Blog Listem

denizcilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
denizcilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20260121

📖 19.yy boyunca İngiliz nehir-deniz istediği gibi at oynatır


1807➡️ 7 parça Donanma Sarayburnu önlerinde    


1835  ➡️ Cafer Kalesi önlerinden geçen İng. gemisi



1895 ➡️#7Düvel 43 parça Donanması Boğaz'da






20230113

📰✍️Milli Eğitimin 'denizci kültür'le sınavı - Halil Özsaraç

14 OCAK 2023

E. Kurmay Albay Halil Özsaraç

Geçmiş dönemlerde, okullarımızda verilen derslerde, “denizcilik, denizcilik tarihi ve denizci kültür” konularına yer verilmediğinden bahsetmiştim. Geçmişten günümüze gelelim… Sizce yeni nesilleri denizci kültürle tanıştırmadaki eksikliğimizin farkına varılmış ve probleme akılcı bir çözüm bulunmuş mudur? Ne dersiniz?

OKULLARDA DENİZCİLİĞİMİZLE İLGİLİ NE ÖĞRETİLİYOR?

Millî Eğitim Talim Terbiye Kurulu Başkanlığının müfredatlarına bakarsanız, denizcilik adına üzücü bir sonuçla karşı karşıya kalırsınız. Görkemli denizci geçmişimizle ilgili -denizcilik alanında mesleki ve teknik eğitim veren okullar dâhil- dişe dokunur bir şey bulamazsınız. Üstelik, 10. sınıf Tarih dersi müfredatında öğretmenlerimiz, “Osmanlı Devleti’nin öncelikli olarak bir kıta (kara) gücü olduğunun vurgulanması” hususunda şartlandırılmış durumda. Yani, denizciliğimizle ilgili hiçbir şeyin anlatılmadığı yaygın millî eğitim sistemimizin ders programlarına göre, Osmanlı Devleti’nin gücünün ana kaynağı, Akdeniz havzasındaki deniz ticaret yollarına hâkimiyeti değil; Avrupa’nın içlerinde, Viyana civarlarına kilitlenen savaşlar silsilesi idi. Hâlbuki, Osmanlı Devleti, yarı-kapalı denizlere egemen olmayı başarmış bir süper güçtü ve bu gücünü denizcileşmiş olmasına borçluydu. Sömürgeci Batı, yarı-kapalı denizlerde tutmayı başardığı Osmanlı Devleti’ni kara savaşları ile oyalarken, hiçbir kıta (kara) gücünün durduramayacağı bir açık deniz gücüne dönüşmüştü. Daha açık anlatmam gerekirse, millî eğitim sistemimizin bize güç diye sunduğu kıtasallık, aslında Osmanlı Devleti’nin zayıflığıydı…

'TÜRK DENİZCİLİK TARİHİ' DENİZCİLİK FAKÜLTELERİNDE SEÇMELİ DERS

İlk ve orta öğretim okullarındaki eksikliğe rağmen, denizcilik eğitimi veren ve sayıları 26 olan yükseköğrenim kurumlarımızda mutlaka “denizcilik tarihimiz”le ilgili dersler verildiğini sanabilirsiniz. Aksine, buralarda verilen eğitimlerde de umulanı bulmak zor. Zira, topu topu 2 bin civarlarında öğrencisi bulunan denizcilik fakülte veya yüksek okullarında “denizcilik tarihi” dersleri “seçmeli” dersler arasında. Anlayacağınız, gemi işletmeciliği ile ilgili kapsamlı eğitimler verilen bu okullarda bile “denizci kültür” arka planda.

ÇOK DAR BİR ÇEVREYE SIKIŞAN 'DENİZ TARİHİ VE DENİZCİ KÜLTÜR'

Millî eğitimimizin bir eksiklik olarak görmediği “denizci kültür”, -ilginç ama- güçlü bir altyapı ile varlığını sürdürmeye devam ediyor. “Nereden geliyor bu değirmenin suyu?” diye sorabilirsiniz? Denizci kültür, Deniz Kuvvetleri için personel yetiştiren askerî okullarda yeni nesillere aktarıldı ve yaşatıldı. Bu sürecin en gözde halkası ise, 2000’li yıllarda F*E*T*Ö tarafından ele geçirildiği için 15 Temmuz’dan sonra kapatılmak zorunda kalınan Deniz Lisesi idi. Türk deniz subayları ve astsubayları, askerî okullardan “denizci kültür”le mayalandıktan sonra mezun olurlar, Türk denizciliğine özverili katkılar sağlarlar ve çocuk yaştaki yeni Türk denizcileri için birer rol model olma görevlerini tamamlamadan yaşama veda etmezler. Böylece “Türk denizcilik kültürü” köklü geçmişiyle ve yüzyıllardır titizlikle devam ettirilen gelenekleriyle geleceğe taşınmış olur. Bununla beraber, Deniz Lisesi’nin 6 yıldır süren kapalılık hâli, “denizci kültür”ün sağlıklı bir şekilde aktarılmasını güçleştiren önemli bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Her yıl 150-200 öğrencisini küçük yaşta denizcileşmiş olarak Deniz Harp Okulu’na taşıyabilme potansiyeli olan ve 250 yıllık bir kökü bulunan bu “denizcilik okulu”nu tarihin derinliklerine gömmek olanaksızdır. Çünkü, bu okulun kurulmasına 1770 Çeşme Yenilgisi neden olmuştu. Sizce; Çeşme benzeri yeni bir ağır “başarısızlık” öyküsünün zorlamasına gerek kalmadan Deniz Lisesi’ni açmanın zamanı gelmedi mi?

