Blog Listem

Bizans tarihi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bizans tarihi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20230625

Türkler, Bizans, Hıristiyanlık ve Türk Kültürü

●Suyla vaftiz etme, Tanrı dininin önemli bir merasimidir. ●Bu bir Altay töresidir : Çünkü kadim Altaylarda yeni doğmuş bebekler buzlu suya batırıp çıkartılıyordu. ●Böylece, insanoğlu bu merasimle Sonsuz Mavi Gökyüzü dünyasına giriyordu. Türklerde “arıg” kelimesi kullanılmaktaydı. ●Bu kelime, manevî açıdan “temiz”, “taze” anlamına geliyordu. Kutsal arınma töreninden geçen insan “arıd” diye adlandırılıyordu. ●İlk Hıristiyanlarda böyle bir dinî merasimin olması hiç mümkün değildi. Avrupa, bu merasimi ancak Kıpçakların Avrupa’ya gelişinden sonra öğrenmişti. ●Hıristiyanların vaftiz için kullandıkları havuzları, Avrupalılar ancak IV. asırda inşa etmeye başlamışlardır! ●Tanrı inancının bugün bile muhafaza edildiği Tibet’te, eskiden olduğu gibi arıalkın ve arı-sili töreleri hâlâ da mevcuttur!

●Roma İmparatorluğu’nun yıkılışından sonra Avrupa’ya yerleşen Hıristiyan kültürünün doğuşunun temelinde Türkler vardır. ●Putperest Roma Hristiyanlıkla tanışmıyordu bile! ●Türk milletinin tarihini kasten değiştirdiler. Buna Kıpçaklara karşı asırlar boyu süren Batı Kilisesi’nin oluşturduğu siyaset sebep olmuştur… ●Türklerin mukaddeslerinden sayılan Ejderha Efsanesini bile değiştirip kendilerine mal edip Türklere unutturdular çoktan! ●Yunan Hıristiyanlar Derbent’te 311 yılında ortaya çıkmıştır. ●Onlar oraya hayırlı bir iş için gelmemişlerdir. ●Yunanlar, izleri bugüne kadar dahi ustalıkla gizlenmiş ve inanılması zor bir oyunu plânlamışlardı.

●Putperest Romanın Türkler ile ve Hristiyanlıkla tanışması, Bizans'ın kuruluşunda Türkleriin yer alması, Türklerin Roma'da etkin görev almaları 310'lu yıllara kadar uzanır! ●Roma İmparatorluğu topraklarında büyük bir kargaşa yaşanıyordu. Taht için yedi aday savaşıyordu.

●Soyut paganizm, Helen tanrıcılığı ve mitolojisi, Hint, Mısır, Mezopotamya ve Anadolu putperestliği ile birleşerek, Roma Dini'ni oluşturdu. ●Senatörlerden oluşan din adamları sınıfı, tapınaklar ve putlar da, böylece ortaya çıktı.

●Helen topraklarının, MÖ 146'da ele geçirilmesiyle; Yunan tanrıcılığı, felsefe ve kültürü, Roma'yı etkilemiştir. ●Yunan putperestliği ve felsefesi, Roma elit tabakası ve halkı arasında hızla yayılmıştır.

●Romalılar Tanrıları’nın güçsüzlüğünü açıkça dile getiriyorlardı. Her yerde kaos hakimdi. ●Avrupalılar arasında siyasetin en eski ve en önemli bir kaidesini ilk olarak Yunanlar hatırlamışlardı: ●Tanrı kimde ise veya başka bir deyişle Tanrı kimin ise, hakimiyet onundur!

●Yunanlar bu şuurla ve kurnazlıkla Gök Tanrı’yı çalmak ve böylece Avrupa üzerinde hakimiyetlerini kurmak maksadıyla Türklere gittiler. ●Yedi imparator adayından biri Yunan Konstantin idi.

●Konstantin de, diğerleri gibi bir “çıplak” imparator idi. ●Askeri yoktu, ancak bir unvana sahipti. ●Akdeniz’e, Macsentsius hakim durumda idi, yani gerçek imparator. 

●Macsentsius’un Roma’ da askeri vardı.

