Blog Listem

Selçuklu sultanı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Selçuklu sultanı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20200207

''Selçuklu'ya da, Osmanlı'ya da Türk olmak ağır geldi, taşıyamadılar.''

 
İstisnalar kaideyi bozmaz çünkü  Selçuklu'yu yıkan da Alaaddinin Bizanslı karısından olma, ll. Gıyasettin Keyhüsrev değil miydi? 1240'da Seyfe gölünün kenarında, Türkmenler ve Oğuzları,  Bizans ve Gürcü Şövelyelerine kılıçtan geçirten Gürcü Tamara'nın kocası Gıyasettin Keyhüsrev idi...

-Büyük Selçuklular’ın Fars etkisinde kalmasına tepki göstererek, Anadolu’ya göçen Oğuz ve Türkmen boyları Anadolu Selçuklu Devleti’ni kurdular. Türk kültür ve geleneklerini koruyan, yerleştikleri yerlere Türkçe adlar veren bu kitlelerin kaderi tekerrürden ibaret olacaktı...

İran’ın Şafii medreselerinde yetişen bürokratlar kısa sürede Anadolu Selçuklu Sarayını da ele geçirdi... Konya'daki Saray efradı Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde Türkmen ve Oğuzlara düşman oldu! 1240-Malya kırımından sonra Selçuklu da iç savaş yaşayıp dağıldı, esir düştü!

Soyu belirsiz bir adamın (Otman-Osman bey) ortaya çıkıp 1302 de para bastırması ve bazı beylikleri etrafında toplaması üzerine, Moğol esarettinden de kurtulma umuduyla yeniden bir temel atıldı, ve lakin Fatih ve torunu Yavuz ile yine hayal kırıklığı yaşadılar... 

1800'lere gelindiğinde Türkmen ve Oğuzlara artık açık bir savaş başlamış! Babil sürgünüyle Kudüs'ten K. Irak'a, Süleymaniye'ye sürgün gelen bir kripto, "Samuel Huntington'un atalarının soyu olmalıdır!..."  Şeyh Halid-i Nakşi Osmanlı Sarayını teslim alıyordu!

..özünden kopan devlet yönetimi  artık Araplaşmaya başlamıştır. İmparatorluğun son yıllarına kadar da  halk cahil bırakılmış, devlet bu kripto şeyhlerle, şıhlarla yönetilir duruma gelmiştir.

Şevket Süreyya Aydemir anılarında bu konuyu üzüntü ile dile getirir. Çorak, tuzlu topraklardan, Anadolu'nun dört bir yanında gelen Mehmetçiklerin çoğu, cografyasını, hangi milletten olduklarını, hangi dine mensup olduklarını, dahası peygamberlerini bile bilmiyorlardı. der...

-Siz Türk değil misiniz? diye sordum.
-Estagfurullah biz Osmanlı kuluyuz. Sizin dedikleriniz Kızılbaş, Türkmenler ve Oğuzlardır  diye cevap verdiler. 

Şaşırıp bakakalmıştım...

Aynı gözlemi Osmanlı'nın Zeytindağı (Kudüs, Filistin, Mısır 4. Ordu)  Komutanı Cemal Paşa da yapar.

Peki kimdi bu Kızılbaş, Aleviler?
Bunlar Türkmenler idi ve Kızıl Börk giymekteydiler. Büyük ve/veya Anadolu Selçuklu'nun, Osmanlı'nın kuruluşu ile Safevi Devletinin Kuruluş harcını koyanlar idi. Ana kaynak Kızıl Börklü Türkmenlerdir, Kızılbaşlardır, Oğuzlar yani Türklerdir.


YORUM:



Alıntı: Sosyal medya
Sakalar İskitler (Gizlenen Eski Anadolu Halkı) @iskitlilerden

Erzurum'da Selçuklu Sultanının Mezarı Bulunmuş Olabilir

Erzurum'da Selçuklu Sultanının Mezarı Bulunmuş Olabilir
Arkeofili
12 Ağustos 2019

Erzurum’da, defineciler tarafından tahrip edilen tarihi kümbette yapılan kazıda, üzerinde ‘Sultan Alaaddin’ yazısı olan sanduka bulundu.

Erzurum’un Pasinler ilçesine bağlı Ovaköy mahallesindeki tarihi kümbetin defineciler tarafından iş makinesiyle tahrip edildiğini gören vatandaşlar, durumu jandarma ekiplerine bildirdi.

