Blog Listem

Bulgaristan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bulgaristan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20260624

🗺️ Tutrakan - %100 Türk kuruluşu bir Tunaboyu Kasabası

 

Tutrakan

%100 Türk kuruluşu bir Tunaboyu Kasabasıdır. tıpkı şimdi uydurma Dobriç dedikleri Hacıoğlu Pazarcık Şehri gibi.

Tutrakan (Bulgarian: Тутракан [ˈtutrɐkan], Romanian: Тurtucaia, Turkish: Turtukaya)Bulgaristan'ın kuzeydoğusunda, Silistra Eyaleti'nin bir parçası olan aynı adlı belediyenin idari merkezi olan bir kasabadır. Güney Dobruja'nın en batısında, Rousse'nin 58 km doğusunda ve Silistra'nın 62 km batısında, Romanya'nın Oltenița kasabasının (bir feribotla bağlandığı ancak feribotun artık çalışmadığı) karşısındaki Tuna'nın sağ kıyısında yer almaktadır.

Tutrakan Kasabası
Ertuğrul ERDOĞAN 
20 Mart 2018 Ertuğrul ERDOĞAN  0

Her insan bir hikayedir, veya romanların birer kahramanlarıdır. Bursa Yalova yolu üzerinde yıkılıp yeniden yapımına başlanan PTT Binasının hemen karşısında meşhur bir bozacı vardı.  Vardı diyorum,  çünkü lezzetli bozalarının yapımına bir süre ara verdiler. Buranın sahibi şu anda doksan beş yaşlarındaki Hüseyin Dilaver, artık yaşlandı ve evine çekildi. Apartmanlarının altındaki dükkanına ara sıra uğrayıp, sıcak bir çayın deminde eski günlerini duvardaki fotoğraflarına bakarak anıyor…

Tutrakan Bulgaristan / 1916 | Bulgaristan

Hüseyin Amca, Bulgaristan’ın Kubrat kasabasında 23 Kasım 1923’de doğduğunda Türkiye Cumhuriyeti de doğalı bir ay olmuştu. Burası yerleşim yeri olarak en erken yazılı bilgi 1624 yılına dayanmakta. Efsanelere göre XV. asrın başında  kurulmuş. Bu bölgede Enitsa adında kötü ve açgözlü bir hükümdar yaşıyormuş. Tüm pınarları kapatıp tek birini bırakmış. Yerli ve etraf köy halkı para ile bu pınardan su alma mecburiyetinde kalmış. Bu nedenle yerleşim yeri Balbunar adı olarak bilinirmiş. Kubrat’ın bir buçuk km. doğusunda “Yankata” mevkîinde Balbunar yerleşim toprak tepesindeki kazılarda aslında burasının dört bin yıl önce yerleşim yeri olduğu tespit edilmiş. Yedinci asırda millet terkibi olarak Islav – Bulgar halkı yerleşmiş. Osmanlı devleti himayesi altına girdikten sonra Balbunarlar göçmen olarak  1934 yılında gelseler de, aslında ilk evlerin olduğu yer, pınar civarındaki  Kubrat köyüymüş. Hüseyin Amca’nın okuduğu ilköğretim okulunun tarihi 1890 yılına kadar uzanıyormuş. 4 Mayıs 1891 yılında ise bugün hâlâ devam eden  “Kiril i Metodiy” Okuma Yurdu kurulmuş. Kubrat adını ise Bulgar tarihinde bir demete bağlı üzüm çubuklarının kolayca kırılmadıkları gibi, birlikte olup kimsenin yememesi  için oğullarına verdiği akıllı vasiyeti ile bilinen Atabulgar Kubrat Han’dan almış.  En önemli edinimleri ise iki değirmen, iki tarakhane ve bir yağhane. Halk geçimini tarım, hayvancılık, odun geliri, tuğlacılık, bakkal ve manifatura malları tüccarlığı ile sağlıyormuş. 1949 yılında Kubrat köyü,  şehir ilân edilmiş.

Malum çalışmak hayatın gerçeği, onsuz yaşam ölüm demektir. Hüseyin Amca’da yakınlarındaki Tutrakan kasabasına gidip oradan aldığı cam gibi parlak boncuk boncuk üzümleri tezgahında satar.  Ailesine destek verdiği yıllar yirmili yaşlarıdır. Yaz ayının sonlarıydı. Tezgahı gölge bir yerde olmasına rağmen Eyyâm-ı bûhur insanları olduğu yerde sırılsıklam bırakıyordu. Hüseyin Amca da ensesinde ıslak bir mendille tezgahın başındaydı.

