Blog Listem

Kıbrıs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kıbrıs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20260828

🎞️🇹🇷Türk futbol takımı Beşiktaş’ın rakibi Omonia: 🇹🇷Türk dostu 🇨🇾Rum takımı

 

Beşiktaş’ın rakibi Omonia: Türk dostu Rum takımı

📍Beşiktaş’ın UEFA Avrupa Ligi’nde karşılaşacağı Kıbrıs Rum takımı Omonia, Türk dostu olarak biliniyor.  Kıbrıslı Türkler arasında en fazla sempati duyulan takımlardan biri.

Omonia’nın taraftar grubu, tribünlerde zaman zaman 🇹🇷Türkiye ve KKTC bayrakları açıyor, 🇬🇷Yunan bayrakları yakıyor.

Rakip takım taraftarları maçlarda Omonia taraftarlarına sık sık “Türkler” sloganları atıyor.

Omonia, Rum milliyetçi kesimin tüm saldırılarına rağmen uzun yıllar sonra kadrosuna da bir Kıbrıslı Türk futbolcu katmıştı.

Kıbrıslı Türk Tahsin Özler, Omonia forması giymişti.

20260102

📖 "Kıbrıs Cumhuriyeti" dediğiniz şey, 1960 devletinin meşru devamı değil, bir Kıbrıs Rum yönetimi haline geldi.

''Harris, savunmaya devam ettiğiniz Kıbrıs Cumhuriyeti, 1963'te bir ortaklık devleti olarak işlev görmeyi bıraktı.

Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler arasındaki siyasi ve egemen eşitlik üzerine inşa edilmiş iki uluslu bir cumhuriyet olarak kuruldu. Bu anayasal düzen, Kıbrıslı Türkler hükümetten zorla kovulduğunda tek taraflı olarak yok edildi. O andan itibaren, "Kıbrıs Cumhuriyeti" dediğiniz şey, 1960 devletinin meşru devamı değil, bir Kıbrıs Rum yönetimi haline geldi. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti - tanınmış olsun ya da olmasın - "işgalden" değil, zorunluluktan ortaya çıktı: yıllarca süren şiddet, yerinden edilme ve dışlanmadan sonra Kıbrıs Türk halkının eşit siyasi statüsünü, insan haklarını ve fiziksel güvenliğini korumak. Kendi anayasasını ihlal eden, ortaklarını silen ve ardından tek meşruiyet iddia eden bir devleti savunurken "hukukun üstünlüğüne" başvuramazsınız. 1960'ta bir Kıbrıs vardı - ve 1963'te yıkıldı. Ardından gelen her şey bu gerçeklikten kaynaklanıyor.''

KIBRIS: 1963'TE BÖLÜNMÜŞ, 1974'TE DEĞİL! 

Harris, the Republic of Cyprus you continue to defend ceased to function as a partnership state in 1963. It was founded as a bi-national republic, built on political and sovereign equality between Greek Cypriots and Turkish Cypriots. That constitutional order was unilaterally destroyed when Turkish Cypriots were expelled from government by force. From that point on, what you call the “Republic of Cyprus” became a Greek Cypriot administration, not the legitimate continuation of the 1960 state. The Turkish Republic of Northern Cyprus - recognised or not - did not emerge from “invasion”, but from necessity: to safeguard the equal political status, human rights, and physical security of the Turkish Cypriot people after years of violence, displacement, and exclusion. You cannot invoke the “rule of law” while defending a state that violated its own constitution, erased its partners, and then claimed sole legitimacy. There was one Cyprus in 1960 - and it was destroyed in 1963. Everything that followed stems from that reality.



Alıntı: @YOUNGTURKISHCYPRIOTS

20250416

🗺️ 🇹🇷Kıbrıs adasının 1878 Haritasında Türk köyleri ve camiler

150 yıl önce Kıbrıs haritasında gördüğünüz her kırmızı noktada bir Türk köyü/kasabası vardı. Rumlar katliam yaparak köylerimizi yok etti.



20200110

✍️ Jeopolitik Anahtar: Doğu Akdeniz - Büşra Ezgi

 
Devletlerin jeopolitik yönelişlerinde en önemli rolü denizler oynar. Hammadde kaynaklarına ve dünya pazarlarına en ekonomik erişim ortamı keşiflerin gerçekleşmeye başladığı 15.yüzyılda olduğu gibi, 21.yüzyılda da denizlerdir. Bu kapsamda denizlere hakimiyet, dünya ticaretini kontrol yeteneğini sağlayarak, küresel hegemonyanın yolunu açmıştır. Sanayi Devrimi sonrası kapitalizm ve emperyalist sistemin gelişmesiyle, mücadele minderi denizlere taşınmıştır. Denizde güçlü olan devletler, rüzgarı da arkasına almaya başlamıştır.

Bugünkü küresel güç mücadelesi de petrol yatağı doğalgaz rezervi ve hidrokarbon yatağı olan enerji havzaları ile dünya deniz ticaretine yön veren düğüm noktalarının kontrolüne yönelik olarak sürdürülmektedir. Deniz ve enerji şüphesiz bugüne kadar ortaya çıkmış, medeniyetlerin refahına önemli katkıda bulunan ayrılmaz iki unsur olmuşlardır. Kısacası deniz ve enerji iç içe geçmiş konumdadır.

