Blog Listem

tarihçi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tarihçi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20260725

📰 ''Halil İnalcık bana göre Osmanlı tarihçiliğinin gelmiş geçmiş ve gelecekteki en büyük tarihçisidir''

 

Tarihçilerin kutbu, şeyhülmüverrihin (tarihçilerin şeyhi) diye anılan hocamız rahmetli Halil İnalcık bana göre Osmanlı tarihçiliğinin gelmiş geçmiş ve gelecekteki en büyük tarihçisidir. Cenab-ı Allah, Halil İnalcık hocamıza altı asırlık Osmanlı tarihini en doğru şekilde incelemesi için bir asırlık ömür vermiş, hocamız da bu vazifesini ardında bıraktığı onlarca kitap, yüzlerce makale ile fazlasıyla ifa etmiştir. Bitip tükenmez ilim aşkıyla ömrünün son gününe kadar kalemi elinden bırakmadı. Heyecanını ve hevesini hiç kaybetmedi, Yanına her gittiğimde "Afyoncu bak bunu da buldum" diyerek heyecanla anlatırdı. Dünya tarihinin Osmanlı tarihi olmadan yazılamayacağını ortaya koyan bir tarihçidir. Türkiye ve dünyadaki tarihçiler, şimdiye kadar Halil İnalcık'a bakarak kendilerine istikamet çizdiler ve bundan sonra da çizecekler. Mekanı Cennet olsun

Erhan AFYONCU 
@eafyoncu

***

Türklerin övünülecek bir tarihleri var. 
Tarih bilirseniz ancak o zaman ‘Ne mutlu Türk’üm!’ sözünün bir manası vardır.






20260613

🎞️ Prof. Dr. Halil İnalcık'ın Hayatı - Türk Dünyasının Enleri - TRT Avaz

 


🎞️ Halil İnalcık - İlber Ortaylı [Son Ders] 
10 Haziran 2016, Ankara Halil İnalcık - İlber Ortaylı 
   

🎞️  TÜBİTAK - Prof Dr HALİL İNALCIK

 

🎞️ Bilimi Aydınlatanlar: Prof. Dr. Halil İNALCIK 
 

🎞️ "Tarihçilerin Kutbu" Prof. Dr. Halil İnalcık - TRT Arşivi - 2001 
Müşfik Kenter'in sunduğu programa; "Tarihçilerin Kutbu" olarak anılan, Osmanlı-Türk tarihine eserleriyle katkıda bulunmuş bilim insanı Halil İnalcık konuk oluyor. 

20260315

📰✍🏻 Bize tarihi sevdiren hocam! - Akın Çavdarlı

Bize tarihi sevdiren hocam! - Resim : 1

Bize tarihi sevdiren hocam!

Dostoyevski'mi yoksa Tolstoy mu bize daha yakındır? Puşkin yoksa, afrikalı bir köle çocuğu muydu? Metternich'in diplomasi zekası Osmanlı imparatorluğuna nasıl yansıdı?

Her bir bilgi kırıntısıyla ekranlardan sıradan vatandaşın ilgisini çekmeyi başaran İlber Hocamız için boş konuşmak kadar saçma bir şey yoktu.. Onu o tonton sevecen ihtiyar haliyle sevenlerden biriyim. İşim karikatür çizmek ama onun tarih perspektifiyle kendi sanatıma renk kattığını itiraf etmem de hiç zor değil.

Kimilerine göre ise, hocamız aslında tarih bilimini popüler kılarken aslında tarih dedikodularıyla da bilgi hazinesini süslemeyi pek sever görünürdü. Olsun! Ne gam Allah aşkına. Höt-zöt'lerle orta-lise gençliğine tarih tekerrür ederek, memuriyetini dolduran gelişememiş bazı tarih öğretmenlerin kıt notları altında ertesi yıl unutacağımız geçmiş zaman terennümleri yerine; bin kere İlber Hoca'mızı tercih etmeyelim de taşa mı dönelim yani.

Milletin 'herşeyolog' nişanını papyonunun kenarına iliştirmiş asperger hastası jeoloğumuz Celal bey ile birlikte yaptıkları programlar dikey ve yatay ekranlarda bol, bol yer almakta.. Dereden tepeden başlayan sohbetlerini kroşendolara taşıyan çokca kahkahaları halen kulaklarımdadır. Kalamıştan " bir tatlı hüzün " alır gibi başvurduğum tarih, bilim, hayat ve memat kayıtları arkadaşlık etmiştir; belediye otobüslerinin can sıkıcı seyahatları esnasında zatıma.. Sanırım bu derya birikimlerin sessel nidaları epey zaman daha tatlı arkadaşlarım olacaktır..

