Blog Listem

milli üretim devrimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
milli üretim devrimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20260417

📰 Köy Enstitülerinin hatırasına...

HASANOĞLAN KÖY ENSTİTÜSÜ & HASANOĞLAN YÜKSEK KÖY ENSTİTÜSÜ

''Dağ başlarında unutulmuş kızdınız, oğuldunuz.

Yazgısına küs topraklarda birer serçe kuşuydunuz.''

1930'lu yıllar, nüfus 16 milyon. 12 milyon köylerde yaşıyor. 40 bin köy.. 4 bin civarında köyde okul var. 6 bin kadar öğretmen..

Şehirde yetişip öğretmen olanlar köylerde görev yapmayı kabul etmezler...

Çare; Köy Enstitüleri kurmaktı.. Kurdular.

Köy enstitülerinde öncelikle köy çocuklarının, eğitim görecekleri binaların inşaatında

ücretsiz olarak çalışarak kendi okullarını yapmaları esastı.

Öğrencilerin eğitimlerini bitirdikten sonra hizmet verecekleri bölgelere gelişimleri taşıyacak LİDERLER olmaları isteniyordu. OLDULAR DA... Köy enstitülerini bitirip öğretmen olanlar gittikleri köylerde, köy

imecesi ile köyün okulunu da yaptılar.

Köyün çocuklarını, köylüyü eğitip öğreterek

IŞIK OLDULAR.

Alıntı: DENİZ_TOPRAK2 @Baha_Benhan


20251123

📰🇹🇷 Cumhuriyetin Kuruluşu Ardından Ekonomik Alanda Yenilikler: Sümerbank

 

Cumhuriyetin Kuruluşu Ardından Ekonomik Alanda Yenilikler: Sümerbank

Bahar Batak

Bir fabrika düşünün. Bu öyle bir fabrika olsun ki yalnızca üretimin dışında içerisinde birtakım sosyal faaliyetlerin de bulunduğu, kendi işçisini kendisi yetiştiren, yurtdışına öğrenci gönderen, lojmanıyla, kantiniyle, yemekhanesiyle hayatın bir parçası olan bir fabrika hatta fabrikalar. Bu fabrikalar, Cumhuriyet tarihinin en değerli ve en gözde fabrikalarıdır. Tek bir alana değil birçok alana hitap edebilen bu fabrikalar, 1930’lu yıllardan itibaren faaliyetine geçmiştir. Devlet eliyle kurulan ilk fabrikadır Sümerbank. Halkın ihtiyaçlarından doğan, yine halka ucuz ve kaliteli mallar ulaştırmaktır. Bu yazımızda Cumhuriyetin kuruluşunun ardından yapılan ekonomik yenilikler başlığı altına Sümerbank‘ı inceleyeceğiz.



Cumhuriyet Öncesi Türkiye’sinin Ekonomisi

Balkan Savaşları, I. Dünya Savaşı, ardından İstiklal Savaşı derken Anadolu, oldukça harap bir vaziyetteydi. Okur-yazar, aydın halkın çoğu cephede yitip gitmiştir. Aynı zamanda köylerdeki erkeklerin çoğunun savaşa gitmesi sebebiyle tarım hayatı durmuştur. Ülke nüfusu düşmüş, halkın elinde kalan tüm birikim ve stoklar tükenmiş; ekonomik sermaye neredeyse yok olmuştur. Tarım, sanayi, hayvancılık yok olma noktasına gelmiştir. Bu da yetmezmiş gibi bir de Osmanlı’dan kalan borçlarda yeni Türkiye Devleti’nin başına kalmıştır. Tanzimat Döneminden itibaren birçok ıslahatçılar, devletin ekonomisini düzeltmek amacıyla birtakım politikalar geliştirseler de meydana gelen iç ve dış olaylardan dolayı başarılı olamamışlardır. Ankara‘da kurulan yeni Türkiye Devleti, Osmanlı İmparatorluğundan sınırlı bir ekonomiyi devralmıştır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi “Siyasi ve askeri zaferler, ne kadar büyük olursa olsunlar, iktisadi zaferlerle taçlandırılamazlarsa meydana gelen zaferler devamlı olamaz.” Büyük zaferden sonra Mustafa Kemal, Yeni Türkiye Devleti’nin siyasi, sosyal, iktisadi ve kültürel alanda gelişimine önem vermiştir. Hatta İzmit ve Alaşehir’de katıldığı kongrelerde bundan sonra bilim, kültür ve ekonomi alanında yeni zaferlere imza atacağımızı halka duyurmuştur. Lozan Barış Görüşmelerinin ekonomi konusunda kesintiye uğradığı bir dönemde İzmir’de bir kongresi toplanmıştır. İzmir İktisat Kongresi, Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomik politikaların temelini oluşturur. İktisadi kalkınmanın ilk kararları bu kongrede alındı. Amaç; yeni Türkiye’nin iktisadi politikasını belirlemek ve ekonomik kalkınmaya hız verecek önerilerin kabul edilmesi sağlamaktı. İzmir İktisat Kongresi, 17 Şubat 1923 tarihinde Kazım Karabekir başkanlığında 1135 delegenin katılımıyla gerçekleşti. Kongrede her ilçenin en çok sekiz üye ile temsil edilebileceği ilkesi kabul edildi. Böylece Tüccar, çiftçi, zanaatkar, işçi, bankacı; şirket temsilcisi gibi her şehirden mesleki grupların kongreye katılımı sağlanarak toplumun birçok kesimine insana yer verildi. Dönemin İktisat Vekili Mahmut Esat Bey (Bozkurt), Milli hakimiyetin ancak iktisadi  hakimiyetle sağlanacağını belirtmiş, Milli bir iktisat politikasının geliştirilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Kongrenin açılış konuşmasını yapan Mustafa Kemal, İktisadi kalkınmanın ayrıcalık tanınan yabancı şirketlerin millileştirilmesi ve kapitülasyonların kaldırılmasıyla gerçekleşebileceği üzerinde durmuştur. Devletin milli görüşü ne ise iktisadi politikası da o yönde olmalıdır görüşünü vurgulamıştır. Hakimiyet, sadece siyasi anlamda bir ülkeye hakim olmak değil ekonomik anlamda da dışa bağımlı olmayan, bağımsız, kendine ait bir milli bir iktisadi görüşe sahip olmakla gerçekleşebilir. İzmir İktisat Kongresi, 17 Şubat’ta başlayıp 4 Mart 1923 tarihine kadar devam etti. Misak-ı Milliye atıfta bulunarak kongrede alınan kararların bazıları “Misak-ı İktisadi” kararlar olarak adlandırıldı.

1923 Sonrası Ekonomi

Cumhuriyetin ilk yıllarında ekonomik kalkınma, İzmir İktisat Kongresinde alınan kararlar doğrultusunda yapılmak istenmiştir. Bu kararlardan bazıları, yerli üretimin teşvik edilmesi ve sınırlı oranda yabancı sermayeye izin verilmesiydi. “Özel girişim eliyle serbest piyasa” ilkesi doğrultusunda sanayi politikası benimsendi. Özel sektör ağırlıklı olan bu sistemde özel sektörün yetmediği durumlarda devreye devlet girebileceği Liberal bir iktisadi model kabul edildi.

Türkiye Cumhuriyeti 1923’ten 1930’lu yıllara kadar Liberal bir ekonomi politikası benimsemiş olmasına rağmen diğer ülkelerdeki gibi devletin tamamen uzaklaştığı bir liberal sistem yerine hem özel hem de devletinde içinde olduğu “Karma Ekonomi Modeli” kabul edilmiştir. Bu dönemdeki iktisadi gelişmenin amacı, sanayileşmeydi. Ancak Anadolu nüfusunun yarıdan fazlası tarım sektöründe çalışmasından dolayı hammadde, sermaye ve işgücü tarımda bulunuyordu. Böylelikle sanayinin gelişmesi için tarımın da geliştirilmesi gerekiyordu.

