Blog Listem

arkeolojik kazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
arkeolojik kazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20260717

📰 Aydın'da 2 bin yıllık olimpik yüzme havuzu keşfedildi.

 

Aydın'da 2 bin yıllık olimpik yüzme havuzu keşfedildi.

300 kişilik havuzun, profesyonel sporcuların yetiştirildiği bir eğitim kompleksinin parçası olduğu değerlendiriliyor.



Aydın'da Büyüleyen Keşif: 2 Bin Yıllık 'Olimpik' Havuz Gün Yüzüne Çıktı
Aydın’daki Tralleis Antik Kenti’nde yürütülen kazı çalışmalarında, Antik Çağ'ın spor standartlarını değiştirecek nitelikte 2 bin yıllık devasa bir yüzme havuzu keşfedildi. Gün yüzüne çıkarılan 300 kişi kapasiteli bu 'olimpik' soğuk su havuzu, o dönem geleceğin profesyonel sporcularını yetiştiren elit bir eğitim kompleksinin parçası olarak kullanılıyordu.
16 Temmuz 2026

Aydın'ın Efeler ilçesinde şehir merkezine 3 kilometre mesafede yer alan 2 bin yıllık geçmişe sahip Tralleis Antik Kenti'ndeki kazılar, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Çekilmez başkanlığında yürütülüyor.

Zeytin ağaçlarının arasından yükselen antik kentteki kazılar, 40 bin metrekarelik hamam kompleksinde devam ediyor.

300 KİŞİLİK YÜZME HAVUZU

Prof. Dr. Murat Çekilmez, çalışmaların Kültür ve Turizm Bakanlığının "Geleceğe Miras" projesi kapsamında sürdüğünü bildirdi.

Kentin yüzme havuzunda geçen yıl başlayan kazıları bitirdiklerini anlatan Çekilmez, 
"Yaptığımız kazılarda 37 metre uzunluğunda, 12 metre genişliğinde soğuk su yüzme havuzunu ortaya çıkardık. Antik Çağ'da bu soğuk su yüzme havuzları özellikle hamam komplekslerinin orta kısmında kullanılıyor. Tralleis'teki örnek yaklaşık 300 kişilik bir yüzme havuzu” 
diye konuştu.

ANTİK ÇAĞ’IN SPOR AKADEMİSİ

Çekilmez, özellikle sıcak yaz aylarında hamama gelen kişilerin havuzu serinlemek için kullandıklarını düşündüklerini anlatarak, yapının arkasında bir gymnasium (çok amaçlı eğitim kompleksi) olduğu için burada eğitim alan çocukların da yüzme havuzunu kullandığını tahmin ettiklerini söyledi.

Havuzun çevredeki antik kentlerdeki havuzlardan biraz daha büyük olduğuna dikkati çeken Çekilmez, şöyle devam etti:

"Bir günde 3-5 bin kişinin hamam-gymnasium kompleksini kullandığını düşünüyoruz. Burada eğitim alan çocukların profesyonel sporcu olmaları bekleniyordu. Yüzme de onlar için çok önemli olduğu için mutlaka her çocuk yüzmeyi öğreniyordu bu havuzlarda. Antik Çağ için olimpik sayılabilecek büyüklükte, burada sporcular yetiştirildiği için. Buradaki sporcular diğer kentlerdeki yarışmalara da katılıyor. O nedenle havuzun belirli ölçülerde olması gerekiyordu. Derinliğine baktığımızda Antik Çağ havuz standardı 1,5 metre, burada da 1,5 metre derinliğinde bir havuz görüyoruz."

56 KİLOMETRELİK HAT VE KUSURSUZ KANALİZASYON SİSTEMİ

Yapının üstünün Antik Çağ'da da açık olduğunu anlatan Çekilmez, 
Burada kaynak su kullanılıyordu. Yaklaşık 56 kilometre uzunluğunda bir su sistemimiz var. Kentin kuzeyindeki dağlardan buraya ulaşıyordu. Yaptığımız kazılarda özellikle suyun hızlı boşaltılmasıyla ilgili kanalizasyon sistemine de rastladık. Yani hızlı bir şekilde dolduruluyor ve kirlendiği zaman tekrar boşaltılıp temizleniyordu 
diye konuştu.

Çekilmez, tüm çalışmaların tamamlanmasının ardından havuza su doldurmayı planladıklarını sözlerine ekledi.

Kaynak: AA

20260705

📰 Muş'un Malazgirt ilçesinde "Selçuklu Şehitliği" olduğu değerlendirilen alanda yapılan kazı çalışmaları

 


Muş'un Malazgirt ilçesinde "Selçuklu Şehitliği" olduğu değerlendirilen alanda yapılan kazı çalışmalarıyla tespit edilen mezarlardan çıkarılan iskeletler, antik DNA analizleri için laboratuvarlara taşınarak bilim insanları tarafından inceleniyor. 

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünün desteğiyle, Ahlat Müze Müdürlüğü ile Muş Alparslan Üniversitesinin ortaklığında 2020 yılında başlatılan “Malazgirt Savaş Alanının Tespiti, Tarihi ve Arkeolojik Yüzey Araştırma Projesi” devam ediyor. Bu yıl yüzey araştırmaları sırasında tespit edilen 18 mezarın bulunduğu bölgede çalışan kazı ekibi, mezarların çevre taşları ile baş ve ayak şahidelerini belgeliyor. Daha sonra 80-110 santimetre derinlikte bulunan bazalt mezar kapak taşlarına ulaşan görevliler, ana kaya oyularak oluşturulan sanduka mezarları gün yüzüne çıkarılıyor.

Titiz bir çalışmayla mezarlardan alınarak Hacettepe Üniversitesi İnsan Davranışsal Ekolojisi ve Arkeometri Laboratuvarına gönderilen kemikler üzerinde Prof. Dr. Ali Metin Büyükkarakaya tarafından ölüm sebebi, yaş, cinsiyet ve hastalık gibi araştırmalar yapılıyor. Daha sonra Muş Alparslan Üniversitesi Selçuklu ve Malazgirt Uygulama ve Araştırma Merkezi’ndeki Antropoloji Laboratuvarı’na getirilen iskeletlerde antik DNA çalışmaları gerçekleştiriliyor.

