır.” başlıklı dizi yazıya gösterilen yüksek ilginin yanı sıra nüfus meselesi, 1 Mart tezkeresinin belgeleri, 19 Mart nihai bildirinin yansımaları, ABD’nin önerisi ve Türkmenlerin son gelişmeleri ile ilgili beklentileri gibi bazı konular hakkında daha açıklayıcı bilgiler vermem talep edilmiştir.
Nüfus meselesine gelince, 1947 ve 1957 nüfus sayımı dışında Irak’ta bugüne kadar sağlıklı bir sayım yapılmadığı için Türkmenlerin sayısı hakkında çeşitli iddialar ve tahminler yapılmaktadır. Kimine göre Türkmenlerin nüfusu Irak’ın toplam nüfusunun %10’nu, diğerlerine göre %6’sı hatta Amerikalılara göre insaf ve vicdana sığmayan şekilde %5’in altında olduğu ileri sürülmektedir.
Türkmenlerin nüfusunun önemi ilk defa 1923 yıllarında Lozan’da Musul meselesi görüşüldüğü sırada anlaşılmıştır. Tarafların bölgenin nüfusu hakkında ileri sürdükleri rakamların birbiriyle çelişki yaratması nedeniyle görüşmeler durma noktasına gelmiştir.
Türk tarafı bölgede referandumun yapılmasını önermiştir. Lord Curzon, bölgeyi gezgin veya araştırmacı sıfatıyla gönderilen İngiliz istihbarat elemanından almış olduğu bilgilere istinaden Türk tarafının kazanacağı kanaati hasıl olduğu için bölgedeki halkın kültürel seviyesini bahane ederek referanduma karşı çıkmıştır.
Daha sonraki dönemlerde Irak hükümetleri, İngilizlerin tavsiyeleri doğrultusunda Türkmenlerin sayılarını sürekli düşük ve önemsiz bir azınlık olarak göstermeye çalışmışlardır.
Öte yandan İngiliz direktifleri sonucunda 22 Ocak 1932 tarihinde Cemiyet Akvam (Milletler Cemiyeti) tarafından deklarasyon mahiyetinde hazırlanan rapor olduğu gibi 30 Mayıs 1932 tarihinde Irak Meclisi tarafından onaylanmıştır.
Deklarasyonun 9. Maddesinde Türkmenlerin nüfusunu düşük göstermek amacıyla Türkmen bölgeleri yalnız Kerkük ve Kifri olarak sınırlandırılmış ve bu 2 bölgede çoğunluğu Türkmenlerin oluşturduğu işaret edilmiş, Arapça yanında Türkçe ve Kürtçe resmi dil olarak kabul edilmiştir.
Türkmeneli bölgesinin bir şehir ve bir ilçe olarak 2 noktada sınırlandırılması, diğer bölgeler örneğin Telafer, Musul’daki Türkmen köyleri, Erbil, Altınköprü, Tuzhurmatu, Bayat köyleri, Hanekin, Karahan, Karatepe, Mendeli gibi bölgeleri deklarasyon içine dahil edilmemiş ve kapsam dışı tutulmuştur.
Diğer önemli bir husus ise, Türkmenler için lisan kullanılmasına işaret ediliyor, Kürtler içinse lisan kullanılmasının garanti altına alınması çifte standarttır.
Saddam ve Barzani Yan Çizdi
Irak’ta 1947 nüfus sayımının orijinal bir nüshası arşivimde bulunmaktadır. Söz konusu sayımda milliyet hanesi yer almamasına rağmen Kerkük’le ilgili bölümde yer alan dağılım ve mahalle isimleri Kerkük şehrinin katkısız bir Türkmen şehri olduğunu göstermektedir.
1957’de yapılan sayıma göre Irak’ın genel nüfusu 6 Milyon 240 Bin iken Türkmenlerin nüfusu 576 Bin olarak gösterilmiştir. Bu rakamlar Irak Planlama Başkanlığına bağlı İstatistik Genel Müdürlüğünün 1965 yayınlarından alınmıştır. Bu da Türkmen nüfus oranının genel nüfus oranına göre %9’dan fazlasına tekabül etmektedir.
30 yıl sonra İngiliz Inquiry dergisinin Şubat 1987 sayısında yayınlamış olduğu bir araştırmada Irak’ta Türkmen nüfusundan söz ederken Irak genel nüfusunun 16 Milyon, Türkmen nüfusu ise 1,5 Milyonun üzerinde gösterilmiştir. Bu da yaklaşık %10’a tekabül etmektedir.
Türkmen nüfusunun ikinci defa önemi 11 Mart 1970 beyannamesiyle ortaya çıkmıştır. Yine referandum konusu gündeme gelmiş, öncelikle hem Saddam ve hem Barzani referandumun yapılmasını kabul etmişler, ancak daha sonra Kerkük’ün bir Türkmen şehri olarak tescil edileceği sebebiyle yan çizmişlerdir.
Çoğunluk Türkmenlerde
1970’li yıllarda Türkmenlerin özellikle Kerkük’te nüfus oranı %80 üzerinde idi. Bu bağlamda Kerkük merkezinin çoğunluğunun Türkmenlerden oluştuğu yerli ve yabancı kaynaklarca dile getirilmiştir. (İngiliz Financial Times Gazetesi, 20.08.1974 ve Chalynand A People without Country, syf. 161.)
1992 INC – Iraklı Muhaliflerce Erbil’in Selahaddin kasabasında yapılan toplantının bitiminde yönetim ve istişare kurullarının oluşturulması için Irak’ın etnik ve mezhepsel yönden nüfus dağılımına göre paylaşılması tartışma yaratmıştır.
Türkmen temsilcileri nüfuslarının %10 olduğunu ve dağılımın buna göre yapılmasını talep etmişlerdir. Irak’taki demografik yapıyla ilgili olarak toplantıda da hazır bulunan 1980 yıllarında Irak Merkezi İstatistik Kurumunda üst düzey yetkili, resmen ilan edilmeyen Irak kayıtlarına göre nüfusun Şii oranının %55, Sünni Arapların %20, Kürtlerin %16, Türkmenlerin %6 ve diğer azınlıkların %3 olduğunu ifade etmiştir. Bu dağılıma göre INC’nin 9 kişilik yürütme ve 12 kişilik istişare kurullarında Türkmenlerden 1’er kişi yer almıştır.
Böylece o tarihten itibaren muhalefet grupları içerisindeki paylaşımda Türkmenler en az %6 olarak esas alınmış ve temsil edilmişlerdir. 13 Eylül 2002’de Londra Toplantısı’nda kurulması öngörülen 55 üyeden oluşan izleme ve eşgüdüm konseyinde Türkmenlere 6 sandalye verilmiştir.
1999’da ABD’de Demokrasi, İnsan Hakları ve Emek Dairesinin Irak’ta din hürriyetiyle ilgili olarak internette yayınlanan raporda Türkmen nüfusu maksatlı bir şekilde düşük gösterilmiştir. Bu raporla ilgili hazırladığımız Türkmenlerin Nüfus Meselesi ve ABD Raporu Üzerine Eleştiriler başlığındaki raporumuz INC’nin Newyork’da yapılan toplantıda Irak dosyası sorumlusu Francis Ricciardone’ye sunulmuş ve gözden geçirileceği cevabı alınmıştır.
ABD raporunda dehşetle karşılanması gereken diğer bir husus Şii mezhebine ve diğer dinlere sahip olanların maruz kaldığı insanlık dışı davranışlar en ince detaylarla anlatılmış, ancak Türkmenlerin maruz kaldığı insan hakları ihlallerinden başlayarak idamlar, ekonomik ambargo ve diğer planlı asimilasyon uygulamalarına değinilmemiştir.
Ayrıca raporda yalnız Sünni Türkmen nüfus oranından söz edilmiş ve bu da herhangi bir oran belirtmeden geri kalan toplam nüfus oranları içinde gösterilmiştir. Halbuki Irak’ta Türkmenler mezhep açısından Şii ve Sünnilerden oluşmaktadır; Şii Türkmenlerin genel Türkmen nüfusu içinde %40’ların üzerinde olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla ABD raporunda gösterilen düşük oranlar kabul edildiğinde toplam Arap Şii oranı içinde en az %4’lük bir Şii Türkmen oranı varsayıldığında Türkmen nüfus dağılımı %60 Şii (bunun içinde %4’ün üzerinde Türkmen Şii payı) ve artı %5 Sünni Türkmen kabul edildiğinde yine Türkmen nüfusunun %9’unun üzerinde olduğu ortaya çıkmaktadır.
Bize göre Irak’taki demografik yapıya göre nüfus dağılımı %57 Şii Arap (en az %4 Şii Türkmen), %20 Sünni Arap, %16 Kürt ve %5 Sünni Türkmen ve %2 diğerleri.
Tahmine dayalı bu rakamlar Iraklı ve yabancı bilim adamları ve araştırmacılar arasında tartışma konusu olabileceğine ilaveten gerçeğe yakın olduğu kanaatindeyim.
