Blog Listem

Misak-ı Milli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Misak-ı Milli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20200503

'Mavi Vatan Müfredata Girsin' kampanyası büyüyor

02 Mayıs 2020

Emekli Tümamiral Mustafa Özbey'in gelecek nesillere Mavi Vatan'ın öğretilmesi amacıyla başlattığı 'Mavi Vatan Müfredata Girsin' kampanyası büyüyerek devam ediyor.

GARİP BALÇAK

Kampanyayı Aydınlık için değerlendiren emekli Tümamiral Cem Gürdeniz ve emekli Tümamiral Mustafa Özbey, Mavi Vatan'ın gelecek nesile öğretilmesinin önemini vurguladılar. Mavi Vatan'ın, Türkiye'nin 21. yüzyıldaki jeopolitik yönelişinin sembolü olduğunu söyleyen Tümamiral Gürdeniz, “Türkiye, Osmanlı'nın düştüğü hataya düşmeyecek ve Mavi Vatan üzerinden öncelikle kendi etrafındaki havzalarda etkin olacaktır” dedi. Mavi Vatan bilincinin gelecek kuşaklara aktarılması gerektiğini vurgulayan Gürdeniz, şu ifadeleri kullandı:
“Bu coğrafi ve jeopolitik farkındalığın gelecek kuşaklara aktarılması, çocukların ve gençlerin anlayacağı bir dille onların zihinlerine yerleştirilmesi; Mavi Vatan'ın Anavatan'ın bir uzantısı olarak denizlerdeki Misak-ı Milli olduğunun öğretilmesi sağlanmalıdır. Mavi Vatan'ın diğer yandan Türkiye'nin denizcileşmesinin sembol kavramı olduğunu da düşünürsek, eğitim kurumlarımızın her seviyesinde toplumun denizcileşmesi için çalışmalar yapmasını, müfredat ve eğitim programları geliştirilmesi bu dönemin önemli gereksinimleri arasında görüyorum.”

'OLUMLU DÖNÜŞLER VAR'

Mavi Vatan'ın gelecek nesle aktarılması amacıyla başlattığı kampanyadan sürekli olarak olumlu dönüşler olduğunu belirten emekli Tümamiral Mustafa Özbey, bunun bir nöbet olduğunu ve nöbetin gençlere emanet edileceğini söyledi. Özbey, şunları söyledi: 
“Mavi Vatan Müfredata Girsin kampanyası oldukça ses getirdi ve toplumda karşılık buldu. Bu kampanyanın karşılık bulması aynı zamanda da konuya olan ihtiyacı da belirtiyor. Bizim temel hedefimiz Mavi Vatan'ın eğitim müfredatında yer alması. Bu hedefe ulaşana kadar kampanyayı sürdüreceğiz. “Mavi Vatan konusu sınırlı sayıdaki insanın başlattığı bir süreç. Peki bu nöbet kime devredilecek? Mustafa Kemal Atatürk'ün Türkiye Cumhuriyeti'ni gençlere emanet ettiği gibi biz de Mavi Vatan bayrağını gençlere emanet etmek istiyoruz. Bu bilinç gençlere verildiği taktirde onlar daha yaratıcı kapıları da aralayacaklardır.”
Alıntı/Kaynak: https://aydinlik.com.tr/haber/mavi-vatan-mufredata-girsin-kampanyasi-buyuyor-207077 

20190506

✍️ Atatürk ve Arap Dünyası - Dr. Doğu Perinçek



Atatürk ve Arap Dünyası
Doğu Perinçek

Aydınlık Gazetesi, 6.5.2019

Teori dergisinin bayilerde bulunan 1 Mayıs 2019 tarihli sayısında, 19 Mayıs’ın tarihsel anlamı ve İstiklâl Savaşımızda Arap kurtuluş hareketleriyle dayanışma konularında önemli yazılar yer alıyor. Şule Perinçek’in Atatürk ve Arap Dünyası başlıklı yazısı ile Prof. Dr. Mustafa Budak’ın Misak-ı Millî ve Ortadoğu konulu yazısı yanında, Cemil Gözel’in Osmanlı’yı Sürdürme Programı ve Arap Dünyası konusunu işleyen yazısı ve Prof. Dr. Sina Akşinile söyleşi özellikle dikkat çekici. Bilim insanlarımız, Türk-Arap ilişkileri tarihinin önemli bir dönemini aydınlatmakla kalmıyor, bugün için de ufuk açıcı bilgiler veriyorlar.