OKULLARIMIZ ÖĞRETMİYORSA EMPERYALİST BATI BOŞLUĞU DOLDURUR

Mevcut durum, 942 yıl öncesine dayanan köklü denizci altyapımızın yavaş yavaş aşınmasına, ilginin zayıflamasına yol açabilecek niteliktedir. Bunun daha da ötesinde, asıl sorun, bilgi çarpıtma konusunda uzman olan emperyalizmin devreye girmesidir. Emperyalizm, her alanda olduğu gibi, sömüreceği milletlerin “denizci kültür”ünü yok etmek için uydurulmuş kaynaklar sunar. “Yepyeni bir şey buldum ve yazdım” anlayışıyla bu uydurma verilere balıklama atlayan bazı akademisyenler ise, emperyalizme -istemeden- aracılık ederler. Onların yazdıkları kitaplar yoluyla da rengârenk denizcilik tarihimiz yok edilmeye çalışılır.

Somut bir örnek vermek gerekirse; 2018 yılında ilk baskısını yapan akademik tabanlı bir kitap, 16.-18. yüzyıllar arasında Akdeniz’deki Türk denizcilerini anlatıyordu. Olağanüstü bir reklam çalışması ile tüm kitapçıların vitrinlerine taşınan bu kitabın yazarına göre satış miktarı, 100 bini aşmıştı. Kitapta yazılanlara göre: “1499’da Kemal Reis’in tasarladığı ve 26 topuyla döneminin ateş gücü en yüksek gemisi olan 'Göke' koskoca bir palavraydı; bu geminin özelliklerini anlatan Katip Çelebi ise bir şarlatandı; Avrupa kıyılarına dadanan Türk denizciler açgözlülükleri nedeniyle denizin dibini boylarken, Katolik denizcilerin kahramanlıkları dillere destandı; 1571-1587 yılları arasında 15 yıl Kaptan-ı Deryalık (Osmanlı Deniz Kuvvetleri Komutanlığı) yapmış olan Kılıç Ali Paşa, 50 kelimeden daha fazla Türkçe öğrenememişti ve Habsburg ajanlarıyla içli dışlıydı; Türkler hiçbir zaman denizci olamamışken köleleştirdikleri Avrupalı denizciler sayesinde Akdeniz’de hak etmedikleri bir başarı kazanmışlardı; Barbaros’un Gazavatnâmesi bir propaganda kitabı olduğu için kaynak doküman olarak kullanılamazdı” falan filan… Özetlersek bir yığın zırva, Türk denizcilik tarihi olarak piyasaya sunuldu.

Asıl sorun, yazarın Türk tarih kaynaklarını yok sayması ve emperyalist Batı’nın uydurma kaynaklarını önceliklendirmesiydi. Batı’nın propaganda malzemesine dönüştüğü için nesnellikle hiçbir alakası kalmayan bu kitap, medyanın zorlamasıyla, çok sayıda okuyucuya ulaştı. Sonuçta, Türkiye, okullarda öğretilmeyen denizcilik tarihini, Türk karşıtı Batı’nın propaganda kaynaklarının bir derlemesi olan bir kitaptan öğrenmeye çalıştı; işin özü, yanlış bilgilerle donatıldı. Bahsettiğim kitabın yazarının kötü niyetli olduğunu sanmamakla birlikte; emperyalist Batı’nın çarpıtılmış ve uydurulmuş bilgileriyle dopdolu olan bu kitabın ve benzerlerinin denizciliğimizde onarılması güç yaralara yol açtığını da söylemeliyim.

Anlayacağınız, okul dünyamızdan kitap dünyamıza kadar her alan, “denizci kültür”ü tam ve doğru olarak öğretemeyecek durumda… Sizce, “denizci kültür”e sahip çıkılmazsa “emperyalizmin yozlaştırıcı etkisi”nden korunmak mümkün mü? Bence hayır… Gücünü denizlerden alan emperyalizm, Türkiye’nin denizlerde güçlenmesini hiçbir zaman istememiştir, istemeyecektir. Emperyalizmin Balyoz ve Ergenekon kumpasları ile en çok Deniz Kuvvetlerimizi hedef alması; F*E*T*Ö üzerinden öncelikle Deniz Kuvvetlerimizi ele geçirme çabası boşuna değildi ve son derece bilinçliydi. Eğri oturup doğru konuşalım: Türk milletinin emperyalizmle sonuç alıcı bir mücadele için gereksinimi olduğu hâlde bir türlü başaramadığı “denizcileşme devrimi”, yaşamsal bir gereksinimdir. “Denizcileşme devrimi”ne de, gençliğimize emperyalizmden beslenen kaynaklar yerine, denizciliği içselleştirmiş bir millî eğitim müfredatı sunarak başlamak zorundayız.

Alıntı/Kaynak: https://www.aydinlik.com.tr/koseyazisi/milli-egitimin-denizci-kulturle-sinavi-361146


20200806

🎞🇹🇷🗣 Türkiye’nin Doğu Akdeniz stratejisi nasıl? Cihat Yaycı anlatıyor | Özel Röportaj - 24 Temmuz 2020



Mehmet Akif Ersoy, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Eski Başkanı/Doç. Dr. Cihat Yaycı'yı Habertürk ekranlarında konuk ediyor. Mavi Vatan'dan Ege'de Türkiye-Yunanistan gerilimine; Doğu Akdeniz'deki enerji mücadelesinden Türkiye'nin güvenlik ve dış politika adımlarına...