Konunun İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile İl Müze Müdürlüğü yetkililerine bildirilmesi üzerine bölgede kazı çalışması başlatıldı.

Büyük bölümü toprak altında olan kümbetin gün yüzüne çıkarılması için 12 kişilik kazı ekibinin bölgede yaptığı çalışmada, sandukalar, kitabeler ve insan kemiklerine rastlandı.


Ekiplerin ayrıntılı çalışmasında, sandukaların birinde ‘Sultan Alaaddin’ yazısı olduğu belirlendi. Kazıdan çıkan 8 mezardan birinin Selçuklu Sultanı 2. Alaaddin Keykubat’a ait olabileceği belirtildi.

Kazı ekibini heyecanlandıran bu bulgu, Selçuklu Sultanı Keykubat’ın Erzurum civarında hayatını kaybettiği bilgisini de destekliyor.

Selçuklu sultanlarının DNA’larıyla karşılaştırılacak

Mezarlardan çıkan insan kemikleri İstanbul’da DNA testine tabi tutulup, Konya’da bulunan Selçuklu sultanlarının DNA sonuçlarıyla karşılaştırılacak.

DNA sonuçlarına göre mezarın Keykubat’a ait olup olmadığı ve diğer mezarların kimlere ait olduğu belirlenecek. Tarihi kaynaklardan aktarılan Sultan Keykubat’ın zehirlenerek hayatını kaybettiği bilgisi de DNA testiyle kesinleşecek.


Moğol Hanı’nı ziyarete giderken Erzurum’da kaldı

Kazının bilimsel danışmanlığını yapan Dr. Öğr. Üyesi Muhammet Arslan, dönemin çağdaş kaynaklarına göre Anadolu Selçuklu Sultanı 2. Alaaddin Keykubat’ın, Moğol Hanı’nı ziyaret için diğer devlet yetkilileriyle birlikte Moğolistan’a giderken Erzurum’da dinlenmeye çekildiğini söyledi.

Keykubat’ın, akşam kendisi için verilen ziyafete katıldıktan sonra uyumaya geçtiğini ve aynı gecenin sabahında ölü bulunduğunu belirten Arslan,

“Bazı çağdaş kaynaklar ölümün nedenine değinmezken, bazıları da zehirlenmiş olabileceğini ima ederler. Bir diğer çağdaş kaynak ise annesi Gürcü Hatun’un da öldükten sonra Erzurum’daki oğlunun yanına defnedildiğini söyler.”

Zehirlenip zehirlenmediği kesinleşecek

“İbn-i Bibi, Kerimüddin Mahmud Aksarayi ve Niğdeli Kadı Ahmet gibi çağdaş vakanüvislerin verdikleri bu bilgi, bizi 2. Alaaddin Keykubat’ın türbesini aramaya yönlendirdi. Yaptığımız araştırmalar ve diğer çeşitli veriler sonucunda, köy halkının “Sultan Alaaddin Türbesi” olarak nitelendirilen bu yerde kazı yapmaya karar verdik. Erzurum Müze Müdürlüğü Başkanlığında Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünden gerekli izinleri alarak kazımıza başladık.”

Sandukaların etrafını temizleyerek kısmi koruma altına aldıklarını aktaran Arslan, “Bundan sonra ortaya çıkardığımız bulguları teste tabi tutarak kümbetin 2. Alaaddin Keykubat ve annesi Gürcü Hatun’a ait olup olmadığını kesinleştirmiş olacağız. Aynı zamanda Sultan 2. Alaaddin Keykubat’ın zehirlenip öldürüldüğüne dair iddiaları da kesin biçimde ortaya koymuş olacağız” diye konuştu.

Alıntı/Kaynak: https://arkeofili.com/erzurumda-selcuklu-sultaninin-mezari-bulunmus-olabilir/

20191128

Büyük Selçuklu Sultanları ve Komutanlarının Kökeni Hakkında bir Araştıma



İRAN BÜYÜK SELÇUKLU SULTANLARI VE KOMUTANLARININ ADLARININ KÖKENİ HAKKINDA KÜÇÜK BİR ARAŞTIRMA...