●Konstantin Kıpçaklar ile anlaşarak Kıpçak askerlerini yanına almıştı. ●Konstantin ve Macsentsius 312'de Milvan Köprüsünde karşı karşıya geldiler. ●Haçlı bayraklı olan Kıpçak süvarilerinden oluşan Konstantin ordusu savaşı kazandı!

masculineepic.com/index.php/2021/03/28/battle-of-milvian-bridge-312/



●9-Savaşı Türk süvarileri kazanmış, ama zafer, askeri bile olmayan Yunanlara mal olmuştu. ●Haçlı bayraklar taşıyan Kıpçak askerleri Roma ordusunu çok kolay yenmişti. 
●Bunu da Gökyüzü’nün, yani Tanrı’nın bir işareti olarak kabul etmişlerdir.


●10-Konstantin çok kurnaz bir siyasetçiydi. ●O, hemen yeni Tanrı inancını da kendi üzerine almasının, O’nu ve Türkleri de kendisine ait olarak göstermesinin çok önemli olduğunu anlamıştır.


Konstantin, Litsinius’ dan hemen sonra, Kafkasya’da yeni doğmuş olan Hıristiyanlığı kabul etmek istediğini bildirdi. ●Bizans, demir sikkelerinin üzerine Güneş amblemi basıyordu, daha doğrusu “güneş” amblemli eşit kenarlı haçlar… “Güneş işaretleri”.


Konstantin hakkında ise, sadece “güneş gücüne tapan” biri olduğu söyleniyordu. ●Dahası var : Türk dili uzun zamanlar boyunca Bizans ordusunun kullandığı dil idi : bu dili “asker” dili olarak adlandırıyorlardı. Binlerce Bozkır ailesi Yunan eline taşınmışlardır. yıl 320ler

●Onlara en iyi yerler veriliyordu. Onların taşınması için Deşti Kıpçak hanlarına büyük miktarda altın veriliyordu.

●Avrupa’nın doğusundaki en güçlü devlet olan Bizans’ı zaten Kıpçaklar kurmuşlardır. ●Üç nesilden sonra burada, iki halkın birliğinin meyvesi sayılan Bizans kültürü oluşmuştur. ●Ancak bir fark vardı : Bizans hükümdarları Türkler değil, Yunanlardı.


Konstantin, kolay inanan ve ikna edilebilen Kıpçakları kullanmaya devam ediyordu; bunun için hiçbir fedakârlıktan çekinmiyordu. ●İmparator, 324 yılında yeni başkentin, yani Konstantinopolis’in temelini atmıştı. 
●Bu işi de Türk ustalarına havale etmişti.

Yeni başkenti Roma’nın aksine doğu usulünde inşa etmelerini istedi… ●Kurnaz Konstantin, olabilecek her şeyi tahmin edebilmişti. ●Böylece Bizans doğdu.

Konstantin 325 yılında Nikea (İznik) şehrinde bütün Hıristiyan din adamlarını toplamıştır. Bu I. Ruhban Toplantısı idi. Bu toplantı İznik Konsülü olarak bilinmektedir. Konsül’ün tek bir gayesi ardı, bu hedef gizlenmiyordu.


İmparator Konstantin, Hıristiyan Kilisesi’nin Türk usulüyle değil, Yunan inanç usulüne göre tanzim edilmesini istiyordu. Konstantin’in hedef ve planına göre, Yunan tarzı Kilisede, Tanrı ve Hristos aynı sıfatla, daha doğrusu tek Tanrı olarak birleştirilecekti…


Yunanlar kendi kiliselerini kurup Tanrı inancını benimserken, Türklerin dualarını, törelerini, tapınaklarını ve Türklere ait bütün manevî değerleri de sahiplendi. Türklerin asırlar boyunca biriktirdikleri miras bu yeni teşebbüsle Bizans’a ve Bizans Kilisesi’ne geçti.

●20-Tanrı’yı ve insanı karıştırmak, bir araya koymak ve eşit görmek mukaddesatı tahkir etmek ve günümüzde bu değerleri tepe tepe kullanan devşirme kültürü yani kökenleri Bizans olan Bizansın çocuklarıdır! ●Çünkü Onlar Hep yönetti!!

