Blog Listem

Kemalist Devrim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kemalist Devrim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20240822

📚Kemalist Eğitimin Tarih Dersleri Seti - 4 CiltTakım

 

1931-1941 Yılları Arasında Liselerde Okutulan Temel Eser

1931 yılında ilk basımı yapılan ve 1941'e kadar liseler de okutulan dört ciltlik Tarih kitapları, Atatürk'ün Avrupamerkezci Tarih tezlerine karşı ulusal-devrimci teorisini inşa etme amacıyla başlattığı Tarih çalışmalarının en önemli ürünlerinden biridir. Lise Tarih kitapları, Devrimci kuşakların ideolojisini belirleyen temel eser olmakla birlikte, Kemalist Devrim'in ideolojisini incelemek isteyenler için de, eşi bulunmayan bir kaynaktır. Tarih kitapları, evrenin ve insanın yaratılmış teorisini çürütüyor ve bu süreçleri bütünüyle bilimsel verilerle açıklıyor. Cumhuriyet'in lise öğretimi, İslamiyet'in dışından yazılmış bir İslam Tarihini içeriyor. İslam, Doğa üstü bir kuvvetin değil, fakat tarihsel-sosyolojik gelişmelerin ürünü olarak inceleniyor...

Bu kitapta, özgün metnin tarihsel havasının korunmasına dikkat edildi. Bu nedenle yalnız bugün bilinmeyen sözcükler değiştirildi. Tarih kitabı, yeni kuşaklara ilk yayımlandığı yazı karakteriyle, sayfa düzeniyle ve ciltle sunuluyor. O zamanın yoksul Türkiye’sinin devrimci eğitime verdiği önem, kitabın yalnız içeriğine değil, kâğıt, baskı ve cilt kalitesine de yansımıştı.

Kemalist Eğitimin Tarih Dersleri

I.CİLT

• İnsanlık tarihine giriş

• Kâinatın ve tabiatın oluşumu

• İnsanın Evrimi

• Türk tarihi ve medeniyeti

• Çin, Hun, İskit, Hint, Kalde, Elam, Asur, Mısır, Anadolu, Fenike, İbrani, İran, Ege, Etrüsk medeniyetleri


II.CİLT

• İslam tarihi

• Ortaçağ Asya ve Avrupa'sında Türk medeniyetleri

• İlk Müslüman Türk devletleri

• Ortaçağda Anadolu'da Türk devletleri


III.CİLT

• Osmanlı Devleti'nin kuruluşu, yükselişi ve gerilemesi

• 14. asırdan 19. asrın sonuna kadar Avrupa

• Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılması ve yıkılışı


IV.CİLT

• Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu

• İstiklal Harbi

• Devrimler ve reformlar


Kaynak: https://www.kaynakyayinlari.com/kemalist-egitimin-tarih-dersleri-seti-p362251.html 


20240320

📚📖 Türk Tarihinin Ana Hatları (1930)

 

Türk Tarihinin Ana Hatları

1930 İstanbul Devlet Matbaası baskısı.

Türk Ocağı "Türk Tarihi Heyeti" azalarından Afet Hf. ile Mehmet Tevfik, Samih Rifat, Akçura Yusuf, Dr. Reşit Galip, Hasan Cemil, Sadri Maksudi, Şemsettin, Vasıf ve Yusuf Ziya Beyler tarafından iktitaf, tercüme ve telif yollarile yapılmış bir teşebbüstür.

by Afet İnan, Mehmet Tevfik Bıyıklıoğlu, Samih Rifat, Yusuf Akçura, Reşit Galip, Hasan Cemil Çambel, Sadri Maksudi Arsal, Şemsettin Günaltay, Hüseyin Vasıf Çınar, Yusuf Ziya Özer

------------

ALINTI-

📖 Türk Tarihinin Ana Hatları- Kemalist Yönetimin Resmi Tarih Tezi

*** Türk Tarihinin Ana Hatları, Kemalist yönetimin resmi tarih görüşünü yansıtır.

*** Kitap, Atatürk’ün, kendi eliyle düzeltmeler ve ekler yapmasından sonra, 1930 yılında yalnız yüz nüsha basıldı. 

*** Mustafa Kemal ve arkadaşlarının birinci amacı, “millî bir tarih yazmaktı, ikinci amaçları ise, Tevrat, İncil ve Kur’an’da yer alan yaratılışa ilişkin görüşleri çürütmek ve bilimin verilerini ortaya koymaktı. 

Kemalist devrimciler, dünya uygarlığını Roma-Atina ekseninde açıklayan Avrupa tarihçiliğinin karşısına, Asya-Afrika eksenli bir uygarlık teziyle çıktılar. Ancak Avrupa merkezliliğin yerini bu kez Türk merkezli bir tarih aldı. Kemalist tarihçiliğin milliyetçi ve burjuva-demokratik karakteri onun sınırlarını da belirledi. Türk Tarihinin Ana Hatları, tarih kitabı olmanın ötesinde, Kemalist Devrim’in ideolojisi üzerine yapılan çalışmalar için temel kaynaklardan biridir; çok önemli bir belgedir.

----------- 

İÇİNDEKİLER:





BU KİTAP NİÇİN YAZILDI?



📚📖 Türk Tarihinin Ana Hatları- Kemalist Yönetimin Resmi Tarih Tezi


Türk Tarihinin Ana Hatları
Kemalist Yönetimin Resmî Tarih Tezi
Kolektif Kaynak Yayınları


Türk Tarihinin Ana Hatları, Kemalist yönetimin resmi tarih görüşünü yansıtır. Kitap, Atatürk’ün, kendi eliyle düzeltmeler ve ekler yapmasından sonra, 1930 yılında yalnız yüz nüsha basıldı. Toplumumuz bu eseri, 66 yıl sonra ilk kez inceleme olanağına kavuşuyor. Elinizdeki kitap, Cumhuriyet dönemi tarih çalışmalarında yol gösterici sayıldı. 

Mustafa Kemal ve arkadaşlarının birinci amacı, “millî bir tarihyazmaktı, ikinci amaçları ise, Tevrat, İncil ve Kur’an’da yer alan yaratılışa ilişkin görüşleri çürütmek ve bilimin verilerini ortaya koymaktı. 

Kemalist devrimciler, dünya uygarlığını Roma-Atina ekseninde açıklayan Avrupa tarihçiliğinin karşısına, Asya-Afrika eksenli bir uygarlık teziyle çıktılar. Ancak Avrupa merkezliliğin yerini bu kez Türk merkezli bir tarih aldı. Kemalist tarihçiliğin milliyetçi ve burjuva-demokratik karakteri onun sınırlarını da belirledi. Türk Tarihinin Ana Hatları, tarih kitabı olmanın ötesinde, Kemalist Devrim’in ideolojisi üzerine yapılan çalışmalar için temel kaynaklardan biridir; çok önemli bir belgedir.

Doğu Perinçek’in sunuş yazısıyla.

Kaynak: https://www.kaynakyayinlari.com/turk-tarihinin-ana-hatlari-p363234.html

....

1930 yılında basılan 'Türk Tarihinin Ana Hatları’










📚📖Atatürk'ün yasaklanan tarih kitapları: O kitaplarda hangi bilgiler vardı?

