Atatürk:''Ne Mutlu Türküm diyene'' - Biz Türkler Asyai bir milletiz - Anadolu İrfanı'yla aydınlanır yolumuz... arşivi derleyen: Alp İçöz, gönül dostu bir şair
Blog Listem
20260604
20260402
📰 Prof. Dr. MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ diyor ki...
MUAZZEZ ILMIYE ÇIĞ...
Kıt aklınca bana yazan Ümmetçi kardeşim dinle bak, sana ne diyeceğim!..
Üniversite Lisans ve masterimi belirtmeyeceğim, haftada 2 kitap bitirdiğimi, günlük 10 tane gazete, dergi takip ettiğimi ve en az 20 yazarın köşe yazılarını okuduğumu, 50 ülke gezdiğimi, 3 dil bildiğimi, 4 kitap yazdığımı, saz çaldığımı söylemeyeceğim.
Cahilsin diyorum alınıyorsun, yeterince okumamış ve araştırmamışsın diyorum kabul etmiyorsun, görmemişsin ve yaşamamışsın diyorum güceniyorsun…
Cahil olmana değil, cahillikte diretmene kızıyorum.
Yine de seni doğrudan doğruya suçlamıyorum, sen ve senin gibi saf insanları, iyi niyetli arkadaşları ve Türk Halkını hususi cahil bırakanları, karanlığa sürükleyenleri ve sonrasında amaçları doğrultusunda bir maşa gibi kullananları lanetliyorum.
Resimdeki yer, Riyad/Suudi Arabistan, uluslararası iş dünyası ve yatırım ajansları toplantısındayım. Biliyorum, sen kutsal toprak dediğin buraları hiç görmedin, belki umre ve hacca gidenlerden dinlemişsindir.
Dünyanın tüm Arap ülkelerini dolaştım, her seviyede Araplar ile tanıştım, mevcut dini yapı ve inanç sistemlerini inceledim, kültür ve hayat şartlarını görerek ve yaşayarak öğrendim.
Vardığım sonuç; her ne arayacaksan kendinde aramalı, her ne istiyorsan özünde bulmalısın.
Kim ki; Arabın şahsına, Arabın diline, Arabın kültürüne, Arabın giyim ve yaşam biçimine kutsiyet atfediyorsa, bil ki ya cahildir, kandırılmıştır, ya menfaat karşılığı satılmıştır.
Dikkat buyur; din demiyorum, din ortak bir kavramdır ve genel olarak Türkler de müslümandır. (Kaldı ki müslüman olmayan Türkler ve Türk boyları kardeşlerimiz de vardır, hepsine sevgimiz ve saygımız sonsuzdur) Müslüman olup da Arap veya Türk olmayan farklı milletler ve ülkeler de mevcuttur.
Bu durumda, İslam dini; hiç bir ülkenin, milletin, hiç bir cemaat ve grubun tekelinde değildir.
Arap iyi müslüman da, Türk kötü müslüman mı? Bu hayranlık, sempatizanlık, özentilik neden?
Dünyadaki tüm müslüman milletler, Arap gibi giymek, Arap gibi yemek, Arap gibi konuşmak, Arap gibi okumak, Arap gibi yaşamak zorunda mıdır? Kaynak nedir? Ölçü nedir? Doğru nedir?
Kaynak “Kur’an” dediğini duyuyorum. Ama kaynağı da iyi okumuyorsun, okusan da anlamıyorsun, kelimelerin manasını bilmiyorsun. Kaynağın da, anlayacağın dilde, Türkçe olarak okunmasını, duaların Türkçe edilmesini istemiyorsun. Çünkü, sana öyle diyorlar, öyle öğretiyorlar, öyle aşılıyorlar.
Hiç sordun mu, araştırdın mı? Diğer dinler ve kitaplar nasıl? Mesela İncil neden öyle değil. Avrupa ülkelerini gezince göreceksin ki, her ülke kendi dilinde dualarını okuyor, ibadetini yapıyor.
Ortodokslar mesela, Rusya, Ukrayna, Gürcistan, Yunanistan vs. hepsini gezdim, kiliselerine gittim, din adamlarıyla konuştum, gördüm ki hepsi kendi dillerinde, kendi kültürlerinde inançlarını harmanlayarak dinlerini yaşıyorlar.
Ayrıca… Müslüman ülkelerde Arap kültürünü hakim kılmak için yıllık ne kadar bütçe ve finansal kaynak ayrıldığını biliyor musun?
İsimleri ve faaliyet alanları farklı görünse de, ortak amaç ve zihniyetleri “Arabizm” olan dernek, cemiyet, parti, vakıf, cemaat, tarikat vs. yapıların, sadece bayramdan bayrama topladıkları kurban derileriyle mi giderlerini karşıladıklarını sanıyorsun?
Bir tek bağışlarla mı geçiniyorlar? Yalnız aidatlarla mı ayakta duruyorlar? Kimler destekliyor? Hangi Arap ülkelerinin diasporası var bu oluşumların arkasında? Harcanan bu devasa sermaye, nasıl geri dönüştürülüyor?
Sen daha neyin orucu bozup-bozmadığını öğrenemedin ki, bunları nerden bileceksin? Günde 10 bin defa tesbih çekmeyi, 20 bin defa tekbir getirmeyi ders mi, ilim mi sanıyorsun?
Demem o ki Ümmetçi kardeşim, aklını kullan, hipnoz olma, kimseye biat etme, gözlerini aç!. Din kullanılarak dünya geneline yayılan A r a p E m p er y a li z m ini gör, S e l efi Arapçılığı fark et !..
Bir Türk vatandaşı olarak, bütün insanlara, dinlere, dillere ve kültürlere elbette saygı duyuyorum ama kimsenin de Türk dilini, dinini, töresini ve kültürünü Araplaştırmasına, yozlaştırmasına, tahrip etmesine iyi gözle bakmıyorum ve kayıtsız kalamıyorum.
Çünkü ben Ümmetçi değil, özü ve sözüyle bir Türk Milliyetçisiyim, Vatansever, Devrimci, Halkçı, Cumhuriyetçi, Laik, Yurtseverim. Senin hiç sevmediğin ATATÜRK, benim hayat liderimdir. Senin hoşlanmadığın Cumhuriyet, Laiklik ve Demokrasi, benim vazgeçilmezimdir. Özgürlük ruhum, bağımsızlık karakterimdir. Yükselmek, gelişmek, ilerlemek hedefimdir.
Gayem insanlık, yüküm sevgi, ölçüm vicdandır.
Kalben yolum Hak-Muhammed-Ali, ocağım Ahmet Yesevi, Pirim Hacı Bektaşi Veli’dir.
Ulu Ozanlar ile nefeslenirim; Nesimi okur, Şah Hatayi dinler, Pir Sultan Abdal söylerim.
Öğüdü Edebali’den, hoşgörüyü Yunus Emre’den, cesareti Battal Gazi’den alırım.
Unutma, bilim ile gidilmeyen her yol karanlıktır.
Düşünce karanlığına ışık tutanlara selam olsun.
Alıntı: DENİZ_TOPRAK2 @Baha_Benhan
20250102
🎞️ Muazzez İlmiye Çığ'a Engizisyon davası... (2006)
Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ, "Üç Büyük Dinin Sümer'deki Kökleri" adlı kitabında, türbanın İslam diniyle ilgili olmadığını, 4-5 yıl önce Sümer'ler tarafından kullanıldığını yazmış, bu ifadesinden ötürü "Türklüğe hakaret etmek ve kutsal değerlere saldırmak” suçundan dava açılmıştı." Çığ, 2006 yılında görülen davadan beraat etmişti.