Üretim için enerjinin önemi, ticaret için denizlerin önemiyle aynı seviyededir. Deniz ulaştırma rotaları, limanlar ve ticaret filolarının güvenliğinin olmadığı bir ortamda dünya ekonomisinin can damarı ticaretten bahsetmek mümkün değildir. Dolayısıyla, deniz donanmasının güvenliği ile üretim birbirine sıkı sıkıya bağlı iki düğüm noktasıdır. Deniz Ticaret Odası’nın 2009 raporuna göre, enerji piyasasının ihtiyaç duyduğu ham petrolün yaklaşık %98’i, diğer ticari yüklerin %85’i1 deniz yoluyla taşınmakta, deniz ulaştırması dünya ekonomisine yaklaşık 300 milyar dolar katkıda bulunmakta, bunun da %30’unu Akdeniz havzasından sağlamaktadır. Deniz Ticareti 2017 yılında yüzde 7,4 oranında artış hızıyla 2013 sonrası dönemde kaydedilen en yüksek büyüme hızına ulaşmıştır. Bu dönemde, genişleyici bir maliye politikası uygulanmış, Hazine destekli Kredi Garanti Fonunun (KGF) kredi kefalet teşviki sayesinde firmaların krediye erişim imkânları artırılmış, makro ihtiyati politikalara ilişkin genişletici bir çerçeve ortaya konulmuş, böylece iktisadi faaliyet ve yurt içi talep güçlü şekilde desteklenmiştir.Bu tedbirler sayesinde ekonomi 2017 yılının ilk yarısında potansiyeline yakın bir performans göstererek yüzde 5,3 oranında büyürken, ikinci yarısında büyüme ivme kazanmıştır. Yılın üçüncü çeyreğinde büyüme oranı, özellikle bir önceki yılın aynı çeyreğinden gelen baz etkisiyle, son 24 çeyreğin en yükseği olan yüzde 11,5 oranına ulaşırken, son çeyrekteki büyüme hızı yüzde 7,3 olmuştur. Günümüzde denizlerin dipleri artık deniz ticaret yolları ve onlardan bile daha elzem bir hale gelmiştir. Yeryüzünde her gün çıkarılan 85 milyon varil ham petrolünün %30’undan fazlası, yıllık üç trilyon metreküplük doğalgazın yaklaşık yarı kısmı deniz diplerinden temin edilmektedir.3 Örneğin, sadece ABD’nin deniz diplerindeki kaynakların çıkarılmasına yönelik yatırım miktarı bir trilyon doları geçmektedir.2

Kısacası; deniz gücü, bölgesel, kıtasal ya da küresel güç olmanın ya da hegemonya peşinde koşan emperyalist güçlerin tehditlerine karşı koymanın anahtarıdır.

JEOSTRATEJİK KALE: KIBRIS

Türkiye’ye 40 deniz mili, Yunan Anakara'sına 500 deniz mili uzaklıkta bulunan Kıbrıs, 1571 ve 1878 yılları arasında aralıksız Türk egemenliğinde kalmış bir ada olarak Anadolu’nun güvenlik denkleminde son derece stratejik bir rol oynamıştır.

Kıbrıs, bugün de Anadolu’nun güney cephesinde olmazsa olmaz önemde, jeostratejik bir kaledir. Anadolu’nun bağrına güneyden birincil giriş noktası olan Kıbrıs, Türkiye için ayrı bir önem arz etmektedir. Günümüzde, Batı Asya’ya ve Anadolu’yanefes aldıran liman olan, Akdeniz’in bağrında demirlenmiş bir uçak gemisidir. İşte Atatürk önemle bu noktaya parmak basmışve şu ünlü sözlerini söylemişti: “Kıbrıs’a dikkat ediniz, bu ada bizim için çok önemlidir.”4

Kıbrıs adasının stratejik önemini vurguluyoruz, yapılacak en önemli adımlardan birisi Mersin/Taşucu Limanı’na deniz üssü kurmaktır. Tarihimizde İkinci Dünya Savaşı’nda Deniz Lisesi ve Harp Okulu Mersin’e taşınmıştır. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı öncesinde ordumuz Mersin/Taşucu Limanı’nda kadar kalmış, enerjisini doldurmuş ve gücünü toplamıştır. Bütün bunların ışığında Mersin’e bir deniz üssü yapma gibi bir girişim maalesef olmamıştır. Bugünün en elzem görevi, Mersin’e Deniz Üssü açmaktır. Jeostratejik Kalemiz Kıbrıs’ı korumanın birincil yolu buradan geçmektedir.

TÜRKİYE’YE TUZAK GİRİŞİMİ

Doğu Akdeniz, halihazırda küresel düzeyde yaşanan jeopolitik rekabetin en önemli sahnelerinden biridir. Doğu Akdeniz’de 3 trilyon dolar değerinde olduğu hesaplanan zengin petrol, doğalgaz ve hidrokarbon kaynaklarına sahip olması ve dünya enerji ticaretinin % %42’sini İsrail, Kıbrıs ve Mısır doğal gazı oluşturduğu için, dünya meta ticaretinin ve dünya enerji ihtiyacının %33’ü Petrol, %24’ü doğal gaz ihtiyacının oluşturmasıyla da dünyanın ilgi odaklarının başında gelmektedir.5
Yunanistan-GKRY-İsrail-ABD Siyonist-Haçlı üçgeni bölgede Türkiye’yi yalnız bırakmak ve saf dışı bırakmak için şeytanın dahi aklına gelemeyecek türlü oyunlar tercih etmektedir. Sayılacak çok örnek var ancak en can alıcı örnek, Doğu Akdeniz Gaz Forumu’dur. Doğu Akdeniz Gaz Forumu, 7 ülkenin katılımı ile Mısır’ın başkenti Kahire’de kuruldu. Bu kuruluş, İsrail’in EAST-MED Projesine ve Amerika’nın Guterres ilkelerine göre hareket etmektedir. Antonio Guterres halihazırda Birleşmiş Milletler Başkanı olarak halen görevine devam etmektedir. Ünlü Guterres Kararları’nı Mustafa Akıncı’ya vazife olarak vermiştir. Bu kararların içinde en can alıcı maddeler şunlardır; “Türkiye’nin garantör ülke konumundan düşürülmesi, bölgede bulunan 650 Türk askeri çekilecek, Federasyonlara bölünecek Kıbrıs’ı Kıbrıs’lılar yönetecek.” bu maddeler Türkiye ve Kıbrıs’ı bölgede etkisiz bırakmak için hazırlanmış emperyalist bir oyundur. Bununla birlikte 2010 tarihinden beri süre gelen ve projeleri çizilen East-Med Boru hattı projesi de aynı şekilde tezgahlanmıştır. 2 Ocak’ta Yunanistan’ın Başkenti Atina’da GKRY, İsrail ve Yunanistan’ın enerji bakanlarının arasında imzalandı. Yaklaşık bin 900 kilometre uzunluğundaki EastMed boru hattı, İsrail açıklarından çıkartılacak doğal gazın 2025 yılından itibaren Avrupa'ya ulaştırılmasını hedeflemektedir.Burada da aynı amaçla hareket edilmektedir.

