Blog Listem

İngilizler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İngilizler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20260503

📖🗣️Atatürk İngilizleri anlatıyor....

 

ATATÜRK İNGİLİZLERİ ANLATIYOR!!!

1- Düşmanımız, dinimizin ve bağımsızlığımızın haini İngiltere olmuştur. İngilizler, Müslüman ve özellikle Türk olunca, insan hayatına zerre kadar değer vermezler. Bu bakımdan, Türkiye hakkındaki suikastın bin türlü eserini göstermekten zevk duyarlar. Her zaman bizi imhaya çalışan ve İslam âlemini esir etmek isteyen İngilizlerin tahakkümleri, zulümleri asla unutulmamalıdır.

2- Millî Mücadele’de bizim takip ettiğimiz asıl maksat, ülkemizi parçalanmaktan kurtarmak, devlet ve milletimizin bağımsızlığını elde etmekti. Bu maksadın elde edilmesini engelleyebilecek düşmanlarımız, İngilizlerdi. İngilizlerle çıkarlarını birleştirmeye çalışan Fransızlar da sayılabilir. Düşmanlarla uğraşmak için sonuna kadar ve her türlü vasıtaya başvurarak çalışmaya azmetmiştik.

3- İngilizler hile ve şiddet yoluyla İslam dünyasına, Türklere boyun eğdirmeye çalışmıştır. Müslümanlar gözünde tecelli eden apaçık hakikatlerden biri de İngiltere devletinin amansız bir ortak düşmanımız olduğu gerçeğidir. İngilizler, Hindistan’a istila ve fesat elini ulaştırdıkları uğursuz günden beri, bütün Asya âlemini kendi bencilce emellerine ve amaçlarına boyun eğdirmeye ve sonsuz zulümleriyle, özellikle İslam milletlerini ezmeye çalışmışlardır. Bunu duruma göre bazen hile ve desiseler imali ile, bazen zorla ve şiddet kullanarak yapmışlardır. Sonraki yıllarda da Müslümanlar arasındaki uyanış eserleri ve dayanışma eğilimlerinden pek çok kaygılanarak darbelerini şiddetlendirdiler. Yüzyıllardan beri iman ehlinin hizmetindeki kılıç olan Osmanlı Türklerinin millî ve siyasî varlığını imhaya kalkıştılar. -Milletimizi parçalamaya ve vatanımızı Ermeni ayakları altında çiğnetmeye yönelik entrikalar çevirdiler.

4- Mahvımızı emel edinmiş olan İngiltere'nin bütün İslam âlemini kapsayan genel bir esaret kurma hususundaki haince girişimlerine karşı çıkıp direnebilecek biricik İslam hükümeti Türkiye devletiydi. Bu sebepledir ki, bütün Batı emperyalizminin ve kapitalizminin en müthiş saldırıları Anadolu üzerine yöneltilmiş bulunuyordu. - İngilizlerin düzenlediği planın esas hatları önce milleti iç nifaka düşürmekti. Gerçekten, iç nifak vasıtasıyla milletin bütünüyle yıkılması ve ülkenin bir iki ay içinde tutsaklığa düşmesini ümit ediyorlardı.

5– Çirkin Batı siyaseti, özellikle şeytani İngiliz siyaseti; yıllar ve yıllar, bugün de, İslam’la, İslam dünyası ile benim aramı açmak için hep şunu tekrarlamış ve tekrarlatıp durmuştur: Atatürk sizi bin yıllık dininizden uzaklaştırıp Batı’nın uydusu, Hıristiyanlığın uydusu yaptı. Onun neyine güvenip de arkasından gideceksiniz? Böyle birini hangi akılla örnek alacaksınız?

6- Haksızlığa karşı her zaman duyarlılık gösterin, milletçe ve şiddetle. Düşman karşısında asla boynu eğik durmayın, yaptığına misliyle karşılık verin. Ben hep böyle yaptım. 22 Ocak 1920’de 15. Kolordu Kumandanlığı’na verdiğim şu emir bunun bir örneğidir: “İngilizler İstanbul’da tecavüzü artırarak nazır ve mebuslardan bazı kişileri ve özellikle Rauf Bey’i tutuklarsa, karşılık olarak Anadolu’da bulunan İngiliz subayları tutuklanacaktır. Erzurum’da bulunan Rawlinson’u kaçırmamak için şimdiden önlemler alınmasını rica ederim.”

7- 31 Temmuz 1920… Afyonkarahisar Kolordu Dairesi… Subaylarımıza hitap ediyorum: Subaylar!... İngilizler ve yardımcıları milletimizin bağımsızlığını imhaya karar vermiştir. Milletler bağımsızlıklarını hiç kimsenin lütuf ve bağışına borçlu değildir. Hiç kimse kimseye, hiçbir millet diğer millete hürriyet ve bağımsızlık vermez. Milletlerde doğal olarak ve yaratılıştan mevcut olan bu hak, milletlerce kuvvetle, mücadele ile saklı bulundurulur. Kuvveti olmayan, dolayısıyla mücadele edemeyen bir millet, mahkûm ve tutsak durumundadır. Böyle bir milletin bağımsızlığı gasp edilir.

8- Dünyada hayat için, insanca yaşamak için bağımsızlık lâzımdır. Bağımsız olmak için kuvvet sahibi olmak ve bunun için varlığını ispat etmek gerekir. Kuvvet ordudur. Ordunun hayat ve mutluluk kaynağı; bağımsızlığı takdir eden milletin, kuvvetin gerekliliğine olan vicdanî imanıdır.

9- İngilizler, milletimizi bağımsızlıktan mahrum etmek için, pek doğal olarak önce onu ordudan mahrum etmek çarelerine giriştiler. Mütareke koşullarının uygulanması ile silâhlarımızı, cephanelerimizi, bütün savunma araçlarımızı elimizden almaya çalıştılar. Sonra, kumandanlarımıza ve subaylarımıza saldırmaya, taarruza başladılar. Askerlik onurunu yok etmeye gayret ettiler. Ordumuzu tamamen lağvederek, milleti, bağımsızlığını muhafaza için muhtaç olduğu dayanak noktasından yoksun bırakmaya teşebbüs ettiler. Bir taraftan da savunmasız, ordusuz bıraktıklarını zannettikleri milletin de onuruna, her türlü haklarına ve mukaddesatına taarruzla milleti alçaklığa, boyun eğmeye alıştırmak planını takip ettiler ve ediyorlar. Herhalde ordu, düşmanlarımızın birinci taarruz hedefi oldu. Orduyu imha etmek için mutlaka subayları mahvetmek, aşağılamak lâzımdır. Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta engel ve zorluk kalmaz. Bu hakikat karşısında ve içinde bulunduğumuz duruma göre subaylarımıza düşen görevin mahiyeti, önemi ve değeri kendiliğinden meydana çıkar.