Kazı alanı sorumlusu Uzman Arkeolog Muhammed Dolmuş, AA muhabirine, söz konusu alanda yaptıkları detaylı yüzey araştırmaları neticesinde tespit ettikleri mezarlardan aldıkları karbon örneklerinin analiz sonuçlarının Malazgirt Savaşı'nın yaşandığı dönemi işaret ettiğini söyledi. Bu bulgular üzerine çalışma alanını genişlettiklerini anlatan Dolmuş, "2022, 2023 ve 2024 yıllarında gerçekleştirilen çalışmalarda 52 mezarla karşılaştık. Söz konusu mezarların tamamında İslami gömü geleneklerine uygun biçimde defin yapılmış. Yüzde 40'lık bölümü genç-yetişkin erkek bireylerden oluşuyor. 2026 yılı çalışmalarımıza haziranda başladık. Bu kapsamda 10'a 10 metrelik bir alanda kazı çalışmalarını sürdürüyoruz. Şimdiye kadar 18 yetişkin bireye ait mezarla karşılaştık" dedi. 

Kaynak: AA (03.07.2026)







20260605

📰 Side Antik Kenti’nde yapılan kazılarda, “Sidece” olarak bilinen kayıp dile ait 31 harf tespit edildi 🏺🔤.


Side Antik Kenti’nde yapılan kazılarda, “Sidece” olarak bilinen kayıp dile ait 31 harf tespit edildi 🏺🔤.

Uzmanlar, çift dilli yazıtlar üzerinden çözülen dilin Anadolu’nun kadim kültürlerine ışık tutabileceğini ve kentin Helenlerden önce de güçlü bir yerleşim olduğunu belirtiyor 📜🌿.


Side’nin dili çözülüyor
Haziran 05, 2026 


AA
Oluşturulma Tarihi: Haziran 05, 2026 07:002dk okuma
Side Antik Kenti’nde bir dönem konuşulduğu belirlenen ‘Sidece’ dili üzerinde yapılan çalışmalarda 31 harf tespit edildi.

ANTALYA’da Pamfilya’nın en önemli liman kenti Side, yalnızca tarihi yapılarıyla değil, binlerce yıl önce konuşulan gizemli diliyle de bilim dünyasının ilgisini çekiyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ‘Geleceğe Miras Projesi’ kapsamında kentte bir yandan geçmişin izleri ortaya çıkarılırken bir yandan da Anadolu'nun kayıp dillerinden ‘Sidece’ de aydınlığa kavuşturulmaya çalışılıyor. Bölgede 2 bin yılı aşkın bir süre önce konuşulan ‘Sidece’ dili, kazılarla ortaya çıkarılan iki dilli yazıtlarla çözülüyor. Antik kentin kazı başkanı Prof. Dr. Feriştah Alanyalı ile yabancı dilbilimciler Michaela Zinko ve Alfredo Rizza tarafından yapılan çalışmalarda Sidece diline ait 31 harf tespit edildi. Uzmanlar, Side alfabesinin yapısını, kelime çözümlemeleri ve Anadolu'nun diğer dilleriyle bağlantıları üzerine çalışıyor.


ÇOK SATIRLI YAZITLAR UMUT OLDU

Side Antik Kenti Kazı Başkanı ve Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Feriştah Alanyalı, dilin hâlâ tam olarak okunamadığını ve anlaşılamadığını ifade etti. Bunun da yazıtların az olması ve mevcut yazıtların genellikle 1-2 satırdan ibaret olmasından kaynaklandığını ifade eden Alanyalı, şöyle devam etti:
“Bu durum araştırmacıları yazının çözümü konusunda zorluyor. Son yıllarda hem çift dilli hem de 30 ile 40 satır arasında değişen çok satırlı yazıtların bulunması yeniden bir umut oldu. Araştırmacılar Sidece olarak tanımlanan yazıtlarda görülen 'Siruawn' ve 'Siruawan' kelime biçimlerinin Side kentini ifade ettiği görünüşünde birleşiyor. Bu değerlendirme Side'nin erken tarihi ve kentin adının kökenine ilişkin tartışmalara yeni bir boyut kazandırıyor. Çalışma devam ediyor ama muhtemelen kentin ismi yine 'nar' anlamına geliyor. Bu çok büyük bir tespit.”
‘HELENLERDEN ÖNCE DE BURADAYDILAR’

Side dilinin Anadolu'nun en eski halklarından Luvi kökenli bir dil olduğuna işaret eden Alanyalı, 
“Anadolu'daki Likçe, Karca gibi. Biz de onun bir koluyuz. Antik kentin ismi üzerinde yapılan araştırmalar kentin kimliği için çok önemli. Bu kent Helen'ler gelmeden önce de vardı. Kaynaklar, 'Kyme'den gelenler Side'ye ayak bastıkları anda kendi dillerini unuttular ve barbarların konuştuğu dili konuşmaya başladılar' diyor. Barbar, kendi dilinden başka dil konuşan anlamı taşıyor. Hatta Helenceyi unutturabilecek kadar dominant bir kültür olduğunu görüyoruz burada. Helenler gelmeden önce de Side, Anadolu'nun kadim kentlerindendi”
diye konuştu.

Anadolu'da kentlerin İskender tarafından ele geçirilmesinin ardından kentlerde yaşayanların Yunancaya mecbur edildiğini anlatan Alanyalı, 
“İskender'den sonra 200 yıl bile Sideliler kendi dillerini korumuşlar. Side'deki bu dil üzerine yapılan araştırmalar bu kentlerin kültürel kimliği üzerinde bence çok önemli ipuçları veriyor. Bu kentler, büyük ve parlak uygarlıklar düşünüldüğü gibi batıdan gelen göçmenlerin kurduğu ve parlattığı kentler değil. Bunlar zaten çok eskiden beri burada olan, kendilerine özgü yazıları, kimlikleri olan, kültürel anlamda çok gelişmiş kentler” 
dedi.

20260414

🎞️Göbeklitepe'de 4.cü katmanda Türklere ait kalıntılar çıkınca...

 

4.cü katmanda Türklere ait kalıntılar çıkınca apar topar kazılara son verip kalıntıların üstünü kapattırdılar, nakit desteğini kestiler! Dünya'nın en eski uygarlığı 'Türk Uygarlığı'dır bu topraklar Türklere aittir. 

Göbeklitepe Şaman/Kam Tapınağı İllüstratör simülasyonu dünyaya sunuldu. 

Ön Türk Akademisi


2-Alman Arkeolog Klaus Smith, ''Göbeklitepe'de Asya Tipi Hayvan Üslûbu Sanatı var'' dedikten sonra başına gelmeyen kalmadı. 