Batı, Yunanistan’ı bir proje olarak 1821-1829 jeopolitik bir proje kapsamında kurdu.Osmanlı ‘dan koparılan ve ayrılıkçı hareketler düzleminde kukla niyetine kullanılan Yunanistan emperyalizmin “vekil devleti” olmuştur. . Özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra NATO üyeliği ile Batı dünyasının doğu jandarması yapılmıştır. En somut örnek olarak, Kıbrıs Rum kesiminde faaliyet gösteren aşırı sağ eğilimli ve ırkçı Rum Ulusal Halk Cephesi (ELAM) 2008 yılında kuruldu. Aşırı Yunan milliyetçiliği ideolojisi ile hareket eden ve Kıbrıs sorunu konusunda federal bir çözümü katı bir şekilde reddeden örgüt, kurulduğu günden beridir KKTC, Kıbrıs Türkler ve mülteciler aleyhine yayınladığı bildiriler ve düzenlediği organizasyonlar ile bilinmektedir. Kıbrıslı Türkler aleyhine yürüttükleri bu sözlü saldırıları fiziksel kuvvete de dönüştüren örgüt, protesto gösterileri sırasında sıklıkla Kıbrıslı Türklerin araçlarına da saldırılar gerçekleştirerek, maddi ve manevi zararlara yol açmaktadır.6 Yunanistan’da 1993 yılında kurulan aşırı sağ görüşlü Altın Şafak Partisi’nin bir uzantısı olan ELAM örgütünün gerçekleştirdiği birçok faaliyette Altın Şafak partisine mensup kişiler de boy göstererek ELAM’a destek belirtmişlerdir..Son yıllarda ekonomik olarak iflas eden Yunanistan’ın IMF’nin kucağına düşmesi, geçmişten gelen stratejik rolüyle birlikte, komşusu Türkiye’ye karşı gücünü aşan ve kendi çıkarları aleyhine projelerde koçbaşı olmasını pekiştirdi. Yunanistan’ı Avrupa’nın güneydoğu sınırı olarak kabul ediyor. En önemlisi de bu sınırı Kıbrıs’a kadar uzatmak istiyor. Toplam olarak bu durumlara verilecek en güzel cevap, Avrasya güçleri ile ortak çıkarlar ve dayanışma zemininde birleşmektir. Bu bağlamda Türkiye’ye tertiplenen tuzak girişimi de boşa çıkarılacaktır.

YENİ ENERJİ JEOPOLİTİĞİ

Başta bölge ülkeleri olmak üzere, uluslararası enerji şirketleri ve yeni bir enerji jeopolitik merkezi olma yolunda ilerleyen bölgede söz sahibi olmak isteyen tüm aktörler çeşitli politikalar ve ittifaklar oluşturuyor. Bu çerçevede konu, bölge ülkeleri açısından üç boyutta ele alınabilir: Kıbrıs sorunu, uluslararası hukuk ve enerji güvenliği.

Doğu Akdeniz’deki jeopolitik denge ve İsrail’in kaderini tümü ile değiştiren esas gelişme ise; Amerikan Noble Enerji ve İsrail ortaklarının İsrail’in kuzey sahili açıklarında keşiflerini gerçekleştirdiği Dalit (2009), Tamar (2009) ve Laviathan (2010) doğal gaz sahaları ile yaşama geçmiştir. Bu keşif sonunda Levant Baseninde keşfi gerçekleşen toplam ortalama doğal gaz rezervi 25 trilyon feet küp (700 milyar m3) değerine ulaşmış bulunmaktadır. USGS’in Levant Baseni Provensi için yaptığı çalışma sonunda; keşfedilmemiş olarak ortalama 1.7 milyon varil kurtarılabilir petrol ve 122 trilyon feet küp kurtarılabilir gaz rezervinin varlığı tahmin edilmektedir.

 
Çakışan Parseller

    
    


20191215

Sadece Kıbrıs'a özgü yeni bir kuş türü bulundu: 'Kıbrıs İshakkuşu'!

Sadece Kıbrıs'a özgü yeni bir kuş türü bulundu: Kıbrıs İshakkuşu!

Kıbrıs Postası

Kıbrıs’a özgü yeni bir endemik kuş türü bulundu. Kuşları ve Doğayı Koruma Derneği’nin verdiği bilgilere göre Kıbrıs’a özgü İshakkuşu baykuş türünün Uluslar Arası Kuşları Koruma Konseyi tarafından resmi olarak tanındığını Kıbrıs İshakkuşu’nun dünyada tek olduğunu aktardı.

Kuşları ve Doğayı Koruma Derneği’nin yaptığı açıklama şu şekilde:

“Artık adamıza özgü üçüncü bir endemik kuş türümüz var! Bu minicik baykuş türünün adı Kıbrıs İshakkuşu (Otus cyprius)!

KUŞKOR Kuş Halkalama Programı tarafından elde edilen veriler de dahil, bu konuda yapılan yayınların yeniden değerlendirilmesi ile ortaya çıkan sonuçlara dayanarak, Uluslararası Kuşları Koruma Konseyi (Birdlife International) bu yeni türü resmi olarak tanıdığını bildirdi. Bu demek oluyor ki; Kıbrıs İshakkuşu dünyada tek! Aslında adamızda yaşayan diğer iki endemik kuş türünden dolayı Kıbrıs zaten Avrupa’daki tek Endemik Kuş Alanı.

Endemik baykuş türümüzün de eklenmesi ile bu özelliğimiz daha da pekişmiş oldu!

Uluslar Arası Kuşları Koruma Konseyi’nin bu türü resmi olarak tanıması tabi ki adamıza özgü bu güzelim baykuş türünün; Kıbrıs İshakkuşu’nun, yaşam alanlarının özenle korunması gerektiğini ortaya koyuyor. Ama bununla da kalmıyor, aynı zamanda ülkemizi ekoturizm açısından daha gözde bir yer haline getiriyor.

Şüphesiz, bu haberi duyan birçok kuş meraklısı adamızın endemik kuşlarını görmek üzere ülkemizi ziyaret etmeye can atacak...”

20190701

✍️ Abdülhamit siyasetinin ilk kurbanı: KIBRIS - Sinan Meydan

Abdülhamit siyasetinin ilk kurbanı: KIBRIS

1 Temmuz 1878'de devletler hukukunda görülmemiş garip bir antlaşmayla Kıbrıs İngiltere'ye “emaneten” terk edildi. İngiltere, Kıbrıs'a karşılık her yıl Osmanlı'ya 22 bin 936 kese altın ödeyecekti. 