Muazzez İlmiye Çığ'ı kaybettik
Muazzez İlmiye Çığ'ı kaybettik
Dünyanın en deneyimli bilim insanlarından Türkiye'nin ilk kadın Sümeroloğu, Türkiye Gençlik Birliği'nin de en 'genç' üyesi olan Muazzez İlmiye Çığ'ı kaybettik... 110 yaşındaki Çığ, Mersin'in Mezitli ilçesindeki özel bir hastanede yoğun bakımda tedavi görüyordu
Yayınlanma: 17 Kasım 2024
Ahmet Arslan
Türkiye'nin ilk kadın Sümeroloğu Muazzez İlmiye Çığ, hayatını kaybetti. Acı haberi Çığ'ın yazarı olduğu Kaynak Yayınları şu sözlerle duyurdu: "Türkiye'nin aydınlanma mücadelesinin yorulmak ve yaşlanmak bilmeyen değerli bilim kadını, son Sümer Kraliçesi, değerli yazarımız Muazzez İlmiye Çığ'ı kaybettik. Ailesinin, okurlarının ve ülkemizin başı sağolsun."
Mezitli ilçesindeki özel bir hastanede rahatsızlığı nedeniyle tedavi gören 1914 doğumlu Sümerolog ve akademisyen Çığ, yoğun bakıma alındı. Çığ, doktorların müdahalesine rağmen hayatını kaybetti.
“1914… Sizin için ne kadar geri değil mi? Vah vah vah… Olacak şey değil. Ama 1914 Haziran’ının 20’sinde doğmuşum.” Bu sözlerle başlamıştı konuşmaya, 15 yıl önce. ‘Son Sümer Kraliçesi’ belgeselini hazırlamak için günlerce sohbet ettik. Her gittiğimiz gün daha heyecanla karşıladı bizi, en güzel kıyafetleriyle. ‘Anlatacağım çok şey var’ der, albümleri eline alırdı. Kimi zaman gözleri ışıl ışıl kimi zaman da dolu dolu olurdu. Geçmişi anlatırken hiçbir ayrıntıyı kaçırmıyordu, hafızası ileri yaşına rağmen çok güçlüydü. Devrimlerinen önemli tanığı, Cumhuriyetin yetiştirdiği değerli bir bilim insanımızdı Muazzez İlmiye Çığ.
Savaşların acısını, devrimlerin coşkusunu yaşadı. Daha doğmadan, adını “İlmiye” koydu babası. Atatürk ve Cumhuriyet sevgisiyle büyüdü, en acı günlerde bile okumaktan ve bilim insanı olmaktan vazgeçmedi. 74 bin çivi yazılı belge üzerinde çalıştı. 110 yaşını geçmesine rağmen “yetiştirmem gereken çok iş var çocuklar…” diyen gerçek bir Cumhuriyet kızıydı.
PERİNÇEK İLE NASIL TANIŞTI?
Vatan Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinçek, Ulusal Kanal Ana Habere bağlanarak Çığ'ın ardından duygularını şöyle anlattı: “Acımız çok büyük. Muazzez İlmiye Çığ'ı bu dünyadan yolcu edip sonsuzluğa uğurlamamız Türkiyemiz için, Türkiye'nin aydınlanması için, bilimi için, araştırmacılığı, ahlakı, kültürü için çok büyük bir kayıp. Ama onun bıraktıkları da çok büyük. Zaten bıraktıkları acının büyüklüğünü belirliyor. En önemlisi Cumhuriyetin açtığı ufuklarda, Cumhuriyetin getirdiği iklimde tarihe yönelmek ve Türk tarihini insanlık tarihiyle ta Sümerlere kadar uzanan uygarlık tarihiyle birleştiren büyük çabaların insanı... O Cumhuriyetin yetiştirdiği çok değerli bir aydın. Ben onu 1990'lı yıllarda tanıdım, o zaman Türkiye o büyük insanı tanımıyor, bilmiyordu. O zaman Bilim Ütopya dergisinde Sümerler Batı Asya Tarihi ve dinler tarihiyle ilgili çalışmalar yaparken tanıdık. Kutsal kitapların Sümer destanındaki kökleriyle ilgili buluşlarıyla yüzyüze gelince biz büyük bir coşkuya kapıldık. Kendisinden bunları yazmasını diledik. Kendisi de sonradan büyük bir nezaket ve alçak gönüllükle 'Benim bunları yazacağım yoktu ama Doğu Perinçek yaz dedi' der. Son nefesine kadar yazmaya deva etti. Toplumu aydınlatmaya devam etti. Bütün bir ömrünü verdi. Millete tarihi sevdirdi.”
VATAN PARTİSİ ÜYESİYDİ
Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ, 2015 yılında Vatan Partisi Merkez Yönetim Kurulu tarafından Genel Başkan Danışmanlığına seçilmişti. Çığ yine 2015'teki Vatan Partisi'nin Ankara Arena Spor Salonu'nda yaptığı görkemli olağanüstü kurultayına da katılmış burada yaptığı konuşmada Vatan Partisi'nin Türkiye için umut olduğunu söylemiş, öncüleri partiye destek vermeye çağırmıştı.
Genel Başkan Danışmanlığı için de Vatan Partisi Başkanlığına bir teşekkür mesajı gönderen Çığ, şu ifadeleri kullanmıştı: "21 Şubat 2015 tarihli Aydınlık gazetesinde 'Vatan Partisi Başkanlık Danışmanı' olduğumu okuyunca çok mutlu oldum. Bu yaşıma kadar hiçbir partiye girmemiştim. Yer kapma çabasında olmayacak dürüst kimselerin kurduğu bu partinin, uçurumda olan ülkemizin kurtuluşu olacağı kanısındayım. Beni bu danışmanlığa uygun görerek onurlandıran Partimiz Başkanı Sayın Doğu Perinçek'e ve MYK üyelerine teşekkür eder, bütün görev yüklenenlerin başarılı olması dileği ile en içten saygılarımı sunarım."
SOSYAL MEDYADAN TAZİYE YAĞDI
Çığ'ın ölüm haberini alan ünlüler sosyal medya hesaplarından taziye mesajlarını paylaştı... İşte onlardan bazıları...
Mehmet Nuri Ersoy (Kültür ve Turizm Bakanı):
Türk kültürüne ve tarihine eşsiz katkılar sunmuş, Sümerolog, arkeolog ve dilbilimci Muazzez İlmiye Çığ’ın vefatını derin bir üzüntüyle öğrendim. Ömrünü insanlık tarihinin en eski izlerini aydınlatmaya adamış bu değerli bilim insanımız, araştırmaları ve eserleriyle nesiller boyu hatırlanacaktır. Kendisine Allah’tan rahmet, ailesine ve tüm sevenlerine sabır diliyorum. Türk bilim dünyasının başı sağ olsun.
Ayşegül Aldinç:
Muazzam Muazzez ilmiye Çığ hayata veda etmiş. Bir yakınımı kaybetmiş kadar üzüldüm. Muhterem varlığıyla yaşadığı her ân için, bize öğrettikleri için teşekkür ederiz. Mekânı cennet olsun. Allah gani gani rahmet eylesin..
Adnan Türkkan:
Son Sümer Kraliçesi, Türkiye'nin ilk sümeroloğu, Cumhuriyet çınarı, son nefesine kadar üretmeye çalışsan, Ulusal Gönüllüsü, Kaynak Yayınları yazarı, Ergenekon tertibine karşı Silivri zindanının kapısına dayanan mücadele insanı Muazzez ilmiye Çığ'ı kaybettik. Eserleriyle yaşatacağız. Türkiye'nin başı sağolsun.
