Blog Listem

kemalist etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kemalist etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20260706

📰🇹🇷Kemalizm ne demektir?

 

Haritada yazan:

'Ankara Hükümeti ve İddiaları' 

“Kemalistler ya da Milliyetçiler, gölgeli alanı etkin biçimde kontrol ediyorlar… Onlar, Yunanlar tarafından Ege’den sürüldüler fakat Trakya’yı, İzmir’i, Ermenistan’ı ve Basra körfezi altındaki bütün Mezopotamya’yı talep ediyorlar.” 

1921’de çizilen o haritada “Kemalist influence” diye işaretlenen yerler, aslında bir milletin küllerinden doğuşunun izleriydi.

En zayıf anda bile vazgeçmeyen, kaybettiğini geri isteyen bir irade…


Onlara “Kemalist” diyenler küçümsemek istedi.

Ama o söz, bağımsızlık mücadelesinin adı oldu.

Bugün hâlâ anlamayanlara hatırlatma:

Kemalizm, emperyalizme boyun eğmemektir.

Ve evet… başardılar. 🇹🇷

Alıntı: Editör @ilkayEditor1881






20250914

📖 Türk Tarih Tezi

📖Türk Tarihinin Ana Hatları- Kemalist Yönetimin Resmi Tarih Tezi
📌''Türk Tarihinin Ana Hatları, Kemalist yönetimin resmi tarih görüşünü yansıtır. 
📌Çok önemli bir belge.''
@kaynakyayin
 
https://kaynakyayinlari.com/turk-tarihinin-ana-hatlari-p363234.html



20240822

📚Kemalist Eğitimin Tarih Dersleri Seti - 4 CiltTakım

 

1931-1941 Yılları Arasında Liselerde Okutulan Temel Eser

1931 yılında ilk basımı yapılan ve 1941'e kadar liseler de okutulan dört ciltlik Tarih kitapları, Atatürk'ün Avrupamerkezci Tarih tezlerine karşı ulusal-devrimci teorisini inşa etme amacıyla başlattığı Tarih çalışmalarının en önemli ürünlerinden biridir. Lise Tarih kitapları, Devrimci kuşakların ideolojisini belirleyen temel eser olmakla birlikte, Kemalist Devrim'in ideolojisini incelemek isteyenler için de, eşi bulunmayan bir kaynaktır. Tarih kitapları, evrenin ve insanın yaratılmış teorisini çürütüyor ve bu süreçleri bütünüyle bilimsel verilerle açıklıyor. Cumhuriyet'in lise öğretimi, İslamiyet'in dışından yazılmış bir İslam Tarihini içeriyor. İslam, Doğa üstü bir kuvvetin değil, fakat tarihsel-sosyolojik gelişmelerin ürünü olarak inceleniyor...

Bu kitapta, özgün metnin tarihsel havasının korunmasına dikkat edildi. Bu nedenle yalnız bugün bilinmeyen sözcükler değiştirildi. Tarih kitabı, yeni kuşaklara ilk yayımlandığı yazı karakteriyle, sayfa düzeniyle ve ciltle sunuluyor. O zamanın yoksul Türkiye’sinin devrimci eğitime verdiği önem, kitabın yalnız içeriğine değil, kâğıt, baskı ve cilt kalitesine de yansımıştı.

Kemalist Eğitimin Tarih Dersleri

I.CİLT

• İnsanlık tarihine giriş

• Kâinatın ve tabiatın oluşumu

• İnsanın Evrimi

• Türk tarihi ve medeniyeti

• Çin, Hun, İskit, Hint, Kalde, Elam, Asur, Mısır, Anadolu, Fenike, İbrani, İran, Ege, Etrüsk medeniyetleri


II.CİLT

• İslam tarihi

• Ortaçağ Asya ve Avrupa'sında Türk medeniyetleri

• İlk Müslüman Türk devletleri

• Ortaçağda Anadolu'da Türk devletleri


III.CİLT

• Osmanlı Devleti'nin kuruluşu, yükselişi ve gerilemesi

• 14. asırdan 19. asrın sonuna kadar Avrupa

• Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılması ve yıkılışı


IV.CİLT

• Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu

• İstiklal Harbi

• Devrimler ve reformlar


Kaynak: https://www.kaynakyayinlari.com/kemalist-egitimin-tarih-dersleri-seti-p362251.html 


20240320

📚📖 Türk Tarihinin Ana Hatları (1930)

 

Türk Tarihinin Ana Hatları

1930 İstanbul Devlet Matbaası baskısı.

Türk Ocağı "Türk Tarihi Heyeti" azalarından Afet Hf. ile Mehmet Tevfik, Samih Rifat, Akçura Yusuf, Dr. Reşit Galip, Hasan Cemil, Sadri Maksudi, Şemsettin, Vasıf ve Yusuf Ziya Beyler tarafından iktitaf, tercüme ve telif yollarile yapılmış bir teşebbüstür.

by Afet İnan, Mehmet Tevfik Bıyıklıoğlu, Samih Rifat, Yusuf Akçura, Reşit Galip, Hasan Cemil Çambel, Sadri Maksudi Arsal, Şemsettin Günaltay, Hüseyin Vasıf Çınar, Yusuf Ziya Özer

------------

ALINTI-

📖 Türk Tarihinin Ana Hatları- Kemalist Yönetimin Resmi Tarih Tezi

*** Türk Tarihinin Ana Hatları, Kemalist yönetimin resmi tarih görüşünü yansıtır.

*** Kitap, Atatürk’ün, kendi eliyle düzeltmeler ve ekler yapmasından sonra, 1930 yılında yalnız yüz nüsha basıldı. 

*** Mustafa Kemal ve arkadaşlarının birinci amacı, “millî bir tarih yazmaktı, ikinci amaçları ise, Tevrat, İncil ve Kur’an’da yer alan yaratılışa ilişkin görüşleri çürütmek ve bilimin verilerini ortaya koymaktı. 