Doğu Akdeniz kaynıyor. Kıbrıs açıklarında doğal gaz arama kavgası büyüyor. Bugün uluslararası petrol şirketlerinin üşüştüğü Kıbrıs, bir zamanlar tamamen bizimdi.

Kıbrıs, bundan tam 141 yıl önce, 1 Temmuz 1878'de, II. Abdülhamit tarafından savaşsız İngiltere'ye bırakıldı.

Şöyle ki!

1877-78 OSMANLI RUS SAVAŞI (93 HARBİ)


Rusya, 1877'de Osmanlı'yasavaş açtı. 1853-1856 Kırım Savaşı'ndaOsmanlı'ya yardım eden İngiltereve Fransabu sefer Osmanlı'yasırtını döndü. Romanya, Sırbistanve Karadağ, Rusya'nın yanında yer aldı. Savaş Balkanlar'da ve Doğu Anadolu'da; iki cephede birden gelişti.

Batıda Gazi Osman Paşa'nın, doğuda da Gazi Ahmet Muhtar Paşa'nınkahramanca direnişine rağmen Ruslar, batıda İstanbul'a, doğuda ise Erzurum'a kadar dayandılar.

31 Ocak 1878'deki Edirne Mütarekesi'yle 93 Harbisona erdi.

3 Mart 1878'de Rusya ile Osmanlı arasında Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşmasıimzalandı. 29 maddedenoluşan bu antlaşma ile Rusya,Osmanlı'yı paramparça edip Balkanlara ve Doğu Anadolu'yayerleşiyor ve Akdeniz'e iniyordu.Osmanlı, Ermenilerüzerinde Rusya'ya söz hakkıtanıyordu. Osmanlı Rusya'ya 1 milyar 410 milyon Rublesavaş tazminatı ödüyordu. Büyük Bulgaristan kuruluyordu. Osmanlı, Balkanların neredeyse tamamını kaybediyordu.

Rusya'nın, Osmanlı mirasınıtek başına ele geçirmesine Avusturyave İngilteretepki gösterdi. Diğer Avrupa devletleri de onları destekledi. Yeni bir savaşıgöze alamayan Rusya, Berlin Kongresi'nin toplanmasını kabul etti.




YENİLGİNİN SORUMLUSU


93 Harbi'nde Osmanlı ordusu Rus ordusundan çok zayıf sayılmazdı. Hatta –sonradan Abdülhamit'in Haliç'te çürüteceği- Osmanlı donanması Karadeniz'de üstün durumdaydı. Bu nedenle Rusya kara savaşlarına önem verdi. (Uçarol,s. 338.)

Ancak savaş başlayınca II. Abdülhamit, İstanbul'da kurduğu “Meclisi Askeri” ile savaşı saraydan yönetmek istedi.

II. Abdülhamit,93 Harbi'nin başından sonuna, iki yılda 8 sadrazamdeğiştirdi. Savaş sırasındaki bu istikrarsızlık Rusya'nın işine yaradı.
Kısacası, bugün “strateji dehası” olarak parlatılan II. Abdülhamit, 93 Harbi'ni kazanacakbir deha gösteremedi. Hatta savaşın kaybedilmesinde etkili oldu. Ama Osman Paşave Ahmet Muhtar Paşaile birlikte ona da “gazilik” unvanı verildi.

Osmanlı'nın hezimeti: Berlin Antlaşması

13 Haziran 1878'de Alman Bismarc'ın başkanlığında Berlin Kongresi toplandı. Kongreye Osmanlı, İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya, Avusturya ve İtalya katıldı.

13 Temmuz 1878'de64 maddelik Berlin Antlaşması imzalandı.

Berlin Antlaşması'na göre; Bulgaristan ikiye ayrıldı: Balkanların kuzeyinde Osmanlı'ya bağlı, özerk bir Bulgaristan Prensliği kuruldu. Güneyinde ise içişlerinde serbest, başında Hıristiyan bir valibulunan Doğu Rumeli Vilayeti kuruldu. Makedonya ise ıslahat yapması kaydıyla Osmanlı'da kaldı. Romanya, Sırbistanve Karadağbağımsız oldu. Bosna-Hersek Avusturya'nın yönetiminebırakıldı. Yenipazar Sancağıda Avusturya'ya bırakıldı. Niş, Sırbistan'a bırakıldı. Antivari,Karadağ'a bırakıldı. Dobruca,Romanya'ya bırakıldı. Besarabya, Kars, Ardahan ve Batum, Rusya'ya bırakıldı. 

Katur,İran'a bırakıldı. Osmanlı, Yunanistan'a bir miktar toprakverecek, Ermenilerin bulunduğu illerdeıslahat yapacak ve Girit'in özerkliğini geliştirecekti. Ayrıca Osmanlı, Rusya'ya 802 milyon 500 bin Franksavaş tazminatı ödeyecekti.

Berlin Kongresiile Osmanlı İmparatorluğu paramparça edildi. Öyle ki, Berlin Antlaşması sonunda Osmanlı, 287 bin 510 kilometrekare toprak kaybetti. (Uçarol,s. 355, Armaoğlu,s. 749.) Osmanlı, toplam toprağınınbeşte ikisiiletoplam nüfusunun beşte birini (5.5 milyon) terk etmek zorunda kaldı(Show,s. 239.) O günlerde İstanbul'unnüfusu 1 milyon 200 bindi. Karlofça'dan sonra en zararlı ve en çok toprak kaybedilenantlaşma Berlin Antlaşması'dır.B.H.Sumner, “Berlin Antlaşması Türkler için bir hezimetti” diyor. (Sumner,s. 554.)

Berlin Antlaşmasıile Osmanlı sadece ülkeler kaybetmeklekalmadı, 1 milyondan fazla göçmen Bulgaristan'dan İstanbul'aaktı. Göçmenlerİstanbul'da camilerde yatıp kalkmaya başladılar. Balkanlar'da Türkler azınlık durumuna düştü.

Ayrıca Berlin Kongresikararları ve kulisteki pazarlıklarsonunda Teselya veNarda Yunanistan'a (1881) verildi. Tunus'u Fransa (1881), Mısır'ı İngiltere (1882) işgal etti.

Bulgaristan'ın bağımsız olması (1909), İtalya'nın Trablusgarp'ı işgali (1911), Girit'in Yunanistan'a bağlanması (1913) ve İngiltere'nin Kıbrıs'ı ilhakı (1914) hep Berlin Kongresi'nin yakın-uzak sonuçlarıydı.

