kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20260412

📖 1709 yılında İngiliz bir tüccar olan Thomas Vaughan, Türkçe üzerine bir kitap kaleme almış

Musa KESLER

Ağustos 22, 2023

İngiliz tüccar Thomas Vaughan’ın 1709 yılında yazdığı Türkçe-İngilizce gramer kitabı, yıllar sonra yeniden gündemde. Dönemin Osmanlı Türkçesi ile hazırlanan gramer kitabındaki atasözleri ve gündelik hayata dair kelimelerle birlikte Karadeniz şivesini de andıran diyaloglar sosyal medyaya yansıdı.

Thomas Vaughan 1700’lerde İzmir’de yaşayan İngiliz bir tüccardı. İngilizlerin ‘Levant Company’ denilen meşhur uluslararası şirketiyle çalışıyor ve İzmir ile civarından topladığı tarım ürünlerini İngiliz şirketine aktarıyordu. Bir dönem dilbilimi konularına ilgili olduğu anlaşılan Vaughan, Osmanlı ile iş yapan diğer İngiliz tüccarlara faydası olsun diye Türkçe/İngilizce bir gramer kitabı hazırlamaya karar verdi. 

1709 yılında hazırladığı “Grammar of The Turkish Language” adlı kitabını Londra’da bastırdı. Vaughan önsözde kitabı İngiliz tüccarların Türkçeyi öğrenirken faydalanması için hazırladığını ve ‘George’ adlı çok sevdiği yeğenine ithaf ettiğini belirtiyordu. Kitapta Türkçe diyaloglar, atasözleri, gündelik hayattaki kelimeler ve masallar da bulunuyordu.

‘ÇORABLARUM NEREDUR?’

Yeni baskıları da olan kitabın orijinal ilk baskılarından bir nüshası ABD’nin dünyaca ünlü Princeton Üniversitesi’nin kütüphanesinde. Uzmanlara göre Vaughan’ın grameri, İngilizce yazılmış ilk Türkçe Gramer ve Latin Alfabesi’yle yazılmasından dolayı çok değerli... Kitabın sayfalarından bölümler sosyal medyada yayılınca kitap yeniden gündem oldu. Çünkü hem o devrin Türkçesi hem de Karadeniz şivesini andıran diyaloglar dikkat çekici. 

Kitapta yer verilen diyaloglardaki ifadelerden bazıları şöyle:

* Bre oğul sabah yakın mi? (Hey boy, is it night day?)

* Var imdi bana su getur, ellerimi ve yüzümü yuyayum. (Go then, bring me water to wash my hands and face)

* Silegec kandedur? Bre murdar ne ile silineyim? (Where’s the towel? Out you Sloven, what shall I wipe with?)

* Benim çorablarum neredur? (Where are my socks?)

* Papuçlarım silindi mi? (Have you cleaned my shoes?)



SOSYAL MEDYADAN
****

1709 yılında İngiliz bir tüccar olan Thomas Vaughan, Türkçe üzerine bir kitap kaleme almış ve bu kitapta bazı atasözlerini Latin harfleriyle yayımlamıştır.

İşte o atasözlerinden bazıları:

1. Atalardan kalma sözdür: Bugünkü yumurta, yarınki tavuktan yeğdir.

2. Azı bilmeyen, çoğu hiç bilmez. 👇🏻 





Alıntı: Kitaplardan Alıntılar 
@sivriikalemler


20260410

🎞️GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN KARLSBAD GÜNLÜĞÜ / POLEMİK TV BELGESEL

Polemik Medya ve Hakan Kılıç’ın yapımını üstlendiği projede, Ulu Önder’in Karlsbad’da tedavi gördüğü günlerde aldığı notlar, Gazi Atatürk’ün henüz Cumhuriyet kurulmadan çok önce, Türk İnkılabını planladığını ve gelecekteki büyük devrimlerini daha o günlerden zihin dünyasında şekillendirdiğini ortaya koyuyor.

-Polemik TV

📰🎞️📖Atatürk'ün az bilinen günlüğü belgeselleştirildi: Atatürk'ün 'Karlsbad' günlüğü


 

Atatürk'ün az bilinen günlüğü belgeselleştirildi: Atatürk'ün 'Karlsbad' günlüğü

Atatürk’ün, Çek Cumhuriyeti’nin Karlsbad kentinde tedavi gördüğü zaman kaleme aldığı günlükler belgeselleştirildi. 

Vatan Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinçek, dönemin Prag Büyükelçisi Dr. Egemen Bağış, tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı, Emekli Korgeneral Alparslan Erdoğan’ın anlatımıyla...

Yayınlanma: 28 Şubat 2025, 12:34

Editor

Mustafa Kemal Atatürk’ün Karlsbadda tedavi gördüğü günlerde aldığı notlar, Polemik Medya ve Hakan Kılıç’ın yapımını üstlendiği çalışma ile belgeselleştirildi. Belgesel, Polemik TV YouTube kanalında paylaşıldı. Belgesel, Gazi Atatürk’ün henüz Cumhuriyet kurulmadan çok önce, Türk devrimini daha o günlerden planladığını ortaya koyuyor. Belgeselde yer alan görüş ve fikirleri okurlarımız için derledik.

ATATÜRK'ÜN SAĞLIK SORUNLARI VE TEDAVİ SÜRECİ

Osmanlı İmparatorluğu’nun son hükümdarı Sultan Vahdettin ile gittiği Almanya seyahatinden dönen Mustafa Kemal Atatürk, sol böbreğinden rahatsızlanmış ve yaklaşık 1 ay yataktan çıkamamıştır. 1918 Mayıs ayında Atatürk’ün böbrek rahatsızlığı ilerlemeye başlar. Türkiye’de tedavisi mümkün olmayınca, arkadaşı Rasim Ferid’in tavsiyesiyle yurt dışında tedavi görmeye karar verir.

İlk kez askeri lisedeyken sıtmaya yakalanan Atatürk, ilave olarak görev yaptığı yerlerdeki olumsuz koşullardan dolayı ömrü boyunca sürecek kronik böbrek rahatsızlığına yakalanmıştır.

VİYANA VE KARLSBAD'DA TEDAVİ

Avusturya-Macaristan İmparatoru’nun davetiyle 25 Mayıs tarihinde Viyana’daki bir sanatoryuma giden Mustafa Kemal Atatürk, bir süre burada tedavi olduktan sonra, 30 Haziran 1918 akşamı doktorunun da tavsiyesiyle kaplıcalarıyla ünlü Karlsbad’a hareket etmiştir. O dönemde bu kaplıcalar oldukça meşhur olduğu için, Atatürk de bu sulardan şifa bulmak amacıyla her sabah 5:30 gibi kalkarak doktorunun tavsiye ettiği çeşmelerdeki şifalı sulardan içmiştir.

Atatürk o zaman Karlsbad’da konuk evi olan bir yerde kalmış ve ileriye dönük üstün planlarını da burada yapmıştır. Bugün hala Atatürk’ün kaldığı konuk evi binasında, Atatürk’ün adını taşıyan iki farklı tabela vardır.

KARLSBAD'DA GEÇEN GÜNLER VE NOTLAR

Karlsbad, Çek Cumhuriyeti’nde bulunan ve günümüz adıyla Karlovy Vary olarak bilinen turistik bir şehirdir. Atatürk bu şehirde 30 Haziran’dan 28 Temmuz’a kadar tedavi amaçlı kalmış ve 6 ayrı kitapçıkta buradaki anılarını kaleme almıştır. O anıları daha sonra incelediğimiz zaman, Cumhuriyetin kuruluş felsefelerinden çok önemli düşünceleri, o zamandan kafasında şekillendirdiği ortaya çıkmıştır.

