Anadolu
Türkmenlerinin bir parçası olan
Tahtacı Türkmenleri, zengin kültürel
özellikleri ve inanç ritüelleri ile dikkat çekmektedir. Bilindiği gibi,
Tahtacı Türkmenleri Anadolu’da İzmir, Manisa, Aydın, Muğla, Denizli,
Burdur, Isparta, Antalya, İçel, Maraş, Gaziantep ve Toroslar’da
yaşamaktadır (Kalafat, 1995, s. 75). İçel’de Aydıncık, Çamlıyayla ve
Gülnar dışında bütün ilçelerde Tahtacı Türkmen köyü ya da mahallesi
bulunmaktadır.
Tahtacıların Kökeni ve Ağaçeriler
Tahtacıların etnik köken olarak Türk/Türkmen, inanç olarak da Alevî
bir topluluk oldukları tespit edilmiştir. Ancak, Tahtacıların Türk
olduklarının kabul edilmesinin ardından bir başka tartışma konusu ortaya
çıkmış, bu kez de, Tahtacıların hangi Türk boyundan geldiği konusuyla
ilgili olarak çeşitli tezler ileri sürülmüştür.
İleri sürülen bu tezlerin çoğunluğunun ortak noktası, Tahtacıların
atalarının “Ağaç-Eriler” olduğu ve onların da “Türk” olduğudur.
Tahtacıların atalarının Ağaç-Eriler olabileceği görüşü, her iki
topluluğun da Oğuz boyundan olmaları, ormanlık alanlarda yaşayıp ağaç
işçiliğiyle uğraşmaları, aynı inançtan olmaları ve Tahtacıların ortaya
çıkışından itibaren yazılı kaynaklarda Ağaç- Erilerden bahsedilmemesi
gibi sebeplere dayandırılmaktadır.
İsmail Engin’in aktardığına göre, Anadolu’da “Tahtacı” adına ilk kez
16. yüzyılda ve “Cemaat-ı Tahtacıyan” olarak rastlanmaktadır. Bundan
önce Anadolu’da “Ağaç-Eri” kavramı vardır ve bu kavram 16. yüzyılda
“Cemaat-ı Tahtacıyan”a dönüşmüş, bu yüzyıldan sonra Ağaç-Erilere
“Tahtacı” denmiştir.
Bununla beraber, Ağaç-Erilerin ve dolayısıyla da Tahtacıların bir
Oğuz boyu mu, Oğuzlardan ayrı bir Türk boyu mu, yoksa Oğuz boylarından
bir kesim ile diğer Türk boylarından bazılarının bir araya gelerek
oluşturdukları bir topluluk mu oldukları konusunda araştırmacıların
görüş birliği içinde olmadıkları anlaşılmaktadır.
Bunların yanı sıra, değişik yörelerde yaptığımız alan çalışmaları
sırasında kendileriyle görüştüğümüz Tahtacıların, sözleşmişçesine
:
“Aslımız Horasan’dan gelmişiz. Tahtacı diye bir millet yoktur,
Tahtacılık bir zenaat, Anadolu’da çeşitli nedenlerle bu zenaatla
uğraştığımız için böyle diyorlar, biz Türkmeniz”
demeleri de onların
Türk/Türkmen kökenli oldukları görüşünü destekleyen bir başka husustur.
Tahtacıların Tarihi ve Yerleşim Yerleri
Tahtacılar,
Batı Anadolu ve Güney Anadolu’nun dağlık bölgelerinde, ormanlık
yerlerinde kereste işi ile uğraştıklarından ötürü bu adı almışlardır.
Bir meslek adı olan Tahtacılık, zamanla bir mezhep zümresini de ifade
eder olmuştur. Osmanlı Devleti zamanında, Tahtacıların toprağa
yerleştirilmeleri ile ilgili pek çok vesika mevcuttur. Bunlardan sadece
birini nakledelim. 1126 tarihli (1710’lar) bir fermanda, “Yörükân
taifesinden Çıblaklı ve Çaylaklû” oymaklarının Kıbrıs’a sürgün
edildikleri, fakat bunların bir kısmının gemi kaptanlarını öldürerek,
geri kaçtıkları ve Aydın, Menteşe, Teke dağlarına sığındıkları
kaydedilmekte ve başka bir fermanda da bu sürgünden vazgeçildiği
anlatılmaktadır. Adı geçen bu oymaklar, Tahtacı oymaklarıdır. Kayıtlarda
“Yörük” oldukları açıkça belirtilirken Tahtacılar, kendilerine
“Türkmen”
derler. Tahtacılar, kendi içlerinden yetişen bir araştırıcının verdiği
bilgiye göre, “belli başlı şu beş büyük kısımda toplanırlar: Çaylaklar,
Enseliler, Cingözler, Aydınlılar, Üsküfler. Çaylaklar 6 koldur: Eseli,
Elemeti, Danabaş, Yağdı, Göğceli, Hay…
Tahtacıların bir oymağının, Yörüklerin keçe çadırlar nın ağaç parçalarını yaparak geçindikleri anlaşılıyor:
“Bu çadırı bütün aşirete Evciler Oymağı adındaki bir oymak
hazırlar. Muhitimizde Tahtacı diye anılan Alevî Türklerin eski oymak
adlarının Evciler olduğunu yine kendilerinden işittim.”