Erhan Güzel:
Huzur içinde uyu Muazze İlmiye Çığ. Sen, cumhuriyetimizin ve benim aydınlığımızdın. Sen, mucizeydin. Seni çok ama çok seviyorum. Seninle geçirdiğim her dakikayı ve saniyeyi ömrüm boyunca unutmayacağım.
Serkan Koç (Son Sümer Kraliçesi Belgeseli Yönetmeni):
Güle güle kraliçem… Ölüm haberini az önce aldım. “Ölmekten korkmuyor musunuz?” diye sormuştum. “Güzel yaşamamaktan korkuyorum” demişti. Dile kolay… 110 yıl yaşadı. 14 yıl önce hazırladığım bu belgesel, aslında Muazzez ablamızı değil, Cumhuriyet’in yarattığı kadını anlatıyordu. Haziran 1914’te dünyaya gelmişti. Birinci Dünya Savaşı başlamış, seferberlik ilan edilmişti. Cihan Harbi’nin büyük acıları ve felaketleri içinde annesinin sütünü emdi. Mustafa Kemal Atatürk, Türk tarihinin araştırılmasını, Sümerlerin ve Hititlerin halk tarafından tanınmasını istiyordu. Bunu bir talimat olarak algıladı ve müze depolarına atılan binlerce tableti okumaya başladı. Yaşamı boyunca sabır, özen ve tarihimize olan aşkıyla, tabletlerin 14 bin kadarını okudu. Kuran, İncil ve Tevrat’ın Sümer’deki köklerini araştırdı. Ortaçağ karanlığına karşı aydınlanma mücadelesinin simgesi oldu. Sevenlerinin, Cumhuriyet kuşağının ve ülkemizin başı sağolsun.
Ekrem Ataer:
Güle güle iki gözümün nûru... Güle güle aynı yolda olmaktan onur duyduğum ''yoldaş büyüğüm''... Güle güle tanıdığım en genç vatansever, Silivri Barikatı yıkılırken ''Haydi çocuklar'' mesajı ile bizleri güç veren... Güle güle beni hiç yalnız bırakmayan... Güle güle ülkemin kraliçesi, kadın anası, kibelesi... Gözün arkada kalmasın her şey sana söz verdiğimiz gibi olacak...
ÇARŞAMBA GÜNÜ VEDA EDECEĞİZ
Muazzez İlmiye Çığ'ın ailesi cenaze bilgilerini paylaştı:
"Değerli Dostlar,
"Cumhuriyet çınarımız, son sümer kraliçemiz, değerli bilim insanı, büyüğümüz, canımız Muazzez İlmiye Çığ’ı kaybetmenin derin üzüntüsü içerisindeyiz.
"19 Kasım 2024 Salı günü, ikindi namazını takiben Mersin, Akbelen Şehir Mezarlığı’nda ömrünü adadığı Anadolu toprağına defnedilecektir. Ulusun başı sağ olsun.
"Tüm sevenlerine duyurulur
"Çiçek veya çelenk yollanmaması, Darüşşafaka ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne bağış yapılması rica olunur."
......
Türkiye Gençlik Birliği, Çığ için "en genç üyemiz" unvanını vermişti. İşte Mersin'de yaşayan eski TGB yöneticileri Fırat Arkalı ve Furkan Derecik, Çığ ile ilgili olan anılarını anlattı...
Furkan Derecik, Muazzez İlmiye Çığ ve Fırat Arkalı
Fırat Arkalı:
Cumhuriyetimizin asırlık çınarı Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ hocamızı kaybetmenin derin üzüntüsünü, onu tanımış ve eserlerini okumuş olmanın ise yüksek gururunu yaşıyoruz. Muazzez İlmiye Çığ son nefesine kadar okuyan, araştıran ve üreten bir bilim insanı, bir Cumhuriyet aydınıydı. TGB ve Vatan Partisi Öncü Gençlik olarak Muazzez hocamızı sık sık ziyaret ederdik. Her ziyaret ettiğimizde kendisini salonundaki koltuğunda oturmuş yazarken, okurken ve üretirken bulurduk. Bir gün yine ziyaretine gittiğimizde onu Yılmaz Özdil'in "Mustafa Kemal" kitabını okurken ve bitirmek üzereyken bulmuştuk. Bizi görünce biraz da kızgın bir ifadeyle "Çocuklar Atatürk böyle mi anlatılır, Atatürk bu mudur?" diye sitem etmiş, sonrasında ise Cumhuriyetin kurucusu ve Türk devriminin önderi gerçek Atatürk'ü, onu rakı ve leblebi ciddiyetsizliğine hapsedenlere meydan okurcasına ve ders verircesine anlatmıştı. Muazzez hoca, Türkiye'nin bilim ve aydınlanma birikimine yaptığı katkılar ve bıraktığı eserlerle daima yaşamaya devam edecek. İlelebet payidar olacak olan Türkiye Cumhuriyeti, onun bıraktığı aydınlanma mirası ile bağrından daha nice Muazzez İlmiye Çığ'lar çıkaracaktır. Türk milletinin başı sağ olsun.
Çığ, TGB'nin Kırmızı Beyaz dergisini çok yakından takip ederdi.
Furkan Derecik:
Öğrencilik dönemimde TGB saflarında mücadele ederken tanıdım Muazzez hocamızı; TGB'nin en genç üyesi diyorduk o da her büyük eylemimizde en önde yürüyerek bunun hakkını veriyordu. Üniversiteden sonra yaşadığım şehir Mersin’e dönerken Muazzez Hoca ile aynı şehirde yaşayıp daha fazla görme imkanımın olacağının mutluluğunu yaşıyordum. Öyle de oldu. Kızı Esin Abla ile birlikte ağaçların arasında 25-30 kadar kedisi ve barınaktan sahiplendiği köpeklerle müstakil bir evde yaşıyordu. Bakıcısının olmadığı vakitlerde kızı Esin abla bir işi için yanından birkaç saatliğine ayrılacak olsa bizim TGB Mersin İl Sorumlusu arkadaşı arar ve yanında refakat edecek genç arkadaş var mı diye sorardı bizler de yanında kalmak için birbirimizle yarışırdık. Muazzez hoca ile geçirilen birkaç saat 3-4 kitap okumaya bedeldi. Tarih, Arkeoloji ve Sümerliler uzmanlık alanıydı ama bir de cumhuriyetimizin canlı tanığı idi. 1930'lu yıllardaki anılarını anlatırken sanki geçen yıl yaşamış gibi isim isim saat saat söylerdi. Babasının ona kızım bilim insanı olacak diye verdiği İlmiye isminin hakkını sonuna kadar veriyordu. Kendisinin kapısını araladığı Sümerlilerin bir Türk kolu olduğuna dair çalışmalarını her gelen kişiye heyecanlı bir şekilde anlatıp bu konuda akademik çalışmaların artmasını tarihçi arkadaşlara vasiyet olarak bıraktığını ifade ediyordu. Onun varlığı Cumhuriyetin ne denli büyük bir devrim olduğunu gösteriyor bize. Ancak Cumhuriyet gibi büyük devrimler, 1914 yılında, savaşın ortasında, Anadolu'da doğan bir kız çocuğunu dünyanın tanıyıp saydığı bir bilim insanı yapar. Milletimizin başı sağ olsun!