10- Milletimiz, hür ve bağımsız yaşamak gereğine tam bir iman ile kani olmuş ve buna katî azimle karar vermiştir. Zaman zaman şurada burada üzüntü verici karaktersizliklerin görülmüş olması hiçbir zaman milletimizin genel kanaatine, hakiki imanına sekte vurmamıştır ve vuramayacaktır. Dolayısıyla kuvvetin, ordunun vücudu için lâzım olduğunu söylediğim kaynak mevcuttur, o kaynak milletin vicdanî imanıdır. Ordu ise, arkadaşlar, ancak subaylar sayesinde vücut bulur. Bilinen bir askeri gerçek, felsefi gerçektir: “ordunun ruhu subaylardadır”. O halde ancak subaylarımızdır ki düşmanlarımız tarafından yıkılmak istenilen ordumuzu onaracak ve canlandıracak, ordu ve milletimizin bağımsızlığını muhafaza edecektir.

11- Millet, bağımsızlığının muhafazasından ibaret olan hayati gayesinin gerçekleşmesini ordudan, ordunun ruhunu oluşturan subaylardan bekler, işte subayların yüce görevi budur. Allah göstermesin, milletin bağımsızlığı ihlâl edilirse bunun vebali subaylara ait olacaktır. Subaylar izah ettiğim yüce, kutsal ve bütün açılardan üzerlerine düşen görev itibariyle, bütün varlıklarıyla ve bütün dikkat ve sezgileriyle, giriştiğimiz kutsal bağımsızlık mücadelesinde birinci derecede faal ve fedakâr olmak zorundadırlar.

12- Kişisel ve özel hayatları itibariyle de subaylar, fedakârlar sınıflarının en önünde bulunmak zorundadırlar. Çünkü düşmanlarımız herkesten önce onları öldürürler. Onları aşağılar ve hor görürler. Hayatında bir an olsa bile subaylık yapmış, subaylık onurunu, şerefini duymuş, ölümü küçümsemiş bir insan; hayatta iken düşmanın tasarladığı ve reva gördüğü bu muamelelere katlanamaz. Onun yaşamak için bir çaresi vardır: Şerefini korumak! Halbuki düşmanlarımızın da kastettiği o şerefi ayaklar altına almaktır. Dolayısıyla subay için “ya istiklâl, ya ölüm” vardır. Fakat arkadaşlar ölmeyeceğiz, bağımsızlığımızı muhafaza ederek yaşayacağız ve milletimizi daima bağımsız görmekle bahtiyar olacağız!

Alıntı: https://www.facebook.com/467313873385628/photos/a.473398716110477.1073741828.467313873385628/821927497924262/?type=1

20260129

🎞️🗣️🎙️ 🇬🇧İngiltere’den 🇹🇷Türkiye’ye gelen bir kadın 🇹🇷Türkiye'nin ne kadar güvenli olduğunu anlatt

İngiltere’den Türkiye’ye gelen bir kadın Türkiye'nin ne kadar güvenli olduğunu anlattı:

"Birleşik Krallık'ta nerede gece boyunca dükkanınızı kapatıp ürünleri dışarıda bırakabilirsiniz?"

"Kimse çalıyor mu? Hayır."

"Türkiye, İngiltere’den daha güvenli."




 

20260121

📖 19.yy boyunca İngiliz nehir-deniz istediği gibi at oynatır


1807➡️ 7 parça Donanma Sarayburnu önlerinde    


1835  ➡️ Cafer Kalesi önlerinden geçen İng. gemisi



1895 ➡️#7Düvel 43 parça Donanması Boğaz'da






20251225

📚📖 Kitap: 'Türk Savun Kendini' - Dr. Hans Barth

''Osmanlı Devletinde Saray'a ve yönetime hakim, ekonomiye hakim, Boğazın iki yakasındaki, Marmara Denizi'nin çevresindeki köşklerde, yalılarda yaşayan, Türkleri İstanbul'a ve ticaretine sokmayan, Bankerleri ve banka sahipleri olan imtiyazlı Ermeni azınlık nasıl isyan ettirilip cinayet şebekesine dönüştürüldü öğrenelim.

Katalolik Cizvit Papazlarıyla Anglo Amerikan sermayesi desteğiyle 1821'lerde başlayan kışkırtmalar, somut olarak 1870 yıllarında John Bull tarafından bir misyoner ordusu Anadolu'ya gönderildi

Her tarafta görünüşte Ermeniler arasında dini propogandaya fakat gerçekte ruhların siyasi yönden zehirlenmesi için faaliyet gösteren kuruluşlar olarak hizmet eden kiliseler ve Protestan okulları inşa ettirdi... Bu sözde kurtuluş eserine ruhları yakalamakta eksik olmayan Amerika'da, hararetli bir biçimde katıldı. 

"Berlines Tagesblatt" gazetesi'nin İstanbul'daki muhabiri bu dinamit okullarının böylece ortaya çıkışını belirgin biçimde şöyle karakterize ediyor:

İngiliz ve Anglo-Amerikan misyonerleri uzun yıllardan beri Anadolu'da okullar kurmuşlar ve bunları deniz aşırı ülkelerin ruhban sınıfının zengin imkanlarıyla donatmışlardır. Tabi bu imkanları sağlayanlar Allah ve hayır adına, nasıl elde edildiği belli olmayan zenginliklerinden bir kısmını seve seve feda etmektedirler...
İngiliz Bible House, Yahudi misyoner, işlerini hiç bir zaman tayfaların girmediği çok sayıda Sailors Homes ibadethaneriyle, İskoçya kilisesi ve bütün bunlar hoşnutsuzluğun kuluçka merkezleri olmaktan başka bir şey değildir. Hepsi de, isimleriyle bağdaşmayan gayeler peşindedirler... Erzurum, Van ve Bitlis, Trabzon, Amasya ve Samsun, Sivas, Harput, Diyarbakırdaki Ermeni çocuklar belki Amerikalıya uygun (yankee) fakat Ermenilerin oturduğu Anadolu'nun yüksek yaylalarının saf çocuklarını hiç de uygun olmayan, uygun düşmeyen bir eğitimden geçirmektedirler... Ermeni çocuk kendisine Anglo-Amerikan öğretmenler tarafından aktarılan düşünceleri hazmedemez, kendisini çevreleyen kendisinin tanıdığı ve sevdigi her şey öğretmenlerinin sözleriyle taban tabana zıt olduğundan kafaları karma karışık olur... Böyle bir okuldan çıkan Ermeni genci ülkesinde artık daha fazla yaşayamaz, her şey karanlık ve çevresinden daha kötü görür, etrafının daraldığını uşaklaştırıldığını, ezildiğini hisseder.