Türk Devrimi'nin gelecek nesillere ulaştırılması için yazılan bu kitaplar hangi anlaşma sonucu yasaklandı? Kitaplarda hangi bilgiler yer alıyordu?

 15 Mayıs 2022

Atatürk'ün talimatıyla yazılmış olan tarih kitapları, 1931 yılından 1949 yılına kadar orta öğrenimde ders kitabı olarak okutuldu.

Sümerlerin dilinin eklemeli Türkçe olduğu gerçeğine kadar Türk tarihinin derinliğine inen bu kitapların yürürlükten kaldırılması, ABD ile 27 Aralık 1949 tarihinde imzalanan Fulbright Anlaşması sonrasında yaşandı.

Cumhuriyet devrimine yönelik karşı devrim hareketlerinin başladığı yıllarda ilk darbe eğitim sistemine vuruldu. ABD Büyükelçisinin belirleyici olduğu eğitim komisyonu eliyle söz konusu kitaplar müfredattan kaldırıldı.

KİTAPLARDA NE YAZIYORDU?

  • Bu kitaplarda bulunan haritalar Atatürk tarafından çizilmiştir ve 
  • kitaplarda Türk uygarlığının ne kadar eski ve köklü olduğu anlatılmaktadır. 
  • Kitaplarda Anadolu'da Türklerin tarihinin Malazgirt savaşından çok eski olduğu anlatılırken, Sümer ve Asur medeniyetlerine ait bulunan tabletlerde Anadolu'da Ermeniler’den çok önce Türklerin olduğu, Turukki ve Turki uygarlıklarının varlığını, Sümerlerin dilinin eklemeli Türkçe olduğunu öğreniyoruz.
  • Ayrıca kitapta Atatürk'ün Avrupamerkezci Tarih tezlerine karşı ulusal-devrimci teorisini inşa etme amacıyla başlattığı Tarih çalışmalarının argümanları yer alıyor.

BU KİTAPLAR NEDEN  VE NASIL YÜRÜRLÜKTEN KALDIRILDI?

Bu kitapların yürürlükten kaldırılmasına yol açan anlaşma ABD ile 27 Aralık 1949 tarihinde imzalanan Fulbright Anlaşması'dır.

Milli Eğitim’de 27 Aralık 1947'de imzalanan Fulbright Antlaşması ile oluşturulan komisyon Türkiye Cumhuriyeti'nin eğitim sistemini şekillendirdi. Anlaşma gereği komisyonun başkanlığını ABD’nin Türkiye’deki Büyükelçisi yaptı.

Fulbright komisyonu, ilkokuldan İmam Hatip’e kadar, tüm eğitim müfredatını belirliyor, yarısı ABD’lilerden oluşan komisyona ABD’nin Türkiye Büyükelçisi başkanlık ediyordu.

Anlaşma sonrasında kurulan Fulbright komisyonu 8 üyeden oluşmaktadır ve komisyon üyelerinin yarısı yani 4 kişi Amerikalı'dır. Yapılan herhangi bir oylamada anlaşma sağlanamaz ise ABD büyükelçiliği oy kullanacaktır! İşte o tarihte maruz kaldığımız tehlikenin boyutu!

KAYNAK YAYINLARI'NDA BASILDI

Bu kitaplar yakın zamanda Kaynak Yayınları ndan 4 cilt olarak çıktı.

1931 yılında ilk basımı yapılan ve 1941'e kadar liseler de okutulan dört ciltlik Tarih kitapları, Atatürk'ün Avrupamerkezci Tarih tezlerine karşı ulusal-devrimci teorisini inşa etme amacıyla başlattığı Tarih çalışmalarının en önemli ürünlerinden biridir. Lise Tarih kitaplarıDevrimci kuşakların ideolojisini belirleyen temel eser olmakla birlikte, Kemalist Devrim'in ideolojisini incelemek isteyenler için de, eşi bulunmayan bir kaynaktır.

Tarih kitapları, evrenin ve insanın yaratılmış teorisini çürütüyor ve bu süreçleri bütünüyle bilimsel verilerle açıklıyor.

Alıntı/Kaynak: https://www.aydinlik.com.tr

20210302

✍️ 📰Kemalist Devrim’in sınıfsal karakteri - Uğurcan Yardımoğlu

 

Kemalist Devrim’in sınıfsal karakteri

UĞURCAN YARDIMOĞLU

Özgürlük Meydanı•
01 Mart 2020

Güncel ve tarihsel önemi ve önümüze koyacağı görevler bakımından Kemalizm’in sınıfsal karakteri tartışmasının yakın zamanda bitmesi mümkün görünmüyor. Tartışmanın derinleşmesine ve fikirlerin olgunlaşmasına katkıda bulunmak ise Türk vatanseverleri ve devrimcileri açısından teorik bir görev...

Teori Dergisi şubat ayında başlattığı Kemalist Devrim’in sınıfsal karakteri tartışmasını mart sayısında da sürdürüyor. Kemalist Devrim, bir burjuva devrimi miydi? Yoksa emekçilerin önderliğinde gerçekleşen bir Milli Demokratik Devrim mi? Devrimin liderlerinin sınıfsal analizini yapan Yıldırım Koç, bu devrime sivil-asker, memur kesiminin önderlik ettiğini ve memurların esas olarak emekçi sınıflardan sayılması gerektiğini söyleyerek, devrime burjuvazinin önderlik ettiği tezine karşı bir tez geliştirdi. Bu teze ek olarak Sovyet yöneticilerinin ve Komintern’in Kemalizm’e yönelik olumsuz değerlendirmelerinin altını çizdi. Koç’a göre, Sovyetlerin Kemalizm’in sınıfsal karakterine yönelik ‘yanlış’ tespitleri Türkiye solu içerisinde de bu devrimin burjuva devrimi olarak değerlendirilmesine yol açtı. Bugün bu yanlışı düzeltmenin tarihsel önemine dikkat çeken Koç, Kemalist Devrim’in doğru değerlendirilmesinin güncel görevleri belirlediğini de ifade etmişti. Şubat ayında bu konuda bir de çalıştay düzenleyen Teori Dergisi, bu tartışmanın güncel ve tarihsel öneminden hareketle mart sayısında da tartışmayı derinleştirdi. İlk olarak Doğan Avcıoğlu’nun Tevfik Rüştü Aras’la “Atatürk’ün Dışişleri Bakanı Anlatıyor” başlığıyla yaptığı ve Yön Dergisi'nin 30 Ekim 1964 tarihli sayısında yayımlanan söyleşiye yer veren Teori Dergisi, Kemalist Devrim liderlerinin sosyalizme bakışına ilişkin önemli bir örneği gözler önüne sermiş oluyor.