Alıntı/Kaynak: https://www.aydinlik.com.tr/haber/muazzez-ilmiye-cig-oldu-mu-muazzez-ilmiye-cig-kimdir-495710
'Kendine iyi bak'a Muazzez İlmiye Çığ'dan Atatürk referanslı yorum
"Kendine iyi bak"a Muazzez İlmiye Çığ'dan Atatürk referanslı yorum: "Söylemeyin şu Amerika'dan gelen lafı. Amerikalı, Atatürk'e sormuş 'Bizden ne alırsınız?' Atatürk de 'Biz maymun değiliz, kendimize ihtiyaç duyduğumuz şeyi kendimiz yaparız?' demiş."
Osmanlı’nın son yıllarına, iki dünya savaşına ve Cumhuriyet’in her dönemine tanıklık eden 108 yaşındaki Muazzez İlmiye Çığ’ın bir kitap fuarındaki sohbeti yeniden gündem oldu.
Çığ’ın kitap imzalatmak için gelen bir hayranı iyi niyetle “kendinize iyi bakın” diyerek ayrılmak istedi.
Bunu duyan Çığ, bilinçsizce söylenen bu söze tepki göstererek : "Söylemeyin şu Amerika'dan gelen lafı. Amerikalı, Atatürk'e sormuş 'Bizden ne alırsınız?' Atatürk de 'Biz maymun değiliz, kendimize ihtiyaç duyduğumuz şeyi kendimiz yaparız?” dedi
Söz konusu ifadeler Atatürk’ün gerek siyasi gerekse ekonomik olarak tam bağımsızlığı ne kadar çok önemsediğini kanıtlar nitelikte.
📰✍️Muazzez İlmiye Çığ' Dört kitabın manasını öğreten tarihin kızı
Yayınlanma: 17 Kasım 2024,
Doğu Perinçek
Muazzez İlmiye Çığ, bütün boyutlarıyla yaşama aşkıdır; çalışma aşkı, öğrenme aşkı, öğretme aşkı, üretme aşkı! Bu aşk, hepimize ölümsüzlük duygusu veriyor.
Muazzez İlmiye Çığ’da Cumhuriyet vicdanının yıkılmazlığını yaşıyoruz. Önce kendisine karşı dürüsttür. Ve kendisine dürüst her devrimci aydın gibi, halkına karşı dürüsttür; insanlığa karşı dürüsttür.
Milletine ikiyüzlülük, onun için en büyük suçtur. Beynini ve yüreğini bütün berraklığıyla ve coşkuyla halkına açmıştır. Halkı Allah’la aldatma kültürünün karşısına, halkı tarihle eğitme kültürüyle çıkmıştır.
BİLİMİ HALKLAŞTIRDI
İbn Haldun’un dediği gibi, “Tarih bilimlerin anasıdır.” Toplum bilimi tektir ve tarihten başka bir şey değildir. İşte Muazzez İlmiye Çığ, bilimi halklaştırmıştır. Bilimlerin anası olan tarihi, üniversite salonlarından çıkarmış, halka taşımıştır. İşte gerçek demokratlık budur. Halkı aldatılan, kullanılan, omuzlarına basılan, köçek gibi ortada oynatılan bir nesne olmaktan çıkarmak; halkı bilgi ve iktidar sahibi yapmak: Muazzez İlmiye Çığ’ın yaptığı budur!
Yunus Emre, yedi yüzyıl önce, softa takımına, özetle “İlim ilim bilmektir, ya nice okumaktır, hepisinden iyice bir gönüle girmektir” diye seslenmişti.
Gerçek erenlerinden, halkın gönüldeşlerinden gelen bu kültürü, Atatürk Cumhuriyeti Muazzez İlmiye Çığlar'la ayağa kaldırmıştır. Halka bilimi götürmek, halktaki gönüllere akma birikimini canlandırmak; Cumhuriyet aydınının büyük işidir.
Perdeler kaldırılmış, kuyulara diri diri gömülen gerçekler yeniden gün ışığına çıkarılmış, çamurların içinde kalan doğruların üzerindeki kir ve pas temizlenmiş ve milletin önüne konmuştur.
DÖRT KİTABIN MÂNASINI ÖĞRETTİ
Yunus Emre, “Dört kitabın mânâsı budur işte var ise” diyor ya, Muazzez İlmiye Çığ, işte o “Dört Kitabın Mânâsı”nı halkına açıklamıştır: “Tevrat, İncil ve Kur’an’ın Sümer’deki Kökeni”.
İşte bu da bir kitap! Kutsal kitapların esrarını ortaya koyan kitap! Muazzez İlmiye Çığ’ın kitabı!
Muazzez İlmiye Çığ’ın bu kitabını, 20. yüzyıl Türkiye’sinde yayınlanmış onbinlerce kitabın arasından alıyorum, Halk Kitaplığı’nın, Cumhuriyet Eserlerinin baş köşesine koyuyorum. Hani bir halkın geleceğini belirleyen başucu eserleri vardır ya, işte onların arasına.
Bizim halkımız, Yunus Emre’ler neslinden gelen Muazzez İlmiye Çığlar sayesinde kolay cevaplardan kurtulmayı öğrenmektedir. Evet beyinlerimizin kıvrımlarında dolaşan o büyük soru: Varlık nedir, kökü nedir, sebebi nedir?
Muazzez İlmiye Çığlar, bu sorulara sonsuzda bulunan cevabın ipuçlarını veren o büyük çabanın yorulmaz emekçileridir.
Alın size o ipuçlarından biri: Tarih Sumer’de başlar. Böylece Hazreti Adem ve O’nun kaburga kemiğinden yaratılan Havva ile 4500 yıl önce başlatılan tarihe bir seçenek buluyoruz.
Hazreti Adem “ilk insan” ve aynı zamanda okuma yazma biliyor; okuyor!? Böylece insanlık yazıyı keşfedene kadar harcadığı 1.5 milyon yıllık zahmetten kurtarılmış oluyor.
Muazzez İlmiye Çığ, halkın beyninde o şimşekleri çaktırıyor. Hz. Adem, olsa olsa Sumerlerin o çivi yazılarını ilk okuyan ve yazanlarındandır.
MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ'IN KABURGASINDAN YARATILANLAR
Peki Havva?
Muazzez İlmiye Çığ, kadının erkeğin kaburgasından yaratılmadığını, kişiliğiyle, daima dik duran başıyla, daima içine herkesi sığdırdığı o uçsuz bucaksız gönlüyle yeniden ispatlamıştır.
Belki bizler, Muazzez İlmiye Çığ’ın kaburgasından yaratıldık! Öğrenmek, derinleşmek, köklerimize uzanmak, kendimizi bilmek: Bu eylemler de bir tür yeniden yaratılmak değil mi? Bunu borçlu olduğumuz yaratıcılardan biri de Muazzez İlmiye Çığ’dır.
Bilim ve sanatın yaratıcılığı, toplumların yeniden üretilmesi; yeniden yaratılmasıdır.
YA MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞLAR OLMASAYDI
Burada birden bir kaygı ürpertir yüreğinizi: Ya Muazzez İlmiye Çığlar olmasaydı?
Bu soru aslında ya cumhuriyet olmasaydı, ya Atatürk olmasaydı sorusudur. Daha doğrusu ya Devrim olmasaydı?
Bu sorunun cevabını da yine Muazzez İlmiye Çığlar’dan öğrenebiliriz: Devrim olmaz olur mu, Atatürk olmaz olur mu? Tarih var ya!