Ülkesi onun için iğrenç bir hal alır... Hiç bir İngilizin, Amerikalının Anadolu'da yaşamadığı illerde açılan konsolosluklar ve kollejler marifetiyle Ermeni gençleri, Hınçak partisi adıyla eğitilip, militanlaştırıp, denizden denize büyük Ermenistan hayaliyle kandırdılar... 

Osmanlı da bu olan biteni öküzün trene baktığı gibi izliyordu çünkü Padişahların has danışmanları da Ermeniydi...

Osmanlı'da büyükelçilik yapan Alman Dr. Hans Barth, yazdığı bu kitapla 2.Abdülhamid'i uyarıyor; Vatikan, İngilizler ve Anglo Amerikan sermayesi Hınçaklar üzerinden Ermeni isyanı tezgahlıyorlar, tedbir al, sahtekâr Ermenilere güvenme, dürüst Türkleri yanına al diyor ama Ermeni dostu 2.Abdülhamid umursamıyor... Sonra da Hans Barth'ın dediği çıkıyor!,

Ermeniler Doğu Anadolu'da 500 bin Müslümanı, Türk'ü katlediyor ve tehcir gündeme geliyor. "Konstantinapolisliler", Tehcir de bile Başkentteki Ermenilere dokundurtmuyor, doğudaki Ermeniler Suriye'ye, Halep ve çevresine gönderiliyor, 2 yıl sonra da tehcir yasası iptal ediliyor, gidenlerin 1/3 ü geri getirilip, 170 bin Ermeni, Urfa, Adana, Osmaniye hattına yerleştiriliyor. ''
.... 1821- 1896 yılları arasında olanları öğrenmek için bu kitabı mutlaka okuyun. 2. Baskısını 37 yıl sonra çıktı. Yıllardır aranan kitap herkesin kütüphanesinde olmalı. 

*****

Ermeniler Göbeklitepe'yi hemen sahiplendiler çünkü Yunanlılar gibi onlarda da hırsızlık genetik! Lakin tarihleri bu sahiplenmeye kifayetsiz.

Osmanlı da bir hırsızlık olduğu zaman bunu Ermeniden bilirlerdi(sebebini yazacağım).
Bk.Hammer,"Geschichte des Osman" Raiches Vlll. s.110

Dr. Alfred Körte "Anadolu'daki Ermeniler" araştırmasından 1896;
"Bir Yunanlı iki Yahudiyi, bir Ermeni de iki Yunanlıyı kandırır." 
Onlar (Ermeniler), İngiltere'yi bile, kendi işlerine geliyorsa karanlığa sürükleyebilirler.
Bunlar durduk yere yazılıp söylenmiş olabilir mi?

Osmanlı da bir Alman tanınmış müteahhidin tecrübesi; "Türkle bir iş yaparsam, her hangi bir yazılı mukavele yapmam; çünkü onun söz vermesi yeter. Yunan veya Şarklı başka biriyle mukavele yapmam gerekir ve faydalıdır.Fakat Ermenilerle, yazılı herhangi bir şey yapmam, çünkü onlar çünkü onların entrikalarından ve yalancılıklarından dolayı yazılı mukavele bir işe yaramaz. İster İstanbul da hamal veya hizmetçi, ister Anadolu da bir bakkal veya han sahibi olsun, normal bir Ermeni'nin tek hedefi para kazanmaktır, diğer bütün hedefler para kazanmaktan sonra gelir.

Ermeni parayı çok sevdiğinden ölçülü yaşar, zevk alacağı şeylerden uzak durur. Paradan dolayı genç bir Ermeni, genç karısının Van'da veya Bitlis'te kalmasına ve hatta kendinden habersiz karısının bir başkasından gayri meşru çocuk doğurmasına göz yumar. 

Para için hiç düşünmeden yalan söyler ve dolandırır. Aleni olarak hırsızlık yapmayı, korkaklığı sebebiyle beceremez, fakat her türlü dolandırıcılığı, spor olarak kabul eder. Bu her şeyden kazanma hırsı, Ermeniler'e oldukça geniş bir idrak meselesi, mukavemek ve kendini gizleme gizleme kabiliyeti sağlamıstır. 

Bu melekeler ona her yerde zenginliklerini devam ettirmesini sağlamıştır ve ayrıca Ermeniler'in birbirini desteklemesine ve gayelerine ulaşmalarına yardım eder.

Aksiliklerin bazen üst üstte geldiği gibi Ermeniler'de nerede olursa olsun beraberdirler. Mesela büyük bir apartmanda Ermeni hizmetçilerin  yanı sıra Yunanlılar'ı ve ve Hırvatlar'ı çalıştırmak mümkün değildir. Ermeni hizmetçi, entrikaya yatkınlığından dolayı, Yunan, Bulgar ve Hırvat hizmetcileri takip eder, daha sonra efendisine ihbar eder ve sonunda onların yerine başka bir Ermeni'yi yerleştirir.

Fakat burada Ermeni ifadesine sınırlama getirmek gerekir: Ermeni bir diğer Ermeni'ye ancak kendi mezhebinden olduğu sürece yardım eder. Ortadoks, Roma-Katolik ve Protestan Ermeniler birbirinden aşırı derecede nefret ederler.

Mesela Ankara'daki Roma Katoliği bir Ermeni'ye vilayeti sorulduğunda; "ben katoliğim" diye cevap verir. 
Dini fikir ayrılıkları, Ermeniler'deki milliyet duygusunu tamamen ortadan kaldırmıstır, fakat bu mezheplerin hiç birinin Ermeni'nin ahlak anlayışına tesiri yoktur.

Roma-Katolik veya Protestan bir Ermeni'den, Ortadoks bir Ermeni'nin hiç bir farkı yoktur. Türk köylüsü ve vatandaşı, bu düşmana karşı oldukça savunmasızdır, çünkü Ermeni'yi güçlü yapan doymak bilmeyen kazanma hırsı Türkler'de hiç yoktur.

Anadolu köylüsü, her zaman söylendiği gibi çok tembel değildir, o tarlasını tıpkı ataları gibi işlemekte, fakat kendini yıpratarak mal biriktirme düşüncesi aklına hiç gelmemektedir. Ölçülü işiyle hayatını kazanır, kahvesinin ve nargilesinin keyfini çıkartmak ister.

Bu hayat tarzı onun gelenekçi gücünü sağlarken, aynı zamanda ekonomik güçsüzlüğünde sebebidir.