20200530

Yunanistan'a anladığı dilden yanıt: Ne-Mutlu-Türküm-Diyene


Türk Donanması, Milli Savunma Bakanlığı’nın emri ile 'Ne Mutlu Türküm Diyene' şeklinde, dört ayrı saha adı ile tek manada yayınladığı Navtex ile Girit'in Güneyi’nde, Gavdos Adası’nın hemen aşağısında, kırmızı alanları kapsayan yerlerde, askeri tatbikatlar icra edecek.

Türk Deniz Kuvvetleri, Girit Adası’nın güneyindeki 4 bölgede Navtex ilan etti. Buna göre Türkiye’nin belirlediği yerler askerî bölge olarak kabul edilecek. Bu bölgelerin “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” olarak kodlanması dikkat çekti.

Navtex, denizlerde askerî ya da sivil herhangi bir faaliyette bulunmak isteyenlerin önceden mesaj yayımlayarak deniz trafiğini uyarması anlamına geliyor.

'TÜRKİYE ANLADIKLARI DİLDEN İSİM VERMİŞ'

Türkiye’nin denizde tatbikat yapacağı sahalara verdiği isimleri, Amiral Cem Gürdeniz SuperHaber internet sitesine değerlendirdi.

Gürdeniz, ”Türkiye çevre denizlerimizde tatbikat yapacağı sahalara istediği ismi verebilir. Burada önemli olan, sahanın yeri ve faaliyetin yapılacağı zamanın önceden ilanıdır. Türkiye Ege Denizi’nde yapacağı dört ayrı tatbikat sahasına sırayla, 'Ne Mutlu Türküm Diyene' isimlerini vermiştir. Bu sahalar uluslararası usuller gereği navtex üzerinden ilan edilmiştir. Yunanlıların daha önce, kendi sahalarına 'Konstantinapolis' ve 'Pontus' gibi isimler verdiklerini hatırlıyorum. Türkiye bu kez onlara, anladıkları dilden tatbikat sahası isimleri vermiş” dedi.


‘YUNAN ŞOKTA’

Emete Gözügüzelli ise sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda “Yunan şokta! Türkiye ilk kez Ne–Mutlu–Türküm–Diyene şeklinde dört ayrı saha adı ile tek manada yayınladığı Navtex ile Girit’in güneyinde Gavdos adamızın hemen aşağısında, kırmızı alanları kapsayan yerlerde bugün ve yarın askeri tatbikatlar icra edecek” dedi.


20200503

'Mavi Vatan Müfredata Girsin' kampanyası büyüyor

02 Mayıs 2020

Emekli Tümamiral Mustafa Özbey'in gelecek nesillere Mavi Vatan'ın öğretilmesi amacıyla başlattığı 'Mavi Vatan Müfredata Girsin' kampanyası büyüyerek devam ediyor.

GARİP BALÇAK

Kampanyayı Aydınlık için değerlendiren emekli Tümamiral Cem Gürdeniz ve emekli Tümamiral Mustafa Özbey, Mavi Vatan'ın gelecek nesile öğretilmesinin önemini vurguladılar. Mavi Vatan'ın, Türkiye'nin 21. yüzyıldaki jeopolitik yönelişinin sembolü olduğunu söyleyen Tümamiral Gürdeniz, “Türkiye, Osmanlı'nın düştüğü hataya düşmeyecek ve Mavi Vatan üzerinden öncelikle kendi etrafındaki havzalarda etkin olacaktır” dedi. Mavi Vatan bilincinin gelecek kuşaklara aktarılması gerektiğini vurgulayan Gürdeniz, şu ifadeleri kullandı:
“Bu coğrafi ve jeopolitik farkındalığın gelecek kuşaklara aktarılması, çocukların ve gençlerin anlayacağı bir dille onların zihinlerine yerleştirilmesi; Mavi Vatan'ın Anavatan'ın bir uzantısı olarak denizlerdeki Misak-ı Milli olduğunun öğretilmesi sağlanmalıdır. Mavi Vatan'ın diğer yandan Türkiye'nin denizcileşmesinin sembol kavramı olduğunu da düşünürsek, eğitim kurumlarımızın her seviyesinde toplumun denizcileşmesi için çalışmalar yapmasını, müfredat ve eğitim programları geliştirilmesi bu dönemin önemli gereksinimleri arasında görüyorum.”

