Celil Güngör – Dünya Bülteni/DÜBAM
Zeki Velidi Togan’ın 1932 yılında toplanan Birinci Türk Tarih
Kongresinde egemen tarih görüşüne karşı çıkan tebliği sonrasındaki
tartışmalardan ve kendisine uygulanan linç kampanyasından dolayı
İstanbul Üniversitesindeki tarih muallimliği görevinden istifa edip
Türkiye’den ayrılmak zorunda kalmasının ardından Mustafa Kemal Atatürk’e
Viyana’dan yazdığı mektubun tam metnini ilk kez yayımlıyoruz.
Cumhuriyet dönemi resmi tarih görüşünün temellerinin atıldığı bu
kongrede Türklerin ve Anadolu’nun tarihini İslam, Selçuklu ve Osmanlı
kültüründen soyutlayarak yapay bir tarih tasarımını kurgulayan tebliğler
sunuldu.
Zeki Velidi Togan, bu tezlerden bazılarına tarihsel gerçekleri
yansıtmadığı için karşı çıktı.Reşit Galip, Şemsettin Günaltay ve Sadri
Maksudi tarafından resmi tarih görüşüne bilimsel gerçeklere uymaması
sebebiyle karalamalara, itibarsızlaştırmalara maruz bırakıldı.
Cumhurbaşkanlığı Arşivinde 01018843 numara ile kayıtlı bulunan ve
Celil Güngör’ün yayıma hazırladığı mektubun imla ve uslübuna hiçbir
müdahalede bulunmadan tam metnini ilk defa yayımlıyoruz.
Milletin sadık oğlunun feryadı
Cumhuriyet Türkiyesinin resmi tarih anlayışının şekillenmesi ve bir
eğitim aracı olarak tarihin nasıl ve hangi muhtevada okutulacağı ile
ilgili belirlenen temel tezlerin üniversite ve orta öğretim tarih
muallimlerine aktarılacağı bir bir kurs olarak tasarlanan ve sonradan
Birinci Türk Tarih Kongresi adı verilen toplantı 2-11 Temmuz 1932’de
Ankara Halkevinde yapıldı.
Kongreye Türk Tarih Kurumu üyesi 25, üniversite öğretim üyesi 10,
Güzel Sanatlar Akademisi öğretmeni 1, lise ve ortaokul öğretmeni 196
kişiden oluşan 232 kişi iştirak etmiştir.
Kongreye katılanlardan 33’ü tartışmalara iştirak etmiş, 15’i bildiri
sunmuş, diğerleri de dinleyici olarak bulunmuştur. Türk Tarih Tezi’nin
ana kaynağı olarak hazırlanan Türk Tarihinin Anahtarları adlı eser ve
dört ciltlik Tarih kitabı kongreden önce kimi tarihçilerin incelemesine
sunulmuş ve onlardan bir rapor istenmiştir.
Bu yeni tarih tezinin ana hedefi tarihin sıfırlanması ve geçmişten
özellikle Selçuklu Osmanlı geçmişinden radikal bir kopuş ve ırkçılık
yönü ağır basan bir milliyetçilikle şekillendirilmiş yeni bir bilinç
oluşturmaktadır.
Ayrıca Avrupa medeniyeti karşısındaki komplekslerin de dürtüsü ile
Anadolu’nun Türklüğünün kökenlerinin on binlerce yıla dayanan bir sürece
sahip olduğu ve bu topraklardaki Türklüğün kadimliğini ispat etmek,
Türklerin de Avrupalılar gibi beyaz ırka mensup olduğunu, dolayısı ile
Avrupalılığının tartışılmazlığını ispat etmek ve en önemlisi İslam’dan
ve Osmanlı’dan kopuş çabalarına tarihsel bir dayanak ve meşruiyet bulmak
olarak ifade edilebilecek bu tarih tezi tarih eğitimine de ilk adımını
1930’un başlarından itibaren atmıştır.
Maarif Vekili Esat Bey Kongreyi açış konuşmasında Türklerin
anayurtları olan Ortaasya’da Yontmataş Devrini milattan 12000 sene evvel
geçirdikleri halde Avrupalılar ancak 5000 sene daha sonra bu devirden
kurtulabildikleri, insanlar daha kaya kovuklarında yaşarken Türklerin
Ortaasya’da kereste ve maden medeniyetini geliştirmiş olduklarını ifade
ederek kongrenin gayesini ve yeni tarih anlayışının ipuçlarını da
veriyordu.