Tutrakan  kasabasına girilir girilmez hemen kenarından akan Tuna nehrinin suları öylesine güzel parlıyordu ki, gümüşten farkı yoktu. O nehrin üstünden uçuşan kuşlar ise özgürlüğün timsaliydi. Her evin arasındaki boşluk  yeşillikti. Önlerinde kesin genişçe bir bahçesi olur ve içinde bin bir çeşit çiçeklerle donatılırdı. Tutrakanlıların ellerinde olta ve ağ eksik olmazmış. Burayı 17.yy’da ziyaret  ziyaret eden büyük Osmanlı gezgini Evliya Çelebi bu nehir kasabasında yaşayanlar için, “Tuna’nın geniş alanların efendisi.” olarak tanımlamış. Seyehatmesinde sadece erkeklerin değil, kadınların da balıkçılıkla uğraştıklarını belirtmiş. Geniş limanında yüzlerce balık kayığı demir atarken tutulan morina balığı Avrupa’da oldukça rağbet görüyordu. Balığın taze kalması ve uzak yerlere kadar ulaşabilmesi için önce tuzlanır ve dikkatlice ipek kumaşa sarılırmış. Tutrakanlılar, bin bir balık tutma ve muhafaza yöntemini bildikleri gibi balıktan da lezzetli balık çorbalar yaparmış.

Günlerden pazar ve eylül ayının da ilk günleriydi. Kasaba bugün neredeyse boşalmıştı. Tutrakanlılar, Şumentsi köyü yakınlarındaki “Askeri mezarlık 1916” ismini taşıyan anıt mezarlığında anma törenleri ve ayin için gitmişlerdi. Burada Bulgar, Romen, Alman ve Türk olmak üzere sekiz bin asker yatıyordu. 1941 yılında başlayan bu anma törenlerinin yapıldığı anıt mezarlığı, Bulgaristan’ın en büyük askeri mezarlığıydı. Mezarlığın tam ortasında dikili taş üzerinde Bulgarca, Romence, Almanca ve Türkçe şu sözler yazılıydı,
“Vatanları uğuruna hayatını kahramanca feda etmeyi bilenlere – saygı ve zafer”.

Hüseyin Amca tezgahın başında beklemekten yorulmuştu. Kubrat’a da gidip gelmek bütçesinden başka, zamanını da alıyordu. En iyisinin bu kasabada bir ev tutmak olduğuna karar verdi. Bulduğu ev bahçeliydi . Ev sahibi ile bir odası için anlaşıp tuttu.  Gündüzleri tezgahında üzümleri sattıktan sonra burada konaklardı. Bu arada ev sahibinin güzel bir kızı vardır. Şimdi biliyorum, ‘güzel ile kız’ sözcüklerini yazınca aklınızdan Hüseyin Amca yoksa bu kızla büyük bir aşk mı yaşayacak? diyenleriniz olabilir. Bu hikayeyi oğlu Tayfun’dan dinlerken ben de böyle düşünmüştüm biran. Tabi ki öyle bir durum yok.  Ev sahibinin kızı, sohbetlerinin birinde,  abisinin  İstanbul’da okuduğunu ve birçok kitabının bodrum katında geniş bir sandığın içinde saklı olduğunu söyler. (Bulgaristan Hükumeti yasaklamış da olabilir.)  Hüseyin Amca kitapları merak eder. O yıllarda ders kitaplarının dışında başka kitapları da görmemiştir. İzbe görünümlü depoya birlikte inerler. Kız sandığı açtığında üstte duran bir kitaba dikkatle bakar Hüseyin Amca. Alır, üzerindeki tozu biraz ileri giderek üfler. Kitabın üzerinde “Nutuk” yazar. Kızdan rica edip okuyup geri vereceğini söyler. Kitaplar biraz daha karıştırıldıkça arasından Afet İnan’ın “Umum Türk Tarihi” kitabına bakar. Onunda sayfalarını çevirdikçe tozlar ortalığa saçılır. Onu da ister. Kız gülümser ve kitapları  verir.