Temir Yalığ (Demir Yaylı) Dukak (Türkçe)
Oğlu Selçuk Beğ (Türkçe)
Oğulları :
Arslan Yabgu (Türkçe)
Mikail (Kelime kökeni İbranice kaynaklı Arapça)
Mikail oğlu Tuğrul Beğ (Türkçe),

1-Mikail oğlu Çağrı Beğ (Türkçe)

Arslan Yabgu oğlu Kutalmış (Türkçe)
Çağrı Oğlu Alp Arslan (Türkçe)
Oğulları :
Melik Şah (Melik : Arapça – Şah : Farsça)
Tutuş (Türkçe)
Tekiş (Türkçe)
Arslan Argun (Türkçe)

2-Melikşah oğlu I.Mahmud (Arapça)

Melikşah oğlu Berkyaruk (Türkçe)
Melikşah oğlu Muhammet (Mehmet) Tapar (Muhammet / Mehmet : Arapça- Tapar : Türkçe)
Melikşah oğlu Sencer (Türkçe)

3-BAĞLI BOY BEYLERİ VE KOMUTANLAR (1040-1157 Arası);

1 Emir Yağmur (Türkçe)
2 Emir Anasıoğlu (Türkçe)
3 Emir Buka (Türkçe)
4 Emir Göktaş (Türkçe)
5 Emir Mansur (Arapça)
6 Emir Sabuk (Türkçe)
7 Emir Sabuktekin (Türkçe)
8 Emir Gümüştekin (Türkçe)
9 Emir Alturgan (Türkçe)..
10 Emir Alturganoğlu Aksungur (Türkçe)
11 Emir Aksunguroğlu Zengi (Türkçe “Zengin” sözcüğünden bozulmuş olması muhtemel)
12 Emir Bekçi (Türkçe)
13 Emir Bekçioğlu Afşın (Türkçe)
14 Emir Eksük (Türkçe)
15 Emir Eksükoğlu Artuk (Türkçe)
16 Emir Artukoğlu Sökmen (Türkçe).
17 Emir Erbasgan (Türkçe)
18 Emir Erbasganoğlu Kurtçu (Türkçe)
19 Emir Umurtekin (Türkçe)
20 Emir Uvak (Türkçe)
21 Emir Uvakoğlu Atsız (Türkçe)
22 Emir Sanduk (Türkçe)
23 Emir Tavtavoğlu (Türkçe)
24 Emir Çavlı (Türkçe)
25 Emir Arslantaş (Türkçe)
26 Emir Türkmen (Türkçe)
27 Emir Dimlaç (Bilinmiyor/Türkçe sesli uyumuna aykırı)
28 Emir Dimlaçoğlu (Bilinmiyor/Türkçe sesli uyumuna aykırı)
29 Emir Tarank (Türkçe)
30 Emir Tarankoğlu (Türkçe) . . .
31 Emir Danişment (Danışman) (Türkçe)
32 Emir Savtekin (Türkçe)
33 Emir Suvartekin (Türkçe)
34 Emir Saltuk (Türkçe)
35 Emir Mengücük (Türkçe)
36 Emir Çavuldur (Türkçe)
37 Emir Aytekin (Türkçe)
38 Emir Porsuk (Türkçe)
39 Emir Belek (Balak) (Türkçe)
40 Emir Sadak (Türkçe) 
41 Emir Tutak (Türkçe)
42 Emir Davdav (Türkçe)
43 Emir Davdavoğlu (Türkçe)
44 Emir Alp Yülük (Türkçe)
45 Emir Dolat (Devlet) (Türkçe)
46 Emir Şöklü (Şökli) (Türkçe)
47 Emir Gümüştekin Candar (Türkçe)
48 Emir İsa Börü (İsa : İbrani kökenli Arapça- Börü: Türkçe)
49 Emir Çubuk (Türkçe)
50 Emir Karatekin (Türkçe)
51 Emir Çaka (Türkçe)
52 Emir Altuntak (Türkçe)
53 Emir Humartekin (Türkçe)
54 Emir Humartaş (Türkçe)
55 Emir Türşek (Türkçe)
56 Emir Ayaz (Türkçe)
57 Emir Kumaç (Türkçe)
58 Emir Bozan (Türkçe)
59 Emir Çökermiş (Türkçe)
60 Emir Yağıbasan (Türkçe)
61 Emir Yağısayan (Türkçe)
62 Emir Anuştekin (Türkçe)
63 Emir İnaloğlu (Türkçe)
64 Emir İnaloğlu Togan Arslan (Türkçe)
65 Emir Bulaç (Türkçe)
Şenol Soydan
Kocaeli - 14/11/2016

20171228

Ahi Evran (1171-1261) -- Ahilik teşkilatının kurucusu

Ahilik nedir?