ARAP DÜŞMANI ÖNYARGILARIN TEMELSİZLİĞİ


Suriyeli konuklarımız nedeniyle sözde Milliyetçi çevrelerin ısrarla Arap düşmanlığı körüklediğine tanık oluyoruz. Bu çevrelerin ABD çıkarlarını seslendirdiği gözden kaçmıyor. Ama daha önemlisi, Arap düşmanlığının Birinci Dünya Savaşı anılarına ve özellikle Atatürk’e dayandırılmasıdır. Oysa Mustafa Kemal’in Arap Dünyası’na karşı tavrı, hiç de sözde Milliyetçilerimizin yansıttığı gibi değildir.

Şule Perinçek’in 27-28 Şubat 2008 günleri Dimaşk (Şam) Üniversitesi’nde yapılan uluslararası sempozyuma sunduğu bildiride bütün kanıtlarıyla ortaya koyduğu üzere, Mustafa Kemal daha 1908 Devrimi öncesinde Arapların kendi ülkelerini yönetme hakkını savunuyordu. Hatta bu nedenle kendisine bu tür görüşleri pek açıklamaması uyarısı da yapılıyor. Hem de kurşuna dizilme tehlikesi hatırlatılarak.

İstiklâl Savaşı yıllarında ise, Türkiye-Suriye-Irak Konfederasyonu tasarımı bizzat Mustafa Kemal Paşa tarafından Arap Devrimci hareketlerine öneriliyor ve bu konuda anlayış birliğine varılıyor. Elbette bu Konfederasyon’un kurulması, Suriye ve Irak’ın da bağımsızlıklarını kazanmasına bağlıydı ve konu 1930’lu yıllarda da gündeme geldi.

Özetle Türk ve Arap kurtuluş hareketleri arasında 20. yüzyılın en başından beri gelişen bir dayanışma var. Yakın tarihimizde Araplara düşmanlık kışkırtmak için elverişli malzeme yok. Bu nedenle uydurmalardan medet umuluyor. Araplara karşı olumsuz bir iklim yaratma gayretlerini hele Atatürk’e dayandırmak için gerçeklere karşı savaş açmak gerekiyor. Atatürk, Arap dostluğunda en cesur tarihsel kişilik olarak öne çıkıyor. Çünkü Büyük Devrimci Önder, stratejisini emperyalizme karşı Mazlum Milletler dayanışması üzerine kurmuştu.

BÖLGE MİLLETLERİNİN MİSAK-I MİLLİSİ

İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Mustafa Budak, Teori’de çıkan yazısında, 28 Ocak 1920 günü Meclis-i Mebusan’da kabul edilen Misak-ı Milli’nin Araplara kendi ülkelerini bağımsız olarak yönetme hakkını tanıdığını tarihsel kanıtlarıyla açıklamaktadır. Bu açıdan baktığımız zaman, Misak-ı Millî yalnız Türk Milleti için değil, Araplar için de kendi geleceğini belirleme hakkını içermektedir. Misak-ı Millî, gerçi Batı Asya’nın sınırlarını Türk ve Arap milletlerinin bağımsız yaşama iradesini esas alarak belirlemek istemiş, fakat emperyalist işgal kendi bölücü sınırlarını çizmiştir. Prof. Dr. Budak Hocamız, bu tarihsel olguyu vurgulayarak, Türklerin ve Arapların ortak düşmanını gün ışığına çıkarmaktadır.