Dönemin Prag Büyükelçisi Dr. Egemen Bağış, “O anıları daha sonra incelediğimiz, okuduğumuz zaman aslında Cumhuriyet'in kuruluş felsefesinin o zamanlar kafasında şekillendirmeye başladığını görüyoruz.” diyor.

ATATÜRK'ÜN BATI TOPLUMUNA BAKIŞI

Atatürk’ün hatıralarının bir yerinde, “her şeyi buraya yazmıyorum, benim geleceğe dair bazı planlarım var” ifadelerini hatırlatan Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, “Karlsbad hatıralarında en dikkat çekici olan; Batı toplumunun modern, ileri, kadın erkek eşitliğine dönük özellikleri ve kadınların değeri uzun uzun yazılıyor.” ifadelerini kullandı.

Atatürk, Avrupa’da bulunması hasebiyle Fransız İhtilali’yle ilgili kitaplar ve Karl Marx’ı okuma fırsatı bulmuş ve Avrupa toplumunun yapısını yakından inceleme ve izleme şansı elde etmiştir.

Tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı şunları söylüyor: 

“Avrupa'da bulduğu kitaplar mesela Karl Marx. Bunu okuduğunu Afet İnan Hoca söylemişti. Fransız İhtilali üzerine bir şeyler okuyor. Kaldığı sürece oradaki erkanla çeşitli temasları da oluyor.”

KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ VE DİL DEVRİMİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

Bu hatıralarında en dikkat çekici olan konuların başında, kadın-erkek eşitliği, alfabe devrimi konusunda ve dil çalışmaları gelmektedir. Ayrıca Karlsbad’da geçirdiği süre boyunca Almancasını ilerletmek için kendisine Almanca hocası tutmuş ve Almanca dersleri almıştır.

Emekli Korgeneral Alparslan Erdoğan bu konuda şu görüşleri aktarıyor: 

“Atatürk diyor ki, Almancayı yazmam çok iyiydi, ancak konuşma konusunda sıkıntım var. Onun için de bir hoca buluyor. Birinci hoca geliyor. Onun bilgisini beğenmiyor ve ikinci hocayı tutuyor. Kör bir kadın Fransızca öğretmeninden de, Fransızca dersler alıyor. Kadın sonunda diyor ki, sizin hiçbir eğitime ihtiyacınız yok, siz normal yaşamınıza dönün.”

ATATÜRK'ÜN OKUMA VE ÖĞRENME TUTKUSU

Atatürk’ün hemen her koşulda okumak için özel bir çaba gösterdiği, bu günlükte açıkça görülmektedir. Karlsbad’a genç bir general olarak gelen Atatürk, batılı doktorları da hayretler içinde bırakmıştır. 

Doğu Perinçek bu konuda şu değerlendirmeyi yapıyor: 

“Mustafa Kemal Atatürk, Enver Paşa'yı şu bakımdan takdir ediyor; ‘orduyu gençleştirdi’. Orduyu hurafelerden, akıl dışı anlayışlardan ve bir anlamda yaşlılıktan kurtardı. Düşünün ordunun başındaki Enver Paşa 37-38 yaşında. Bunları Atatürk bir üstünlük olarak ve 1908 devriminin, hürriyet devriminin getirdiği yenilikler olarak ifade ediyor.”

KADINLARIN ÖZGÜRLEŞMESİ VE MODERN TOPLUM

Mustafa Kemal Atatürk’ün çağının çok ötesinde sahip olduğu bilgiler, bu günlükte önceden belirlenmiş bir düşüncenin sonucu olduğu ortaya çıkmıştır. Mustafa Kemal Paşa bu hatıralarında kadınların özgürleşmesi konusunda bilhassa hassasiyetle durmuş ve ancak kadınların inisiyatif aldığı bir toplum, modern bir seviyeye ulaşılabilir sonucuna varmıştır.

Alparslan Erdoğan şu değerlendirmeleri yapıyor: 

“Bu bölgede bulunduğu süre içerisinde memleketin durumu nasıl düzeltilebilir? Toplum nasıl ileriye gidebilir? Bunları hep düşünüyor ve çevresindekilerle tartışıyor. Hatta bir tartışma esnasında Cemal Paşa'nın kardeşinin eşiyle konuşurken orada bir otelde dans eden kadınlı erkekli grubu görüyorlar. Kadın diyor ki acaba bizde de böyle bir şeyler olabilir mi? Atatürk de diyor ki, eğer bir yetkim olursa, ben bunları bir devrim şeklinde icra ederim.”

CUMHURİYET'İN TEMELLERİNİN ATILMASI

Dr. Doğu Perinçek de bu konuda şu görüşleri aktarıyor: 

“Türk kadının özlemlerinin mutlaka gerçekleşmesi gerektiğini, kadın özgür olmadan, eşit olmadan, modern bir toplumun kurulamayacağını hep vurguluyor. Burada çok önemli bir nokta daha var. Burada kaleme aldığı hatıralarında Mustafa Kemal Paşa yalnız eğitimle kadının özgürleşemeyeceğini, hayatta her alanda; laboratuvarda, üniversitede, ilim alanında, üretimde, çarşıda, pazarda, bütün bu alanlarda kadına inisiyatif verildiği zaman, modern bir toplumun kurulacağını söylüyor.”

Atatürk'ün az bilinen günlüğü belgeselleştirildi: Atatürk'ün 'Karlsbad' günlüğü - Resim : 5

Dr. Egemen Bağış 

“Atatürk kadının Çek toplumunda rolünü gördüğü zaman Türkiye'de de kadınlarımızın daha aktif hale gelmesi için adımlar atılması gerektiğini, ileride eline güç geçtiğinde bunu yavaş yavaş değil, hızlı bir şekilde yapacağını o günden kaleme almış. Yani Atatürk'ün aslında Cumhuriyet'in kurulmasından sonra yaptığı devrimlerin, reformların büyük çoğunu çok öncesinden planladığını bu anılardan görebiliyoruz. O yüzden Atatürk'ün ve bugün dünyanın en güçlü ülkelerinden biri haline gelen kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş mayasını, kuruluş sırlarını anlamak için o anıları mutlaka okumak lazım.” 

çağrısında bulunuyor.

Önder’in Cumhuriyet kurulduktan sonra gerçekleştirdiği devrimlerin birçoğunu, uzun yıllar öncesinden planladığını, bu anılarından görebiliyoruz. O yüzden Atatürk’ün kurduğu güçlü Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş mayasını anlayabilmek için, bu anıları okumak lazım.

Alıntı: https://www.aydinlik.com.tr/haber/ataturkun-az-bilinen-gunlugu-belgesellestirildi-ataturk-karlsbad-sehrinde-ne-yasadi-512120


20260408

📚📖Kitap: Türkçe Kökler - Doğu Perinçek


Doğu Perinçek bu kitabında 
  • okurları Türkçeyle uğraşmanın büyülü dünyasına götürüyor 
  • ve dil bilincini geliştirmek, Türkçeye merakı ateşlemek için eşsiz bir başvuru kaynağı ortaya koyuyor.
Türkçe, yalnız edebiyatçı, siyasetçi, öğretmen, sanatçı, ekonomici, hukukçu, idareci, için değil, dili en az kullandığı sanılan matematikçi, fizikçi, kimyacı için de aynı derecede önemlidir.