1453 ÖNCESİ TÜRKLERİN HIRİSTİYANLIĞA HİZMET EDEN OĞULLARI; ●TURKOPOLLER! Bizans’ın Türk askerleri; Turcopoles, Turcoples, Turcopoli, Turcopolier Haçlı Seferleri döneminde , turkopoller (aynı zamanda “turcoples” veya “turcopoli”; kelimenin tam anlamıyla “Türklerin oğulları”) ●Bizans İmparatorluğu ve Haçlılar tarafından istihdam edilen yerel atlı okçular ve hafif süvarilerdi, daha sonra Tapınak Şövalyeleri’nde kıdemli bir subaya ve Rodos ve Malta’nın kıyı savunmasından sorumlu Kudüs Aziz John Hastanesi Nişanı’na verilen bir unvan olan Turcopolier olarak belirlendi.


■1-XIV. Yüzyılın başında Osman Bey"in bağımsızlığını ilân etmesiyle Osmanlı devleti kuruldu. ■Yeni devlet, Bizans topraklarını ele geçirip genişledikçe, gerek kılıç altında zorla, gerek Türklerin gücünü ve adaletini görerek gönül hoşluğuyla Müslüman olanların sayısı arttı.

■2-Bunların birçoğu dinlerini değiştirip Türk savaşçıları arasına katıldıktan sonra eski benliğini unuttu; toplum içinde eriyip gitti. ■Kişilik kazanıp sivrilenlerin bir bölüğü ise, eski benliğini bir türlü unutamadı.

■3-Kaynaşmış görünmekle birlikte, kendi ırkını dize getiren Türklere karşı beslediği düşmanlık duygusunu gizlice sürdürdü. ■Bunun sonucu olarak "kötü Türk, kaba Türk" gibi deyimlerle içini boşaltmaktan kendini alamadı.

■4-Anadolu"dan Rumeli yakasına geçiş, Müslüman olanların sayısını artırdı. ■Din bağlılığını ulus sevgisinden üstün tutmağa başlayan Türkler, Müslüman olan Hıristiyanları kendilerinden saydıkları halde, dinlerini bırakan Hıristiyanlar, Türklere bir türlü alışamadılar.

■5-Daha sonraları, Türk toplumu içinde kişilik kazanmış olan öteki Müslüman ırklar da, kendilerine gösterilen saygınlığa omuz silkerek, Türkleri hor görenlere katıldılar. ■Böylece Türklük, büyük bir hıyanet şebekesinin kurduğu ağa düşmüş oldu.

Kaynaklar:
1- Türklerin ve Büyük Bozkırın Kadim Tarihi Murat Adji 
2- Agâh Sırrı Levend, Türklüğü Hor Görenler ve Türk Diline İhanet Edenler, Türk Dili, sayı 241, Ekim 1971, sh. 105-Taner Ünal arşivi 

Romalılar henüz Demir ile tanışmamıştı. Türk halkına demiri hediye eden Tanrı’ya inanma Avrupalılar için ulaşılmaz bir değer olmuştu Hunlar Roma sınırlarına dayandığında! ●Yeni gelenler yani HUNLAR çok farklı idi; demirden yapılmış zırhları ve silâhları, onları adeta Avrupalıların gözünde başka bir gezegenden gelmiş kişiler olarak gösteriyordu. ●Onlar, Tanrı’ya ait yüksek ve sonsuz Gökyüzü altında yaşayan aydın bir dünyadan gelmişti.


●Bu sözlerin anlamını kavramak için basit bir örnek yeterli olabilir. ●Demir kılıçla yapılan iyi bir vuruş tunçtan yapılmış kılıcı kolayca ikiye bölüyordu! ●Roma askerleri Kıpçakların karşısında sopalı yabaniler gibi kalıyordu! ●Türk Tanrısı demiri, Roma Tanrısı Jüpiter ise tuncu simgeliyordu! ●Roma İmparatorluğu yıkılmaya mahkûmdu! ● Romanın Ortaçağ savaş anlayışını Türk Süvariler bitirmiştir.




Alıntı: Sosyal Medya










20200601

✍️ İstanbul'un Fethi Zorla mı Gönülle mi?

FETİH ZORLA MI? GÖNÜLLE Mİ? 

Bizzat İstanbul'un Fethine yakından bakalım. Orada Hıristiyan, Müslüman bütün geniş halk yığınlarının, adeta farkına varmadan, hatta belki istemeyerek elbirliği ettikleri görülür. Fetih açılmak manasına gelince: İstanbul'un açılışı hem içeriden, hem dışarıdan olmuştur. İstanbul'un kapıları, dışarıdan alelumum [genel olarak] Türkler ve Müslümanlar, içeridense Hıristiyanlar ve Museviler eliyle açılmıştır. 

