
Atatürk:''Ne Mutlu Türküm diyene'' - Biz Türkler Asyai bir milletiz - Anadolu İrfanı'yla aydınlanır yolumuz... arşivi derleyen: Alp İçöz, gönül dostu bir şair
ATATÜRK İNGİLİZLERİ ANLATIYOR!!!
İngiltere’den Türkiye’ye gelen bir kadın Türkiye'nin ne kadar güvenli olduğunu anlattı:
"Birleşik Krallık'ta nerede gece boyunca dükkanınızı kapatıp ürünleri dışarıda bırakabilirsiniz?"
"Kimse çalıyor mu? Hayır."
"Türkiye, İngiltere’den daha güvenli."
İngiltere’den Türkiye’ye gelen bir kadın Türkiye'nin ne kadar güvenli olduğunu anlattı:
— Yekvücut (@yekvucutcom) January 29, 2026
"Birleşik Krallık'ta nerede gece boyunca dükkanınızı kapatıp ürünleri dışarıda bırakabilirsiniz?"
"Kimse çalıyor mu? Hayır."
"Türkiye, İngiltere’den daha güvenli."pic.twitter.com/Ku2tGoFYCr
1807➡️ 7 parça Donanma Sarayburnu önlerinde
1835 ➡️ Cafer Kalesi önlerinden geçen İng. gemisi
''Osmanlı Devletinde Saray'a ve yönetime hakim, ekonomiye hakim, Boğazın iki yakasındaki, Marmara Denizi'nin çevresindeki köşklerde, yalılarda yaşayan, Türkleri İstanbul'a ve ticaretine sokmayan, Bankerleri ve banka sahipleri olan imtiyazlı Ermeni azınlık nasıl isyan ettirilip cinayet şebekesine dönüştürüldü öğrenelim.
Katalolik Cizvit Papazlarıyla Anglo Amerikan sermayesi desteğiyle 1821'lerde başlayan kışkırtmalar, somut olarak 1870 yıllarında John Bull tarafından bir misyoner ordusu Anadolu'ya gönderildi.
Her tarafta görünüşte Ermeniler arasında dini propogandaya fakat gerçekte ruhların siyasi yönden zehirlenmesi için faaliyet gösteren kuruluşlar olarak hizmet eden kiliseler ve Protestan okulları inşa ettirdi... Bu sözde kurtuluş eserine ruhları yakalamakta eksik olmayan Amerika'da, hararetli bir biçimde katıldı.
"Berlines Tagesblatt" gazetesi'nin İstanbul'daki muhabiri bu dinamit okullarının böylece ortaya çıkışını belirgin biçimde şöyle karakterize ediyor:
İngiliz ve Anglo-Amerikan misyonerleri uzun yıllardan beri Anadolu'da okullar kurmuşlar ve bunları deniz aşırı ülkelerin ruhban sınıfının zengin imkanlarıyla donatmışlardır. Tabi bu imkanları sağlayanlar Allah ve hayır adına, nasıl elde edildiği belli olmayan zenginliklerinden bir kısmını seve seve feda etmektedirler...İngiliz Bible House, Yahudi misyoner, işlerini hiç bir zaman tayfaların girmediği çok sayıda Sailors Homes ibadethaneriyle, İskoçya kilisesi ve bütün bunlar hoşnutsuzluğun kuluçka merkezleri olmaktan başka bir şey değildir. Hepsi de, isimleriyle bağdaşmayan gayeler peşindedirler... Erzurum, Van ve Bitlis, Trabzon, Amasya ve Samsun, Sivas, Harput, Diyarbakırdaki Ermeni çocuklar belki Amerikalıya uygun (yankee) fakat Ermenilerin oturduğu Anadolu'nun yüksek yaylalarının saf çocuklarını hiç de uygun olmayan, uygun düşmeyen bir eğitimden geçirmektedirler... Ermeni çocuk kendisine Anglo-Amerikan öğretmenler tarafından aktarılan düşünceleri hazmedemez, kendisini çevreleyen kendisinin tanıdığı ve sevdigi her şey öğretmenlerinin sözleriyle taban tabana zıt olduğundan kafaları karma karışık olur... Böyle bir okuldan çıkan Ermeni genci ülkesinde artık daha fazla yaşayamaz, her şey karanlık ve çevresinden daha kötü görür, etrafının daraldığını uşaklaştırıldığını, ezildiğini hisseder.
Ülkesi onun için iğrenç bir hal alır... Hiç bir İngilizin, Amerikalının Anadolu'da yaşamadığı illerde açılan konsolosluklar ve kollejler marifetiyle Ermeni gençleri, Hınçak partisi adıyla eğitilip, militanlaştırıp, denizden denize büyük Ermenistan hayaliyle kandırdılar...
