Blog Listem

Altay Türkleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Altay Türkleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20260412

📰🇹🇷''Türkler Anadolu'ya 1071’de gelmediler!! Binlerce yıldır buradaydılar! İşte kanıtı👇''

 

Beşiktaş Metro kazısında M.Ö. 3500 yılına tarihlenen 78'e yakın Altay Türk tipi kurgan mezarı ile 2 adet heykel bulundu. 

• Heykellerin üzerinde; Türk Kiliminde Eli Belinde olarak tabir edilen AK-ANA/UMAY sembol ve Tamgası bulunmaktadır.


Alıntı: Turkic Times @turkictimes

20230626

Altay Özerk Cumhuriyeti


Sonsuzluğa uzanan beyaz buzla kaplı Altay Dağlarının eteğinde yaşayan soydaşlarınızın, dinî ve sosyal hayatlarını size anlatmaya çalışacağım. Altay Cumhuriyeti iç işlerinde bağımsız; dış işlerinde Rusya Federasyonuna bağlıdır. Yani cumhurbaşkanı, başbakanı, meclisi (el-kurultay), bakanları ve milletvekil­leri vardır.

Altay, Avrasya kıtasının ortasında bulunmaktadır. Cumhuriyetin yüz ölçümü 92.6 bin kilometre karedir. Moğolistan, Çin, Kazakistan Cumhuriyetleri, Rusya Federasyonu’na bağlı olan Tuva, Hakasya Özerk Cumhuriyetleri komşu ülkeler­dir. Altay’ın havası, genelde çok soğuktur. Yazları kısa, kışları uzun olur. Kışın sıcaklık -50 -60 dereceye kadar düşebiliyor. Altay’ın rölefi, yüksek dağlarla ve ince, derin ırmak ovalarıyla karakterize edilir. Sibirya’nın en yüksek dağı Beluha’dır. Beluha, Altay Türkçesinde “kadın başı” demektir. Yüksekliği 4506 met­redir. En büyük nehirlerimiz Kadın ve Biy nehirleridir. Toplam 60 bin kilomet­re uzunluğunda 20 bin tane nehir ve 600 kilometre kare alana sahip 6000 tane göl bulunmaktadır. Kadın ve Biy nehirleri birleşerek Sibirya’nın en büyük neh­ri olan Ob nehrini oluşturmaktadır. En büyük gölü sayılan Teletskoe gölü (Altın göl) 230.6 kilometre kare alana ve 320 metre derinliğe sahiptir.

İnsanlar, Altay’ın vadilerine bir buçuk milyon sene önce yerleşmişler. Baş­kentimiz Gorno-Altaysk’ta bulunan dünyaca ünlü Ulalu adlı ilk insan yerleşim yerinin yaşı da bu zamana denk geliyor. M.Ö. 8. ve 3. yüzyıllar arasında Al­tay’da yaşayan İskif ve Pazırıklar Altay hayvan sanatı stilini yaratmışlar.

Altaylılar, günümüzdeki Türklerin atalarıdır. Burada, eski Türkler 552 yılın­da, kağanlıklarını kurmuşlar. Bu zamanda ilk Türk dili oluşturulmuş ve okuma yazma geliştirilerek, kağanlığı meydana getiren uluslara yayılmıştır. O dönemde kullanılan yazı, günümüzde Orhun-Runik yazısı olarak bilinmektedir. Bunun so­nucunda günümüz ilim dünyasında “Altay Dilleri Grubu” terminolojisi ortaya çıkmıştır. Japon-Kore, Tunguz-Mançu, Türk-Moğol şeklinde üç büyük dil gru­bunun bir arada düşünülmesiyle bugün Altayistik adını verdiğimiz özel bir bilim alanı ortaya çıkmıştır.

Altay, jeopolitik yerleşimi sebebiyle Avrasya kıtasının merkezinde olup, ta­rihin değişik zamanlarında farklı etnik grupları ve kültürleri birleştirmiştir. Cen­giz Han İmparatorluğu kurulduğunda, Altay onun içinde yer almıştır. 1756 tari­hinde Merkezî Asya’da gelişen bazı tarihî olayların neticesinde Altaylıların ço­ğu kendi isteğiyle Rusya İmparatorluğu’na girmiş, 1922 yılında Altay bölgesin­de Oyrot otonom eyaleti kurulmuş, 1946 yılında da bu ad Gomıo-Altay olarak değiştirilmiştir. Mayıs 1992’de ise, Altay Özerk Cumhuriyeti kurulmuştur.