1925’de Türkiye’nin ilk bankası olan Türkiye İş Bankası kuruldu. Ardından köylünün yükünü hafifletmek amacıyla aynı Aşar Vergisi kaldırıldı. Osmanlı Devleti’nin kapitülasyonlar kapsamında yabancı ülkelere verdiği ayrıcalık 1 Temmuz 1926’da kabul edilen Kabotaj Kanunu ile birlikte ortadan kaldırıldı. Böylece Türk denizcileri kendi karasularında istediği şekilde ticaret yapabileceklerdi. 1927’lere gelindiğinde yerli üretimi teşvik edilmesi amacıyla Teşvik-i Sanayi Kanunu çıkarıldı. Bu kanunla birlikle sanayide kullanılacak her türlü araç-gerecin gümrük vergisinden muaf tutulması, belediye sınırları dışında kalan yerlerde sanayi tesisleri kuracaklar için bazı arazilerin ücretsiz olarak verilmesi veya belediye sınırları içerisinde kalan arazilerin on yıl vadeyle kurucularına satılması gibi sanayileşme alanında olan kişilere kolaylıklar sağlanmaya çalışılmıştır. İktisadi alanda yapılan özenli, istikrarlı bir çabaya rağmen tam anlamıyla başarı sağlanamamıştır. 1929 yılında Amerika’da başlayan ekonomik iflas kısa sürede tüm dünyayı etkilemiştir. Bu ekonomik buhrandan etkilenen ülkelerden biri de Türkiye’ydi. Türkiye 1930’lardan itibaren ekonomide Devletçilik politikasını benimsemiştir. Devletçilik politikası ile kurulan ilk kuruluşlardan biri Sümerbank fabrikalarıdır. Tarihe Atatürk modeli olarak geçen Sümerbank fabrikaları, yalnızca üretim amaçlı sanayileşme kapsamında değil AR-GE çalışmalarını da içeren sosyal bir kurum niteliği taşımaktadır. Sümerbank, halk için halka sunulan bir hizmettir. SümerbankCumhuriyet tarihinin en büyük ve en değerli iktisadi kazanımlarından bir tanesidir.

Devletin İlk Kamu Yapılanması: Sümerbank

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kamu kurumu olan Sümerbank, ülkede sanayileşme faaliyetlerini artırmak amacıyla kurulmuştur. Dünyada eşi benzeri olmayan Sümerbank fabrikaları sadece üretim amaçlı değil aynı zamanda sosyal bir fabrikadır. Atatürk‘ün fikri doğrultusunda kurulan Sümerbank, hem fabrika hem banka hem de satış mağazaları olarak ülkenin birçok şehrine dağılmıştır. Sümerbank fabrikalarında Demir-Çelik, dokuma, selüloz, çimento, kükürt ve halıcılık gibi birçok sanayi kolunda üretim yapılmaktadır. Bir döneme damgasını vuran Sümerbank fabrikaları ucuz ve kaliteli mallarıyla gerek yurtiçi gerekse yurtdışındaki müşterilerinin gözbebeği olmuştur. Ünlü manken ve oyuncu Azra Akın, 2002’de dünya güzeli seçilirken üzerinde giydiği elbisesini, Nazilli Basma Fabrikasında üretilmiş kumaşlardan diktirmiştir.

1929 Dünya Ekonomik krizinden sonra Türkiye, ekonomide devletçilik politikasını benimsemiştir. Özel sektörün iktisadi kalkınmayı tam olarak sağlayamadığı, sanayileşme hareketinin milli ihtiyaç ve menfaatlerini gerektirdiği oranda karşılamadığı görülmüştür. Bu sebeple devletin milli kaynak ve iktisadi unsurlarından yararlanarak daha verimli, güçlü bir kuruluşun kurulmasına ihtiyaç vardır.

1931’de I. Beş Yıllık Sanayi Planı yapıldı. Bu sanayi planı kapsamında hazırlanan Sümerbank yasası ile devlet elindeki sermayenin korunması amacıyla halkın ihtiyacını karşılamaya dönük bir modeldir. Bu model katı bir devletçilik anlayışından öte özel sektörün kurulması ve geliştirilmesini de önemsiyordu. Sümerbank, sermayesi oranında veya hükümetten alacağı tahsisat ile ülke ekonomisine katkıda bulunacak, ülke içerisindeki sanayi tesislerin kurulması ve genişletilmesini sağlayacaktı. Böylelikle Sümerbankusta ve işçi yetiştirmek amacıyla eğitim merkezleri açacak, bankacılık hizmetleri bünyesinde kurulacak sanayi tesislerine kredi imkanı sağlayacak ve özel işletmelerdeki devlet hisselerini idare edecekti. İlk olarak Devlet Sanayi Ofisi ve Türkiye Sanayi Kredi Bankası milli sanayinin gelişmesinden çok özel sektörü caydırıcı etkisinden dolayı feshedilerek 1933’te bu kurumların işletmeleri Sümerbank’a devredildi. Devlet Sanayi Ofisinden Sümerbank’a devredilen kamu fabrikaları arasında; Feshane(Defterdar), Bakırköy, Hereke Dokuma, Beykoz Deri ve Kundura fabrikaları yer almaktadır. Sümerbank’ın kuruluş amacı, bir milletin bütün ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak memleketin ekonomisini eline alması, aynı zamanda yeni sanayi tesislerin kurulmasına olanak sağlamasıdır. 1934 yılı sanayide ilk büyük atılımların gerçekleştiği bir yıl olmuştur. 1935’de yeraltı kaynaklarını araştırmak amacıyla Maden Tetkik Arama ve bu kaynakları işlemek amacıyla da ETİBANK kurulmuştur. İlerleyen yıllarda devlet kendi uzmanını yetiştirmek amacıyla Sümerbank, ETİBANK ve Maden Tetkik Arama gibi kuruluşların desteğiyle yurtdışına öğrenci gönderilmiştir.

Türkiye’de sanayileşme hareketini başlatan, devlet eliyle kurulan ilk fabrika, Kayseri Sümerbank Bez Fabrikası’dır. Fabrikanın hammaddesi tamamen yurtiçindeki pamuklardan olup halk tipi, ucuz pamuklu kumaş ve iplik üretmek amacıyla Sovyetlerden alınan krediyle kurulmuştur. Bu fabrika Türk-Sovyet dostluğunun ilk önemli eserlerinden biridir. Sümerbank Kayseri Bez Fabrikası, kurulduğu günden itibaren sadece sanayileşme alanında değil eğitim, sağlık, spor ve kültürel faaliyetlerin de merkezi olmuştur. Fabrika bünyesinde okuma-yazma kursları, mesleki eğitim veren okullar, kreşler, futbol sahaları; müzik odaları gibi etkinliklerde mevcuttur. Kayseri Sümerbank Bez Fabrikası, Türkiye’de ilk defa kendi işçisini kendisi yetiştiren bir fabrikadır. Sanat enstitüsü adıyla fabrika bünyesinde uzman işçi ve usta muavinlerinin yetiştirilmesi konusunda bir okul açmıştır. 1941’den itibaren fabrika teknik eleman ihtiyacını bu okuldan karşılamıştır.