Bu gerçeği bize en iyi anlatan Osmanlı belgesi, Fetva derecesinde yetkili bir hükümdür. Hicri 945, Miladi 1538 yılında, yani fetihten 75 yıl sonra, Kanuni Süleyman zamanında ortaya nazik bir dava çıkıyor: 

İstanbul zorla mı alındı? Barışla mı? 

Gerek İslam, gerekse genel olarak göçebe geleneğinde bir şehir, ya zorla (anveten) yahut barışla (sulhen) ele geçirilir. (Anveten) yani zorla zaptedilen şehirde bütün başka din mensupları kılıçtan geçirilir veya köle gibi satılır; yabancı din mabetleri yok edilir. 

Halbuki fetihten sonraki İstanbul'da, Hıristiyanlarla Yahudiler tamamen hür yaşıyorlardı, kiliselerle havralar ayakta duruyordu. Neden İstanbul'daki gayri müslim mabetleri yıkılmıyor? Neden Müslüman olmayanlar köle edilmiyor? Kanuni devrinde bu sorular zihinleri öylesine tutuşturmuş ki, alevler meşihat [şeyhülislamlık makamı ] saçağına kadar yükselmiş. Ve bunun üzerine, Padişahların bile önünde eğildikleri fetva yoluna gidilmiş. İnkılap müzesinin 88 numarasında kayıtlı: "Kanun-u muteber der-zaman-ı Süley- man" [Süleyman zamanında yürürlükte olan yasa] elyazması (Kaleme alınışı: Hicri 988, Miladi 1580), Ebussuud'un şu fetvasını tespit ediyor: 

"MESAİLİ ŞETİY (AYRIŞIK MESELELER): Merhum Sultan Mehmet Han Mahmiye'i İSTANBUL [İstanbul Büyük Şehri] ve etrafındaki KARİYELERİ [köyleri] anveten fetheylemiştir.  
ELCEVAP: "Maruf olan [bilinen] anveten fetihdir. Ama, kenaisi-i kadime hali üzere ipka olunmak [kiliselerin eski haliyle yerinde bırakılması] sulhen fethe delalet eder. Senei Hams ve Erbain ye Tis'a mie [Dokuz yüz kırk beş yılı] tarihinde bu husus teftiş olunmuştur [araştırılmıştır]. 110 yaşında bir kimesne ile 130 yaşında bir kimesne bulunup Yahudi ve Nasara [Hıristiyan] topluluğu, el altından Sultan Mehemmet Han ile ittifak edip Tekfure, Nusret [yardım] itmiyicek olup, Sultan Mehemmet dahi anları sebyetmeyip [esir almayıp] malları üzerinde mukarrer idicek [karar verecek] olup, bu veçhile [yolla] fetih oldu deyu müfettiş muhzirinde şehadet [tanıklık] idüp, bu şehadet ile kenais-i kadime [eski kiliseler] hali üzere kalmıştır. 
Ketebehu [yazan] Ebussuud." 
Demek, İstanbul yanlız Müslümanın zoru ile değil, aynı zamanda Hıristiyan halkın gönlü ile fethedilmiştir. 

Filhakika, Fatih devrinin Türkleri, zamanımızın Atom bombası kadar müthiş görünecek, yeni teknik keşiflerle İstanbul surları önüne gelmişlerdi. Macar mültecisi Urban, o zamana kadar görülmedik topu dökmüştü. 60 öküzle ve iki bin insanla iki ayda Edirne'den İstanbul'a gelen bu topun çevresi 9, çapı 3 kademdi [yaklaşık 33 cm'lik uzunluk ölçüsü], yarım arşın, normal bir ayak boyu. (Yaklaşık 37.5 cm)], sesi 30 milden işitiliyordu. 1200 okka çeken granit güllesi bir mil uzağa düşüp, 6 kadem derinliğinde toprağa gömülüyordu. 