Osmanlı da bu olan biteni öküzün trene baktığı gibi izliyordu çünkü Padişahların has danışmanları da Ermeniydi...
Osmanlı'da büyükelçilik yapan Alman Dr. Hans Barth, yazdığı bu kitapla 2.Abdülhamid'i uyarıyor; Vatikan, İngilizler ve Anglo Amerikan sermayesi Hınçaklar üzerinden Ermeni isyanı tezgahlıyorlar, tedbir al, sahtekâr Ermenilere güvenme, dürüst Türkleri yanına al diyor ama Ermeni dostu 2.Abdülhamid umursamıyor... Sonra da Hans Barth'ın dediği çıkıyor!,
"Bir Yunanlı iki Yahudiyi, bir Ermeni de iki Yunanlıyı kandırır."
Bak kardeşim bunları
— Sakalar İskitler(Gizlenen Eski Anadolu Halkı) (@Saka_larr) May 11, 2020
Türkçüler söylemiyor,
İskoç bilgin James Fergusson, 1872'de yazdığı 4 ciltlik Mimarlık Tarihi adlı eserinde söylüyor. #TarihinBilinmeyenYüzü pic.twitter.com/XMpWRbKtxp
17 Kasım 1922... Tam 103 yıl önce...
Osmanlı Devleti’nin son padişahının, İngiliz gemisiyle kaçış günüdür.
VI. Mehmed Vahdettin, Sultan Abdülmecid’in sekizinci oğludur.
Kendisinden önce tahta geçen, II. Abdülhamid ve V. Mehmed Reşad’ın kardeşidir.
Osmanlı Devleti’nin 36’ncı ve son Padişahıdır, 115’inci İslam halifesidir.
★★★
1 Kasım 1922’de saltanat kaldırılır.
Padişah, 10 Kasım 1922’de İstanbul’daki son Cuma selamlığına çıkar.
★★★
Vahdettin, Millî Mücadele’ye karşı çıkarılan fetvalar, beyannameler ve ayaklanmalar gibi faaliyetlerin sorumluluğunu taşımaktaydı.
Yurt dışına kaçma planları yapıyordu.
Fakat, en yakınındaki yaverlerine bile güvenmiyordu.
Sultan, yurt dışına kaçma işlemlerini eski kayınbiraderi Yarbay Zeki aracılığıyla yapıyordu.
★★★
Vahdettin’in sığınma talebi İngiltere’ye bildirildi.
İngilizler, Vahdettin’den yazılı bir belge istediler.
16 Kasım 1922’de, İstanbul İşgal Başkomutanlığı’na başvuru yapıldı.
İşgal Komutanlığı, sığınma konusunu Londra’ya sordu.
Ve İngiltere, Vahdettin’e yeşil ışık yaktı.
★★★
Vahdettin’in İngiltere’ye yazdığı sığınma talebi mektubu:
“İstanbul İşgal Orduları Başkomutanı General Harington Cenaplarına
İstanbul’da hayatımı tehlikede gördüğümden, İngiltere devletine sığınmayı ve bir an önce İstanbul’dan başka bir yere götürülmemi talep ederim efendim.
16 Kasım 1922. Müslümanların Halifesi Mehmet Vahdettin.”
★★★
17 Kasım 1922...
Padişah, erken saatte, geceyi geçirdiği Tören Köşkü’nün arka kapısından yürüyerek Serencebey Yokuşu’na çıktı.
Caddenin çevresi, İngiliz askerleri tarafından çevrilmişti.
İngiltere’nin İstanbul’daki İşgal Komutanı General Harington, Yıldız Sarayı’nın Dış Karakol binasını geçtikten sonraki alanda bekliyordu.
★★★
Vahdettin, Harington’la çok samimi şekilde tokalaştı.
Sultan ve beraberindekiler, araçlarla Dolmabahçe Sarayı’na geldiler.
Saray rıhtımında, İngiliz donanmasına ait büyük bir motor bekliyordu.
10 kişilik kafile, vakit kaybetmeden motora bindi.
Dolmabahçe açıklarında, İngiliz Ordusu’nun Malaya zırhlısı harekete hazırdı.
★★★
İngiliz Malaya zırhlısına adımını attığı an, padişahı selamlama topları ateşlendi.
Sultan, geminin arka direğinde dalgalanan İngiliz bayrağını askerce selamladı.