Üretim, bilim, sanat, siyaset hepsi dille tasarlanır. Batı ekonomileriyle bütünleşme programının uygulandığı 1980 sonrasında Türkçe derslerinin önemsizleştirilmesinin maliyeti her alanda ağır olmuştur.

Atlantik devletlerinin Türkiye'yi denetim altına alma süreci, Türkçeyi bozma ve esir alma girişimiyle el ele yürütülmüştür. O nedenle Türkçenin kurtuluşu Türkiye'nin kurtuluşudur.

Doğu Perinçek kitabı okuyucuya eğlenceli bir dille sunmayı yeğliyor, bunu yaparken bilimsel kaygılardan da ödün vermiyor.

'Türkçe Kökler', okurları Orta Asya bozkırlarından İskandinavya’ya, oradan Amerika’ya götürüyor ve Türkçenin yüzyıllar içindeki serüvenini gururla takip ettiriyor.

Alıntı: Kaynak Yayınları

20260407

📖 Mustafa Kemal Atatürk'ün Türkçeye kazandırdığı Geometri terimlerinden bazıları

 

Mustafa Kemal Atatürk'ün Türkçeye kazandırdığı Geometri terimlerinden bazıları:

Teğet, payda, konum, yüzey, eşkenar...

Alıntı: Türk İnkılâbı @TurkunInkilab

20260317

📚📖 İlber Ortaylı'nın kız kardeşi Nuriye Ortaylı'nın kaleminden, anneleri Şefika Hanım

 


"Annem Şefika"

İlber Ortaylı'nın kız kardeşi Nuriye Ortaylı'nın kaleminden, anneleri Şefika Hanım'ın hayatı ve hatıraları. 

Kırım kökenli, Rus dili hocalığı yapmış, 103 yıllık zengin bir hayatın tanıklığı.

 
 



20260316

📚📖 16 Mart 1920 İstanbul'u işgal eden emperyalistler ve işbirlikçi hainler dünya durdukça unutulmayacak.

 

Alıntı: Cengiz Özakıncı @cengizozakinci


İşgalden Kurtuluşa İstanbul: 
İşgal İstanbul'u (1918-1923)
Atilla Oral

DEMKAR YAYINEVİ

İlk kez yayımlanan anı, belge ve fotoğraflarla, İşgal İstanbul’lu, 1918-1923 İşgalden Kurtuluşa İstanbul adlı bu eser, İstanbul ve civarında işgal yıllarında yaşanan olayları konu alıyor. İlk kez yayımlanan, orijinal fotoğraf ve belgelerle kapalı kalmış bir tarih, görsel yönüyle sergileniyor. Anadolu'da Kurtuluş Savaşı'nın devam ettiği yıllarda, İstanbul ve civarında neler yaşandığını görsel bir zenginlikle anlatıyor. Birçoğu işgalcilerin çektiği 1918-1923 yıllarına ait çok sayıda fotoğrafla işgal İstanbul'unun bilinmeyen yönleri ele alınıyor.

20260216

20260201

📖 🇯🇵Japon 🇹🇷Türkolog Higashi Iwao: "Biz Japonlar GökTürkler ile aynı kökenden gelen insanlarız...''

JAPON TÜRKOLOG HİGASHİ IWAO 

Uzun Yıllar Çin ve Japoya'da Göktürk Dili ve Uygur Lehçesi üzerinde incelemeler yaparak eserini 85 yaşındayken 28 Ocak 2009 yılında tamamlanmıştır.


Higash Iwao 2015 yılında

Bu kitabı Türkiye Türkçesi ile hazırlayan

Dr. Hacı Kutluk Kadeeri'ye telefon konuşmasında aşağıdaki sözleri söylemiştir.


-- "Biz Japonlar GökTürkler ile aynı kökenden gelen insanlarız.

--  Biz Göktürk tarihinde ve Dilinde kendi izlerimizi ve kendi dilimizi gördük. Araştırmalarımız Japonların ve Göktürklerin aynı kökenden geldiğini göstermektedir. 

-- Bu bir başlangıçtı,yapacak çok şey vardı ama ben artık yaşlandım Bu konudaki araştırmalarımı sizin gibi genç Türkologlara emanet ediyorum."


Tinin Uçmak Olsun, Higashi Iwao...

Bu kitabı Türkiye Türkçe'sine hazırlayan 

Dr. Hacı Kutluk Kadeeri

ve emeği geçen herkesin Emeğine Sağlık



Sonçağ Yayınevi

Gök Türk

20260129

🎞️ 📖 Türk Tarihi'nin en kıymetli kitaplarından Divânu Lugâti't-Türk

 


 Kitâbu Dîvânu Lugâti't-Türk 

(Türkçe: Büyük Türk Sözlüğü Derlemesi, 

Arapça: ديوان لغات الترك) 

Orta Türkçe Dönemi'nde Kâşgarlı Mahmud tarafından Bağdat'ta 1072-1074 yılları arasında yazılan Türkçe-Arapça bir sözlüktür.

Türkçenin bilinen en eski sözlüğü olup Batı Asya yazı Türkçesiyle ilgili var olan en kapsamlı ve önemli dil yapıtıdır. Bilinen tek yazma nüshası İstanbul'daki Fatih Millet Kütüphanesindedir.

Eser, yaklaşık 8.000 civarında madde başı içerir.[1] Bu eser için Kâşgarlı Mahmud tarafından halk arasında kullanılan Türkçe kelimeler derlenmiş; daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla deyimlerden, atasözlerinden ve şiirlerden örnekler verilmiş ve bunların Arapça tercümeleri de yapılmıştır.

Kökleşik Arap sözlük bilgisi ilkelerine göre hazırlanmış olan sözlük, muhtemelen 1077 yılında Bağdat’ta Halife Muktedî-Biemrillâh’ın oğlu Ebü’l-Kāsım Abdullah’a takdim etmiştir.

Eser, 

  • bir sözlük olmanın dışında Türkçenin 11. yüzyıldaki dil özelliklerini belirten, ses ve yapı bilgisine ışık tutan bir gramer kitabı niteliğindedir. 
  • ayrıca yazıldığı devirdeki kişi, boy ve yer adları kaynağı; Türk tarihi, mitolojisi, coğrafyası, halk edebiyatı, tıp bilgileri ve tedavi usullerine dair bilgi veren ansiklopedik bir eserdir.[1]

Eserde yer alan harita, ilk Türk dünyası haritası olması bakımından büyük değer taşır.

Fatih Millet Kütüphanesindeki nüsha esas alınarak eserin 1941'de Türk Dil Kurumu ve 1990'da Kültür Bakanlığı tarafından tıpkıbasımı yayımlanmıştır.

UNESCO ayrıca 2024 yılını "Dîvânu Lugâti't-Türk Yılı" olarak ilan etmiştir.[2]

Yazma nüsha

Türk dilinin en eski ve değerli sözlüğünün elde bulunan tek yazma nüshası, 1266 yılında Şam'da yaşayan müstensih Sâveli Muhammed tarafından temize çekilip 1 Ağustos 1266 (hicri 27 Şevval 664) Pazar günü tamamlanmıştır. El yazma nüshası, büyük boy 319 varaktır.[1]

Ebû Hayyân el-Endelüsî'nin Kitâbü’l-İdrâk li-lisâni’l-Etrâk’inde, Bedreddin Aynî'nin İkdü'l-Cüman eserinde ve kardeşi Şehâbeddin Ahmed ile birlikte yazdıkları Târîḫu’ş-Şihâbî adlı eserde Dîvânu Lugâti’t-Türk'ten faydalandıkları ifade edilmiştir. Kâtip Çelebi Keşfü’ẓ-ẓunûn’da Dîvân'dan söz etmiştir.

