Blog Listem

padişah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
padişah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20260416

📖 Fatih Sultan Mehmet'in babası Sultan II.Murat'tan aldığı hayat dersi

 


Fatih Sultan Mehmet Han çocukken çok yaramaz bir öğrenciydi. 

Ders esnasında yaptığı şımarıklıklarla Hocası Akşemseddin’i çileden çıkarırdı. 

Hocası kendisine kızdığı zaman hemen “Ben Padişahın oğluyum bana bir şey yapamazsın” deyip tehdit ediyordu. 


Padişaha şikâyet etmeyi edepsizlik sayan Akşemseddin, durumu II. Murat’a anlatamıyordu. 

Ancak gün geldi artık küçük Mehmet’in yaptığı yaramazlıklar çekilmez hâle geldi.

Bunun üzerine destur dileyip II. Murat’ın huzuruna çıktı.

 “Padişahım size bir hususu arz edeceğim ancak hayâ ediyorum” deyince II. Murat 

“Buyur, çekinmeden anlatabilirsin” dedi. 

Bu söz Akşemseddin’i rahatlattı ve başladı olayı anlatmaya. 

“Padişahım oğlunuz, ciğerpareniz Mehmet çok yaramaz, onun yaramazlıkları yüzünden ders işleyemiyorum, kendisine kızdığım zamanda hemen sizinle beni tehdit ediyor." 

deyince II. Murat, Akşemseddin’in yanına gelerek kulağına bir şeyler fısıldar.

II. Murad’ın kulağına söylediği sözleri duyan Akşemseddin çok şaşırdı. 

Bu nasıl bir plandı? Mümkün değildi bu planı uygulamak. 


Akşemseddin plan konusundaki rahatsızlığını padişaha ilettiyse de Padişah onu dinlemedi ve "Bu iş olacak" dedi.

Ertesi gün yine derste Mehmet yaramazlık yapıyordu. 

Akşemseddin’in uyarısına aynı tehdit cevabını verdiği sırada Padişah ansızın kapıyı açıp içeri girdi. 

Bu olay karşısında Akşemseddin hiddetlenerek Padişaha bağırdı ve bir tokat atarak  bu şekilde sınıfa giremeyeceğini izin istemesi gerektiğini söyleyerek derhal dışarı çıkmasını istedi. 

Padişah mahcup bir şekilde boynunu bükerek özür diledi ve dışarı çıktı.

Olaylar karşısında Fatih Sultan Mehmet’in nutku tutulmuş ne yapacağını şaşırmıştı.

Çok güvendiği babası, hocadan tokat yemişti. 

Fatih Sultan Mehmet allak bullak olmuştu.

Az sonra kapı vuruldu ve Padişah mahçup bir şekilde içeri özür dileyerek girdi. 


Plan muhteşem bir şekilde işlemişti. 

O günden sonra Fatih Sultan Mehmet asla yaramazlık yapmadı. 

Çünkü güvendiği dağlara kar yağmıştı.

Eğitimin ne olduğunu II.Murat kadar olamasa da en azından kendi çocuğunu yanlış yollara süreklemeyecek kadar idrak etmiş anne ve babalara ihtiyaç var. 

Unutmayalım, çocuklar şımarık doğmaz;
diplomalı, maaşlı ama eğitimsiz ebeveynler tarafından şımartılır.

Alıntı: NE KADAR OLDU? @NekadarolduTR

20260216

📖 İstanbul işgal altında olduğu yıllarda Padişah Cuma selamlığına çıktığında Onu İngiliz askerleri koruyor



 İstanbul işgal altında olduğu yıllarda Padişah Cuma selamlığına çıktığında Onu İngiliz askerleri koruyor! Neden koruyor? 

kimden koruyor ?

“"Ancak nazar-ı dikkatinizi celbederim ki mukaddes halifemiz Efendimiz Hazretleri, Cuma selamlığı için Camiye gittikleri zaman kendilerini muhafaza eden askeri kıtalar İslam askeri değildir. İngiliz askeridir."

Alıntı: @ecdadyolu_42

20260203

📖 3 Şubat 1451: Büyük Türk Fatih Sultan Mehmed tahta geçti.

 

Orta Çağ'dan Yeni Çağ'a geçişte değişimin başlangıç noktası; Fatih Sultan Mehmet'in tahta çıkışı. 

Fatih, tahta ne zaman ve nasıl çıktı? 