Fakat, bazı manidar noktaları unutmayalım: 1- Macar Urban, ilkin Bizans hizmetinde idi. Osmanlılar, onu Bizans'tan kendilerine çekmeyi bildiler. Çünkü, terakki [ilerleme] beri taraftaydı. Bizans geriliğe batmıştı. 2- "Rumların da topları vardı." (Ahmet Refik, "Bizans önünde Türkler", s. 402) "Yalnız cephaneliklerde barut azdı" (age); ve Bizans topları, kullanılması pek becerilemediği için geri teperken kendi surlarına zarar veriyordu. Demek Bizans'ta eksik olan top değil, insan imanı idi. 3- Nihayet, bütün dehşetine rağmen Urban'ın "Şahi" adlı topu, Bizans'ı fetheden şey olmadı. "Bir gün patladı. Mucidini de, zabitlerini de öldürdü". (Ahmet Refik, age, s. 402) 

Alıntı/Kaynak:
'Fetih ve Medeniyet'
Dr. Hikmet Kıvılcımlı

20180810

Osmaniye’de Bir İnşaat Kazısında Roma ve Bizans Eserleri Bulundu



Osmaniye’nin Kadirli ilçesinde bir inşaattaki sondaj çalışmaları sırasında Roma dönemine ait duvarlar ve sütun parçaları, mezar steli ve Bizans dönemine ait iskelet bulundu.

Osmaniye Kültür ve Turizm İl Müdürü Burhan Torun, yaklaşık 7 ay önce Kadirli’de yeni hükümet konağı inşaatı için Dere Mahallesi’ndeki alanda sondaj çalışması başlatan ekiplerin, Roma dönemine ait duvarlar, yarısı kırık yazıtlı mezar steli, sütun parçaları ve Bizans döneminde yaşadığı tahmin edilen bir insana ait iskelet bulduğunu söyledi.



“Eserler müzeye taşındı”

Osmaniye Müze Müdürlüğü
’ne bağlı arkeologların yaptığı incelemede, eserlerin ve iskeletin Roma ve Bizans dönemine ait olduğunun tespit edildiğini belirten Burhan Torun, şu bilgileri verdi: “Sondaj çalışmasında çıkan Bizans dönemine ait insan iskeleti ve Roma dönemine ait olduğu belirlenen kırık mezar steli, fotoğrafları çekilerek tutanak ile kayıt altına alındı. Adana Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun yaptığı çalışmaların ardından çıkan eserler müzeye taşındı. Müzeye nakledilen eserler şimdilik depoda muhafaza edilecek.”


Kaynak: 08.08.2018 TRT Haber

20180730

Topkapı Sarayı’nın Surları Restore Ediliyor

Topkapı Sarayı’nı deniz tarafından çevreleyen ve uzun yıllardır çöplük gibi kullanılan tarihi surların restorasyonu başladı.




Topkapı Sarayı’nı çevreleyen Sur-u Sultani surlarının deniz tarafında restorasyona başlandı. Birkaç yıl önce Sarai Sierra cinayetinin de yaşandığı, madde bağımlıları ve evsizlerin mekan edindikleri metruk surlar için Kültür ve Turizm Bakanlığı 25 milyon lira harcayacak. Kara tarafındaki surların restorasyonu için de 14 milyon lira harcanmıştı. ABMA İnşaat Şirketi tarafından kazanılan ihale sonucunda restorasyonun 650 günde tamamlanması bekleniyor. Restorasyon kapsamında İncili Köşk de yer alıyor.

Uzun yıllardır restorasyon görmeyen tarihi surlar Topkapı Sarayı Müzesi’nin güvenliğini de tehdit ediyordu. Demiryolu hattının hizmet dışına çıkması ile birlikte bölge ıssız ve ürkütücü hale gelmişti. Fotoğraf çekmek için bölgede yürüyüş yapan Amerikalı turist Sarai Sierra’nın öldürülmesinin ardından Kültür ve Turizm Bakanlığı restorasyon için o dönemde düğmeye bassa da bütçe yetersizliği nedeniyle işlemler bir türlü tamamlanamamıştı.

Kasım 2019’da bitecek

Bu surların restorasyon, elektrik, peyzaj alt yapı hizmetleri işinin yapılması için gerçekleştirilen ihaleyi ABMA İnşaat Restorasyon şirketi 25 milyon 150 bin lira bedelle aldı. Restorasyonun Kasım 2019’da teslim edilmesine karar verildi.