BURJUVAZİYİ SANAYİYE YAKLAŞTIRMAYAN SİSTEM

Teori Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Kuntay Gücüm, bu sayıda Yıldırım Koç’un tezlerine destek vererek onu geliştiriyor. Türkiye’de 20’li yılların ticaret burjuvazisinin oldukça güçlü olduğunu belirten Gücüm, bunların İzmir İktisat Kongresi’ndeki etkilerini açıklıyor. Buna karşın Kemalizm’in burjuvaziye yönelik tavrının hiç de olumlu olmadığını örnekleriyle ortaya koyuyor. Kemalist önderliğin, ticaret burjuvazisini sanayi alanına yaklaştırmadığını, aksine güç kazanmasını engellediğini de belirtiyor. Dolayısıyla planlı kalkınmanın, özel sermayenin kontrolünün sıkı bir şekilde uygulandığını söyleyerek, Kemalist Devrim’in devlet sosyalizmi olduğunu savunuyor. Ayrıca Kemalizm’den geri dönüşün başladığı yıllarda, sanayi alanına girmek isteyen ticaret burjuvazisinin Kemalist yönetime dönük ‘vasilik rejimi’ eleştirisini de yazısına ekleyerek savını güçlendiriyor.

TARTIŞMALARIN DÖRT DÖNEMİ

Arslan Kılıç, ‘Yeni olan tartışmada ‘yeni’ ne var?’ sorusunu yazısının başlığına çıkararak okuru, Türkiye Sol Hareketi’nin tarihine doğru bir yolculuğa çıkarıyor. Bu yolculuğun rotası, bilimsel sosyalistlerin Kemalist Devrim değerlendirmeleri... Türkiye sosyalist hareketini dört döneme ayıran Kılıç, ilk dönemde Şefik Hüsnü ve arkadaşlarının liderliğindeki TKP’nin değerlendirmelerini ve 1938 yılındaki kapsamlı özeleştiriyi ele alıyor. İkinci dönemde 60’lı yıllarda yükselen gençlik ve emekçi hareketleriyle paralel olarak sol çevrelerde yürütülen ‘Kemalizm’ tartışmalarına değinerek esas olarak bugünkü olgunluğuna yakın sonuçlara ulaşan Aydınlık Hareketi’nin tespitlerini öne çıkarıyor. Bu tespitlere göre, Kemalist Devrim’in bir burjuva devrimi olduğu ancak yalnızca ülkesindeki feodal unsurlarla mücadele görevine değil emperyalizme karşı milli kurtuluş görevine de odaklandığı için 18. ve 19. yüzyılın burjuva devrimlerine benzemeyen bir yapıya sahip olduğunu ileri sürüyor. Halkçı-devletçi yönü güçlü olan bu devrim en nihayetinde ona önderlik edenlerin niyetlerinden ve sol tavırlarından bağımsız olarak geliştiğini ve ülkeyi sosyalizme değil kapitalist gelişmeye götürüyor. Dolayısıyla Kılıç, Kemalist Devrim liderliğini, sınıf dışı ‘sivil-asker aydın zümre’ gibi değerlendirmelerle ele almanın doğru olmadığını belirtiyor. Ancak bir devrimin burjuva niteliğe sahip olmasının kötü bir şey olmadığının da altını çiziyor. Burjuvazinin ilerici barutunun henüz tükenmediği yıllara işaret eden bu değerlendirmenin burjuvazinin günümüzdeki konumunu bağlamadığını da belirtmek gerekiyor. Türkiye burjuvazisinin bugüne ilişkin konumunun farklı ele alınması ise kaçınılmaz görünüyor.

DEVLET SOSYALİZMİ Mİ DEVLET KAPİTALİZMİ Mİ?

A. Cerrahoğlu’nun katkısı ise, Kemalist Devrim öncesinde İttihat ve Terakki’nin teorisyenlerinin ‘devlet sosyalizmi’ kavramını ele alışını tarihsel bir belgeye dayanarak açıklaması... Bu açıklamaya göre, özel girişimi ve özel mülkiyeti esas alan bir toplumsal düzen hedefleyen İttihatçıların ‘devlet sosyalizmi’ devleti tamamlayıcı bir role büründürüyor. Devletin, bizatihi girişimci olarak pazarda

bulunmasının sakıncalarını belirten İttihatçı teorisyen, aslında devlet kapitalizmini tarif etmiş oluyor. Bu yazı da Türk Devrimi’nin Kemalistlerden önce ekonomiye yaklaşımı hakkında fikir verici nitelikte.

Teori Dergisi'nin ‘Tarihimizden Belgeler’ bölümü, Türkiye ile Sovyetler Birliği’nin arasındaki ilişkiyi gözler önüne serecek nitelikte.

SONUÇ YERİNE

Güncel ve tarihsel önemi ve önümüze koyacağı görevler bakımından Kemalizm’in sınıfsal karakteri tartışmasının yakın zamanda bitmesi mümkün görünmüyor. Tarih biliminin yeni araştırmalarla gün yüzüne çıkan belgeler ışığında ve farklı bakış açılarıyla yeniden yorumlanmaya açık bir alan olduğunu da göz önünde tutarsak, insanlığın ve Türkiye’nin yararına olacak bu tartışmanın sürmesi gerekiyor. Tartışmanın derinleşmesine ve fikirlerin olgunlaşmasına katkıda bulunmak ise Türk devrimcileri açısından teorik bir görev.

İnsanlığın devrim mirasının ortak yönleri elbette var.Kemalist Devrim’in dünya devrimleri içerisinde hangi kategori içerisinde yer alması gerektiğini belirlemek onun benzersiz ve özgün yanlarını ortadan kaldırmaz. Devrimin hangi sınıflar tarafından gerçekleştirildiğini anlamak kadar onun hangi sınıfların gelişip serpilmesine yol açan bir pratiği olduğunu belirlemek gerekiyor. Açıkçası Kuntay Gücüm’ün yazısında ele aldığı yöntem ve Ankara Yazı Kurulumuzun (Dökümü bu sayıda yer alıyor.) yürüttüğü tartışmanın rotası doğru görünüyor. Kemalist Devrim’i Sovyetlerle ilişkileri, ya da Türkiye’nin ilk bilimsel sosyalistlerinin değerlendirmeleri ışığında değil, kendi pratiği ve ürettiği ekonomik, politik ve toplumsal ilişkiler bağlamında incelersek onun sınıfsal analizini doğru yapmaya yaklaşmış oluruz.

Tarih, sınıfların mücadelesinden ibarettir. Kimin hangi sınıfla, hangi sınıfların yararına mücadele ettiği onun insanlığın ilerici mirası arasında oturacağı yeri ve bugüne yapacağı katkıyı açıklar. Bu açıdan, Kemalist Devrim’in sınıfsal


karakteri tartışmasına daha fazla katkının yapılması -derginin yer vermekte güçlük çekeceği kadar!- dileğiyle

Alıntı/ Kaynak: https://www.aydinlik.com.tr/haber/kemalist-devrim-in-sinifsal-karakteri-201892-1




📚Kemalist Devrim Dizisi - ✍️Doğu Perinçek - 📖Kaynak Yayınları



📖 Kemalist Devrim - 1

Tarihsel ve Sınıfsal Karakteri

Doğu Perinçek, Bilimsel Sosyalizmin bakış açısıyla Kemalist Devrimin tarihsel ve sınıfsal anatomisini gerçekleştiriyor. Kemalist Devrim konusunda özellikle İslamcı, “sol” ve liberal çevrelerin emperyalist Batı literatüründen etkilenen yaklaşımlarını eleştiren Perinçek, Kemalist Devrim önderliğinin sınfsal karakteri konusunda bugüne kadar alışılagelen yaklaşımların dışında özgün tahliller yapıyor.
Yeni bilgilerle zenginleştirilen ve güncelleştirilen kitapta Kemalist Devrim bir tarih sorunu olmasının ötesinde günümüz Türkiye’sinin önündeki önemli sorunların çözümü açısından incelenmeye tabi tutuluyor.