ATATÜRK DEVRİMCİLİĞİ’NİN ARAP DÜNYASI’NDAKİ ETKİSİ

Prof. Dr. Sina AkşinDostumuzla söyleşi ise, Türk Devrimciliği’nin Arap Dünyası’ndaki etkisini daha 1908 Devrimi öncesinden başlayarak somut tarihsel bilgilerle işliyor. Özellikle Kurtuluş Savaşımız, Arap ülkelerinde de İngiliz ve Fransız emperyalistlerine karşı mücadeleyi ateşlemiştir. Kuşkusuz Türk-Arap dayanışmasının düşmanları bugün olduğu gibi o zaman da vardı. Onlar, emperyalizmin denetimi altındaki bir takım feodal ve bozguncu unsurlardı.

Prof. Dr. Sina Akşin, bu söyleşide Atatürk Devrimi’nin 1945 sonrası serüvenine de değiniyor. Hocamız, çok partiye geçme girişimlerinin Atatürk zamanından beri devrimci süreci zaafa uğratma yönündeki etkileri üzerinde duruyor.

MİLLİ DEVLET DAVASI İLE İMPARATORLUK ÇELİŞKİSİNİN ARAP DÜNYASI’NA YANSIMASI

Cemil Gözel’in yazısı ise, Osmanlı İmparatorluğu’nun farklı kavimleri bir arada yaşatma yeteneğinin 18. yüzyıldan sonra artık tutucu bir rol oynadığına işaret ediyor. Devrimci Millicilik ile dağılması kaçınılmaz İmparatorluk kurumlaşması arasındaki çelişki, kuşkusuz Arap Dünyası’na da yansıyor. Tarihsel süreç, en sonunda Türk Devrimci Milliyetçileri ile Arap Devrimci Milliyetçilerini buluşturuyor. Bu buluşma bugün insanlığın geleceğini belirleyen bir önem kazanmıştır.

20180928

✍️ 🇹🇷 Türk mucizesi!.. - Uğur Dündar

Türk mucizesi!.. 

Uğur Dündar

Ne yazık ki, yatıp kalkıp Atatürk'e hayır duaları etmeleri gerekenlerin onun aziz hatırasına iftira, hakaret ve yalanla saldırmayı spor haline getirdikleri günümüzde, Özakman'ın söylediklerini okumanın hepimiz için kaçınılmaz bir tarihi görev olduğuna inanıyorum.

İşte her sözcüğü özellikle yeni yetişen kuşakların hafızalarına adeta mıh gibi yerleşmesi gereken o röportaj:


★★★

UĞUR DÜNDAR (U.D.): Sayın Özakman, Cumhuriyet Osmanlı'nın çöküşüyle nasıl bir miras devralmıştı?

KADINLARIMIZ YURTTAŞ BİLE SAYILMIYORDU

TURGUT ÖZAKMAN (T.Ö.): O dönemin fotoğrafı şöyle: Kanuni dönemindeki görkemli devlet, 300 yıl geride kalmış. Kaç zamandır yarı sömürge halinde ve güçsüz… İdari, ekonomik, mali ve hukuki kapitülasyonlar sürüyor. Halk yurttaş değil, padişahın kulu. İlkel bir tarım toplumu, iflas etmiş bir maliye… Büyük bir dış borç, yarı ölü bir ekonomi… Cılız, küçük bir sanayi… Ağır sanayi neredeyse sıfır! Kişi başına düşen milli gelir, sadece 4 lira! Pencere camı bile ithal edilir durumda. Şeker de ithal ediliyor. Anadolu buğdayı İstanbul'a taşınamadığı için, buğday Rusya'dan alınıyor. Ülkede 40 bin köye karşılık ebe sayısı 200 kadar… 0-2 yaş grubu çocuklarda ölüm oranı yüzde 60. Bütün imparatorlukta sadece 158 ortaokul ve lise, bir tane de medrese uzantısı bir üniversite var. Anadolu, çağdışı ilkel medreselerin elinde. Tüm liselerde okuyan kız öğrenci sayısı 230…

U.D.): Kadınların durumu nasıl?