Türkmenler Ortada Kalmamalı
1980 ile 2003 yılları arasında her ne kadar Araplaştırma politikası uygulandıysa da 850 Bin olan Kerkük nüfusunun %60’ını Türkmenler teşkil etmiştir.
2003’den sonra ise; Kürtlerin illegal nüfus kaydırmaları sonucunda 1 Milyon 430 Bin olan Kerkük nüfusunda Türkmenlerin oranı haliyle %30’lara düşmüştür. Bu durumda Türkmenler, IKBY’nin gerek bağımsızlık referandumuna gerekse süresi dolan 140. Maddeye göre yapılması öngörülen referanduma karşı çıkmaktadırlar. Bu nüfus kaydırmaları diğer Türkmen bölgeleri üzerinde uygulanmasına rağmen Irak’taki toplam nüfusun içerisindeki Türkmen sayısı değişmemiş Irak’taki toplam nüfus oranı içinde en az 2 milyonun üzerindedir.
Irak’taki Türkmenlerin siyasi ve idari hakları kesinlikle sahip oldukları nüfus oranıyla ölçülmemelidir. Ancak Irak’ta Türkmen kimliği bir avantaj teşkil ettiği takdirde sayının daha da belirgin şekilde yükselecektir. Halihazırda referandum krizi artarak devam etmektedir. Farklı yaklaşımlar ve öneriler sunulmaktadır. Her şey farklı şekilde yerli yerinde oturabilir kanısındayım. Dolayısıyla Türkmenler ortada kalmamalı. Bu nedenle Geçen haftaki dizi yazsının başlığında yer alan “Ankara bu kez sınavı geçmek zorundadır.”
İfadesini tekrar ileri sürmek isterim.
20171019
Ulusal Dil ve Önemi

ULUSAL DİL ile ÖNEMİ
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun görev, yetki ve sorumluluklarının çerçevesi yasayla belirlenmiştir. Bu bağlamda, kurulun Türkçeyle ilgili görev, yetki ve sorumlulukları vardır. Radyo ve televizyon yayınlarını da düzenleyen bu yasa, ilgili kurumlarda Türkçenin kullanımına ilişkin ilkeleri de kapsamaktadır. Türkçe’nin kullanımına ilişkin sorunlar bu yasaya sığar mı? Bu sorunların birincil kaynağı radyo ve televizyon kanalları mıdır? Radyo ve Televizyon Üst Kurulu bu sorunların çözüm yeri midir? Toplumsal yapının dili de biçimlendirdiği gerçeğinden hareketle, konu geniş bir çerçevede değerlendirildiğinde bu sorulara verilecek yanıt "Hayır!” olacaktır.
Nitekim mektup, telefon, faks, e-ileti yoluyla Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’na ulaşan izleyicilerin radyo ve televizyon kanallarında dilin kullanımına ilişkin yergileri de eğitim, kültür, bilim, hukuk… boyutlarıyla büyük ve önemli bir sorunu ortaya koymaktadır. Radyo ve televizyon kanallarında,
1. Konuşma ve yazı dili olarak Türkçenin doğru ve güzel kullanılmaması.
2. Batı ve Doğu dillerinden alınan sözcüklerin ve dil kurallarının çokluğu ve kimi zaman bunların yanlış kullanılması.
3. Toplumun kültürüne ve değerlerine uymayan bir dil anlayışı.
4. Yazı ve dil devrimine aykırılık.
5. Türkçeyi küçümsemek, Türkçeyle alay etmek.
6. Yabancı dille eğitimin bir sonucu olarak bilinçsizce kullanılan Türkçe.
7. Sövgü ve argo.
8. Sözcük sayısı az olan, sıradan sözcüklere dayanan zayıf ve yetersiz bir dil kullanımı
yerilmektedir.
Bilgi, bilinç ve duyarlılığın bir sonucu olan bu yergiler, yazı ve dil devrimi karşıtlarına Osmanlıcacılara, İngilizcecilere, yabancı dille eğitime, dille ilgili kurumların eksik ve yanlışlarına, küreselleşme dayatmalarına, ekonomik ve kültürel sömürüye karşın Türkçeden cayılamayacağının da altını çizer.
Türkçeden Cayılamaz :
Yüzeysel
bir yaklaşımla sanıldığının tersine dil yalnızca iletişim aracı
değildir. Dili, kendi dışında oluşmuş düşünceleri bir yerden bir yere
aktaran bir taşıta indirgemek yanlıştır. Dil, bu işlevinin yanı sıra
çok daha önemli bir işlev yüklenir. Dil, düşünceye taşıtlık etmekle
kalmaz ona aracılık da eder. Dil düşüncenin hem yapıtaşı hem aracı hem
de avadanlığıdır. Dilden soyutlanarak düşünce üretmek, sonra da bu
düşünceleri dil aracılığıyla taşımak olanaksızdır. Çünkü dil olmayınca
yalnızca taşıt değil taşınacak nesne de olmaz. Kısacası düşünce
olabilmesi için dil de olmalıdır. Dil düşüncenin varlık biçimidir.
Böyle olunca da dil nasılsa düşüncenin de öyle olması kaçınılmazdır.
Çorba gibi bir dille yüksek zeka düzeyi gerektiren bir düşünsel
etkinlik gerçekleştirilemez. Bilimciler, dilin düşünceyi
koşullandığına, dil gelişmediğinde düşüncenin de durduğuna, düşünmeye
dayanan bilim alanlarında da başarı sağlanamayacağına dikkat çekerler.
Başka dillerin baskısı altındaki kavruk dillerle evrensel boyutlarda
düşüncelerin üretilemeyeceğini vurgularlar. Türkçe’nin sanat ve bilim
dili olması isteniyorsa, sanat ve bilimle çağdaşlığa uzanılacaksa
Atatürk'ün şu sözü unutulmamalıdır: "Ülkesini, yüksek bağımsızlığını
korumasını bilen Türk ulusu, dilini de, yabancı diller boyunduruğundan
kurtarmalıdır.”
Yazı ve Dil Devrimi:
Yazı ve Dil Devrimi:
Türkiye
Cumhuriyeti Devleti’nin temellerini oluşturan devrimlerin içinde yazı
devriminin özel bir yeri vardır. Okuma ve yazmayı kolaylaştırmış;
bilgi edinmek, bilgiyi ve düşünceyi yaymak özgürlüğü getirmiştir. Arap
alfabesinden uzaklaşmak laikliğin benimsenmesine de katkıda
bulunmuştur. Atatürk, yeni Türk alfabesini halka tanıtırken şunları
söylemiştir :
"Arkadaşlar! Bizim kıvrak ve varsıl dilimiz yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. Yüzyıllardan beri kafalarımızı demir çerçeve içinde bulundurmaktan aslında iyi anlaşılmayan, bizim de anlayamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak zorundayız. Bunu kavramak durumundayız. Kavradığımızın izlerini yakın günlerde bütün dünya görmüş olacaktır. Buna kesin olarak inanıyorum. Yeni Türk harfleri çabucak öğrenilmelidir. Yurttaşa, kadına, erkeğe, hamala, sandalcıya öğretiniz. Bunu yurtseverlik, ulusseverlik ödevi biliniz. Bu ödevi yerine getirirken düşününüz ki bir ulusun, bir toplumun yüzde onu, yirmisi okuma yazma bilir; yüzde sekseni bilmez durumdadır; bundan insan olanlar utanmalıdır.”
"Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun" 1 Kasım l928'de kabul edildikten sonra büyük bir okuma yazma seferberliği başlamış; yazı devrimini izleyen dil devrimiyle birlikte toplum öz kimliğine kavuşmuştur. Eğitim birliği yasasıyla da yazı ve dil devrimleri desteklenmiştir.Hun, Göktürk, Uygur ve Kırgızlarda devlet dili Türkçeyken 11. yüzyıldan başlayarak Farsça ve Arapçanın yoğun etkisi görülür. 11. yüzyılda Selçuklular Farsçayı devlet dili olarak benimserler. Türkçe artık aşağılanır olmuştur.
"Arkadaşlar! Bizim kıvrak ve varsıl dilimiz yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. Yüzyıllardan beri kafalarımızı demir çerçeve içinde bulundurmaktan aslında iyi anlaşılmayan, bizim de anlayamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak zorundayız. Bunu kavramak durumundayız. Kavradığımızın izlerini yakın günlerde bütün dünya görmüş olacaktır. Buna kesin olarak inanıyorum. Yeni Türk harfleri çabucak öğrenilmelidir. Yurttaşa, kadına, erkeğe, hamala, sandalcıya öğretiniz. Bunu yurtseverlik, ulusseverlik ödevi biliniz. Bu ödevi yerine getirirken düşününüz ki bir ulusun, bir toplumun yüzde onu, yirmisi okuma yazma bilir; yüzde sekseni bilmez durumdadır; bundan insan olanlar utanmalıdır.”
"Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun" 1 Kasım l928'de kabul edildikten sonra büyük bir okuma yazma seferberliği başlamış; yazı devrimini izleyen dil devrimiyle birlikte toplum öz kimliğine kavuşmuştur. Eğitim birliği yasasıyla da yazı ve dil devrimleri desteklenmiştir.Hun, Göktürk, Uygur ve Kırgızlarda devlet dili Türkçeyken 11. yüzyıldan başlayarak Farsça ve Arapçanın yoğun etkisi görülür. 11. yüzyılda Selçuklular Farsçayı devlet dili olarak benimserler. Türkçe artık aşağılanır olmuştur.
Aşık Paşa bu durumu şöyle dillendirir :
- Türk diline kimseler bakmaz idi.
- Türklere her giz gönül akmaz idi.
- Türk dahi bilmez idi bu dilleri, İnce yolu ol ulu menzilleri.
Selçuklulardan sonra Osmanlılar döneminde de aynı yol izlenir.
İngilizce, Fransızca, İtalyanca kendi halkına, halk diline dayalı
bir dil olarak gelişirken biz adına Osmanlıca dediğimiz, halk dilinin
uzağında tuhaf bir dil geliştirdik. Bu dilin tuhaflığını Şemsettin
Sami, “Arap'a söylesen anlamaz, Acem'e söylesen anlamaz, Türk'e
söylesen anlamaz.” diye özetler. Şinasi, yer yer Türkçeye yöneldiği
“Müntahabat-ı Eşar' (1862) adlı betiğindeki (kitabındaki) dilin
yadırganmaması için “Lisan-ı avam ile yazdım.” diye açıklama yapmak
gereği duyar. Kendi dilimizi altı yüzyıl “Lisan-ı avam” diye
aşağılayarak geride büyük bir dil mezarlığı bıraktık.
Yazı ve dil devrimleriyle Türkçeye dönüş, toplumsal aydınlanmayı da başlatmıştır. 1729-1928 yılları arasında basılan betik (kitap) sayısı 30.000 kadarken 1928-2000 yılları arasında 300.000'i geçmiştir. Yeni Türk alfabesi ile dil devriminin; Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal, demokrat, laik bir devlet olarak kurulmasında, Türk kültür ve sanatının gelişmesinde, Türkçenin ulusal bir dil kimliğine kavuşmasında çok büyük bir işlevi olmuştur.
Yazı ve dil devrimleriyle Türkçeye dönüş, toplumsal aydınlanmayı da başlatmıştır. 1729-1928 yılları arasında basılan betik (kitap) sayısı 30.000 kadarken 1928-2000 yılları arasında 300.000'i geçmiştir. Yeni Türk alfabesi ile dil devriminin; Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal, demokrat, laik bir devlet olarak kurulmasında, Türk kültür ve sanatının gelişmesinde, Türkçenin ulusal bir dil kimliğine kavuşmasında çok büyük bir işlevi olmuştur.
🇹🇷 Türkiye Türkçesi 🇹🇷
Türkiye Türkçesi

Konuşulduğu ülkeler
Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Bulgaristan, Yunanistan, Ermenistan, İran, Makedonya Cumhuriyeti, Moldova, Suriye, Irak, Kosova.
Şu ülkelerdeki göçmen topluluklar: Hollanda, Almanya, Avusturya, Kanada, ABD, İsrail, Brezilya, Venezuela, Kolombiya, Belçika, İngiltere, Danimarka, İsveç, İsviçre, Avustralya
Sürgündeki Ahıska Türkleri'nin yaşadığı ülkeler: Kazakistan, Azerbaycan, Rusya Federasyonu, Kırgızistan, Özbekistan ve Ukrayna.
Konuşan kişi sayısı
80 milyonu ana dili olmak üzere, yaklaşık 100 milyon. Sıralama 14 arasında
Sınıflandırma
- Altay Dil Ailesi (tartışmalı)
- Türk Dilleri Ailesi
- Oğuz Grubu
- Türkçe
Resmi Durum ve Dil Kodları
Resmi dil olduğu ülkeler: Türkiye, KKTC , (Makedonya , Kosova (Belediye dili)), Kıbrıs Rum Kesimi
Düzenleyen kurum: Türk Dil Kurumu
ISO 639-1: tr
ISO 639-2: tur

Türkçe, Altay Dilleri içerisinde Türk dil ailesinin Oğuz Grubu'na mensup, Türkiye lehçesidir. Türkiye Cumhuriyeti, KKTC ve bazı Balkan ülkelerinin resmi dilidir.
Sınıflandırma
Türkçe; Gagavuzca, Horasan Türkçesi ve Osmanlı Türkçesi ile birlikte olarak Türkçe dil grubunda yer almaktadır.
Türkçe dil grubu, Oğuz dillerinin (Güney Türk dilleri) bir alt grubudur. Oğuz dilleri de Türk lehçelerinin bir alt grubudur. Çoğu bilim adamı Türk lehçelerini Altay dil ailesi içine koyarlar.
Coğrafi dağılımı
Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Bulgaristan, Yunanistan, İran, Makedonya, Moldova, Suriye, Irak, göçmenlerin yaşadığı Hollanda, Almanya, Avustralya, Kanada, ABD, Brezilya, İsrail,Venezuela, Kolombiya, Belçika, İngiltere, Danimarka, İsveç, İsviçre, Avustralya ve sürgündeki Ahıska Türklerinin yaşadığı ülkeler: Kazakistan, Azerbaycan, Rusya Federasyonu, Kırgızistan, Özbekistan,Afganistan,Tacikistan ve Ukrayna'da konuşulur.
Resmi durumu
Türkçe Türkiye'nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin resmi dilidir. Türkiye'de Türk Dil Kurumu, Atatürk tarafından 1932 yılında Türk Dili Tetkik Cemiyeti olarak bağımsız bir organ olarak kurulmuştur. Türk Dil Kurumu dilin sadeleşmesi, yabancı kökenli sözcüklerin değiştirilmesi (özellikle Arapça ve Farsça) için çalışmıştır.
Kosova'da Türkçe resmi dil olmaktan kalktı. Eskiden yani 1978 Dil yasasına göre Türkçe resmi dil idi. Şu anda sadece Kosova'nın bir kenti olan ve Türk çoğunluğun yaşadığı bir kent olan Prizren'de Türkçe resmi dildir. Diğer yerlerdeki resmiyeti ortadan kaldırıldı.

Kullanımı

Dünya'da Türkçe konuşanların dağılımı
- Türkiye'de yaklaşık 72.000.000 kişi tarafından,
- Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde 250.000 kişi tarafından konuşulmaktadır.
- İran'da yaklaşık 30.000.000 İran Azerisi tarafından,
- Özbekistan'da 23.600.000 kişi tarafından,
- Rusya Federasyonu içinde Türk muhtar cumhuriyetleri de bulunmaktadır. Başlıcalarını, Tataristan, Başkortostan, Çuvaşistan, Yakut-Saha Muhtar Cumhuriyetleri, Dolgan-Mens Muhtar Bölgesi, Kabardin-Balkar, Tuva, Kırım-Tatar Muhtar Cumhuriyetleri, Hakasya, Gorno-Altay Muhtar Bölgesi, Dağıstan Muhtar Cumhuriyeti, Karaçay-Çerkes Muhtar Bölgesi buralarda toplam 18.000.000 yakın kişi tarafından,
- Doğu Türkistan'da (Çin) yaklaşık 17.500.000 kişi tarafından,
- Kazakistan'da 15.900.000 kişi tarafından,
- Azerbaycan'da 7.600.000 kişi tarafından,
- Kırgızistan'da 5.000.000 kişi tarafından,
- Türkmenistan'da 6.000.000 kişi tarafından,
- Tacikistan'da 2.800.000 kişi tarafından,
- Afganistan'da 5.000.000 kişi tarafından,
- Irak'ta 3.000.000 kişi tarafından,
- Almanya'da 2.670.000 kişi tarafından,
- Suriye'de yaklaşık 1.500.000 kişi tarafından,
- Bulgaristan'da 850.000 kişi tarafından,
- Gürcistan'da 400.000 kişi tarafından,
- Sırbistan ve Kosova'da en az 350.000 kişi tarafından,
- Kırım'da 300.000 kişi tarafından,
- Gagavuz Yeri'nde (Moldova) 200.000 kişi tarafından,
- Avusturya'da 200.000 kişi tarafından,
- Hollanda'da 354.000 kişi tarafından,
- Avustralya'da 150.000 kişi tarafından,
- Fransa'da 176.000 kişi tarafından,
- Yunanistan'da 135.380 kişi tarafından,
- İngiltere'de 120.000 kişi tarafindan
- Makedonya'da 97.500 kişi tarafından,
- Belçika'da 112.400 kişi tarafından,
- İsrail'de 50.000 kişi tarafından,
- Amerika'da 27.000 kişi tarafından,
- Danimarka'da 25.000 kişi tarafından,
- Romanya'da 16.000 kişi tarafından,
- Kanada'da 10.000 kişi tarafından,
- İsviçre'de 7.500 kişi tarafından konuşulmaktadır.