Ülkeye ekonomik açıdan baktığımızda üretim etkin değildir. Sanayi çok za­yıftır. Halk tarım ve hayvancılıkla geçinmekte ve buna çok önem vermektedir. Enerji, iletişim, ulaşım ve su işletmeciliği çok gelişmemiştir. Gıda, tekstil, inşa­at, sanayi ve madencilikte 1950’li yılların teknolojisi kullanılmakta. Nüfusun % 25’i ziraatla uğraşmakta ve ülkenin gayrisafi hasılasının % 60’ı bu sektörden sağlanmaktadır.

Ülkede eğitim seviyesi de çok düşüktür. Altay Türkçesiyle kitap çıkarmak zor; çünkü maddî imkânlar yoktur. Yabancı dillerde eğitim verilmemekte. Öğ­retmenler maaşlarını aylardır alamıyor. Altay Türkçesiyle eğitim, sadece başken­timiz olan Gomo-Altaysk şehrindeki bir kolejde verilmekte. Orada ise sadece yerel halkın üst seviyesinde (milletvekili v.b.) olanların çocukları okumakta. Sı­radan birinin çocuğu iyi eğitim almakta zorlanıyor. Gereken eğitimi alamayan Altaylılar, maaşlarının zamanında ödendiği ve yüksek gelirli yerlerde çalışamı­yor. Altay Türklüğünün hayvancılık yapmasını isteyen üst yönetim, Altaylı gençlerin Moskova’da, Türkiye’de ve Avrupa’da okuması için imkânlar yaratmıyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin verdiği öğrenci burslarında ise, mahallî yönetim ve önde gelen kişilerin hiçbir etkisi yok. Bizim devletimiz olan Rusya Federasyonu ile dostluk ve iş birliği yapan Türkiye’nin (MEB ve YÖK’ün) bu problemi çözebileceğini sanıyorum.

Radyo ve televizyon yayınlarında Altay Türkçesiyle günde toplam bir saat yayın yapılmakta. Hâlbuki Altay Cumhuriyeti Anayasasına göre, Rusça ve Altay Türkçesi arasında eşitlik sağlanmıştır; fakat uygulanmamaktadır. Eğitimi olma­yan bu küçük halkın geleceğinden bahsetmek de zordur. Geçen sene Altay top­raklarının korunması için UNESCO ile bir sözleşme yapılmıştı. Bana göre, Al­tay, uzay araçlarının deneme alanı olarak kullanılıyor. Altay Yıldızı yerel gaze­tesinin 25. baskısındaki bir yazıya göre, bir uzay aracının parçaları “Korgan” kö­yünde bir vatandaşın bahçesine düşmüş. Dağ eteğindeki halk, uzay aracının ya­kıtı olarak kullanılan proton maddesiyle zehirleniyor. Ve sakat çocuklar doğuyor. Rusya Federasyonu’nun içinde çocukların ölüm oranı sıralamasında Altay birin­cidir. Çocukların ölümünden korkunç bir şey yoktur. Altay halkının geleceği yok diyebiliriz. Erkeklerin ortalama yaş sınırı 45-50’dir. Maddî sıkıntıdan dolayı gençler, paralı asker olarak savaşa gidiyor veya dertlerini alkolle unutmaya çalı­şıyorlar. Sonuçta alkolik oluyorlar.Hastanelerde ilaç bulunmadığı için ilaçları hastanın akrabaları getirmektedir. Eğer ilaç gelmezse, hasta ölümünü bekleye bekleye ölüyor. Meselâ ilaçsızlıktan son 9 ayda, 2500 kişi hayatını kaybetmiş. Avuç içi kadar bir halk için bu rakam dehşet vericidir. Altay Özerk Cumhuriyeti’nin nüfusu 202.000 kişi. Bu rakamın % 40’ı Altay Türk’ü. Yani 70- 75 bin kişi. Ama bu rakam da gittikçe aşağıya iniyor.