Fabrikanın kadın işçilerinden Şükriye, kendi yazdığı metni okuyor: “İçteki ve dıştaki zincirleri kırmışız, ‘biz varız’ diyerekten cihana haykırmışız…” Soviet Images Twitter sayfasından alınmıştır:

Kayseri Sümerbank Bez Fabrikası haricinde I. Beş Yıllık Kalkınma Planı kapsamında birçok bölgede daha fabrika kuruldu. Bunlardan bazıları: İzmit Kağıt Fabrikası ile Paşabahçe Cam Fabrikasının temelleri atıldı. Keçiborlu Kükürt Fabrikası ile Isparta Gülyağı Fabrikasının temelleri atılırken Turhal Şeker Fabrikası açıldı. Konya Ereğli Dokuma Fabrikasının temelleri atılırken Bakırköy Bez Fabrikası açıldı. Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi:

“Her fabrika bir kaledir.”

Bir ülkenin kalesi fabrikadır. fabrikalar memleketin ihtiyaçlarından doğup yine memleketin ihtiyaçlarını karşılayacak, bir milletin yeniden doğuşunu simgelemektedir. Ekonominin temeli fabrikalardır. Fabrikaların bir ülkeye en önemli katkısı sanayileşmeyi artırdığı gibi ülkedeki işsizliği ortadan kaldırmaktadır. Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren Anadolu’nun her yerinde fabrikalar kurulmuştur.


Facebook-Nazilli Sümerbank

Sümerbank bünyesinde kurulan fabrikalar sadece üretmekle milli ekonomiyi kalkındırmakla kalmayıp bulunduğu bölgeyi de topyekun değiştirmiştir. Bir fabrikadan adeta koca bir şehir inşa edilmiştir. Sümerbank kapsamında bölgede okullar, hastaneler, kütüphaneler, Halkevleri, kültür sanat merkezleri ve spor sahaları kurulmuştur. Halk, ilk tiyatro ve konserle ilk kez Sümerbank sayesinde tanışmıştır. İlk kütüphaneler ve hastaneler Sümerbank önderliğinde kurulmuştur. Türkiye’nin ilk alttan ızgaralı futbol sahası da Sümerbank’ın katkılarıyla kurulmuştur. Fabrika bünyesinde kendine ait elektrik enerjisi ve su sistemlerine sahiptir. Halkın elektriğinin olmadığı zamanlarda fabrikadan halka elektrik verilmeye başlanmıştır. Sümerbank yalnızca ülkeyi sanayileştirmekle kalmamış halkın en küçük ihtiyacını dahi karşılamıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren halkı ucuz ve kaliteli bir şekilde giydirmiştir. 1930’lu yıllarda Sümerbank adı altında kurulan Yerli Mallar Pazarı, her gelir grubundan insana vadeli kumaşlar temin etmiştir. Böylece insanların üzerlerine giydiği kıyafetten, penceresine taktığı perdeden, yere serdiği halıya kadar hem üretti hem de sattı. 1980’li yıllara gelindiğinde Sümerbank’ın kurduğu ve işlettiği 41 fabrika, 468 mağaza ve 48 banka şubesi bulunmaktadır.

Sümerbank Adı Nereden Geliyor?

Dünyada eşi benzeri olmayan bu Sümerbank fabrikalarının isim babası kimdir? Kurulduğu günden itibaren iktisadi hayatı canlandırmış, devletin gelirlerini iki katına çıkarmıştır. Adeta yeni bir uygarlık doğmasına neden olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’nin Rönesans’ı gibiydi. Bir toplumun yeniden doğuşunu simgeleyen, bir Çınar Ağacı gibi dalları Anadolu’nun her bölgesini kaplayacak bir şekilde dağılmıştı. Ülkede iktisadi kalkınmayı tam olarak sağlayan sosyal bir fabrika örneğiydi Sümerbank. Tarihe Atatürk modeli olarak da geçen Sümerbank’ın ismini Gazi Mustafa Kemal Atatürk koymuştur. Peki, Sümerbank ismi neyi ifade ediyordu?

Mustafa Kemal Atatürk 1930’lu yıllardan sonra Türk tarihinin etnik kökenlerini araştırmaya önem vermiştir. Bu yüzden gerek Etiler gerekse Sümerlerle ilgili birçok kaynak okuduğu bilinmektedir. Bazı araştırmacılar Atatürk’ün Sümerbank adını, tarihin ilk uygarlığı olan Sümerlere atıfta bulunmak için koyduğunu ileri sürmüşlerdir. Sümerler, insanlık tarihini bütünüyle etkileyecek yeniliklere imza atmışlardır. İlk tekerliği, ilk çiviyazısını, ilk kanun, ilk vergi, ilk rasathane, ilk okul gibi birçok ilklere imza atan Sümerler, Mezopotamya’nın en gelişmiş uygarlarından birisi olmuştur. Aynı zamanda Sümer dilinin Türkçeye benzediğini okuyan Atatürk, bu medeniyetin tarihinden oldukça etkilenmiştir. Hem Sümerlerle Türkler arasında ilişki kurmak hem de bu devletin tarihine atıfta bulunmak amacıyla bu dönemde kurulan tesisler Sümerbank adı altında kurulmuştur.

Aydın Nazilli Basma Fabrikası

Aydın Nazilli Basma Fabrikası, Atatürk’ün hayali olan ve tüm Türkiye’ye yayılmasını istediği sosyal fabrika projesinin ilk uygulamasıdır. Türkiye’nin devlet eliyle kurduğu ilk basma fabrikasıdır. Tarihe ATATÜRK Modeli olarak da geçen bu Sümerbank Nazilli Basma Fabrikası sadece üretim yapılan bir fabrika değil aynı zamanda AR-GE çalışmalarının da yürütüldüğü bir laboratuvar ve her türlü eğitim verilen bir okul olmakla birlikte dünyada ilk sosyal fabrika örneğidir. Hastanesi, okulu, sineması, spor sahası, kültür sanat etkinliklerinin ve balolarının düzenlendiği hayatın içinden bir yaşam merkezi konumundaydı. Boks, golf, tenis, paten, basket ve futbol sahalarının; müzik odaları, kütüphaneler, halkevleri, biçki dikiş kurslarını da içerisine alan bir hayat okuluydu.

1935’de temeli atılan bu fabrika Sovyetlerden narenciye karşılığında satın alınmış, yapımı 18 ayda tamamlanarak 9 Ekim 1937’de açılmıştır. Nazilli Basma Fabrikası, dünyada eşi benzerine az rastlanılan bir sosyal fabrika niteliğine sahiptir. Fabrika kurulurken Sovyet modeli esas alınmasına rağmen genç Cumhuriyetin mühendisleri sayesinde kendine özgün sosyal ve kültürel bir yapıya sahiptir. Mustafa Kemal Atatürk’ün Her Fabrika bir Kaledir” sözüyle açtığı son fabrikadırNazilli Basma Fabrikası açıldığı günden itibaren balolar, partiler ve danslar düzenleyerek halkın bir araya gelmesini ve sosyalleşmesini sağlamıştır. Özellikle kadın ön plana çıkmıştır.