Birisi "çok yönlülük" mü dedi? Hemen aklıma İlber Hoca gelir; Eski Kırım prens soyundan gelerek, almanca , ingilizce, fransızca, farsça ve rusçayı konuşabilmek ayrıca türkçeyi de en az bir edebiyatçı kadar bilerek nakşedercesine yazıp çizmek her "çok yönlü"ye nasip olamayacak kadar biricik bir özellik olsa gerek.. Hocamız kaç kere kıtayı ziyaret etmesine rağmen orada hocalık yapan kankası Celal beyin aksine 'Abede' den hiç hazetmezdi. Fırsatlar ülkesinin içinde bulunduğu kuşağın aptallıklar çağında olduğunu mealen ifade ettiği bir çok anektodlar kayıtlarda yerini almıştır. İran kültürü hakkında ise öve, öve bitiremez bu kadim farsi topluluğu.. Almancayı ise gençler için keyfe keder öğrenmelerini salık verirdi, miyadını dolduran almanca yerine latinceyi bir üst seçeneğe almaları manasında yaklaşırdı. Rusça, Çince, İngilizce, Farsça ise evrensel kültür, edebiyat, tarih ve bilim kaynak mukayeseleri için öğrenilmesinin faydaları hakkında bir çok yaklaşımları vardı.

Turistik geziler hakkında profesyonel rehberler ve kendini edebiyatçı sanan gezi simsarlarına inat coşkulu boğaz ve kültür seyahatları hakkında yazılar, kitaplar ve bir fiil yeraldığı turları vardı. Yaz yaz bitmezsin sen hoca.. iyi ki vardın ve kültürel mirasımızda, kitap, söyleşi, dijital, analog her alanımızda olmaya da devam edeceksin. Güle, güle nur içinde yat, Allah rahmet eylesin, toprağın huzurla dolsun inşallah.

Alıntı/kaynak:  https://www.aydinlik.com.tr/koseyazisi/bize-tarihi-sevdiren-hocam-569945

20260313

🎞️ 💐Ünlü tarihçi ve Türk aydını İlber Ortaylı'yı kaybettik💐... Ortaylı'nın son videolu paylaşımı...

 



Prof. Dr. İlber Ortaylı kimdir


Türkiye’nin ünlü tarihçisi 
Prof. Dr. İlber Ortaylı bugün hayatını kaybetti. 
Ortaylı’nın yaşamı ve çalışmaları merak ediliyor.

13 Mart 2026

Prof. Dr. İlber Ortaylı kimdir
Nurullah Aydın

Türkiye’nin en tanınan tarihçilerinden Prof. Dr. İlber Ortaylı, 13 Mart 2026 tarihinde yaşamını yitirdi. Osmanlı tarihi ve diplomasi tarihi alanındaki çalışmalarıyla geniş kitlelerce tanındı. Akademisyen kimliği ve Topkapı Sarayı Müzesi yöneticiliği ile Türk tarihine önemli katkılarda bulundu. Vefatı, sosyal medyada ve haber sitelerinde büyük yankı uyandırdı.


İLBER ORTAYLI KİMDİR

İlber Ortaylı 21 Mayıs 1947’de Avusturya’nın Bregenz kentinde doğdu. Kırım Tatar kökenli olan Ortaylı, küçük yaşta ailesiyle Türkiye’ye geldi ve burada eğitimini sürdürdü. Ankara Üniversitesi’nde tarih öğrenimi gören Ortaylı, ardından Chicago Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptı. Akademik kariyerini Türkiye’de ve yurtdışında sürdüren Ortaylı, 
  • Osmanlı tarihi, 
  • diplomasi tarihi 
  • ve kültür tarihi 
alanlarında önemli çalışmalar yaptı. Ayrıca uzun yıllar akademisyen olarak ders verdi ve farklı üniversitelerde görev aldı.

Ortaylı, 2005–2012 yılları arasında İstanbul’daki Topkapı Sarayı Müzesi’nin yönetimini yürütmüş, tarih alanındaki çalışmaları ve eserleriyle geniş bir kitleye tarihin farklı yönlerini sevdirmişti. Yayınladığı makale ve kitaplar ile Türk ve dünya tarihine dair önemli katkılar sağladı.

Ortaylı’nın sağlık sorunları nedeniyle bir süredir tedavi gördüğü ve yoğun bakımda kaldığı, tüm müdahalelere rağmen yaşamını yitirdiği bilgisi haber ajansları tarafından duyuruldu. Türkiye’nin siyaset, akademi ve kültür dünyasından birçok isim Ortaylı’nın vefatı üzerine taziye mesajları paylaştı.

İlber Ortaylı’nın yaşamı boyunca dünya tarihi ve Osmanlı tarihi üzerine yaptığı çalışmalar, geniş bir okuyucu kitlesi ve pek çok öğrencisi tarafından ilgiyle takip edildi.




SOSYAL MEDYADAN ALINTILAR.....






 İlber Ortaylı Hoca, Galatasaray-Başakşehir maçı öncesi anıldı.

Prof. Dr. İlber Ortaylı:

 ''Kemalizm kutsaldır. Laf eden elenir.... Türkiye Cumhuriyeti'nin bir düsturudur....''