Çalıştığı üniversitesi bile susmasını hiçbir şekilde konuşmamasını söyledikten sonra şaibeli bir şekilde gölde kalp krizi geçirip öldü!

 Göbeklitepe'nin Türk hayvan Uslubu Sanatıyla, eski Türk İnancıyla  bağlantısının araştırılması neden Batı'yı ürkütüyor Ernest Renan'dan biliyoruz. 

"Türklere hiç bir şey maletmeyin, Kızılderililere ne yaptıksa aynısını Türklere'de yapın" demişti!!!


''Kültür Savaşını kaybeden halk hiç bir ekonomik ve siyasi sahadaki savaşı kazanamaz.'' 

Mustafa Kemal Atatürk


**********

********
Hacettepe Üniversitesi'nden Hakan Yedican:  
''Göbeklitepe ile Hasankeyf'in yaşları aynı ise neden Göbeklitepe'yi uzaylılara bağlıyor da yanındaki Hasankeyf halkı yaptı demiyorsunuz?! ''

Göbeklitepe'den Hakas Türk'ü yerine Haç işareti çıksaydı emin olun üstünü örtmek bütün dünyaya canlı yayın yaparlardı!

Çalınan heykeller için 150 bin mark usulsüzlük cezası kesildiğine göre inkarı mümkün değil. 

⏩ ''Neden Türk arkeologlara imkan vermiyor kaynak aktarmıyor ve bunları yabancılara talan ettiriyorsunuz'' diyor ki; çok haklı.👍🏾👏🏾

Göbekli Tepe'yi ilk ortaya çıkaran  Arkeolog Klaus Schmidt, 20 tapınaktan sadece 6'sının gün yüzüne çıkarıldığı ve ortaya çıkan benzerlikler; Türklerin erken kültürünün Göbeklitepe olabileceği yönünde ciddi kanıtlar sunuyor demişti Peters ile birlikte yazdıkları makalede(2004). 

Klaus Schmidt, Göbeklitepe de, Asya balbal kültürü var. Altaylar'da 12 sütundan oluşan bir kamlar tapınağı var, Göbeklitepe'de de var, OZ tamgası ve çemberli T, Tengri sembolü 9 bin yıllık Çatalhöyük'de de var, 7 bin yıllık Hacılar Höyük'te de var.

Göbeklitepe'deki dikilitaş kültürü ile Türklerin dikilitaş kültürü aynı. Örn: 1 sütunda 3 adet hayvan figürü üst üste işlenmiş bir Göbeklitepe sütunu var, Tuva'da ve Moğolistan'da yer alan bazı Türk sütunlarında da aynı üslup var. Hatta işlenen hayvanların bazıları tamamen aynı. 

Bu açıklamalarından sonra Klaus Schmidt, Almanya'da bir gölde tüplü  dalış yaptıktan sonra ölüsü bulundu. Eşine kalp krizi geçirdiği söylendi ama eşi su altında tüplü dalışta kalp krizi geçirmek çok zordur ve kalp hastası değildi açıklaması yaptı. 

Arkeolog Dr Semih Güneri, Göbeklitepe'deki taşlara kabartma figürlerini yapan metal keski aletleri, o tarihlerde sadece Güney Sibirya Lena bölgesinde görüldü başka bölgelerde görülmüyor diye açıklama yaptı. 
Evet açıklamalar ve Sorular çok.. . ⏩Göbeklitepeyi kimler yaptı? 
⏩Neden kazıların ödeneği kesildi,durduruldu, bilinmeyen bir tarihe ertelendi? 
⏩Yılan figürleri üzerinden konuyu Anunnakilere bağlamak sağlıklı mı? 
⏩Kültür ve Turizm bakanlığı neden kazı yaptırmıyor ya da tatmin edici açıklamalar yapılmıyor? 
⏩Ne dersiniz bu işe??? 

Tarihin en eski kavmi Sakalardır. 

Sakaların en eski coğrafyası Güney Sibirya -Hakasya Havzasıdır. 

Prof Dr Osman Karatay hoca Sakalar İskitlerin dili Hint-İran'i değil Türkçedir diyerek Osetce üzerinden yapılan saptırmayı anlatıyor. 🔽⤵️

********

Prof. Dr. Osman Karatay hocamız yeni kitabından Sakalar/İskitlerin Dili konusunda şimdiye kadar hiç duymadığımız şeyleri anlattı. 

Kendi adıma ve Ön Türk Akademisi adına şükranlarımı sunuyorum. 

Konunun meraklıları bu bilgileri Sadakat ile saklayacaklardır.

Tamamı linkte 🔽 

https://youtu.be/8EqtHgaGN1Q?si=xIkEC59poTe7Zd8P&utm_source=MTQxZ



✔Prof Dr Osman Karatay hoca, yeni açtığı you tube kanalında son 'Bilge Kağan'ı ve tarih tezine atılan çamuru çocuğa anlatır gibi anlatıp cevaplamış. 
✔Türkün son 'Bilge Kağan'ının okuduğu kitapları duyunca da dudağım uçukladı resmen, bir an kaç dil bildiğini de hatırlatmış oldu





✔Türkün son Bilge Kağan'ı Atatürk; "çivi yapmayı beceremediğimiz yıllarda" dünya çapında kütüphaneler, fakülteler açtı, arkeoloji çalışmaları başlattı. 

✔Atatürk kendi tarih tezini getirdi de öteki tarih tezlerine mi karşı çıktı? Hayır, çünkü ortada başka tarih tezleri yoktu(4) 



✔3997 kitabı not alarak, bazı satırları da çizerek okuyan,

 Türkün son Bilge Kağan'ı Atatürk'ün davetiyle Türkiye'ye gelip ders veren dünyanın önde gelen bilginleri şimdi bu imkanlara rağmen niye gelemiyor diyen 

@TFOsmanKaratay

 hoca haksız mı yani? (5)

✔https://youtu.be/_FqYWLPD6Ik 



Alıntı/Kaynak: @Saka_larr   - Bahtiyar Aydın-Eski Çağ Tarihi Uzmanı

20260217

📰 Göbeklitepe sergisi

 

Son hazırlıklar devam ediyor ve yarın insanlık tarihinin en dikkat çekici yerlerinden biri hakkında bir sergi açılacak.  