Ali Emîrî tarafından bulunması

Varlığı, ondan söz eden 14. yüzyıl yapıtlarından ötürü bilinmekle birlikte yıllarca ele geçmeyen yapıt, II. Meşrutiyet’in ilanını izleyen yıllarda İstanbul’da bulundu. Türklük bilimi camiasında genel kabul görüp yaygınlaşan öyküye göre Dîvânu Lugâti’t-Türk’ün 1266'da istinsah edilmiş bu birinci nüshası, Dîvân, Vanioğullarından Ahmet Nazif Paşa’nın elinde 1905’e değin korunmuş, daha sonra akrabası bir yaşlı hanım tarafından Sahaflar Çarşısı’nda satılması için Burhan Bey’in sahaf dükkânına bırakılmıştı.[3]

Yapıtı Ali Emîrî Efendi; 1915 yılında tesadüfen bulmuş, 3 lira bahşiş verip toplam 33 liraya satın almıştır. Bir söylentiye göre de yanında para olmadığı için eve gidip parayı alana değin kitabın başkasına satılmaması için dükkân sahibini dükkâna kilitlemiştir.

Yayımlanması

Ali Emîrî yazması, Sadrazam Talât Paşa'nın araya girmesi ile Kilisli Rıfat Bilge Bey'in denetimi altında 1915-1917 yılları arasında üç cilt hâlinde basıldı ve Türklük bilimi camiasında büyük yankı uyandırdı.

Breslav Üniversitesi Sami Dilleri Profesörü Carl Brockelmann, 1928 yılında atasözlerini, halk edebiyatı örneklerini ve Türk edebiyatı ve dili ile ilgili bulunan bütün bölümleri ayrıntılı notlarla, sözlüğün Almanca çevirisini yayımlamıştır. Besim Atalay'ın çağdaş Türkçe çevirisi 1940 yılında Türk Dil Kurumu tarafından basıldı.

1982-1985 yılları arasında Robert Dankoff ve James Kelly tarafından yayıma hazırlanan ve çevirisi yapılan ön söz ve fihrist (gösterge) içerikli İngilizce çevirisi, Harvard Üniversitesi Yayınevi tarafından neşredildi.

Kâşgarlı Mahmud’un yapıtının bulunması ve yayımlanması, Türkoloji tarihinde çığır açan bir olaydır.[4] Kâşgarlı Mahmud'un Dîvânu Lugâti’t-Türk döneminde yazdığı ve o döneme ışık tutan başka bir yapıtı Kitâbü Cevâhiri'n-Nahv fî Lugâti't-Türk ise kayıptır.


Ön söz

Kâşgarlı Mahmud, Dîvânu Lugâti't-Türk'e şöyle başlar:

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. (...) Gördüm ki Yüce Tanrı, Türk burçlarında doğdurdu, devlet güneşini; onların etrafında döndürdü, göklerin çemberini ve onlara ad verdi, Türk diye, ülkelerin idaresini, verdi mülk diye; zamanın hakanları yaptı, onlar; ellerine verildi, günümüzdeki insanların yuları; onları görevlendirdi, halk üzre; onları kuvvetlendirdi, hak üzre; aziz kıldı onlara yanaşanları ve idareleri altında çalışanları; onlar sayesinde muratlarına erdiler ve ayak takımının şerrinden esen oldular. Aklı olan herkes onlara katılmalı ve onların oklarından korunmalı. En iyi yol konuşmaktır, onların dillerini, duyurabilmek için onlara ve meylettirebilmek için, gönüllerini. Takımından ayrılıp Türklere sığındığı zaman bir düşman güven verilip ona kurtarıldığı zaman korkularından; başkaları da sığınır onunla beraber ve üzerlerinden kalkmış olur, tüm zarar."[5]


Kaynak: Wikipedia

20260120

Atatürk’ümüzün “Yurtta barış, dünyada barış” felsefesi bugün hala tüm dünyaya yol gösteriyor.

 


Atatürk’ümüzü bütün dünya anladı ve takdir etti de, bir tek bizdeki yobazlar bir türlü anlayamadı ve takdir edemedi.  Atatürk’ümüzün  “Yurtta barış, dünyada barış” felsefesi bugün hala tüm dünyaya yol gösteriyor.


20260117

📖 Atatürk'ün Yasaklanan Tarih Kitapları 1938 sonrası süreç

ATATÜRK’ÜN YASAKLANAN TARİH KİTAPLARI :

NATO'ya girişimizle birlikte bu kitaplar da yasaklandı!

Türkiye'nin 1945'ten sonra Atlantik sistemine bağlanma sürecine girmesiyle birlikte Kemalist Devrim'den de parça parça vazgeçilmeye başlandı.

Bu kitaplar 

  • Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’nce (Türk Tarih Kurumu) hazırlanmıştı. 
  • 1931’den itibaren ortaöğrenimde ders kitabı olarak okutuldu
  • Kâinatın bilimsel yolla açıklanışı ile başlıyordu. 
  • Binlerce yıllık Türk tarihini anlatıyordu. 
  • Anadolu’daki Türk varlığının Malazgirt’ten çok önceye gittiği apaçık gösterilmekteydi. 
  • Öyle ki; Sümerlerin dilinin eklemeli Türkçe olduğu aktarılmıştı. 
  • Kitabın “Mukaddime/Giriş”inde İslam öncesi Türk tarihinin ve kültürünün ‘ümmetçilik’ adı altında nasıl ihmal edildiği vurgulanıyordu.

Ancak, ABD ile yapılan Fulbright Antlaşması ile oluşturulan komisyon Türkiye'nin eğitim sistemine el attı. Anlaşma gereği komisyonun başkanlığını ABD’nin Türkiye’deki Büyükelçisi yaptı. Fulbright komisyonu, ilkokuldan İmam Hatip’e kadar, tüm eğitim müfredatını belirliyor, yarısı ABD’lilerden oluşan komisyona ABD’nin Türkiye Büyükelçisi başkanlık ediyordu.

Atatürk'ün bu kitaplarını müfredattan kaldırttılar. Komisyon üyelerinin 4’ü Türk, 4’ü Amerikalı'ydı ve başkanı da ABD’nin Ankara büyükelçisiydi. Bundan böyle Türk eğitim yapısı Amerikalıların denetimine geçti. 

Sonrası Köy Enstitülerini kapatmak oldu. ABD’den gelen bir akademisyenin raporundan hemen sonra… Bizi karanlıklara ve bugünlere mahkum eden 27 Ocak 1954 tarihli 6234 sayılı üzücü yasayla…

PEKİ, HEPSİ BU MU? İŞTE EZBER BOZAN GERÇEKLER

🇹🇷 TC.tarih. @okuSalar

1938'den sonra hemen 1939-42 döneminde Atatürk zamanı TTK'nın 1931'de hazırladığı 4 cilt Lise Tarih kitabının ne yazık ki değiştirildiğini öğreniyoruz.  



Osmanlı ne yaptığını bilmez hale gelince düştüğü bağnazlık girdabından çıkamayarak çöktü,
20.9.1937 günü Atatürk İnönü'yü yabancı donanmaya tavizler verdiği için görevden almıştı...

Niçin İngiliz-Fransız Gemileri haberinde Bşbk. Inönü var?
zamanın Möntro krizi yaşanır. Hükümet İng.Frns. ile Atatürk'ün onaylamadığı
anlaşma yapar. Ata o gece git-gel yapıp İnönü'yü görevden almıştır.




Atatürk zamanı Lise Tarih kitaplarının 1942'de değiştirildiğinin günümüzde itiraf edildiği yazıdır.