 

Ahi Evran (1171-1261)

Ahilik teşkilatının kurucusu Ahi Evran, Azerbaycan'ın Hoy kasabasında doğmuştur (1171). Hoy, Türkiye'nin doğu sınırından 60 km uzaklıkta ve "Sultan Tuğrul" zamanından beri Türkler'in meskûn olduğu bir bölgedir.

Ahilik teşkilatının kurucusu Ahi Evran, Azerbaycan'ın Hoy kasabasında doğmuştur (1171). Hoy, Türkiye'nin doğu sınırından 60 km  uzaklıkta ve "Sultan Tuğrul" zamanından beri Türkler'in meskûn olduğu bir bölgedir.

Ahi Evran'ın asıl adı "Nasırüddin Mahmud el Hoyi" olarak kayıtlara geçmiştir. Ahi Evran ilk eğitimini Azerbeycan'da doğum yeri olan Hoy kasabasında aldıktan sonra, Maveraünnehir bölgesinde Horosan'a giderek orada ünlü âlimlerden "Fahreddin Râzi" (1149-1209) ve hükemadan, Felsefe ve Kur'an-ı Kerim tefsirlerini öğrenmiştir.Ahi Evran'ın hocası Fahreddin Râzi, Horosan'da "Farâbî" ve "İbni Sina"nın tüm eserlerini okumuş, onların verdiği bilgileri daha da geliştirerek, tıp, astronomi, astroloji, lisan, edebiyat konularında kitaplar yazmaya başlamıştır.


Râzî hayatta iken çevresinde bulunan kalabalık öğrenci topluluğunun varlığı, onun yüzlerce öğrenci yetiştirdiğini göstermektedir. Bunlar arasında Abdülmuhsin Kayseri, İzzettin Râzî, Sadrettin Konevî, Kadı Burhanettin gibi ünlü isimler de bulunmaktadır. Ahi Evran, Sadrettin Konevî'nin çağdaşı olup ikisi de Fahreddin Râzî gibi İbni Sina ve Farâbî'nin etkisinde kalmışlardır. Bunlardan başka sultanlar, vezirler ve devlet adamları da Râzî'nin derslerini takip etmişlerdir.

Ahi Evran gençliğinde Ahmet Yesevî'nin talebelerinden aldığı ilk tasavvuf terbiyesi ile yetişmiş ve olgunlaşmıştır. Ahi Evran, o devrin mutasavvıflarının buluşma yeri olan Bağdat'a gitmeye karar verir. Bağdat'a gitmeden önce Hac farizasını yerine getirir sonra dönüş yolunda müstakbel kayınpederi "Evhadü'd Din Kirmanî" ile tanışır. Büyük üstad sayesinde halife"Nâsır Li-di-nillah"ile tanıştırılan Ahi Evran, halifenin kurduğu Fütüvvet Teşkilatı'na girer.

Ahi Evran Bağdat'ta iken, Fütüvvet teşkilâtının ileri gelenleri ile tanışarak onlardan yararlanmıştır. Araştırmacı Mikâil Bayram'ın "Tasavvuf Düşüncesinin Esasları" adlı eserinde ve diğer kaynaklarda Ahi Evran'ın çok yönlü bir ilim ve fikir adamı olduğu kaydedilmektedir.

Ahi Evran, Tefsir, Hadis, Kelâm, Fıkıh ve Tasavvuf kitapları yazmıştır. Ayrıca Felsefe, Tıp ve Kimya sahalarında da bilgi sahibi olan çok yönlü bir ilim adamı ve filozoftur. İbni Sina Sühreverdî ve Fahreddin Râzî'nin bazı eserlerini Farsça'ya çevirmiştir.

Selçuklu Sultanı I. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında, kayınpederi Evhadü'd Din Kirmanî ile Anadolu'ya gelen Ahi Evran, Konya'da Sultan'a yazdığı Letaif-i Gıyasiye adlı kitabını sunar, Kitabın 1. cildi felsefe, 2. cildi ahlâk ve siyaset, 3. cildi fıkıh (İslâm hukuku), 4. cildi dua ve ibadet hakkındadır.