'OLUMLU DÖNÜŞLER VAR'

Mavi Vatan'ın gelecek nesle aktarılması amacıyla başlattığı kampanyadan sürekli olarak olumlu dönüşler olduğunu belirten emekli Tümamiral Mustafa Özbey, bunun bir nöbet olduğunu ve nöbetin gençlere emanet edileceğini söyledi. Özbey, şunları söyledi: 
“Mavi Vatan Müfredata Girsin kampanyası oldukça ses getirdi ve toplumda karşılık buldu. Bu kampanyanın karşılık bulması aynı zamanda da konuya olan ihtiyacı da belirtiyor. Bizim temel hedefimiz Mavi Vatan'ın eğitim müfredatında yer alması. Bu hedefe ulaşana kadar kampanyayı sürdüreceğiz. “Mavi Vatan konusu sınırlı sayıdaki insanın başlattığı bir süreç. Peki bu nöbet kime devredilecek? Mustafa Kemal Atatürk'ün Türkiye Cumhuriyeti'ni gençlere emanet ettiği gibi biz de Mavi Vatan bayrağını gençlere emanet etmek istiyoruz. Bu bilinç gençlere verildiği taktirde onlar daha yaratıcı kapıları da aralayacaklardır.”
Alıntı/Kaynak: https://aydinlik.com.tr/haber/mavi-vatan-mufredata-girsin-kampanyasi-buyuyor-207077 

20200110

✍️ Jeopolitik Anahtar: Doğu Akdeniz - Büşra Ezgi

 
Devletlerin jeopolitik yönelişlerinde en önemli rolü denizler oynar. Hammadde kaynaklarına ve dünya pazarlarına en ekonomik erişim ortamı keşiflerin gerçekleşmeye başladığı 15.yüzyılda olduğu gibi, 21.yüzyılda da denizlerdir. Bu kapsamda denizlere hakimiyet, dünya ticaretini kontrol yeteneğini sağlayarak, küresel hegemonyanın yolunu açmıştır. Sanayi Devrimi sonrası kapitalizm ve emperyalist sistemin gelişmesiyle, mücadele minderi denizlere taşınmıştır. Denizde güçlü olan devletler, rüzgarı da arkasına almaya başlamıştır.

Bugünkü küresel güç mücadelesi de petrol yatağı doğalgaz rezervi ve hidrokarbon yatağı olan enerji havzaları ile dünya deniz ticaretine yön veren düğüm noktalarının kontrolüne yönelik olarak sürdürülmektedir. Deniz ve enerji şüphesiz bugüne kadar ortaya çıkmış, medeniyetlerin refahına önemli katkıda bulunan ayrılmaz iki unsur olmuşlardır. Kısacası deniz ve enerji iç içe geçmiş konumdadır.

Üretim için enerjinin önemi, ticaret için denizlerin önemiyle aynı seviyededir. Deniz ulaştırma rotaları, limanlar ve ticaret filolarının güvenliğinin olmadığı bir ortamda dünya ekonomisinin can damarı ticaretten bahsetmek mümkün değildir. Dolayısıyla, deniz donanmasının güvenliği ile üretim birbirine sıkı sıkıya bağlı iki düğüm noktasıdır. Deniz Ticaret Odası’nın 2009 raporuna göre, enerji piyasasının ihtiyaç duyduğu ham petrolün yaklaşık %98’i, diğer ticari yüklerin %85’i1 deniz yoluyla taşınmakta, deniz ulaştırması dünya ekonomisine yaklaşık 300 milyar dolar katkıda bulunmakta, bunun da %30’unu Akdeniz havzasından sağlamaktadır. Deniz Ticareti 2017 yılında yüzde 7,4 oranında artış hızıyla 2013 sonrası dönemde kaydedilen en yüksek büyüme hızına ulaşmıştır. Bu dönemde, genişleyici bir maliye politikası uygulanmış, Hazine destekli Kredi Garanti Fonunun (KGF) kredi kefalet teşviki sayesinde firmaların krediye erişim imkânları artırılmış, makro ihtiyati politikalara ilişkin genişletici bir çerçeve ortaya konulmuş, böylece iktisadi faaliyet ve yurt içi talep güçlü şekilde desteklenmiştir.Bu tedbirler sayesinde ekonomi 2017 yılının ilk yarısında potansiyeline yakın bir performans göstererek yüzde 5,3 oranında büyürken, ikinci yarısında büyüme ivme kazanmıştır. Yılın üçüncü çeyreğinde büyüme oranı, özellikle bir önceki yılın aynı çeyreğinden gelen baz etkisiyle, son 24 çeyreğin en yükseği olan yüzde 11,5 oranına ulaşırken, son çeyrekteki büyüme hızı yüzde 7,3 olmuştur. Günümüzde denizlerin dipleri artık deniz ticaret yolları ve onlardan bile daha elzem bir hale gelmiştir. Yeryüzünde her gün çıkarılan 85 milyon varil ham petrolünün %30’undan fazlası, yıllık üç trilyon metreküplük doğalgazın yaklaşık yarı kısmı deniz diplerinden temin edilmektedir.3 Örneğin, sadece ABD’nin deniz diplerindeki kaynakların çıkarılmasına yönelik yatırım miktarı bir trilyon doları geçmektedir.2

Kısacası; deniz gücü, bölgesel, kıtasal ya da küresel güç olmanın ya da hegemonya peşinde koşan emperyalist güçlerin tehditlerine karşı koymanın anahtarıdır.

JEOSTRATEJİK KALE: KIBRIS

Türkiye’ye 40 deniz mili, Yunan Anakara'sına 500 deniz mili uzaklıkta bulunan Kıbrıs, 1571 ve 1878 yılları arasında aralıksız Türk egemenliğinde kalmış bir ada olarak Anadolu’nun güvenlik denkleminde son derece stratejik bir rol oynamıştır.