Ve Malaya zırhlısı Dolmabahçe’den demir aldı, Marmara’ya doğru yol almaya başladı.
★★★
Padişah, bir düşman gemisiyle kaçıyordu.
Bu kaçış, egemenlik gücünü yitirmiş yeteneksiz bir hükümdarın, yalnızca can kaygısıyla giriştiği kişisel bir eylem değildi.
Dağılmış olsa da, büyük bir tarihe sahip koskoca bir devletin son temsilcisi, Osmanlı’yı parçalayan ülkenin işgalci ordusuna sığınarak kaçıyordu.
Böyle bir durum, 1400 yıllık İslam tarihinde ilk kez oluyordu.
Başka bir deyişle, Halife gâvurlara sığınıyordu.
Konumuna hiç yakışmayan bu adım, kendisini, Yunan Ordusu’na sığınan Ethem’in düzeyine düşürmüştü.
★★★
Vahdettin, 21 Kasım 1922’de Malta’ya ayak bastığında, artık “halife” değildi.
Bu nedenle İngilizler, kullanılacak Halifelik unvanı kalmayınca, ondan kurtulmaya karar verdiler.
Vahdettin’in İngiliz topraklarında oturmasını istemediler.
Sultan, Hicaz Kralı Şerif Hüseyin’in daveti üzerine Malta’dan Mekke’ye gitti.
Ardından, İsviçre’ye oradan da İtalya’ya gönderildi.
★★★
İstanbul’da bıraktığı eşleri ve eşlerinin yardımcıları da gelince, Vahdettin, İtalya’da San Remo’da 40 odalı büyük bir köşkte yaşamaya başlar.
Yanlış okumadınız... 40 odalı...
Prof. Dr. Sonyel, “Gizli Belgelerde Mustafa Kemal, Vahdettin ve Kurtuluş Savaşı” adlı kitabında, Vahdettin’in 3 bin altın ve 1 sandık mücevherle kaçtığını yazar.
Teoman Ergül’e göre ise, Vahdettin kaçmadan önce Yıldız Sarayı tören köşkünde, kendi gözetimi altında; mücevherat, kıymetli taşlar ve som altından bir tabla paketlenip sandıklara yerleştirilmiş, tabancalar da eşyaların altına konulmuştur.
Daha ne alsın?
★★★
Vahdettin, ulusun vicdanını ciddi anlamda rahatsız eden çok ağır suçlar işlemişti.
Türk ordusu yokluklar içinde savaşırken, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları için idam kararını onaylamıştı.
35 padişahın türbesi işgalcilerin ayakları altındayken...
Dünyanın en kutsal, en meşru ve en haklı savaşlardan biri olan Türk İstiklal Savaşı’na karşı işgalcilerle işbirliği yapmıştı.
Düzenlediği iç isyanlarla kardeş kanı akıtmıştı.
İngilizlere şirin görünmek için, masum olan Boğazlıyan Kaymakamı’nın idam hükmünü bile onaylamıştı.
★★★
3 Mart 1924’te Halifelik kaldırıldığında, Vahdettin İtalya San Remo’dadır.
13 Mart 1924’te, ABD Başkanı’na bir mektup yazar.
Mektupta, Mustafa Kemal Paşa’yı ve O’nu destekleyen Türk ulusunu; dini, vatanı, milleti belirsiz şer (kötülük) zümresi ve isyancı olarak tanımlar.
ABD Başkanı’ndan yardım isteğinde bulunur.
★★★
Padişah kaçtıktan sonra da, İngilizleri Türkiye’ye karşı desteklemeye devam eder. İngiltere’nin Musul’u Türkiye’ye vermemek için çıkarttığı Şeyh Sait Ayaklanması’nı destekler.
★★★
Atatürk, Vahdettin’i hain olarak adlandırır.
NUTUK’TA sert konuşur:
“Vahdettin gibi hürriyet ve yaşamını milleti içinde tehlikede görecek kadar adi bir yaratığın, bir dakika bile olsa, bir milletin başında olduğunu düşünmek ne hazindir...
Ancak aciz, adi, duygu ve anlayıştan yoksun bir yaratık, kendisini kabul eden herhangi bir yabancının koruyuculuğuna sığınabilir...”
★★★
Ve 16 Mayıs 1926 akşamı...
Vahdettin, San Remo’da bastıran kalp krizi anında, 23 yaşındaki genç eşine şu son sözleri söyler:
“Biraz safram kabarıyor, bana bir tas getir.”
★★★
Ve Romalı filozof Seneca der ki: “Ölüm, her şeyi eşit kılar...”
Ve mezara sadece haysiyet gider...