Fabrika 700 kişilik sinema salonuna sahiptir. Fabrika işçilerine, ustalarına ve halka haftanın belirli günlerinde film gösterileri düzenlenirdi. Sinema dışında fabrikanın düzenlediği tiyatro ve konserlerde mevcuttu. Fabrika çalışanları kendi aralarında müzik grubu kurarak halka konserler vermeye başlamıştı. Hamamı dahi vardı. Ardından Gıdı Gıdı adlı mini bir tren şehirde oturan fabrika işçilerini fabrikaya taşıyordu. Bu tren yalnızca işçilere değil uzaktan fabrikaya gelmek isteyen halkada açıktır. Aynı zamanda fabrikanın 15 günde yayımlanan Gıdı Gıdı Mizah dergisi de vardır. Sümer Halkevi adıyla kurulan halkevlerinde halkı bilinçlendirici konferanslar veriliyordu. Fabrikadaki ressam ve desinatörler sayesinde güzel sanatların gelişimine de katkıda bulunmuştur. Fabrika kendi elektriğini kendisi sağlıyor, bu elektrikten halkından faydalanmasını sağlıyordu. Fabrikalarda uzman personel, modern makine, tesisat ve kaliteli hammadde ile halkın bütçesine uygun yüksek standartta sağlam ve kaliteli ürünler üretilmekteydi.

Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası “Teknolojisi eskidi zarar ediyor” nedenlerine dayanarak 2002’de kapatıldı. Fabrika Adnan Menderes Üniversitesi’ne devredilerek Sümer Kampüsü olarak kullanılmaya başlandı. Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, Türkiye Cumhuriyeti’nin modernleşme sürecinde atılan en büyük atılımlardan bir tanesidir.

Bir Masalın Sonu: Sümerbank

“Bir masaldı Sümerbank. Lakin her masalın bir sonu olduğu gibi bu masalın da bir sonu vardı. Keşke bitmeseydi, keşke bugün halen daha var olabilseydi. Belki Türkiye’nin kaderi daha farklı olabilirdi.”

Bir bankadan daha fazlası, bir fabrikadan daha fazlasıydı Sümerbank. Hayatın içinden yaşamın bir parçasıydı. Toplumun bütün ihtiyaçlarını karşılayan sosyal fabrika uygulamasının ilk örneğidir. Atatürk’ün ölmeden önce bıraktığı en büyük ve en değerli miraslarından bir tanesidir. Fakat onun bu mirasını koruyamadık. Sümerbank, 11 Eylül 1987’de Kamu İktisadi Teşekküllerinin yayımladığı kanunla özelleştirilmesine karar verildi. Sümerbank’a bağlı diğer kamu kuruluşları da bu özelleştirme kapsamına alındı. Bir süre özel sektörde faaliyetlerine devam eden Sümerbank, 2002 yılında tamamen feshedildi. Koca bir devir alınan tek bir kararla kapatılmıştır. Venezuela bile bu Atatürk modeline sahip çıkmışken biz çıkamadık. Gazeteci Yazar Banu Avar, Venezuela gezisi sırasında karşılaştığı bir olayı anlatıyor:

“Bir rehber öncülüğünde Venezuela’da kenti daha iyi görebileceğimiz bir tepeye çıkarken yol kenarında Atatürk tabelasını görmüş, oldukça şaşırmıştım. Yanımdaki rehber kız heyecanlanarak: ‘şu fabrikayı görüyor musunuz? yanındakiler; sağlık ocağı, nikah salonu, okul ve onun arkasındaki bizim evdir’ dedi. Eee dememe kalmadı ve sözlerine devam etti: ‘Biz buna Atatürk Modeli diyoruz’ dedi.” 

Banu Avar’ın da dediği gibi gururlanmamak elde değil. Türkiye’den binlerce kilometre uzaklıkta olan bir ülkede Atatürk Modeli adında bir fabrika inşa edilmiş, duygulanmamak elde değil. Ama şu an Ne Nazilli Basma Fabrikası ne Kayseri Bez Fabrikası ne Bursa Merinos Fabrikası ne de Sümerbank’a ait diğer kuruluşlar kalmıştı. Eski bir kitap gibi tarihin tozlu raflarına kaldırılmıştı. Peki ya bu eski kitap, günümüzün teknolojisi ile yeniden yapılandırılsaydı, nasıl olurdu?

Sümerbank günümüzde olsaydı, Türkiye iktisadi alanda nasıl bir kalkınma sağlardı? Hiç düşündünüz mü? Eğer Sümerbank bugün yaşasaydı, Türkiye dünyanın en gelişmiş sanayisine sahip bir ülke olabilirdi. Mesela daha kaliteli ayakkabılara, kıyafetlere, halılara, porselen veya seramiklere sahip olabilirdik. Maalesef bugün üzerimize giydiğimiz elbiseden tutun da pencerelerimize taktığımız perdeye kadar hiçbir şeyde kalite kalmadı. Her şey pahalı fakat hiçbir şey de kalite yok.

KAYNAKÇA

  • DEMİRER, Mehmet Arif, “Sanayi Teşvik Kanunu” Atatürk Ansiklopedisi
  • ERDAL, İbrahim, “Sümerbank” Atatürk Ansiklopedisi
  • EROĞLU, Nadir, “Atatürk Dönemi İktisat Politikaları(1923-1938)” Marmara Üniversitesi İ.İ.B.F. Dergisi, Yıl 2007, Cilt XXIII, Sayı 2
  • KİPER, Mahmut, “Cumhuriyetin İlk Yıllarında Sanayi Politikaları ve Sümerbank” Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Metalurji Mühendisleri Odası
  • KOÇ, Ceyhan, “İzmir İktisat Kongresi’nin Türk Ekonomisinin Oluşumuna Etkileri” Atatürk Dergisi, Şubat 2010, Cilt 3, Sayı 1
  • POLATOĞLU, Mehmet Gökhan, “Türkiye’nin Kalkınmasında  Sümerbank ve Etkinliği(1933-1984)” Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Güz 2021, Sayı 104, S: 261-306
  • SEMİZ, Yaşar-Güngör Toplu, “Cumhuriyet Döneminde Devlet Tarafından Kurulan İlk Sanayi Kuruluşu Kayseri Sümerbank Bez Fabrikası” SUTAD, Nisan 2019;(45):29-59
  • Editör: Ahmet Şimşek, Modern Türkiye Tarihi, Pegem Akademi, Ankara-2019

Kapak Görseli: Pinterest.com


Kaynak/Alıntı:https://www.soylentidergi.com/cumhuriyetin-kurulusu-ardindan-ekonomik-alanda-yenilikler-sumerbank/


20251020

🎞️🗣️🎙️Köy Enstitüleri 🇹🇷Türkiye'ye ne kazandırdı? Neden kapandı? | Prof. Dr. Hakkı Uyar anlattı

 

Prof. Dr. Hakkı Uyar:

''.... Köy Enstitüleri yakın dönem Türkiye tarihinin bence en önemli hatta dünya tarihi açısından da bakarsak en önemli eğitim kurumlarından bir tanesi. Birinci ayağı, üretim meselesi köylüyü üretime döndürebilmek. Üretim...  modern çağdaş bir üretim yapabilmesini, modern tarım tekniklerini öğrenebilmesine imkan sağlamak için kurulan kurumlardan bir tanesi. Ama  topyekün modernleşme hareketinin cumhuriyetinin ya da çağdaşlaşma hareketinin bir parçası...''


🎞️🗣️🎙️"🇹🇷Köy Enstitülerini CHP Kapattı" | İlber Ortaylı 

20250914

📰 Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde Cumhuriyetimiz 15 yılda neler başarmış...


 Çocuklar için büyük çalışmalar ve girişimler gerçekleştirilmiştir. Kurumlar kurulmuş, devletin bütün imkanları seferber edilmiştir. Bu sorun Cumhuriyetle başgösteren bir sorun değildir. Ama Cumhuriyet bu kimsesiz çocukların her şeyi olmuştur.




Atatürk döneminin getirdikleri










20250304

Atatürk ve Üreten Çiftçi

"Atatürk, Dinlenmek İçin Gittiği İstanbul’daki Florya Köşkünden, Yanında Yalnızca Şoförü ile Küçükçekmece’ye doğru giderken Tarlasında Sabanla Çift Süren Bir Çiftçi Görür. Çiftçinin Sabanında Koşulu Olan Öküzün Yanında, Koşulu Bir de Merkep Vardır. Şoförüne;

— Arabayı Durdur, Der.