📖 Kemalist Devrim - 2
Din ve Allah

Kemalist Devrim’in din ve Allah felsefesi ilk kez bu kitapta kapsamlı olarak incelendi.
Atatürk’ün din, Allah, İslamiyet ve Hz. Muhammed konusundaki gizlenen elyazıları, Cumhuriyet Devrimi’nin ders kitapları ve resmî kaynaklar, ilk kez bu araştırmayla gün ışığına çıkarıldı.
Cumhuriyetimizin bir karşıdevrimle karanlıklara gömülmek istenen laiklik anlayışı, bütün boyutlarıyla açıklanıyor, tarihsel ve bilimsel verilerle özgün bir laiklik teorisi geliştiriliyor.
Kitap, 1995 yılında, Toplumsal Bilimler alanında Yunus Nadi Ödülü’nü kazandı.


📖 Kemalist Devrim - 3
Altı Ok

Bu kitap, 1931 yılında CHP programına, 1937 yılında ise Anayasa’ya konan ve Türkiye devriminin programı olan Altı Ok’u tarihsel gelişimi ve pratiği içinde ele almaktadır. Kitaptan bazı konu başlıkları:
Türk Devriminin Altı Ok Programı hangi tarihsel süreçlerde filizlendi ve gelişti?
Altı Ok’un milli devrimci pratiğimizdeki yeri ve uluslararası kaynakları.
Altı Ok’un bütünlüğü ve tarihsel tutarlılığı.
Altı Ok’un dünyadaki yeri.
Ezilen dünyadaki iki devrim modeli.
Kemalist Devrim niçin yarım kaldı?
Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik ve devrimciliğin Türk devrimindeki ve Atatürk dönemi CHP programlarındaki anlamı.
Kitabın sonunda ise iki önemli belge okura sunuluyor:
Altı Ok’un 1931’de CHP programına, 1937’de de Anayasa’ya konmasına ilişkin, Recep Peker ve Şükrü Kaya’nın resmi görüşü açıklayan konuşmaları.
Altı Ok Türkiye'nin bugünkü ihtiyaçlarına da yanıt veren bir programdır.


📖 Kemalist Devrim - 4
Kurtuluş Savaşında Kürt Politikası

Kemalist önderliğin 1919-1926 yıllarında Kürt sorununa ilişkin anayasal ilke ve politikaları.
Müdafaai Hukuk Cemiyeti'nin, Erzurum ve Sivas Kongreleri'nin, Amasya Görüşmesi’nin,
Misakı Millî'nin üstündeki perde kaldırılıyor.
Makaslanmış veya değiştirilmiş belgelerin asılları bu kitapta.
Kemalist önderliğin hedef ve stratejisi, millî devlet projesi…
Türk ve Kürt tekmil milleti birleştirmek…
Kürtlerin Kurtuluş Savaşı'na katılımı…
Doğu'da bir dayanak yaratarak bütün vatanı kurtarmak…
Türkiye'yi birleştiren prensip… Ortak örgütlenme…
Ortak karar…
Ortak vatan: Misakı Millî… Atatürk'te Millî Hudutlar kavramı…
Cumhuriyet'in kurucu unsurları: Türkler ve Kürtler…
Ortak kimlik… Ortak cumhuriyet…
Şûralarla özerk idare, 1921 Anayasası'nın halkçı idare sistemi…
Kemalist hükümetin "Kürtlere Mahallî İdare" kararı…
Kurtuluş Savaşı belgelerinde ve uluslararası konferanslarda Kürtlerin hak ve hürriyetleri…
Ortak Mustafa Kemal…
Kurtuluş Savaşımızın sınanmış çözümü


📖 Kemalist Devrim-5
Kemalizmin Felsefesi ve Kaynakları

• Kemalizm nedir; ideoloji mi, teori mi, öğreti mi yoksa bir devrimin pratiği mi?
• Kemalizmin felsefesi nedir?
• Kemalizmin varlığın ve bilginin kökeni konusundaki görüşü nedir?
• Kemalizm, toplumların gelişmesini nasıl açıklıyor?
• “Determinizm”, “pratik maddiyetçilik”, “tarihsel materyalizm”…
• Kemalizm, evrimci mi devrimci mi?
• Kemalizmin millî ve milletlerarası kaynakları nelerdir?
• Aydınlanma hareketinin, büyük Fransız Devrimi’nin, Alman materyalizmi ve devlet sosyalizminin, narodnizmin ve
Sovyet Devrimi’nin Kemalist Devrim üzerindeki etkileri nelerdir?
• Pozitivizm ve kemalizm...

📖 Kemalist Devrim-6
Atatürk'ün CHP Program ve Tüzükleri

Biz İstiklal Savaşı’nı hangi programla başardık?
Biz 1920 ve özellikle 1930’ların Türk mucizesini hangi programla gerçekleştirdik?
Biz bugünkü kör çıkmazlarda o büyük çıkış yolunu nasıl buluruz?
İster geçmişin başarılarını araştırınız ister geleceğin yolunu açmak için ayağa kalkınız, Türkiye yeniden Atatürk’ü keşfetme yıllarına girmiştir.
Doğu Perinçek bu kitapta 1919’dan 1938’e uzanan süreçte CHP program ve örgütlenme ilkelerinin gelişme sürecini inceliyor.
Ayrıca Atatürk önderliğinde hazırlanan CHP program ve tüzüklerinin tam metinleri…


📖 Kemalist Devrim-7
Toprak Ağalığı ve Kürt Sorunu

Kemalist Devrim'in köylü felsefesi ve programı…
Cumhuriyet döneminde toprak ağalığı, aşiret ilişkileri ve şeyhlik…
Şeyh Sait, Ağrı ve Dersim isyanı dersleri…
Şark raporlarında Doğu ve Güneydoğu Anadolu gerçekleri…
İnönü ve Bayar raporlarının içeriği ve değerlendirmesi…
Cumhuriyet yönetimine göre Kürt meselesinin özü…
Şarkta derebeyliğe karşı sınıfsal çözüm arayışları…
CHP Programı ve Anayasa'da toprak reformu değişiklikleri…
Derebeyliğe karşı yasalar ve uygulamalar…
"Derebeylik Sistemi Böyle Yıkılır mı?"…
Küçük Amerika döneminde toprak reformu masalları…
Bölücü terörün zemini ve nedeni…
Günümüzde toprak ağalığı ve Kürt sorunu…
40 tez: Kürt sorununa ilişkin 40 saptama ve çözüm…