Yapılı Topluluk: Göbeklitepe, Taş Tepeler ve 12.000 Yıl Önceki Yaşam” sergisi, Türkiye'deki Göbeklitepe ve diğer yerlerden elde edilen muhteşem arkeolojik sergi, 19 Temmuz'a kadar açık kalacak.

Sergide, Şanlıurfa Müzesi koleksiyonundan 89 adet orijinal Neolitik dönem eseri ve dört adet replika olmak üzere toplam 93 eser yer alıyor. Bu eserlerin 44'ü ilk kez sergileniyor... 

Berlin’de eserlerin sergilendiği büyük bir Göbeklitepe sergisine ev sahipliği yapıyor.

Göbeklitepe kazıları, 1995 yılında A yapısına ait ilk dikili taşın bulunmasıyla başladı. #gobeklitepe

Göbeklitepe'nin yer aldığı arazide tarlasını sürerken tesadüf eseri bulduğu ilk heykel !!! 
Göbeklitepe'yi keşfeden Şavak Yıldız amca. 
Tarihi değiştiren adam


Dünyanın bilinen en eski anıtsal yapıları olarak kabul edilmekte ve 2018 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası. JUL 17 06.02.2026 bis 19.07.202

Göbeklitepe yaklaşık 12.000 yaşında. Stonehenge inşa edilmeden ya da ilk piramitler inşa edilmeden çok önce, avcı ve koleksiyoncu grupları taştan altı metreye kadar olan stilize insan heykelleriyle anıtsal tesisler oluşturdular. Bu yapılar, 1986 yılında Amcamız buluyor bulmasınada Şanlıurfa Müzesi gerçek olduğuna inanmayıp amcamıza sen yapmışsındır deyip müzenin bir köşesine atıyorlar taki 1994 de Arkeolog Klaus Schmidt Şanlıurfa müzesini gezene kadar bu eserin farklı bir medeniyete ait olduğu anlaşılmıyor..

''Göbeklitepe Tüm dilekleriniz bu kadim toprakların geçmişiye yoğrulsun ve tüm dilekleriniz kabul olsun.'' Göbeklitepe Dilek Ağacı
Göbeklitepe tarihöncesi bir merkezdir. Örencik ( Karaharabe) Köyü'nün 1,5 km doğusundaki sıradışı bulgularıyla Göbeklitepe bugüne kadar %15 bölümü kazılmış olması….


Alıntı: Göbeklitepe Kazı Ekibi.. @Hassanyildiz1

20250827

📰 Türkiye'nin en batısında 8 bin 800 yıllık 5 mimari yapı ortaya çıkarıldı


 Çanakkale

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünün izniyle 2009'dan bu yana Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Burçin Erdoğu başkanlığındaki ekip tarafından kazılan höyükteki çalışmalar, Türkiye'nin en batısında eski dönemlere ışık tutuyor.

Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Erdoğu, AA muhabirine, kazıların adanın en batısındaki Uğurlu köyünün yaklaşık bir kilometre kuzeydoğusunda yer alan höyükte devam ettiğini söyledi.

Bu yıl kazılarda önemli bulgulara ulaştıklarını belirten Erdoğu, elde edilen verilerin Gökçeada'nın ve Ege Adaları'nın geçmişine ışık tutacağını ifade etti.

Adadaki insan varlığının 8 bin 800 yıl öncesine tarihlendiğini dile getiren Erdoğu, şöyle konuştu:

"Burası Ege Adaları'nın en erken yerleşmesi, yani milattan önce 6800'lere kadar giden bir yerleşim söz konusu. Bölgede, Ege Adaları içinde besin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalı ilk köy yerleşiminin olduğunu, en erken çanak çömlek yapımını, metalürji ve anıtsal mimarinin ortaya çıktığını görüyoruz. İlk defa şehircilik anlayışının burada başladığını görüyoruz. Gökçeada'daki bu kazı bir ilkleri temsil ediyor. O yüzden bura, Ege Adaları içinde çok önemli bir ada."


"Gökçeada'ya ilk gelen tarımcı toplulukların mimarisine ulaştık"

Burçin Erdoğu, 2009'dan bu yana her kazı döneminde adada farklı bulgulara ulaştıklarını dile getirdi.

Bu seneki çalışmalarda daha çok erken tabakalara yoğunlaştıklarına işaret eden Erdoğu, şunları kaydetti:

"Mimari anlamda önemli bulgular elde ettik. Bu dönem yaptığımız çalışmalarda, günümüzden 8 bin 800 yıl öncesine tarihlendirilen erken dönemler için diğer bir deyişle Gökçeada'ya ilk gelen tarımcı topluluklarına ait 5 konut yapısına ulaştık. Böyle bir mimari Ege Adaları'nda ilk defa rastlandığı için bizim için çok değerli. Yuvarlak planlı, çukur tabanlı, saz örgü tekniği dediğimiz bir teknikle yapılmış bir mimari anlayış söz konusu. Uğurlu yerleşmesi, Girit Adası'ndaki Knossos yerleşmesi ile tüm Ege Adaları'nın en erken tarımcı topluluklarına ait tek yerleşim. Bu bağlamda, Ege Adaları'nda en erken tarımcı topluluklara ait mimariyi ilk defa ortaya çıkarttık diyebilirim."


"Yerleşim düzeni ve mimarinin değişim gösterdiğini gözlemledik"
Kazı heyetinde görevli Adıyaman Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü'nden Dr. Öğr. Üyesi Erkan Gürçal da doktora ve yüksek lisans çalışmalarını höyükle ilgili yaptığını söyledi.

Doktora çalışmasında özellikle milattan önce 5500 ila 4900 yılları arasındaki sosyal organizasyon yapısını mimari üzerinden değerlendirdiğini ifade eden Gürçal, şunları kaydetti:
"Özellikle burada yaklaşık olarak milattan önce 5800'lere doğru yerleşimde büyüme gerçekleşiyor. Daha önce küçük bir alanda yaklaşık 9-10 civarında konutun bulunduğu bir yerleşim varken, birden yerleşim büyüyor, adanın farklı yerlerine doğru yayılım göstermeye başlıyor ancak milattan önce 5800 ila 5500 arasındaki verilerimiz sınırlı. Mimari anlamda ve yerleşim organizasyonunda özellikle milattan önce 5300'lere gelindiğinde bir değişim süreci var. Bu değişimi tüm materyal kültüründe gözlemleyebiliyoruz."
Gürçal, milattan önce 5300'lere gelindiğinde ise dönemin özelliklerine göre gelişmiş bir mimariyi görmeye başladıklarını kaydetti.