Hava kararmıştır. Hüseyin Amca odasına çekilir. Gaz lambasının ışığını daha da açar ve yatağının başucuna koyup uzanır. Okumaya önce Atatürk’ün yazdığı Nutuk’tan başlar. İlk sayfalarını çevirir, Samsun’a çıkışla TBMM’nin Toplanmasına Değin Geçen Dönem” Bölümünü çevirip okumaya başladığında, sözcüklerin birçoğunu anlayamaz.  Diğer kitaba göz gezdirirken yorgunluktan uyuya kalır. Sabah uyanır uyanmaz kitabı tekrar gözden geçirir. Giyinip dışarı çıktığında ev sahibini görür. Bir koşu odasına gidip Nutuk kitabını alır ve ona gösterir. Ev sahibi, yazıların genelde Farsça kelimeler olduğunu söyler. Hüseyin Amca, bir gün  üzümleri kalmadığında öğleden sonra saat üçte, Rusçuk şehrine gider. Önüne çıkan orta yaşlarda bir adama, Farsça-Türkçe sözlüğü nasıl bulabileceğini sorar. Adam, ona yakınlarda bir kütüphaneyi tarif eder. Kütüphane sorumlusuna istediği sözlüğü sorar. Görevli, kitaplar arasında dört dolanır. “Bulamadım.” diye döner. Hüseyin Amca çok üzülür. Dışarı çıkmak üzereyken, arkasından bir sese dönüp bakar. “Evladım, şimdi hatırladım. Sen gel benimle…” diye kitapların arasından sözlüğü bulup Hüseyin Amca’ya verir.


Akşama doğru elinde sözlükle evine yakın kurduğu tezgahına gelir.  Eve gireceği esnada ev sahibinin kızını görür. Ona elindeki üzüm poşetini verir. Yolculuk yormuştur. Ama heyecanlıdır. Odadaki pencereye yakın tahta sandalyeye oturur. Zaten pek eşyası da yoktur. Tahta masanın üzeri, kıymıkların başkaldırmasıyla kırçıllıdır. Nutuk kitabıyla aldığı sözlüğü yan yana getirir. Anlamadığı sözcükleri cebinde taşıdığı küçük kurşun kalemle hem deftere hem de kitaptaki sözcüklerin altına küçük küçük yazar. Yazarken de öğrenir. Atatürk’ün “Bir vatan nasıl kurtulur?” mücadelesini artık çözmüştür. Kitapta dikkat çektiği bölümlerden birisi de şapka devrimidir. Aklına kendi köyü ile uğradığı Tutrakan Kasabasının belli bölgesinde yaşayanların kafasında bezlerle sarılı olanlar gelir. “Bu devrimin ucundan ben de tutmayım.” dediği tarih 1943’dür.  1 Mart 1941 tarihinde ise,  Bulgar Hükumeti Hitler ile Viyana’da Faşist Hitlerci Bloka katılmasına ve halkın buna karşı direniş göstermesine rağmen altı yüz bin kişilik ordusuyla Bulgaristan’ı işgal etmişti. Hitler’in planı  Türkiye ve oradan Rusya’ydı. Ancak  İsmet İnönü kurnaz ve akılcı politikasıyla ülkesine Hitler’i sokmadı.

Hüseyin Amca, yaşadığı toprakların savaş kokusunda, Nutuk’tan oldukça etkilenir. Kolları sıvar ve Tutrakan Kasabasının ilkokul öğrencileriyle birlikte bir bayram günü topladıkları şeker ve tebrik kartlarını satarak şapkalar alır. Bunları köylerindeki gençlerin sarıklarını çıkartarak taktırır. Daha sonra onlarla birlikte çektirdiği fotoğrafın altına da şu notu bırakır,

“Bulgaristan’ın Tutrakan Kasabasının İlkokul öğrencileriyle fakir talebeler için bayram tebrikleri halka serpiş ediyorduk. 1943 Hüseyin Dilaver.”

Bir başka fotoğrafının arkasına ise şu notu düşüyordu,

“O tarihte yirmi yaşında idim. Bu fedakarlık inanın ki benim ilk milli görüş inancımdan doğmuştur. 7.6.1980

Uzun ömürler Hüseyin Amca… Siz Bulgaristan’da Atatürk devrimlerinin mücadelesini o yıllarda verirken, günümüzde onu unutturmaya çalışıyorlar. Ama başaramayacaklar!

Alıntı: https://www.yazarportal.com/tutrakan-kasabasi/142495/

20260124

📖 “Gelina” düğün geleneği 👰‍♀️ Bulgaristan’ın Ribnovo köyünde gelinlerin yüzünün beyaza boyandığı

👰‍♀️ Bulgaristan’ın Ribnovo köyünde gelinlerin yüzünün beyaza boyandığı binlerce yıllık “Gelina” düğün geleneği hala yaşatılıyor