Kemalist devrimciler, dünya uygarlığını Roma-Atina ekseninde açıklayan Avrupa tarihçiliğinin karşısına, Asya-Afrika eksenli bir uygarlık teziyle çıktılar. Ancak Avrupa merkezliliğin yerini bu kez Türk merkezli bir tarih aldı. Kemalist tarihçiliğin milliyetçi ve burjuva-demokratik karakteri onun sınırlarını da belirledi. Türk Tarihinin Ana Hatları, tarih kitabı olmanın ötesinde, Kemalist Devrim’in ideolojisi üzerine yapılan çalışmalar için temel kaynaklardan biridir; çok önemli bir belgedir.

----------- 

İÇİNDEKİLER:





BU KİTAP NİÇİN YAZILDI?



📚📖 Türk Tarihinin Ana Hatları- Kemalist Yönetimin Resmi Tarih Tezi


Türk Tarihinin Ana Hatları
Kemalist Yönetimin Resmî Tarih Tezi
Kolektif Kaynak Yayınları


Türk Tarihinin Ana Hatları, Kemalist yönetimin resmi tarih görüşünü yansıtır. Kitap, Atatürk’ün, kendi eliyle düzeltmeler ve ekler yapmasından sonra, 1930 yılında yalnız yüz nüsha basıldı. Toplumumuz bu eseri, 66 yıl sonra ilk kez inceleme olanağına kavuşuyor. Elinizdeki kitap, Cumhuriyet dönemi tarih çalışmalarında yol gösterici sayıldı. 

Mustafa Kemal ve arkadaşlarının birinci amacı, “millî bir tarihyazmaktı, ikinci amaçları ise, Tevrat, İncil ve Kur’an’da yer alan yaratılışa ilişkin görüşleri çürütmek ve bilimin verilerini ortaya koymaktı. 

Kemalist devrimciler, dünya uygarlığını Roma-Atina ekseninde açıklayan Avrupa tarihçiliğinin karşısına, Asya-Afrika eksenli bir uygarlık teziyle çıktılar. Ancak Avrupa merkezliliğin yerini bu kez Türk merkezli bir tarih aldı. Kemalist tarihçiliğin milliyetçi ve burjuva-demokratik karakteri onun sınırlarını da belirledi. Türk Tarihinin Ana Hatları, tarih kitabı olmanın ötesinde, Kemalist Devrim’in ideolojisi üzerine yapılan çalışmalar için temel kaynaklardan biridir; çok önemli bir belgedir.

Doğu Perinçek’in sunuş yazısıyla.

Kaynak: https://www.kaynakyayinlari.com/turk-tarihinin-ana-hatlari-p363234.html

....

1930 yılında basılan 'Türk Tarihinin Ana Hatları’










20210302

✍️ 📰Kemalist Devrim’in sınıfsal karakteri - Uğurcan Yardımoğlu

 

Kemalist Devrim’in sınıfsal karakteri

UĞURCAN YARDIMOĞLU

Özgürlük Meydanı•
01 Mart 2020

Güncel ve tarihsel önemi ve önümüze koyacağı görevler bakımından Kemalizm’in sınıfsal karakteri tartışmasının yakın zamanda bitmesi mümkün görünmüyor. Tartışmanın derinleşmesine ve fikirlerin olgunlaşmasına katkıda bulunmak ise Türk vatanseverleri ve devrimcileri açısından teorik bir görev...

Teori Dergisi şubat ayında başlattığı Kemalist Devrim’in sınıfsal karakteri tartışmasını mart sayısında da sürdürüyor. Kemalist Devrim, bir burjuva devrimi miydi? Yoksa emekçilerin önderliğinde gerçekleşen bir Milli Demokratik Devrim mi? Devrimin liderlerinin sınıfsal analizini yapan Yıldırım Koç, bu devrime sivil-asker, memur kesiminin önderlik ettiğini ve memurların esas olarak emekçi sınıflardan sayılması gerektiğini söyleyerek, devrime burjuvazinin önderlik ettiği tezine karşı bir tez geliştirdi. Bu teze ek olarak Sovyet yöneticilerinin ve Komintern’in Kemalizm’e yönelik olumsuz değerlendirmelerinin altını çizdi. Koç’a göre, Sovyetlerin Kemalizm’in sınıfsal karakterine yönelik ‘yanlış’ tespitleri Türkiye solu içerisinde de bu devrimin burjuva devrimi olarak değerlendirilmesine yol açtı. Bugün bu yanlışı düzeltmenin tarihsel önemine dikkat çeken Koç, Kemalist Devrim’in doğru değerlendirilmesinin güncel görevleri belirlediğini de ifade etmişti. Şubat ayında bu konuda bir de çalıştay düzenleyen Teori Dergisi, bu tartışmanın güncel ve tarihsel öneminden hareketle mart sayısında da tartışmayı derinleştirdi. İlk olarak Doğan Avcıoğlu’nun Tevfik Rüştü Aras’la “Atatürk’ün Dışişleri Bakanı Anlatıyor” başlığıyla yaptığı ve Yön Dergisi'nin 30 Ekim 1964 tarihli sayısında yayımlanan söyleşiye yer veren Teori Dergisi, Kemalist Devrim liderlerinin sosyalizme bakışına ilişkin önemli bir örneği gözler önüne sermiş oluyor.