Her iki ülke insanlarının zıtlıklarını önce Türk, daha sonra Ermeni hanına giden biri en açık şekilde görür...

Türk hanında sakin ve ağırbaşlı bir şekilde karşılanırsınız; çıplak odalar, dini inanclar bakımından dokunulması yasak olan örümceklere varıncaya kadar temizlenmiştir. Oda sert fakat olan örtü ve yastıklardan ibarettir. Hayvanlara neredeyse insanlardan daha iyi bakılır; 

At, teri soğumadan ahıra götürülmez ve belli bir ölçünün dışında ona arpa verilmez. Avrupalı seyyah, Türk adetlerine ters düşen bir şey isterse pek anlayış bulamaz ve bu durumda han sahibinin mırıldandığını hisseder.
Han sahibi şu esastan hareket eder;
"Yabancı memlekete seyahat eden birinin, oranın adetlerine uyması gerekir." Hayvanın bakımı ve oda fiyatı için önceden pazarlık gerekmez, çünkü bu sabahın erken saatinde sükunetle halledilir. Bir Türk hanının temel özelliği; belki biraz rahat olmayışı, fakat itinalı oluşudur.

Bu durum,sayıları maalesef fazla olan Ermeni hanlarında tamamen değişiktir.Burada iki genç, atı almak için hemen hana gelen misafire doğru koşarlar.Fakat at sahibinin bunların atı kapıya bağlamalarını değil de, dolaştırdıklarını düşünmesi onun hüsni niyetinin bir ifadesidir...

Han sahibi onu, gülümsermiş gibi sırıtarak ve her şeyin-"Çelebiyi" memnun etmek için emrine amade olduğunu belirterek yırtık bir halı, siyah ve kırık bir ayna ve kötü bir krolomitograftan ibaret Avrupai bir görüntü vermek istediği odasına götürür...

Bitip tükenmek bilmeyen iltifat ve telkinlere karşı insan kendini zor savunur.Temizliği tartışma götüren bir sürü yorgan içinde günün yorgunluğu çıkarılmak istense bile, gece dolaşan böceklerden, müslüman hanını kıyaslarsanız daha çok rahatsız olursunuz.

Seyyah veyâ yâveri yeterince dikkatli olmazlarsa
Ata kararlaştırılan miktarın yarısı kadar arpa verilir, veya önce yem verilir, On beş dakika sonra yemin fazlası geri alınır. O zaman da, ağır yem fiyatında hana gelir gelmez anlaşma yapmayan ve han sahibinin bütün tekliflerini kabul eden zavallı seyyahın hesabı ertesi sabah ölçüsüz derecede artar ve hesap büyük bir İsviçre otelinden aşağı kalmaz. Ermeni hanından kazıklanmadan çıkılmaz ustelik bunu yüzünüze gülerken yaparlar.

Anadolu da bir çok köylerde bulunan Ermeni bakkalları ise çok daha tehlikelidir.
Türk köylüsü ne kadar mütevazi yaşasa da, bazı şeylere ihtiyacı vardır, mesela kahve, tütün veya bâzen de şeker.Bardak,fincan,fırça vb.bulabildiği bu bakkallardan, köylü bunları da satın alabilir.

Peşin para Anadolu köylüsünde nadir olarak bulunur, bunun için köylü ürettiği mahsûlü veya borç karşılığında istediğini alabilir. Fakat bu, Ermeniler'e ekonomik bağımlılığa düşmesine sebebiyet verir. Ermeni, köylülün mahsülünü işine geldiği gibi düşük bir fiyattan alır, köylüye krediyi ancak belirli şartlarla, meselâ tiftik keçisinin yününü ve afyonunu kendine çok düşük fiyatla sattığı zaman verir. Böylelikle köylünün eli kolu bağlanmıştır; köylü fakir, Ermeni bakkal ise zengin olur."sülük" köylüyü emdikten sonra şehre gider ve köydeki yerini köydeki yerini diğer bir Ermeni vatandaşı alır. Nüfusu 10.000'in üzerinde olan Ankara, Sivrihisar, Eskişehir, Kütahya, Afyonkarahisar gibi büyük şehirlerdeki ticaret, Ermenilerin elindedir; tabîî ki yönetim de.

Çünkü büyük ve küçük hırsızlıklar sözü, Türkiye'de daha çok söylenmektedir.
Türkler'i sömürmeleri neticesinde,haklarındaki şikayetler ayyuka çıkan Ermeniler'in baskısı hükümet tedbirleri neticesinde, meselâ köylerde ev ticaretinin yasaklanması gibi kısmen azaldı.

Yukarıdan Ermeniler'e sert bir hava esmesi Ermeniler'in durumunu bozdu.
Anadolu'ya,  Bulgaristan, Rumeli ve Dobruca'dan gelen muhacirlerin Ermenilerin ekonomik bağımlılığına girmemesi büyük bir mutluluk olurdu; bunun gercekleşmesi için şartlar pek de namüsait değildi...

Eskiden büyük bir Türk köyü olan İnönü'de yaşlı bir köylünün Ermeni"lerin tehlikeli olduğunu, bana söylediği ifade doğrulamaktadır: "Burada hepimiz Türküz. Köyde hiç bir Ermeni"nin, Yunanlı"nın olmaması bizim için büyük bir mutluluktur."

Bu ifadelerle ben tabîî ki Bitlis'teki vâkıaları savunmak istemiyorum. Fakat müslümanların oldukça sinirlenmesine ve öfkelenmesine sebebiyet veren olayları, zamanında Ermeniler'in yaptığı düşüncesine de sahibim.

Ermeniler'in oldukça avantajlı, sosyal durumlarını, Körte gibi Ermeniliği iyi tanıyan araştırıcılar da tespit ediyorlardı.
Alman Konsolos Bay V. Saurna Jelstsch(yukarıda bahsedildiği gibi) Ermeniler'in durumunun umumiyetle oldukça iyi olduğunu ve Ermenilerin bitmek tükenmek 




Alıntı: Bahtiyar Aydın-Eski Çağ Tarihi Uzmanı-Yazar



20251129

📖 🇬🇧İngiliz bir yazar ve diplomat olan David Urquhart'ın 1853'te 🇹🇷Türkler hakkında seyahat notları.


ELEKTRONİK ÇEVİRİSİ:

285
Muhammed. Türkler, özellikle Osmanlı İmparaten parlak döneminde, dünyadaki en mükemmel uluslar her mümkün bir yol. Türk dili en mükemmel ve dünyada melodik. Barbarlığın, zulmün tüm aptalca konuşmaları ve saçma barbar kibir yalnızca Avrupalılardan kaynaklanıyor
Türkiye'nin cehaleti ve Yunanca'nın önyargılı iftiralarından ejderhalar. 