Fatih Sultan Mehmet, 29 Mart 1432 Pazar günü şafak vakti, o dönemde Osmanlı Devleti’nin başkenti olan Edirne'de doğdu. Babası 2. Murat'ın dördüncü oğluydu. Annesi Hüma Hatun adıyla bilinir.

Mehmet iki yaşına kadar Edirne'de kaldıktan sonra 1434'te süt ninesi ve küçük ağabeyi Ali ile birlikte 14 yaşındaki büyük ağabeyi Ahmet'in Rum sancakbeyi olduğu Amasya'ya gönderildi. Burada ağabeyi Ahmet'in erken yaşta ölmesi üzerine Mehmet altı yaşında Rum sancakbeyi oldu.

Diğer ağabeyi Ali ise Manisa'da Saruhan sancakbeyi oldu. İki yıl sonra babaları 2. Murat'ın talimatıyla iki kardeş yer değiştirdiler ve Mehmet Saruhan sancakbeyi oldu.

FATİH'İN TAHTA ÇIKIŞI

Murat 1443 yazında Karaman Beyi İbrahim'i Anadolu'da yenilgiye uğrattıktan sonra Ekim ayında Edirne'ye döndüğünde Hunyadi Yanoş, Macar Kralı Ladislas ve Sırp Despotu Yorgo Brankoviç önderliğinde bir Hıristiyan ordusunun Tuna'nın güneyindeki Osmanlı topraklarını istila etmeye başladığı haberini aldı.

Aynı dönemde Amasya'dan Şehzade Ali'nin öldüğü haberi geldi. Ağabeyinin ölümüyle Mehmet tahtın yeni vârisi olmuştu 2. Murat, Edirne-Segedin Antlaşması ile Macaristan'la barış yapılmıştı.

1444 yılında 2. Murat, tahtı, oğlu Mehmet'e bıraktı. Mehmet 12 yaşında tahta çıktı. Bu duruma, Çandarlı Halil Paşa ve bazı devlet adamları itiraz ettiler ancak 2. Murat kabul etmedi. Macarlar antlaşmayı bozdu ve savaş hazırlıklarına başladı. Bunun üzerine Fatih, bazı devlet adamlarına ve babası 2. Murat'a iki tane mektup yolladı. Bunların ikincisinde babasına şu meşhur sözleri söyledi:

“Padişah iseniz geliniz, ordularınıza kumanda ediniz; yok, padişah biz isek, emrimize itaat edip ordularımızın başına geçiniz!”

Bu mektup üzerine 2. Murat, yeniden Osmanlı tahtına oturdu. 9 Kasım 1444'de Varna Muharebesi yaşandı. Savaş sonunda Haçlılar yenilgiye uğradı. 1446 yılına kadar tahtta kalan 2. Mehmet gelişmeler üzerine tahtı 2. Murat'a bıraktı. Aynı sene yeniden Manisa Sancakbeyliği'ne atandı.

İKİNCİ KEZ TAHTA ÇIKIŞI

Murat 1451'in 3 Şubat günü öldü. Mehmet babasının ölüm haberini Sadrazam Halil Paşa'nın özel ulakla Manisa'ya gönderdiği mektupla aldı.

Anlatılana göre Fatih Sultan Mehmet, "Beni seven ardımdan gelsin!" diyerek atına atlayıp, kuzeye doğru yola koyuldu. Ve Edirne’ye ulaştığında ikinci kez tahta çıktı.

Çandarlı Halil Paşa'yı sadrazamlık makamında tuttu, İshak Paşa'yı da Anadolu beylerbeyi olarak atadı ve babasının cenazesine eşlik etmek üzere Bursa'ya gönderdi.

Sultan 2. Mehmet, İstanbul'u fethetmesinden sonra "Fatih" lakabıyla anıldı. İstanbul'un fethi, Orta Çağ'ın sonu Yeni Çağ'ın başlangıcı olmuştur. Bundan dolayı Fatih, "Çağ açan hükümdar" olarak da tanınır.

İstanbul'un fethiyle 1000 yıllık Bizans İmparatorluğu son buldu. Fatih, çıkardığı yasalarla devleti önemli ölçüde yeniden biçimlendirdi.