Kaynak/ Alıntı: https://www.aa.com.tr/tr/kultur/turkiyenin-en-batisinda-8-bin-800-yillik-5-mimari-yapi-ortaya-cikarildi/3670431


20250705

Aşıklı Höyük yerleşiklik MÖ 9. bin yılda başlar ve MÖ 8. bin yıl sonuna dek sürer

 

Aşıklı Höyük

Aşıklı Höyük, Aksaray'a bağlı Kızılkaya Köyü'nün yakınlarında yer alan arkeolojik bir alandır. Radyokarbon örneklerinin sonuçlarına göre, Aşıklı Höyük'te yerleşiklik MÖ 9. bin yılda başlar ve MÖ 8. bin yıl sonuna dek sürer. Yerleşme yaklaşık olarak MÖ 8200-7500 arasına tarihlenmektedir.[1] Aşıklı topluluğu, bu bin yıla yakın süreç boyunca yerleşimi hiç terk etmez. Bu kesintisiz iskan süreci, yerleşim düzeni ve mimaride radikal değişim ve dönüşümler ile ve aynı zamanda ekonomide ve teknolojide oldukça yavaş ve kademeli bir değişim ile birlikte takip edilebilmektedir. Bu bağlamda Aşıklılılar, bölgede yerleşikliğe geçen ilk avcı-toplayıcılardandır ve gerek ilk yerleşiklik süreçleri gerekse de bin yıllık iskan süreci içerisinde yerleşikliğe adaptasyon ile birlikte yaşam biçimleri teknik, sosyal, kültürel, bilişsel boyutlarda tümüyle okunabilmektedir. Kısaca diyebiliriz ki, insanlık tarihinin en önemli değişim ve dönüşüm süreçlerinden biri olarak avcı-toplayıcı ve göçer yaşamdan yerleşik yaşama geçiş süreci Orta Anadolu'nun Volkanik Kapadokya Bölgesi'nde Aşıklı Höyük özelinde izlenebilmektedir.[2][3][4]

Mimarlık tarihinin önemli gelişim ve dönüşüm süreçleri Aşıklı Höyük'te adım adım izlenebilmektedir. Mimaride saz ve ağaç gibi doğadan doğrudan temin edilebilen organik malzemelerin kullanımı, kerpiç üretimi ve kerpicin çeşitli şekillerde inşa malzemesi olarak tercih edilmesi, oval planlı kulübelerden dörtgen planlı konutlara geçiş ve yerleşme düzeninde dönüşüm gibi Yakın Doğu Neolitik Çağ mimarisini karakterize eden önemli dönüm noktaları ve değişim süreçleri Orta Anadolu Neolitiği bağlamında Aşıklı Höyük'te bin yıllık kesintisiz bir iskan sürecine paralel olarak takip edilebilmektedir.

Konum ve Çevre

Aşıklı Höyük panoraması. Sağ üstte Kızılkaya köyü görülmektedir.

Aşıklı Höyük, Orta Anadolu'nun Volkanik Kapadokya bölgesinde bulunan bir höyük yerleşmesidir. Aksaray il merkezinin 25 km doğusunda Kızılkaya Köyü'nde, Melendiz Çayı'nın kenarında yer almaktadır.

Yaklaşık 4 hektar büyüklüğünde bir alanı kaplayan Aşıklı Höyük deniz seviyesinden 1119.45 metre yüksekliktedir. Höyüğün özellikle batısı Melendiz Çayı'nın sık sık yatak değiştirmesi nedeniyle aşınmıştır.

Yerleşmenin yer aldığı Volkanik Kapadokya Bölgesi ve Melendiz Vadisi, içerdiği farklı ekolojik nişler, su kaynakları, fauna ve florada çeşitlilik ve hammadde kaynakları açısından oldukça verimli bir bölgedir. Aşıklı Höyük, güneyinde Hasandağ ve Melendiz Dağ silsilesinin çevrelediği bir çanak içinde volkanik kayaçlar, tüflü araziler ile tanımlı bir bölgede yer alır. Bugün Karasal iklimin hakim olduğu bölgede ekonomi bağcılık, şarapçılık, buğday tarımı ve hayvan besiciliğine dayanır.

Kazı Tarihçesi

İlk kez 1963 yılında Hititolog Edmund Gordon tarafından saptanan Aşıklı Höyük'te ilk kapsamlı çalışma 1964-65'te Ian Todd[5] tarafından gerçekleştirilen yüzey toplaması, kesit çalışması ve tarihlendirme çalışmalarıdır. Höyüğün yamaçlarından topladığı karbon örnekleri ile Ian Todd Aşıklı Höyük'teki yerleşimi günümüzden 9 veya 10 bin yıl öncesine tarihlemiştir.[3]

Aşıklı Höyük'teki ilk arkeolojik kazı çalışmaları, 1989 yılında, Mamasun Barajı'nın su düzeyinin yükseltilmesine karar verilmesi dolayısıyla höyüğün olasılıkla su altında kalacağının anlaşılması üzerine İstanbul Üniversitesi Prehistorya Anabilim Dalı tarafından başlatılmıştır. Söz konusu kurtarma kazıları Ufuk Esin başkanlığında gerçekleştirilmiş, ikinci başkanlığı ise Dr. Savaş Harmankaya yapmıştır.[3][6][7]

2000-2003 yılları arasında çalışmalar Nur Balkan Atlı[8] başkanlığında devam etmiş; 3 yıllık bir aradan sonra ise 2006 yılında Mihriban Özbaşaran[9] ve Güneş Duru tarafından yeni amaçlar ve yöntemler ile farklı ülkelerden uzmanların da katılımıyla disiplinlerarası araştırmaları kapsayan ikinci dönem kazı ve araştırma çalışmaları başlatılmıştır.