Kültür Bakanlığı Sur-u Sultani olarak nitelendirilen Topkapı Sarayı’nı çevreleyen surların üç etap halinde restorasyonunu yaptırıyor. Rölöve, restitüsyon ve restorasyon projeleri İstanbul 4 Numaralı Koruma Bölge Kurulu tarafından da onaylandı. Projelerin onaylanmasını müteakip yaklaşık 4 kilometre uzunluğundaki Sur-u Sultani’nin restorasyonu için çalışmalar hızlandı. Kara surları için bakanlık 14 milyon lira harcadı.

Bizans’tan miras

İstanbul fethedildiğinde, Fatih Sultan Mehmet tarafından; Marmara Sahil Surlarını karadan birleştiren ve yarımada ucunu bir üçgen şekline sokan, Antik Byzantion’un tüm bölgesini kapatan, ‘Sur-u Sultani’ veya ‘Sultaniye’ suru yaptırılmıştı. 1478 yılında inşa edilen ‘Sur-u Sultani’, ‘Deniz Surları’, Ahırkapı’dan başlayarak, Sirkeci İstasyonu civarında bugün mevcut olmayan Yalı Köşküne kadar devam ederek “Marmara Sahil Surları” adını alıyor. Burada, yine Ahırkapı’dan başlayıp, karadan devam ederek, Topkapı Sarayı’nı çeviren Fatih Devri suruyla (Sur-u Sultani) birleşir. Surlar 28 kule ile desteklenmiş olup, Demir Kapı, Bab-ı Hümayun, Otluk Kapı olarak adlandırılan 3 büyük kapı ve 3 küçük kapı ile 70 hektar büyüklüğündeki saray alanına giriş sağlanır. Uzun yıllardır restorasyon görmeyen surlar pek çok noktada metruk haldeydi.


17.07.2018 Hürriyet
Haber: Ömer Erbil

Burdur’da İnşaat Çalışmalarında Bizans’a Ait Küp ve İskeletler Bulundu

Burdur’un Ağlasun ilçesinde bir inşaatın kazı çalışmaları sırasında Bizans dönemine ait iki küp ile mezara rastlanıldı.


Ağlasun Meslek Yüksekokulu’nun bir süre önce yağmur nedeniyle çöken duvarının yapımı için Ağlasun Belediyesi tarafından çalışma başlatıldı. İş makinesiyle duvar için temel kazısı yapıldığı sırada iki küp bulundu. İş makinesi operatörünün ihbarı üzerine Ağlasun Emniyet Müdürlüğü ekipleri olay yerine gelerek inceleme yaparken durum Burdur Müze Müdürlüğü ve Sagalassos Antik Kenti kazı ekibine haber verildi. Küpü incelemek için gelen ekipler çevrede çalışma başlattı.

Burdur Müze Müdür vekili Yasemin Zenger, “Bunların saklama küpü olarak kullanıldığını tahmin ediyoruz. Kurtarma kazısı başlattık” dedi.
 

Sagalassos Antik Kenti’nde kazı çalışmaları yapan Dr. Peter Talloen de bölgeye geldiklerini ve küçük bir kazı yapmaya karar verdiklerini anlattı. Kazı alanında saklamak amacıyla kullanıldığı tahmin edilen 2 adet küp bulunduğunu vurgulayan Talloen, “Hangi antik döneme ait olduğuna bakacağız. Büyük ihtimalle Bizans dönemine, yani M.S. 6- 7 yüzyıla ait eserler. Yanında da duvar kalıntıları bulduk. Ve ona bağlı sıkıştırılmış zemin toprak da var. İçinde malzeme var mı ona da bakacağız. Ağlasun’un tarihine bir katkısı var mı öğrenmeye çalışacağız” diye konuştu.

Burdur Müze Müdürlüğü yetkilileriyle Sagalassos kazı ekibinin ortaklaşa yürüttüğü çalışmalar sonunda küplerin birinin içinden kireç çıkarken, her iki küpün de o dönemde yaşayan insanların buğday, mısır ve şarap gibi maddeleri saklamakta kullandıkları tahmin ediliyor.

Diğer yandan biri küplerin yanında diğeri de arasında olmak üzere iki ayrı mezar kalıntısı da bulundu. Buradan insan iskeletlerine ait çeşitli parçalar çıkarıldı. Küpler ve kemik parçaları incelenmek üzere Ağlasun Sagalassos’taki kazı bölgesine götürüldü.

22.07.2018 Hürriyet


En Çok Okunanlardan...