İlber Ortaylı, Endülüs sokaklarında dans ederken:

20260123

📖 Tarihçi Justin McCarthy'ye göre, 1914 ile 1922 yılları arasında öldürülen Anadolu'daki Türklerin sayısı

 


Tarihçi Justin McCarthy'ye göre, 1914 ile 1922 yılları arasında Yunanlılar, Rumlar ve Ermeniler tarafından öldürülen Anadolu'daki Türklerin sayısı 

****

Prof. Dr. Justin McCharty: “Balkanlar’da Türklere olanlar; bugüne dek, insanoğlunun başına gelen en büyük felaketlerdendir ve bunu kimse bilmez."

Prof. Dr. Justin McCharty: "What happened to the Turks in the Balkans is one of the greatest disasters that has ever happened to humanity, and no one knows it."

1923 Türkiye - Yunanistan Nüfus Mübadelesi ile Karadeniz bölgesinden Yunanistan'a göç eden Rumların 1919 tanıklıkları.. Uydurma soykırım yalanları yayanlara izletmek lazım.

***

Pontus çeteleri Samsun Bafra'da 150 haneli Çağşur köyüne yaptıkları baskında bir hane bile bırakmadan köyü tamamen yakmışlar ve bütün ahaliyi katletmişlerdi. 

1905 doğumlu Hasan Er katliamı anlatıyor.

***

1️⃣Pontus Rum Devleti dedikleri coğrafyada rumlar nüfusun beşte biri kadardırlar. 

2️⃣Amiral Bristol'ün raporlarına göre Rum çeteleri İzmir'i işgal eden Yunan ordusu gibi gaddarca davranmışlardır. 

3️⃣Siz bir alıntı ile Türkler Rumlara soykırım uyguladı diyemezsiniz...⬇️ 



“PONTUS SOYKIRIMI” İDDİASI: TARİHSEL GERÇEKLERLE UYUŞMUYOR VE SİYASİ BİR PROPAGANDADIR

• 350.000 ölü iddiası, tarihî belgelerle doğrulanmamaktadır.

• Paris Barış Konferansı'nda bu rakamdan bahsedilmemiştir.

• Arşiv kayıtları: Savaş dönemi göç ve isyanlardan kaynaklı kayıplar.

• Osmanlı, İngiliz ve Fransız belgelerinde kitlesel katliam izine rastlanmamaktadır.

• Yunanistan, 1994’te 19 Mayıs’ı “soykırım günü” ilan etti – siyasi bir karardır.

TARİH, DUYGULARLA DEĞİL BELGELERLE YAZILIR.

Pontus iddiaları, tarihsel bir soykırımın değil, siyasi bir PROPAGANDANIN ürünüdür.

 


Alıntı: — Arkeoloji ve TÜRK Tarihi (@ArkeolojiveTurk)

20210725

Halil İnalcık ölümünün 5. yıl dönümünde de unutulmadı


Halil İnalcık ölümünün 5. yıl dönümünde de unutulmadı
Hocaların hocası Profesör Doktor Halil İnalcık, ölümünün beşinci yıl dönümünde de unutulmadı. Türkiye'de ve yurt dışındaki akademik çalışmalarından dolayı "Tarihçilerin kutbu" olarak bilinen İnalcık, 99 yıllık ömrüne birbirinden değerli 25'den fazla kitap, 300'ü aşkın da bilimsel makale sığdırdı.
25.07.2021


Hocaları yetiştiren Tarihçi Prof. Dr. Halil İnalcık, ölümünün 5. yılında anılıyor.

Hocaların hocası İnalcık, 99 yıllık ömrüne 25'den fazla kitap, 300'ü aşkın makale sığdırdı.

Halil İnalcık, 7 Eylül 1916'da İstanbul'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Ankara ve Balıkesir'de tamamlayan İnalcık, 1935'te Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde yüksek öğrenimine başladı.

1940'ta Yeni Çağ Tarih Kürsüsü'nden mezun olan İnalcık, hazırladığı Timur üzerine seminerle Fuat Köprülü'nün dikkatini çekerek ilmi yardımcı tayin edildi.

İnalcık, araştırma sahasını doktora tezinden itibaren Osmanlı'nın sosyal ve ekonomik meselelerine yoğunlaştırdı. 1947'de ise İnalcık, Türk Tarih Kurumu üyeliğine seçildi.

1949 yılından itibaren İnalcık, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya fakültesi tarafından İngiltere'ye gönderildi. British Museum'da Türkçe yazmalar üzerinde çalışan İnalcık, 1950'de Paris'te toplanan Milletlerarası Tarihi İlimler Kongresi'ne katıldıktan sonra 1951 yılında Türkiye'ye döndü.

Halil İnalcık daha sonraki yıllarda da farklı ülkelerde çalışmalarına devam etti. 1969'da Türkolog Tibor Halasi-Kun ile birlikte Osmanlı araştırmaları üzerine Archivum Ottomanicum dergisini çıkaran İnalcık, 1970'de 30 yıl çalıştığı Ankara Üniversitesi'nden emekli oldu.

Hollanda'da yayına sürülen İslam Ansiklopedisi'nin çalışmalarında da yer alan İnalcık, ayrıca birçok akademik ödülün de sahibi oldu. İnalcık'ın eşşiz çalışmalarını Profesör Doktor İlber Ortaylı ölüm yıl dönümünde anlattı.