Eğer bir Avrupalı Türkiye'de kötü muamele görürse, sadece kendini suçlayacak; senin Türk'ün dininden de nefret etmiyor Frank, karakteri de değil, sadece dar pantolonu. Taklit Türk mimarisi, görgü kuralları vb. şiddetle tavsiye edilir.

Yazarın kendisi tarafından birkaç kez dibe vuruldu Türkler, ancak daha sonra suçlamanın tek başına onun olduğunu fark etti.Türk mimarisi, görgü kuralları vb. şiddetle tavsiye edilir.

Yazarın kendisi tarafından birkaç kez  vuruldu
Türkler ancak daha sonra suçlamanın tek başına onun olduğunu fark etti.
Avruürk mimarisi, görgü kuralları vb. şiddetle tavsiye edilir.
Yazarın kendisi tarafından birkaç kez dibe vuruldu Türkler ancak daha sonra suçlamanın tek başına onun olduğunu fark etti.

Avrupalılarla temas ve medeniyet girişimleri, yalnızca Türkleri öfkelendiren ve örgütsüzleştiren, Türk Anayasası onun 'saflığı' var olan en iyisidir ve neredeyse ondan üstündür.

İngilizce. Türk, gümrükten geçerek özyönetimden hoşlanır bin yıl önce ve Kur'an aracılığıyla. Sultan, uzak bir 'despot' olmaktan, Rahman'dan daha sınırlıdır kraliçe." Din özgürlüğü sadece Türkiye'de var. Bu cennette sınıf farklılıkları, sınıf mücadeleleri veya siyasi partiler yoktur, olamaz da, çünkü iç politika meselelerinde hepsi aynı zihin.

Kraliçe." Din özgürlüğü sadece Türkiye'de var. Bu cennette sınıf farklılıkları, sınıf mücadeleleri veya siyasi partiler yoktraliçe." Din özgürlüğü sadece Türkiye'de var. Bu cennette sınıf farklılıkları, sınıf mücadeleleri veya siyasi partiler yoktur, olamaz da, çünkü iç politika meselelerinde hepsi aynı zihin. Hiçbir yerde Türkiye'dekinden daha az merkezileşme yoktur. İçinde kısacası, sadece Türk bir beyefendidir ve özgürlük sadece Türkiye.

Çar" şimdi bu mutlu topraklara karşı merak uyandırıyor Yunan din adamlarının ajansı ve İngiltere buna sürekli izin verdi. aynı Çar onu burnundan geçirecek. İngiltere Türkiye'yi desteklemeli, vb., vb. ve önemsiz oldukları kadar kısık olan diğer yaygın yerler. Üzerinde
bu kitabın tamamı son derece eğlenceli.b., vb. ve önemsiz oldukları kadar kısık olan diğer yaygın yerler. Üzerinde bu kitabın tamamı son derece eğlenceli. Gerçekten seçim olan şey
bu konuda,vb., vb. ve önemsiz oldukları kadar kısık olan diğer yaygın yerler. Üzerinde
bu kitabın tamamı son derece eğlenceli. Gerçekten seçim olan şey
bu konuda, tüm politikanın temelini oluşturmasıdır.

İngilizce, Palmerston karşıtı liberaller, örneğin Gazetedeki tüm makaleler Türk ve önemsiz oldukları kadar kısık olan diğer yaygın yerler. Üzerinde bu kitabın tamamı son derece eğlenceli. Gerçekten seçim olan şey bu konuda, tüm politikanın temelini oluşturmasıdır.

İngilizce, Palmerston karşıtı liberaller, örneğin Gazetedeki tüm makaleler
Türk mumyası ile ilgili haberler basitçe şu ifadelerdir:
Serbest tüccar olarak mutlak güvene sahip olan Urquhart, al-Teselya'nın endüstrisini yok ettiği için ingilizleri suçlamasına rağmen ithalatları ile - ancak bir highlander'da belirli bir lisans olabilir izin verilen.
Bunun iyi bir yönü var, yani Zamanlar, hatta her ne kadar öncelikle Rus çıkarına olsa da, sonunda saldırıyor
Türkiye'nin dürüstlüğüne dair eski filistin saçmalığı, " Asinine
Göz kırpmış burjuva tarzında hiçbir şey göremeyen günlük haberlerher ne kadar öncelikle Rus çıkarına olsa da, sonunda saldırıyor
Türkiye'nin dürüstlüğüne dair es
......

20251118

📰✍️ Padişah Vahdettin’in kaçışı - Naim Babüroğlu


17 Kasım 1922... Tam 103 yıl önce...

Osmanlı Devleti’nin son padişahının, İngiliz gemisiyle kaçış günüdür.

VI. Mehmed Vahdettin, Sultan Abdülmecid’in sekizinci oğludur.

Kendisinden önce tahta geçen, II. Abdülhamid ve V. Mehmed Reşad’ın kardeşidir.

Osmanlı Devleti’nin 36’ncı ve son Padişahıdır, 115’inci İslam halifesidir.

★★★

1 Kasım 1922’de saltanat kaldırılır.

Padişah, 10 Kasım 1922’de İstanbul’daki son Cuma selamlığına çıkar.

★★★

Vahdettin, Millî Mücadele’ye karşı çıkarılan fetvalar, beyannameler ve ayaklanmalar gibi faaliyetlerin sorumluluğunu taşımaktaydı.

Yurt dışına kaçma planları yapıyordu.

Fakat, en yakınındaki yaverlerine bile güvenmiyordu.

Sultan, yurt dışına kaçma işlemlerini eski kayınbiraderi Yarbay Zeki aracılığıyla yapıyordu.

★★★

Vahdettin’in sığınma talebi İngiltere’ye bildirildi.

İngilizler, Vahdettin’den yazılı bir belge istediler.

16 Kasım 1922’de, İstanbul İşgal Başkomutanlığı’na başvuru yapıldı.

İşgal Komutanlığı, sığınma konusunu Londra’ya sordu.

Ve İngiltere, Vahdettin’e yeşil ışık yaktı.

★★★

Vahdettin’in İngiltere’ye yazdığı sığınma talebi mektubu:

“İstanbul İşgal Orduları Başkomutanı General Harington Cenaplarına

İstanbul’da hayatımı tehlikede gördüğümden, İngiltere devletine sığınmayı ve bir an önce İstanbul’dan başka bir yere götürülmemi talep ederim efendim.

16 Kasım 1922. Müslümanların Halifesi Mehmet Vahdettin.”

★★★

17 Kasım 1922...

Padişah, erken saatte, geceyi geçirdiği Tören Köşkü’nün arka kapısından yürüyerek Serencebey Yokuşu’na çıktı.