Kıbrıs, bugün de Anadolu’nun güney cephesinde olmazsa olmaz önemde, jeostratejik bir kaledir. Anadolu’nun bağrına güneyden birincil giriş noktası olan Kıbrıs, Türkiye için ayrı bir önem arz etmektedir. Günümüzde, Batı Asya’ya ve Anadolu’yanefes aldıran liman olan, Akdeniz’in bağrında demirlenmiş bir uçak gemisidir. İşte Atatürk önemle bu noktaya parmak basmışve şu ünlü sözlerini söylemişti: “Kıbrıs’a dikkat ediniz, bu ada bizim için çok önemlidir.”4

Kıbrıs adasının stratejik önemini vurguluyoruz, yapılacak en önemli adımlardan birisi Mersin/Taşucu Limanı’na deniz üssü kurmaktır. Tarihimizde İkinci Dünya Savaşı’nda Deniz Lisesi ve Harp Okulu Mersin’e taşınmıştır. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı öncesinde ordumuz Mersin/Taşucu Limanı’nda kadar kalmış, enerjisini doldurmuş ve gücünü toplamıştır. Bütün bunların ışığında Mersin’e bir deniz üssü yapma gibi bir girişim maalesef olmamıştır. Bugünün en elzem görevi, Mersin’e Deniz Üssü açmaktır. Jeostratejik Kalemiz Kıbrıs’ı korumanın birincil yolu buradan geçmektedir.

TÜRKİYE’YE TUZAK GİRİŞİMİ

Doğu Akdeniz, halihazırda küresel düzeyde yaşanan jeopolitik rekabetin en önemli sahnelerinden biridir. Doğu Akdeniz’de 3 trilyon dolar değerinde olduğu hesaplanan zengin petrol, doğalgaz ve hidrokarbon kaynaklarına sahip olması ve dünya enerji ticaretinin % %42’sini İsrail, Kıbrıs ve Mısır doğal gazı oluşturduğu için, dünya meta ticaretinin ve dünya enerji ihtiyacının %33’ü Petrol, %24’ü doğal gaz ihtiyacının oluşturmasıyla da dünyanın ilgi odaklarının başında gelmektedir.5
Yunanistan-GKRY-İsrail-ABD Siyonist-Haçlı üçgeni bölgede Türkiye’yi yalnız bırakmak ve saf dışı bırakmak için şeytanın dahi aklına gelemeyecek türlü oyunlar tercih etmektedir. Sayılacak çok örnek var ancak en can alıcı örnek, Doğu Akdeniz Gaz Forumu’dur. Doğu Akdeniz Gaz Forumu, 7 ülkenin katılımı ile Mısır’ın başkenti Kahire’de kuruldu. Bu kuruluş, İsrail’in EAST-MED Projesine ve Amerika’nın Guterres ilkelerine göre hareket etmektedir. Antonio Guterres halihazırda Birleşmiş Milletler Başkanı olarak halen görevine devam etmektedir. Ünlü Guterres Kararları’nı Mustafa Akıncı’ya vazife olarak vermiştir. Bu kararların içinde en can alıcı maddeler şunlardır; “Türkiye’nin garantör ülke konumundan düşürülmesi, bölgede bulunan 650 Türk askeri çekilecek, Federasyonlara bölünecek Kıbrıs’ı Kıbrıs’lılar yönetecek.” bu maddeler Türkiye ve Kıbrıs’ı bölgede etkisiz bırakmak için hazırlanmış emperyalist bir oyundur. Bununla birlikte 2010 tarihinden beri süre gelen ve projeleri çizilen East-Med Boru hattı projesi de aynı şekilde tezgahlanmıştır. 2 Ocak’ta Yunanistan’ın Başkenti Atina’da GKRY, İsrail ve Yunanistan’ın enerji bakanlarının arasında imzalandı. Yaklaşık bin 900 kilometre uzunluğundaki EastMed boru hattı, İsrail açıklarından çıkartılacak doğal gazın 2025 yılından itibaren Avrupa'ya ulaştırılmasını hedeflemektedir.Burada da aynı amaçla hareket edilmektedir.

Batı, Yunanistan’ı bir proje olarak 1821-1829 jeopolitik bir proje kapsamında kurdu.Osmanlı ‘dan koparılan ve ayrılıkçı hareketler düzleminde kukla niyetine kullanılan Yunanistan emperyalizmin “vekil devleti” olmuştur. . Özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra NATO üyeliği ile Batı dünyasının doğu jandarması yapılmıştır. En somut örnek olarak, Kıbrıs Rum kesiminde faaliyet gösteren aşırı sağ eğilimli ve ırkçı Rum Ulusal Halk Cephesi (ELAM) 2008 yılında kuruldu. Aşırı Yunan milliyetçiliği ideolojisi ile hareket eden ve Kıbrıs sorunu konusunda federal bir çözümü katı bir şekilde reddeden örgüt, kurulduğu günden beridir KKTC, Kıbrıs Türkler ve mülteciler aleyhine yayınladığı bildiriler ve düzenlediği organizasyonlar ile bilinmektedir. Kıbrıslı Türkler aleyhine yürüttükleri bu sözlü saldırıları fiziksel kuvvete de dönüştüren örgüt, protesto gösterileri sırasında sıklıkla Kıbrıslı Türklerin araçlarına da saldırılar gerçekleştirerek, maddi ve manevi zararlara yol açmaktadır.6 Yunanistan’da 1993 yılında kurulan aşırı sağ görüşlü Altın Şafak Partisi’nin bir uzantısı olan ELAM örgütünün gerçekleştirdiği birçok faaliyette Altın Şafak partisine mensup kişiler de boy göstererek ELAM’a destek belirtmişlerdir..Son yıllarda ekonomik olarak iflas eden Yunanistan’ın IMF’nin kucağına düşmesi, geçmişten gelen stratejik rolüyle birlikte, komşusu Türkiye’ye karşı gücünü aşan ve kendi çıkarları aleyhine projelerde koçbaşı olmasını pekiştirdi. Yunanistan’ı Avrupa’nın güneydoğu sınırı olarak kabul ediyor. En önemlisi de bu sınırı Kıbrıs’a kadar uzatmak istiyor. Toplam olarak bu durumlara verilecek en güzel cevap, Avrasya güçleri ile ortak çıkarlar ve dayanışma zemininde birleşmektir. Bu bağlamda Türkiye’ye tertiplenen tuzak girişimi de boşa çıkarılacaktır.