BURJUVAZİYİ SANAYİYE YAKLAŞTIRMAYAN SİSTEM

Teori Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Kuntay Gücüm, bu sayıda Yıldırım Koç’un tezlerine destek vererek onu geliştiriyor. Türkiye’de 20’li yılların ticaret burjuvazisinin oldukça güçlü olduğunu belirten Gücüm, bunların İzmir İktisat Kongresi’ndeki etkilerini açıklıyor. Buna karşın Kemalizm’in burjuvaziye yönelik tavrının hiç de olumlu olmadığını örnekleriyle ortaya koyuyor. Kemalist önderliğin, ticaret burjuvazisini sanayi alanına yaklaştırmadığını, aksine güç kazanmasını engellediğini de belirtiyor. Dolayısıyla planlı kalkınmanın, özel sermayenin kontrolünün sıkı bir şekilde uygulandığını söyleyerek, Kemalist Devrim’in devlet sosyalizmi olduğunu savunuyor. Ayrıca Kemalizm’den geri dönüşün başladığı yıllarda, sanayi alanına girmek isteyen ticaret burjuvazisinin Kemalist yönetime dönük ‘vasilik rejimi’ eleştirisini de yazısına ekleyerek savını güçlendiriyor.

TARTIŞMALARIN DÖRT DÖNEMİ

Arslan Kılıç, ‘Yeni olan tartışmada ‘yeni’ ne var?’ sorusunu yazısının başlığına çıkararak okuru, Türkiye Sol Hareketi’nin tarihine doğru bir yolculuğa çıkarıyor. Bu yolculuğun rotası, bilimsel sosyalistlerin Kemalist Devrim değerlendirmeleri... Türkiye sosyalist hareketini dört döneme ayıran Kılıç, ilk dönemde Şefik Hüsnü ve arkadaşlarının liderliğindeki TKP’nin değerlendirmelerini ve 1938 yılındaki kapsamlı özeleştiriyi ele alıyor. İkinci dönemde 60’lı yıllarda yükselen gençlik ve emekçi hareketleriyle paralel olarak sol çevrelerde yürütülen ‘Kemalizm’ tartışmalarına değinerek esas olarak bugünkü olgunluğuna yakın sonuçlara ulaşan Aydınlık Hareketi’nin tespitlerini öne çıkarıyor. Bu tespitlere göre, Kemalist Devrim’in bir burjuva devrimi olduğu ancak yalnızca ülkesindeki feodal unsurlarla mücadele görevine değil emperyalizme karşı milli kurtuluş görevine de odaklandığı için 18. ve 19. yüzyılın burjuva devrimlerine benzemeyen bir yapıya sahip olduğunu ileri sürüyor. Halkçı-devletçi yönü güçlü olan bu devrim en nihayetinde ona önderlik edenlerin niyetlerinden ve sol tavırlarından bağımsız olarak geliştiğini ve ülkeyi sosyalizme değil kapitalist gelişmeye götürüyor. Dolayısıyla Kılıç, Kemalist Devrim liderliğini, sınıf dışı ‘sivil-asker aydın zümre’ gibi değerlendirmelerle ele almanın doğru olmadığını belirtiyor. Ancak bir devrimin burjuva niteliğe sahip olmasının kötü bir şey olmadığının da altını çiziyor. Burjuvazinin ilerici barutunun henüz tükenmediği yıllara işaret eden bu değerlendirmenin burjuvazinin günümüzdeki konumunu bağlamadığını da belirtmek gerekiyor. Türkiye burjuvazisinin bugüne ilişkin konumunun farklı ele alınması ise kaçınılmaz görünüyor.

DEVLET SOSYALİZMİ Mİ DEVLET KAPİTALİZMİ Mİ?

A. Cerrahoğlu’nun katkısı ise, Kemalist Devrim öncesinde İttihat ve Terakki’nin teorisyenlerinin ‘devlet sosyalizmi’ kavramını ele alışını tarihsel bir belgeye dayanarak açıklaması... Bu açıklamaya göre, özel girişimi ve özel mülkiyeti esas alan bir toplumsal düzen hedefleyen İttihatçıların ‘devlet sosyalizmi’ devleti tamamlayıcı bir role büründürüyor. Devletin, bizatihi girişimci olarak pazarda

bulunmasının sakıncalarını belirten İttihatçı teorisyen, aslında devlet kapitalizmini tarif etmiş oluyor. Bu yazı da Türk Devrimi’nin Kemalistlerden önce ekonomiye yaklaşımı hakkında fikir verici nitelikte.

Teori Dergisi'nin ‘Tarihimizden Belgeler’ bölümü, Türkiye ile Sovyetler Birliği’nin arasındaki ilişkiyi gözler önüne serecek nitelikte.

SONUÇ YERİNE

Güncel ve tarihsel önemi ve önümüze koyacağı görevler bakımından Kemalizm’in sınıfsal karakteri tartışmasının yakın zamanda bitmesi mümkün görünmüyor. Tarih biliminin yeni araştırmalarla gün yüzüne çıkan belgeler ışığında ve farklı bakış açılarıyla yeniden yorumlanmaya açık bir alan olduğunu da göz önünde tutarsak, insanlığın ve Türkiye’nin yararına olacak bu tartışmanın sürmesi gerekiyor. Tartışmanın derinleşmesine ve fikirlerin olgunlaşmasına katkıda bulunmak ise Türk devrimcileri açısından teorik bir görev.

İnsanlığın devrim mirasının ortak yönleri elbette var.Kemalist Devrim’in dünya devrimleri içerisinde hangi kategori içerisinde yer alması gerektiğini belirlemek onun benzersiz ve özgün yanlarını ortadan kaldırmaz. Devrimin hangi sınıflar tarafından gerçekleştirildiğini anlamak kadar onun hangi sınıfların gelişip serpilmesine yol açan bir pratiği olduğunu belirlemek gerekiyor. Açıkçası Kuntay Gücüm’ün yazısında ele aldığı yöntem ve Ankara Yazı Kurulumuzun (Dökümü bu sayıda yer alıyor.) yürüttüğü tartışmanın rotası doğru görünüyor. Kemalist Devrim’i Sovyetlerle ilişkileri, ya da Türkiye’nin ilk bilimsel sosyalistlerinin değerlendirmeleri ışığında değil, kendi pratiği ve ürettiği ekonomik, politik ve toplumsal ilişkiler bağlamında incelersek onun sınıfsal analizini doğru yapmaya yaklaşmış oluruz.