MÖ 9. Bin Yıl: İlk Aşıklılılar

Aşıklı Höyük'te ilk yerleşiklik, MÖ 9. bin yılda toprağa yarı-gömük, oval biçimli, kerpiç duvarlı kulübeye benzeri binalarda barınan ve aynı zamanda saz örgü kulübeler de kullanan, besin ekonomisi koyun, keçi, sığır, kızıl geyik, tavşan, balık ağırlıklı olmak üzere yabani hayvan avı, hem yabani hem de kültüre alınmış tahıl ve baklagillerin hasadı ve ot, yemiş ve meyve toplayıcılığı ile karakterize olan, ölülerini hocker pozisyonunda (cenin pozisyonu, ana karnındaki pozisyon) binaların tabanlarına açılan çukurlara gömen ilk Aşıklılılar ile temsil edilmektedir.[2][3][4]

Oval biçimli kerpiç binalarda yapı içi öğeler ateş yerleri, direk yerleri, kimileri çatıyı taşıyan direklere ait irili ufaklı çukurlar ve sekilerden oluşur. Öğütme taşları da yapı içi buluntulardandır. Tabanları sıvalı söz konusu yapılarda taban sıvasının kesilerek açıldığı mezar çukurları da mevcuttur. Ölüler yukarıda belirtildiği gibi hocker pozisyonunda gömülmektedir ve kimi çukurlarda iskeletler ile birlikte buluntular da mevcuttur.

MÖ 9. bin yıl yerleşmesinde toprağa yarı-gömük, oval biçimli kerpiç kulübeler, kullanımları bittikten sonra çöplük olarak kullanılmışlardır.

Aşıklılılar'ın ilk yerleşiklik süreçlerinden itibaren yerleşmenin sonuna dek öne çıkan en önemli unsurlardan biri, “süreklilik” olgusudur.[2] MÖ 9. bin yılda bu durumu, yapı için açılan çukurun kullanımı devam ederken gerçekleştirilen duvar ve taban yenilemelerinden yani aynı alanda bina yapım ve kullanımının süreklilik içererek devam etmesinden ve de benzer şekilde ateş yerlerinin de süreklilik içerir şekilde aynı noktada konumlandırılmasından izleyebilmekteyiz.

MÖ 9. bin yılda günlük yaşam binaların arasında yer alan açık alanlarda geçmekte; pişirme, deri ve post işleme, obsidyen yongalama, kemik ve boynuz işçiliği, sepet ve boncuk yapımı gibi günlük faaliyetler birkaç direk yardımı ile üstü örtülen veya tamamen açık aktivite alanlarında gerçekleştirilmektedir. Açık alanlarda yer alan büyük pişirme çukurları, yine bu alanlarda bulunan hayvan kemikleri, bitki kalıntıları, bızlar çoğunlukta olmak üzere kemik aletler, obsidyen aletler ve yongalama artıkları günlük faaliyetlere dair bulgulardandır.[2][3][4]

Yukarıda belirtildiği üzere avcılık ve toplayıcılık temelli besin ekonomisinin yanı sıra, yerleşiklik süreci içerisinde buğday ve arpa tarımı başlar ancak yabani türlerin tüketimi sürmektedir; çok çeşitli türleri içeren yabani hayvan avının yanında ise özellikle dişi koyun ve keçilerin yerleşmede veya yerleşme yakınında tutulmaya başlamasıyla ilk hayvan evcilleştirme uygulamalarından söz edilebilmektedir.[10]

MÖ 8. Bin Yıl

MÖ 8. bin yılda Aşıklı sakinleri bitişik planlı, adeta birbirine eklemlenerek çoğalan, çoğunlukla tek veya iki, nadiren ise üç odalı ve girişlerin damdan gerçekleştirildiği dörtgen planlı kerpiç konutlarda yaşamışlardır. Bu konutların oluşturduğu yapı grupları, genellikle dar aralıklarla birbirinden ayrılır. Bu dar aralıkların haricinde ise kimi yapı grupları arasında çöplük ve işlik olarak kullanılmış olan açık alanlar mevcuttur. Sokak veya geçit olarak adlandırılabilecek olan aralıklar, bu çöplüklere açılır. Konutlar, yerleşmenin kuzeyinde yer alır ve yerleşmenin güneyinden çakıllı bir yol ile ayrılır. Yerleşme söz konusu çakıllı yol ile iki ana işlevsel alana bölünmüştür. Çakıllı yolun güneyi “Özel Amaçlı Yapılar Alanı” olarak tanımlanan ve konum, boyut ve plan açısından konutlardan farklılık gösteren iki özel binanın yer aldığı alandır.[2][11]

Konutlar, plan, boyut ve yapı içi öğeler bağlamında neredeyse standarttır ve bu standart Aşıklılılar tarafından neredeyse yüzyıllarca korunmuştur. Yapı içi öğeler ocaklar, sekiler, çukurlar ve direk yerlerinden oluşur. Ocaklar genellikle mekanların güneyinde yer almaktadır. Çukurlardan kimileri yine mezar çukurlarıdır ve ölü gömme geleneği mekan içi taban altı hocker pozisyonunda gömütler ile MÖ 9. bin yıldan 8. bin yıla, aynı şekilde devam eder. Taban yenilemeleri ve ocak vb. yapı içi öğelerin konumlandırılması bağlamında süreklilik olgusu MÖ 8. bin yılda da baskındır.

MÖ 8. bin yılda günlük faaliyetlerin örüldüğü yaşam alanı, ortak açık alanlardan dam seviyesine taşınır. Girişlerin de aynı zamanda olasılıkla ahşap merdivenler ile damdan gerçekleştirildiği kerpiç konutlarda dam seviyesinde gerçekleştirilen günlük faaliyetlerin artıkları, faaliyet sonrasında yapı aralarındaki dar aralıklara atılmıştır ve bu sayede Aşıklılıların 8. bin yıl günlük faaliyetlerine dair bulgulara ulaşılabilmektedir.[11]

Özel Amaçlı Yapılar

MÖ 8. bin yıl yerleşmesinde Aşıklılılar iki özel işlevli yapı inşa etmişlerdir. Bugün söz konusu yapıların yer aldığı alan, bir korugan altında sergilenmektedir. Konutların olduğu alandan bir çakıllı yol ile ayrılmakta olan “Özel Amaçlı Yapılar Alanı” yerleşmenin güneyinde yer alır. Konut alanındaki yapılardan boyut, plan, malzeme ve iç öğeler açısından oldukça farklı olan iki yapı ile söz konusu alanın, Aşıklı topluluğunun sosyal yaşamları ve inançlarıyla ilintili pratikleri bağlamında ortak kullanım gören bir “komünal alan” olduğu düşünülmektedir.[2]

Yapılardan biri kuzey duvarı taşla örülü, iç avlulu ve tabanın bir kısmının iri kerpiç bloklarla döşendiği duvarları sıvalı ve kırmızı boyalı bir yapıdır. Alanın daha güneyinde yer alan bir başka özel amaçlı yapının ise planı kareye yakındır. Kerpiç duvarlı, tabanı defalarca yenilenmiş ve her yenilemede kırmızı, sarı gibi renklere boyanmış olan bu yapı kanal, seki vb. iç öğelere sahiptir.[11]

Aşıklı'da İlkler

Aşıklı topluluğu, tahıl tarımının başlangıcı ve hayvanların yerleşmede tutulmaya başlaması gibi insanlık tarihinde önemli dönüşümlerin yanı sıra Anadolu özelinde birçok gelişmenin de ilklerine imza atmıştır diyebiliriz.