İbni Sina hayranı olan hükümdar, kendisine sunulan kitapları beğenmekle kalmaz, aynı zamanda Ahi Evran'a ve düşüncesine büyük ilgi gösterir, hatta bu düşüncenin tatbikata geçirilmesine yardım eder. 1205 yılında Kayseri'ye gelen Ahi Evran'a ve düşüncesine büyük ilgi gösterir, hatta bu düşüncenin tatbikata geçirilmesine yardım eder. 1205 yılında Kayseri'de devletin desteği ile debbağları ve diğer sanatkârları da içine alan büyük bir sanayi sitesinin kurulmasına öncülük eder. Her sanat dalındaki birliklerin bir araya toplandığı bu siteler Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubat zamanında diğer şehirlerde de kurulmaya başlar.

Sultan Alâeddin Keykubat'ın Ahi birliklerini desteklenmesi sonucu Anadolu'nun birçok yerinde bu birlikler süratle gelişir. Bu dönem Anadolu Selçuklu Devleti'nin iktisaden en parlak dönemi olmuştur. Sultan Alâeddin'in oğlu tarafından öldürülmesinden sonra Ahiler bu duruma tavır aldılar. Onun yerine geçen II. Gıyaseddin Keyhüsrev'i hiç affetmediler. Ahi Evran'ı çekemeyenler onunla yeni hükümdarın arasını açtılar. Alâeddin Keykubat zamanında Konya'da medreselerde ders veren Ahi Evran bu sebepten dolayı Konya'ya davet edilen Ahi Evran, burada tekrar çeşitli olumsuzluklarla karşılaşır. Bu yüzden burada daha fazla kalmaz ve Kırşehir'e gelerek Ahi birliklerinin teşkilâtlandırılmasına hız verir.

Kırşehir'e eşi Fatma Ana ile yerleşen Ahi Evran, eşinin kurduğu Anadolu kadınlar birliği (Bacıyân-ı Rum) teşkilâtını da himaye etmiş, her iki teşkilâtın (Ahiyân-ı Rum) büyümesi ve gelişmesi için çaba sarf etmiştir.

Ahi Evran kendi mesleği olan debbağlık dalından başka 32 çeşit esnaf ve sanatkarın lideri olmuştur. Ahi Evran'ın Anadolu'da kurduğu Ahilik teşkilatının asıl amacı ilim ve bilgiyi insanlığın hizmetine sunmaktı. Türkler, Anadolu'ya yerleşirken dönemin bilim adamlarının önerisinden hareketle pozitif ilimlerin gündelik hayatta kullanılabilmesini ve insanların da bundan faydalandırılmasını ön görmüşlerdir.

İlmin tekniğe uygulanmasına örnek olarak; Cizreli İsmail B. Rezzaz isimli bilim adamının kitabında birçok otomatik makinenin projelerinin çizildiği ve tariflerinin yapıldığı, hatta bazı projelerinin uygulandığı bilinmektedir. Bu makine ve robotlara örnek olarak: Su saati, otomatik musluk, el yıkama ve abdest alma esnasında kendiliğinden su döken makine, kendi kendine müzik çalan makine, otomatik su tulumbaları, su fışkırtan fıskiyeler, şifreli anahtarlar, değişik hareket yapan robotları görmekteyiz. Teknolojinin üretime uyarlanışının ilk örnekleri olan bu buluşlara Ahi Evran önem vermekte idi.

Ahi Evran'ın Selçuklu Sultanı II. İzzettin Keykavus'a sunduğu Letaif-i Hikmet adlı kitap, sultanlara ve yöneticilere nasihat verici ve "Siyasetname" türü bir eserdir. Bu eserde halkın ihtiyaçları belirlenmekte, bu ihtiyaçların karşılanması, istihdamın, kaliteli bol ve ucuz üretimin arttırılması sırasında çıkabilecek sorunlara karşı tedbirlerin neler olması gerektiği şöyle anlatılmaktadır.