★★★
Ve tarihin terazisi, değişmeyen bir gerçeği sürekli hatırlatır:
Tarih nankör değildir, bir hizmeti asla unutmaz...
Ama tarih acımasızdır, her ihaneti kaydeder...
Kaynak / Alıntı: https://www.sozcu.com.tr/padisah-vahdettin-in-kacisi-p259669#
" İngilizler Atatürk’le Anlaşıp Cumhuriyet’i Kurmasına Yardım Etti" Safsatasını Bitiren 8 Orijinal Belge :
....
Bakalım İngilizler cumhuriyeti ilan etmesi için Atatürk’e nasıl destek (!) olmuşlar? Mesela İngilizlerin Bandırma vapurunu batırma girişimini hepimiz biliriz. Mustafa Sagir’i isimli casusu Atatürk’ü öldürmek üzere gönderdiklerini de. Peki ya bilmediklerimiz?Daha önce hiç duymadığınız bilgilere hazır olun. Başlıyoruz. Kronolojik sıraya göre göreceğiz.
1- İngilizler İstanbul’a dönmeyen Atatürk’ü Erzurum’da bulunduğu sırada öldürmek için Sofi Ziya ve Ahmet Nuri ile birlikte yirmi kişiyi görevlendirildiler.
2-İngilizler Mayıs 1920’de Atatürk’ü öldürmek için haince bir plan yaparlar. Erzincan’dan İstanbul’a gelen tetikçi İngiliz general, Damat Ferit, Kürt Tealici Necmeddin ve Said Molla ile görüşür ve pazarlık başlar. Atatürk’e atılacak her bir kurşunun fiyatı belirlenir.
Bu arada İngiliz casus Mustafa Sagir, Hindistan müslümanlarının temsilcisi kılığında Ankara’ya gelir ve büyük ilgi toplar. Amacının Atatürk’ü de Afgan kralı gibi öldürmek olduğu Türk istihbaratınca ortaya çıkan Sagir, mahkemede suçunu itiraf eder, idam edilir.
3-Ne pahasına olursa olsun Milli mücadeleyi bitirmek isteyen İngilizler, Atatürk’ü öldürmek için 1921’de maaşlı bir suikast timi kurup Anadolu’ya gönderirler. Tetikçilere 150, İstanbul’daki ailelerine 10.000 lira verilir. Kürt Zeki diye birisi de ayrıca gönderilir.
4-Atatürk’ten kurtulmak için işi sıkı tutan İngilizler Mevlüt Efendi adlı birisiyle, daha önce Anadolu’ya gönderdikleri maaşlı suikast timine para ve talimat gönderirler.
5-Bu sefer Atatürk ve arkadaşlarına suikast hazırlığında olan yalnız İngilizler değil, tüm itilaf hükümetleri.
6-İngilizler bizzat ünlü işgal subayı BENNETT’ı Atatürk’ü öldürmekle görevlendiriyorlar. Buraya dikkat. Bennett kim? Hani şu ATATÜRK’E VİZE VEREN, “Atatürk İngilizlere yakındı, onu Samsun’a ben gönderdim” diyen İngiliz.
7-Atatürk’ü öldürmek üzere Anadolu’ya geçeceği belirlenen İngiliz subayı Bennett’ın eşkali ilgili yerlere bildirilip dikkatli olunması isteniyor.
8-İngilizlerden Atatürk’e yeni bir suikast girişimi daha geliyor. İstanbul’daki maaşlı İngiliz ajanı işbirlikçi polis müdürü Tahsin, hoca kılığındaki suikastçıları Anadolu’ya gönderiyor.
İngilizlerle işbirliği içinde olan Atatürk değil, Vahdettin’dir. Paylaştıklarımız yalnızca fragman niteliğinde. Çok daha fazla bilgi ve belge daha mevcut bu konuda .
Bu kadar çok suikast planı yapmış ve uygulamaya geçirmeye çalışmış İngilizler mi Atatürk' ü desteklemiş ? !
KAYNAKLAR :
Genel Kurmay Başkanlığı ATESE arşivleri
Alıntı: Sosyal medya Kemalist adam 🇹🇷🇹🇷 @KemalistAdam11
"Haydi vurdurun beni!
Çeksin tetiği zavallı biri...heyhat!
Arkasında İngiliz hükümeti.
Biliyor Talat!”
Türk Devriminin büyük lideri Talat Paşa'yı Hüseyin Haydar'ın eşsiz dizeleriyle anıyoruz.
Vurdular ama öldüremediler Talat Paşa'yı.
Bir Talat gider, bin Talat yetişir!’'