📖 Kemalist Devrim-8
Birinci Dünya Savaşı ve Türk Devrimi

Doğu Perinçek bu kitabında, Birinci Dünya Savaşı'na ilişkin hurafeleri ele alıyor.
Osmanlı Devleti, savaşın dışında kalabilir miydi?
Savaşa niçin ve nasıl girdik?
Almanya'yla ittifaktan kaçınabilir miydik?
Dünya Savaşı, Türkiye için bir yıkım mıydı yoksa Kemalist Devrimin başlangıcı mıydı?
Atatürk'ün savaşa ilişkin görüşleri niçin yanlış aktarılıyor?
Perinçek, Kurtuluş Savaşımızın 1914 yılında başladığını tarihsel kanıtlarıyla ortaya koyuyor; Birinci Dünya Savaşı'ndaki vatan savunmasının Türk Devrimi sürecindeki yerini inceliyor ve Kemalist Devrimin başlangıç aşamasını aydınlatıyor.
Bu çalışmada tarihçilerin konuyla ilgili görüşleri tartışılıyor ve eleştiriliyor; günümüzdeki vatan savunmasını anlamak açısından önemli dersler sunuluyor.
Kitap, Atatürk'ün Bütün Eserleri başta olmak üzere Birinci Büyük Savaş konusunda yazılmış yerli-yabancı iki yüze yakın kaynak titizlikle araştırılarak kaleme alınmış.
Kaynak Yayınları, tarihçilerimize ve tarih meraklılarına Birinci Dünya Savaşı konusunda ufuk açan bir kitap sunmaktadır.

Stok Kodu
:
Kemalist Devrim Seti
Kapak Türü
:
Karton
Kağıt Türü
:
2. Hamur

20200424

📚📖 'Kemalist Devrim'in Niteliği' - Yıldırım Koç

 
  • Kemalistler sosyalizme nasıl baktı?
  • Toprak ağalarıyla yeterince mücadele edildi mi?
  • Kemalist Devrim'in işçi sınıfına ilişkin tavrı nasıldı?
  • Dönemin komünistleri Kemalist Devrim'i nasıl değerlendirdi?

Kemalist Devrim'in sınıfsal karakterini inceleyen Yıldırım Koç, sol literatürdeki "burjuva devrim" yaklaşımını TKP ve Komintern belgelerine dayanarak tartışıyor, sömürge ve yarı sömürge ülkelerdeki demokratik devrim ve milliyetçilik ilişkisini ortaya koyarak bir senteze ulaşıyor. Mustafa Suphi'nin katledilmesini de ayrıntılı biçimde değerlendiren Koç, bu olaydan Mustafa Kemal'i sorumlu tutan yaklaşımları değişik kaynak ve belgelere dayanarak çürütüyor.
"Türkiye demokratik devrimi, kapitalizmin gelişmesinin önündeki engelleri kaldırmak isteyen bir burjuvazinin önderliğinde ve programıyla değil, emperyalizme ve onun işbirlikçilerine karşı can, namus (değerler) ve mal kaygısıyla, bağımsız yaşayabilme güdüsüyle hareket eden insanlann (sivil-asker aydınların, memurlann ve küçük burjuvazinin) önderliği ve programıyla gelişti. Kurtuluş Savaşı'nın zaferle sonuçlanması sonrasında da bağımsız bir devletin korunması ve geliştirilmesi için milliyetçi bir çizgi izlendi. Bu nedenle Türkiye'deki sürece 'milli demokratik devrim' diyoruz.''

Alıntı/Kaynak: https://www.kaynakyayinlari.com/kemalist-devrimin-niteligi-p364568.html 

20200423

📚 📖 'İttihatçılıktan Kemalizme' - Feroz Ahmad

Feroz Ahmad, İttihatçılıktan Kemalizme’de Genç Türkler dönemini ve Kemalist Türkiye’yi süreklilik ve kopukluklarıyla inceliyor. Yazar, dönemin yayın organlarından konuyla ilgili kitaplara; anılardan İngiliz Resmi Arşivi’ndeki (Public Record Oce) gizli-açık belgelere, mektuplara uzanan titiz bir çalışmayla, yerel ve uluslararası güç merkezleri arasındaki ilişki sunuyor: 
“Özgün karakterine rağmen Kemalizmin hem düşünce hem de toplumsal temel bakımından öncelleri vardı. Böyle bir ideolojiyi, Mustafa Kemal’in geliştirdiği bazı kirlerin ilk kez ortaya atılıp tartışıldığı Genç Türk döneminin katkısını göz ardı ederek ele almak tarih dışı bir tutum olur…”

20200316

Devlet kapitalizmi mi, devlet sosyalizmi mi? - Yıldırım Koç

Devlet kapitalizmi mi, devlet sosyalizmi mi?
Yıldırım Koç

14 Mart 03:04

Kemalist Devrim tartışmaları sırasında gündeme gelen konulardan biri, bu yıllarda kurulan kamu işletmelerinin “milli burjuvazi yaratmaya yönelik devlet kapitalizmi” mi, yoksa, insanın insanı sömürmediği bir dünya doğrultusunda bir adım olarak “devlet sosyalizmi” mi olduğudur.

Aradaki fark ne?

DEVLET KAPİTALİZMİ

Devlet kapitalizminde amaç ülkede devletin olanaklarıyla kapitalizmin geliştirilmesi, sermayedar sınıfın sorunlarına çözüm bulunmasıdır. Ülke ekonomisi devletin olanakları kullanılarak güçlendirilecektir, ancak bu güçlenme, sermayedar sınıf eliyle ve onların kontrolünde yapılacaktır.

Özellikle 1929 dünya buhranı sonrasında birçok ülkede devlet tarafından işletmeler kuruldu ve hatta kamulaştırma yapıldı. Ancak bunların amacı, devlet olanaklarıyla güçlendirilmiş sermayedar sınıf eliyle ülkenin güçlendirilmesiydi. Bazı kamu işletmelerinin amacı, özel sektöre ucuz girdi sağlamaktı. Bu nedenle bu kamu işletmeleri işçi hakları açısından çok sınırlı katkıda bulundu.

SOSYALİZME YÖNELİK KAMU İŞLETMELERİ

Türkiye’deki devletçilik, nihai olarak sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya amacı da göz önünde bulundurularak, ülke ekonomisinin güçlendirilmesi çabasıdır. Bu nedenle de, bu kamu işletmeleri, işçilere ve memurlara tanınan haklar açısından çölde vaha gibidir ve gelecekte tüm ülkeye yayılması amaçlanan toplumsal ilişkilerin örneğidir. Ayrıca, planlı ekonomi söz konusudur.

Türkiye’de Sümerbank, Etibank, TCDD, Tekel, Şeker Fabrikaları gibi kamu kuruluşları basit birer ekonomik işletme değildi. 1950’li yıllardan itibaren bu kuruluşlar ve yeni iktisadi devlet teşekkülleri ile Karayolları, YSE ve Devlet Su İşleri gibi işletmeler, sermayedar sınıf yararına da kullanılmakla birlikte, gerek işçi ve memur hakları, gerek bu işyerlerindeki toplumsal ilişkiler açısından, sosyalizme yönelikti.