Tarih, sınıfların mücadelesinden ibarettir. Kimin hangi sınıfla, hangi sınıfların yararına mücadele ettiği onun insanlığın ilerici mirası arasında oturacağı yeri ve bugüne yapacağı katkıyı açıklar. Bu açıdan, Kemalist Devrim’in sınıfsal


karakteri tartışmasına daha fazla katkının yapılması -derginin yer vermekte güçlük çekeceği kadar!- dileğiyle

Alıntı/ Kaynak: https://www.aydinlik.com.tr/haber/kemalist-devrim-in-sinifsal-karakteri-201892-1




20200110

🎞 Kemalist kimlere deniyor?

Yunanlılar İngiliz desteğiyle Ankara'ya kadar gelmişlerdi. İstanbul İngiliz,Fransız,İtalya işgalindeydi. Osmanlının 3 başkentinde Padişah türbeleri işgalcilerin ayaklarının altındaydı. İngilizler, Mustafa Kemal'le milletin şerefi ve vatan için canını verenlere ¨KEMALİST¨derlerdi.

Kemalistler, vatandan başka sevgili tanımayan o kuşaktı. Kemalistlerin karşısında İngiliz sevdalısı cephe vardı. Ordudan firar eden askerler de bu cephedeydi. Ordunun yaklaşık %40'ından fazlası kaçaktı. Bunları İngilizler/ işgalciler pek çok severdi...

Kemalizm; Akıl, Bilim, Anti Emperyalist, Tam Bağımsızlık ve Umut demektir. Kemalizm, ¨geçmişin bekçiliği değil, geleceğin öncülüğüdür¨(A.T.Kışlalı). Ve M. Kemal Atatürk, bu milletin ebedi lideridir. Elinizi ve çeyrek bilgiyle donatılmış beyninizi Atatürk'ten-Kemalizm'den çekin...

 Dr. Naim Babüroğlu
@NaimBaburoglu

20191105

🎞 🇹🇷'Gizlenen Atatürk' Belgeseli - 1. Bölüm (Devrimci Gazete)

''Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları, içinde yaşadıkları dünya sistemi hakkında ne düşünüyorlardı? Kurtuluş Savaşı’nda kazandığımız büyük başarının fikri temelleri nelerdi?

Bu soruları, Atatürk’ün, Ankara’ya gelişinden on dört gün sonra çıkarmaya başladığı Hakimiyet’i Milliye Gazetesi’nde yayımlanan ve çoğu kendisine ait olan başyazıları rehber edinerek yanıtlıyoruz.

Belgesel, bu başyazılardan yola çıkarak, Kemalist devrimi yıkmak isteyenlerin yıllarca saklamaya çalıştığı Atatürk’ü gün yüzene çıkartıyor.

Yönetmen Serkan Koç'un 2006 yılında hazırladığı ilk belgesel olan Gizlenen Atatürk'ün danışmanlığını Attilâ İlhan yaptı.

İyi seyirler dileriz.''
SERKAN KOÇ


Yönetmen ve Metin Yazarı - Serkan Koç
Danışman - Attilâ İlhan
Seslendiren - Özgür Özbakır
Müzik - Sarper Özsan


20181012

İki büyük değer... 🇹🇷 Türkiye'yi aydınlatan cesuryürek aydınlar...



İKİ BÜYÜK DEĞER

Ekim ayı içinde biri edebiyattan, diğeri tiyatrodan iki büyük değerimizin ölüm yıl dönümü idi. Atilla İlhan ile şahsen tanışmadım ama onu kaleminden tanıdım; eserlerindeki ideolojisini de sevdim, tam bir Türkiye ve Atatürk sevdalısı. Yer yer dünle bugün eleştirisi de eserlerine tat vermiş belli ki. Gerçek yurtsever bir aydın. Özellikle pek çok eserini okudum, yararlandım, seri olarak yayınlanan 5 romanıyla kaleminin gönül tahtına oturuverdi ve de benim yazarım oldu. 

Ne zaman İzmir'e gitsek, Karşıyaka sahilinde yürüyüşe çıksak "Atilla'ya gidelim" düşüncesiyle sahildeki büstünü ziyaret ederiz eşimle. Orada yazılı olan eserlerinden okuduklarımızı birbirimize anlatır, onu yad ederiz. Bizim için o bir nevi tafaf yerimiz. Bizi gören, ilgisini çeken gençler belli yaşlardakiler gelir, onlara "İzmir'in bu değerli yazarını, şairini" sorarız, her cevap düş kırıklığımızı attırır. Benden çok eşim bildiği kadar onlara Attilla İlhan'ı anlatır. Sonra bu denli vurdumduymazlıktan kırılmış halde evimize döneriz. Yıldızlara yoldaş olsun. 