Tarihçilerin kutbu diye de anılan İnalcık, 25 Temmuz 2016'da Ankara'da 99 yaşında hayata gözlerini yumdu.





20200226

Laiklik devrimi ve Büyük Selçuklu Devleti Hükümdarı Tuğrul Bey



Laikliği Fransızların icat ettiği ve Atatürk'ün laikliği Fransızlardan aldığı bir uydurmadır. Vahye dayalı dinsel toplumlarda laiklik devrimi dünyada ilk kez 1050-1060 yıllarında Türkler tarafından, Tuğrul Bey (Alparslan'ın babası) tarafından gerçekleştirilmiştir. 
(Foto:Anadolu Selçuklu Bayrağıdır)


Tuğrul Bey’in devrimi yalnızca Atatürk’ün laiklik devrimine değil, Fransız Devrimi’ne de örnek olmuştur. Yani Fransız Devrimi’nde Türk etkisi, Tuğrul Bey’in damgası var.

Başkent Üniversitesi’nde gerçekleştirilen “Batı’dan Alındığı İddia Edilen Atatürk Devrimlerinin Türk Tarihi’ne Dayanan Kökenleri” konulu konferansta konuşan Yazar C. Özakıncı, “Atatürk’ün Devrimleri’ni anlayabilmemiz için, o devrimlerin toplumda hangi dönüşümlere yol açtığını bilmemiz gerektiği gibi, kökenlerini de bilmemiz gerekiyor. Atatürk Devrimleri’nin Batı’da zannedilen kökenlerinin aslında pek çoğunun Türk Tarihi’nde kökleri olduğunu anlatmak istedim. der.

Atatürk’ün, devrimlerinin kökenlerini neden Türk Tarihi’ne dayandırdığını anlayabilmek için de, O’ndaki Türk tutkusunu bilmemiz gerekir.”...

1854’te Kırım Savaşı yıllarında, o güne dek Batı tarafından ‘barbar’ olarak adlandırılan Türklerin, faizle borç alarak Batı sistemine entegre olmasıyla bir anda ‘uygar’ olarak nitelendirilmiştir, lakin...

“Uygar görülen Türkler, bundan kısa süre sonra 1868’lerde, İngiltere Başbakanı W. Ewart Gladstone isimli bağnaz bir isim tarafından tekrar eski ‘barbarlık’ statüsüne evrilmeye başlandı...Padişah Abdülaziz döneminde, alınan dış borçlar ödenemeyince Türkler yeniden ‘barbar’ oldu.”

1914’te ise bir başka  İngiltere Başbakanı (ki azılı Türk düşmanıdır!) Lloyd George’un, Türklerin insanlığa hiçbir katkıda bulunmadığı iddia iddia eder! 
 Lloyd George 'un ‘Türkler insanlığın kanseridir’ biçimindeki sözlerini de unutmayalım...

DEVRİMLER TÜRK KÖKENLİ

Osmanlı adına Paris Konferansı’na katılan Damat Ferit’in galip devletlerinden taleplerine karşılık, Onlar Konseyi’nin bu taleplere yanıtını tüm gazetelerde yayımlattığını dile getiren Özakıncı, şöyle dedi:

Lloyd George’un 1914’teki Türklere hakaretlerinin bir benzerini, altına on devlet imza atmış olarak bildiri biçiminde yayımlarlar. Damat Ferit bu bildiriyle Paris’ten kovuluyor. Atatürk’ten bu bildiriye bir yanıt vermesi isteniyor. Atatürk de bu bildiriye bir yanıt veriyor.

Bu olaydan sonra, Atatürk’ün tüm etkinliklerinde, ileri atılımlarında, devrimlerinde; her birini Türk kökenine bağladığını görüyoruz. Yaptıklarının her bir açıklamasında, ‘Bizim tarihimizde şurada şu olmuştur, biz bunu tekrar dirilttik’ diyor. Asla Batı’ya bağlamıyor.

İşte Atatürk’te yaptığı devrimleri tamamen Türk kökenlere bağlama tutkusu, o galip devletlerin bildirisinin Atatürk’ün içine işlediğini ve ona yanıt vermeyi yaşamı boyunca yaptığı devrimleri ‘Bunlar da Doğu kökenli’ diye kafalarına vurarak kanıtladığını gösteriyor.”

LAİKLİK SELÇUKLU'DA BAŞLADI

Atatürk’ün en önemli kabul edilen devriminin laiklik olduğunu vurgulayan Özakıncı, Büyük Selçuklu Devleti Hükümdarı Tuğrul Bey’in, halifenin yetki ve görev alanını sınırlandırdığı, halifenin devlet işleriyle bağını tamamen kopardığını anlatırken,

O andan itibaren İslam’da dünya-devlet işleri ile din işleri tak diye ayrılmıştır. der. 
Bugün ders kitaplarında laikliğin öncüsü diye belletilen, ‘laikliği biz icat ettik’ diye böbürlenen Fransızlar, o tarihte yazı bile yazmıyorlardı.