 










20260116

📖 Prof Dr. Erhan Aydın'ın Türk Tarihi ile ilgili kitapları-Türk-Runik harf transkripsiyonu ve Türkiiye Türkçesi


Hocam Prof. Dr. Erhan AYDIN’ın Bilge Kültür Sanat Yayınlarından çıkan kitapları kitapyurdu’nda

Özellikle yazıtların Türk-Runik harflerinin transkripsiyonunun ve Türkiye Türkçesine aktarılmış hâlinin alt alta verilmesi okuyucu için kolaylık sağlıyor. 🌸

Mustafa Selçuk DİLSİZ @SelcukDlsz
6 Kas 2025





🎞️🗣️🎙️ "Eski Türklerde Gündelik Hayat" - kitabın yazarı Prof. Dr. Erhan AYDIN’ın anlatımıyla

 



🎞️🗣️🎙️''Eski Türklerde Gündelik Hayat'' – Erhan Aydın - Tarih Obası 

  

KİTABIN ARKA KAPAK AÇIKLAMASI
Türkler 7 ve 8. yüzyılda nasıl bir hayat yaşıyordu? Ne yiyor ne içiyordu? Gerçekten ilkel bir hayat mı sürüyordu yoksa gelişmiş bir sosyal hayattan söz edilebilir miydi? Heyecanlarını, sevinçlerini, üzüntülerini nasıl ifade ediyorlardı? Hayatlarında sadece savaş mı vardı? Hayvancılık dışında ticaretle de uğraşıyorlar mıydı? İnançlarını nasıl yaşıyorlardı? Düğünlerini nasıl yapıyorlardı? Anne, baba ve kardeşler arasındaki ilişki nasıldı? Doğan çocuklarına en çok hangi isimleri veriyorlardı? At gerçekten Türklerin vazgeçilmezi miydi?
1995’ten bugüne yazıtlar dönemi Türkçesi çalışan Prof. Dr. Erhan Aydın, aslen bir Türk dili uzmanı.   
Erhan Aydın, 7-8. yüzyıllarda Türklerin sosyo-kültürel, ekonomik ve dini hayatı hakkında komşuları olan veya iletişim içinde oldukları halkların yazdıkları kaynak olarak kullanıldı fakat Türklerin kendi yazıtlarından yeterince yararlanılmadı diyor.  
Eski Türklerde Gündelik Hayat – Erhan Aydın







📚📖 Eski̇ Türklerde Gündeli̇k Hayat

ESKİ TÜRKLERDE GÜNDELİK HAYAT

Süleyman Hilmi KIZILDAĞ

Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi, JAMYO, Sosyal Bilimler Bölümü, Ankara/Türkiye.

Gündelik hayat; zamanın doğal akışı içerisinde insanın günlük olarak maddi veya manevi anlamda yaptıklarını, düşündüklerini ve hissettiklerini kapsayan bir kavramdır. Dünya yaşamında sıradan bir yirmi dört saatlik zaman dilimi içerisinde öznelerin var oluşlarını, uğraşlarının zenginliklerini ve nesnelerle olan ilişkilerini gösterir. Günlük yaşamda kullanılan veya karşılık bulan her bilgi ve eylem, aynı zamanda hem bireyin hem de toplumun bilinçaltını yansıtır.

Gündelik hayat ister bir kurgunun, isterse sıradan bir gerçekliğin ürünü olsun sonuçta bir teşhirdir ve çoğu zaman yorumlanmasında güçlük çekilen birtakım görüntüleri içermektedir. Bu nedenle, gündelik hayatın görünürdeki yoksulluğuna takılmadan onun gizli olan zenginliğini ortaya çıkarmak gerekir. Bu çaba, yüzeyselin altındaki derinliği açığa çıkarmak kadar olağanlığın olağanüstülüğüne ulaşmak için de gerekli bir faaliyettir (Lefebvre, 1995: 16).

Gündelik hayat üzerine tarih, sosyoloji, felsefe, psikoloji, antropoloji, arkeoloji, mimarlık, resim, edebiyat vs. gibi dallarda çalışmalar yapılmaktadır. Tarihsel dönemlere ait gündelik hayat unsurlarının içerisinde gizlenmiş çok önemli ayrıntılar bulunabilir. Bunlar o dönemin yaşantısını, yapısını ve zihniyetini keşfetmeye ve çözümlemeye yardımcı olacak, tarihin karanlık sayfalarına ışık tutacaktır. Bu bağlamda insanın, toplumun ve tarihî dönemin iyi bir şekilde anlaşılması için gündelik hayat unsurlarının doğrudan birincil kaynaklardan yararlanılarak ortaya çıkarılması çok önemlidir. Tanıtımını ve değerlendirmesini yaptığımız eser de bu doğrultuda hazırlanmış bir eserdir. Eserin en temel amacı, eski Türk yazıtlarını inceleyerek elde edilmiş verilerden eski dönem Türklerin gündelik yaşamına dair bilgileri gün yüzüne çıkarmak ve bunları okuyucuyla paylaşmaktır.

İncelediğimiz Eski Türklerde Gündelik Hayat adlı eser, Prof. Dr. Erhan Aydın tarafından kaleme alınmış olup eserin birinci baskısıdır. Bu baskı, Nisan 2022 tarihinde Kronik Yayıncılık tarafından yapılmıştır. Eser 496 sayfadır ve temelde “Ön Söz” (s. 7-8), “Giriş” (s. 9-20), “Eski Türklerde Gündelik Hayat” (s. 21-461), “Kaynaklar” (s. 461-490) ve “İndeks” (s. 491-496) bölümlerinden oluşmuştur.

Türklere ait olduğu bilinen ilk metinler İç Asya’da bulunmakta ve genelde “Eski Türk Yazıtları” olarak adlandırılmaktadır. Bu metinler Türk runik harfleri kullanılarak yazılmış ve sayısı yaklaşık 550 civarındadır. Keşfedildiği günden bugüne yazıtlar üzerine çok çeşitli araştırmalar yapılmıştır. Bazı araştırmalar içerisinde de zaman zaman eski Türklerin gündelik yaşam unsurlarına dair bilgilere değinilmiştir. Ancak daha önce yapılan bu araştırmalarda genelde kaynak olarak ikincil olan Çin, Bizans ve Arap kaynaklarından yola çıkılmış veya yalnızca çok satırlı kağanlık yazıtlarından yararlanılmıştır. Diğer yazıtlar göz ardı edilmiştir. Başka milletlerin kaynakları önemlidir fakat ikincil kaynak durumundadır. Araştırmaların yalnızca kağanlık yazıtlarından yapılması da bütün zenginliklerin ortaya çıkarılmasında eksik kalacaktır. İncelediğimiz eserde ise runik harflerle kâğıda yazılmış metinler hariç (kültür dairesinin farklı olması sebebiyle) eski Türk yazıtlarının neredeyse tamamı incelenmiş ve doğrudan birincil kaynaklardan gündelik hayat unsurları tespit edilmiştir. Dolayısıyla önceki çalışmalara göre çok geniş kapsamlı, bütüncül bir eserdir.

Eserin “Giriş” bölümünde, eski Türk yazıtları üzerine daha önce yapılmış çalışmalar yazar tarafından kısaca değerlendirilmiş ve yazıtlardaki gündelik hayat unsurlarının çalışmalarda göz ardı edildiği belirtilmiştir. Ardından eserin yazılmasındaki amaçlardan, eser oluşturulurken izlenen yol ve yöntemlerden bahsedilmiştir. Bu bölümde ayrıca eski dönem Türkleri hakkında, yazıtlardan başka başvurulabilecek, yabancı kaynaklardan söz edilmiştir. Bunlar Çin, Bizans ve İslam (Arap/Fars) kaynakları alt başlıklarıyla incelenmiş ve bu ikincil kaynaklar üzerine bilgiler verilmiştir.