UNESCO, 1980'li yıllarda yaptığı araştırma sonucu tüm Türk lehçelerini 200 milyon kişinin konuştuğunu ortaya çıkardı. Ancak buna Türk lehçelerini ikinci ya da üçüncü dil olarak konuşanlar da dahildi. Aradan geçen çeyrek asırda Türkçe konuşan nüfus önemli oranda arttı. Günümüzde yaklaşık 210 milyon kişinin Türkçeyi ve diğer tarihi lehçelerini ana dili olarak konuştuğu üzerinde durulmaktadır. Buna Türkiye Türkçesini de içeren Türk lehçelerini ikinci veya üçüncü dil olarak konuşanlar da dahil edilecek olsa, bu sayı gözle görülür derecede artacaktır. Bu nedenle Türkiye Türkçesinin en çok konuşan kişi sayısına sahip olduğu Türk Dilleri Ailesi, tüm lehçeleri ile dünyanın en çok konuşulan dil ailelerinden birini oluşturmaktadır.
Tarihsel Gelişimi
Orta Asya'dan, Anadolu'ya
Altay Dağları civarından kaynaklanan dil, onu kullanan göçebe kavimlerin doğuda Japonya'ya, batıda ise Avrupa'ya doğru hareketiyle yayılmıştır. Afganistan ve Batı Çin civarında Moğolca; Rusya, Güney ve Güneydoğu Çin bölgesinde Tunguz; eski Rusya ülkelerinden batıda Türkiye'ye, güneyde ise İran'a yayılan bir alanda ise Türki diller olarak değişmiştir. Güneyde bulunan başlıca Türki diller Türkçe, Azeri Türkçesi ve Türkmen Türkçesidir. Oğuz boylarının kullandığı Gagavuz lehçeleri ve İran kaynaklı Horasan lehçesi, Türkiye lehçesi ile birlikte bugünkü Türkçenin bölümlerini oluşturmaktadır.
Divanü Lügati’t-Türk, Türk kültürün ilk Türk dilini anlatan ve yazılan Sözlük eseri dir ve Kaşgârlı Mahmud tarafından 25 Ocak 1072'de yazılmaya başlanmış ve 10 Şubat 1074'te bitirilmiştir. Bu kitap içinde bu cümle bulunuyor. "Türk dilini öğrenmek çok gerekli bir iş olur". Türkçenin zengin gramer özelliklerini ilk ve en çarpıcı biçimde yansıtıyor.
Türkçenin kullanım alanını genişleten bir başka Karahanlı Devleti'nin mensubu, ikinci bir Türk ve Türkçe kültür abidesi olan Yusuf Has Hacib dir. Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig (Kutatkı/Kutatı Bilik, Kutlu eden Bilgi ya da Mutluluk Bilgisi) adlı eseri ile Türk dil birliğinin diğer önemli yazılı temelini attı.(1069-1070 yılarında bu Türkçe eseri tamamlandı).
13/14.yy. yaşamını süren Yunus Emre Türkçenin, özellikle Türkçe şiir dilinin temel ustası ve abidesi(anıtı) olmaktadır.
Yunus Emre'nin edebiyat tarihi bakımından, önemli bir yanı da Anadolu'da, Türkçe şiir dilinin öncüsü olması ve tasavvuf sorunlarını yalın, kolay anlaşılır bir dille söyleyişi nedeniyledir. Şiirlerinin ölçüsü, Türkçenin ses yapısına uygun aruz olmakla birlikte söyleyişi akıcı, sürükleyici bir nitelik taşır. Tasavvufun en güç anlaşılır kavramlarını, Türkçenin ses yapısına uygun biçimde dile getirir, şiirinde duygu ve düşünce birliğinden oluşan bir derinlik görülür.
Hacı Bayram Veli 14/15.yy. Anadoluda yaşamını süren Türk mutasavvıf ve şair olarak, eserlerini Türkçe olarak yazmakta oldu ve Türkçe kulanımını Anadoluda önemli şekilde etkiledi.
- Altay dil ailesi
- Türkçe dil kolu
- Güney dilleri
- Balkan Gagavuz Türkçesi (Türkiye ve Türklerin yaşadığı Avrupa ve Amerika kıtalarını bazı bölümleri)
- Gagavuz Türkçesi (Moldovya)
- Horasan Türkçesi (İran)
- Türkiye Türkçesi
- Azeri Türkçesi
- Kazak Türkçesi
- Türkmen Türkçesi
- Kırgız Türkçesi
- Özbek Türkçesi
- Tatar Türkçesi
- Uygur Türkçesi
- Güney dilleri
- Türkçe dil kolu
Türkçe ait olduğu Altay Dil Ailesi'nin en çok kişi tarafından kullanılan dilidir. 5500-8500 yıllık bir geçmişi olduğu sanılmaktadır. Azeri, Türkmen, Tatar, Özbek, Başkurti, Nogay, Kırgız, Kazak, Yakuti, Çuvaş gibi bölümleri vardır.
Örnek olarak yazılı Türkçe üzerine kaynaklarda (M.Ö. 1766 yılık çin kronikinde) ilk kez tutanaklarda tanrı , Ordu , kılıç ve kut (mutluluk) sözcükleri bulunulmaktadır.
Moğolca, Mançu-Tungus, Korece ve Japonca ile yakın ilişkisi vardır. Bazı bilimadamları, ilişkinin ödünç alınmış sözcüklerden kaynaklandığını ve temelli olmadığını iddia etmiştir. Son zamanlarda yapılan karşılaştırmalı çalışmalar, bu tezin hatalı olduğunu, Türkçe ve Japonca'nın temel ilişkilerinin bulunduğunu kanıtlamıştır.
Dil örnekleri klasik Eski Türkçe Kültürü (Göktürk 6/7/8yy. ile Orhun yazıtları) ve Türkiye Türkçesi Kültürü
Göktürkçe
Türk Oğuz beğleri, budun, eşidin; üze Kök Tengri basmasar, asra yir telinmeser, Türk budun, ilinin, törünün kim artatı(r)?
Türkiye Türkçesi
Türk Oğuz beyleri, ulus, işitin; üzeride Gök Tanrı basmasa, altta yer delinmese, Türk ulusu, ülkeni, töreni kim atar?
Dil DevrimiTürkiye Cumhuriyeti'nin uluslaşma sürecini tamamlayan Türk Devrimi'nin ya da Atatürk devrimlerinin en önemli basamaklarından ilki Cumhuriyet'in kuruluşundan 4 yıl sonra yapılan harf devrimi, ikincisi de Cumhuriyet'in kuruluşundan 9 yıl sonra yapılan Dil Devrimi'dir.
Dil Devrimi kısaca, Türkçe ile düşünmeyi, Türkçenin bütün, bilim, sanat ve teknik kavramları karşılayacak yolda gelişmesini sağlayan eylemdir.
Dilbilimci Kâmile İmer "Dil Devrimi nedir?" sorusunu şöyle yanıtlıyor:
Dili daha çok yerli öğelerin egemen olduğu bir kültür dili durumuna getirmek amacıyla yapılan ve devletin desteğini kazanmış olan ulus çapındaki dili geliştirme eylemine 'dil devrimi' adı verilmektedir.Her insan düşüncesini sözcükler arasında bağ kurarak oluşturduğu tümcelerle aktarır, bu açıdan bakınca Dil Devrimi aynı zamanda düşüncenin yenileşmesidir.
(Dilde Değişme ve Gelişme Açısından Türk Dil Devrimi, TDK Yayınları, Ankara, 1976, s. 31 ve ötesi)
İmer'in söylediği gibi, "Dil Devrimi'nin gerçekleşmesini sağlayan etkenler, aynı zamanda onun amaçlarını ortaya koymaktadır. Uluslaşma etkeni dili yabancı öğelerden temizleme amacını, öteki de kültür dili durumuna getirmeyi amaçlamaktadır. Bu amaçların olumlu sonuçlar vermesi, ortaya çıkan ürünlerin toplumun malı olmasına bağlıdır. Devletin desteği olmaksızın dilde yapılan devrim, bireysel bir eylem olarak kalır, topluma mal olmaz. Dil Devrimi'nin hazırlık evresindeki çabalar, bunun en güzel örnekleridir. Türk Dil Devrimi'nin hazırlık evresi olarak nitelendirebileceğimiz ve Tanzimat Fermanı ile başlayan dönemdeki dili temizleme isteği toplumu kapsayamamıştır. Ancak Cumhuriyet'ten sonra, 1932 yılında devletin öncülüğünde Türk Dili Tetkik Cemiyeti'nin kuruluşuyla dilde yapılan yenilikler, ulus çapında bir eylem olarak topluma mal olmaya başlamıştır." (Agy, s. 32)
Türkçe yapı bakımından çok zengin bir dil olmakla beraber, dünya üzerinde de hala çok konuşulan bir dildir. Bu zenginlik her ne kadar içinde yabancı sözcükler bulundursa da, bu durum dilde hiçbir bozukluğa yol açmamıştır. Bunun nedeni de, Osmanlı'nın, zamanında barındırdığı azınlıkların olmasıdır. Çünkü bu nedenle dilde çok fazla yabancı "sözcük alış-verişleri" olmuştur. (Yağmur Akyüz)
Türkler dünyada en çok alfabe değiştiren kavimlerdendir.