Yeni Türk Tarih Tezinin fikir babalarından Yusuf Akçura da “büyük davamız” diye nitelediği Tez’in ana fikrini şöyle açıklıyordu:
“Türklerin eski ve Orta kurunda (çağda) ancak göçebe ve müstevli
olarak yaşayan ve yüksek medeniyet seviyelerine erişemeyen, ikinci
derecede insanlardan olmayıp, beşer tarihinde ilk medeniyet kuran ve en
eski zamanlarından beri muhtelif devirlerde medeniyet mücadelesi
meşalesini ellerinde taşıyan insanlar olduğu davasıdır.”
Kongreye Türk tarihçiliğinin o dönem temsilcilerinden Şemsettin
Günaltay, Fuat Köprülü, Zeki Velidi Togan, Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu,
Ahmet Refik, Sadri Maksudi Arsal, Afet İnan ve Reşit Galip gibi isimler
de katılmışlardır.
Kongrenin en tartışmalı konuları Fuat Köprülü ile Afet İnan, Zeki
Velidi Togan ile Sadri Maksudi, Şemsettin Günaltay ve Reşit Galip
arasında cereyan etmiştir.
Köprülü özellikle Afet İnan’ın bildirisine karşı çok naif ve üstü
kapalı tenkitlerde bulunarak, tarihin yöntem ve kaynaklarının uygulama
ve yorumlama biçimlerine karşı daha dikkatli olunmasını tavsiye
etmiştir. Birinci el kaynakların kullanılması, tenkitli kaynak
kullanımının önemi gibi eksikliklerle bir tarih tezi inşa
edilemeyeceğini, henüz Avrupa’da yeni ve sonuçlandırılmamış çalışmaların
kullanımında dikkatli olunmasını teklif etmiş, bu teklif ve yumuşak
tenkitleri dahi bir muhalefet olarak algılanmış, şiddetli tenkitlere
maruz kalmıştır. Mesela Hasan Cemil Bey “Şimdi vesikaların nakafi yani
bu ilimlerin kendi tabiri vechile henüz çocuk olduğu fikrine temas
edelim. Muhterem profesörün müsadeleri ile hatırlatalım ki ilmin her
safhasında yeni hakikatler meydana konduğu vakit bu hakikatler çocuk
sayılırdı. Marifet doğan hakikatin kıdemine değil, kıymetine atfı nazar
edebilmektir. Biz
Türk medeniyetinin ve Türk menşeinin asıl mahiyeti
hakkında en son keşiflere istinad ediyoruz. Keşiflerin en son olması
yahut çocuk olması iddiamızın zaafı değildir, kuvvetidir.” diyerek
hamaset yüklü bir tenkit yapar.
Köprülü bu ve benzeri sert tenkitlere yanlış anlaşıldığını, bazı
cihetleri iyi anlatamadığını, yeteri kadar sarih olamadığını belirterek
alttan almış ve muhalif damgasını yememeye itina göstermiştir.
Kongre sonrası Köprülü’ye neden bu kadar uysal davrandığı
sorulduğunda “Ne yapayım, benim evim sırtımda değil ki.” şeklinde cevap
verdiği, bundan göçmen olarak gelen Zeki Velidi’yi kastettiği, onun
kadar cesur olamadığını belirttiği söylenir.
İşte bu ortamda yapılan
Türk Tarih Kongresinde Zeki Velidi Togan
“
Orta Asya’da Kuraklık Meselesi” başlıklı tebliğinden sonra İstanbul
Üniversitesindeki görevinden ayrılıp Viyana’ya gitmek zorunda kalması,
sonrasında kendisine yapılan haksız isnat ve iftiralara cevap vermek
zorunda hissetmesi neticesinde Mustafa Kemal Atatürk’e 3 Mart 1933
tarihinde Viyana’dan bir mektup yazar.
Cumhurbaşkanlığı Arşivinde 01018843 numara ile kayıtlı mektubunda
Zeki Velidi kendisine yapılan haksız isnat ve iftiralara karşı cevap
veriyor. Aşağıda bu mektubun tamamını yayınlıyoruz.