YENİ ENERJİ JEOPOLİTİĞİ

Başta bölge ülkeleri olmak üzere, uluslararası enerji şirketleri ve yeni bir enerji jeopolitik merkezi olma yolunda ilerleyen bölgede söz sahibi olmak isteyen tüm aktörler çeşitli politikalar ve ittifaklar oluşturuyor. Bu çerçevede konu, bölge ülkeleri açısından üç boyutta ele alınabilir: Kıbrıs sorunu, uluslararası hukuk ve enerji güvenliği.

Doğu Akdeniz’deki jeopolitik denge ve İsrail’in kaderini tümü ile değiştiren esas gelişme ise; Amerikan Noble Enerji ve İsrail ortaklarının İsrail’in kuzey sahili açıklarında keşiflerini gerçekleştirdiği Dalit (2009), Tamar (2009) ve Laviathan (2010) doğal gaz sahaları ile yaşama geçmiştir. Bu keşif sonunda Levant Baseninde keşfi gerçekleşen toplam ortalama doğal gaz rezervi 25 trilyon feet küp (700 milyar m3) değerine ulaşmış bulunmaktadır. USGS’in Levant Baseni Provensi için yaptığı çalışma sonunda; keşfedilmemiş olarak ortalama 1.7 milyon varil kurtarılabilir petrol ve 122 trilyon feet küp kurtarılabilir gaz rezervinin varlığı tahmin edilmektedir.

 
Çakışan Parseller

    
    


20191118

✍️ 🇹🇷 🚢⚓️ Atatürk’e en büyük armağan: Atmaca Güdümlü Mermisi - Cem Gürdeniz


Atatürk’e en büyük armağan: Atmaca Güdümlü Mermisi
Veryansın TV

Yarbay Mustafa Kemal Çanakkale Savaşları esnasında bir yabancı gazeteciye şu beyanatı veriyordu: 
“… Deniz Kuvvetinden yoksun bir kara kuvveti olarak yarımadamızı kara kuvvetlerini çekinmeden getirebilecek bir Deniz Kuvvetine karşı hiçbir zaman savunamayız.” 
Haklıydı. Konuşmasından kısa bir süre önce, 12 Nisan 1915 günü saat 10 sıralarında Conkbayırı’nda 57’nci Piyade Alayına 
'’Ben size taarruzu değil ölmeyi emrediyorum’’ 
demişti. Zira karşısında, istilacı kuvvetini Akdeniz ve Ege Denizlerini aşarak, çekinmeden Gelibolu Yarımadasına getiren bir armada vardı. Donanmasızlığın ne olduğunu en iyi bilen komutandı. Osmanlı, bu gücü denizde durduramamıştı.

DENİZGÜCÜ TEORİSYENİ ATATÜRK

Ana savaş lojistiği, Karadeniz’de Rusya üzerinden ve denizden gelen büyük bir Kurtuluş Savaşı sonunda yeni Cumhuriyeti kurduğunda ana vatanın denizcileşmesi ve bu süreçte savunmasının denizde en uzaktan,  başlatılması gereğini ve gerçeğini çok acı tecrübeler yaşayarak öğrenmiş bulunuyordu. TCG Hamidiye Kruvazörü ile 1924 yılında yaptığı Karadeniz gezisinde geminin jurnaline yazdığı aşağıdaki cümleler, Cumhuriyetin denizlere yönelişinin ayrılmaz parçası olan strateji ve kuvvet oluşturma süreçlerinin bina edileceği, teorik alt yapıyı oluşturuyordu. 
“Hudutlarının mühim ve büyük aksamı deniz olan Türk Devletinin Donanması da mühim ve büyük olmak gerektir. O zaman Türk Cumhuriyeti daha müsterih ve emin olacaktır. Mükemmel ve Kaadir bir Türk Donanmasına malik olmak gayedir.”  Atatürk, aynı seyahatte gemi komutanına “Dış̧ pazarlardan satın alınan gemilerle donanma yapılamadığını siz de biliyorsunuz…Evvela çekirdek bir donanma tedarik etmekle yetinip, deniz sanayi ve ticaretimizi geliştirmeliyiz. Bundan sonra memleket sanayiinden fışkıracak donanmayı yapmak da kolay olacaktır”, diyordu.1 Kasım 1937 günü de, Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden beşinci dönem açılış konuşmasında da aşağıdaki sözleri söylüyor, bir nevi vefatından tam bir yıl önce denizcileşme ülküsünü millet iradesinin temsil edildiği yerde Cumhuriyete ve millete haykırıyordu: ‘’Toprakların üç bir yanı  deniz olan bir ulusun sınırını, halkının kudret ve yeteneğinin hududu çizer… Denizciliği Türk’ün büyük ülküsü olarak düşünmeli ve onu az zamanda başarmalıyız.”   