Türkiye’de Fransız Büyükelçiliği’nin intenet sitesinde ‘Dünya ölçüsünde laikliğin bir Fransız icadı olduğunu yazabiliriz’ deniliyor. Laikliği Fransızların icat ettiği bir uydurmadır. Semavi dinlerde laiklik tamamen Türk icadıdır. Fransız Devrimi’nde bile Tuğrul’un etkisi vardır.

Tuğrul Bey, hem din işleriyle, devlet işlerini ayırmış; hem de halifenin muhatabı olarak vezirini göstermiştir. Atatürk 1922’de saltanatla hilafeti ayırırken, Tuğrul’un 1050’li yıllardaki bu yaptığını Nutuk’ta belirtmiş, ‘İşte biz aynen böyle yapıyoruz’ diyerek, bu yaptığında Selçuklu Sultanı Tuğrul’u izlediği örneğini tüm dünyaya ilan etmiştir. Bir yandan da, ‘Siz yapmayı değil, yıkmayı bilirsiniz’ diyen o bildiriye yanıt vermiş oldu. (Tuğrul Bey, ALPARSLAN'ın babasıdır)

Fransız Devrimi’nin ünlü kuramcılarından Voltaire de, Tuğrul Bey’in yaptığı devrimi çok iyi kavramış ve Fransız Devrimi’nin öncesindeki eserlerinde yer vermiştir.

Vahye dayalı dinsel toplumlarda laiklik devrimi dünyada ilk kez 1050-1060 yıllarında Türkler tarafından, Tuğrul Bey tarafından gerçekleştirilmiştir. Tuğrul Bey’in devrimi yalnızca Atatürk’ün laiklik devrimine değil, Fransız Devrimi’ne de örnek olmuştur.

Fransız Devrimi’nin düşünsel temellerini kuran isimlerden Fransız doğubilimci Joseph de Guignes’in de eserlerinde övgüyle Tuğrul Bey’in yaptıklarından söz ettiğini görüyoruz. Yani Fransız Devrimi’nde Türk etkisi, Tuğrul Bey’in damgası var.”

Ata'nın akılcı ve bilimci eğitim devriminde Kutadgu Bilig’i kaynak aldığını ifade eden Özakıncı, ''Atatürk’ün, Selçuklu Devleti’nin dağılmasından sonra kurulan beyliklerden  Ankara Cumhuriyeti isimli bir bölgeyi tarih okumaları sırasında görmesiyle, bunu kaynak göstermişti.'' der.

Atatürk Cumhuriyet’in kaynağını, Batı’ya ya da Fransa’ya değil; 1343-1354 arasında Anadolu’da kurulduğunu okuduğu Ankara Cumhuriyetine dayandırdırmıştı.

Özakıncı, giyim ve şapka devrimi konusunda da kaynağın, ‘Batı tarzı giyim’ denilen ceket ve pantolon konusunda içinde Türklerin de bulunduğu Sakalar/İskitler,  Şapka konusunda ise Orta Asya olduğunu sunumundaki fotoğraf ve belgelerle anlatmıştır.

Yurttaşlık devriminin kaynağının da, İskitler'deki ‘varsayımsal kandaşlık’ olduğunun altını çizen Özakıncı, Harf devriminin de Türk kökenine dayanan bir tarihi olduğunu ifade ederken, Latin Alfabesinin Sümer ve Göktürk Abecesi’nden türediğini söylemiştir.

“Atatürk, yaptığı tüm devrimlerin kökenlerini özellikle Türk Tarihi’ne bağlayarak vurgulamıştır.
‘Batı’dan aldık, Batı’dan edindik’ yok. 

İşte bunun nedeni, Türklerin Batı tarafından ‘uygarlık yıkıcılığı’yla damgalanmış olmasına da verdiği yanıttır.”

Özakıncı, Atatürk’ü her yıl artan bir ilgi ve önemle anmak ve anlamak durumunda olduğumuzu belirtirken,  “Laikliği Fransızların icat ettiği iddiasının bir uydurma olduğunu ortaya koymuştur. 

Alıntı: Sosyal Medya
Sakalar İskitler (Gizlenen Eski Anadolu Halkı)
@Saka_larr

20190619

✍️ 🗺 İstanbul’a ihanetin tarihi - Sinan Meydan



İstanbul’a ihanetin tarihi
Sinan Meydan

“Bir vakitler, şekilleri, boyları ve renkleri tespit edilen binalarla süslenmiş yedi tepenin efsanevi manzaraları artık silinmek üzeredir… İstanbul gelecek asırlarda yedi tepesi seçilemeyen, mimari anıtları görülemeyen, cüce ve dev beton yapılar şehri olmak tehlikesi içindedir.”
(Haluk Y. Şehsuvaroğlu, Cumhuriyet, 1952)
21 Ekim 2017'de AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan aynen şöyle demişti: “İstanbul müstesna bir şehirdir. Ama biz bu şehrin kıymetini bilmedik. Biz bu şehre ihanet ettik, hâlâ da ihanet ediyoruz. Ben de bundan sorumluyum.”