Eserde eski Türklere ait gündelik hayat unsurları “Sosyal Hayat”, “Ekonomik Hayat”, “Dinî Hayat” ve “Öteki Ögeler” ana başlıklarıyla incelenmiştir. Bu ana başlıkların tamamı alt başlıklara ayrılmış ve eski Türklerin gündelik yaşamı ayrıntılı olarak alt başlıklarda incelenmiştir. Gündelik hayata dair unsurların tespiti, yazıtlarda bulunan sözcüklerin taşıdığı anlamlar ve sözcüklerin kullanımları değerlendirilmek marifetiyle gerçekleştirilmiştir. İlgili bütün sözcükler hakkında; sözcüğün yazıtlarda geçtiği yerler, taşıdığı anlamlar, farklı kullanımları, etimolojisi, fonetik ve morfolojik özellikleri, sözcük şayet çağdaş Türk lehçelerinde yaşıyorsa kullanımları ve sözcük yabancı dillerde de kullanılıyorsa oralardaki anlamları vb. bilgiler verilmiştir. Bir sözcük üzerine daha önce yapılmış tartışmalara değinilmiş ve yazar da ilgili sözcük üzerine düşüncelerini ifade etmiştir. Ayrıca yazar, bir sözcüğün farklı bölgelerdeki yazıtlarda farklı şekilde yazımı varsa buradan yola çıkarak yazıtlar dönemi ağız özelliklerine dair değerlendirmelerde bulunmuştur. Eser bazı yazıtlara ait resimlerle ve yazıların çizimleriyle de zenginleştirilmiştir. Bütün bilgiler verilirken çok fazla yerli, yabancı ve tarihî kaynaklardan faydalanılmıştır. Bu bakımdan eser, alan araştırmacılarına zengin bir kaynakça bilgisi sunmaktadır. Alanla ilgilenen genç araştırmacılara, özellikle araştırma yöntem ve teknikleri hususunda da, örnek olabilecek bir eserdir.

Eserde, bir gündelik hayat unsurunu belirten doğrudan bir sözcük olmasa da, başka sözcüklerden ilgili unsura dair yorumlar ve değerlendirmeler yapılması eserin kıymetini arttırmaktadır. Yazar eserde, yazıtlarda yazılanlardan yola çıkarak eski dönem insan yaşamı üzerine bazı duygusal ve düşünsel çıkarımlarda da bulunmuştur. Bu da okuyucuyu “aslında yüzyıllar geçtikçe insanoğlunun duygularının ve düşüncelerinin pek değişmediği, değişen hususların genelde maddi imkânlar olduğu” gibi düşüncelere daldırmaktadır. Böylece eserin mistik bir yanının olduğunu da söyleyebiliriz.

Yaşadığımız dönem teknoloji ve inovasyon çağıdır. Doğru veya yanlış her türlü bilgi paylaşımı doğal olarak teknoloji aracılığıyla yapılmaktadır. Bunda da sosyal medya platformları önemli bir yeri işgal etmektedir. İncelediğimiz eserde eski Türklerin dili, kültürü ve yaşam biçimine dair hap bilgi niteliğinde önemli bilgiler bulunması, sosyal medyada bu alanla ilgili doğru ve güvenilir bilgilerin paylaşılmasına imkân sağlayacaktır.

Eserde, eski Türklerin gündelik hayatına dair verilen bilgileri ve yapılan değerlendirmelerin öne çıkanlarını şu şekilde özetleyebilir ve örneklendirebiliriz:

Asya bozkırlarında, 7 ve 8. yüzyılda yaşayan Türkler konargöçer bir hayat sürdürmekteydi. Sahip oldukları vatan toprakları içerisinde hem hayvanları hem de kendileri için yazın daha serin, kışın ise daha sıcak yerlerde yaşamaktaydılar. Yazıtlardaki yaylamak, yaylag, kışlamak, kışlag sözcüklerinin kullanımı bunu göstermektedir. Bu yaşam tarzı için bazı kaynaklarda “göçebe” sözcüğü kullanılmaktadır. Ancak “göçebe” sözcüğü “sürekli yer değiştiren, göç eden ve yerleşik olmayan” anlamlarını karşıladığı için Türklerin o dönem yaşam şeklini doğru biçimde yansıtmaz. Dolayısıyla bu konuda “konargöçer” teriminin kullanılması daha doğrudur (Aydın, 2022: 23-27).

Eski Türkler sosyal hayatında, aile büyükleriyle birlikte birkaç çadırdan oluşan obalarda yaşamaktaydılar. Bu obalarda diğer akrabaların çadırları da bulunmaktaydı. Evlenen erkek çocuklar kendi ailesiyle birlikte farklı çadıra geçmekteydi. Ancak evin en küçük erkek çocuğu evlendikten sonra da köl unvanıyla aile büyükleriyle birlikte yaşamakta, hatta anne-baba öldükten sonra da aynı çadırda yaşamaya devam etmekteydi. Bundaki amaç, aile ocağının tüttürülmeye devam etmesini sağlamaktır. Yazıtlarda, ailenin temel unsurları olan anne ve baba ifadeleri genelde küçültme, sevgi ve şefkat bildiren eklerle kullanılmıştır. Özellikle anneye duyulan minnetin ve babaya duyulan saygının ifade edildiği cümleler dikkate şayandır. Ailenin diğer bireyleri olan ağabey, abla, küçük erkek kardeş, küçük kız kardeş ifadelerini karşılayan sözcükler de yine yazıtlarda bulunmaktadır. 

Yazıtlarda eski Türklerin düğün törenlerini doğrudan anlatan ifadeler bulunmasa da bazı sözcükler üzerinden evliliğin büyük törenlerle yapıldığı anlaşılmaktadır. Evliliklerde bazen başlık talep edildiği, bazen edilmediği veya başlık anlamına da gelebilecek şekilde karşılıklı hediyeleşme durumunun gerçekleştiği görülmektedir. Evlilikler neticesinde oluşan akrabalık ilişkileri bilgilerine de yazıtlardan ulaşılabilir. Eski Türklerde yaşam yeri olarak kullanılan ew “ev, çadır” sözcüğünün kullanım alanı oldukça geniştir. Sözcük, anlam genişlemesiyle “ordugâh, karargâh” anlamları için de kullanılmıştır. Bu gibi örnekler, eski Türk yazıtları söz varlığındaki anlam zenginliğini göstermektedir. Yazıtlarda geçen kuy, ordu/ordo, örgin, çıt sözcükleri yaşam yerlerini belirten diğer sözcüklerdir (Aydın, 2022: 29-68).