Diğerine gelince siyah beyazla başladı ilk tanışıklığım. Ankara'ya geldiğinde öğrencilerimi topluca götürdüm oyunların izlemeye. Küçük kalemler, kendisine emeklerini sundu muhabir öğrenciler, röportaj bile yaptı, yayınladık. Şahsen tanışıklığım böyle başladı. Hayatta "keşkelerim" çok azdır benim. Bir keşkem var ki bugün bile üzülürüm "İstanbul'a gel, bizimle çalış" teklifini kabul edemediğim için. Ankara'da henüz yeni düzen kurmuştum, borçlanmışım epey, bir de İstanbul'da çok ürküttü beni, korktum düpedüz. Kabul edemedim anlayacağınız. Bu Atatürk ve Cumhuriyet sevdalısı bunu anlayışla karşıladı, sağ olsun ışıklara yoldaş olsun. Gidemedim, bir daha yüz yüze görüşümedik ama sıcak dostluğunu hep içimde taşıdım, anısı çok tazedir bende. Son nefesime dek de taşıyacağım güldürüleri gibi onu da. Hayata veda ederken "Atatürkle kalın, Cumhuriyetle kalın, dostça kalın." seslenişi asla unutulamaz. Rahat Uyu güldürünün duayeni Levent Kırca. Ne Atatürk'ü, ne Cumhuriyet'i, ne de seni bu millet unutamaz. Rahat uyu.


Amine Azboz
Em. öğretmen ve Yazar

20181010

Attila İlhan'ı anarken... 'Halk aydınların önündedir'



Halk aydınların önündedir
11 Ekim 2015


Kemalist-sosyalist düşünceleriyle iz bırakan Attila İlhan

Ercan Dolapçı 
Devrimci yazar şair Attilâ İlhan’ı 10. ölüm yıldönümünde anıyoruz... Üretken bir yazar ve düşünür olan İlhan, yazı ve te-levizyon programlarıyla Türk Devrimini genç kuşaklara anlattı. Halka güvendi ve yıllar önce ‘Dip dalgası geliyor’ dedi. O dalgalar 2007 ve 2013’te kendisini gösterdi. Yeni bir Türkiye’nin yolunu açtı. Aydınların halktaki uyanışı görmediğine işaret ederek, “Halk aydınların önünde” dedi. Bu yıl onun, aydınlara yönelik eleştirilerine yer vermek istedik...



Devrimci yazar şair Attilâ İlhan’ı 10. ölüm yıldönümünde anıyoruz... Üretken bir yazar ve düşünür olan İlhan, yazı ve te-levizyon programlarıyla Türk Devrimini genç kuşaklara anlattı. Halka güvendi ve yıllar önce ‘Dip dalgası geliyor’ dedi. O dalgalar 2007 ve 2013’te kendisini gösterdi. Yeni bir Türkiye’nin yolunu açtı. Aydınların halktaki uyanışı görmediğine işaret ederek, “Halk aydınların önünde” dedi. Bu yıl onun, aydınlara yönelik eleştirilerine yer vermek istedik...


‘Türk halkı uyandı’ 

Attila İlhan, 2000’e Doğru dergisinden Tunca Arslan’la yaptığı görüşmede aydınların duruşuna ilişkin şunları söyler: “Türkiye’nin toplumsal dinamiğinin çok hareketli, çok yüksek olduğunu düşünüyorum. Avrupa’nın en dinamik ülkesi. Bu dinamizmi büyük ölçüde halkta görüyorum. Aydınlar bitti. Aydın diye bir şey yok Türkiye’de. Halk aydınların önündedir. Türk halkı uyandı. (...) Çok ciddi bir Kuvayı Milliyeci’yim. .....“ (2000’e Doğru, 3 Kasım 1991, s.48-49.)

‘Bizim aydınlar cahil’

“Bizim aydınlarımızın önemli bir kesimi kesinlikle cahildir. Benim bu konuda ne düşündüğümü bilirsiniz. Dünyada ne oluyor bitiyor, kesinlikle okumazlar, izlemezler. İkincisi muhakemeden yoksundurlar. Olay gözüne giriyor, onu doğru değerlendirip doğru sonuç çıkartamıyorlar. Aydınlarımızın büyük bir kısmı, inanışlarından önce menfaat peşindedirler. İşin püf noktası bu.” (Aydınlık, 18 Mart 1995, s.12.)

‘Şair deyince’

Şiir ve şair üzerine: “Biz bir şeyi değiştirmek için çok zorluk çektik: Türkiye’de şairle meczup birbirine karışmıştı. Şair deyince, ne dediğini bilmeyen, dangalak, ortalarda dolaşan bir adam tipi geliyordu akla. Toplumcu şairler kuşağı bunu değiştirmek için çok uğraştı. Fakat son iki nesil bunu tekrar perişan etti. Halkla hiçbir ilişkileri olmayan, halka yukarıdan bakan, birbirlerine dalkavukluk eden, küçümseyen tipler... Senin şiirin kalabalıklara intikal etmiyorsa, onlar o şiirle özdeşleşmiyorlarsa, sen niye yaşıyorsun ki? Yaşama daha iyi! İşte budur şairin halkıyla özdeşleşmesi. Fakat şimdi böyle dangalakça şeyler yazanlar tasfiye ediliyor halk tarafından, okunmaz hale geliyorlar, hiçbir işe yaramıyorlar. Ama 40 yılın Nazım’ı gene okunuyor, Arif’i okunuyor. Bu ne demektir? Türkiye’de halk hâlâ toplumcu şairleri tercih ediyor demektir.” (Aydınlık, 18 Mart 1995, s.13.)

BEYOĞLU AYDINLARI

“Uzun zaman Beyoğlu’nda yaşamak her Türk aydını için hayal olmuştur. Hele İstanbul dışındaki aydınlar, görmeden Beyoğlu hayranı olmuşlardır. Ben de İzmir’de büyüyen bir genç olarak, İstanbul’u hep hayal etmişimdir. 1941’de geldim İstanbul’a. İstanbul’u beğenmedim. İstanbul hem karanlık bir şehir, hem çok pis. İzmir daha aydınlık, ferah. Beyoğlu’na gelip de yürüdüğüm zaman ilk edindiğim izlenim, burası Türkiye değil hissiydi. Duvarlarda mütareke döneminde yaptırılmış, Fransız aparetiflerinin büyük reklâmları vardı. Birden fark ettim ki, Beyoğlu’ndaki pastanelerin ismi Türkçe değil. Markiz, Lebon, Parizien... Bu, insana çağdaşlık hissini vermez. Bilinçli bir aydına sömürgede yaşıyorum hissi verir.” (Aydınlık, 22 Ağustos 2004, s.14.)
Alıntı/ Kaynak: http://www.aydinlikgazete.com/turkiye/halk-aydinlarin-onundedir-h77258.html


Türk şairi, romancısı, düşünürü, deneme yazarı, gazetecisi, senaristi ve eleştirmeni...