Lozan hezimettir” diyenler, gerçekten hezimet görmek istiyorlarsa Berlin Antlaşması'na baksınlar. Lozan değil, Berlin hezimettir. II. Abdülhamit, bu hezimete engel olamamıştır.

KIBRIS BÖYLE KAYBEDİLDİ

İngiltere istedi, Abdülhamit verdi


Berlin Kongresi öncesinde İngiltere, “Kıbrıs'ın kendisine verilmesi şartıyla”kongrede Osmanlı'ya yardım edeceğini bildirdi.

1869'da Süveyş Kanalı'nınaçılmasıyla Doğu Akdeniz'inönemi daha da artmıştı. İngiltere,Kıbrıs ve Mısır'ıele geçirerek Doğu Akdeniz'e egemen olmakistiyordu.
İngiliz Başbakanı Disraeli, Kraliçe Victoria'ya gönderdiği 5 Mayıs 1878 tarihli mektupta “Kıbrıs Batı Asya'nın anahtarıdır” diyordu.

İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Salisbury,23 Mayıs 1878'de Osmanlı'yaresmen başvurup Kıbrıs'ın İngiltere'ye verilmesiniistedi.

Osmanlı Dışişleri Bakanı Saffet Paşa,İngiltere'ye itiraz etmeye kalkınca İngiliz Büyükelçisi Hanry Layard onu şöyle tehdit etti: “Eğer Osmanlı bu karara karşı çıkarsa İngiliz temsilcileri kongrede Osmanlı'ya yardım etmeyecekleri gibi İngiltere'nin Kıbrıs'ı zorla istila edeceği de bilinmelidir.
Bazı bakanların itirazına rağmen Sadrazam Sadık Paşa, “Padişahın arzusu da bu merkezdedir” diyerek Kıbrıs'ın İngiltere'ye verilmesini istedi.

İngiltere ve Osmanlı arasında 4 Haziran 1878'de Kıbrıs Mukavelenamesiimzalandı. 2 maddelikbu antlaşmaya göre Anadolu'da İngiltere'nin Rusya'ya karşı Osmanlı'yı rahat savunabilmesi için Kıbrıs İngiltere'ye terk ediliyordu. 

İngiltere ile Osmanlı arasında 4 Haziran 1878antlaşmasına ek olarak 1 Temmuz 1878'debir antlaşma daha imzalandı.Dışişleri Bakanı Saffet Paşaile İngiliz elçisi Henry Layardarasında imzalan 6 maddelikbu anlaşmaya göre; Kıbrıs'tabir dini mahkemeile Evkaf İdaresibulunacaktı. Osmanlı, Kıbrıs'ta devlete ve padişaha ait olan taşınmazlarıserbestçe satabilecekti. İngiltere her yıl Osmanlı'ya 22 bin 936 kese altın ödeyecekti.Antlaşmanın en önemli maddesi 6. maddeydi. Buna göre Rusya Osmanlı'dan aldığı Kars'ı ve diğer yerleri Osmanlı'ya iade edecek olursa İngiltere de Kıbrıs Adası'nı boşaltacak ve 4 Haziran 1878 antlaşması yürürlükten kalkacaktı. (Uçarol, s. 350, Armaoğlu, s. 758.)


Osmanlı,7 Temmuz 1878'de İngiltere'nin Kıbrıs'a asker çıkarmasınaizin verdi. 12 Temmuz 1878'de İngiliz birlikleri Kıbrıs'a çıkarak adanın yönetimineresmen el koydular. Türk bayrağını törenle indirip yerine İngiliz bayrağını çektiler.

II. Abdülhamit,15 Temmuz 1878'de “Hukuku şahaneme helal gelmemek şartıyla anlaşmayı tasdik ederim”diyerek Kıbrıs'ı İngiltere'ye bırakan bu antlaşmaları onayladı.
Böylece Osmanlı, Kıbrıs'ın yönetimini, toprak mülkiyetine sahip olmak koşuluyla,geçici olarak İngiltere'ye bıraktı. 

Ancakİngiltere ve Osmanlı arasında14 Ağustos 1878'de imzalanan tek maddelikyeni bir antlaşma ile İngiltere, adanın işgal ve yönetimi süresince her türlü kanun ve mevzuatı yapma hakkınasahip oldu.  Böylece İngiltere,Kıbrıs üzerinde dolaylı bir egemenlikkurdu.

Prof. Dr. Fahir Armaoğluşöyle diyor: “Böylece Osmanlı Devleti, tarihinde ilk defa olarak, savaş yapmaksızın bir toprak kaybediyordu…” (Armaoğlu,s. 759)
Gerçek şu ki, 1571'deVenedik'ten alınan Kıbrıs, 307 yıl sonra, 1878'de İngiltere'ye verildi. Sonra Kıbrıs'takiTürkler adadan ayrılmayabaşladı. Türklerdenboşalan yerlere Rumlar yerleştirildi.

Çırağan Vakası Abdülhamit'in korkuları ve Kıbrıs

II. Abdülhamit, 93 Harbi sonunda 14 Şubat 1878'de Mebusan Meclisi'ni kapatmış, mutlak bir egemenlik kurmuştu. Bu nedenle 23 Mayıs-15 Temmuz 1878 arasında İngiltere'yle yürütülen Kıbrıs görüşmelerinin sorumlusu doğrudan doğruya II. Abdülhamit'ti.

Vesveseli II. Abdülhamit o günlerde üç ateş arasında kalmıştı. 1) İstanbul'a kadar gelen Rus ordusu Osmanlı'yı parçalamaya hazırlanıyordu. 2) 1875'de iflas eden devlet, savaş masrafları da eklenince, ekonomik olarak çöküyordu.3) İçeride onu tahttan indirmek isteyenler harekete geçiyordu.

20 Mayıs 1878'de Ali Suavi,birkaç yüz Rumeli göçmeniyle Çırağan Sarayı'nı bastı. V. Murat'ı kaçırıp tahta geçirmek istiyordu. Çırağan Vakası başarısız oldu. Ali Suavive 23 adamı öldürüldü.

Gelişmeleri yakından takip eden İngiliz Büyükelçisi Hanry Layard, II. Abdülhamit'i ziyaret ettiğinde padişahın çok uykusuz, yorgun, tedirgin olduğunu gördü.