🕌 Nüfusu tamamen Müslüman olan köyde düğünler kış aylarında üç gün üç gece sürüyor ve binlerce ziyaretçi çekiyor 🎨 Gelinin yüzü beyaz krem ve renkli payetlerle süsleniyor, bu ritüel gelinin evli bir kadın olarak yeniden doğmasını simgeliyor 👗 Törenlerde kadınlar el işi yöresel kıyafetler giyiyor, kına gecesi, çeyiz sergisi ve börek ikramı yapılıyor 🌍 Gelenek, UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne aday gösterilmeye hazırlanıyor





20251216

📄Osmanlı İdaresinde Bir Balkan Şehri: Varna (1774- 1878)



Osmanlı İdaresinde Bir Balkan Şehri: Varna (1774- 1878)

January 2015Journal of Turkish Studies 10(Volume 10 Issue 1):383-383

DOI:10.7827/Turkish Studies.7623

Authors:

Miyase Koyuncu Kaya
Ankara Yıldırım Beyazıt University

OSMANLI İDARESİNDE BİR BALKAN ŞEHRİ: VARNA (1774-1878)*

Miyase KOYUNCU KAYA**

ÖZET

Bu çalışmada, Karadeniz'in Osmanlı kapalı denizi olmaktan çıktığı 1774 tarihinden Bulgar Prensliği'nin kurulmasına kadarki zaman diliminde Balkan topraklarında önemli bir Osmanlı liman şehri olan Varna, iktisadi, siyasi ve sosyal gelişmeler çerçevesinde incelenmiştir.

Osmanlı tarihinde Varna, 1444 yılında Osmanlı ordusunun Haçlılara karşı kazandığı zaferle zihinlerde yer almıştır. Osmanlı zaferi sonrası hızla bir Osmanlı şehri karakteri kazanan Varna'nın Müslüman nüfusu Balkan şehirleri arasında dikkati çekecek düzeydedir. İstanbul'a yakınlığı tarihi boyunca Varna'nın uluslar arası ticaret açısından canlı bir merkez olmasına katkı sağlamıştır. Ortaçağdan itibaren gezginler ve tüccarların dikkatini celbeden bu liman şehri, Balkanlar'dan İstanbul'a doğru mal götüren tacirler için transit rolü oynamıştır. Çalışmamızın kapsadığı yaklaşık yüzyıllık dönem Varna tarihi için dönüm noktasıdır.

Şehir bu dönemde Osmanlı-Rus savaşlarının gölgesinde ticari ürünler ve insan göçlerinin geçiş noktasıdır. Bır taraftan şehrin hâkimiyeti el değiştirirken diğer taraftan da, Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu durumun etkisiyle şehrin nüfus yapısında köklü değişiklikler yaşanmıştır. 19. yüzyıla kadar Varna'nın kısa geçmişi, şehrin Osmanlı hakimiyeti altındaki idari yapısı, nüfusu, şehre karakter kazandıran mimarisi ve maddi kültürünün yanında yakınçağda şehri etkileyen 1828-9 Osmanlı-Rus Savaşı, akabinde Sultan II. Mahmut (1808-1839) ve Sultan Abdülmecit'in (1839-1861) ziyaretleri, Varna- Rusçuk demiryolunun inşası, Kırım savaşı sırasında yapılan telgraf hattı gibi konular çalışmanın başlıkları arasında yer almıştır. Şehrın sosyoekonomik hayatının en önemli ana damarı olan Varna limanındaki faaliyetler ile şehrin ticari karakteri de ayrıca konu edilmiştir.

Bulgaristan'ın "Deniz başkenti" Varna, ülkenin kuzeydoğusunda Karadeniz kıyısında, Şumla'dan gelen ve Varna adını taşıyan derenin ağzında körfezde Devna Gölü yakınlarındadır. 19. yüzyılda Varna şehrinin tarihi, şehirle bütünleşen iki yapı üzerinden akmaktadır: liman ve kale. Bu iki yapı dışında Varna şehri, Osmanlı fethiyle birlikte vakıf' binalarıyla gelişmiştir. Osmanlı döneminde şehir merkezlerine cami-mescit, tekke-zaviye ve türbe gibi dini yapılar; han, bedesten, kervansaray, arasta ve çarşı gibi ticari yapılar; imaret, hamam, köprü, su kemeri, çeşme ve saat kulesi gibi sosyal yapılar; mektep, medrese ve kütüphane gibi egitim merkezleri; kale, kule-ocak, burç ve tabyalar gibi askeri yapılar inşa edilmiştir. Kale, yüzyılın başlarında Osmanlı-Rus savaşının odak noktası olmuştur.
.....
Makalenin dev:amı


































Kaynak: https://www.researchgate.net/publication/274751115_Osmanli_Idaresinde_Bir_Balkan_Sehri_Varna_1774-_1878





















En Çok Okunanlardan...