ALINTI
İngiliz medyasında Türk futbolcular konuşulmaya devam ederken, bir futbol kulübünün isminde "Türk" geçtiği için bakın nasıl büyük baskı görmüştü...
15.02.2021 17:24
İngiltere, Türk futbolcuları konuşuyor. Premier Lig'de Liverpool'da Ozan Kabak, Leicester City'de ise Çağlar Söyüncü'nün forma giyerken, önceki gün iki isim ilk kez karşı karşıya da geldi.
Çağlar Söyüncü ve Ozan Kabak’ın ilk 11’de başlayıp 90 dakika sahada kaldığı maçı Leicester City 3-1 kazandı.
TARİH SAHNESİNDE "TÜRKLER"
İngiliz medyasında Türk futbolcular konuşulmaya devam ederken, tarih yapraklarından bir kesit hatırlandı. Zira, İngiltere'de, bir futbol kulübünün isminde "Türk" geçtiği için büyük baskı görmüştü.
Şöyle ki...
İsminde "Türk" adı geçen ilk futbol takımı olma özelliğine sahip olan Fordinbridge Turks FC, İngiltere’de 1877'de Hampshire bölgesinde kurulmuştu.
O zamanlarda Osmanlı'da Gazi Osman Paşa'nın Plevne savunması İngiltere'de dilden dile dolaşıyordu. Takımın oynadığı savunma ağırlıklı futbol Plevne savunmasına benzetilmiş ve o tarihten itibaren isimlerine "Turks" ve logolarına da ay yıldızı eklemişlerdi.
Ancak...
Zamanla Türkler ve İngilizler arasındaki bağlantılar gerilmiş ve 1. Dünya Savaşı gelip çatmıştı.
Ve İngiliz ordusu Çanakkale önlerinde Türk askeri ile karşı karşı gelmişti.
Türkler ile İngilizler Çanakkale’de karşı karşıya geldiklerinde İngiliz devleti futbol kulübünün adını değiştirmek için baskı yapmış ama içlerinde bir tane dahi Türk oyuncu olmamasına rağmen adlarını değiştirmeyi kabul etmemişlerdi.
Federasyon'un baskılarına karşı kasaba halkı referandum yapmış ve "biz Türk isminden vazgeçmeyiz" demişlerdi. Federasyon'un tavrı bu andan itibaren baskıya dönüşmüştü.
Önce kulübün antrenman yaptığı çayıra devlet el koymuştu. Başka kasabadan getirilen oyuncuların izinleri de kaldırılmıştı. Ekonomik olarak da kıskaca alınan kulüp, o gün bugündür hala amatör ligde çakılıp kalmış vaziyette.
Kısacası...
Bugün İngiltere Ozan Kabak'ı ve Çağlar Söyüncü'yü konuşurken, İngiltere, "Turks" adını değiştirmemek için direnen bir kulübe bedel ödettirmişti.
Alıntı/Kaynak: Odatv.com
"Türk ve Osmanlı mutfağı geçmişi yansıtıyor, yemeğin anlamını araştırdıkça insanların geçmişte nasıl yaşadığını anlıyorsunuz. Toplum tarihi canlanıyor ve o mutfak kültürü sayesinde Osmanlı dönemini tekrar yaşıyorsunuz. Saraydaki gelenekleri araştırdım. Reçel ikram etmek, misafire şerbet ikram etmek çok ilgi çekici geldi. Doğumda lohusa şerbeti, sünnette zerde yapılıyor. Muharrem ayında aşure, ramazanda güllaç, baklava tüketiliyor. Türklerin her durum için tatlısı bulunuyor."Türk tatlılarının Osmanlı döneminde zenginleştiğini ifade eden Işın, güllaç, tel kadayıf, kazandibi, su muhallebisi, akide şekerinin tüm dünyada hayranlık uyandırdığını söyledi.
"🇹🇷Türkiye'ye geldiğimde çocuklara atıştırmalık olarak leblebi, kuru yemiş verilirdi. Şimdi herkes çikolata istiyor. Bu toprakların mutfağına sahip çıkılması lazım. Tatlılarımıza sahip çıkmalıyız. Avrupa mutfağıyla büyüdüm ancak Türk mutfağını tercih ederim. Orada gelenekler kaybolmuş. Türk insanı ise yemeğinden, tatlısından bu yüzyıla kadar vazgeçmemiş. Tatlı konusunda Türkiye dünyada birinci. Hem zerde hem pekmez sucuğu hem güllaç hem pişmaniye.... Böyle bir yelpaze dünyanın başka ülkesinde yok."