20180212

🇹🇷 🎞 Film: Öğretmen Kemal - Cüneyt Arkın




Eser: Necati Cumalı Yönetmen: Remzi Jöntürk Senaryo: Mehmet Aydın Yapımcı: Süreyya Duru Görüntü Yönetmeni: Orhan Kapkı Tür: Dram, Epik, Politik, Tarihi Sanatçılar: Cüneyt Arkın, Fikret Hakan, Meral Orhonsay, Eşref Kolçak, Funda Gürçen, Selçuk Uluergüven, Nejat Gürçen, Talat Gözbak, Suat Özbek, Zülfikar Divani, Recep Filiz

20171224

DR. NECİP HABLEMİTOĞLU (28 Kasım 1954 – 18 Aralık 2002 )

DR. NECİP HABLEMİTOĞLU (28 Kasım 1954 – 18 Aralık 2002 )

1954 yılında Ankara’da doğan HABLEMİTOĞLU, Ankara Atatürk Lisesi’ni bitirdikten sonra, üniversite eğitimine Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın-Yayın Yüksek Okulu’nda devam ederek, 1977 yılında mezun oldu. 

1977 ve 1978 yıllarında Türkiye dışında yaşayan Türklerin sorunlarını irdeleyen “Dilde, Fikirde, İşde Birlik“ adlı aylık bir dergi yayınladı. 

Uzun yıllar çeşitli kuruluşlarda basın müşaviri olarak çalıştı, 1980 askeri darbesinden sonra YÖK’te basın müşaviri olarak görev yaptı. 

1982 yılında YÖK yasası ile birlikte kurulan Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü’nde Araştırma Görevlisi olarak çalışmaya başladı. HABLEMİTOĞLU, yüksek lisans ve doktora programlarını burada tamamlayarak, 1990 yılında öğretim görevlisi oldu. 

Çalışma yaşamı boyunca, 25 yılı aşkın bir süre Türkiye dışındaki Türk topluluklarının yakın tarihi ile ilgili olarak araştırmalar yapan HABLEMİTOĞLU, Orta Avrupa ve Balkanlar’da Türk eserleri, Türk azınlıkları ve şehitliklerimiz konularında alan araştırmaları yürüttü. Bu çalışmaları çeşitli günlük gazete ve dergilerde yazı dizisi olarak yayınladı. 



1995-1996 yılları arasında Birleşmiş Milletler Örgütü Kalkınma Programı (UNDP)’nın TİKA (Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı) ile yürüttüğü bir projesinde görev alarak Moldovya’da Gagauz Türkleri’nin Latin Alfabesine geçişi ile ilgili olarak danışmanlık hizmeti verdi. Buradaki çalışmaları sırasında, Cumhuriyet döneminin başında bölgede Atatürk tarafından görevlendirilen öğretmenlerin bulunduğunu belirleyerek, bir sözlü tarih çalışması yaptı. Bu kapsamda dönemin öğretmenlerinin bugün yaşayan öğrencilerinin anılarını derledi ve bunların bir kısmını ‘’Kemal’in Öğretmenleri’’ adı altında yayınladı. 

Çalışma alanına ilişkin çok sayıda kitap ve makalesi bulunan HABLEMİTOĞLU, üniversitedeki dersinden döndükten sonra evininin önünde suikaste uğradığı 18 Aralık 2002 tarihine kadar Ankara Üniversitesi’nde Doktor Öğretim Görevlisi olarak yirmi yıl boyunca Atatürk İlkeleri ve Devrim Tarihi derslerini yürüttü.

İlk kitabı daha 19 yaşındayken yazdığı ve 1974 yılında yayınlanan; Sovyet Rusya’daki komünist rejimin halka yönelik baskılarını, sürgünleri ve etnik soykırımı ele alan “ Sovyet Rusya’da Ölüm Kampları “dır. Bu kitabı 2004 yılında “Sovyet Rusya’da Devlet Terörü” adı altında yeniden hiç bir değişiklik yapılmadan yayınlanmıştır. 

Ayrıca yine 1974 yılında, II. Dünya Savaşı sırasında Sovyet Rusya tarafından Kırım Türkleri’nin kendi topraklarından zorunlu göç ettirilişini, bir anlamda Türklere yönelik en önemli soykırımlardan birini anlatan “Türksüz Kırım: Yüzbinlerin Sürgünü“ kitabı yayınlanmıştır. 



Diğer kitapları, 
“Çarlık Rusyası’nda Türk Kongreleri (1905-1917), 
“Şefika Gaspıralı ve Rusya’da Türk Kadın Hareketi (1893-1920), 
Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası, 
Kırım’da Türk Soykırımı, 
Köstebek, 
Şeriatçı Terörün ve Batının Kıskacındaki Ülke: Türkiye, 
Milli Mücadelede Yeşil Ordu Cemiyeti 
ve Gaspıralı İsmail Bey” 
isimli çalışmalarıdır. 

HABLEMİTOĞLU’nun özellikle Türkiye dışında yaşayan Türk toplulukları ve Kırım Türkleri konusunda yayınlanmış tarihi belgelere dayalı çok sayıda makalesi bulunmaktadır. 