İngiltere, Çırağan Vakası'ndan üç gün sonra, 23 Mayıs 1878'de, Kıbrıs'ın kendisine verilmesi şartıyla Berlin Konferansı'nda Osmanlı'ya yardım edeceğini bildirdi. II. Abdülhamit, 25 Mayıs 1878'de Kıbrıs'ı İngiltere'ye bırakmayı kabul etti.

Demem o ki, Kıbrıs'ı İngiltere'ye veren II. Abdülhamit'ti. Yok efendim, “geçici olarak” verdi! Yok efendim, “hukuku şahanenin korunması” şartıyla verdi gibi bahaneler, bu gerçeği değiştirmez.

“Kıbrıs Lozan'da kaybedildi” yalanı

I. Dünya Savaşıbaşlayıp da Osmanlı,Almanya'nın yanında savaşa girince İngiltere,5 Kasım 1914'te Kıbrıs'ı ilhak etti.

I. Dünya Savaşı sonunda, 1918'de Brest-Litowsk Antlaşması ile Rusya; Kars, Ardahan ve Batum'u Türkiye'ye iade etti. Bu durumda 1 Temmuz 1878 antlaşmasına göre İngiltere'ninde Kıbrıs'ı Türkiye'ye bırakması gerekirdi. Ancak İngiltere, ilhak ettiği Kıbrıs'ıI. Dünya Savaşı mağlubu Türkiye'ye bırakmadı.

Milli Mücadele yıllarında tüm Ege, Akdeniz sahilleri, Trakya, İstanbul, Boğazlar işgal edildi. Türkiye'nin Akdeniz'le bağı koptu. İşgalci Yunan orduları Ankara yakınlarına kadar geldi. O koşullarda hazırlanan Misak-ı Milli'de –doğal olarak- Kıbrıs'a yer verilmedi.

İsmet PaşaLozan'a giderken bırakın Kıbrıs'ı, İstanbul ve Boğazlar bile hala işgal altındaydı. O koşullarda -üstelik donanmasız- Kıbrıs'ı kurtarmak mümkün değildi.

Lozan Antlaşması'nın 20. maddesine göre Türkiye, 5 Kasım 1914'te Kıbrıs'ın İngiltere'ye ilhakını tanıdı. Bu yeni bir durum değil, “malumun ilamı”demekti. II. Abdülhamit'in 1878'de geçici olarak İngiltere'ye bıraktığı Kıbrıs, bir daha hiç geri alınamamıştı ki Lozan'da kaybedilmiş olsun. Elinde olmayanı kaybedemezsin! 

Sözün özü, Abdülhamit siyasetinin ilk kurbanı Kıbrıs'tı.

KAYNAKLAR:

1- Rifat Uçarol, Siyasi Tarih, İstanbul, 1995.
2- Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi,6. bas, İstanbul, 2010.
3- B.H. Sumner, Russia and the Balkans, 1870-1880, Oxford, 1937.
4- Sina Akşin, “Siyasal Tarih (1789-1908)”, Türkiye Tarihi,C.1, İstanbul, 2013.
5- Stanford J. Show-Ezel Kural Show, Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye,İstanbul, 1983.
6- İbrahim Sadi Öztürk, Mondros, Sevr, Lozan Antlaşmaları,Ankara, 2004.
7- Halil Fikret Alasya, “Kıbrıs”, TDV İslam Ansiklopedisi, C.25, Ankara, 2002.
8- Mahmut Celaleddin Paşa, Mirat-ı Hakikat,İstanbul, 1983.
9- Yusuf Hikmet Bayur, Türk İnkılabı Tarihi, C.1, Kısım 2, Ankara, 1964.
10- Yılmaz Öztuna, Türkiye Tarihi,C.12, İstanbul, 1967.
11- “Kıbrıs Davası, Adnan Menderes ve İlk Günler”, Tarih Konuşuyor,C.1, S.1, Şubat 1964.

Alıntı/ Kaynak: https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/sinan-meydan/abdulhamit-siyasetinin-ilk-kurbani-kibris-5206746/


20190605

✍️ Kıbrıs ezberini Türkiye bozmalı - Soner Polat

Kıbrıs ezberini Türkiye bozmalı
Ulusal Kanal

Soner Polat


Amiral Mustafa Özbey Genelkurmay Başkanlığı’nda ilk “Yunan-Kıbrıs Daire Başkanlığı” yapmış, kalıpların dışına çıkabilen çok başarılı bir subaydır. Aynı zamanda Cumhurbaşkanı rahmetli Rauf Denktaş’ın askeri danışmanlığını da yapmıştır. Sorunun doğasını bildiği için söyledikleri bugün için hazine değerindedir. 2’nci Kıbrıs Konferansı 1-3 Nisan 2019’da gerçekleştirilmiştir. Amiral Özbey’in gelecek kuşaklar için de ders niteliğinde olan sunumundan bazı kesitleri sizlerde de paylaşmak istiyorum.

Ara başlıklar bana aittir:

EMPERYALİZM İÇİN ÜÇÜNCÜ HEZİMET

1974 Kıbrıs Barış Harekâtı; Çanakkale Savunması ve Kutsal Kurtuluş Savaşı’ndan sonra, Türkiye'nin emperyalizme tattırdığı üçüncü yenilgidir. İçinde bulunduğumuz zaman; seyirci koltuğunda oturup, emperyalizmin bizim için yazdığı senaryoda bize verdiği figüran rolünü kabullenmek değildir. 21’inci yüzyılın tarihini yazanlar, Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB)’ne giriş sürecini özel bir önemde ve kırılma anı olarak tarihe not düşeceklerdir.

AB TÜRKİYE’Yİ İSTİSMAR ETTİ!

AB, Türkiye’nin birliğe katılımını, asla stratejik bir vizyon ve öngörü olarak ele almadı. Bu süreci, Türkiye’yi "kontrol altında tutmak" ve daha da önemlisi, Kıbrıs’ı Türkiye’nin ses çıkaramayacağı bir yöntemle Birliğe almak için kullandı. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) 2004 yılında tüm Kıbrıs’ı temsilen AB üyesi yapılırken, Türkiye’ye "AB giriş müzakerelerine başlıyoruz" havucu verildi. Bunu kabul etmek tarihi bir hata oldu! O gün yapılan stratejik hatanın bedelini bugün çok ağır şekilde ödüyoruz. AB’nin geliştirmeyi beceremediği küresel Avrasya vizyonunu Çin, "Bir Yol Bir Kuşak" projesi ile uygulamaya soktu. Jeopolitik yasa bir kere daha kendini tekrar etti: jeopolitik boşluk kaldırmaz. Çin Avrasya’daki bu boşluğu doldurdu.