Arabadan İner. Tarlaya Doğru yürür. Çiftçi Kendisine Doğru Geleni Görmüştür. Sabanında Koşulu Olan Öküzü ve Merkebi Durdurur. Atatürk, Yanına Gelince,

— Kolay Gelsin Ağa, der.

— Sağolasın Bey! Hoşgeldin. 

— Hoşbulduk Ağa. Yoldan Geçerken Dikkatimi Çekti. Öküzün Yanına Merkep Koşmuşsun. Hiç Öküzün Yanına Merkep Koşulur mu? Bunlar Denk Değil.

Köylünün Canı Sıkkındır. Biraz da Alınmıştır. Bezgin Bir Ses Tonuyla, 

— Merkeple Öküzün Yan Yana Koşulmayacağını Bilmiyom mu Sanıyon Bey. Sen Bunu Bana mı Söylüyon? 

— Kime Söylemeliyim Ağa? 

— Sen Bunu Git Vergi Memuruna Söyle. 

— Vergi Memuruna mı? 

— He ya! Bu Sene Ürünüm Kıt Oldu. Vergi Borcumu Ödeyemedim. Dört Gün Önce Vergi Memurları Öküzün Eşini “Vergi Borcunu Karşılar” Diyerek Alıp götürdüler. Sattılar. Benim Öküzün Eşi Sizin Gibi Beylerin Sofrasına Et, Sucuk Oldu Bey. 

Atatürk, Çok Sinirlenmiştir. Alışkanlığı Gereği Kızdığı Zaman Kaşlarını Çatmaktadır. Onun Bu Halini Gören Köylü, 

— Bana Niye Kaş Çatıyon Bey. Yalan Söylediğimi mi Sanıyon? Sana Ne Söylediysem Hepsi Doğru. Ben Küçükçekmece Köyündenim. Muhtara Sor İstersen. 

Atatürk, 

— Neden Kaymakam Bey’e Gidip Durumu Anlatmadın Ağa? 

— Gittim Bey. 

Köylü Duraksamıştır. Bunu Anlayan Atatürk, Devam Eder. 

— Kaymakam ne dedi? 

— Git borcunu öde, dedi. 

— Sen de Vali Bey’in yanına gitseydin. 

Köylü Atatürk’ü bir müddet süzer. Atatürk, konuşmadan dinlemektedir. Köylü konuşmaya devam eder. 

— Sen hiç Vali’nin yanına gitmemişsin bey. Halından belli oluyor. 

— Halimden belli mi oluyor? 

— He ya! Hem gitseydin bilirdin. 

— Neyi bilirdim? 

— Kapıdaki Jandırmaların adamı içeri koymadığını, bey. 

Atatürk, 

— Başvekil İsmet Paşa’ya telgraf çekip, durumunu niye izah etmedin?, diye sorar. 

Köylü gülümseyerek, 

— İnsanı güldürme bey. Başvekilin kulağı sağır, duymaz diyola, der. 

Atatürk, kızmıştır. 

— Peki! Gazi Paşa’ya niye telgraf çekmedin?,diye sorar. 

— O’nunda bir gözü kör, görmez diyola. Hem, sen zenginsin. Tomofilin bile var. Bunları heç duymadın mı? 

Atatürk, cüzdanından elli lira çıkarır. 

— Bunu kabul et ağa. ĎÖküzün yanına bir eş alırsın, der. 

Elleri titreyen köylünün, elini sıkar. Yanından ayrılır. Hızlı adımlarla arabasına doğru yürür. Florya köşküne döner. Başbakan İsmet Paşa’ya şu telgrafı çeker. 

—“ Derhal Heyeti Vekileyi (Bakanlar Kurulu’nu) topla, İstanbul’a gel.” 

Başbakan başkanlığında Bakanlar Kurulu Florya köşküne gelirler. Atatürk, şoförünü köylüyü alıp gelmesi için yollamıştır. Arabanın içinde sıra sıra dizilmiş Jandarmaların arasından Florya Köşküne gelen köylü “Eyvah ben ne yaptım” diye için için dövünmektedir. Kendisini kapıda karşılayan şık giyimli bir beyefendi nazik bir sesle “ beni takip edin efendim” deyince içi biraz ferahlasa da çok korkmuştur. Adamı takip ederek büyük bir toplantı salonuna girerler. Salon kalabalıktır. Ortada büyük bir masa, etrafında sandalyelere oturmuş şık giyimli insanlar ile ayakta duran iki kişi daha vardır. Gözleri karamış, ayakları bedenini taşımakta zorlanmaktadır. Heyecandan kalbi fırlayacak gibidir. Tanıdık bir ses duyar. 

— Hoşgeldin ağa. Gel yerin burada. 

Diyen Atatürk, sağ tarafında, yanında ayırdığı boş sandalyeyi eliyle işaret etmektedir. Köylü, zorlanarak yürür ve yığılırcasına sandalyeye oturur. Durumunu anlayan Atatürk, 

— Sakin ol ağa. Korkacak hiç bir şey yok.

— Sağol bey! Sağol. 

Köylünün soluklanmasını ve rahatlamasını bekleyen Atatürk, bir müddet sonra,

— Seni buraya niye çağırdım biliyor musun ağa? 

— Hayır bey, bilmiyom. 

— Dün bana anlattıklarını, bu gün burada anlatmanı istiyorum. Ama; bir tek kelimesini dahi atlamadan, eksiksiz olarak anlatmanı istiyorum. Haydi başla, seni dinliyoruz. 

Köylü başından geçenleri bir bir anlatır. Daha önce söylediklerinin eksik olanlarını Atatürk, tamamlar. Köylünün konuşması bitince Atatürk, masada oturanları tek tek tanıtır. Kendisinin de Gazi olduğunu söyler. Sonra ayağa kalkar. Elini masaya sertçe vurarak, öfkeli bir sesle; 

— Beyler, ben çiftçinin koşumluk hayvanını sattıran kanun istemiyorum. Ben çiftçinin tohumluk buğdayını sattıran kanun istemiyorum. Ben çiftçinin tarım aletini, sağımlık hayvanını sattıran kanun istemiyorum. Ankara’ya dönecek ve bu işi hemen halledeceksiniz. 

Bu olaydan sonra aşağıdaki kanun bir gecede hazırlanıp yasalaştırılmıştır. 

İcra İflas Kanunu Madde 82/4.: Borçlu çiftçi ise, kendisinin ve ailesinin geçimi için zorunlu olan arazi ve çift hayvanları ve nakil vasıtaları ve diğer teferruatı ve tarım aletleri haczedilemez..."

20221031

🎞🇹🇷🚗 Milli akıllı cihaz Togg banttan indi -Togg'un sıra dışı özellikleri


🎞 Milli akıllı cihaz Togg banttan indi - Teknoloji Bülteni -
30 Ekim 2022 - İnci Erdoğan
 


🎞 Togg'un sıra dışı özellikleri
Türkiye'nin milli otomobili Togg, İleri teknolojik özelliklerle donatıldı, çok sayıda aşamadan geçti. Sıfırın altında 40 derece dahil her türlü iklim şartında denendi. Togg'un 30 dakikada şarj edilebilmesi ve tek şarj ile 500 kilometre yol alması hedefleniyor. 2030'a kadar tek platformdan 5 farklı model üretimiyle toplam 1 milyon adet araç üretilmesi planlanırken araçlarda kullanılacak renk ve isimler de belli oldu. 
 