Taban ve duvarları kireç sıvalı özel amaçlı bir yapıda görülebileceği üzere, Aşıklılılar kirecin yakılması ve söndürülmesi işlemi olan ilk piroteknoloji uygulamasını gerçekleştirmişlerdir.

Bir diğer ilk, iki farklı mezarda ölülerin boyun ve kollarında bulunan bakır boncuklardır. Bakırı hem sıcakken hem de soğukken işleyerek söz konusu boncukları üreten Aşıklılılar, ilk madencilik faaliyetini de gerçekleştirmişlerdir denilebilir.[12][13][14]

Aşıklılılar, ilk cerrahi müdahale ile birlikte de anılırlar. Yaklaşık 20-25 yaşlarında ölmüş olduğu saptanan bir Aşıklı kadınının kafatasında saptanan delik, bilinen ilk trepanasyon uygulamasıdır. Söz konusu müdahale esnasında kadının yaşamakta olduğu, operasyon sonrasında açılan deliğin çevresindeki hücrelerin kendini yenilemeye başladığı tespit edilmiş ve bu tespit kadının ameliyattan sonra bir hafta kadar daha yaşamış olabileceği şeklinde yorumlanmıştır.

Koruma ve Sergileme Çalışmaları

Aşıklı Höyük'te 1989 yılında Prof. Dr. Ufuk Esin başkanlığında başlayan ve 2000-2003 yılları arasında Prof. Dr. Nur Balkan Atlı tarafından sürdürülen arkeolojik kazıların ardından 2006 yılına dek ara verilen çalışmalara 2006 yılında Prof. Dr. Mihriban Özbaşaran ve Dr. Güneş Duru tarafından yeniden başlanmasıyla devreye giren yeni yaklaşımlar ve yeni araştırma soruları, hem koruma ve sergilemeye yönelik hem de bölge halkıyla etkileşimi öngören uygulamaya dayalı birtakım toplumsal projeleri de içermektedir.[15]

Deneysel Tarihöncesi Aşıklı Köyü

Aşıklı Höyük'te yeniden inşa edilmiş kerpiç evler

Koruma ve sergileme çalışmaları dahilinde, höyüğün girişine yapılan deneysel kerpiç evler, Aşıklı topluluğunun yaşamış olduğu ve arkeolojik kazı çalışmaları ile ortaya çıkarılan MÖ 9. bin yıl ve MÖ 8. bin yıl yapılarının birebir kopyası olarak, tamamen deneysel yöntemler ile inşa edilmişlerdir.

Deneysel Aşıklı Köyü'nde MÖ 9. bin yıl yerleşmesinden bilinen toprağa yarı gömük, oval planlı, kerpiç evler ve MÖ 8. bin yıl yerleşmesinden bilinen dörtgen planlı kerpiç yapılar tüm yapı içi öğeleri ile birlikte görülebilmekte ve gezilebilmektedir. Aynı zamanda MÖ 9. bin yıl yerleşmesinden bilinen saz örgü bir yapı da yine deneysel yöntemlerle inşa edilmiş ve ziyarete açılmıştır.

Deneysel Tarihöncesi Aşıklı Köyü, höyüğün girişinde ziyaretçileri karşılayarak günümüzden 11 bin yıl önce Aşıklı'daki yaşamı somut bir şekilde tanıtır ve ziyaretçileri höyüğe davet eder.

Koruyucu Çatı Yapısı

Koruma ve sergileme amacıyla inşa edilen koruyucu çatı yapısı altında, özel amaçlı yapılar alanı ziyaret edilebilmektedir. Gerek kerpiç mimarinin korunması gerekse de en uygun çalışma koşullarının oluşturulması amacıyla inşa edilen koruyucu çatı yapısı[15] içerisinde yer alan yürüme yolları ile ziyaretçiler, Aşıklı Höyük'ün özel amaçlı yapılar alanını yaz-kış ziyaret edebilmektedirler.

El Sanatları Atölyesi ve Çocuklar için Arkeoloji Eğitim Atölyesi

Proje kapsamında gerçekleştirilen bir başka toplumsal çalışma, Aşıklı Höyük'ün yer aldığı Kızılkaya Köyü'nden kadınlar ve çocuklar ile gerçekleştirilen el sanatları atölyesi ve arkeoloji eğitim atölyesidir.

Yerel halkla birlikte gerçekleştirilen atölye projeleriyle, üretilen bilginin paylaşımı, yerel halkın Aşıklı Höyük'te gerçekleştirilen çalışmalara aktif katılımının sağlanması ve Aşıklı Höyük vasıtasıyla kültürel miras ve kültürel bellek kavramlarının tanıtılarak farklı kültürlerin ve geçmişin sahiplenmesinin sağlanması hedeflenmektedir.

Kızılkaya Etnografya Merkezi

Aşıklı Höyük Kazı ve Araştırma Projesi ekibi tarafından oluşturulan Kızılkaya Etnografya Merkezi, Kızılkaya Köyü sakinleri ile Aşıklı Höyük ve kazı ekibi arasında karşılıklı bir ilişki ve iletişim ağı kurmak, Kızılkaya Köyü ve bölgedeki geleneksel köy yaşamına dair belleği sergileme yoluyla canlı tutmak amacı ile Gülağaç Kaymakamlığı tarafından hazırlanıp Ahiler Kalkınma Ajansı tarafından finanse edilen “Medeniyet Beşiği Aşıklı Höyük” projesi kapsamında ziyarete açılmıştır. Merkez Kızılkaya Köyü'nde yer almakta olup, yıl boyunca ziyarete açıktır.