DURUM TESPİTİ

Emperyalizmin Yunan ve Rum tarafına sağladığı kayıtsız şartsız destek, geçmişte olduğu gibi, gelecekte de kesintisiz sürecektir. Çünkü emperyalizm jeopolitik tercihini yapmıştır. Yunanistan ve Kıbrıs Rumları için konu ideolojiktir. O ideoloji de Helenizm’dir. Türk tarafının temel algı sorunu burada başlamaktadır. Helenizm genetik şartlanmışlığı içindeki Rum kesiminin Kıbrıs’ta çözüm için ortak bir paydaya yaklaşması imkânsızdır. Türk tarafı için tek seçenek, Kıbrıs Rum devleti içinde, kendilerine sunulacak "azınlık hakları" ile yetinmek olacaktır.

AB için KKTC'de yaşayan halkın hiçbir kıymeti yoktur. Yunanistan ve GKRY’nın, yaşadıkları ekonomik iflastan sonra aldıkları borçların karşılığı olan milli varlıkları yoktur. Türkiye ve KKTC’nin denizdeki mal varlığı üzerinden ödeme yapma peşindedir. Emperyalizm için bu teklif, "Türkiye’siz bölgesel tasarım" için ideal koşulları oluşturmaktadır. Bu gelişmeler yaşanırken, Türkiye’nin süreci çok iyi yönettiğini söylemek, gerçekçi bir tespit olmayacaktır. Şunu asla unutmayalım: Türkiye için AB yok; KKTC için de federal çözüm artık çöp değerindedir.

NE YAPMALI?

Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin deniz yetki alanlarını henüz ilan etmemiş olması, karşı taraf lehine tek yanlı bir teamül ve algı yaratmaktadır. İvedi ilan edilmelidir. Sismik araştırma ve delme işlemleri, mütekabiliyet ilkesi dikkate alınarak, ivedi tartışmalı sahalara kaydırılmalıdır. BM gözetiminde yapılan toplumlar arası görüşmelere katılım olmayacağı resmen beyan edilmelidir. Gelecekte yapılacak görüşmelerin ancak eşit ve egemen iki tüzel kişilik arasında yapılabileceği kayıtlara geçirilmelidir.

KKTC ile yeni dönemi müşterek olarak değerlendirecek siyasi görüşmeler resmen başlamalı, ileri bütünleşmenin parametreleri belirlenmelidir. KKTC’deki askeri varlık gözden geçirilmeli ve caydırıcılığı artıracak şekilde güçlendirilmelidir. Deniz üssü kurulması öncelikle projelendirilmelidir.

KKTC’yi yönetenler; "Federasyon’dan başka çözüm yok" şeklinde özetlenebilecek "öğretilmiş çaresizlik modeli” psikolojik harekât yöntemini artık terk etmelidir. KKTC halkına kendi kaderlerini belirleyecekleri siyasi projelerini hazırlayıp sunmalıdır. Kıbrıs Türk’ü 140 yıldır bedel ödeyerek büyük bir mücadele verdi. Şimdi ise özgürlüğü, toprakları ve deniz alanları elinden alınmak isteniyor. Karşılığı ise zaten ellerinde var olan AB pasaportu! Bu ise Avrupa’da birkaç kuşak içinde eriyip tükenmek anlamına geliyor.

Amiral Soner Polat ulusal.com.tr

20190521

''Anavatan, Yavru Vatan ve Mavi Vatan bir bütündür, ayrılamaz.''

''Kıbrıs adamız, Kıbrıs davamız ve Doğu Akdeniz Doğal Gaz kaynakları. Fatih sondaj gemisi Türkiye’nin deniz yetki alanında olan kıta sahanlığında SONDAJ gerçekleştirmektedir.''

''Anavatan, Yavru Vatan ve Mavi Vatan bir bütündür, ayrılamaz. Türkiye'nin ve Kuzey Kıbrıs Türklerinin meşru hakları, Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon kaynakları konusunda tartışmaya açık değil. Türkiye kendi haklarını ve Kıbrıs Türklerinin haklarını korumaya kararlı.''



Alıntı/Kaynak: Cemal ASLAN 
@Die4Fenerbahce

20190124

✍️ 📰 Denktaş yaşıyor... - Hüseyin Macit Yusuf



Denktaş yaşıyor...
 

Hüseyin Macit Yusuf 
DOSYA
hmyusuf1@gmail.com


KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı aramızdan ayrılışının 7. yıldönümünde, 12 Ocak günü anıyoruz. Denktaş ölmemiştir; kurup bizlere emanet ettiği devletimiz KKTC ve her zaman bize yol gösteren fikirleriyle ilelebet yaşayacaktır. Her geçen gün rahmetli Denktaş'ın değeri, önemi çok daha iyi anlaşılmaktadır. Kurduğu devletimiz KKTC maalesef ehil ve ona bağlı ellerde değildir. KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı KKTC'ye inanmamaktadır. KKTC'nin tanınmasının 'Rumlar karşı çıktığı için'mümkün olmadığına inanmaktadır. Bu çarpık mantığa göre 'Rumlar karşı çıkıyor, istemiyor diye devletimiz KKTC'den de vazgeçmemiz' gerekecektir. Akıncı'nın çökmüş mantığı budur ve bu yolda Kıbrıs Türkünü felakete götürecek adımlar atmakta da kararlıdır.

Akıncı siyasi hayatı boyunca hep Denktaş'la ayrı kulvarlarda olmuştur. Denktaş'taki KKTC, Türkiye, bayrak, vatan, din, iman sevgisi Akıncı'da zerre kadar yoktur. Genç nesillerimiz, ebedi liderimiz Cumhurbaşkanı Denktaş'ın hayatını muhakkak, detayları ile okumalı ve öğrenmelidir. Denktaş çok kısıtlı şartlarda yoktan bir devlet kurmayı başarmış, var oluş mücadelesi vermiş kahraman bir devlet adamıdır.

Kendini milletine adadı

Ebedi liderimiz rahmetli Denktaş tüm hayatını Kıbrıs'ta Türklüğün ve Müslümanlığın devam etmesi için adamıştır.