NAZİLLİ BASMA FABRİKASI ÖRNEĞİ

Kayseri Sümerbank ve Turhal Şeker Fabrikalarını yakından biliyorum. Bu işletmeler, ucuz ürün satan ekonomaları, spor tesisleri, yüzme havuzları, işçi ve memur lojmanları, konut kooperatifleri, tiyatro salonları ve işçilerle memurların aileleriyle birlikte gidip çok ucuza yemek yiyip eğlenebildikleri sosyal tesisleriyle örnek birimlerdi.

Sümerbank’ın Nazilli Basma Fabrikası’na ilişkin olarak yapılmış bir araştırmadan bazı bölümler aktarayım.

Nazilli Basma Sanayii, 9 Ekim 1937 günü, Atatürk tarafından işletmeye açıldı. Fabrika, kentteki yolların tamirine ve hastane yapımına katkıda bulundu. Ortaokula ek bina yaptı. İşçilere okuma-yazma kursu açtı. Fabrikada usta işçi yetiştirmek amacıyla teknik kurslar açıldı. İşletmede 700 kişilik bir tiyatro salonu vardı. Sümer Halkevi Kütüphanesi ve okuma salonu, işçi ve memurlara ve ailelerinin kullanımındaydı. Burada düzenli olarak biçki ve dikiş kursları düzenleniyor, resim ve heykel sergileri açılıyordu. İşçilerin ve memurların ve ailelerinin yararlanabileceği spor tesisleri vardı. Fabrikanın otuz yataklı ve tam teşekküllü bir hastanesi hizmet veriyordu. Şirket, bölgede yaygın olan sıtmayla mücadelede etkili katkılarda bulundu. (Saadet Tekin, “Nazilli Basma Fabrikası”, Tarih ve Toplum, Şubat 2003)

Bu işletmelerin amacı ve etkisi, Türkiye’de bir milli burjuvazi yetiştirmek değildi. Amaç, ülke ekonomisinin dışa bağımlılığını ortadan kaldırmak, siyasi bağımsızlığımızı güçlendirmek, ülke kaynaklarını ülkenin ve halkın çıkarları doğrultusunda planlamak ve kullanmak, halkın temel tüketim ihtiyaçlarını güvenilir ve ucuz bir biçimde sağlamak, farklı etnik köken ve inançlardan işçileri kaynaştırmak, toplumsal ilişkileri çağdaşlaştırmaktı. Bu nedenle, Kemalist Devrim’in devletçiliği, devlet kapitalizmi değil, insanın insan tarafından sömürülmediği bir nihai amaca da yönelik girişimlerdi.

Alıntı/Kaynak: https://aydinlik.com.tr/haber/devlet-kapitalizmi-mi-devlet-sosyalizmi-mi-202735

20200131

📰 Teori Dergisi: 🇹🇷 Kemalist Devrimin tarihsel ve sınıfsal karakteri

🖱💻 Teori şubat sayısı çıktı!

Kemalist Devrimin tarihsel ve sınıfsal karakteri

✔️ Kemalist Devrim'in niteliği
✔️ Kemalist Devrimin karakteri üzerine değinmeler
✔️ Kemalizmin sınıfsal karakteri çalıştayı
✔️ Atatürk'ün tarım politikası
✔️ Kemalizm ve sol
✔️ Ve daha fazlası...

Teori Dergisi @TeoriDergi


20200110

🎞 Kemalist kimlere deniyor?

Yunanlılar İngiliz desteğiyle Ankara'ya kadar gelmişlerdi. İstanbul İngiliz,Fransız,İtalya işgalindeydi. Osmanlının 3 başkentinde Padişah türbeleri işgalcilerin ayaklarının altındaydı. İngilizler, Mustafa Kemal'le milletin şerefi ve vatan için canını verenlere ¨KEMALİST¨derlerdi.

Kemalistler, vatandan başka sevgili tanımayan o kuşaktı. Kemalistlerin karşısında İngiliz sevdalısı cephe vardı. Ordudan firar eden askerler de bu cephedeydi. Ordunun yaklaşık %40'ından fazlası kaçaktı. Bunları İngilizler/ işgalciler pek çok severdi...

Kemalizm; Akıl, Bilim, Anti Emperyalist, Tam Bağımsızlık ve Umut demektir. Kemalizm, ¨geçmişin bekçiliği değil, geleceğin öncülüğüdür¨(A.T.Kışlalı). Ve M. Kemal Atatürk, bu milletin ebedi lideridir. Elinizi ve çeyrek bilgiyle donatılmış beyninizi Atatürk'ten-Kemalizm'den çekin...

 Dr. Naim Babüroğlu
@NaimBaburoglu

20191221

✍️ Kemalist Devrim’in toprak programı - Yıldırım Koç

Kemalist Devrim’in toprak programı
Yıldırım Koç
Aydınlık Gazetesi, 
17.12.2019

Kemalist Devrim’e yöneltilen eleştirilerden biri, toprak ağalarına karşı yoksul köylülüğün çıkarlarını korumamasıdır. Yoksul köylülüğün toprak için bir mücadelesinin olmadığı koşullarda, Kemalist Devrim’in toprak dağıtması gözden kaçırılmaktadır.

KÖYLÜYE DAĞITILAN TOPRAKLAR

1923-1934 döneminde nüfus değiş tokuşu ile gelen 99.709 haneye (380.243 kişi) 4.5 milyon dönüm arazi, 99 bin dönüm bağ ve 160 bin dönüm bahçe; muhacir ve mülteci olarak gelen 58.027 haneye (247.295 kişi) 1.5 milyon dönüm arazi, 59 bin dönüm bağ ve 8 bin dönüm bahçe dağıtıldı. Toprağa muhtaç yerli çiftçilere de 731 bin dönüm arazi dağıtıldı. 2510 sayılı yasa hükümlerine göre, 21 Haziran 1934 tarihinden 1938 yılı Mayıs ayına kadar 28.536 muhacir ve mülteci ailesine 1.2 milyon dönüm, 48.411 topraksız veya az topraklı yerli çiftçi hanesine 1.5 milyon dönüm, 7.886 göçebe ailesine de 129 bin dönüm arazi dağıtıldı. 1940-1944 döneminde ise Maliye Bakanlığına bağlı geçici komisyonlar tarafından 619 köyde 197 bin nüfuslu 53 bin aileye toplam 875 bin dönüm arazi dağıtıldı. (Barkan, Ö.L., Türkiye’de Toprak Meselesi, Gözlem Yay., İstanbul, 1980, s.455)

Bir başka kaynağa göre ise, 1930-1937 döneminde, 627 ve 2480 sayılı yasalara dayanılarak köylüye 1.3 milyon dönüm arazi dağıtıldı. (Derin, H., Türkiye’de Devletçilik, İstanbul, 1940., 1940, s.57) 1923-1933 döneminde Türkiye’ye 247 bin kişi göçmen olarak geldi. Bu insanlar, 58 bin aile oluşturuyordu. Bunlara parasız olarak 40.692 ev, 6321 parça arsa, 1.576.472 dönüm tarla, bağ ve bahçe verildi. (Derin, H., a.g.k., 1940, s.35)

1934-1950 döneminde ise göçmenler için yapılan ev 32.887 adet, dağıtılan arazi de 157.383 dönümdür. (Basın-Yayın ve Turizm Umum Müdürlüğü, Türkiye Nasıl İlerliyor, 1950-1957, Ankara, 1957, s.95)

KÖYLÜYE TOPRAK DAĞITIMI KONUSUNDA HÜKÜMET POLİTİKALARI

1935 yılında CHP programına topraksız köylüye toprak dağıtılmasına ilişkin bir hüküm ilk kez kondu: "Her Türk çiftçisini yeter toprak sahibi etmek, partimizin ana gayelerinden biridir. Topraksız çifçiye toprak dağıtmak için özgü istimlâk kanunları çıkarmak lüzumludur."