(T.Ö): Güzel bir soru. O dönemde bütün temel meslekler erkeklerin tekelinde. Kadının seçme-seçilme hakkı yok, yani yurttaş sayılmıyor. Kadınların toplumsal hayatları ve hakları da yok. Çok zorunlu hallerde sokağa ancak çarşaf ve peçeyle çıkabiliyor. Okur-yazar oranı erkeklerde yüzde 7, kadınlarda ise binde 4… Tüm yasalar, çağın gereklerinin gerisinde. Ülke birçok alanda Ortaçağı, Ortaçağ ilkelliğini ve baskısını yaşıyor. Cumhuriyet'in devraldığı miras, işte budur.

(U.D.): Cumhuriyet'in temel ideali neydi?

CUMHURİYET'İN TEMEL İDEALİ: ÇAĞI YAKALAMAK

(T.Ö.): Cumhuriyet'in temel ideali, “çağdaşlaşma” diye özetlenebilir. Cumhuriyet'i kuran atalarımız, Ortaçağı yenmedikçe aydınlanma, gelişme ve kurtuluş olamayacağını çok iyi idrak etmişlerdi. Durmaksızın olağanüstü bir tempoyla çalışmışlardır.

(U.D.): En doğru bilgilere sahip bir tarih araştırmacısı-yazar olarak demiryolları konusunda neler yapıldığını anlatır mısınız?

TÖ: Cumhuriyet'in en büyük başarılarından biri, demiryollarıdır. Cumhuriyet ilan edildiğinde, Misak-ı Milli sınırları içindeki demiryollarının uzunluğu, 4 bin 559 kilometreydi.
Bu demiryollarını Alman, İngiliz ve Fransız şirketleri işletiyordu.
Makinistler Rum ve Ermeni idi. İşletme dili Fransızca'ydı. Demiryolculuk Türklere kapalıydı. Milli Mücadele'de bu makinistler, silah zoru ile çalıştırılmıştır.
Sakarya Savaşı başlamadan önce birkaç Türk makinist yetiştirildi. Ağır toplar Kars'tan Afyon'a 3 ayda getirilebildi. Elazığ'dan kırık bir uçak, Ankara'ya ancak 2 ayda ulaştırılabildi. Doğuya da, güneye de demiryolu yoktu.


DEMİRYOLLARINI MİLLETİN MALI YAPTI

(U.D.): Atatürk ve arkadaşlarının bu alandaki hamleleri neydi?

(T.Ö.): Cumhuriyet yönetimi ilk 15 yıl içinde, 4 bin 559 kilometrelik demiryolunu, Haydarpaşa ve İzmir liman şirketleriyle birlikte satın aldı.
Demiryolcu yetiştirmek için okul kurdu. Bu konudaki birinci büyük başarı bunlardır. Böylece demiryolları milletin oldu. Gerçek demiryolcular, demiryollarından söz ederken gözleri yaşarır.
İkinci büyük başarı ise, demiryolu yapımıdır. Demiryolu Ankara ve Ulukışla'da sona eriyordu. Demiryolları 1927'de Kayseri, 1930'da Sivas, 1931'de Malatya, 1933'de Niğde, 1934'te Elazığ, 1935'te Diyarbakır, 1939'da Erzurum'a ulaştı. Bunların her biri bir destandır. Ülkenin kuzeyi ile güneyi, doğusu ile batısı birbirine demiryollarıyla bağlandı.
Anadolu gerçekten demir ağlarla örüldü. Ülke bütünlüğü sağlandı. Türkleri Anadolu'dan uzaklaştırmak isteyenlere karşı cumhuriyet demirden temeller attı. 1940 yılına kadar yapılan demiryollarının uzunluğu 3 bin 208 kilometredir.

(U.D.): O dönemde yapılan fabrikalar hakkında da bilgi verir misiniz?