- Türkçenin bilinen ilk alfabesi Orhun Abideleri'nde yer alan Orhun Alfabesi'dir. Bu alfabe 1. yüzyıldan itibaren Göktürkler tarafından kullanılmıştır.
- Osmanlı Devleti'nde ise Arap alfabesi üzerinde bir takım düzenlemeler yapılarak Osmanlıca dediğimiz yazı çeşiti kullanıldı.
- Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte 29 harfli Yeni Türk Alfabesi ise Latin abecesi üzerinde yapılan düzenlemeler sonucu 1928'de Mustafa Kemal Atatürk tarafından kabul edilmiştir.

Ağızları
Türkiye Türkçesinin genel kabul görülmüş ve yazı diline aktarılmış şivesi, İstanbul ağzından türemiştir. Anadolu'da özellikle Karadeniz Bölgesi, Güneydoğu Bölgesi ve de Ege Bölgesi'nde ağız farklılıkları apaçık gözlenmektedir. Ancak ağızlar, genellikle insanların belli bir eğitim ve kültür seviyesine ulaşması ile yavaş yavaş terk edilmekte ve toplumda çoğunluğun konuştuğu ağız kabul görmektedir.
Dilbilgisi
Türkçeyi (Türkiye Türkçesi) diğer dillerden ayıran dört özellik şunlardır:
- Türkçe sondan eklemeli bir dildir.
- Türkçede ses uyumu vardır.
- Türkçede sözcüklerin cinsiyeti yoktur.
Türkçenin özellikleri
- Türkçe söz varlığının çoğunluğu; öz Türkçe sözcükler, Arapça ve Farsça'dan geçmiş Türkçeleşmiş sözcüklerden oluşmaktadır. Arapça ve Farsçadan gelmiş sözcükler o kadar Türkçeleşmiştir ki Arap veya Fars dilindeki halinden oldukça farklıdır ve kimi sözcüklerin anlamı farklılaşmıştır.
- Türkçede tümce yapısı: Özne, Tümleç, Yüklem şeklindedir.
- Türkçede kısa yoldan anlatım ön plandadır. Örneğin, "sobayı yak" derken "sobanın içindekileri yak" anlamındadır.
- Türkçede zamirler: ben, sen, o, biz, siz, onlar şeklindedir.
Özelliği gereği sona eklemeli bir dil olduğundan Türkçede basit bir kökten çok sayıda sözcük türetmek mümkündür. Bu özelliğin bulunmadığı Hint-Avrupa Dilleri kolundan gelen İngilizce, Almanca ve İspanyolca aşağıda Türkçe ile karşılaştırılmıştır.


Eklerle tümce oluşturma
Diğer yaygın olarak konuşulan dillerle karşılaştırıldığında, daha az sayıda sözcük ve harf ile daha çok bilgi aktarmak olanaklıdır. Diğer pek çok dilde olmayan bir özelliğe göre, bir sözcük köküne ekler ekleyerek, tek sözcüklü tümceler oluşturulabilir.

Büyük ve küçük ünlü uyumu
Türkçede büyük ünlü uyumu ve küçük ünlü uyumu olarak bilinen iki ünlü uyumu vardır. En yaygın ve kapsamlı olan, büyük ünlü uyumudur. Kural dışı kalan çok az sözcükler mevcuttur ki bunların büyük bir kısmını yabancı kökenli sözcükler oluşturmaktadır. Bu kurala göre Türkçede bir sözcüğün ilk hecesinde kalın bir ünlü (a, ı, o, u) varsa, izleyen hecelerde de kalın heceler; ince bir ünlü (e, i, ö, ü) varsa, izleyen hecelerde de ince ünlüler yer alır.
Örnek:
- büyük ünlü uyumu : balta - baltalar ; arı - arılar ; top - toplar ; uçak - uçaklar
- küçük ünlü uyumu : ev - evler ; istek - istekler ; örtü - örtüler ; ünlü - ünlüler
Bir dilin zenginliğinin göstergelerinden biri deyim ve atasözleridir.
Türkçede en çok kullanılan deyimlerden örnekler;
- Kulak misafiri olmak.
- Yangına körükle gitmek.
- Yumurta kapıda.
- Etekleri zil çalmak.
- Damlaya damlaya göl olur.
- Bugünün işini yarına bırakma.
- İşleyen demir ışıldar.
- Gün doğmadan neler doğar.
- Fakirin parmağına bir kaşık bal bulanmış, yemeden duramamış.
- Kedi (Bazı yerlerde kuş) g.... görmüş, yara sanmış.
- Deveye sormuşlar, senin boynun neden eğri diye. Nerem doğru ki demiş.
- Türk çalmış, Türkmen oynamış.
- Ayranı yok içmeye, tahtıravanla (atla) gider s...maya.
- Daha karpuz kesecektik. (yeni deyimleşen bir sözcük öbeğine örnek)
Yabancı Dillerle Etkileşimi
Türkçeye Geçen Yabancı Sözcükler
Her ne kadar Atatürk'ün dil devrimi ile Türkçe, kökeni Arapça ve Farsça olan sözcüklerden arındırılmaya çalışıldıysa da, dil devriminin politik etkenlerle aksamasından ötürü bu iki dilden sözcükler, Fransızca sözcüklerle birlikte Türkçe sözlüğün önemli bir bölümünü oluşturmayı sürdürmektedir.
Sıradaki istatistiksel bilgiler 2005 yılına ait yazı dilinden oluşan bir Türkçe sözlükteki sözcükleri içermekte. Ancak günlük konuşma dilinde yabancı sözcük kullanımının daha yüksek bir oranda olduğu söylenebilir.
Türkçede yer alan sözcüklerin toplam %14,18'i (104.481 sözcüğün 14.816'sı) yabancı dillerden Türkçeye girmiştir:
- Arapça: 6.463
- Fransızca: 4.974
- Farsça: 1.374
- İtalyanca: 632
- İngilizce: 538
- Yunanca: 399
- Latince: 147
- Almanca: 85
- Rusça: 40
- İspanyolca: 36
- Slavca: 24
- Ermenice: 23
- Macarca: 19
- Eski Yunanca: 14
- Moğolca: 13
- İbranice: 9
- Bulgarca: 8
- Japonca: 7
- Portekizce: 4
- Norveççe: 2
- Fince: 2
- Arnavutça: 1
- Korece: 1
- Soğdca: 1
Bu Kelimelerin Basın Dilindeki Yaygınlığı
Tuba Ersöz'ün bir araştırmasına göre, basındaki yabancı kökenli sözcük kullanımı halka göre daha yüksek bir konumda. Basın dili halka bilimsel dilden daha yakın olması gerekirken, Türkiye'deki bu tam tersine işleyen olgu dikkat çekici.
Araştırmaya göre dil devriminden bu yana basın dilinde Türkçe sözcük kullanımı artmış, Farsça ile özellikle Arapça sözcüklerin kullanımı büyük ölçüde düşmüştür. Buna karşın diğer dillerden alınan sözcüklerin kullanımında bir artış olmuştur, ki bu rakamların günümüzde daha da arttığı tahmin edilmektedir.