Kendisine kongredeki tebliği dolayısı ile isnat edilen; mehaz
sahtekarlığı, hıyanet-i milliye ve Avrupa alimleri muhitinde milli tarih
sahasındaki faaliyetlere karşı propagandada bulunduğu suçlamalarına
cevap verdiği bu mektubunda kendisini kimlerin ve ne maksatla suçlayıp
karaladıklarının sebeplerini izah ederek, Türk ilim dünyasına ve Türkçe
yazarak eser verme hizmetine mani olunmasından duyduğu üzüntüyü ifade
eder.
Kongrede Ortaasya’da kuraklık ve göç meselelerinde tıp doktoru Reşit
Galip’in Ortaasya’da göçün kuraklık sebebi ile meydana geldiği ve bu
kuraklığın Ortaasya’da süreklilik arz ettiği görüşünün sağlam delillere
dayanmadığını ispat etmeye yönelik tebliği dolayısı ile Zeki Velidi her
yönden tenkit ve istiskale maruz kalmıştır.
Göçün sadece kuraklık sebebi ile değil, pek çok iktisadi ve siyasi
sebepleri olduğunu, bu konuda Elbiruni’yi ve dönemin tarih bilgini
Barthold’u kaynak göstermesi de kongrede itiraz ve istiskallerin önüne
geçememiştir. Reşit Galip Barthold’u ve eserlerini materyal itibari ile
zengin fakat tez itibarı ile bir kıymetinin olmadığını, Zeki Velidi’nin
ona kaside yazmış olmasının da bizi alakadar etmediğini, esasen
Barthold’un Türklerin Ortaasyadaki mevcudiyetlerinin çok yeni zamanlara
ait olduğunu, asılsız ve nesilsiz bir kavim olduğunu ispat için çalışmış
bir adamdır diyerek küçültme çabasına girişmiştir. Bundan cesaret alan
bir orta mektep muallimi de “Doğrudur, Barthold alelade bir Türk
düşmanıdır.” diye laf atmıştır. Elbiruni de aynı derecede Reşit Galip
tarafından önemsizleştirilmeye çalışılmıştır. Ayrıca bu tartışmalara
dahil olan ve Zeki Velidi’ni mektubunda tarih kongresinde kendisi ile
eski siyasi hesaplarını görmek isteyen Rusyalı bir şarlatan dediği Sadri
Maksudi Arsal ile kendisinden evvel Darülfunun’da İslam Tarihi tedris
etmiş ve şimdi Türk Tarihi Kürsüsü’ne göz dikmiş olan esbak bir sarıklı
olarak nitelediği Şemsettin Günaltay’ın hakkında çıkardıkları
şayialardan müşteki olduğunu belirtir.
Ayrıca benzer şikayetler Atatürk’e daha önce de yapılmıştır. İstanbul
Darülfunun’unda verdiği Timur ve Nakşibendilik dersinde Timur’un
çıkışını hazırlayan ortamı ve fikir dünyasını anlatırken Bahaeddin
Nakşibendi ve menakıbından söz etmiş, bir talebesi de mebus olan
babasına durumu anlatmış o da Atatürk’e muzır kitapları kaynak olarak
kullanıyor diye jurnal etmiş ve soruşturmaya maruz kalmıştı.
Tarih Kongresi ve sonrasında yaşadığı ilim ve tarihçilik haysiyeti
ile bağdaştırmakta güçlük çektiği bu tahammülsüzlüğe daha fazla
dayanamaz ve Viyana’ya doktorasını tamamlamak için gider.
Ancak Türkiye ile ilgisini kesmez ve ilmi çalışmalarını yapabileceği
ortamın bir gün müsait hale gelmesi ümidini hep canlı tutar. Bu konuda
her fırsatı değerlendirir ve Türkiye’de ki üniversitede ve
Türk Tarihi
Tetkik Cemiyeti bünyesindeki çalışmalarda bulunabilmesi için yardım ve
destek ister.