Türkmen, Sıraç, Kızılbaş, Alevî, Nalcı vs. adı verilen ve Türkiye’nin
her yerine dağılmış olan Alevî-Bektâşî köylerinin üç yüz kadarının
adını tespit ettik. Tamamı hakkında kesin bir şey söyleyemeyeceğiz.
Ancak Türkiye’de 6-7 milyon kadar Alevî-Bektâşî olduğunu tahmin
ediyoruz.
Tahtacıların Sosyo-Ekonomik Durumları
Tahtacıların, 17. yüzyıldan Cumhuriyet’in kuruluşuna kadar, genel
olarak, ağaç kesimi ve kereste (tahta) işi ile geçimlerini sağladıkları
bilinmektedir. Ancak, Orman İşletmesi’nin kurulması ve ardından çıkan
“orman kanunu” ile birlikte ormanda ağaç kesimi işi devlet eliyle
yapılmaya başlayınca, Rıza Yetişen’in deyimiyle, Tahtacılar,
“suyu kesilmiş değirmenci gibi şaşaladılar.” Bu durum, Tahtacıları zorunlu olarak diğer iş kollarına yönlendirmiştir.
Narlıdere’de Ali Rıza Erdem ve Özer Yetişen’den aldığımız bilgilere
göre, söz konusu yasağın ardından, kırsal alanda yerleşenlerle kentsel
alanlarda imkân bulabilenler daha çok tütüncülük ve ziraata
yönelmişlerdir.
Bugün, Tahtacılar, zeytincilik, narenciye üreticiliği, sebze ve meyve
yetiştiriciliği, seracılık ve bağcılık gibi işlerle geçimlerini
sağlamaktadırlar. Tarım ve hayvancılık ise, daha çok kırsal alanlarda
yaşayanlar tarafından ve ancak kendi ihtiyaçlarını karşılamaya yetecek
oranlarda yapılmaktadır.
Bunların yanı sıra, günümüzde, kentlerde yerleşenlerden ticaretle
uğraşanlar, kamu kurum ve kuruluşlarında memur ve işçi olarak çalışanlar
ve mevsimlik işçiler de bulunmaktadır.
Tahtacıların Eğitim Durumları
Tahtacılar, yerleşik hayata geçtikten sonra eğitim ve öğretime önem
vermeye başlamışlardır. Günümüzde, Tahtacı nüfusunun okur-yazar oranında
ciddi bir artış söz konusudur.
Resmi istatistikler de bu artışı belgelemektedir. Buna göre,
Tahtacıların yaşadığı bölgelerde okur-yazar oranının nüfusa oranı bugün
yüzde 85 in üzerindedir. Lise ve üniversite mezunu Tahtacıların
sayısında da ciddi bir artış olmuştur.
Tahtacı İnancı ve Ritüelleri
A) Şekil – Don Değiştirme
Şekil
değiştirme genellikle üstün bir güç, yerine göre Allah, sihirbaz, cadı,
evliya tarafından, ya yapılan bir iyiliğe karşılık mükafat veya
kötülüğü ceza olarak gerçekleştirilmektedir. Çoğu defa bu motifle, bir
ağacın, hayvanın yahut cansız bir nesnenin şimdiki haline nasıl geldiği
açıklanmaya çalışılır. Şekil değiştirmeyi ifade için Türk menkıbe, masal
ve efsanelerinde donuna girmek deyiminin kullanıldığı görülür: Geyik
donuna girmek (geyik olmak), güvercin donuna girmek (güvercin
olmak)gibi.
Şamanların yaptığı hemen her ayinde mutlaka hayvan yer almaktadır.
Bir bakıma Şaman, insan-hayvandır. Düşman ruhlara karşı hayvan kılığına
girerek savaşır; gökyüzüne yaptığı seyahati hayvanlar aracılığıyla
yapar. Bu itibarla geyik kılığına giren Türk dervişlerinin bu
menkıbeleri Şamanizm’le ilgilidir; Budizm’le alakasını düşünmek çok
uzaklara gitmek olur.