- Arapçadan: fikir, hediye, resim, insan, saat, asker, vatan, ırk, millet, memleket, devlet, halk, hain, kurban, şehit
- Farsçadan: tahta, pazar, pencere, şehir, hafta, ateş, rüzgâr, ayna, can, dert, hoş, düşman, kahraman, köy
- Yunancadan: liman, kutu, ırgat
- İtalyancadan: avukat, banyo, bavul
- Fransızcadan: lüks, kuzen, pantolon, kuaför, hoparlör, kamyon, sürpriz
- İngilizceden: pikap, tişört
- Almancadan: şalter, şvester, haymatlos
Türkçeden Diğer Dillere Geçen Sözcükler
- Ermenice: 3159
- Yunanca: 2643
- Bulgarca: 369
- Arnavutça: 2422
- Sırp-Hırvatça: 2365
- Arapça: 1801
- Rusça: 1576
- Rumence: 1542
- İngilizce: 1500
- Farsça: 1369
- Macarca: 1142
- Urduca: 228
- Çince: 213
- Fince: 110
Türkçe kökenli sözcüklerden bazı örnekler
- cacık: Yunanca "zaziki"
- çakal [Farsça شغال schaghāl iden]: İngilizce "jackal" ve Fransızca "chacal"
- çorap: [Farsça gorāb iden Arapça جراب dschurāb iden geçmiş]: Rumence Ciorap
- denge (para): Rusça "dengi"
- dilmaç (tercüman, çevirmen): Lehçe "tlumacz", Almanca "Dolmetscher"
- dolma: İngilizce "dolma", Yunanca "dolmalakis"
- duman: Rusça'da "tuman"
- hamam [Arapça حمام hammām iden]: Fransızca "hammam"
- kahve [Arapça قهوة qahve iden]: Fransızca "café"
- kibrit: [Arapça كبريت kibrīt iden]: Rumence "kibrit"
- köşk [Farsça kuşk]: Almanca: "Kiosk"
- ordu: Almanca, İngilizce ve Fransızca "Horde"
- yoğurt: İngilizce "yoghurt", Fransızca "yaourt", Almanca "Joghurt", İspanyolca "yogur"
- zar: (uçurum): Rusça "yar"
- zarlık: (ferman): Rusça "yarlik" (mektup)
Rekortmen Sözcükler
En çok anlamdaşı olan kelime:
- Tuvalet, ayakyolu, memişhane, abdesthane, kenef, hela, yüznumara. (7)
- Badanalayamayacaklardansalar (12)
- Muvaffakiyetsizleştiricileştiriveremeyebileceklerimizdenmişsinizcesineymişm iş (77 harf)
- Alafrangalaştıramayacaklardansalar (13 kez a harfi)
- Gelenekselleştiriveremeyebileceklerdenseler (15 kez e harfi)
- Sıkıntısızlaştırıcılığınızın (11 kez)
- Kişiliksizleştiricileştiriverebileceklerimizdenmişsiniz (15 kez)
- Ey Nihat Adana'da tahin ye (21 harf, anlamlı)
- Ulu eli milatlık anam, az namazlık zaman ara, namaz kıl zaman zaman, akıl talim ile ulu (69 harf, yarı anlamlı).
Türk Dilinin Önemi: Kültür denilince ilk akla gelen şey dildir.
Kültür denilince ilk akla gelen şey dildir. Dil, millet denilen sosyal varlığı birleştirmektedir. Fertler arasında duygu ve düşünce birliği vücuda getirmektedir. Milletler duygu ve düşüncelerini yazıya geçirince daha sağlam bir birlik meydana geliyor. Çünkü yazı sayesinde duygu ve düşünceler hem zaman hem de mekân içinde yayılıyor. Biz Orhun Yazıtları sayesinde bundan bin iki yüz yıl önce Göktürklerin varlığı, meseleleri, duygu ve düşünceleri hakkında bir fikir ediniyoruz. Türklerin yöneticisi durumunda olan şahısların halkı muhatap alıp, halka hitap ettiklerini, yaptıkları işleri halka anlattıklarını görüyoruz. Bu da milletimizdeki demokrasi anlayışının yüzyıllar öncesine kadar uzandığının bir delilidir. Aynı hitap şeklini yıllar sonra 1071'de Malazgirt’te Alpaslan'da, 20. yüzyılda Atatürk'te görebiliyoruz.

Türk edebiyatı en eski çağlardan bugüne kadar, bütün safhaları, devirleri ve sosyal tabakaları ile Türk milletinin hayatını, zevkini, dünya görüşünü, yaratma gücünü gösteren bir duygu, düşünce ve hayal dünyasıdır. Halk edebiyatı halkın yaşayışının, inanç ve değer hükümlerinin bir hazinesidir. Bu edebiyat, beşikten başlayarak insan hayatının bütün safhalarını içine alır. Türk halk edebiyatı aşk, ölüm, hasret, tabiat sevgisi, gurbet, anı, din duygusu, alay, kahramanlık, ahlak gibi bütün duyguları işler. Bunların hepsi de kültürümüze ait unsurlardır ve edebiyat vasıtasıyla taşınmaktadır. Edebiyatın temel malzemesi ise dildir.
Bir şair duygu ve düşüncelerini kendi milletinin fertlerine ancak dili ile ulaştırabilir. Bir yazar, bir bilim adamı, bir devlet adamı, bir filozof görüşlerini topluma dil yolu ile yayabilir. Milletimizin dünya görüşü Yunus Emre’nin ilahilerinde, Türk halkının bayrakta sembolleşen vatan sevgisi Mehmet Akif'in İstiklal Marşı’nda, millî mücadele ruhu Mehmet Emin Yurdakul’un şiirlerinde ve bu dönemin romanlarında, İstanbul’un güzellikleri, İstanbul halkının gelenek ve görenekleri Yahya Kemal’in eserlerinde, Hüseyin Rahmi ve Ahmet Hamdi Tanpınar'ın romanlarında, Anadolu insanının yaşayışı ve değer ölçüleri Yakup Kadri'nin eserlerinde ebedîleşmiştir. Türk milletinin gelenekleri, folkloru, yüzlerce yıllık hayat tecrübelerinin sonuçları veçiz ifadesini atasözlerinde bulmuştur. Destanlar toplum hayatını derinden etkilemiş şahıs ve olayların efsaneleşerek günümüze kadar uzanmış canlı tablolarıdır. Deyimler Türk mantığının, dil felsefesinin sembolleridir.
Kutadgu Bilig ile Divanü Lügat-it Türk kültür hazinelerimizin en eski olanlarından sadece ikisidir. Bu satırlara sığmayacak nice eserlerimiz mevcuttur. Bunlardan kültürümüzle ilgili pek çok unsuru öğrenebiliyoruz. Kutadgu Bilig ve Divanü Lügat-it Türk'te Türk millî bünyesinin ortaya konulduğunu görüyoruz. Divanü Lügat-it Türk'te bu millî bünyenin dış yapısı üzerinde durulmuştur. Kutadgu Bilig'de ise bu bünyenin iç kısmıyla ilgili esaslar yer almaktadır. Bu eserlerden Türklerin yaşama şekilleri, dünya görüşü, gelenek ve görenekleri vb. öğreniyoruz. Bütün bu bilgiler bize dil vasıtasıyla intikal etmiştir.
TÜRKÇENİN YABANCI DİLLERDEKİ ON BİNLERCE KELİMESİ
Dil meselesi tartışılırken bir gerçek her zaman göz ardı edilmiştir. Bu, Türkçenin başka dillerde olan on binlerce kelimesinin hiç akla dahi getirilmemesidir. Moğolca, Urduca gibi artık epey uzakta kalmış diller ile Farsça, Ermenice, Gürcüce gibi Önasya dilleri, Yunanca, Bulgarca, Makedonca, Arnavutça, Romence, Sırpça-Hırvatça, Macarca ve hatta Rusça gibi Balkan, Orta ve Kuzey Avrupa dillerinde on binlerce Türkçe kelime vardır. Türkçe sadece sözlükleri etkilemekle kalmamış, bütün Balkan dillerinin morfoloji ve sentaksını da etkilemiştir.
Sırp-Hırvatçadaki Türkçe kelimeler
Abdullah Skaljiç, Sırp-Hırvat Dilinde Türkçe Kelimeler (Turcizmu u srpskohrvatskom jeziku) isimli birinci baskısı 1957, ikinci baskısı 1962’de Saraybosnada yapılan eserinde, Türkçeden Sırp-Hırvat diline 8.742 kelimenin geçtiğini tesbit etmiştir Tabii ki Sırp-Hırvatçadaki Türkçe kelimelerin sayısı bu kadar değildir. Nitekim kitabın ilk baskısında 6.500 kelime yer almıştı (Milan Adamovic, “Tanıtma”, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten, Ankara 1969, 289. s. vd.) .