Caddenin çevresi, İngiliz askerleri tarafından çevrilmişti.

İngiltere’nin İstanbul’daki İşgal Komutanı General Harington, Yıldız Sarayı’nın Dış Karakol binasını geçtikten sonraki alanda bekliyordu.

★★★

Vahdettin, Harington’la çok samimi şekilde tokalaştı.

Sultan ve beraberindekiler, araçlarla Dolmabahçe Sarayı’na geldiler.

Saray rıhtımında, İngiliz donanmasına ait büyük bir motor bekliyordu.

10 kişilik kafile, vakit kaybetmeden motora bindi.

Dolmabahçe açıklarında, İngiliz Ordusu’nun Malaya zırhlısı harekete hazırdı.

★★★

İngiliz Malaya zırhlısına adımını attığı an, padişahı selamlama topları ateşlendi.

Sultan, geminin arka direğinde dalgalanan İngiliz bayrağını askerce selamladı.

Ve Malaya zırhlısı Dolmabahçe’den demir aldı, Marmara’ya doğru yol almaya başladı.

★★★

Padişah, bir düşman gemisiyle kaçıyordu.

Bu kaçış, egemenlik gücünü yitirmiş yeteneksiz bir hükümdarın, yalnızca can kaygısıyla giriştiği kişisel bir eylem değildi.

Dağılmış olsa da, büyük bir tarihe sahip koskoca bir devletin son temsilcisi, Osmanlı’yı parçalayan ülkenin işgalci ordusuna sığınarak kaçıyordu.

Böyle bir durum, 1400 yıllık İslam tarihinde ilk kez oluyordu.

Başka bir deyişle, Halife gâvurlara sığınıyordu.

Konumuna hiç yakışmayan bu adım, kendisini, Yunan Ordusu’na sığınan Ethem’in düzeyine düşürmüştü. 

★★★

Vahdettin, 21 Kasım 1922’de Malta’ya ayak bastığında, artık “halife” değildi.

Bu nedenle İngilizler, kullanılacak Halifelik unvanı kalmayınca, ondan kurtulmaya karar verdiler.

Vahdettin’in İngiliz topraklarında oturmasını istemediler.

Sultan, Hicaz Kralı Şerif Hüseyin’in daveti üzerine Malta’dan Mekke’ye gitti.

Ardından, İsviçre’ye oradan da İtalya’ya gönderildi.

★★★

İstanbul’da bıraktığı eşleri ve eşlerinin yardımcıları da gelince, Vahdettin, İtalya’da San Remo’da 40 odalı büyük bir köşkte yaşamaya başlar.

Yanlış okumadınız... 40 odalı...

Prof. Dr. Sonyel, “Gizli Belgelerde Mustafa Kemal, Vahdettin ve Kurtuluş Savaşı” adlı kitabında, Vahdettin’in 3 bin altın ve 1 sandık mücevherle kaçtığını yazar.

Teoman Ergül’e göre ise, Vahdettin kaçmadan önce Yıldız Sarayı tören köşkünde, kendi gözetimi altında; mücevherat, kıymetli taşlar ve som altından bir tabla paketlenip sandıklara yerleştirilmiş, tabancalar da eşyaların altına konulmuştur.

Daha ne alsın?

★★★

Vahdettin, ulusun vicdanını ciddi anlamda rahatsız eden çok ağır suçlar işlemişti.

Türk ordusu yokluklar içinde savaşırken, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları için idam kararını onaylamıştı.

35 padişahın türbesi işgalcilerin ayakları altındayken...

Dünyanın en kutsal, en meşru ve en haklı savaşlardan biri olan Türk İstiklal Savaşı’na karşı işgalcilerle işbirliği yapmıştı.

Düzenlediği iç isyanlarla kardeş kanı akıtmıştı.

İngilizlere şirin görünmek için, masum olan Boğazlıyan Kaymakamı’nın idam hükmünü bile onaylamıştı.

★★★

3 Mart 1924’te Halifelik kaldırıldığında, Vahdettin İtalya San Remo’dadır.

13 Mart 1924’te, ABD Başkanı’na bir mektup yazar.

Mektupta, Mustafa Kemal Paşa’yı ve O’nu destekleyen Türk ulusunu; dini, vatanı, milleti belirsiz şer (kötülük) zümresi ve isyancı olarak tanımlar.

ABD Başkanı’ndan yardım isteğinde bulunur.

★★★

Padişah kaçtıktan sonra da, İngilizleri Türkiye’ye karşı desteklemeye devam eder. İngiltere’nin Musul’u Türkiye’ye vermemek için çıkarttığı Şeyh Sait Ayaklanması’nı destekler.

★★★

Atatürk, Vahdettin’i hain olarak adlandırır.

NUTUK’TA sert konuşur:

“Vahdettin gibi hürriyet ve yaşamını milleti içinde tehlikede görecek kadar adi bir yaratığın, bir dakika bile olsa, bir milletin başında olduğunu düşünmek ne hazindir...

Ancak aciz, adi, duygu ve anlayıştan yoksun bir yaratık, kendisini kabul eden herhangi bir yabancının koruyuculuğuna sığınabilir...”

★★★

Ve 16 Mayıs 1926 akşamı...

Vahdettin, San Remo’da bastıran kalp krizi anında, 23 yaşındaki genç eşine şu son sözleri söyler:

“Biraz safram kabarıyor, bana bir tas getir.”

★★★

Ve Romalı filozof Seneca der ki: “Ölüm, her şeyi eşit kılar...”

Ve mezara sadece haysiyet gider...

★★★

Ve tarihin terazisi, değişmeyen bir gerçeği sürekli hatırlatır:

Tarih nankör değildir, bir hizmeti asla unutmaz...

Ama tarih acımasızdır, her ihaneti kaydeder...


Kaynak / Alıntı: https://www.sozcu.com.tr/padisah-vahdettin-in-kacisi-p259669#

20250803

📖 Emperyalist İngilizler'in Mustaf Kemal Paşa'ya (Atatürk'ümüze) karşı yaptıkları suikast girişimleri



 " İngilizler Atatürk’le Anlaşıp Cumhuriyet’i Kurmasına Yardım Etti" Safsatasını Bitiren 8 Orijinal Belge : 

....

Bakalım İngilizler cumhuriyeti ilan etmesi için Atatürk’e nasıl destek (!) olmuşlar? Mesela İngilizlerin Bandırma vapurunu batırma girişimini hepimiz biliriz. Mustafa Sagir’i isimli casusu Atatürk’ü öldürmek üzere gönderdiklerini de. Peki ya bilmediklerimiz?Daha önce hiç duymadığınız bilgilere hazır olun. Başlıyoruz. Kronolojik sıraya göre göreceğiz. 