Çok iyi bir eğitim görmüş ve Londra'da hukuk tahsili bitince soluğu Kıbrıs'ta almıştır. O günlerde EOKA terör örgütü kurulmuş ve adada kan ve gözyaşı hâkimdir. Denktaş EOKA'nın Enosisi gerçekleştirmek peşinde olduğunu bilmektedir. Denktaş, adaya döndüğünde varoluş mücadelemiz liderlerinden Dr. Fazıl Küçük ve arkadaşlarına katılır. Denktaş bir süre avukatlık yaptıktan sonra İngiliz İdaresi'nde savcılık görevine getirilir. Bir süre sonra, Kıbrıs Türkünün, Rum-Yunan ikilisinin Enosis hedefine karşı verdiği mücadelede daha etkin rol almak için savcılıktan ayrılır. Denktaş o tarihten itibaren kendini tamamen milletine adamıştır. Rahmetli Denktaş, Dr. Küçük ve mücadele arkadaşlarının teşviki ile Kıbrıs Türk Kurumlar Federasyonu'nun başkanlığına getirilir, böylelikle Kıbrıs siyasetinde aktif rol almaya başlamış olur. Denktaş, EOKA terör örgütüne karşı Kıbrıs Türkünün adadaki varlığını sürdürmesi için Türk Mukavemet Teşkilatı'nı(TMT) kurar. Ada sathında çok gizli ve organize bir savunma örgütü olan TMT, Kıbrıs Türkünün millî mücadelesinin mihenk taşı olmuştur. Türkiye'den gelen komutanlar, bayraktar ve sancaktarlar ile Kıbrıs Türk mücahitlerinden ve halkın önemli bölümünden oluşan TMT, EOKA terör örgütüne karşı, Enosis'e karşı-adanın Yunanistan'a ilhak edilmesine karşı çok kısıtlı şartlarda ve imkânsızlıklar içerisinde şanlı bir mücadele vermiştir.

İçlerine sindiremediler

1960'ta Kıbrıs Cumhuriyeti kurulur. Kıbrıs Cumhuriyeti Rumlar ve Türklerin bir ortaklık devleti idi. Rum tarafı Türklerle ortak olmayı içlerine sindiremediler. Türkleri Enosis önünde engel olarak gördüler. Eli kanlı Makarios 1963-64 yıllarında Kıbrıs Türkünü topyekûn yok etmek için Akritas Planını devreye soktuğunda karşısında Denktaş ve arkadaşlarını bulur. Denktaş, 1963-74 arasında, Dr.Küçük ve arkadaşları ile birlikte çok güç şartlar altında yaşamak zorunda kalan Kıbrıs Türkünün birlik ve beraberliğini sağlar, mücadele için gerekli morali ve umudu halkına verir. Denktaş, Makarios tarafından bir müddet sürgüne gönderilir. Daha sonra adaya döner ve 1970'te Türk Cemaat Meclisi Başkanı, 1973'te de Kıbrıs Türklerinin lideri olarak Cumhurbaşkan Muavini olur. 1974 Mutlu Barış Harekâtı'nın ertesinde, 1975'te Kıbrıs Türk Federe Devleti'ni, sürdürülen müzakerelerde Rumların uzlaşmazlığına mukabil ise 1983'te KKTC'yi kurar. O tarihten sonra sürdürülen müzakerelerden de sonuç çıkmaz. 2004 yılında emperyalist güçler tarafından ortaya konan ve Türkiye'deki AKP iktidarı tarafından desteklenen Annan Planı'na karşı mücadele eder. 2005 Cumhurbaşkanlığı seçimine girmez. Türkiye sevgisi ve Türkiye'ye bağlılığı nedeniyle Türkiye'deki hükümetle çatışmak istemez.

Ebedi liderimiz Denktaş aktif siyasetten ayrılmasına rağmen hastalanıp aramızdan ayrılmasına kadar birçok kitap yazmış, birçok konferans ve toplantıya katılarak Kıbrıs Millî Davamızı ve Atatürk sevgisini gençlerimize anlatmaya çalışmıştır.

Benim babam ve büyükbabam ebedi liderimiz rahmetli Denktaş ile Cemaat Meclisi'nde ve Temsilciler Meclisinde milletvekili olarak birlikte çalışma fırsatı buldular. Allaha şükürler olsun ki, 2001 yılında talimatı ile kurduğumuz Ulusal Halk Hareketi, Volkan gazetesi ve Akdeniz TV çerçevesinde ben de Denktaş'la yakinen çalışma fırsatı buldum, bu onura sahip oldum. Rahmetli Denktaş'ın yıllarca Gezici Büyükelçiliğini yaptım.

Denktaş'ın kurup bizlere emanet ettiği KKTC'nin başındaki Akıncı maalesef bin bir meşakkatle kurulan Devletimize sahip çıkmak bir yana ille de federasyon diye yanıp yakılıp Kıbrıs Türkünü, Rum'a yamalamaya çalışmaktadır. Denktaş'ın izindeki mukavemetçi Kıbrıs Türkü buna asla müsaade etmeyecektir.

Nurlar içinde yat kıymetli ebedi liderim. İzinde yürümeye, emanetin KKTC'ye sahip çıkmaya devam edeceğiz.

Alıntı/Kaynak: http://www.pressturk.com/yazarlar/huseyin-macit-yusuf/denktas-yasiyor/1298/

20171125

Osmanlı'da eğitimsizlik sorunu, eğitimli gayrimüslimler ve savaşlarda heba olan Türkler

 'Eğitimsizlikten Ne olduğu Görülmüyor 
Yabancı Yazmış Öğrendik Hristiyan Okuyor -Yaşıyor; 
Türk Yokoluyor'





'Yabancı Yine Yazmış! Adeta Atatürk Devrimlerini Sıralamış 
Eğitimsizlik Sistem Türkleri Yokediyor!'



'Devlet İflas Etmişti, Borca ABD'den Tüfek Aldı Başarısızlıkla Rumeli ve Kıbrıs Gitti!'






606'da Düşünmeye Başlamışlar Artık Anadolu'da Derinlemesine İstihbarat Başladı Adeta 1919 Hattı!


N. Sezgin : Medreselerin Bozulması Koçi Bey'in Tespitleri-1594 Ulema-Medreselerin Bozulması








En Çok Okunanlardan...