 Liderler Togg fabrikasının açılışında bir araya geldi 
Togg'un seri üretime geçeceği Gemlik Kampüsü açılışı gerçekleşti. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yaptığı konuşma sonra törene davet edilen liderlerle birlikte, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'ın okuttuğu dua eşliğinde fabrikanın açılışı gerçekleştirildi.

 


Doğu Perinçek'in Nevşin Mengü'ye dua yanıtına destek yağdı

TOGG'un üretim tesisi 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıldı. Açılış törenine katılan siyasi liderler arasında yer alan Doğu Perinçek de kürsüye davet edildi. Tören, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'ın duasıyla sona erdi.

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'in törende yapılan duaya katılması Gazeteci Nevşin Mengü'yü rahatsız etti.

Nevşin Mengü sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Perinçek'in dua ettiği kareyi paylaşarak “Perinçek’e bunu eden hayat sana bana ne etmez” yazdı.


PERİNÇEK’TEN TEK FOTOĞRAF İLE ANLAMLI CEVAP

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek Mengü’ye tek bir fotoğraf ile yanıt verdi. Perinçek, Mengü’nün paylaşımını alıntılayarak, Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışında dua eden fotoğrafı ile cevap verdi.

İŞTE O DESTEK PAYLAŞIMLARIMDAN BAZILARI

 -“Ülkemizin, Devletimizin, ulusumuzun milli menfaatlerinde birlik içinde olmak gerekir. Olması gereken budur.”

 -“Doğu bey sizi ayrı tebrik ediyorum, her konuda Devlet ve Hükümet kavramını karıştırmayarak, doğru kararları veriyorsunuz. Yine Cumhurbaşkanlığına aday olmanız imza toplamanız gerekirse ben sizin için imza vereceğim”

 -“Doğu Perinçek yeri geldiğinde eleştiriyor ama fayda verecek bir olayda hep destek veriyor. Muhalif olmak haklının yanında yanlışın karşısında durmaktır. Bu arada Nevşin Mengü’ye harika kapak olmuş.”

 -“Tek bir fotoğrafla yanıt. Yine çok şıksınız Sayın Perinçek.”

 -“Biz çocukken bu fotoğraf dedemlerin evinde vardı. Çok güzel cevap olmuş.”



20200505

🎞 Ziraat Marşı

Aydınlık Gazetesi- 5 Mayıs 2020


Sanatçılardan Ziraat Marşı'yla üretim çağrısı | Cihat Aşkın | Burak Bilgili 

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nda Türkiye'yi 100. Yıl Marşı ile buluşturan keman virtüözü Cihat Aşkın ve opera sanatçısı Burak Bilgili, bu kez de Köy Enstitüleri'nin Zirat Marşı'nı seslendirdiler. Projede, Aşkın ve Bilgili'ye ek olarak Ozan Sarı, Mesut Caşka, Cihat Aşkın Filarmoni Orkestrası ve Genç Opera Sanatçıları yer aldı. Cumhuriyet'in büyük aydınlanma, sanat ve üretim atağı, köylüyü milletin efendisi yapan Köy Enstitüleri'ni selamlayan sanatçılar, Ziraat Marşı'nı 'Yaşasın ziraat, yaşasın üretim'' sloganıyla sundular. Sanatçılarımızın bu projesi, Türk sanatçısının, aydınının memleketine, milletine olan sorumluluğunu da bir kez daha vurgularken, salgın sonrasında Türkiye'nin çıkış yolunun üretimde olduğunun da altını çizdi. Türkiye'ye sırtını dönen, Türk milletini küçümseyen, neoliberal ve post-modern dayatmalara karşı, köylüden sanatçı yaratan Köy Enstitülerini vurgulayan sanatçılar, Türk milletine güven ve azim aşıladılar.
 

20200423

✍️🇹🇷 Millî Egemenlik projesi olarak Köy Enstitüleri


Merhaba Kamuculuk-23: Millî Egemenlik projesi olarak Köy Enstitüleri
Doğu Perinçek
16 Nisan 19:00

Köy Enstitüleri, 80 yıl önce 17 Nisan 1940 tarihinde çıkarılan yasayla kuruldu. Kökleri Tük Deviminin içindedir.

Atatürk, 1 Mart 1922 günü Meclisin Üçüncü Toplantı Yılını açarken söylemişti o sözü: 

“Türkiya’nın hakiki sahibi ve efendisi kimdir? (köylüler sesleri.) Bunun cevabını derhal birlikte verelim: Türkiya’nın hakiki sahibi ve efendisi, hakiki üretici olan köylüdür. (Şiddetli ve sürekli alkışlar.)” O halde, herkesten daha çok refah, saadet ve servete müstahak ve lâyık olan köylüdür. (Sürekli alkışlar) Dolayısıyla, Türkiya Büyük Millet Meclisi Hükümetinin iktisadî siyaseti bu aslî gayeyi elde etmeye yöneliktir. Efendiler; diyebilirim ki, bugünkü felâket ve sefaletin yegâne sebebi, bu hakikatin gafili bulunmuş olmamızdır. 

“Tunalı Hilmi B. (Bolu): Allaha çok hamdederim ki, bu sözleri işitiyorum.

“Mustafa Kemal Paşa (Devamla): “Hakikaten, yedi asırdan beri cihanın muhtelif taraflarına sevk ederek kanlarını akıttığımız, kemiklerini topraklarında bıraktığımız ve yedi asırdan beri emeklerini ellerinden alıp israf eylediğimiz ve buna karşılık daima hakaret ve aşağılama ile mukabele ettiğimiz ve bunca fedakârlık ve ihsanlarına karşı nankörlük, küstahlık, cabbarlıkla uşak menzilesine indirmek istediğimiz bu aslî sahibin huzurunda büyük bir hicap ve ihtiramla hakiki vaziyetimizi alalım. (Şiddetli alkışlar)”1

TÜRK KÖYLÜ İHTİLALİ

Atatürk, Meclis kürsüsünden bir anlamda Devrimin temel programını açıklıyordu. O zaman köylü, Türkiye nüfusunun yüzde 85’i idi. Emekçilerin nerdeyse hepsi ve halkın büyük çoğunluğu çiftçi idi. 

Atatürk, köylüyü efendi ilan ederken, yalnız bir iktisat programı değil, bir iktidar programı açıklıyordu. O gün halk iktidarı, köylünün iktidarı demekti. Kemalist Devrim, Mazlum Milletlerin bütün demokratik devrimleri gibi özünde bir köylü devrimiydi. Devrim'in önde gelen yönetici ve düşünürlerinden Mahmut Esat Bozkurt’un vurguladığı üzere, "Türk İhtilali'ne ‘Türk Köylü İhtilali’ demek haksız bir değerlendirme olmaz.”2 Yine Bozkurt, Kemalist Devrim'le kurulan Cumhuriyetin temel görevinin köylü meselesini halletmek olduğunu kesin bir dille ortaya koyar:

"Türkiye'de köylü meselesi, son büyük ihtilalden doğan yeni devlet sistemlerimizin bir direk, bir temel meselesidir."3 

KÖYLÜ HÜKÜMETİ

İsmet İnönü, 1930 yılında Sivas'ta, "Anadolu'nun ortasında kurulmuş bir köylü hükümetiyiz" saptamasıyla Kemalist hükümetin kimliğini açıklar.4

Köy Enstitüleri üzerine 80 yıldır yazılanları toplarsak koskoca bir kitaplık eder. Dünyadaki etkileri de çok geniş ve güçlüdür. 