Macarcadaki Türkçe kelimeler
Alimler Macarcaya geçen Türkçe kelimeleri üç tabaka halinde incelerler. Birincisi Hun-Hazar-Bulgar tabakası, ikincisi Peçenek-Uz-Kuman-Kıpçak tabakası, üçüncüsü ise Osmanlı tabakasıdır. Osmanlı tabakasını inceleyen Macar alimi Suzanne [Zsuzsa] Kakuk, 16 ve 17. asırlarda Osmanlı dili tarihi araştırmaları, Macar dilinde Osmanlı unsurları (Budapeşte, 1973 Recherches sur l’histoire de la langue Osmanlie des XVI et XVII siecles, les eléments Osmanlis de la langue Hongroise) isimli eserinde, 16-17. asırlarda Osmanlılar vasıtasıyla Macarcaya 1.382 cins isminin, 402 şahıs adı ve lakabın, 224 yer isminin, toplam 2.008 kelimenin nakledildiğini ortaya koymuştur (Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten 1973-74, 356 s.) . Kakuk, daha sonraki bir yazısında bunu 1.500’e çıkarmıştır (Zsuzsa Kakuk, “Macar dilinde Osmanlı-Türk unsurları”, Bilimsel Bildiriler 1972, TDK y., Ankara 1975, 209. s. vd.) . (Bayan Kakuk, 1960’da Çindeki Salar Türklerini ziyaret ederek metinler derlemiştir. Bu metinler Textes Salars, Acta Orientala, c. xııı, fas. 1-2, Budapest 1961’de yayımlanmıştır) . Kakuk, 13 ağustos 1925’te Macaristanın Heves şehrinin Nagytalya köyünde doğmuştur. Türkçenin tesiri sadece kelime vermekle kalmamış, bazı şairler Türkçe şiir bile söylemişlerdir. Mesela ilk büyük Macar şairi sayılan Balint Balassa 1552-56 arasında bir çok Türkçe şiiri Macarcaya çevirmiş, kendisi de Türkçe şiir yazmıştır. Macar kelimesi Manysi ve Türkçe eri (Manysi+eri) kelimelerinden meydana gelir ki, yarı yarıya Türkçedir (Laszlo Rasonyi, Tarihte Türklük, TKAE y., Ankara 1971, 119. s.) . Macarlara sadece kendileri ve biz Türkler Macar deriz. Öbür milletlerin verdiği Hungarya adı da tamamiyle Türkçedir. Hungarya (Hungaria) çoklarının sandığı gibi Hun kelimesinden değil, Türkçe Onoğur kelimesinden gelir. Baştaki h türeme bir sestir. Kelime Hundan gelse sonraki gar unsurunu açıklamak mümkün olmazdı) . Macarlar Onoğur Bulgarlarıyla yakın münasebette bulundukları için Bizanslılar ve diğer halklar onları bu kelimeyle isimlendirip yaşadıkları ülkeye de Türkiye demişlerdir (Onoğur kelimesi Osmanlılarca az da olsa Engürüs veya Üngürüs şeklinde kullanılmıştır) . Hatırlanacağı üzere Macaristan haricinde tarihte Türkiye ismini alan veya Türkiye ismi verilen bir çok ülke ve bölge vardır: Göktürk, Hazar, Anadolu Selçuklu, Mısır (Memlük devrinde) ve Türkistan coğrafyaları tarihte Türkiye olarak anılmıştır. Lakin devlet adı olarak Göktürkler, Mısır Memlükleri ve Türkiye Cumhuriyetinden başka Türkiye isimli Türk devleti yoktur. Yalnız Orta Asya coğrafyası son bin yıldır Türkistan adıyla tanınmaktadır. Macar alimleri Türklük bilimi sahasında en çok çalışan alimlerdir. Zaten Türk bilimi sahasında Hıristiyan milletlerden iyi niyetle çalışan sadece Macar bilginleridir. Bunlara Bosna Hersekli ve Güneydoğu Asyalıları da ilave edebiliriz (Pakistan, Malezya vs) . Türklükle ilgilenen diğer bilim adamlarının bilim sıfatı sadece mesleklerinde olup esas amaçları Türk kültür ve medeniyetini başka köklere, bilhassa Çin, Hint, İran, Moğol, Arap ve sair kaynakla bağlamaktır.
Romencedeki Türkçe kelimeler
Aslen bir Gökoğuz Türkü olan Mihail Guboğlu bir makalesinde, Romen diline geçen Türkçe kelimeler üzerine çalışan Romen ve yabancı bilim adamlarının eserleri hakkında geniş bilgi vermiş, Romen dilinde mevcut 3.000 Türkçe kelimenin daha iyi araştırılması gerektiğini belirtmiştir (M. Guboğlu, “Rumanya Türkolojisi ve Rumen dilinde Türk sözleri hakkında bazı araştırmalar”, 11. Türk Dil Kurultayında Okunan Bilimsel Bildirilir 1966, Ankara 1968, 271. s.) . Kerim Altay isimli Türk asıllı Romanyalı bir bilim adamı da, 1925-87 arasında çıkan 4 Romence sözlükte yaptığı araştırmada 1.700 Türkçe kelime saymış, daha dikkatli bir araştırmayla bunun 2.000’i aşacağını söylemiştir (Kerim Altay, Türkçeden Romenceye giren sözler-Romencedeki Türkçe kelimeler”, Erciyes, Nisan 1996, 220. sayı, 1. s.) .
Bulgarcadaki Türkçe kelimeler
Türker Acaroğlu, Bulgaristanda Osmanlı Türklerinden kalma 5.000 Türkçe yer adının olduğunu yazmaktadır (M. Türker Acaroğlu, Bulgaristanda Türkçe Yer Adları Kılavuzu, Ankara 1988, 42, 75 ve 383. s.) . Bulgarcadan Türkçeye giren sözler ise yalnızca bir kaç tanedir ki bunların en çok kullanılanı çete kelimesidir. Bu da Bulgarların çetecilikte nam salmasından ileri gelmiştir. Ayrıca gocuk, kuluçka, kosa (uzun saplı bir tırpan) , ıştır (yaban pazısı) gibi bir iki söz daha vardır. Son ikisi ağızlarda kullanılır (Hasan Eren, “Bulgarlar ve Türk dili”, Bulgaristanda Türk Varlığı, TTK, Ankara 1985, 9. s.) . Yaşar Yücel, Bulgar Bilimler Akademisi Bulgar Dili Enstitüsünce yayımlanan Bulgar Dilindeki Yabancı Kelimeler Sözlüğü (1982) ile Bulgarca Sözlüğün 3. baskısını tarayarak Bulgarcada 2.557 Türkçe kelimenin olduğunu tespitlemiştir. -ci, -li, -lik gibi Türkçe ekler de Bulgarcaya geçen lisan unsurları arasındadır (Yaşar Yücel, “Bulgarcaya Türkçeden ve Türklerden geçen sözcükler”, Belleten, ağustos 1991, 213. sayı, 529-562. s.) . Tabii ki bu, eksik bir çalışmadır. Hakikatte başta Bulgar ve Balkan kelimeleri olmak üzere Bulgarların dilinde aslında on binden fazla Türkçe kelime vardır. Durum Makedonca için de aynıdır. Melih Cevdet Anday seyahatlerini anlattığı bir eserinde şöyle bir fıkra nakletmektedir: “Bir Bulgar bir Yugoslava sormuş: ‘-Sizin dilinizde çok Türkçe sözcük var mı? ’ Yugoslav Türkçe olarak: ‘-Yok be kardeşim’ demiş. Bu soru bir Macara sorulsa ‘şok van’ karşılığı alınırdı ki, ‘çok var’ demektir.” (Melih Cevdet Anday, Sovyet Rusya, Azerbaycan, Özbekistan, Bulgaristan, Macaristan, Gerçek y., İstanbul 1965, 143. s.) . Bu misalin bir benzerini Süreyya Yusuf da nakletmektedir (Süreyya Yusuf, “İvo Andriç’te Türkçe sözcükler”, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten 1969, 287. s.) .
Rusçadaki Türkçe kelimeler
Nikolay Aleksandroviç Baskakov Türk Kökenli Rus Soyadları (1979) isimli çalışmasında 300 Türkçe kökenli Rus soyadını etraflıca incelemiştir. Baskakovun eseri Türkçeye tercüme edilmiştir (N.A. Baskakov, çev. Samir Kâzımoğlu, Türk Kökenli Rus Soyadları, Ankara 1997, 234 s.) . Tatar alimi A.H. Halikov da Rus Tanınan 500 Bulgar-Tatar-Türk Asıllı Sülale isimli eserinde bugün Rusçada kullanılan 500 soy adını tesbit ederek bir kitap halinde yayımlamıştır (A. H. Halikov, çev. Mustafa Öner, Rus Tanınan 500 Bulgar-Tatar-Türk Asıllı Sülale, TDAV y., İstanbul 1995) . Bunların hepsi aslen Türk-Tatar asıllı olup içlerinden alimler, yazarlar, diplomatlar, bilim ve devlet adamları çıkmıştır. Mesela Yeltsin (Türkçe elçi kelimesinden gelir) bunlardan biridir. Zaten “Rusu kazısan altından Tatar (Türk) çıkar” sözü herkesçe bilinen bir sözdür. Tabii bunlar özel isimlerdir. Rusçada Türkçeden alınma sözlerin bir listesi henüz yapılmamıştır. Bu yapıldığında Rusçada 10 bin civarında Türkçe kelimenin bulunduğu katiyetle açığa çıkacaktır. Kerim Altay, Rusçadaki Türkçe sözlerin sayısının da şimdilik 2.000 olarak tesbit edildiğini bildirmiştir. Farsçadaki Türkçe sözler Farsça yabancı kelimelerin çok olduğu bir dildir ve bu dilde binlerce Türkçe kelime vardır. 1942’de Fuad Köprülü yazdığı bir makalede
Farsçadaki Türkçe kelimelere
dikkati çekmiş, 280 Türkçe kelime tesbit etmiştir (Fuad Köprülü, “Yeni Fariside Türkçe unsurlar”, Türkiyat mecmuası, 1942-45, 7-8, sayı, 1-6.) . Alman alimi Gerhard Doerfer, Farsçanın yüzde seksenini Arapça kelimelerin oluşturduğunu, lakin bu yüzden Farsçanın bir Sami dili sayılamayacağını söyler. F. K. Timurtaş da Farsçadaki Arapça kelimelerin Farsçadan fazla olduğunu kaydeder (F. K. Timurtaş, Osmanlıca Grameri, İstanbul 1964, 248. s.) . Doerfer, Yeni Farsçada Türkçe ve Moğolca Unsurlar (Turkische und Mongolische elemente im Neupersischen, Wiesbaden, 1963, 1965, 1967, 1975) isimli 4 ciltlik eserinde bunlardan binlercesini tesbit etmiştir. Doerfer’in kitabının 1. cildi Moğolca kelimelere ayrılmıştır. Burada Farsçaya giren 409 Moğolca söz yer almaktadır. 2, 3 ve 4. ciltler ise Farsçadaki Türkçe kelimelere ayrılmıştır. Burada da 2.000’e yakın Türkçe kelimeye yer verilmiştir. Ne yazık ki 4 ciltlik bu eser halen Türkçeye tercüme edilmeyi beklemektedir.