Tarih, nasıl ki Sumer’den başlar, o tarih devrimlerin tarihidir. Sumer’den başlayan tarih, Mustafa Kemal’lerle devam etmekte ve geleceğe uzanmaktadır. Kim demiş, “Tarihin sonu” diye.
“Tarihin sonu” gelmedi! Gelseydi, Muazzez İlmiye Çığ, o gülen, ışıldayan gözleriyle bize bakamayacaktı. Tarihin sonu gelseydi, Muazzez İlmiye Çığ, bütün topluma iyimserlik saçan o şen kahkahalarıyla umutlarımızı göğertmeyecekti.
SONSUZA YÜRÜYÜŞ
Tarih varsa, yarın da vardır!
Tarihin sonu gelmez. Muazzez İlmiye Çığ’ın da sonu gelmez. O, gürültüsüz, sessiz adımlarıyla, abartısız onuru ve gururuyla, sevgiyle, sevinçle ve gerçeklik duygularıyla sonsuza doğru yürümektedir.
Bizim Devrimci Cumhuriyetimizin cevheri tükenmez. O cevheri bir uygarlık tarihi beslemektedir. Muazzez İlmiye Çığ, Cumhuriyet Devrimi’nin toprağın altında bulduğu, ortaya çıkardığı ve işlediği cevherdir.
Cumhuriyet Devrimi olmasa, tarihin kızı, toprağın altında kayaların arasında, çeperlerin içinde kalırdı.
Tarihin biriktirdiği devrim, tarihsel birikimin ürünü olan Atatürk, tarihin kızını keşfetti ve Türkiye halkına öğretmen atadı.
Muazzez İlmiye Çığ’ın 1990’larda ikinci keşfi, Bilim ve Ütopya dergisinin çabasıyla olmuştur.
Demek ki, Kemalist Devrim’in aydınlanması, bilimselliği, halkçılığı bastırılamıyor; yok edilemiyor. Çünkü Sumer’den gelen aslında O’dur. “Dört kitabın mânâsı”, uygarlık birikimidir. O birikim hareket halindedir; tarihten beslenerek bağrından yeniyi üretir.
Ve uygarlık birikimi, bize hep cevabı sonsuzda bulunan soruları sorar. Geceleri beni uykusuz bırakan sorular vardır. Sayın İlmiye Çığ, önemli bir kısmı Topkapı Sarayı’nda, depolarda, dehlizlerde bulunan 80 küsur bin Hitit tableti bulunduğunu söyler. Bunlardan hatırımda kaldığına göre, 30 bin küsuru okunmuştur.
ÖNCÜ ÖRGÜTLENME GELENEĞİNİN BAYRAKTARI
Muazzez İlmiye Çığ, Türk Devriminin öncü örgütlenme geleneğinin de bayraktarıydı. Vatan Partisi’ne üye oldu ve Genel Başkan Başdanışmanıydı.
Bize Namık Kemaller'den, Talat Paşalar’dan, Mustafa Kemal Atatürkler’den miras Öncü Parti geleneğinin temsilcisi olarak da örnek bir kişiliktir,
!5 Şubat 2015 günü Vatan Partisi Genel Kurultayı’nın açış konuşmasını O’nun önünde yapmış olmak, omuzlarımıza tarihî sorumluluklar yüklemiştir.
Türk Devrimini kesin zafere ulaştırmak, Atatürk’ün bize bıraktığı bayrağı sonsuzluk burcunda dalgalandırmak, Muazzez İlmiye Çığ’ın Vatan Partisi'ne emanet ettiği görevdir.
UYKUSUZ BIRAKAN SORU
İşte bizi uykusuz bırakan soru: Geri kalan 50 bin Hitit tabletinde neler var?
Muazzez İlmiye Çığ bu çıldırtan merakı beyinlerimize bırakmıştır bir kez.
Tarihin kızı, bir toplumun merakında, bir toplumun özleminde “Sonsuz’un Kızı” olmuştur.
ALINTI: https://www.aydinlik.com.tr/koseyazisi/dogu-perincek-muazzez-ilmiye-cigi-yazdi-dort-kitabin-manasini-ogreten-tarihin-kizi-495720
20241117
💐Son Sümer Kraliçesi Muazzez İlmiye Çığ hayatını kaybetti 💐
💐Ünlü Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ'ın Anıtkabir ziyareti. pic.twitter.com/bXYK1wmnOE
— Tamga Kültür Sanat (@TamgaSanat) November 17, 2024
💐Genel Başkanımız Doğu Perinçek Ulusal Kanal'a bağlanarak Muazzez İlmiye Çığ'ı anlattı.
— Vatan Partisi (@Vatan_Partisi) November 17, 2024
"Muazzez İlmiye Çığ'ı sonsuzluğa uğurladık. Ama onun bıraktıkları çok büyük. Zaten o bıraktıklarının büyüklüğü acının büyüklüğünü belirliyor." pic.twitter.com/zuG75s72D3
20200804
106. yaşındaki Sümerelog Muazzez İlmiye Çığ'dan Türk gençliğine çağrı
20200411
Sümer kültürünün daha sonraki dinler üzerine olan etkisi

SUMER DÎNİ
20200124
Muazzez İlmiye Çığ Hayrettin Karaca’yı anlattı: ''Vatan aşığıydı''
“Biraz geç tanıştık. Olsun, iyi ki tanışmışız. Çok iyi bir insandı. Vatan aşığıydı. Uzun uzun siyasi sohbetler ederdik. İlk kez bir kitap fuarında tanıştık. Her kitaptan on adet alıyordu, birisini kendine ayırıp diğerlerini dağıtıyordu. Okumayı ve okutmayı çok seviyordu. Bir gün bana ‘Gel seninle birlikte bir televizyon programı yapalım’ dedi. Güldüm ‘Sen aklını mı yedin, ben 90 yaşındayım, hayatımda televizyon deneyimim de yok’ dedim. Fakat çok ısrar etti. ‘Giderayak’ isminde bir program yaptık ve çok tutuldu. Programa giderken her hangi bir konu belirlemiyorduk. Bir o konuşuyor, bir ben konuşuyorum. Kim sözü çabuk kaparsa o konuşuyordu. Bir bakıyorduk ki süremiz dolmuş. Gençlere vatan sevgisi, toprak sevgisi, ağaç sevgisini aşıladığımıza inanıyorum.”
“Bana ‘Gel seninle birlikte bir korsan eylem yapalım’ dedi. Gittik Meclisin önünde oturma eylemi yaptık. Hava çok soğuktu, dostlar bize battaniye getirdiler. Ancak polis apar topar bizi götürdü. Yine bir gün vatana, toprağa ağaca, suya dikkat etmek için Belgrat ormanlarında bir klip çektik. Sekiz kişiydik, herkes bir döviz taşıyordu. Rol gereği Hayrettin benim elimdeki dövizi almaya çalışıyor, ben ise vermek istemiyorum, bayağı harp yapıyoruz. Çünkü o dövizde ‘Türkiye’ yazıyordu. En son bende kaldı. Vermedim, veremezdim. Çok güzel işler yaptı rahat uyusun” dedi.
20191206
✍️ 🇹🇷 Türkçe ve Kengerler (Sumerliler)
Türk
Tevrat’ın ve bilimsel bulguların belirttiği gibi Kenger Uygarlığı’nın ilk 1500 yıllık döneminde (MÖ 4000-2500) Kengerceden başka dünyada yazılı dil yoktur. İlk İngilizce sözlük -Kaşgarlı Mahmut’tan 500 yıl, Sumerce sözlüklerden 4000 yıl sonra- MS 1604’te görülür.