Eski Türk yazıtlarında boy adları çokça geçmektedir. Bazı satırlarda hususiyetle bir boydan bahsedilmiş, bazı satırlarda herhangi bir olay anlatılırken boy adı zikredilmiştir. Ayrıca dönemin hâkimiyet anlayışı gereği genelde bir boy etrafında toplanıldığından ve boylar arasında yaşanan çekişmelerden de bahsedilmiştir. II. Köktürk Devleti’nin hanedan boyu Türk adı ile anılmaktadır. Türk sözcüğü başlarda Köktürklerin hanedan soyunu ifade ederken sonraları Müslüman tacir ve seyyahların vasıtasıyla tüm Türk kökenli insanların genel bir adı özelliğini kazanmıştır. Eserde Türk sözcüğü ve diğer Kırkız, Oguz, Tatar, Türgėş, Uygur gibi yazıtlarda bulunan bütün boy adlarından ayrıntılı olarak bahsedilmiş, boy adlarının nerelerde geçtiği belirtilmiş ve böylece yazıtı yazanın o boya mensup olabileceği dikkatlere sunulmuştur. Boyların bir araya gelmesiyle oluşan halk kavramı için yazıtlarda genelde bodun sözcüğü kullanılmıştır. Vatan kavramını karşılamak için ise ėl, yėr, yėr suw ve yurt sözcükleri kullanılmıştır. Türkler için vatan ve halk kavramlarının çok önemli, uğruna can feda edilebilecek değerler olduğu yine yazıtlardaki ifadelerden anlaşılmaktadır (Aydın, 2022: 69-129).

Eski Türklerin ekonomik hayatı düşünüldüğünde akla ilk gelen unsur hayvancılık ve bundan elde edilen ürünler olmaktadır. Eserde küçükbaş hayvan yetiştiriciliği alt başlığıyla koyun, keçi, amga/amgı, arkar, tavuk; büyükbaş hayvan yetiştiriciliği alt başlığıyla buka ve öküz hayvanlarından yazıtlarda geçen sayılarıyla birlikte bahsedilmiştir. Bunların hangilerinin beslenmek amacıyla etinden ve sütünden, hangilerinin kullanım ve ticaret amacıyla derilerinden faydalanıldığı bilgileri verilmiştir. Yazıtlardan anlaşıldığı üzere hayvanlar arasından atların, Türkler için ayrı bir değeri vardır. Eserde, binek ve yük hayvanı yetiştiriciliği başlığı içerisinde atlar çok ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Cinsiyetine göre at türlerinden, atların kendi renklerinden, üzerlerine giydirilen don/eyer renklerinden (hangi ata hangi renk eyerin giydirilmesi gerektiğinden), yaşına göre at türlerinden, atlara verilen isimlerden, atların savaşlardaki rollerinden, zenginlik göstergesi olmalarından, bazılarının av hayvanı olarak görülmesinden, üzerlerine vurulan damgalardan, değerli atların ölüm şekillerinden, ölümlerinden duyulan üzüntülerden ve atlarla ilgili yazıtlarda geçen bütün söz varlığından bahsedilmiştir. Yazıtlarda develerin tek veya iki hörgüçlü, dişi veya erkek olarak ayrı ayrı adlandırılması ve yavrularının da ayrı bir adla karşılanması o dönemin hayvan söz varlığının zenginliğini göstermektedir (Aydın, 2022: 131-193).

Eski Türk yazıtlarına göre Türklerin gündelik hayatında önemli unsurlardan biri de avcılıktır. Avcılık sayesinde hem beslenme ihtiyacı giderilmekte hem de savaşlar öncesi antrenmanlar yapılmaktaydı. Avlara çocuklar da katılmaktaydı. Çocuklar avdaki kabiliyetlerine ve avladıkları hayvanlara göre kendi adının yanına er at (erkeklik adı) unvanını almaktaydı. Yetişkinler için de avlanan hayvanların niteliği, tıpkı öldürülen düşman gibi bir övünç kaynağı idi. Yazıtlar döneminden kalan kaya üstü tasvirlerden anlaşıldığı üzere avcılık esnasında ıt, taygan, kara sıŋkur, togan gibi hayvanlardan yararlanılmıştır. Yazıtlarda er at adı almak amacıyla adıg, as, bars, böri, buğu, irbiş, kökmek, kulan, toŋuz hayvanlarının; besin, deri ve yün elde etmek amacıyla da elik, kėyik, kiş, kök teyeŋ, sıgun, sukak, tawışkan hayvanlarının avlanıldığı görülmektedir. Avcılıkta kullanılan hayvanlardan hariç arslan, baga, bėçin, küsgü, lagzın, lü, toŋa, turńa, yılan gibi hayvanlar hakkında da yazıtlardan bilgiler edinilebilir (Aydın, 2022: 193-257).

Eski Türklerin hayvanlardan elde ettikleri besinleri bir kenara bıraktığımızda, yazıtlarda döneme ait Türklerin yiyeceklerini, içeceklerini, tarımsal ürünlerini, ticaret ürünlerini ve ticarî ilişkilerini anlatan doğrudan bir metin bulunmamaktadır. Ancak yazar, metinler arasına serpiştirilmiş sözcüklerden konulara dair bazı bulgular tespit etmiştir. Eserde bu tespitlerini; yiyecek ve içecekler, tarım ve tarımla ilgili söz varlığı, ticaret ve ticaretle ilgili söz varlığı başlıklarıyla değerlendirmiştir. Ayrıca yazıtlar ışığında döneme ait meslekler hakkında da bilgiler vermiştir.

Yazıtlarda eski Türklerin dinî hayatlarına dair sözcükler bulunsa da inanç sistemlerinin nasıl olduğu hakkında ayrıntılı bilgi bulunmaz. Dönemin inanç sistemi bazı araştırmacılar tarafından Manihaizm, Budizm ve Şamanizm gibi dinlerle açıklanmaya çalışılsa da genel düşünce, inancın Türklere özgü bir inanç sistemi olduğu ve Gök Tanrı inancı adıyla açıklanması gerektiğidir. Ancak bu adlandırmanın da kesin bir bilgi niteliği bulunmamaktadır. Eserde Türklerin dinî hayatlarıyla ilgili olan sözcükler ve inanç sistemlerine dair ipucu verebilecek sözcükler alın yazısı, yakarış, esenlik dileme ve inançla ilgili söz varlığı, töreler ve cenaze törenleri başlıklarıyla incelenmiştir. Burada özellikle Türklerin kader anlayışı, ölüme bakış açıları, cenaze törenleri ile ilgili sözcükler ve yazarın bunları değerlendirmeleri dikkati çekmektedir (Aydın, 2022: 323-395).

Yazıtlarda orduların sayısı, çocukların sayısı, ölüm yaşı, bir iş için belirtilen sayı ve işe başlama yaşı gibi sayısal ifadelerin bulunması dönemin gündelik hayatına dair çıkarımlarda bulunma imkânı sağlamaktadır. Eserde bunlardan bahsedilmiş ve yazıtlarda geçen bütün sayılar belirtilmiştir. Ayrıca eski Türklerde kullanılan ölçü birimleri, takvimler, zaman kavramı ve zamanla ilgili sözcükler hakkında bilgiler verilmiştir. Son olarak eserde, savaşlarda elde edilen başarılar, maddi zenginlikler veya düğün törenleri neticesinde oluşan sevinç içerikli duygulardan; ölüm, maddi kayıp veya hastalık neticesinde oluşan üzüntü içerikli duygulardan; insana ve hayvanlara duyulan özlemlerden bahsedilmiştir (Aydın, 2022: 323-395).

Eserde incelenen bütün bu konular hakkında ayrıntılı bilgiler verilmiş, çıkarımlarda bulunulmuş, değerlendirmeler yapılmış ve bunlar örneklerle desteklenmiştir. Genelde mezar taşlarına yazılmak suretiyle konu kapsamı dar olan metinlerden eski Türklerin gündelik hayatına dair unsurların gün yüzüne çıkartılması, önemli seviyede dil ve tarih bilgisinin yanında yorumlama ve çıkarımda bulunma marifeti gerektirir. Bu eserin net bir şekilde bu bilgi ve beceriler ile oluşturulduğu görülmektedir. Eski Türklerde Gündelik Hayat adlı eseriyle Türk dili, tarihi, kültürü ve medeniyeti sahasına önemli bir katkıda bulunan Prof. Dr. Erhan Aydın’ı kutlar, çalışmanın bu alanla ilgilenen araştırmacılara ve meraklı okuyuculara yararlı olmasını dileriz.