Arapçadaki Türkçe sözler
Türkçe en çok etkilendiği dil olan Arapçaya da binlerce kelime vermiştir. Cezayirli bir bilim adamı olan Mohammed ben Cheneb, 1922’de yaptığı “Cezayir konuşma dilinde muhafaza edilen Türkçe ve Türkçe aracılığı ile gelen Farsça kelimeler” adlı araştırmasında (Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten 1966, 157-213. s.) isimli çalışmasında Cezayir Arapçasında 634 Türkçe kelime tesbit etmiştir. Bu kelimelerin 72’si askerî, 31’i denizcilik, 39’u besin maddelerine ait kelimeler, 59’u alet ve kap kacak kelimeleri, 55‘i giyecek, 65’i sanatlarla alakalı, 313’ü ise çeşitli sahalara ait kelimelerdir. Cheneb, Türkçe özel adları çalışmasına dahil etmemiştir. Ahmet Ateş, Cheneb’den müstakil olarak yaptığı bir araştırmada Arap edebî dilinde 539 Türkçe kelime tesbit etmiştir. Ateş Türkçe örnek kelimesinin dahi urnîk şeklinde ve “örnek, model, şekil” manasında Arapçaya geçtiğini de (çoğulu arânîk) kaydetmiştir (Ahmet Ateş, “Arapça yazı dilinde Türkçe kelimeler üzerine bir deneme”, Türk Kültürü Araştırmaları, 1965, 2. yıl, 1-2. sayı, 5-25. s.) . Hüseyin Ali Mahfuz, Bağdad Arapçasındaki 500 Türkçe kelimenin listesini yayımlamıştır (Ahmet Ateş, “Arapça yazı dilinde Türkçe kelimeler, 10. yüzyıla kadar”, Reşit Rahmeti Arat İçin, Ankara 1966, 26. s.) . Erich Prokosch adında bir Alman alimi de Sudan Arapçasına 259 Türkçe kelimenin geçtiğini tesbit etmiştir. Bunların içinde ağa, balta, baklava, basma, bastırma, başıbozuk, binbaşı, birinci, bohça, boru, bölük, burma, burgu, damga, demir, doğru, dolap, dondurma, cebehana, çizme, gümrük, hekimbaşı, kanca, karakol, kavun, kavurma, kazan, kılavuz, kışlak, orta, sancak, şiş, tabur, temelli, topçu, yüzbaşı gibi kelimelerle –cı eki de vardır (Erich Prokosch, Osmanisches Wortgut in Sudan-Arabischen [Sudan Arapçasında Osmanlı Kelimeleri], Klaus Schwarz verlag, Berlin 1983, 75 s.) . Son zamanlarda bu mevzuda çalışan Bedrettin Aytaç, Arap
Lehçelerindeki Türkçe Kelimeler
(İstanbul 1994) isimli eserinde Arapçaya şimdilik 941 kelimenin geçtiğini meydana koymuştur (Bedrettin Aytaç, Arap Lehçelerinde Türkçe Kelimeler, TDAV y., İstanbul 1994, 159 s.) . Aytacın çalışmasında Arapçaya geçen kelimelerin 179’unun meslek ismi, 75’inin yiyecek içecek ismi, 97’sinin çeşitli sıfatlar, 45’inin askerlikle ilgili kelimeler, 24’ünün özel isim, lakap ve unvan, 40’ının mekân ismi, 89’unun araç gereç ismi, 15’inin fiil, 52’sinin giyim kuşam ve dokumacılıkla ilgili isimler, 8’inin akrabalıkla, 6’sının madenlerle, 7’sinin hayvanlarla ilgili olduğu görülmektedir. (Toplamı 657’dir) . Geri kalan 284’ü sair isimlerdir. Bunların içinde çavuş (çaviş veya şaviş şeklinde) , topçu gibi çok kullanılan kelimelerle beraber, çapçak (kulplu ve madeni bir kap, eski Türkçede çamçak) ile sagu (ağıt) , sagucu (ağıtçı) gibi günümüz lisanında kullanılmayan eski Türkçe kelimeler bile vardır.
Arnavutçadaki Türkçe kelimeler
Arnavutçadaki Türkçe kelimelerin sayısı 5 ila 10.000 bin arasındadır. Bu mevzuda da yapılmış bir çalışma yoktur.
Yunancadaki Türkçe kelimeler
Yunancada 5.000 ila 7.000 civarında Türkçe kelimenin olduğu tahmin edilmektedir. Yunanlılarda Türk kompleksi olduğu için Yunan ilim adamları her hangi bir çalışma yürütmemişlerdir.
Ermenicedeki Türkçe kelimeler
Ermenilerin henüz Türk kompleksine sahip olmadıkları bir zamanda 1902’de H. Açaryan isimli bir Ermeni, Türkçeden Ermeniceye 4.200 (dört bin iki yüz) kelimenin geçtiğini tesbit etmiştir (Hasan Eren, “Türkçedeki Ermenice alıntılar üzerine”, Türk Dili, ağustos 1995, 524. sayı, 862. s) . Hatta bu tesir o derecededir ki, Türkçenin etkisiyle Ermeni dili yapı ve sentaksını (söz dizimini) dahi değiştirmiştir (Bahtiyar Vahabzade, haz. Yusuf Gedikli, Ömürden Sayfalar, Ötüken n., İstanbul 2000, 196-197. s.) . Robert Dankoff, yukarıdaki rakama ilave olarak Ermeni diyeleklerinde 150 Türkçe sözün varlığını tesbit etmiştir. Halbuki Türk yazı dilindeki Ermenice kelimeler, sadece 5-10 tanedir (Hasan Eren, “Türkçedeki Ermenice alıntılar üzerine”, 903-904. s.) . Ancak bu bir asır evvel yapılmış eksik bir çalışmadır. Ermenicedeki Türkçe kelimelerin sayısı 10 binden az değildir. Sadece şu kadarını belirtelim ki Türk kamu oyunda çok yaygın olan örnek kelimesinin Ermenice olduğu inanışı yanlıştır. Örnek batı Türklerinden doğudaki Altaylılara, Doğu Türkistanlılardan Tatarlara kadar bütün Türk lehçelerinde mevcuttur (Örnek hakkındaki yazımız için Türk Dilinin eylül 2003 tarihli sayısına bakılabilir)
20170811
"Anadil yurt dışındaki varlığımızı korumamız için çok önemli."
YTB Başkanı Köse, "Anadil yurt dışındaki varlığımızı korumamız için çok önemli." dedi.
Kaynak: AA
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
En Çok Okunanlardan...
-
Bu yazımızda Milli Edebiyat Dönemi'nin en önemli şairlerinden biri olan Mehmet Emin Yurdakul'un "Cenge Giderken" şii...
-
Ülkemiz yer şekilleri bakımından oldukça farklı özelliklere sahiptir. Yer şekillerindeki farklılık iklimlerin bölgelere göre değişiklik...
-
Amerika’da benzin istasyonunda durdum. Sonra arabama dönerken, bir kamyonet yanımda durdu.. Bir vatandaş arabadan çıktı ve gerçekten inanmad...
-
John Dewey’in Türk Maarifi Hakkında Raporu ve Türk Eğitim Sistemi Akın EFENDİOĞLU Çukurova Üniversitesi Hasan Güner BERKANT Kahramanma...
-
Kurtuluş Savaşı Cepheleri Kurtuluş Savaşı Cepheleri, Kurtuluş Savaşı boyunca üç cephede savaş yapılmıştır. Doğu, Batı ve Güney de savaş y...
-
'HERAKLES LAHİDİ' ARTIK ANTALYA MÜZESİNDE SERGİLENİYOR Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş: “Kültür ve Turizm Bakanlığı olar...
-
* Kün-Ay tamgası ile Türklerle ilgili Göbeklitepe'de T şeklindeki dikilitaşlarda görünen Kün-Ay tamgası, Türk kavimlerinin bayrakla...
-
Kendilerini "trakya'nın yerlileri" olarak kabul eden, 1300'lü yıllardaki ilk osmanlı fetihleriyle birlikte trakya'ya ...