82 YIL SONRA GELEN GÖRKEMLİ BAŞARI

Gelelim bugünlere. Önce 27 Eylül 2011 tarihinde ilk MİLGEM Ada sınıfı korvet TCG Heybeliada % 70 yerlilik oranı ile donanmaya teslim edildi. Henüz ana silahı olan uzun menzilli gemiye karşı güdümlü mermileri milli değildi. ABD yapımı Harpoon mermileri yüklüydü. Ateş gücü de milli olmalıydı. Ve oldu. 3 Kasım 2019 Pazar sabahı, Türk Donanma Tarihinin en önemli dönüm noktalarından birisi yaşandı. Karadeniz’de yapılan test atışında Türk denizci ve mühendislerinin geliştirdiği ATMACA Gemiye Karşı Milli Güdümlü Mermi, su üstü hedefini başarıyla imha etti. 250 km menzile sahip, ateşle ve unut tipi bir güdümlü mermi olan Atmaca, 1970’lerden bu yana tüm fırkateyn, hücumbot ve bazı denizaltılarımızda bulunan ana silah, ABD Yapımı Harpoon’dan çok daha fazla yeteneğe sahip.

BAĞIMSIZ HAREKAT YETENEK ARTIŞI

Harpoon mermisini ABD’nin karıştırabileceği ve istemediği durumlarda müdahale edebileceği gerçeğini göz önüne alırsak, Atmaca’nın bağımsız hareket yeteneği ile egemenliğimize ne kadar büyük katkı sağlayacağı unutulmamalıdır. Artık, Türk deniz gücü, uzun menzilden su üstü hedeflerine angajman yeteneğinde, Harpoon mermilerine olan bağımlılıktan kurtulmuştur. Atmaca’nın başarılması, Anadolu kıyılarının yaklaşık 250 km.si, yani mavi vatan içine girerek ya da yaklaşarak,  risk veya tehdit oluşturacak suüstü unsurlarının imha edilmesi, kıyılarımıza yaklaştırılmaması demektir. Atmaca, ‘’Savunma Denizden Başlar’’ doktrininin ulusal güce dayanarak başarılması demektir. İlk denemenin Milli Gemi (MİLGEM) Ada sınıfı korvet projesinin 4. gemisi TCG Kınalıada’da icra edilmesi son derece dikkat çekicidir. Dünyaya, dosta düşmana, çok büyük bir mesajdır. 21. Yüzyılda Türk denizcileşmesinin, Mavi Vatan egemenliğinin büyük bir manifestosudur.

BÜYÜK GURUR YAŞIYORUZ

Duyduğumuz gurur ve sevinci bu satırlarda ifade etmek mümkün değildir. Gerek MİLGEM gerekse Atmaca projelerinin en büyük itici gücü 20.Deniz Kuvvetleri Komutanı merhum Oramiral Özden Örnek’i rahmet ve minnetle anıyorum. Ayrıca projenin ana yüklenicisi Roketsan ve destekleyici firmalar ile Deniz Kuvvetleri Araştırma Merkezi (ARMERKOM)’un mevcut ve geçmişteki mühendislerini yürekten kutluyorum. Türk milletine ve mavi vatana çok büyük bir armağan sundular.  Bu aşamadan sonra beklentimiz denizaltılarımızdan ateşlenecek Atmaca güdümlü mermileri ile milli torpido Akya ve Gezgin (cruise) füzesinin en kısa zamanda aynı başarı ile denenmesi ve donanma envanterimize katılmasıdır.

ATATÜRK’E EN BÜYÜK ARMAĞAN

2019 yılının 10 Kasım törenlerinde, Mustafa Kemal Atatürk’e bu başarıdan büyük hangi mesaj verilebilir? Atam, artık Mavi Vatanı kendi barutumuz, kendi silahımız, kendi gemimiz ile koruyabiliyoruz. Ana vatanda  artık hiç bir komutan, senin  12 Nisan 1915 tarihinde Conkbayırı’nda 57. Alaya vermek zorunda kaldığın emri vermek durumunda kalmayacak. Sadece Türkiye değil, Türk dünyasına bugünleri gösterdiğin için sana şükrediyoruz. Senin önderliğinle kurtuluş, kuruluş ve devrimler sağlanmasıydı bugünün nesilleri bu büyük gurur ve mutluluğu yaşayamayacaktı.

Atam dediğin gibi, 
‘’Toprakların üç bir yanı  deniz olan bir ulusun sınırını, halkının kudret ve yeteneğinin hududu çizer…’’ 
Söz veriyoruz kudret ve yeteneğimizin sınırlarını şartlar ne olursa olsun zorlayacağız.

Aziz hatıran önünde tazim ve takdir ile eğiliyorum.



20191106

20191002

📰 🇹🇷 'Soner Polat amiralimizi kaybettik' / Amiral Soner Polat kimdir?



Soner Polat amiralimizi kaybettik
Aydınlık Gazetesi

Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı Amiral Soner Polat, tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.

Emekli Tümamiral Soner Polat, uzun süredir kanser tedavisi gördüğü hastanede bugün öğle saatlerinde hayatını kaybetti.