Erdoğan çok haklı! AKP döneminde İstanbul ranta, betonateslim edildi. Ancak “İstanbul'a ihanet” yeni başlamadı; “İstanbul'a ihanetin” bir tarihi var.

23 Haziran İstanbul seçimleriöncesinde “İstanbul'a ihanetin tarihini”okumaya ne dersiniz?

ANKARA'NIN İMARI

Atatürk, başkent Ankarabaşta olmak üzere tüm Türkiye'yi planlı kentlere kavuşturmak istiyordu.

1928'de Hermann Jansen tarafından hazırlanan Ankara İmar Planı (Jansen Planı)1932'de uygulanmaya başlandı. Jansen,Ankara'yı planlarken çağdaş bir başkentintemel ihtiyaçlarını esas aldı. Yeni Ankara'yı kurarken eski Ankara'nın tarihi dokusunu da korumayı amaçladı. Yeni Ankara'yı –Atatürk'ün isteğiyle-Çankaya-Ulus yönünde gelişecek biçimde planladı. Ticaret merkezi Ulus'ta,yönetim merkezi Yenişehir'de olacaktı. Plana göre geniş bulvarları, en fazla üç katlıçağdaş binaları ve Atatürk Orman Çiftliği gibi bolca yeşil alanlarıylabozkırın ortasında modern bir Ankarayükselecekti.

Ankara, Atatürk döneminde, bir başkente yakışır biçimde planlı ve çağdaş bir kent olarak gelişti.

Tek parti döneminde İstanbul'un imarı


Atatürk, İstanbul'un imarı için 1936'da M. Henri Prost'u görevlendirdi. Prost, iki yıl içinde İstanbul'un imar planını hazırladı: Büyük parklar, kent içi kara yolları, Sirkeci'den başlayan bir banliyö tren hattı, Yedikule-Eminönü-Karaköy-Taksim metro hattı, Yenikapı'da büyük bir liman ve bir aktarma istasyonu planladı.

Prost, İstanbul'un tarihi dokusunu korumak için 40 rakımın üzerine inşa edilecek yapılara 12.50 metre yükseklik sınırı koydu. Sarayburnu ile Küçükayasofya arasındaki alanı “Arkeolojik Park Alanı” ilan etti ve burada bodrum kata izin vermeden yapı yüksekliğini 2 katla sınırlandırdı. Prost, her ne kadar eski eserleri korumayı esas almışsa da 10 yıllık uygulama sırasında maalesef çok sayıda tarihi eser yıkıldı.

1940'ta İsmet İnönü döneminde, İstanbul'un Vali-Belediye Başkanı Lütfi Kırdar, Prost'un planı çerçevesinde İstanbul'un imarına başladı. Önce, Taksim Topçu Kışlası yıkılarak yerine 38 bin m2'lik “İnönü Gezisi” (Taksim Gezi Parkı) adlı bir yeşil alan oluşturuldu. (1942). Spor ve Sergi Sarayı, Harbiye Açıkhava Tiyatrosu, Atatürk Köprüsü, Atatürk Bulvarı,  Maçka Parkı, Yıldız ve Emirgan Koruları,  Abbasağa Parkı yapıldı. Dolmabahçe Sarayı Ahırları yıkılarak Beşiktaş İnönü Stadı inşa edildi (1947).

Ayrıca İstanbul'un her iki yakasında elektrik ve su şebekeleri geliştirildi. Tramvay ve telefon ağları genişletildi. Yeni mahalleler ve yeni yollar inşa edildi. İstanbul'un tarihi camileri onarıldı. KapalıçarşıBabıaliMısır Çarşısı, müzeye dönüştürülen Topkapı Sarayı ve Ayasofya restore edildi.

1950'de Demokrat Parti (DP) iktidara geldi. Yüksek Mimar Doğan Hasol'un ifadesiyle, “1955'ten itibaren Başbakan Adnan Menderes'in tutkulu imar hareketleri İstanbul'un altını üstüne getirdi.”

İstanbul'un imarı mı? İstanbul'un fethi mi?


1864'te İstanbul'da ilk belediye (şehir emaneti) kurulduktan sonra zaman zaman “imar”adı altında yıkımlar yapıldı.

İstanbul'daki en acımasız yıkımlar,  1955-60 arasında, DP dönemindeyapıldı.
Başbakan Adnan Menderes, Haussmann özentisiyle (III. Napolyon'un 1853-1870 arasında Paris'in imarıyla görevlendirdiği vali) İstanbul'da geniş yollar ve caddeler açmak istedi.
15 yıldır İstanbul'un imarını yürüten H.Prost, 1951'de İstanbul'dan ayrılmıştı. DP, 1956'da Alman Hans Högg'ü Türkiye'ye çağırdı.