 Kaynak/ Alıntı: https://www.altayli.net/altaylarda-turkler-ve-inanclari.html

20171019

Pantürkist Ressam ve Türkolog: Çoros Gurkin

Pantürkist Ressam ve Türkolog: Çoros Gurkin

Nurten Bengi Aksoy

Türkçe ön adı ile Çoros (Grigoriy) Gurkin, Sadece Altay Türklerinin değil Sibirya’daki bütün Türk boylarının çok iyi tanıdığı ve hatta efsaneleştirdiği bir önderidir. Onu dünyaya tanıtan ressamlığı olsa da Çoros Gurkin aynı zamanda bir Türkolog ve etnograftır. Günümüz Sibirya Türkleri için Gurkin’in başka bir önemli yönü de bağımsızlık kahramanı olmasıdır. 4000’e yakın eserle verimli bir sanat hayatı yaşayan, resimleri şu anda; Gorno Altay, Bamaul, Novosibirşk, Tomsk, Irkutsk, Çita, Moskova, San Petersburg müzelerini zenginleştiren Çoros Gurkin, hem Altay Türklerinin hem de Sibirya’daki Türk boylarının ilk ressamı olarak kabul edilir.

 

1. Hem Türkolog, hem etnograf, hem ressam

 


Gurkin 1870’te Altay’da Ulalu Curt’a bağlı Caş Tura’da dünyaya gelir. On üç yaşında misyonerlerin Altay’da açtığı okulu bitiren Çoros Gurkin, Etnograf -Türkolog Anohin’in teşvik ve yardımlarıyla 1897’de Petersburg Resim Akademisine gitmek ister. Fakat başvurusunu geç yaptığı için akademiye kabul edilmez.

 

2. Ressam İvan Şişkin’den özel resim dersleri



Gurkin bunun üzerine bir Rus manzara ressamı, gravürcü ve teknik çizimci olan, Sankt Petersurg Sanatlar Akademisi öğretim üyesi, profesör İvan Şişkin’le tanışır.(1832-1898) Gurkin ona yaptığı resimleri gösterir ve bu tanışmadan sonra sekiz ay boyunca Şişkin’in evinde kalır, ondan ders alır ve birlikte çalışırlar. Bu süre içinde Gurkin’e hocalık yapan İvan Şişkin 1898 yılının Mart ayında ölür.

 

3. Yazarlık, araştırmacılık ve Altay masalları

1899 yılında Petersburg Resim Akademisine sınava tâbi tutulmadan alınan Gurkin dört yıl bu akademide eğitim görür. Bu arada yazarlık ve araştırmacı kabiliyeti de gelişen Gurkin, Altay masallarını toplamaya başlar. 1926 yılında bu çalışmalarının meyvesi olarak Rus şair G. Vyatkin ile Altay masallarını Rusça olarak yayınlar.

 

4. Han-Altay tablosu 1907



1905 yılından itibaren Altay’da “Onos” adlı yerde yaşamaya başlayan Gurkin, Mariya Agafonovna Luzina ile evlenir. Bu evlilikten dört çocuğu olur. 1906-1917 yılları Gurkin’in sanat hayatının en verimli yıllarıdır. Ressam belki de öldürülmesine sebep olacak “Han Altay” tablosunun ilkini 1907’de yapar.

 

5. Rus Devrimi ve Karakorum



1907 yılında Tomks’ta 300’den fazla resmiyle ilk sergisini açan Gurkin sonraki yıllarda da pek çok sergi açar. 1917 devrimini Altay’ın geleceği açısından endişeyle karşılayan Gurkin ve Altaylı aydınlar Ruslara karşı çalışmalara girişirler. Sibirya’daki bütün Türk boylarını içine alacak “Karakorum” adında bağımsız bir devlet kurmaya niyet ederler. Hatta bu amaçla küçük bir ordu oluştururlar, fakat ne yazık ki istedikleri sonuca ulaşamazlar.