Geyiğin bilhassa Bektaşi ve Kızılbaş zümrelerinde mukaddes bir hayvan
kabul edilmesiyle alakadardır. Temelinde hiç şüphesiz Buda-geyik
münasebetinden geliştirilen evliya-geyik ilişkisi bulunan bu telakki,
Anadolu’da ortaya çıkmış olmayıp İslam öncesine dayanmaktadır. Bu
inancın sonucu, geyiğin avlanması kesinlikle yasaklanmış görünüyor.
Bütün Tahtacı ve Yörük aşiretlerinde, geyik vuran avcıların başlarına
mutlaka bir felaket geleceği inancının mevcudiyeti dikkati çekiyor ve bu
konuda sayısız olaylar naklediliyor.
B) Ağaç Kültü
Evliya Çelebi’nin “ağaca ibadet eden ademi kavmi” diye hayretle
zikrettiği Karakoyunlu Türkmenleri, takdis ettikleri ağaçların etrafında
kalabalık sayıda mum yakarak ayin yapmakta, ağaçlara demir parçalan
asmaktadırlar. İnançlarına göre, kim ağaca demir takarsa, ağaç ona büyük
faydalar sağlayacak, cehennemde yanmaktan korunacaktır.
Ağaç kültü muhtelif Kızılbaş toplulukları içinde daha ziyade
Tahtacılar ve Yörüklerde yayılmış görünüyor. Tahtacılar, adlarından da
anlaşılacağı üzere, geçimlerini ağaç kesmekle sağlayan kimselerdir.
Bununla birlikte, onların ağaçlara büyük bir saygıları ve bağlılıkları
vardır. Muharrem ayında ağaç kesmek şiddetle yasaktır. Hafta içinde salı
günleri de ağaç kesilmez.
Yılın belirli zamanlarında, mesela temmuz, yahut ağustos ayı içinde
Kurmançlara mensup çeşitli Kürt toplulukları, bayramlık elbiselerini
giyerek kadınlı erkekli gruplar halinde, ilahiler ve dualarla bu
ağaçları ziyaret etmekte, ayinler yapmaktadırlar.
C) Tenasüh (Reenkarnasyon, Metampsikoz) İnancı
Genel
ve kaba bir tarifle, öldükten sonra insanın ruhunun başka bir bedene
intikal suretiyle hayatını sürdürmesi şeklinde ifade edilebilecek olan
tenasüh inancı, eski dünyanın bazı yerlerinde değişik biçim ve
anlayışlarda görülmüş çok eski bir telakkidir.
Hacı Bektaş’a ait menkıbede ise, Hz. Ali’nin Hacı Bektaş olarak yeniden dünyaya geldiği belirtilmektedir.
Bektaşiler ve Kızılbaşlar, Hz. Ali’nin birçok kalıplarda her devir ve
zamanda yeryüzünde mutlaka mevcut olduğuna inanmaktadırlar.
Bugün Tahtacılarda ve Kızılbaş Kürtlerde tenasüh inancı bütün
cepheleriyle yaşamaktadır. Tahtacılarda, iyi bir insanın ruhunun,
öldükten sonra başka bir insan bedeninde, kötü bir insanın ruhunun ise
kötülüğünün derecesine göre bir hayvan bedeninde cezasını tamamlayıncaya
kadar hayatını devam ettireceğine inanılmaktadır. Kızılbaş Kürtlerde
de, Hak Muhammed Ali’ye iman edip de mürşide ikrar vermeyenler, dünyaya
meyledip insanlara fenalık yapanlar, öldüklerinde hayvan donuna girip
azap görürler.
Bu itibarla daha İslam öncesi devirde Budizm kanalıyla Türklere giren
tenasüh inancının, atalar kültü ile kolayca bağdaşan bir nitelik
taşıması sebebiyle tutunduğunu söylemek herhalde mümkündür. Bazı
araştırıcılar, özellikle hayvan kalıbına girme telakkisini göz önüne
alarak Türklerdeki tenasüh inancını Totemizme bağlamakta ve bunun çok
derin izler bırakarak Şamanizm’in en kuvvetli unsurlarından biri haline
geldiğini söylemektedirler.
KAYNAKÇA
TAMAY S. “TAHTACI SEMAHLARI ve MENGİ (İnceleme ve Metinler)” EGE
ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ Türk Dünyası Araştırmaları
Anabilim Dalı Türk Halk Bilimi Bilim Dalı, Yayımlanmamış Doktora Tezi.
TOR G. “İÇEL AĞIZLARI İÇİNDE TAHTACI TÜRKMEN AĞZININ YERİ *” Ç.Ü.
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 15, Sayı 2, 2006, s.441-460
OCAK A. Y. “Alevi ve Bektaşi İnançlarının İslam Öncesi Temelleri”
ERÖZ M. “TürkIye’de AlevîlIk-BektâşîlIk”
Alıntı Kaynak