Alıntı

20191031

✍️ Saltanat böyle bir devrimle kaldırıldı - Lütfü Kırayoğlu

Saltanat böyle bir devrimle kaldırıldı
Lütfü Kırayoğlu
Aydınlık Gazetesi


Artık meşruti (padişahın şartına bağlı) bir meclis yerine, kendi iradesini eline alan bir meclis vardı. İşgal altındaki Türk yurdunda asker olmasına rağmen, önce ordu yerine önce meclis diyen bir önder vardı.

Ulusal Kurtuluş Savaşımızın muzaffer komutanı Mustafa Kemal Paşa, Türk ordularının İzmir’e girmesinden 7 hafta sonra ilk büyük devrimini yaparak 1 Kasım 1922 günü 600 yıllık Osmanlı saltanatına son verdi.

Büyük Millet Meclisinde saltanatın kaldırılması görüşmeleri ve Mustafa Kemal Paşanın devrimci iradesi tarihte eşine ender rastlanan sahnelerdendir.

Daha genç bir subayken cumhuriyet hedefini kafasına kazıyan Mustafa Kemal, çok sevdiği askerlik görevinden ayrıldığı 1919 yılının 7 Temmuzu 8 Temmuza bağlayan gece yarısı Erzurum’da Mazhar Müfit Kansu’ya şunları not ettirecekti:

1. Zaferden sonra hükümet şekli Cumhuriyet olacaktır.

2. Padişah ve hükümet hakkında gereken yapılacaktır.

3. Tesettür kalkacaktır.

4. Fes kalkacak, uygar uluslar gibi şapka giyilecektir.

5. Latin harfleri kabul edilecektir.

KANSU'YA ALDIRILAN NOTLARIN İKİNCİSİ

Erzurum ve Sivas kongrelerinden sonra Ankara’ya ulaşan Mustafa Kemal Paşa’nın bir öngörüsü daha gerçekleşecek ve İngilizler İstanbul’daki Meclis-i Mebusan’ı basarak dağıtacaktı. Bunun üzerine Paşa derhal Ankara’da yeni bir meclisin toplanması çağrısında bulunacak, bu çağrıya uygun olarak tutuklanan mebusların yerine yenileri seçilerek 23 Nisan 1920 günü Büyük Millet Meclisi Padişah iradesi ile değil, ulus egemenliğine dayanarak toplanacaktı. Bu da bir anlamıyla devrim, yani adı henüz konulmamış cumhuriyetti.

Artık meşruti (padişahın şartına bağlı) bir meclis yerine, kendi iradesini eline alan bir meclis vardı. İşgal altındaki Türk yurdunda asker olmasına rağmen, önce ordu yerine önce meclis diyen bir önder vardı. Yeni Meclisin 1921 yılının Ocak ayında yaptığı anayasa gereğince meclisin niteliği de belirlenecek ve "Hâkimiyet bilâ kaydu şart milletindir" şiarı meclisin duvarına bir daha inmemek üzere asılacaktı.

Büyük Millet Meclisi ordularının 26 Ağustos 1922 günü başlattığı Büyük Taarruz, 9 Eylül günü İzmir rıhtımında zafere ulaşacak ve işgalci İtilaf Devletlerinin çağrısıyla toplanan Mudanya Mütarekesi başarıyla sonuçlanınca işgalciler yeni bir manevraya girişerek, Lozan’da toplanacak barış görüşmelerine TBMM temsilcilerini de çağıracaktı. Bu çağrı 7-8 Temmuz gecesi Erzurum’da Mazhar Müfit Kansu’ya yazdırılan notların ikinci maddesinin hayata geçmesini hızlandıracaktı.

SIRANIN ÜZERİNE FIRLAYAN ATATÜRK

Lozan’a İstanbul hükümetinin çağrılması, Mustafa Kemal Paşa’yı büyük ve devrimci bir karar almaya götürdü. Olayların bundan sonraki gelişmelerini Atatürk’ün kendi kaleme aldığı Büyük Nutuk’ta şöyle izliyoruz:

"31 Ekim (1922) günü Meclis toplanmadı. O gün Müdafa-i Hukuk gurubu toplantısı oldu. Bu toplantıda Osmanlı egemenliğinin kaldırılmasının zorunluluğu üzerine konuştum. 1 Kasım 1922 günü Meclis toplantısında yine bu konu üzerinde uzun görüşmeler oldu... Üç komisyon bir odada toplandı. Biz çok kalabalık olan bu odanın bir köşesinde tartışmaları dinliyorduk. Bu biçim görüşmelerin istenilen sonuca ulaşmasını beklemek boşunaydı. Bunu anladık. En sonunda Karma Komisyon Başkanlığından söz aldık. Önümdeki sıranın üzerine çıktım. Yüksek sesle şunları söyledim. ‘Efendiler’ dedim. ‘ Egemenlik, hiç kimsece, hiç kimseye, bilim gereğidir diye, görüşmeyle, tartışmayla verilmez. Egemenli güçle, erkle ve zorla alınır. Osmanoğulları, zorla Türk ulusunun egemenliğine el koymuşlardır. Bu yolsuzluklarını altı yüzyıl boyunca sürdürmüşlerdi. Şimdi de Türk ulusu artık yeter diyerek, bunlara karşı ayaklanıp egemenliğini eylemli olarak kendi eline almış bulunuyor. Bu bir olupbittidir. Söz konusu olan ulusa egemenliğini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız, sorunu değildir. Sorun zaten olupbitti durumuna gelmiş, bir gerçeği açıklamaktan başka bir şey değildir. Bu, ne olursa olsun yapılacaktır. Meclis ve herkes sorunu doğal bulursa, sanırım ki uygun olur. Yoksa gerçek yine yöntemine göre saptanacaktır. Ama belki birtakım kafalar kesilecektir."

Bu bir devrimci irade beyanıydı. Osmanlı sultanının işgalcilere tam teslimiyetinin ötesinde Atatürk ve arkadaşlarının ölüm fermanını imzalayan Padişaha rağmen kazanılmış bir büyük zaferin, altın tepsi içinde yeniden Osmanlı sultanına verilmesi ya da devrimin yoluna devam etmesi konusundaki tayin edici devrimci kararlılıktı.

"Belki birtakım kafalar kesilecektir" sözüne rağmen, burjuva devrimleri çağındaki pek çok devrimdeki kanlı olaylara karşın, bu ilk büyük devrim kansız olarak sonuçlanmış ve 1 Kasım 1922 günü meclisin ikinci oturumunda saltanata son veren yasa oybirliği ile kabul edilmişti.

Mustafa Kemal Atatürk’ün egemenlik konusundaki bu devrimci sözleri rastlantı değildir. O’nun şu sözleri de aynı devrimci kararlılığın ifadesidir: "Efendiler, milli egemenlik öyle bir ışıktır ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur. Milletlerin esareti üzerine kurulmuş olan kurumlar, her tarafta yıkılmaya mahkûmdurlar."


MÜCADELE ARKADAŞLARINA RAĞMEN DEVRİM...

Mustafa Kemal Atatürk bu büyük kararı yakın silah arkadaşları olarak bilinen tarihi kişiliklere rağmen almıştır. Saltanatın kaldırılacağı söylentilerinin yayılması üzerine bir gün Rauf Orbay Mustafa Kemal Paşa’yı Meclisteki odasında ziyaret ederek konu üzerinde bir akşam Refet Bele’nin Keçiören’deki evinde Ali Fuat Cebesoy’un da katılacağı toplantıya davet eder. Atatürk komplo kokan bu daveti kabul eder. Toplantıyı düzenleyenler saltanatın sürmesi konusunda güvence istemekte, "kursağımızda padişahın ekmeği var" diyerek duygu sömürüsü yapmaktadırlar. Durumun hassas olduğunu gören Atatürk yatıştırıcı bir konuşma ile konunun "bugünün işi olmadığını" söyler.

Ne var ki Lozan görüşmeleri konusunda emperyalist devletlerin İstanbul hükümetini davet eden tertipleri devrimci bu kararı zorunlu kılınca Atatürk 1 Kasım öncesinde Rauf Orbay’ı Meclisteki odasına çağırarak "Halifeliği ve Padişahlığı ayırarak Padişahlığı kaldıracağız. Bunun uygun olduğunu kürsüden söyleyeceksiniz" der ve başka bir söz söylemez. Nitekim Rauf Bey bu konuyu 1 Kasım öncesi iki kez kürsüde dile getirir ve bununla da yetinmeyerek Padişahlığın kaldırıldığı günün bayram olarak kabul edilmesini de önerir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimci kararlılığı Rauf Orbay’a bu konuşmayı yaptırmıştır. Ancak Cumhuriyetin ilanından sonraki tutumu Keçiören toplantısından farklı olmayacaktır. 1 Kasım 1922 öncesi ve sonrası gelişmeler tarihte herkesi yerli yerine oturtmuştur.