Atatürk’ün TBMM’de 1.11.1936 tarihli açış konuşmasında amaç daha net bir biçimde ifade ediliyordu: "Toprak kanununun bir neticeye varmasını Kamutay’ın yüksek hizmetinden beklerim. Her Türk çiftçi ailesinin, geçineceği ve çalışacağı toprağa malik olması, behemehal lazımdır. Vatanın sağlam temeli ve imarı bu esastadır."

1924 Anayasasının 74. maddesi, "değer pahası peşin verilmedikçe" kamulaştırmaların yapılamayacağını öngörüyordu: "Menafii umumiye için lüzumu usulen tahakkuk etmedikçe ve kanunu mahsus mucibince değer pahası peşin verilmedikçe hiç bir kimsenin malı istimval ve mülkü istimlâk olunamaz." 5 Şubat 1937 gün ve 3115 sayılı kanunla bu maddeye eklenen fıkrayla kamulaştırma kolaylaştırıldı: "Çiftçiyi toprak sahibi yapmak ve ormanları Devlet tarafından idare etmek için istimlâk olunacak arazi ve ormanların istimlâk bedelleri ve bu bedellerin tediyesi sureti, mahsus kanunlarla tâyin olunur."

Atatürk’ün 1.11.1937 tarihli konuşması da şöyleydi: "Bir defa, memlekette topraksız çiftçi bırakılmamalıdır. Bundan daha önemli olanı ise, bir çiftçi ailesini geçindirebilen toprağın, hiç bir sebep ve suretle bölünemez bir mahiyet alması. Büyük çiftçi ve çiftlik sahiplerinin işletebilecekleri erazi genişliğini, erazinin bulunduğu memleket bölgelerinin nüfus kesafetine ve toprak verim derecesine göre sınırlamak lazımdır."

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, 1.11.1941 tarihinde TBMM’yi açarken şu konuşmayı yapıyordu: "Toprak Kanunu, Büyük Meclis’e sunulmak üzeredir. (...) Toprağı olmayıp, kendi başına ocak kurmak isteyenlere toprak temini, Cümhuriyetin en ziyade ehemmiyet verdiği bir meseledir. Nüfusun çoğalması ve intikal suretile parçalanması neticesinde, elindeki toprağı bu günkü işleme kudret ve vasıtalarına, çoğalan yaşama ihtiyaçlarına artık yetişmemeye başlayan az topraklı köyler ve köylüler vardır. Bunları, kendilerine daha yüksek yaşama imkanı verecek miktarda toprak sahibi kılmak ve bu topraklarda iş yapma kudretini tam kıymetlendirecek verimli bir işleme için lüzumlu araçlarla donatmakta acele etmek lazımdır."

DEVRİMCİ BİR KANUN: ÇİFTÇİYİ TOPRAKLANDIRMA KANUNU

1945 yılında Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu kabul edildi. Bu Kanun, özellikle 17. maddesindeki radikal düzenleme nedeniyle önemliydi. Ancak CHP 1945-1950 arasında toprak ağalarının gücünü büyük ölçüde parçalayacak bu kanunu uygulamak yerine, parlamenter sisteme geçilmesi nedeniyle toprak ağalarıyla uzlaşmayı tercih etti.

Taner Timur’un bu kanuna ilişkin değerlendirmesi şöyledir: 
"Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu, herşeyden önce büyük toprak sahiplerinin iktisadi ve bunun sonucu olarak ortaya çıkan siyasi gücüne karşı yönelmiş bir kanundur. Böyle bir kanun, büyük toprak sahiplerinin sömürüsü altındaki yoksul köylülerin sınıf mücadelesi ile gerçekleşseydi, kendi uygulanma koşullarını kendisi hazırlamış olurdu. Oysa, yoksul köylülerin yaşama koşulları ve bilinç durumları böyle bir mücadeleyi (demokratik köylü mücadeleleri) başlatmamıştı. Gördüğümüz gibi, Kanun, Milli Şef’in baskısıyla adeta zorla Meclis’ten geçirilmiştir." 
(Timur, T., Türk Devrimi ve Sonrası, 4. Baskı, İmge Yay., Ankara, 1997, s.204)

Kemalist Devrim, yoksul köylülüğün toprak mücadelesine katılmamasına rağmen, bu insanların en azından bir bölümüne toprak dağıttı. Diğer taraftan da, yoksul köylülüğün kulluktan kurtulup, özgür yurttaşlar haline getirilmesini ve hak talebinde bulunmasını sağlayacak girişimlerini de diğer alanlarda sürdürdü.

Alıntı/Kaynak: https://www.aydinlik.com.tr/kemalist-devrim-in-toprak-programi-yildirim-koc-kose-yazilari-aralik-2019

20191216

✍️🇹🇷 Türkiye’de Atatürk döneminde bir milli burjuvazi var mıydı? - Yıldırım Koç


Türkiye’de Atatürk döneminde bir milli burjuvazi var mıydı?
Yıldırım Koç
Aydınlık Gazetesi, 14.12.2019

Kemalist hareketi “burjuva” olarak niteleyen, Kurtuluş Savaşı’na “milli burjuvazi”nin önderlik ettiğini söyleyen ve 1946 yılına kadar Türkiye’de burjuvazinin çıkarlarını savunan “burjuva iktidarlar”ın olduğunu ileri sürenler, Türkiye’de kapitalizmin gelişme özelliklerini ve sermayedar sınıfın niteliğini gözardı etmektedir.

SERMAYEDARLAR İŞBİRLİKÇİ RUM, ERMENİ VE YAHUDİ İDİ

Türkiye’de İkinci Dünya Savaşı sonuna kadar sermayedar sınıfın çok büyük bölümünü, çıkarlarını emperyalist güçler ve uluslararası sermaye ile bütünleştirmiş Ermeni, Rum ve Yahudi sermayedarlar oluşturuyordu. Bu kesimler yerliydi, ancak milli değildi. Bu kesimler, Kurtuluş Savaşı sırasında işgalci güçlerle işbirliği yapmış olmanın korkusunu da yaşıyordu.

Azınlıklar dışındaki sermayedarların büyükleri de milli çıkarlar doğrultusunda üretken alanlara yatırım yapan milli burjuvazi değildi; yabancı şirketlerin mallarını pazarlayan acentalardı.

Küçük sermaye sahiplerinin büyük bölümü ise esnaf ve sanatkarlığın ötesine geçememişti. Üretim, dağıtım ve ticaretteki küçük birimler, Marx’ın tabiriyle, “Kleinmeister” idi, sermaye birikimi yapamayan (basit yeniden üretim) ve kendilerine de işçileriyle birlikte çalışan küçücük işletmelerdi.