1937 yılında Bonn’da bulunduğu sırada Cenevre’de bulunan Afet İnan’a
yazdığı bir mektupta Atatürk nezdinde tavassutta bulunarak vatanda
çalışma imkanı verilmesini, milleti içinde çalışmak için yetiştiğini,
yabancı ellerde yabancı bir dilde çalışmanın kendisine çok ağır
geldiğini ifade ederek, Türkçe eser vermeyi ve oradan geniş bir okuyucu
kitlesine hitap edebileceği ortamı özlediğini, buna benzer bir mektubu
da Şükrü Kaya’ya yazdığını belirtir. Fakat bu girişimleri olumlu bir
karşılık bulmaz.
Bu mektup Zeki Velidi’nin 1933’de olayın hemen ardından bir ilim
adamının yaralanmış ilim ve fikir haysiyetini savunmaya ve korumaya
yönelik karşılıksız bırakılmış bir feryadıdır.
İşte mektubun tam metni:
Ahmet Zeki Velidi Togan kimdir?
1890 Rusya’da olan Başkırt topraklarında doğdu. Babasından Arapça,
annesinden Farsça öğrendi. Köyüne yakın bir köyde medrese eğitimini
tamamladı. Arap edebiyatı dersleri aldı, Rusça öğrendi. Daha sonra
Kazan’da Kasımıye Medresesinde okudu. Rus şarkiyatçılarla tanıştı, Türk
tarihi ile ilgilenmeye başladı.
Rusya Meclisinde mebuslara Müslüman halkların sorunları konusunda yardımcılık yaptı.
1917 Sovyet İhtilalinden Lenin, Troçki, Stalin’le görüştü.
Başkırtların geleceği konusunda müzakereler yürüttü. Bolşeviklerle
mücadele etti. İran, Afganistan ve Avrupa’ya çıktı. Dönemin Maarif
Vekili Hamdullah Suphi Tanriöver’in daveti ile 1925 yılında Türkiye’ye
geldi. Bir süre Ankara’da Maarif Vekâleti Telif ve Tercüme Heyeti
üyeliği yaptı, daha sonra da İstanbul Darülfunun Edebiyat Fakültesi
Tarih muallimliğine getirildi. 1932 yılında Türk Tarih Kongresindeki
tebliği üzerine yapılan tartışmalardan sonra aynı yıl görevinden istifa
edip, Viyana’ya gitti. 1935’te doktorasını tamamladı, Bonn ve Göttingen
Üniversitelerinde hocalık yaptı. Eylül 1939’da Türkiye’ye döndü,
vefatına kadar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğretim üyesi
olarak çalıştı. 1970’te vefat etti.
Zeki Velidi Togan’ın hayatı, siyasi çalışmaları ve akademik çalışmaları konusunda;
• Zeki Velidi TOGAN, Hatıralar, TDV Yay. Ankara, 2002
• Tuncer BAYKARA, Zeki Velidi Togan, Ankara, 1989
• Zeki Velidi TOGAN’a Armağan, TTK Yay. Ankara, 2010
• Hüsnü ÖZLÜ, Afet İNAN’ın Cenevre Günleri ve Tarih Çalışmaları, ÇTTAD, X/22, İzmir, 2011
Türk Tarih Kongresi, Türk Tarihi Tezi konusunda;
• Birinci Türk Tarih Kongresi, Konferanslar, Müzakere Zabıtları, TTK Yay. Ankara, 2010
• Zeki Velidi TOGAN, Tarihte Usül, Enderun Kitabevi, İstanbul, 1985
• Nadir ÖZBEK, Zeki Velidi TOGAN ve Türk Tarih Tezi, Toplumsal Tarih C.8-45, İstanbul, 1997
• Şefik Taylan AKMAN, Türk Tarih Tezi Bağlamında Erken Cumhuriyet
Dönemi Resmi Tarih Yazımının İdeolojik ve Politik Karakteri, Hacettepe
Hukuk Fakültesi Dergisi 1, Ankara, 2011
• Nevzat KÖKEN, Cumhuriyet Dönemi Tarih Anlayışları ve Tarih Eğitimi
(1923-1960) Yayınlamamış Doktora Tezi, SDÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü,
Isparta, 2002
Kaynak : http://www.dunyabulteni.net/turkiye/298287/zeki-velidi-toganin-mustafa-kemale-yazdigi-mektup