20170820

Devşirme / Atilla Özalp

Atilla Özalp

Devşirme

Osmanlı İmparatorluğu kazandığı savaşlardan sonra ganimet olarak aldığı çocukları besleyip büyütüp güçlü kuvvetli olanları yeniçeri yaparken fizik olarak güçsüz ama zeki olanları da saraya yolluyordu. Ve bu devşirmeler için aslolan tek gerçek savaşları kazandıkları takdirde ceplerine koyacakları altının hesabıydı. Kazanılan birçok savaş ve toprakla hanedan dünyanın en güçlü imparatorluğu olurken devşirme yeniçerilerin de cebi altınla doluyordu. Padişahın da yeniçerilerin de keyfi yerindeydi...
Padişahına bağlılık yemini eden devşirme yeniçerilerin mutluluğu kazanılan yeni savaşlar olmayıp da altınlar gelmediğinde son buldu. Ve hanedanına bağlılık yemini eden devşirme yeniçerilerde de isyanlar başladı. Ve bir zamanlar “padişahım çok yaşa” diye bağıran ailelerinden koparılan devşirmeler padişahını dinlemez oldu...



Bu durumu fark eden Osmanlı padişahlarından Genç Osman yeniçeri ocağını tamamen müslümanlardan kurma girişiminde bulundu. Ama üzerlerine kurulan oyunu farkeden yeniçeriler de ayaklanıp, onsekiz yaşındaki Genç Osman’ı her türlü yalvarma ve yakarmalarına aldırmaksızın bir at arabasına bindirip halkın bakışları arasında aşağılayarak, her türlü hakaret ve tacizler eşliğinde Yedikule zindanlarında boğdular...



Dünya Atletizm Şampiyonası’nda Küba uyruğundan devşirilip Türk yapılan Yasmani Copello Escobar 400 metre engelli yarışında dünya ikincisi olup, Azerbaycan uyruklu Ramil Guliyev de 200 metre yarışında dünya şampiyonu olduğu zaman aklıma Osmanlı’nın kurduğu devşirme sistemi geldi... Yalnız şimdi devşirilen sporculardan farklı olarak Osmanlı devşirmeleri müslüman yaparak ismini de hemen değiştirip Türk ismi veriyordu. Yani 8-18 yaşlarında ailelerinden koparılan bu çocuklar yetiştirilerek ya asker olup savaşlara katılıyor ya da saraylara verilip imparatorluğa hizmet edip sadrazam bile oluyordu...



Osmanlı devşirme yeniçeriler sayesinde dünyanın en güçlü ülkesi olup Avrupa’da sanatta bilimde oluşan kalkınmalara günah diyerek kulak tıkayıp para pul bittiginde ise isyan bayrağını açan yeniçeriler sayesinde bir bir aldığı toprakları kaybetti... Tarih tekrardan ibarettir. Ders almak gerek... Göndere bayrağı çekip İstiklal Marşı ile gururlanmak çok güzel de gerçekler acıdır. Devşirme sporcularla başarıyı yakalamanın sarhoşluğuyla mutlu olurken neden biz yetiştiremiyoruz diye araştırma yapmak yerine eloğlunun tarlasındaki ürünleri toplamayı yeğliyoruz. Yani devşirme sporcularla ancak avunup kısa vadede mutlu olurken yetiştiremediğimiz sporcular yüzünden devamlı olarak devşirmek zorunda kalıyoruz ki bu büyük bir utanç...

Kolay geliyor; ver parayı çal düdüğü... Evet albayrak göndere çekildi. Hatta yarış zamanı ev çığlık çığlığa idi... Tamam da sonrasında zafer sarhoşluğu geçip de ayıldığımda ise bir de baktım ki bu sporcular bizim yetiştirdiklerimiz değildi... Ramil yarışı başarıyla bitirip de tribüne doğru gittiğinde uzatılan bayrağı alıp da boynuna ilk olarak Azerbaycan bayrağı bağlayıp sevinç gösterileri yaparken uyandım; Ramil Guliyev Azerbaycanlı’ydı... Sonrası ise tribünden uzatılan bayrağımızı aldığında ise kendisine sahip çıkıldığı için minnetle taşıyordu...

AYDINLIK GAZETESİ
SaveSave

En Çok Okunanlardan...