Ülkemizin çok kıymetli amiral ve siyastçilerinden olan Soner Polat, hem meslek yaşamı boyunca Deniz Kuvvetlerimizin modern ve güçlü bir donanma olmasına önemli katkılar sunmuş, hem de Vatan Partisi çatısı altında Türkiye siyasetine jeopolitik bir ufuk kazandırmıştı.



Soner Polat, Çarşamba günü öğle namazına müteakip Levent Camii'nde yapılacak cenaze töreni ile uğurlanacak.

DOĞU PERİNÇEK'TEN İLK MESAJ


VATAN PARTİSİ'NDEN BAŞSAĞLIĞI MESAJI

Vatan Partisi tarafından paylaşılan mesajda da "Başkanlık Kurulu üyemiz ve Genel Başkan Yardımcımız E. Amiral Soner Polat'ı kaybettik. Son nefesine kadar yürüttüğü örnek devrimci yaşamı, fikirleri, Mavi Vatan'a tutkusu ve Balyoz tertibine karşı yürüttüğü tavizsiz mücadeleyle her zaman bizlere örnek olacak. Başımız sağ olsun" denildi.


AYDINLIK'TAKİ İLK KÖŞE YAZISI

Amiral Polat Aydınlık'taki ilk köşe yazısında şunları yazmıştı:
“Dürüstçe ifade edeyim. Ben taraf tutan bir yazarım.Atatürk ilke ve devrimlerinde tarafım...Vatan, millet, bayrak kavgası varsa sapına kadar tarafım...Türkiye’nin milli bütünlüğü ve tam bağımsızlığı konusunda tarafım...Türkiye’nin ulusal çıkarları konusunda tarafım...Mehmetçik söz konusu ise kayıtsız koşulsuz tarafım...İşçinin, emekçinin ve ezilen halkın kavgasında tarafım...Emperyalizm ile boğuşan tüm milletlerin kavgasında tarafım...
Aydınlık sadece bir gazete değildir.Aydınlık bir okuldur; Aydınlık bir gelenektir; Aydınlık vatan, millet ve emek kavgasının verildiği kutsal bir cephedir...Aydınlık bir üniversitedir; akıl ve bilimden şaşmaz; dogmaya asla taviz vermezAydınlık rota çizer; yön verir...
Ben de Aydınlıkçı oldum.."

SONER POLAT KİMDİR?

Soner Polat 1958 yılında, Van’da dünyaya geldi. Deniz Harp Okulu’ndan 1979 yılında mezun oldu. Çeşitli harp gemilerinde görev aldı. Turgutreis Firkateyni’nin komutanlığını yaptı. Burak sınıfı korvetlerin komodoru oldu. Genelkurmay karargâhında istihbarat görevlerinde çalıştı. Roma Deniz Ataşesi olarak İtalya’da bulundu. Deniz Kuvvetleri Komutanı’nın özel sekreterliğini yaptı. Deniz Kuvvetleri İstihbarat Daire Başkanı oldu. Deniz Harp Akademisi, Silahlı Kuvvetler Akademisi ve NATO Savunma Koleji’nden (Roma) mezun oldu.



Tuğamiralliğe 2005 yılında terfi etti. Bu rütbede, 2005-2007 yıllarında Ankara’da Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanı, 2007-2009 yıllarında Mersin’de Akdeniz Bölge ve Garnizon Komutanı olarak görev yaptı. 

Tümamiralliğe 2009 yılında terfi etti ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Lojistik Başkanlığı’na atandı. Bu görevini sürdürürken, 11 Şubat 2011 tarihinde Balyoz kumpası nedeniyle tutuklanarak Hasdal Askeri Cezaevi’ne konuldu. 2013 Ağustos ayı Yüksek Askeri Şûrası’nda emekli edildi. Emeklilik sonrasında, 6 Eylül 2013 tarihinde Hasdal’dan Silivri Cezaevi’ne gönderildi.

Balyoz davasında özel yetkili 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 18 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı ve bu hüküm Yargıtay tarafından onandı.

Anayasa Mahkemesi’nin Balyoz davasında hak ihlali yapıldığına yönelik oybirliğiyle aldığı kararı neticesinde 19 Haziran 2014’te tahliye edildi.
Soner Polat, Şubat 2015'te Vatan Partisi'ne üye oldu. 11-12-13 Mart 2017 günlerinde düzenlenen Vatan Partisi 10. Kurultayı'na Divan Başkanı seçildi. Soner Polat, 10. Kurultay'da Merkez Karar Kurulu, Merkez Yürütme Kurulu ve Başkanlık Kurulu üyesi seçildi.

Sevgi Polat ile evli olan Amiral Soner Polat'ın İhtilal Harbi’nde Bahriyemiz, Yeniden Kazanmak ve Türkiye İçin Jeopolitik Rota adlı kitapları 
yayımlandı.

 

20191001

🇹🇷 📰 👁 Amiral Soner Polat bugün sonsuzluğa uğurlanıyor: Türk milleti ve dünyadaki Türk dostlrı selam duruyor


 


 

 

AMİRAL SONER POLAT'IN ARDINDAN 
SOSYAL MEDYADAN İLK TAZİYE MESAJLARI
 
 
 
 
 
   
 
 
 
 
 
 

  
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 





Amiral Soner Polat'la yeni tanışan birinin sosyal medyadaki yorumu

En Çok Okunanlardan...