“Batılıların çok iyi bildiği, Türklerin fark etmediği bir gerçek vardır. Türkleri tarihten çıkartırsanız geriye tarih diye bir şey kalmaz.”
Batılı bir bilim adamına ait olan bu sözler Türkçe için de şöyle uyarlanabilir mi?
“Türkçeyi dünya dillerinden çıkartırsanız, geriye dünyada dil, diye bir şey kalmaz.”
Bu yazıda Tevrat ve bilimin ışığında bu soruya yanıt aranmaktadır.
https://onturk.wordpress.com/2011/03/12/turkce-ve-kengerler-sumerliler/
I- Tevrat’ta Sümer (Kenger)
Tevrat’ın Yaradılış kitabının 11.1 bölümünde Sumerceye atıf yapılarak tüm dünyanın tek dil konuştuğu, 11.28-31 bölümünde Hz. İbrahim’in Şınar’ın (Sümer’in) Ur şehrinde doğup büyüdüğü, ilk adının Abram olduğu, Tanrı’dan aldığı buyruk ve vaat ile kalabalık bir grup halinde Ur şehrinden Harran’a (MÖ 2000) göçtüğü belirtilir.
Hz. İbrahim yıllar sonra Ur şehrinde yaşayan yeğeni Sumerli Rebecca’yı oğlu İzak’a gelir getirecektir. O yıllar Sümer ülkesinin istila ve yağma edildiği yıllardır. Sümer’in son dönemleridir. Ayrıca binlerce yıl üzerinde tarım yapılan Sümer toprağı tuzlanmış, verimliliğini yitirmiş, göçler başlamıştır.
Hz. İbrahim’in anadilinin Kengerce/Sumerce olduğu düşünülürse, Tanrı’nın Hz. İbrahim ile Sumerce konuştuğu ve ona inen fakat kaybolan kitabın da Sumerce olduğu anlaşılmaktadır. “Vaat Edilen Topraklar” yani KENAN da zaten Sumerce bir kelimedir; “Sümer Ülkesi”nin adıdır.
Tevrat’ın ve bilimsel bulguların belirttiği gibi Kenger Uygarlığı’nın ilk 1500 yıllık döneminde (MÖ 4000-2500) Kengerceden başka dünyada yazılı dil yoktur. MÖ 2500’de Dravida ve Eski Mısır dili görülür. Sanskritçe MO 1200’de, Grekçe MÖ 700’de, Arapça MS 400’de, Fransızca MS 900’de ortaya çıkar. İlk İngilizce sözlük -Kaşgarlı Mahmut’tan 500, Sumerce sözlüklerden 4000 yıl sonra- MS 1604’te görülür.
Sümer tarih sahnesinden çekildikten sonra bile Hz. İsa’ya kadar Ortadoğu’da dualar, ayinler, eğitim Sumerce yapılacaktır. Sumerce kelimeler Ortadoğu dillerinin dokularına işleyecektir. Bunun somut örneği Tevrat’ta da görülebilir.
Tevrat, Hz. İbrahim ve ailesinin Sumerce olan özgün isimlerinin aşağıdaki gibi “Semitik” leştiğini belgeler:
Abram (Komutan, yönetici): Avram ve Abraham (Kuran’da İbrahim)
Karısı Sara (Işık, sarı, kızıl): Sarah
Babası Tara (Töre): Tarah (Kuran’da Azer)
Sumerce TARA(R) (TÖRE): İbranice’de TARAH, Arapçada TEVRAT olur.
Sumerce KANANG (Ülke, konak): “G” harfi düşerek İbranice KENAN olur.
Sumerce EBER (ÖBÜR): İbrani, Hebrew olur. (Fırat’ın öbür yakası kastediliyor.)
II- Sümer’in Sumercesi:
Tevrat’ta ŞINAR olarak geçen ülke Akadcada “ŞUMER(U)”, Eski Mısır yazıtlarında “SNGR” (Sangar? Sungur? Senger?), Hititçede “ŞANHAR(A)”, Sümer tabletlerinde “KENGER(Ü), Kenge, Kanga, Kengerü”, günümüzde “Sümer, Sümer” olarak adlandırılır.
Sümer kelimesinin anlamı bugüne kadar çözülememiştir. Çünkü böyle bir kelime Sümer (!) dilinde ve tabletlerinde var olmamıştır. Büyük olasılıkla KENGER kelimesi komşu uygarlıklara fonetik değişikliklere uğrayarak geçmiş ve yukarıdaki adlar ortaya çıkmıştır. Akadca tabletlerdeki ŞUMAR kelimesinin başlangıçta yanlışlıkla SUMER, diye okunması sonucu bir “galat-ı meşhur” olarak bu kelime günümüzde hâlâ kullanılmaktadır.
Türk tarihinde boy, yer ve devlet olarak en çok adı geçen kelime “KENGER”dir.
Basra Körfezi’nin eski adı Kenger Denizi’dir.
Harzem, Harezm diye geçen ülke ve krallığın özgün adı KENGER’dir. Antik dönemlerden Moğol istilasına kadar varlığını sürdürmüştür.
Çankırı’nın 1925’ten önceki adı KENGERÜ’dür.
KENGERİS ve KENGÜ Orhun Yazıtları’nda geçen yer adlarıdır.
KANGAL köpeği Anadolu’ya KENGER (KANGAR)’den gelmiştir.
KENGER adı, Manas ve Oğuz destanlarında geçer.
KENGER, Manisa-Kula’nın bir köyüdür.
KENGER içinden süt çıkan, sakızı ve yemeği yapılan bir bitkidir.
KENGER, en eski Türk boylarından biri olup Selçuklular, Azeriler KENGER kökenlidir.
Farabi, KENGER’in antik kenti olan Otar’da doğmuştur.
KENGER kelimesi, büyük olasılıkla Sumerce (!) Kİ (yer, ülke) ve ENGUR (Sümer kozmogoni evreni aoguran Kozmik deniz/rahim, Yaradan) kelimelerinden oluşur; (kir, çır, yir, şir, jer, şer, hir, çer) değişik Türk dillerinde “yer, yurt” anlamındadır ve TANRI YURDU demektir.
Nitekim tarihin ilk yasalarını yapan Kenger Kaanı UR-ENGUR’un adı “Tanrı eri, Allanın askeri” demektir.
Bazı Sumerologlar KENGER’i (Ki en gir) “Yüce Krallar Yurdu” olarak yorumlarlar.
ANKARA, ANGORA, ONGEARA (Niyagara), SANGAR-ia (Sakarya) kelimeleri ENGUR’un değişik kültür ve coğrafyalardaki adlarıdır. Kengerce ANGARIN (rahim) günümüz Türkçesine KARIN olarak ulaşmış, Batı dillerine ise EN-KARNASYON olarak geçmiştir.
III- Günümüz ve Kengerler
Özgün adıyla KENGER (Sümer), “UYGARLIĞIN BEŞİĞİ” olarak bilinir. Yeryüzünde matematik, geometri, cebir, astronomi, hukuk, tıp, edebiyat, şehircilik, muhasebe, mühendislik kütüphanecilik ve sistemli eğitim; kısaca bilim, sanat, uygarlık ve tarih Kenger’de başlar.