Anne ve baba tarafından Kırım Türkü olan Dr. Necip HABLEMİTOĞLU, Kırım Türkleri’nin Türkçü lideri İsmail Gaspıralı Bey’le kızı Şefika Gaspıralı’ya ait tarihi belgelerden oluşan bir arşive de sahipti. 

Bugün, araştırmacıların yararlanabilmeleri için bu arşivin bir kısmı, Kırım Bahçesaray Müzesi’ne, önemli bir bölümü de Türkocağı Bursa Şubesi’ne devredilmiştir. 

HABLEMİTOĞLU, bu çalışmalarının yanısıra, 

  • Türkiye’de ve yurt dışında faaliyet gösteren bölücü ve radikal dinsel terör örgütleri ve Alman Vakıfları ile Avrupa Birliği uyum yasaları içinde yer alan vakıflar yasası,
  • Türkiye’nin Ermeni meselesi, 
  • Türkiye’de sivil toplum olgusu 
gibi pek çok sosyo-politik konuda çeşitli araştırmalar yapmıştır. 

Suikaste uğradığı 18 Aralık 2002 tarihine kadar bitmeyen bir enerji ile çalışma alanına ilişkin Türkiye’de ve yabancı ülkelerde sempozyum, panel gibi bilimsel etkinliklere katılarak, sayısız konferanslar vermiş, çeşitli ulusal ve uluslararası televizyon, radyo programlarına katılmıştır. 



Necip HABLEMİTOĞLU, kendisi gibi öğretim üyesi olan Prof. Dr. Şengül HABLEMİTOĞLU ile evli, Kanije ve Uyvar adında iki kız çocuk babası idi. 

30 Mayıs 2015 yılında anısını yaşatmak, Necip HABLEMİTOĞLU’nu genç bireylere anlatmak ve yeni çalışmalar yapmak amacıyla ailesi ve öğrencilerinin girişimleri sonucunda; Hablemitoğlu Ankara Enstitüsü-HaE faaliyete geçmiştir. 

Ayrıca aynı yıl Enstitü tarafından ‘’Necip Hablemitoğlu Toplumsal Duyarlılık Ödülleri’’ adı altında bir anma etkinliği düzenlenmiştir. Bu etkinliğin her yıl düzenli olarak yapılmasına çalışılacaktır.

Alıntı Kaynak: http://hablemitoglu.org/necip-hablemitoglu/



20171104

Tarihçi yazar Emre Polat Attila İlhan'ın Atatürk’ü anlama ve araştırma çabasını anlatıyor

‘Atatürk’ü yanlış adamlar savundu’




Attila İlhan: “Mustafa Kemal’in en büyük talihsizliği, onu savunmaya kalkışanların yanlış adamlar olmasıdır” 


İstanbul’da düzenlenen Attila İlhan ve Oktay Sinanoğlu’nu Anma Programı’nda konuşan tarihçi yazar Emre Polat:

“Beni bu işe sardıran, bilir misiniz ki, FKP üyesi bir Fransız arkadaşımdır. Bir akşam, (akşam mıydı?) St-Michel Bulvarı’nda otobüslerin fren lambaları kırmızı kırmızı parıldarken, sizin diyor, devrimci bir lideriniz olacak, adı neydi onun, Mustafa Kemal mi, nedir tutumu, Sunyatsen’e göre nereye koyabilirsin, sağa mı sola mı? Ana ilkeleri nelerdir? vs. Donakaldığımı hatırlıyorum. Söyleyebileceğim son derece genel, handiyse anlamsız şeyler. 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak bastı, memleketi düşmanlardan kurtardı, falan filan. Bir anda, bu delikanlıyla ‘Gotha Programı’nın Eleştirisi’ ya da ‘Tarihsel Şiddetin Rolü’ üzerinde takır takır tartışabildiğimi, oysa onun bana ülkem, ülkemin devrimci lideri konusunda sorduklarını cevaplamakta aciz ve çaresiz kaldığımı görüp utanıyorum.”

Merhum Attila İlhan’ın Atatürk’ü anlama ve araştırma çabası işte böyle başlıyor. 
Hayatı, bize dayatılan seçenekleri sorgulamakla geçen İlhan’ın yazdığı eserlerinin önemli bir bölümü “hangi” sorusuyla başlıyor. 

O “Hangi Atatürk”, “Hangi Sol”, “Hangi Batı” diye eserler kaleme alıp bu soruyu sordukça bize dayatılan Atatürk, Sol ve Batı’nın gerçek yüzünü ortaya koyarak tarihe önemli birer kayıt düşüyor. Bu yönüyle Türk kültür mirasının yetiştirdiği en önemli mütefekkirlerinden Attila İlhan’ın Atatürk tespitleri Türkiye’de taşları yerinden oynatmış ve özellikle Sol dünyanın Mustafa Kemal algısını adam akıllı silkeleyerek yerli yerine oturtmuştur.

“Siz Osmanlı ülkesinde, ‘milli kararlara dayanmak’, ‘meşruluğu’ bunda aramak ne demektir bilir misiniz? Padişahı ve halifeyi silmek, hiçe saymak demektir! Mustafa Kemal, Amasya Tamimi’nden itibaren, Osmanlı meşruluğunu reddetmiş, tarihsel meşruluğu önemsemiştir. Buysa, ‘ihtilal’in ta kendisidir” diyen İlhan, Mustafa Kemal’in iç içe üç büyük eylemini

  • emperyalizme karşı kurtuluş savaşı, 
  • padişaha karşı demokratik devrim, 
  • toplumun millet aşamasına dönüşümü 

şeklinde özetler. Ona göre, Mustafa Kemal, Padişaha başkaldırdığı zaman ihtilalci, devraldığı toplumu dönüştürmeye koyulunca inkılapçıdır.