ATATÜRK'ÜN KALKINMA MODELİ DÜNYAYA ÖRNEK OLDU

(T.Ö.): Fabrikalar dengeli bir şekilde Anadolu'ya yayıldı. Ankara ve İstanbul'da toplanmadı. Bunlardan birini anlatayım. Yabancı ekonomiciler, bu fabrikalara “Atatürk tipi fabrika” diyorlardı. Çünkü sadece fabrika yapılmıyor. Fabrika ile birlikte işçi ve memur lojmanları, kreş, revir, yemekhane, lokanta-gazino, konferans-tiyatro salonu ve spor alanları yapılıyor. Eğer yakında ilkokul yoksa, okul da yapılıyor. Toplantılar, piknik, spor karşılaşmaları düzenleniyor.
Filmler gösteriliyor, tiyatro grupları geliyor.
Atatürk tipi kalkınma, iki ayaklı bir kalkınma tipidir. Bir bilim adamının deyişi ile, topyekun kalkınmadır. Birinci ayak maddi kalkınma (fabrikalar, köprüler, yollar vb.) ikinci ayak ise sosyo-kültürel kalkınmadır. (Eğitim, sanat, spor, medeni kanun vb.)

(U.D.): Kalkınma hızımızla ilgili rakamlar ne düzeydeydi?

KALKINMA HIZINDA DÜNYA REKORU KIRILDI

(T.Ö.): Kalkınma hızımız, 1923-1938 arasında ortalama yüzde 10'du. Sanayileşme hızımız ise yüzde 19'du. Bu dünya rekorudur. Sanayileşmede Japonya'dan önde gidiyorduk.
★★★
Seni sevgi, saygı, özlem ve rahmetle anıyoruz. Nur içinde yat büyük usta Turgut Özakman…


20180830

Milli Mücadelenin ilk propaganda afişi

'Milli Mücadelenin ilk propaganda afişi. 
Atatürk ve milli mücadeleyi komuta eden generaller ve Türk Bayrağına sarılı kadın sembolü elindeki kama ve sol el işaret parmağı ile Misak-ı Milli hedeflerini gösteriyor. Eldeki tek orijinal afiştir. 
Samsun Kent Müzesinde bulunmaktadır.'

20171213

Atatürk’ün Ortadoğu Politikası Ve Bölgesel İşbirliğinin önemi

Atatürk’ün Ortadoğu Politikası


Yıllarca suren yıpratıcı savaşlardan yeni çıkmış olan Türkiye Lozan’dan sonra uluslararası alanda yerini sağlamlaştırmak için dış gelişmeleri yakından takip etmiş ve aktif bir dış politika izlemiştir. Mustafa Kemal, bölgesel işbirliğine gitmenin yanı sıra daha geniş paktlara katılmayı da milli menfaatlere uygun görmüştür. Yeni Türkiye iç politikada bir dizi reformları uygulamaya koymuştu. Bu reformların yerleşebilmesi için dışta barışa, içte ise istikrara ihtiyaç vardı. İstikrarı bozmamak için de Türkiye uluslararası gelişmeleri yakından izlemek zorundaydı.

Lozan Antlaşması’ndan sonraki yıllarda Türkiye’nin Doğulu devletlerle ilişkilerini Misak-ı Milli’de belirtilen amaçlar ve ilkeler belirlemiştir. Misak-ı Milli’nin temel ilkesi, Türk unsurunun çoğunlukta olduğu yerlerde Milli bir Türk Devleti kurmaktı. Buna göre, Osmanlı Devleti’nin varisi olan yeni Türk Devleti, İmparatorluğun yüzyıllarca egemenliği altında kalmış olan Arap ülkeleri üzerindeki iddialarından vazgeçmiş ve bir bakıma Misak-ı Millî ile amaçlarını, başka milletlerin çıkarlarına dokunmayacak şekilde sınırlamış oluyordu. Bu durumda Türkiye’nin bu ülkeler üzerinde kurulan yeni devletlerle ilişkilerinin dostça olmaması için hiçbir sebep yoktu.Diğer yandan Türkiye’nin Arap ülkelerine göre kısmen bağımsız sayılabilecek Afganistan ve İran ile de önemli bir çıkar çatışması bulunmuyordu.