Yazılanlar, Köy Enstitülerini bir Eğitim Projesi, Üretim ve İktisat Projesi, Kalkınma Projesi, Köylüyü Aydınlatma Projesi, Devrimi Güvenceye Kavuşturma Projesi, Laiklik Projesi, Çağdaşlaşma Projesi, Kadın-Erkek Eşitliği Projesi olarak işlemişlerdir. Bunların hepsi doğrudur. Ama hepsinden önemlisi, Köy Enstitüleri bir İktidar Projesi, bir Hükümet Projesi idi. Sınıfsal olarak, buna bir Emekçi İktidarı Projesi diyebiliriz. Köylü memleketin efendisi kılınacaktı. 

Atatürk’ün 1922 yılında dile getirdiği gibi “Türkiye’nin hakiki sahibi ve efendisi” olmak, hükümet olmak demekti. Millî Demokratik Devrimin Programı buydu. Ancak bu programın lafta kalmaması için, köylüyü ülke yönetiminde söz sahibi kılacak birikim ve yeteneğe kavuşturmak gerekirdi. 

Köy Enstitüleri, 17 bin mezun verdi, köy çocuklarından köy öğretmeni yetiştirdi. Ama daha önemlisi, köy çocuklarından Devrimci yetiştirdi. Köy Enstitülüler, yalnız köylerde değil, Türkiye’nin bütününde halk yönetiminin öncüleri olarak görev yaptılar. Kendileriyle birlikte köylüyü iktidar sahibi yapmak için uğraştılar. Çok kısa zamanda yaptıkları iş gerçekten büyüktür.

MİLLÎ EGEMENLİĞİN ÖNCÜLERİNİ YETİŞTİRMEK

Türkiye’ye millî irade ve millî egemenlik kavramlarını, Türk Devrimi getirmiştir. 1876 Birinci Meşrutiyetinde henüz bu kavram yoktu, ancak köklerini oralara kadar uzatabiliriz. 1908 Hürriyet Devrimi Millî Egemenlik yolunda önemli bir atılımdır. Ancak kavramın gerçek anlamıyla tarih sahnesine çıkması, 23 Nisan 1920’ye giden süreçtir. 

1914 yılında başlayan Kurtuluş Savaşımızın temel gücü köylü idi. Milletimiz de büyük çoğunluğuyla köylüden oluşuyordu. Millî Egemenlik, köylü olan milletin egemenliği idi. Cumhuriyet, Millî Egemenliğin hayata geçmesi yönünde devrimci uygulamalarda bulundu. Ekonominin esas olarak tarıma dayanması, Aşarın kaldırılması, topraksız ve yoksul köylüye toprak dağıtılması, 1935 yılında toplanan CHP 4. Büyük Kurultayında Toprak Reformunun Parti Programına alınması, Devrim Kanunları; bütün bunlar, Millî Egemenliğin ekonomik ve toplumsal temelini oluşturmak içindi. Bu yönde çok önemli bir girişim ise, Köy Enstitüleridir. Millî Egemenliğin öncülerini ya da aydınlarını yetiştirmenin başka bir yolu yoktu. 

İlginçtir, Türkiye siyasetinde Köy Enstitülerine karşı çıkanlar, aynı zamanda millî iadeyi ve millî egemenliği savunmuşlardır. Oysa Millî İradeyi hakim kılmak, Millî Egemenliğin gerçek efendisini iktidar sahibi kılmak için, Köy Enstitüleri olağanüstü bir tasarım ve uygulama olmuştur.

***

[1] Atatürk’ün Bütün Eserleri, c.12, s.279 vd.

[2] Mahmut Esat Bozkurt, “Türk Köylü ve İşçilerinin Hakları”, Toplu Eserler, Yayına hazırlayan: Şaduman Halıcı, c. III, s.188 ve s.190.

[3] Mahmut Esat Bozkurt, “Öz Türk Köylüleri”, Anadolu Dergisi, İkinci Teşrin (Kasım) 1932, s.1-2. Toplu Eserler, C. III, s.82

[4] “Türk Ziraat Tarihine Bir Bakış”, İstanbul 1938, s.277


Alıntı/ Kaynak: https://aydinlik.com.tr/merhaba-kamuculuk-23-mill%C3%AE-egemenlik-projesi-olarak-koy-enstituleri-205704#1

20200419

🎞 'Köy Enstitülerinin 80. Kuruluş Yıldönümü' - Köy Enstitülerine Kadın katılımı



Köy Enstitüleri- Yeni Ufuklar- 19 Nisan 2020-
Prof. Dr. Güler Yalçın- Şule Perinçek

Ulusal Kanal

-''Köy Enstitüleri Aydınlanma Ocaklarıydı''

Atatürk döneminde Portakal ile Sanayi Devleti olmak ve Üretim Devrimi

Mustafa Kemal Atatürk Mersin'de bir narenciye bahçesinde portakal yerken. 
19 Kasım 1937
- PORTAKAL İLE SANAYİ DEVLETİ OLDUK
- FABRİKALAR KURULDU TEK KURUŞ ÖDEMEDİK
- KARŞILIĞINDA PORTAKAL VERDİK
- PORTAKAL ÜLKENİN GELECEĞİNİ DEĞİŞTİRDİ


Atatürk’ün elinde tuttuğu portakallar, 1930’lu yıllarda İtalya’dan getirildi ve Mersin Antalya ve Ege’nin bazı bölgelerinde aşılandı. 

İskenderun Demir Çelik fabrikası, Nazilli Basma fabrikası, Kayseri Sümerbank tekstil fabrikası, Şişecam fabrikası, Aliağa rafinerisi ve daha birçok fabrika Ruslar tarafından yapıldı ve ödemesi portakalla yapıldı.

PORTAKAL İLE SANAYİ DEVLETİ OLDUK
Türk sanayisinin omurgasını oluşturan bu tesisler sayesinde, hem on binlerce insan iş sahibi oldu, hem de Türkiye milyarlarca dolarlık ithalattan kurtuldu. En önemlisi dışarıya bağımlılığı azaltıldı. Aynı yıllarda çay bitkisinin Rize’ye getirtilip ekilmesi gibi. 1927’de çıkartılan yasayla; “fındık fidesinin” ihracatının yasaklanıp, Ordu ve Giresun’un fındık yetiştiren il olarak kabul edilmesi ve devamında fındık kongresinin toplanması gibi.

TÜRK TEKSTİLİNİN BAŞLANGICI: SÜMERBANK FABRİKASI
Tekstil hayatımızın başlangıcı kabul edilen Nazilli Sümerbank fabrikası, 1937'de Atatürk tarafından açıldı. Burada 2 bin 500 kişi çalışıyordu. İşçilere balo düzenleniyordu, danslar ediliyordu. 

700 kişilik sinema salonu vardı, tiyatro salonu vardı, haftada altı gün film gösteriliyordu. İşçilerin tiyatro kulübü vardı, müzik grubu vardı, korosu vardı, fabrikanın radyosu vardı, fabrikada piyano vardı. Resim-heykel sergileri açılıyordu, bahçesinde havuz, havuzun içinde bronz kadın heykeli vardı. Spor kulübü vardı.

TÜRKİYE’NİN İLK ALTTAN IZGARALI FUTBOL SAHASI
Türkiye'nin ilk alttan ızgaralı futbol sahası oradaydı, basketbol-voleybol sahası vardı, güreş minderi, boks ringi, tenis kortu vardı, paten pisti vardı, bisiklet parkuru vardı. Ameliyathaneli, laboratuvarlı, 40 yataklı hastanesi vardı, eczanesi vardı. İlkokulu vardı, kadın işçilerin bebekleri için kreş vardı, yıl 1937.