TÜRKİYE’Yİ BURJUVALAR YÖNETMİYORDU

Türkiye’de bu dönemde burjuvazi devleti yönetmiyordu; böyle bir gücü, iddiası, umudu yoktu. Rum ve Ermeni kökenli burjuvazi, Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında izledikleri işbirlikçi politikaların hesabının sorulması korkusu içindeydi. Özellikle yükselen “Türk milliyetçiliği” ve 1923/1924 yıllarında yaşanan nüfus mübadelesinin (değişimimin) büyük sıkıntıları da, onları ürkütüyor, Türkiye’de uzun vadeli yatırımlardan caydırıyordu.

Azınlıklar dışındaki sermayedarlar ise varlıklarını ve güçlenmelerini devlete borçluydu. Burjuvazinin sınıf çıkarları ile devletin bağımsızlıkçı politikaları arasında ciddi bir uyumsuzluk söz konusuydu.

Osmanlı’da kapitalizm geç ve gelişmiş kapitalist ülkelerin etkisi altında gelişti. Osmanlı’da Müslümanlar savaşlarda canını verirken, askerlikten muaf olan Ermeni, Rum ve Yahudiler’in bir bölümü, uluslararası ilişkilerini de kullanarak, zenginleşti. Bunların çıkarları güçlü bir Osmanlı’yı değil, emperyalistlerle işbirliğini gerektiriyordu. Nitekim öyle davrandılar. Sermaye sahiplerinin büyük çoğunluğu, ülkeyi güçlendirecek sanayi yatırımları yerine, yabancı şirketlerin temsilciliğini tercih ettiler. Kurtuluş Savaşı sırasında da Yunan ordusuna destek verdiler.

AZINLIK SERMAYEDARLARIN GÜCÜNÜN KIRILMASI

Sermayedar sınıf içinde Ermeni, Rum ve Yahudi sermayedarların hakimiyetinin kırılması birkaç aşamada gerçekleşti.

Arslan Başer Kafaoğlu, Varlık Vergisi Gerçeği kitabında azınlıkların İkinci Dünya Savaşı döneminde bile Türkiye ekonomisi üzerinde devam eden hakimiyetini anlatmaktadır.

Kitapta Necati Doğru’nun Cumhuriyet Gazetesi’nin 10 Aralık 2001 tarihli sayısında yer alan “Salkım Hanım: Tersine Tarih!” yazısı da yer almaktadır. Bu yazıda, İstanbul Ticaret Odası kayıtlarından hareket edilerek, İstanbul ekonomisinin yaklaşık yüzde 90’ına Musevi, Ermeni ve Rumların hakim olduğu ileri sürülmektedir.

Arslan Başer Kafaoğlu, Türkiye ekonomisi üzerinde azınlık hakimiyetinin sona ermesinde üç önemli gelişmeye işaret etmektedir: 
(1) İsrail devletinin kuruluş döneminin sona ermesiyle birçok Yahudi buraya gitti; (2) 1955’te 6-7 Eylül olaylarından sonra önemli bir Rum nüfus Yunanistan’a gitti; (3) Selanik Bankası ve iki İtalyan bankasının ülkemizden ayrılması. Bu bankalar azınlıklara muvazaalı işlerde büyük kolaylık sağlardı.” (Kafaoğlu, Arslan Başer, Varlık Vergisi Gerçeği, Kaynak Yay., İstanbul, 2002, s.59-61, 66, 88-94)

A.B.Kafaoğlu’nun bu listesine belki Rumların (EOKA’nın) 1963 yılı Aralık ayında Kıbrıs’ta Türklere yönelik saldırısından sonra Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin aldığı bir kararla Türkiye’de yaşayan ve ekonomik faaliyetin içinde bulunan binlerce Yunan vatandaşı Rum’u sınırdışı etmesi ve bu arada T.C. vatandaşı bazı Rumların da ülkeden ayrılması eklenebilir.

MİLLİ VEYA GAYRİMİLLİ BURJUVAZİNİN GÜCÜ VAR MIYDI?

Mustafa Kemal Paşa’nın Türkiye burjuvazisiyle ilişkileri, Adnan Menderes’in, Süleyman Demirel’in, Mesut Yılmaz’ın, Tansu Çiller’in, Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye burjuvazisiyle ilişkisinden temelden farklıdır.

Türkiye burjuvazisinin temsilcileri Adnan Menderes’ten başlayarak başbakanlara bazı taleplerini dikte ettirebiliyorlardı. Mustafa Kemal Paşa ise taleplerini Türkiye burjuvazisine dikte ettirebilecek güçteydi. İsmet İnönü bile İkinci Dünya Savaşı sırasında Varlık Vergisi uygulamasıyla Türkiye burjuvazisinin bir bölümünün servetine el koyabilecek, bazı büyük burjuvaları Aşkale’deki çalışma kampına gönderebilecek güçteydi.

Adnan Menderes ve sonrasındaki başbakanların hangisinin bu gücü ve niyeti vardı veya olabilirdi?

Doğu Perinçek’in bu konudaki değerlendirmesi şöyledir: 
“1930’larda Türkiye’de önemli sınıf farkları yoktu. Büyük zenginler yoktu. Ülke milli demokratik devrim aşamasındaydı. Toplumun önündeki sorun, sermaye ile işçi çelişmesini çözmek değildi. Temel mesele, sermayedardan işçiye kadar uzanan halk ile emperyalizm ve feodalizm arasındaki temel çelişmeyi çözmekti. Atatürk, 1920’lerden başlayarak bu gerçeği saptamıştı.” 
(Perinçek, D., Kemalist Devrim-6: Atatürk’ün CHP Program ve Tüzükleri, Kaynak Yay., İstanbul, 2008, s.37-8)

Gerçekten de 1945-1946 yıllarına kadar Türkiye’de ekonomik artığın yaratılması ve buna başkalarınca el konulması (sömürü) sürecinde belirleyici olan çelişki, genişletilmiş yeniden üretimi gerçekleştiren kapitalist ile mülksüzleşmiş ve işgücünden başka satacak birşeyi olmayan işçi arasındaki çelişki değildi.

Yaratılmaya çalışılan millet, Osmanlı’nın olumsuz mirası temelinde ve emperyalistlerin cirit attığı bir dünyada yoksulluk ve cehaletten kurtulmaya çalışıyordu. Ülkede sömürü ilişkileri vardı; ancak ülkede sınıfların mevzilenmesini, sınıf çelişkilerini ve mücadelesini hakim sömürü biçimi (emperyalist sömürü ve tehdit) belirliyordu.

Atatürk döneminde Türkiye’yi milli veya gayrimilli bir burjuvazi yönetmiyordu; Atatürk’ün önderliğindeki vatanseverler yönetiyordu.

Alıntı/Kaynak: https://www.aydinlik.com.tr/turkiye-de-ataturk-doneminde-bir-milli-burjuvazi-var-miydi-yildirim-koc-kose-yazilari-aralik-2019

En Çok Okunanlardan...