Kaynakça
  • Aydın, E. (2022). Eski Türklerde Gündelik Hayat. İstanbul: Kronik Kitap.
  • Lefebvre, H. (1995). Yaşamla Söyleşi, Sosyalizm, Günlük Yaşam, Ütopya (Çev. Emirhan Oğuz). İstanbul: Belge Yayınları.
  • Makalenin Künyesi: Makalenin Künyesi: Kızıldağ, S. H. (2023). “Eski Türklerde Gündelik Hayat”. Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi, 55, 185-192

20260111

📖 Prof. Dr. Rukiye Eser Öztaşçı Gültekin, Türkiye’de tanınmış bir mimar, restorasyon uzmanı, mimarlık ve sanat tarihçisi ile akademisyen


R. Eser Gültekin, tam adıyla Prof. Dr. Rukiye Eser Öztaşçı Gültekin, Türkiye’de tanınmış bir mimar, restorasyon uzmanı, mimarlık ve sanat tarihçisi ile akademisyendir.

Doğum 8 Mart 1955, İzmir, Türkiye.

Mimarlık ve restorasyon alanlarında uzmanlaşmış bir akademisyen olup profesör unvanına sahiptir.

Mimari restorasyon, kültürel miras ve şehir tarihi üzerine pek çok akademik çalışma, bildiri ve kitap yayımlamıştır.

R. Eser Gültekin, özellikle Türk mimarisi, tarihî çevrelerin korunması ve kentsel miras konularında kitaplar yazmıştır.

  • Ulukışla ve Öküz Mehmet Paşa Menzil Külliyesi
  • İzmir Kemeraltı Bölgesi’ndeki Osmanlı Dönemi Çeşmeleri
  • Tarihi Kemeraltı Çarşısında Yer Alan Dini Yapılar
  • Tarihin Soluk Aldığı Korunması Gereken Kent: BERGAMA

Bu eserler, Türkiye’nin mimari mirasının belgelenmesi ve korunmasına katkı sağlayan önemli yayınlar arasında yer alır


20260105

📚📖Hunların Dünyası (2025) 'V. Yüzyıl Armenia müverrihlerinin Anlatımında'- Oder Alizade


Hunlar çoğunlukla savaşçı kimlikleriyle anılıyor, fakat bu kitap onların tarih sahnesindeki rolünü çok daha geniş bir çerçevede ele alıyor. Dr. Oder Alizade, Hunların sadece askerî güçleriyle değil, bölgesel siyaseti, dinî dönüşümleri ve kültürel etkileşimleri nasıl şekillendirdiğini titiz bir incelemeyle ortaya koyuyor.

Çalışma, V. yüzyıl Armenia müverrihlerinin Grabarca metinlerinde geçen Hun anlatılarını çözümleyerek Güney Kafkasya tarihine yeni bir bakış getiriyor. Hunlar, bu bağlamda Sasanilerle karşı karşıya gelen, Armenia’daki ayaklanmalarda hem müttefik hem de rakip olarak görünen bir güç olarak öne çıkıyor. Hazar’ın doğusu ve batısında farklı siyasi yapılarla varlık gösteren Hunlar, Güney Kafkasya’daki askerî ve siyasî dengelerin seyrini belirleyen kilit aktörler arasında yer alıyor.

Alizade’nin eseri yalnızca bir kaynak derlemesi değil, eleştirel tarih yazımı ve disiplinlerarası perspektifi buluşturan özgün bir araştırma niteliği taşıyor. Klasik anlatıların ötesine geçen metodoloji, Hun tarihine ilişkin yerleşik kabulleri sorguluyor ve yeni bir yorum alanı açıyor.

Bu çalışma, erken dönem Türk tarihi araştırmacılarından Kafkasya çalışmalarına ilgi duyanlara, dil ve din etkileşimlerini inceleyen akademisyenlerden farklı disiplinlerden okurlara kadar geniş bir kesime hitap ediyor. Hunların dünyasına dair derinlikli bir yolculuk arayan herkes için vazgeçilmez bir başvuru kaynağı olarak öne çıkıyor.

-----------

Künye: Oder Alizade – Hunların Dünyası: 5. Yüzyıl Armenia Müverrihlerinin Anlatımında, Kabalcı Yayınları, tarih, 390 sayfa, 2025


20260102

📚📖 İskandinavya'daki Hunlar - Karl 0. Högström

Karl O. Högström’un bu çalışması, Hunların İskandinavya’ya ulaşmış olabileceği yönündeki tartışmaları modern DNA verileri, arkeolojik bulgular ve tarihsel analizleri bir araya getirerek yeniden yorumluyor. Yazar, genetik örüntülerde görülen bazı hatların Orta Avrasya kökeniyle ilişkili olabileceğini öne sürüyor; ancak bu verilerin kesin bir göç kanıtı olmadığını, dikkatle değerlendirilmesi gereken istatistiksel olasılıklar sunduğunu vurguluyor. Bu yaklaşım, göç tarihini katı kimliklerin değil, temas ve etkileşimlerin şekillendirdiği uzun erimli süreçler olarak düşünmeye davet ediyor.

İskandinavya'daki Hunlar: Modern DNA merkezli yeni bir yaklaşım

‘İskandinavya’daki Hunlar’ (‘The Huns in Scandinavia: A new approach centered around modern DNA’), Güney İsveç’teki mezar biçimleri, ritüel gömüler ve at koşum parçaları gibi buluntuları inceleyerek bunların bazı Orta Avrasya unsurlarıyla sınırlı benzerlikler taşıdığını gösteriyor. Högström, bu benzerliklerin doğrudan bir Hun yerleşimine değil, kültürel aktarım kanallarına işaret edebileceğini belirtiyor. Dilsel ve toponimik ayrıntılar da tartışmaya dahil ediliyor; yer adlarının tarihsel temaslara dair dolaylı işaretler sunduğu ve bazı örüntülerin göç yollarıyla örtüşebildiği anlatılıyor. Böylece farklı veri türleri bir arada değerlendirilerek daha geniş bir çerçeve kuruluyor.

Eserin temel katkısı, İskandinavya’nın geç antikçağ tarihini yalnızca yerel gelişmelerle değil, Avrasya’nın uzun süreli hareketlilikleriyle birlikte ele alan çoğulcu bir okuma sunması oluyor. Högström, Hun mirasını genetik bir zorunluluk değil, kültürel, sembolik ve olasılıksal izler üzerinden anlamayı öneriyor. Bu yaklaşım, bölgenin geçmişine dair yerleşik anlatıları sorgulayan ve yeni araştırmalara kapı açan eleştirel bir perspektif oluşturuyor.

Künye: Karl O. Högström – İskandinavya’daki Hunlar, çeviren: Aydın Şelte, Kabalcı Yayınları, tarih, 168 sayfa, 2025

https://dipnotski.com/2025/11/21/karl-o-hogstrom-iskandinavyadaki-hunlar-2025/


🎞️Bir vatandaş, Dubai ve Türkiye’deki metro istasyonlarını karşılaştırdı.

  Bir vatandaş, Dubai ve Türkiye’deki metro istasyonlarını karşılaştırdı. pic.twitter.com/zB0iENTSdL — Telgraft (@telqraft) April 12, 2026  ...