FABRİKA ÜLKENİN GELECEĞİNİ DEĞİŞTİRDİ
Giyecek kooperatifi vardı, fırını vardı. İşçileri şehirden fabrikaya getirip götürmesi için mini treni vardı. Kendi enerjisini kendi üretiyordu, santrali vardı, Nazilli'ye elektrik veriyordu. Fabrika bünyesinde, Nazilli halkına, özellikle genç kızların meslek edinmesi için ücretsiz kurslar düzenleniyordu, okuma yazma kursu veriliyordu. 
Çevre köylere sağlık personeli gönderiliyordu, hastalar tedavi ediliyor, ücretsiz ilaç veriliyordu, bölgedeki sıtma salgını, fabrikanın sağlık ekibi tarafından kurutuldu. İşçilerin 264 dairelik, bin kişilik lojmanı vardı. Hamam vardı, Nazilli halkına da açıktı. Altı ayda bir yöre halkına ücretsiz basma dağıtılıyordu. Ve bunlar hepsi tek bir kuruş ödenmeden yapıldı, o da portakal karşılığında.

Alıntı: sosyal medya

20200415

🎞 Mustafa Kemal'in Tekalif-i Milliye Emirleri - Üretim Devrimi



Çıkış Yolu- 07 Nisan 2020- 
Dr. Doğu Perinçek- Sinan Sungur
-Ulusal Kanal

📌 Mustafa Kemal'in Tekalif-i Milliye Emirleri 
📌 Atatürk'ün ilan ettiği emirler bugün ne ifade ediyor?
📌 Tekalif-i Milliye Politikası
📌 Dr. Doğu Perinçek 2018 yılında çağrı yapmıştı
🗣💬 ''Türkiye'nin manevi birikimi eşsizdir.''
📌 'Üretim Devrimi'
📌 Milli Direnme Ekonomisi Programı
📌 Kamuculuk el koymak mı, planlamak mı?
📌 Üretimin devamı nasıl sağlanacak?
📌 'Atıl İşletmeleri Değerlendirme Programı
🗣💬''Ekmek teknesini korumak için kamulaştırma gerekli''
🗣💬''İnternett ekmek pişirilebilir misiniz?''
📌 Sokağa çıkma yasağı gerekli mi?
🗣💬''Öncelikle Gıda Güvenliği' ve 'Üretimin Sürekliliği' olmalı''
📌 Para basma tartışması
🗣💬''Paranın üzerindeki resim değişecek''
📌 Milli Direnme Ekonomisi Programı
🗣💬''Devlet yöneticileri millet ile kader birliği etmeli''
🗣💬''İşsizliği azaltalım. Üretim Seferberliği yapalım.''
📌 Milli Propaganda Ağı'nın önemi




20200330

🎞 Üretim neden çok önemli?

20200104

Türkiye'nin milli otomobili TOGG arkasındaki bazı mühendisler


TOGG arkasındaki bazı mühendisler

  • Metin Sancar
  • Can Baran
  • Ömer Emre Uylukçuoğlu
  • Didem Akkuş
  • Umur Akıncı

METİN SANCAR KİMDİR?

Aslında biz onu Nobel ödüllü Türk bilim insanı Aziz Sancar'ın yeğeni olduğunda fark ettik. Fakat TOGG'un Ar-Ge Direktörü Metin Sancar, 21 yıl boyunca Aselsan'ın Hava ve Deniz Programları Direktörü olarak çalıştı. Daha sonra TUSAŞ'a geçerek burada TAI'nin milli helikopter projesinin başında yer aldı. 2017'de TAI'den ayrılan Sancar, 2 yıla yakın bir süredir TOGG'da Ar-Ge operasyonlarının başında bulunuyor.

CAN BARAN KİMDİR?

Can Baran aslında perde arkasında kalmaması gereken isimlerden biri. Çünkü bugün artık elektrikli otomobil pazarında rekabetin ölümcül hale geldiği batarya teknolojileri konusunda yerli otomobili 500 km'den uzun menzile taşıyabilecek projelerin içinde Can Baran da yer alıyor. Stanford Üniversitesi'nde Elektrik Mühendisliği lisans eğitimi alan Can Baran, aynı üniversitede Sivil&Çevre Mühendisliği alanında mastırını yaptı. Öğrenim hayatının tamamlanmasının hemen ardından ilginç bir şekilde kariyerine Alternatifbank'ta FX stajı yaparak başlayan Baran, çok geçmeden Stanford'da kendi mesleğiyle ilgili akademik kariyerine başladı. 2009'a kadar burada asistanlık yapan Baran, 2009 yılının temmuz ayında ise Tesla'ya Yazılım Mühendisi olarak başladı. 3 yıl 9 ay Tesla'da batarya konusunda çalışan Can Baran, 2015 yılının Ağustos ayında Faraday Future'ın Kıdemli Veri Sistemleri Mühendisi olarak göreve başladı. Ottoo'da COO, olarak çalışan Can Baran 4 aydır TOGG ekibinde Batarya Sistemleri Uzmanı olarak görev yapıyor.

DİDEM AKKUŞ KİMDİR?

Yerli otomobilin batarya sistemlerinde çalışan bir diğer isim de Didem Akkuş. HACETTEPE Üniversitesi'nde Otomotiv Mühendisliği bölümünden lisans derecesi alan Akkuş, İTÜ'den Makine Mühendisliği yüksek lisansı, Braunschweig Teknik Üniversitesi'nden Makine Mühendisliği yüksek lisansı ve İstanbul Üniversitesi'nden İşletme Yönetimi Doktora dereceleri elde etti. İlk stajını Mercedes-Benz'de, ikinci stajını TAI'de yapan Akkuş, Ford Otosan'da Üretim Planlama Mühendisi olarak çalıştı. TOGG'daki görevine başlamadan önce ise Akkuş, Mercedes-Benz Türkiye'de 4 yıldır Ar-Ge Mühendisi olarak çalışıyordu.
EVT S1 in batarya ve proje mimarıdır.

ÖMER EMRE UYLUKÇUOĞLU

Projenin Mekanik Sistemler bölümünde görev alan önemli isimlerden biri Ömer Emre Uylukçuoğlu. Kocaeli Üniversitesi'nde Makine Mühendisliği okuyan Uylukçuoğlu, İTÜ'den Enerji Yönetimi ve Sistem Teknolojileri mastırı, Koç Üniversitesi'nde ise MBA yaptı. ESCON'da Enerji Tasarrufu Danışmanı olarak mesleğe başlayan Uylukçuoğlu, Ford Motor'da Üretim Mühendisi, sistem tasarımlarından sorumlu mühendis olarak 6.5 yıl geçirdi. En son Hexagon Studios'da Mekanik Sistemler Takım Lideri olarak çalışan Uylukçuoğlu 2 aydır TOGG'da.

UMUR AKINCI KİMDİR?

TOGG ekibi içerisinde yer alan Aselsan kökenli bir diğer isim Umur Akıncı. Ankara Atatürk Anadolu Lisesi mezunu olan Akıncı, lisans eğitimini ODTÜ'de, yüksek lisansını ise yine ODTÜ'de Elektrik Elektronik Mühendisliği dalında yaptı. 23 yıla yakın bir süre boyunca Aselsan'da Kıdemli Tasarım Mühendisi, Havacılık Elektronik Sistemleri Yazılım Tasarımı Müdürü, Havacılık Elektronik Sistemleri Tasarım Direktörü olarak görev yaptı. Akıncı yaklaşık iki aydır TOGG ekibi içerisinde Elektrik Elektronik Sistemleri operasyonlarında çalışıyor.

-Tolga Özşener

En Çok Okunanlardan...