1- İngilizler İstanbul’a dönmeyen Atatürk’ü Erzurum’da bulunduğu sırada öldürmek için Sofi Ziya ve Ahmet Nuri ile birlikte yirmi kişiyi görevlendirildiler. 

2-İngilizler Mayıs 1920’de Atatürk’ü öldürmek için haince bir plan yaparlar. Erzincan’dan İstanbul’a gelen tetikçi İngiliz general, Damat Ferit, Kürt Tealici Necmeddin ve Said Molla ile görüşür ve pazarlık başlar. Atatürk’e atılacak her bir kurşunun fiyatı belirlenir.

Bu arada İngiliz casus Mustafa Sagir, Hindistan müslümanlarının temsilcisi kılığında Ankara’ya gelir ve büyük ilgi toplar. Amacının Atatürk’ü de Afgan kralı gibi öldürmek olduğu Türk istihbaratınca ortaya çıkan Sagir, mahkemede suçunu itiraf eder, idam edilir. 

3-Ne pahasına olursa olsun Milli mücadeleyi bitirmek isteyen İngilizler, Atatürk’ü öldürmek için 1921’de maaşlı bir suikast timi kurup Anadolu’ya gönderirler. Tetikçilere 150, İstanbul’daki ailelerine 10.000 lira verilir. Kürt Zeki diye birisi de ayrıca gönderilir.

4-Atatürk’ten kurtulmak için işi sıkı tutan İngilizler Mevlüt Efendi adlı birisiyle, daha önce Anadolu’ya gönderdikleri maaşlı suikast timine para ve talimat gönderirler. 

5-Bu sefer Atatürk ve arkadaşlarına suikast hazırlığında olan yalnız İngilizler değil, tüm itilaf hükümetleri.

6-İngilizler bizzat ünlü işgal subayı BENNETT’ı Atatürk’ü öldürmekle görevlendiriyorlar. Buraya dikkat. Bennett kim? Hani şu ATATÜRK’E VİZE VEREN, “Atatürk İngilizlere yakındı, onu Samsun’a ben gönderdim” diyen İngiliz.

7-Atatürk’ü öldürmek üzere Anadolu’ya geçeceği belirlenen İngiliz subayı Bennett’ın eşkali ilgili yerlere bildirilip dikkatli olunması isteniyor. 

8-İngilizlerden Atatürk’e yeni bir suikast girişimi daha geliyor. İstanbul’daki maaşlı İngiliz ajanı işbirlikçi polis müdürü Tahsin, hoca kılığındaki suikastçıları Anadolu’ya gönderiyor.

İngilizlerle işbirliği içinde olan Atatürk değil, Vahdettin’dir. Paylaştıklarımız yalnızca fragman niteliğinde. Çok daha fazla bilgi ve belge daha mevcut bu konuda . 

Bu kadar çok  suikast planı yapmış ve uygulamaya geçirmeye çalışmış  İngilizler mi   Atatürk' ü  desteklemiş ? ! 

KAYNAKLAR : 

Genel  Kurmay Başkanlığı ATESE arşivleri

Alıntı: Sosyal medya Kemalist adam 🇹🇷🇹🇷 @KemalistAdam11





 




20210314

Türk Devriminin büyük lideri Talat Paşa

 "Haydi vurdurun beni! 

Çeksin tetiği zavallı biri...heyhat! 

Arkasında İngiliz hükümeti. 

Biliyor Talat!” 

Türk Devriminin büyük lideri Talat Paşa'yı Hüseyin Haydar'ın eşsiz dizeleriyle anıyoruz. 

Vurdular ama öldüremediler Talat Paşa'yı. 

Bir Talat gider, bin Talat yetişir!’'

ALINTI



20210215

🇬🇧⚽ İngilizler Çağlar, Ozan, İlkay’ı konuşuyor... 🇹🇷Türk ismi yüzünden hangi takıma büyük baskı yapıldı

İngiliz medyasında Türk futbolcular konuşulmaya devam ederken, bir futbol kulübünün isminde "Türk" geçtiği için bakın nasıl büyük baskı görmüştü...

15.02.2021 17:24  

İngiltere, Türk futbolcuları konuşuyor. Premier Lig'de Liverpool'da Ozan Kabak, Leicester City'de ise Çağlar Söyüncü'nün forma giyerken, önceki gün iki isim ilk kez karşı karşıya da geldi.

Çağlar Söyüncü ve Ozan Kabak’ın ilk 11’de başlayıp 90 dakika sahada kaldığı maçı Leicester City 3-1 kazandı. 

TARİH SAHNESİNDE "TÜRKLER"

İngiliz medyasında Türk futbolcular konuşulmaya devam ederken, tarih yapraklarından bir kesit hatırlandı. Zira, İngiltere'de, bir futbol kulübünün isminde "Türk" geçtiği için büyük baskı görmüştü.

Şöyle ki...

İsminde "Türk" adı geçen ilk futbol takımı olma özelliğine sahip olan Fordinbridge Turks FC, İngiltere’de 1877'de Hampshire bölgesinde kurulmuştu. 

O zamanlarda Osmanlı'da Gazi Osman Paşa'nın Plevne savunması İngiltere'de dilden dile dolaşıyordu. Takımın oynadığı savunma ağırlıklı futbol Plevne savunmasına benzetilmiş ve o tarihten itibaren isimlerine "Turks" ve logolarına da ay yıldızı eklemişlerdi.

Ancak...

Zamanla Türkler ve İngilizler arasındaki bağlantılar gerilmiş ve 1. Dünya Savaşı gelip çatmıştı. 

Ve İngiliz ordusu Çanakkale önlerinde Türk askeri ile karşı karşı gelmişti.

Türkler ile İngilizler Çanakkale’de karşı karşıya geldiklerinde İngiliz devleti futbol kulübünün adını değiştirmek için baskı yapmış ama içlerinde bir tane dahi Türk oyuncu olmamasına rağmen adlarını değiştirmeyi kabul etmemişlerdi.

Federasyon'un baskılarına karşı kasaba halkı referandum yapmış ve "biz Türk isminden vazgeçmeyiz" demişlerdi. Federasyon'un tavrı bu andan itibaren baskıya dönüşmüştü.

Önce kulübün antrenman yaptığı çayıra devlet el koymuştu. Başka kasabadan getirilen oyuncuların izinleri de kaldırılmıştı. Ekonomik olarak da kıskaca alınan kulüp, o gün bugündür hala amatör ligde çakılıp kalmış vaziyette.

Kısacası...