Alıntı: https://tr.wikipedia.org/wiki/Aşıklı_Höyük

20250428

Kayseri’de bulunan Kültepe-Kaniş-Karum Ören Yerindeki kazı

Kayseri’de bulunan Kültepe-Kaniş-Karum Ören Yeri'nde Türkiye’nin en uzun soluklu arkeolojik kazısı devam ediyor

1948 yılından beri devam eden kazılarda yaklaşık 4.500 yıl öncesine, Eski Tunç Çağı’na tarihlenen tabakalarda süren çalışmalarda, tüccarların bölgeye gelişinden önceki döneme ait eserler bulundu

Kazılara Türkiye’nin yanı sıra Güney Kore, Japonya, Amerika ve İtalya’dan ekipler de katılıyor

Şimdiye kadar 23 binden fazla çivi yazılı tabletin bulunduğu Kültepe’de günümüz Türkçesinde hâlâ kullanılan "ekmek", "şarap", "yağ", "göz" ve "su" gibi kelimelerin Asurca formlarına rastlanması dikkat çekiyor


20240911

📍 Çankırı'daki "Çorakyerler Omurgalı Fosil Lokalitesi"nde 9 milyon yıl öncesine ait fil kemikleri bulundu

 📍 Çankırı'daki "Çorakyerler Omurgalı Fosil Lokalitesi"nde yapılan kazı çalışmalarında yaklaşık 9 milyon yıl öncesine ait fil kemikleri bulundu. 

Kazı Başkanı Prof. Dr. Ayla Sevim Erol, "Şu anda kazıda bir filin üst kol kemiği ile ayak kemiklerini çıkarıyoruz. Çorakyerler'de iki farklı fil türüne ait fosillere rastladık. Bunlardan biri iri 'konobelodon' türü, diğeri ise daha küçük 'choerolophodon' türü" dedi. Kazı çalışmalarının tarihinin önce 8 milyon yıl olarak belirlendiğini, ancak son bulgularla bu sürenin 9 milyon yıla kadar uzandığını vurgulayan Erol, gelecek yıl İspanya’dan bir uzmanla yapılan tarihlendirme çalışmalarıyla bölgenin daha detaylı bir şekilde tarihlendirileceğini ekledi. Bu bulgular, Çorakyerler’in zengin fosil yataklarıyla Türkiye’nin paleontolojik mirasına büyük katkı sağladığını gösteriyor. 

Kaynak: AA (10.09.2024)





20210227

Smyrna Antik Tiyatrosu gün yüzüne çıkıyor


İzmir şehir merkezindeki Smyrna Antik Kenti'nin önemli yapılarından Antik Tiyatronun gün ışığına çıkarılması çalışması devam ediyor. Kazı Başkanı Doç. Dr. Akın Ersoy tarihi yapıyla ilgili son durumu Ulusal Kanal'a anlattı.

27.02.2021

Haber: Özgür Doğu Saymaz - Kamera: Samet Can Kocagür

İzmir'deki Smyrna Antik Tiyatrosu kazı çalışmaları ilerledikçe tiyatro meydana çıkıyor.

Kazı Alanı Başkanı , İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Türk İslam Arkeolojisi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Akın Ersoy, çalışmaları Ulusal Kanal'a anlattı.

Smyrna Antik Tiyatrosu, Bergamon Krallığı döneminde tek katlı, Roma'nın Fethiyle beraber 3 katlı bir yapı halini alıyor.

Kazı başkanı Ersoy, çalışmalarda elde edilen bilgiler ışığında antik tiyatronun yakınlarında keşfi yapılacak yeni yapılar olabileceğinin müjdesini verdi.

Kapasitesi ile Akdeniz'in en büyük tiyatrolarından gün ışığına çıkıyor.

https://www.ulusal.com.tr/kultur-sanat/smyrna-antik-tiyatrosu-gun-yuzune-cikiyor-h277690.html

20190830

Kayseri'de 7,5 milyon yıllık dev fosil bulundu




Haberler.com


Geçen yıl Eylül ayında, Taşhan Mahallesi'ndeki Yamula Barajı kıyısında keçi otlatan çoban, dev fosil parçası buldu. Çobanın durumu bildirmesi üzerine bölgede kazı yapıldı. Kayseri Büyükşehir Belediyesi'nin desteğiyle bu yılki kazı çalışmaları Haziran ayında yeniden başladı. Kasım ayı sonuna kadar Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi ve Hacı Bayram Veli Üniversitesinden profesörlerin danışmanlık yaptığı ve 8 kişinin çalıştığı kazılarda bir ilk yaşandı. Kazıda dünyada ilk kez olduğu belirtilen tek parça halinde, 7,5 milyon yıl önce yaşadığı tahmin edilen 2 metre 70 santim boyunda 'Choerolophodon' cinsine ait fosil bulundu. Kafatası ve alt çenesi tam halde bulunan fosilin boyut olarak dünyanın en büyük fosillerinden birisi olduğu değerlendirildi.



"TARİHE IŞIK TUTMAYA DEVAM EDECEĞİZ"

Kazı alanında incelemede bulunan Kayseri Büyükşehir Belediyesi Başkanı Memduh Büyükkılıç, "Yaklaşık 7,5 milyon yıla tarihlendirilen 'Choerolophodon' cinsine ait bir fosil bulduk. Günümüz fillerinin atası olarak kabul ediliyor. Bugüne kadar kafatası ve alt çenesinin tam olarak bulunduğu ilk fosil olarak dünya literatürüne girdi. Kazıları devam ettirip, tarihe ışık tutmaya devam edeceğiz" dedi.



"FİLİN ATASI"

Hacı Bayram Veli Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Okşan Başoğlu, kazı çalışmalarının devam ettiğini söyleyerek, "Kazı ekibimiz dünyada ilk kez tek parça halinde bozulmamış halde bulunan filin atası olarak değerlendirilen 7,5 milyon yıl önce yaşamış 'Choerolophodon' cinsine ait canlının fosilini buldu. Bölgede yapılan çalışmaların uzun yıllar sürmesi bekleniyor. Bu kazı çalışmaları sonrası ortaya çıkan fosilleri görmek için Alman ve Finlandiyalı bilim insanları Kayseri'ye gelmek istiyor. Bu bölge daha fazla sürprizlere gebe görünüyor. Bulunan fosil, alçılama yöntemi ile kazı yerinden alınarak bilim merkezine götürülecek" diye konuştu.

Bölgedeki çalışmaların 30 yıl sürmesi bekleniyor.

Kaynak: DHA

En Çok Okunanlardan...