 

6. Pantürkizm ve Gurkin

 


Bu girişimin devamı gelmeyince Gurkin 1919 yılında önce Moğolistan’a, 1921 yılında da Sibirya Türkleri için düşündüğü devletin içinde yer alan ve onu bağırlarına basacak olan Tuvalıların arasına gider. 1940’lara kadar devam eden bu “Pantürkist” hareketin ilk öncülerinden olan Gurkin bugün sadece Altaylılar tarafından değil Tuvalılar tarafından da bu yüzden sevilmektedir. 1917 Bolşevik İhtilâliyle vatanına duyduğu sevgi yüzünden “halkının düşmanı” ilân edilen Gurkin, vatanından uzakta geçirdiği zor günlerini yine sanatla dolu olarak geçirir.

 

7. Altay kültürünü yaşatmak



Çoros Gurkin fırçası ve kalemiyle hayatı boyunca bütün kalbiyle bağlı olduğu Altay kültürü için çalışır. Resimlerinde Altay’ın tabiat güzelliklerini, dinî ve millî kıyafetleriyle eşyalarını çizer. Gurkin, yok olduğunu gördüğü Altay kültürünü ve bu kültüre ait her unsuru resimleriyle âdeta ölümsüzleştirir.

 

8. Altay’da mutlu ve sevinçliyim

Vatanına olan sevgisi ve özlemi hiç eksilmeyen Gurkin, 1925 yılında Tuva’dan tekrar Altay’a döner ve yurduna özlemini şöyle ifade eder: “Ne olursa olsun, burada, Altay’da tabiat ananın ortasında mutlu ve sevinçliyim.” Aynı yıl Moskova’da iki büyük sergi açar ve yukarıda anlattığımız düşüncelerinden bir kısmını da takip eden yıllarda gerçekleştirmeye çalışır; 1931 yılında N.İ. Çevalkov’la birlikte bir resim okulu açar ve bu okulda düşüncelerini Altay’ın yeni yetişen gençliğine aktarmaya çalışır.

 

9. Devrimden önce ve sonra


Gurkin 1936’da yani 29 yıl sonra Han Altay tablosunu yeniden yapar. Bu tabloda 1907’de yapılan tablodan bazı farklılıklar vardır. Tabloda yapılan bu değişiklikler aslında gerçek hayatta nesilleri tüketilen Türklerin dramının yansımasıdır. Çoros Gurkin’in yirmi dokuz yıl arayla iki kez çizmiş olduğu bu resim Altay’ın devrimden önce ve sonraki durumunu gösterir.

 

 10. Han-Altay Tablosu 1936


 
Resmin 1907’de yani devrimden önce çizilen ilk şeklinde Gurkin, karlann erimeye başladığı, tabiatın bahara hazırlandığı bir dönemdeki Altay tabiatını yansıtır; bütün heybetiyle gökyüzüne yükselen dağların zirveleri beyaz bulutlarla kaplıdır. 1936’da yaptığı tabloda ise Altaylarda kanatlarını açmış olan kartal yoktur artık. Dağlar ihtişamını kaybetmiş, bulutlar kararmıştır. İlk tablodaki görkemli çam ağacı iyice cılız bir haldedir ve küçük fidanlar da yok olmuştur. Bununla birlikte çamın hemen yanı başında bir başka çam daha büyümüştür. (Ruslar)

 

11. Pantürkist ressam suçlaması




Çoros Gurkin’in Altayların işgaline tepki anlamına gelen Han-Altay tablosunu yeniden çizmesi bardağı taşıran son damla olur. Stalin rejiminin siyasi ilkeleriyle çatışan düşünceleri nedeniyle daha önce defalarca tutuklanan Gurkin, 1937 yılında son kez zindana atılır, “Pantürkist ressam” olarak suçlanır ve aynı yılın 11 Ekim’inde öldürülür.

 

12. Vatanı için her şeyi göze alan bir mücadeleci



Sağ gözü sakat olan Gurkin hayata tek gözüyle bakmasına rağmen, vatanının tüm güzelliklerini görür, uzun yıllar boyunca bu güzellikler için mücadele eder, içine doğduğu bu kültürün ve coğrafyanın geçirdiği sarsıntıları, değişmeleri yakından takip eder fakat gelişmeler karşısında umutsuzluğa düşmekten de kurtulamaz.
Kaynak:
http://listelist.com/turkolog-coros-gurkin/

En Çok Okunanlardan...