"Allah insanı, medenî tabiatlı yaratmıştır. Bunun açıklaması şudur: Allah insanları yemek, içmek, giyinmek, evlenmek, mesken edinmek gibi çok şeylere muhtaç olarak yaratmıştır. Hiç kimse kendi başına bu ihtiyaçları karşılayamaz. Bu yüzden demircilik, marangozluk, dericilik gibi çeşitli meslekleri yürütmek için çok insan gerekli olduğu gibi, bu meslek dallarının gerektirdiği âlet ve edevatı imal etmek için de birçok insan gücüne ihtiyaç vardır. Bu yüzden toplumun ihtiyaç duyduğu ürünlerinin üretimi için lüzumlu olan bütün sanat kollarının yaşatılması şarttır. Bununla da kalmayıp, insanların sonradan doğacak ihtiyaçlarını karşılamak için yeni sanat dallarının meydana getirilmesi gerekmektedir."


Ahi Evran'a göre toplumdaki fertlerin büyük bir kesiminin sanata yönlendirilmesi ve her birinin belli bir sanat dalıyla meşgul olması gerekir ki, toplumun ihtiyaçları görülsün. Ahi Evran'ın kurduğu Ahilik teşkilâtının eğitim anlayışı bu temel görüşe dayanmaktadır. Devlete düşün görev, bu görüşe destek vererek halkın eğitilmesine ve yönlendirilmesine yardımcı olmaktır. Ahi Evran'ın eserinde belirttiği eğitim ve öğretim konusundaki tüm öneriler, Ahi birliklerinde uygulanmıştır. Ahi Evran'ın teknik öğretim ve ahlâka yönelik eserleri, yıllarca Ahi birliklerinde ders kitabı olarak okutulmuştur.

Ahi Evran, Letaif-i Gıyasiye, Letaif-i Hikmet'ten başka Vaziyet, Ruh'un Bekâsı, Tıp ve İbni Sina'dan tercüme kitabı dâhil olmak üzere, yirmiye yakın eser bırakmıştır.
Ahi Evran hayatı boyunca ilimle ve eğitimle uğraşmış. "Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya, yarın ölecekmiş gibi ahirete çalış." Hadis-i Şerifi'ni kendisine ilke edinmiştir. Birlik üyelerine devamlı olarak çalışmayı öğütlemiştir. Üretimin ancak çalışarak sağlanacağını bilen Ahi Evran, insanların ihtiyaçlarını gidermenin de bir Tanrı buyruğu olduğuna inanmaktadır. Bu bakımdan çalışmak, insanları mutlu etmek, ibadet etmek kadar önemlidir.

Osmanlı Devleti'nin kurulmasında da önemli rol oynayan Ahi Evran, Cevat Hakkı Tarım 'a göre şunu yapmıştır: " Doksan üç yıl yaşayan, akla yâr, nefse düşman olan bir faziletli er kişi, tekkesine kapanmış; dünyadan elini eteğini çekmiş münzevi bir sofu ve softa değildi. O hayatını kazanmak için diyar diyar dolaşmış, her sanat ve zanaata başvurmuş, öğrendiklerini de insanoğluna öğretmek için uğraşmıştır."



Ahi Evran'ın elli yıl müsahipliğini yapan ve onun vefatından sonra da yerine geçen Ahmet Gülşehri, Ahi Evran ve Ahilik konusunda "Keramat-ı Ahi Evran" adında bir eser yazmıştır. Mesnevi tarzında ve aynı vezinde Türkçe yazılan bu eseri Alman Prof. Franz Taechner Almanca tercümesiyle beraber bastırmıştır. 167 beyitten meydana gelen bu eserin Ahilik ve Ahi Evran'la ilgili bölümleri aşağıda günümüz Türkçesiyle verilmeye çalışılmıştır. Ahmet Gülşehri'nin yazdığı menakıbnamede, Ahi Evran'ın bütün ahilerin başı olduğunu, padişahların kendisine saygı gösterdiğini, hiç haram yemediğini, Ahilik adına yaptığı çalışmaların bütün dünyada duyulduğunu, Ahilik nizamının uygulandığını, misafirperver olduğunu, gerçek dostluğa önem verdiğini, kimseye incitici bir söz söylemediğini anlatılmaktadır. Ayrıca Ahiliğin altı şartı olduğunu bunların üçünün kapalı olduğunu vurgulamıştır.

Alıntı Kaynak: http://ahilik.gtb.gov.tr/ahilik/ahi-evran-11711261


En Çok Okunanlardan...