Bugün İngiltere Ozan Kabak'ı ve Çağlar Söyüncü'yü konuşurken, İngiltere, "Turks" adını değiştirmemek için direnen bir kulübe bedel ödettirmişti.

Alıntı/Kaynak: Odatv.com

20191124

✍️🇹🇷🥗 İngiliz gelinin Türk mutfağı aşkı


Türkiye'ye 46 yıl önce evlendikten sonra yerleşen, Türk mutfağı hakkında 10 kitap yazan İngiliz Priscilla Mary Işın, "Bu toprakların mutfağına sahip çıkılması lazım." dedi.

Hollanda'da tanıştığı Türk ile 46 yıl önce evlenerek İstanbul'a yerleşen Priscilla Mary Işın, gelini olduğu aile sayesinde Türk ve Osmanlı mutfak kültürüyle tanıştı. Asıl mesleği çevirmenlik olan Işın, yaklaşık 40 yıl önce yemek ve tatlı tarifi toplamaya başladı.

Zamanla Türk ve Osmanlı mutfağı konusunda uzmanlaşan Işın, gülbeşekerden höşmerime, aşureden güllaca, mercimekli baklavadan kaymaklı ekmek kadayıfına kadar geniş bir yelpazeye sahip tatlı kültürüne ilişkin araştırmalarını kitaplaştırdı.

Işın'ın 

  • 📖"Avcılıktan Gurmeliğe: Yemeğin Kültürel Tarihi", 
  • 📖"Osmanlı Mutfak İmparatorluğu", 
  • 📖"Osmanlı Mutfak Sözlüğü", 
  • 📖"Gülbeşeker: Türk Tatlıları Tarihi" 

adlı kitapların da aralarında yer aldığı 3'ü İngilizce 10 eseri bulunuyor.

Çok sevdiği eşini 2008'de kaybeden Işın, Türkiye'de yaşamaya ve Anadolu topraklarının yüzlerce yıllık tatlı mirasını tanıtmaya devam ediyor.
"Türklerin her durum için tatlısı var"

Priscilla Mary Işın, bir konferans için geldiği İzmir'de AA muhabirine açıklamalarda bulundu.

Hayranı olduğu Türk mutfak kültürüne ilişkin önce yemek ve tatlı tariflerini topladığını, daha sonra da bunların tarihini araştırdığını belirten Işın, şöyle konuştu:
"Türk ve Osmanlı mutfağı geçmişi yansıtıyor, yemeğin anlamını araştırdıkça insanların geçmişte nasıl yaşadığını anlıyorsunuz. Toplum tarihi canlanıyor ve o mutfak kültürü sayesinde Osmanlı dönemini tekrar yaşıyorsunuz. Saraydaki gelenekleri araştırdım. Reçel ikram etmek, misafire şerbet ikram etmek çok ilgi çekici geldi. Doğumda lohusa şerbeti, sünnette zerde yapılıyor. Muharrem ayında aşure, ramazanda güllaç, baklava tüketiliyor. Türklerin her durum için tatlısı bulunuyor."
Türk tatlılarının Osmanlı döneminde zenginleştiğini ifade eden Işın, güllaç, tel kadayıf, kazandibi, su muhallebisi, akide şekerinin tüm dünyada hayranlık uyandırdığını söyledi.

Işın, mercimekli baklava, helvai kahi, kızılcıklı pelte gibi tatlıların Anadolu'da bazı evlerde halen yapıldığını ancak artık lokantalarda bulunmadığını dile getirerek, şunları kaydetti:
"🇹🇷Türkiye'ye geldiğimde çocuklara atıştırmalık olarak leblebi, kuru yemiş verilirdi. Şimdi herkes çikolata istiyor. Bu toprakların mutfağına sahip çıkılması lazım. Tatlılarımıza sahip çıkmalıyız. Avrupa mutfağıyla büyüdüm ancak Türk mutfağını tercih ederim. Orada gelenekler kaybolmuş. Türk insanı ise yemeğinden, tatlısından bu yüzyıla kadar vazgeçmemiş. Tatlı konusunda Türkiye dünyada birinci. Hem zerde hem pekmez sucuğu hem güllaç hem pişmaniye.... Böyle bir yelpaze dünyanın başka ülkesinde yok."

Alıntı/Kaynak: https://www.aa.com.tr/tr/yasam/ingiliz-gelinin-turk-mutfagi-aski/1597809

20190428

İngiliz turistlerin bu yaz Avrupa Birliği dışındaki ilk tercihi Türkiye


Yaz tatili yaklaşırken, İngiltere'de çoğu kişi tatil için seçimini ve rezervasyonunu yaptı. En fazla rezervasyon İspanya için yapılırken, ikinci tercih Türkiye oldu.

Dünyanın en büyük hava yolu ve seyahat şirketlerinden İngiltere merkezli Thomas Cook, bu yıl İngiliz turistlerin yüzde 48'inin Avrupa dışındaki ülkelere yöneldiğini açıkladı. Geçen yıl bu oran yüzde 38'in altındaydı.

Bunun en önemli sebebi, İngiliz Sterlini'nin euro karşısında değer kaybetmiş olması.
Türkiye için geçen yıllardaki düşüşe oranla ciddi bir talep artışı olduğunu belirten şirket, rezervasyonlarının dörtte birinin Türkiye istikametli olduğunu, turistlerin çoğunlukla deniz kenarındaki şehirlere yöneldiğini duyurdu.

Avrupa dışına en fazla rezervasyon alan ülkelerden biri de Tunus. Tunus'a giden turist sayısı, geçen yıla göre ikiye katlandı.

Thomas Cook tur operator şefi Will Waggott, İngiliz turistlerin bu yaz çoğunlukla Avrupa dışında ve "her şey dahil" paketleri tercih ettiğini söyledi:
"Türkiye, İngiliz turistlerin en çok tercih ettiği ülke sıralamasında Yunanistan'I geçerek ikinci sıraya yükseldi. Tunus da kendisini dönüştürürken hızla yukarı doğru çıkıyor."

2019 yazı için İngiliz turistlerin en çok tercih ettiği ülkelerin başında İspanya, ardından Türkiye, 3. sırada Yunanistan, sonrasında ABD ve Kıbrıs geliyor. 

Alıntı/Kaynak: BBC Türkçe

20190418

İngiliz Belgelerinde Milli Mücadele-1


İngiliz Belgeleri Milli Mücadele-1 
Kürt-Ermeni bizi ilgilendirmez amacımız, Mezopotamya'da bize uygun sınırlar oluşturmaktır


Alıntı/Kaynak: Sosyal Medya : TC.tarih @okuSalar

En Çok Okunanlardan...