Kenger uygarlığını anlamadan günümüzü anlamak mümkün değildir. 6000 yıllık insanlık tarihinin 4000 yılı Kenger kültürünün bilfiil etkisi altında biçimlenmiştir. Günümüz uygarlığının altyapısında Kenger Uygarlığı, Batı kültürünün dip katmanlarında Kenger kültürü vardır. İşte bu yüzden
- Amerika’nın sembolü olan “Özgürlük Heykeli”, Kenger Tanrıçası Göklerin Kraliçesi Ninanna’dan başkası değildir.
- AB Bayrağının 12 yıldızı -12 kabile, 12 havari, 12 imam gibi- Kengerin büyülü sayısı 12’den çıkmıştır. Kenger takviminde yıl 12 ay, gün 12 saat, gece 12 saat, Kenger Tanrılar Meclisi’nde 12 tanrı, Etrüsk Federasyonu’nda 12 şehir, Kenger icadı olan astrolojide 12 burç, Madonna’nın başındaki halede 12 yıldız olması bir rastlantı değildir. (Madonna Kengerce “kırlarda dolaşan dişi eşek” demektir.)
- 5000 yıl önce Kenger Uygarlığı’nda var olan değerlere bugün AB ve ABD -kendi keşifleri imiş gibi- sahip çıkmaktadır. Oysaki “demokrasi ve laiklik” Kenger’de başlar. (MÖ 3000) İnsan Hakları, “özgürlük ve adalet” kavramları tarihin ilk yasaları olan Er-Engur (MÖ 2112-2195) yasaları ile Kenger’de başlar. İbrahimi/semavi dinler Kenger’de başlar (MÖ 2000).
Gerçeğin ta kendisi olan bu savlar ilk anda marjinal düşünceler olarak algılanabilir. Çünkü yüzyıllardır süren propagandalar sonucu, beyinler -Sümer’in yanında dünkü çocuk kalan -Grek ve Roma safsataları ile enfekte ve iğdiş edilmiştir Kenger Uygarlığı’nın- Sümer adıyla- okul kitaplarımızda yarım sayfa ile geçiştirilmesi bu beyin enfeksiyonunun bir başka dışavurumudur.
Öte yandan
- bilim üzerinde bugün Galileo döneminin engizisyon mahkemelerini aratmayan gizli bir entelektüel terör baskısı bu gerçeklerin su yüzüne çıkmasını engellemektedir.
- Avrupa parlamentolarında çıkartılan soykırım yasaları bu entelektüel terörün en somut örnekleridir,
- Bir diğer örnek, Fransa’daki etimolojik ve etnik araştırma yasağıdır. Diğer Batı dilleri gibi Fransızca da kökü olmayan, değişik dillerin harmanlanmasıyla bin yıl önce ortaya çıkmış toplama bir dildir
- Gariptir ki Fransa’da Fransızcanın ve Fransızların kökenini araştırmak yasaklanırken Türkiye’de ağızlarda sakız olan bir “etnisite” modası çıkartılmıştır. Etnik araştırmalar (!) için A ülkemizde belli üniversiteleri ve kurumları paraya boğmaktadır. Etrüsk ve Sümer uygarlıklarına müfredatında hiç yer vermeyen bu “etnisite bağımlısı” kuruluşlar kime ve neye hizmet ettiklerini düşünüyor ve vicdan muhasebesi yapıyorlar mı?
Tüm üniversitelerimizin Sümerlerle ilgili araştırma ve yayınları toplansa bir tek Muazzez İlmiye Çığ’ın araştırmaları kadar etmez. Etrüskler konusunda tüm üniversitelerimizin araştırmaları Adile Ayda’nın araştırmaları kadar yoktur. Ülkemizdeki eğitim sistemi düzeltilmezse ecdadı tanımayan, geçmişini bilmeyen, özüne yabancılaşan bir toplum ortaya çıkacaktır ki böyle bir toplumun varlığını uzun süre koruyabilmesi günümüz koşullarında mümkün değildir.
IV- Cumhuriyet, demokrasi, laiklik kelimelerinin etimolojisi
“CUMHUR” kelimesi Arapçaya KENGERCE’den geçmiştir. Aslı “DUMUGİR”dir. “Kenger yurttaşı, Sümer vatandaşı” demektir.
DUMU, Kengercede (Sumercede) ve Kazakça, Türkmence gibi değişik Türk lehçelerinde “soy, nesil, oğul, tohum” anlamındadır.
DUMUZI, Kengerde bir bereket/tohum tanrısıdır. Türkçe Kelime anlamı “tohumun özü, ruhu” demektir. Günümüze “temmuz, damızlık” vs. biçiminde ulaşmıştır. Hâlâ ülkemizde bazı yörelerde kızlar nişanlılarına “Dumuzum” der.
GİR ise Kengercede “gür, soylu, yerli, asil” anlamındadır. DUMUGİR -köle olmayan- özgür Kenger halkı, Kenger vatandaşı anlamında kullanılmıştır. Arapça kanalıyla Osmanlıcaya geçip sonuna “iyet” eki alarak tekrar Türkçeye CUMHURİYET olarak geçmiştir. Öte yandan, Kengerce DUMU Grekçeye 2000 yıl sonra -halk anlamında- DEMO(S) olarak geçmiştir.
ATUKU kelimesi Kengercede “güç sahibi” demektir. Günümüz Türkçesinde ATAK, ATİK olarak görülür. Arapçaya TAKAT, İbraniceye TOKAT, Grekçeye KRATO(S) olarak geçer. DUMUGİRATUKU Kengercede “halkın gücü” demektir.
DEMOKIRATİKA, bugün dünya dillerinde halkın güç sahibi olmasını ifade eder. Yani demokrasi, kavram ve kelime olarak Antik Türk kültüründen çıkmıştır.
Tarihte ilk demokrasi Kengerlerde görülür. Grekler tarih sahnesine çıkmadan 2000 yıl önce Kengerde Yaşlılar Meclisi (Senato), Gençler Meclisi vardır. Yani Demokrasi Kenger Uygarlığı’nda çıkmış bir kelime ve kavramdır. Oysaki dünya onu Grek keşfi (!) zanneder.
Kengerce LU: İnsan, LULU: halk anlamındadır. İG, “dönük, yönelik” anlamında bir sonek (suffix) olup LUİG “halka dönük” demektir. Kengercede LULU kelimesi Ön Türkçede ULUL, günümüzde ULUS olarak görülür. Günümüzde anlam kaymasına uğrayan LAİK (halkçı), LAİSİTE (halkçılık) kelimelerinin köklerinde LU ve ULUS kelimeleri görülmektedir.
Kengerlerde sayısız tarikat ve farklı dinsel inanç olmasına rağmen, bilinir ki kimse kimsenin inançlarına karışmamıştır.
V- Türkçe-Kengerce ilişkisi
Kengercenin Sami veya Hint-Avrupa (!) dili olmadığını, Türkçede olduğu gibi Kengercede de ses uyumu olduğunu, Türkçe gibi aglunatif (bitişken) bir dil olduğunu tüm bilim dünyası kabul eder. Kengercenin Türkçe olması Batı dünyasının dil ve tarih tezini çürüteceği için, bu gerçeği -engizisyon korkusu ile- hiçbir Batılı bilim adamı dile getiremez. Ancak özel konuşma ve yazışmalarında bu gerçeği itiraf edebilirler. (S. N. Kramer’in Muazzez İlmiye Çığ’a yazdığı mektuplarda görüldüğü gibi.)
Hem Kaşgarlı Mahmut’un Türkçe hem Pensilvanya Üniversitesi’nin Sumerce sözlüklerinde “ağaç” kelimesinin 3 ayrı anlamı aşağıda görüldüğü gibi aynıdır. Bayrak, Tanrı, ezan, ulus kelimeleri bizlere Kengerceden yadigârdır. Bunun dışında diğer benzerlikler Kengerce-Türkçe ilişkisine ışık tutmaktadır.