Menderes, 25 Eylül 1956'da “İstanbul'u yeniden fethetmek” sloganıyla imar çalışmalarını başlattı. Amaç, İstanbul'da trafiği rahatlatmak, yeni yollar ve meydanlar açmak, şehri güzelleştirmekve tarihi yapıları korumaktı. Ancak “tarihi yapıları korumak” lafta kaldı. Öyle ki DP, eski İstanbul'u bir an önce yıkmak için kanunlar çıkardı: 9 Temmuz 1956 tarihli yeni imar kanununa göre yıkılması istenilen yapılar, Yüksek Kurul onayı alınmadan hemen yıkılacaktı. 8 Eylül 1956 tarihli istimlâk kanunuyla da istimlâk yetkisi belediyelere verildi.

1 Nisan 1958'de İstanbul İmar ve Planlama Müdürlüğü kuruldu. Müdürlük, İtalyan Luigi Piccinato yönetiminde İstanbul'un nazım planınıhazırladı.

Ancak uygulamada “plan”değil, “plansızlık” hüküm sürdü. Önce Belediye Meclisi kararıyla Menderes'e “FahriBelediye Başkanı”nişanı ve beratı verildi. Sonra Menderes'in istediği yerlerde caddeler açıldı, çok geniş yollaryapıldı, tarihi binalaryıkıldı. Plansız programsız istimlâkler yapıldı. 1958'e gelindiğinde belediye, istimlak borçlarını ödeyemez duruma geldi. 1958–1960 arasında İstanbul'da istimlâklere harcanan 536 milyon lira o yıl Türkiye'deki tüm belediyelerin toplam bütçesiniaşmıştı. Zamanla istimlak bedelleri azaldı, ödemeler aksadı. Mal sahiplerine uzun vadeli bonolar verildi. 1961'de Yassıada'da görülen davalardan biri “İstimlak Yolsuzluğu” davası olacaktı.

Menderes'in İstanbul'u yıkıp yeniden yapmaya çalıştığı o günlerde Türkiye çok ağır bir ekonomikrizin pençesindeydi. 4 Ağustos 1958 devalüasyonuyla Dolar 2.80 TL'den 9.00 TL'ye yükselmişti. O ekonomik koşullarda artan maliyetlere rağmenimar çalışmalarına devam edildi.

DP döneminde İstanbul'daki imar çalışmaları sonunda Vatan Caddesi, Millet Caddesi, Fevzi Paşa Caddesi, Londra Asfaltı, Sirkeci-Florya Sahil Yolu, Eminönü-Unkapanı Yolu, Barbaros Bulvarı, İstinye-Tarabya-Büyükdere Yolu, Karaköy-Beşiktaş Yolu, Karaköy-Azapkapı Yolu, Kemeraltı Caddesi, Divanyolu, Edirnekapı-Beyazit-Aksaray Yolu ve Bağdat Caddesi yapıldı. Beyazıt Meydanı defalarca yıkılıp yeniden yapıldı.

DP'nin 1953'teki “imar affı” ve Menderes'in gecekondulara izin vermesi İstanbul'a büyük zarar verdi. Öyle ki, 1960'a gelindiğinde İstanbul'daki gecekondu sayısı 60 bine çıkacaktı. DP döneminde, bir taraftan gecekondular, diğer taraftan yüksek binalar İstanbul'un çehresini bozmaya başladı. 1953'te bir yarışma sonunda inşa edilen İstanbul Belediye Sarayı, Prost'un “İstanbul Yarımadası'nda 40 rakımın üzerinde 12.50 metreden yüksek yapı yapılamaz” kuralını delen ilk bina oldu. DP, İstanbul'un nefes almasını sağlayan “İnönü Gezisi”ni de Hilton Oteli'ne kurban etti.

DP döneminde yok edilen tarih


19. Yüzyıl'da Art Nouve tarzında inşa edilmiş Karaköy Camisi, Menderes döneminde, 1958'de yol genişletilirken yıkıldı. Ancak caminin yerinden yol geçmediği gibi hemen yanındaki Ziraat Bankası binasına da dokunulmadı.

DP döneminde İstanbul'un imarı nedeniyle aralarında çok sayıda tarihi yapının daolduğu toplam 7289 bina yıkıldı. Bizzat Lütfi Kırdar'ın verdiği bilgiye göre Tek Parti döneminde, 1939-1948 arasındaki imar faaliyetleri sırasında İstanbul'da yıkılan bina sayısı ise 1148'di.  

DP'nin çıkardığı kanunlarla Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu devre dışı bırakılarak tarihi eserler fotoğrafları bile çekilmeden yıkıldı.