Türkiye’nin Misak-ı Milli’deki Ortadoğu toprakları ile ilgili istekleri gerçekleşmedi. Ardından Lozan’da da bu topraklardan vazgeçmesi sonucunda Araplar batılı emperyalistlerle karşı karşıya kaldı. Orada kurulan yapay devletlerin temel amacı bağımsızlıklarını kazanmaktı. Bunun sonucunda Arap dünyası Türkiye’yi umut ışığı olarak görmeye ve Türkiye ile işbirliği yollarını aramaya başladı. Mustafa Kemal de emperyalizme karşı yaptığı savaşı kazanmış, Arap dünyasında da bu olumlu karşılanmıştı. Ayrıca Mustafa Kemal Azerbaycan, Irak, Suriye, Libya, Afganistan ve Hindistan’daki Müslümanlarla ilişkiler kurmuştu.

Mustafa Kemal Türk Milli Mücadelesi’nin sadece Türkiye’nin mücadelesi olmadığı, bunun bütün doğunun mazlum milletlerinin davası olduğunu “Türkiye’nin bugünkü mücadelesi yalnızca Türkiye’ye ait değildir, müdafaa ettiği bütün mazlum milletlerin bütün şarkın davasıdır.”sözleriyle vurgulamış ve diğer Müslüman halkların desteğini almak istemiştir. 

Milli Mücadele başarıya ulaşınca Ortadoğu ülkeleri Türkiye’den fiili yardım beklemeye başladı. Diğer yandan bu ülkelerin batılılara karşı savaşında M. Kemal Paşa’nın olumlu etkisi görülmekteydi. M. Kemal Paşa bir anlamda batılıların da yenilebileceğini bu ülkelere göstermişti. Mazlum milletler arasında batılılarla mücadele eden ülkelerde M. Kemal’in popülaritesi oldukça yüksekti.

Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikası öncelikle elde edilen bağımsızlığın sürdürülmesi ve milli menfaatlerin korunması temeline dayanıyordu. Bu politikanın ışığı altında yürütülmesi gereken diploması, iyi komşuluk ilişkilerini geliştirmek ve dünya politikasında ağırlıklı devletlerle işbirliğine girmekti. Yeni Türk Devletinin kurucuları, son dönemlerde Osmanlı Devleti’nin kendi coğrafyasında nasıl yalnız kaldığını görmüşlerdi. Yakın tarihi iyi değerlendiren yeni Türk Devletinin liderleri dış politikalarını planlarken karşılarında düşman bir Balkan ittifakı ve ret cephesi yaratmamaya özen göstermişlerdi. Mustafa Kemal’in barışçı politikası komşularla ilişkilerde öncelikle uygulamaya konuldu. Komşu ülkelerle dostluk ilişkilerinin kurulmasına önem verildi.

Lozan Barışının imzalanmasından sonra Türkiye’de köklü devrim hareketlerine girişildi. Bu arada Cumhuriyetin ilanından sonra hilafet de 3 Mart 1924 de ilga edildi/kaldırıldı. Hilafetin ilgası, laiklik yolunda atılan adımlar ve cumhuriyet Türkiye’sinin çağdaşlaşma politikaları, Müslüman halklarda (özellikle Araplarda) bazı tepkilerin belirmesine neden oldu. Aslında hilafetin kaldırılmasına karşı bazı Müslüman topluluklarında oluşan tepkinin arkasında sömürgeci ve emperyalist emellerini Ortadoğu’da gerçekleştirmek isteyen İngiltere ve Fransa’nın olduğu bilinmekteydi.

Güney Asya Müslümanları ilk anda hilafetin kaldırılmasında büyük bir şok geçirdiler. Müslümanlar nüfusça Hindulardan az oldukları için, Hindistan’ın İngiltere’den istiklalini kazanması onlar için istiklal olmayabilirdi. Bu açıdan İslam ve halife onların ayrı bir millet olmalarının başlıca sembolüydü. Ayrıca Türkiye’nin nüfuzunu bağımsızlıklarını kazanmak için kullanmak istiyorlardı. Güney Asya Müslümanları ilk şoku atlattıktan sonra Mustafa Kemal’in haklılığını kabul ettiler ve Türkiye’ye daha önceden beri verdikleri desteği daha sonra da devam ettirdiler.