Kengerce – Ön Türkçe – Anlam
BADARA – BADRAK : BAYRAK, MIZRAKLULU-ULUL : ULUSDİNGİR – TENGİR : TANRIGUMEZE – KIMIZ : KIMIZKAKARAŞA – KARGAŞA : KAOSHAŞGAGA – KAHKAHA : KAHKAKAGUMUR-OMUR: OMURGEŞ- IGEŞ : PENİSGEŞ – IGEŞ :AĞAÇGEŞ – IGEŞ : ODUNNing – Ning : Nesne, şeyGig – İg : HastaGudu – Kötü : MakatGam – Am : RahimAgarın – Garın :Karın, rahimAş – Aş Aş : ekmekBilga – Bilge : BilgeGuenag – Gonak : KonakU – U : UykuE- E : EvAma – Ama : AnaUd – Od : Ateş, gün, zamanGana – Ana : TarlaUn – Arı : Arı, parlakGuyun – Boyun : BoyunÇantak – Çentik : Çentik, üçgenGurum – Kıvrım : KıvrımAşme – Işıma : RadyasyonEber – Öbür : Öbürİzi – İsig: Isıİlu – Ulug : Ulu, ilahEren - Eren : Erler, ordu, yiğit(ler)Urin – İrin : Kan, cerahatBad – Bud : But, bacakSîlig – Eiig : ElZingi – Süngü : KemikGusa – Kas : AdaleGir – Gür : Soylu, gürVI- Dillerin kökü Türkçe mi?
Rönesans dönemine kadar Avrupa’da konuşulan Batı dillerindeki kelime sayısı 1600’ü geçmezdi. Yeni kavramlar üretildikçe Latince ve Eski Grekçeden alınan kelimelerle Batı dilleri zenginleşti. Latince, Etrüsk Türkçesi üzerine kurulu bir dildir.(2) Grekçe ise Sanskritçe ile Pelasgça (Türkçe) karışımından MÖ 750’lerde doğmuş almaşık bir dil izlenimi vermektedir.(3)
Türkçe fiil köklerine “-are” eki konunca Latince fiiller elde edilir:
Am-mak Amare Sevmek Amor, Amigo, America, Amatör
Kur-mak Creare (Kur-are) Kurmak Kreasyon
Kır-mak Currare (Kır-are) Kırmak, uzaklaşmak
Magta-mak Magtare Övmek,
Di-mek Dicere Demek, söylemek
Batı coğrafyası Türkçe isimlerle doludur:
Ön Türkçe ANG (Geyik, av) + ALANDI (Alan, ülke) > ENGLAND (Geyikler, av ülkesi)
TOJ (Devlet ) ve ALANDI > DEUTCH-LAND (Devlet toprağı)
AL (Alçak yer) ve ALANDI > HOLLAND (Alçak ülke)
PO (Ova) ve ALANDI > POLAND (Ovalık ülke)
EMRE, AMRAK (Sevgili, dost) > Amerigo > AMERICA (Dost)
URUK/ERECH (Uygarlık) + BAR (Dış) > URUBA > EUROPE (Uygarlık dışı)
OKAN (Yaradan, kozmik deniz) > OCEAN (Okyanus)
OTRA (PO ovasında Etrüsk Kenti) > ATRİA> ADRIATIC
KEMREN (Kale) > KREMLİN
EU (Ev) + TAU (Dağ) > UTAU > UTAH > UTAH (ABD)
ÖTÜKEN > VATİCAN
Arapça sanılan kelimeler Türkçe kelimelerin hecelerinin yer değiştirmesiyle ortaya çıkar:
Ön Türkçe SATIK (Ticaret) > IK ti SAT > İKTİSAT
BASIK (Baskı) > İK ti BAS > İKTİBAS AÇIK (Aç olma) > IK ti AÇ > İHTİYAÇ YAKIŞ (Yaklaşma isteği) > İŞ ti YAK > İŞTİYAK
KELE-ME (Konuşma) > KELME > KELİME
ÇAKKA (Mabed, Tekke) > MAKKA (Mek-Ke/Mabed)
Batılı bilim adamlarının çok iyi bildiği, fakat Türklerin fark etmediği bir gerçek vardır: “KELİME” kelimesi Arapça değil Türkçedir.(2)
Sn. M. Ünal MUTLU
(Selçuk Bağrışen Bey’e Teşekürler)
Kaynakça:
*1) Muazzez İlmiye ÇIĞ, Sumerde Tufan Tufanda Türkler, Kaynak Yayınları, 2008
2) M. Ünal’MUTLU, Dünya Uygarlıklarında Türk Dili ve Kenger Uygarlığı, Türk Dünyası Araştırma Vakfı, İstanbul, 2007
3) M. Ünal MUTLU, Sumerce ve Etrüskçe Arkaik Türk Dilleridir/Tarihten Bir Kesit ETRÜSKLER, Türk Tarih Kurumu, 2008
Alıntı/Kaynak: https://onturk.org/2011/03/12/turkce-ve-kengerler-sumerliler/amp/?__twitter_impression=true
20190811
20190415
🎞 Atatürk ve Türk Kültürü- Muazzez İlmiye Çığ- 31 Ekim 2009 TÜYAP
20181217
Türklerde çam süsleme geleneği...
yeryüzünün tam ortasında bir akçam ağacı bulunuyor.
kısalıp gündüzlerin uzamaya başladığı 22 Aralık'ta gece gündüzle savaşıyor.
NARDUGAN
çevresinde yırlar söyleyip oyunlar oynuyorlar.
Araplar bu ağacı bilmezlermiş, bu yüzden olayın, Türklerden
Hıristiyanlara geçtiği, bunu da Hunların Avrupa'ya gelişlerinden sonra onlardan görerek aldıkları söyleniyor.
Muazzez İlmiye Çığ
En Çok Okunanlardan...
-
Bu yazımızda Milli Edebiyat Dönemi'nin en önemli şairlerinden biri olan Mehmet Emin Yurdakul'un "Cenge Giderken" şii...
-
Ülkemiz yer şekilleri bakımından oldukça farklı özelliklere sahiptir. Yer şekillerindeki farklılık iklimlerin bölgelere göre değişiklik...
-
Amerika’da benzin istasyonunda durdum. Sonra arabama dönerken, bir kamyonet yanımda durdu.. Bir vatandaş arabadan çıktı ve gerçekten inanmad...
-
''İçimizde şeytan yok… İçimizde aciz var… Tembellik var… İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: ha...
-
John Dewey’in Türk Maarifi Hakkında Raporu ve Türk Eğitim Sistemi Akın EFENDİOĞLU Çukurova Üniversitesi Hasan Güner BERKANT Kahramanma...
-
Kurtuluş Savaşı Cepheleri Kurtuluş Savaşı Cepheleri, Kurtuluş Savaşı boyunca üç cephede savaş yapılmıştır. Doğu, Batı ve Güney de savaş y...
-
'HERAKLES LAHİDİ' ARTIK ANTALYA MÜZESİNDE SERGİLENİYOR Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş: “Kültür ve Turizm Bakanlığı olar...
-
* Kün-Ay tamgası ile Türklerle ilgili Göbeklitepe'de T şeklindeki dikilitaşlarda görünen Kün-Ay tamgası, Türk kavimlerinin bayrakla...