DP'nin, “yol yapıyoruz, kavşak yapıyoruz, meydan açıyoruz“ diyerek 1950'lerde buldozerlerle yıkıp yok ettiği çok sayıda han, hamam, çeşme, türbe, cami ve mescit gibi tarihi eserlerden bazıları şöyle:
Murad Paşa Hamamı, Beyazid Hamamı, Fatih Külliyesi'nin Akdeniz Medreseleri, Koca Ragıp Paşa Kütüphanesi ve Sıbyan Mektebi, Simkeşhane ve Hasanpaşa Hanı'nın bir kısmı, tarihi surların yola denk gelen bölümleri, Galata Sur Burcu, Karabaş Hamamı, Karabaş Camisi, Kılıç Ali Paşa Camisi Dükkânları, Müşirlik Dairesi, Tophane Çeşmesi, Sanayi Kışlası, II. Abdülhamit Çeşmesi, Mecidiye Kasrı, Nusretiye Camisi Sebili, Çivici Limanı Mescidi, Süheyl Bey Camisi, Hatuniye Mescidi, II. Ahmet Paşa Kütüphanesi, Ahmet Paşa Türbesi, Fındıklı Hamamı, Yusuf Paşa Sebili, Ebussud Efendi Çeşmesi, Ali Paşa Çeşmesi, Kabataş Limanı, Esad Mehmet Efendi Çeşmesi, Silahtar Yahya Efendi Çeşmesi, Saadettin Efendi Çeşmesi, Emin Ağa Sebili, Dolmabahçe Camisi'nin Avlu Muvakkithanesi, Dolmabahçe Tiyatrosu ve Istab-ı Amire, Şirmert Çavuş Camisi, Sirmert Çavuş Çeşmesi, Çavuş Çeşmesi, Tevekkül Hamamı, Yusuf Paşa Çeşmesi, Haftani Camisi, Murat Paşa Camisi, Aksaray Çeşmesi, Aksaray Karakolu, Horhor Hamamı, Oğlanlar Tekkesi, Çakır Ağa Camisi ve Çeşmesi, Ebubekir Paşa Mektebi, Camcılar Camisi, Valide Çeşmesi, Valide Türbesi, Baba Camisi, Ankaravi Mehmet Efendi Medresesi, İbrahim Paşa Hamamı, Gürcü Mehmet Çeşmesi, Ebul Fazıl Mahmut Efendi Medresesi, Ahmet Paşa Çeşmesi, Mimar Ayas Camisi, Sebil, Kırk Çeşmeler, Katip Çelebi Mezarı, Hasan Paşa Çeşmesi, Şücaeddin Camisi, Şebsafa Kadın Camisi, Yaver Ağa Çeşmesi, Beşiktaş Hamamı, Beyhan Sultan Sarayı… Liste uzayıp gidiyor.

Şu garipliğe bakın kibir taraftan İstanbul'un fetih kutlamalarını başlatan Menderes, diğer taraftan “İstanbul'u yeniden fethediyoruz” diyerek Osmanlı İstanbul'unu buldozerlerle yıkıyordu.

“İstanbul'a ihanet” DP sonrasındada devam etti, hâlâ devam ediyor.

Menderes'in yıktığı tarihi camiler

DP döneminde Karaköy'deki yıkımlar ve Karaköy Camisi'nin yıkılışı (1958)
Menderes, kendi döneminde İstanbul'da 86 caminin onarılmasıyla övünüyordu. Ancak aynı dönemde İstanbul'da 60 civarında caminin yıkılıp yok edildiğinden hiç söz etmiyordu.

DP döneminde İstanbul'da Tophane, Karaköy, Fatih, Eminönü, Saraçhane ve Beşiktaş'ta tam anlamıyla bir tarihi cami kıyımı yaşandı.

İşte Menderes döneminde İstanbul'da yıktırılan cami ve mescitlerden bazıları:
1-Murat Paşa Camisi
2- Oruç Gazi Camisi
3- Çakır Ağa Camisi
4- Kazasker Abdurrahman Camisi
5- Süheyl Bey Camisi
6- Karaköy Camisi/Mescidi
7- Nusretiye Camisi 
8- Alaca Mescidi
9- Karabaş Mustafa Ağa Camisi
10- Fatma Sultan Camisi
11- Mimar Ayas Camisi 
12- Hatuniye Mescidi
13- Sirmert Çavuş Camisi
14- Haftani Camisi
15- Çivici Limanı Mescidi
16- Camcılar Camisi/Mescidi 
17- Baba Hasan Âlemi Camisi
18- Karagöz Mescidi,
19- Şücaeddin Camisi, 
20- Şebsafa Kadın Camisi, 
21- Tüfenkhane Mescidi
22- Zeytinciler Mescidi

İnönü cami düşmanıydı ha!
.....
KAYNAKLAR:

1-F.C. Bilsel, P.Pinon “İmparatorluk Başkentinden Cumhuriyet'in Modern Kentine: Henri Prost'un İstanbul Planlaması (1936-1951)”, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul, 2010.
2-Müge Ceyhan, İstanbul'da Tarihi Çevre Koruma ve Basın, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2006.
3-Burak Boysan, “Menderes Dönemi Belediyeciliği, Halkla İlişkiler Stratejisi Olarak İstanbul'un İmarı, Türk Belediyeciliğinde 60. Yıl Uluslararası Sempozyumu, Ankara, 1990.
4-Doğan Hasol, “Kentleşme ve İstanbul”, TMH,S.413, 2001/3.
5-Doğan Hasol, “İmar mı? Yıkım mı?”, Yapı Dergisi, S. 151, 1.06. 1994.
6-Sinan Meydan, El-cevap,2. bas, İstanbul, 2013.

Alıntı/Kaynak: https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/sinan-meydan/istanbula-ihanetin-tarihi-5171022/

En Çok Okunanlardan...