Türkiye, İslam dünyasına batılıların yenilebileceğini gösterirken lider konuma ulaştı. Ancak Türkiye’de radikal reformların yapılmasıyla Arap dünyasının Türkiye’ye bakışı da değişti. Bu bir bakıma Türkiye’de yapılan reformların çağdaş bir toplum yaratmaya çalışması nedeniyle -Türkiye’nin dinsizleştiği yönünde olumsuz propaganda yapılırken- bu reformlarla güçlenen Türkiye’nin bölgeye tekrar döneceği korkusunu da depreştirdi. Bu iki faktör Arap dünyası ile Türkiye’nin arasını açtı. Bu durum 1924’den sonra Arap dünyası ile Türkiye arasında belirleyici faktör oldu.

Türkiye’deki laikleşme, çağdaşlaşma ve hilafetin kaldırılması bazı Müslüman halklarda tepki yaratmasına karşılık, bu halklar arasında Türkiye’nin başarılarını kendilerine örnek almak isteyenler de bulunuyordu. Bu düşüncede olanlara göre, Türkiye emperyalizme karşı savaşmış ve zafer kazanmış bir Müslüman devletti, Türkiye’nin bu hareketi kendi ülkeleri için örnek olabilirdi. Türk milleti ve onun lideri Mustafa Kemal gerçekleştirdiği inkılâpla henüz kendini bulamamış, hayatına yön verememiş milletlere, özellikle doğu dünyası ve üçüncü dünya ülkeleri için büyük bir tecrübe kaynağı ve rehber olmuştur. Türk İnkılabının İslam dünyasındaki etkisi ve yankılanması iki yönde gerçekleşmiştir. Birincisi olumlu yönde olmuştur. İlk zamanlar İran ve Afganistan daha sonraki dönemlerde Cezayir, Tunus, Pakistan gibi ülkelerde Mustafa Kemal ve Türk İnkılabı örnek alınmıştır. Uzun süre de bu ülkelerde Türk sevgisi sürmüştür. Diğer etkisi ise özellikle bazı Arap ülkelerinde olumsuz yönde olmuştur.

Milli Mücadele sırasında ve Lozan sonrasında Ankara Hükümeti, Osmanlı ülkeleri içinde bulunan, Ortadoğu ülkeleri üzerindeki haklarından vazgeçtiğini açıkladığı için Türkiye ile Arap ülkeleri arasında önemli bir çıkar çatışması bulunmuyordu. Yalnızca güney sınırlarının belirlenmesi sırasında Türkiye Cumhuriyeti, Irak ve Suriye manda rejimleriyle zorunlu ilişkilere girmişti. Lozan’da çözümlenemeyen Musul sorunu İngiltere ile 1926’da sonuçlandırıldı. Bundan sonra Irak’la ilişkiler iyi yönde gelişti. Diğer yandan Türkiye’nin yeni yöneticileri Irak ve Suriye’deki kamuoyunu kazanabilmek amacıyla bu ülkelerdeki manda yönetiminin sona ermesi gerektiğini her fırsatta tekrarlıyorlardı. İran ve Afganistan’la Türkiye’nin ilişkileri Arap ülkelerine göre daha yakın ve daha dostça olmuştur.

Atatürk’ün Ortadoğu’yu da kapsayan dış politika ilkelerini genel olarak şöyle sıralayabiliriz:

  • Milliyetçilik- Milli Dış Politika
  • Tam Bağımsızlık
  • Barışçılık
  • Gerçekçilik ve Diyaloga Açık Olma
  • Kendi Gücüne Dayanma–İttifaklara Girme
  • Aktif Fakat Serüvencilikten Uzak Olma
  • Çağdaşlaşma
  • Güvenlik
  • Akılcılık
Atatürk’ün yukarıdaki ilkeler çerçevesinde Ortadoğu’da hayata geçirdiği en önemli dış politika uygulaması Sadabad Paktı’dır. İran’daki Sadabad Sarayı’nda 8 Temmuz 1937’de Türkiye ile İran, Irak ve Afganistan arasında imzalanan bu pakt, Türkiye’nin Lozan sonrası Ortadoğu’da oluşturduğu güven ve denge politikasının en önemli sonucudur. Ayrıca Osmanlı İmparatorluğu’ndan miras alınan Ortadoğu’daki derin anlaşmazlık ve kırgınlıkların iyi niyet çerçevesinde çözülebileceğinin bir kanıtıdır. Atatürk, bu dönemde büyük devletlerin Ortadoğu’daki emperyalist emellerine set çekebilmek için Arap dünyası ile iyi ilişkiler kurulması gerektiğini savunmuştur. Bombay Cronicle’de yayınlanan ve Atatürk’e atfedilen 27 Temmuz 1937 tarihli bir haberde; Atatürk: “…Avrupa bu mukaddes yerlere temellük etmek için yapacağı ilk adımda bütün İslam âleminin ayaklanıp icraata geçeceğinden şüphemiz yoktur…” diyerek Batı emperyalizminin Ortadoğu’daki emellerine karşı olduğunu ve bu emelleri engellemenin yegane yolunun da bölge devletleriyle iyi ve iş birliğine dayalı ilişkiler kurmak olduğunu belirtmektedir. Nitekim Sadabad Paktı bu hedefin önemli adımlarından biri olmuştur.

 İran Şahı Rıza Şah, antlaşma üzerine Atatürk’e geçtiği telgrafta; “İmzacı devletler sizin emperyalistlere karşı açtığınız mücadele sayesinde var olmuşlardır; bu sonucu, size ve Türk milletine borçluyuz.” demişti.  

Şu maddeler, paktın Ortadoğu ülkeleri için ne kadar önemli olduğunu açıkça göstermektedir:

Madde 1: Yüksek âkid taraflar, birbirlerinin içişlerine her türlü müdahaleden mutlak surette uzak duracak siyaset izlemeyi taahhüt ederler. 

Madde 2: Yüksek âkid taraflar, ortak sınırların tecavüzden korunmasına riayet etmeyi taahhüt ederler. 

Madde 3: Yüksek âkidler, ortak çıkarlarını ilgilendiren uluslararası nitelikte her türlü anlaşmazlıkta birbirleri ile istişarede bulunmak hususunda mutabıktırlar. 

Madde 4: Yüksek âkidlerden her biri, diğeri muvacehesinde, hiçbir halde, gerek münferiden gerek bir veya daha fazla diğer devletle birlikte, diğer âkidlerden birine karşı hiçbir taarruz hareketinde bulunmamayı taahhüt eder. Aşağıdaki haller taarruz hareketi addedilir: 
1. Harp ilanı, 
2. Harp ilan edilmeksizin dahi olsa bir devletin silahlı kuvvetleri tarafından diğer bir devlet arazisinin işgali
3. Bir devletin kara, deniz ve hava kuvvetleri tarafından harp ilan edilmeksizin dahi olsa diğer bir devletin arazisine, gemilerine veya tayyarelerine taarruz edilmesi,
4. Mütearrıza doğrudan doğruya veya bilvasıta yardım veya müzaheret.

Madde 7: Yüksek âkidlerden her biri, kendi hudutları içinde, yüksek âkidlerden diğer birinin müesses müessesatını devirmeyi veyahut bu diğer devletin topraklarında nizam ve emniyete zarar vermeyi istihdaf eden silahlı çetelerin birlik ve teşekküllerinin kurulmasına mani olmayı taahhüt eder.

Kaynaklar
Atatürk Dönemi Türkiye’nin Ortadoğu Politikası (1923-1938) - Öğretim Gör. Aydın CAN
Atatürk’ün Dış Politika İlkeleri - Öğretim Gör. Aydın CAN
Aatatürk’ün Ortadoğu Politikası – Bayram BAYRAKTAR
Cumhuriyet ve Ulus Gazetelerinde Sadabad Paktı’nın İmzalanmasının Yankıları – Tufan TURAN, Esin TÜYLÜ TURAN

Alıntı kaynak: http://cumhuriyettarihimiz.blogspot.com/2015/07/ataturkun-ortadogu-politikas.html

En Çok Okunanlardan...