Ona göre şapka giymek değil, padişahı indirmektir ihtilal olan!

 ‘Bütün i’lerin noktaları kendiliğinden yerini bulur’

Mustafa Kemal’in verdiği mücadelenin emperyalizm ve işbirlikçilerine karşı verildiğini vurgulayan İlhan, bu mücadelede işbirliği ve ihanet halindeki tüm unsurların ortadan kaldırıldığını hatırlatarak, İttihatçı bazı önderler, ajanlar, sarıklı ihanet çeteleri, işbirlikçi Nakşilerin asıldığının özellikle altını çizer. Tarihten günümüze uzanan çizgide Nurculuk ve Nakşiliğin, emperyalist ABD’nin tam da istediği şekilde yapılanmalar olduğunu özellikle vurgular.

Osmanlı masonluğunun üstadı, Selanik komprador burjuvazisinin evladı sivil İttihatçıların önderi Cavit Bey’i kurtarmak için İngiltere Kralı V. George’un nasıl kıvrandığını, Çankaya’dan ricacı olduğunu hatırlatan Attila İlhan şu tarihi tespiti yapmayı ihmal etmez:
‘Bütün i’lerin noktaları kendiliğinden yerini bulur.’

İşte bu i’lerin noktalarının kendiliğinden yerini bulmasını kolaylaştırmaya çalışan İlhan teker teker asırlık yanılgıları orta yere koyar.

Şöyle der İlhan: “Söz gelişi Mustafa, bıçak gibi keskin bir toplumcu olduğunu söyler. Mustafa Kemal’i tanımaz, bunu yapmakla ülkenin geçirdiği bir demokratik devrimi hiçe saydığını, böyle toplumsal bir olayı hiçe sayarak sosyalist bir dönüşümü hiçbir toplumsal kökene oturtamayacağını unutur. 

Sözgelişi Ahmet, açıkça söylemez ama biliyorum gizliden gizliye şeriatçıdır, en azından tutucu, Türkiye’nin keferenin tasallutundan kurtarılmasını diler de, bu işi savaşarak yapan Mustafa Kemal’i hesaba katmaz, buna karşın Alman emperyalizmini memleketin harim-i ismetine sokan Abdülhamid’i ve önemini abartır. Neden hep aynı neden, sağcısı da solcusu da, gerçekte şu son otuz yıllık iktidarların muhalifidirler, oysa şu son otuz yıllık iktidarlar, Mustafa Kemal’in devrimini yozlaştıra yozlaştıra sistemin denetiminde Filipin demokrasisi kılığına sokmuş ama bunu Atatürkçülük etiketi altında yapmışlardır, bu da  giderek Atatürk’e karşı olunmasını olağanlaştırır.”

İlhan’ın “son otuz yıllık iktidarlar”dan kastı İnönü dönemidir. İlhan’ın Atatürk açılımında İnönü ve döneminin ayrı bir yeri vardır. Çünkü İlhan’a göre İnönü ile ortaya çıkan Atatürkçülüğün Mustafa Kemal ve devrimleriyle uzaktan yakından alakası yoktur, olamaz da. 

İlhan’a göre “Mustafa Kemal yeni bir ülke yapmayı istiyordu, İnönü ise bu ülkeyi Batılı emperyalist sistemin ülkelerine benzetmeyi.”

“İsmet Paşa diktasının özellikleri Kemal Paşa döneminin özellikleri sanılmak gibi berbat bir yanılgıya düşülmüştür. Hepimiz ama özellikle Türk solu, kendimizi bu yanılgıdan kurtarmak zorundayız” diyen Attila İlhan İnönü döneminde dayatılan Atatürkçülüğü şöyle özetler:
“Kestirmeden İnönü’cülük dediğim o resmi Atatürkçülük en mükemmel ifade ve uygulamasını 40 yıllarında bulur ki, o da faşizan bir dikta, Tanzimat türünden bir Batıcılık, üstyapısal kültür aktarmalarıyla kişilik kaybını ilerleme sayan tatlısı Alafrangalığıdır.”

İlhan’ın İnönü dönemiyle ilgili yaptığı şu tespit oldukça önemlidir:
“İnönü, Kemal Paşa’nın ölümünden sonra, biraz da dünya savaşını bahane ederek, toplumumuzdaki Kuva-yı Milliye atılımını dondurdu, Müdafa-i hukuk dönemindeki toplumsal atılganlığı ise bürokrat birtakım kurumlara dönüştürerek frenledi. Atatürkçülük, o tarihten sonra Atatürk’ün yaptıkları ya da yapmayı tasarladıkları değil, yapılmakta olanların, ona yakıştırılmasından ibarettir.”


Kuyruk acıları olanlar Atatürk’e saldırıyor


Attila İlhan, hem sağdan hem de soldan Atatürk’e düşmanlık edenlerin aslında karşıt şeyler söylüyor gibi gözükseler de aynı kaynaktan beslendiğini belirterek, “Türkiye’de sağın da solun da Mustafa Kemal’e bakışı nesnel gerçeklere, tarihsel verilere değil kuyruk acısına dayanıyor” diyerek, asırlık düşmanlık projesinin ipliğini adeta pazara çıkarmış olmuyor mu? 
“Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim  fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kafidir” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün büstlerinin milli bayramlarda meydan meydan dolaştırılmasının İnönü’nün Atatürkçülüğü nasıl putperestleştirdiğinin örneği olarak ortaya koyar Attila İlhan.

“… Aslında kültürel alanda Atatürkçülük, ne İslam düşmanlığı ne de Batı hayranlığıdır. Kültürel açıdan Atatürkçülük, Türk kültürünün ulusallaşarak, evrensel boyutlara ulaşmasının savaşını vermektir. Çünkü Atatürk, bir ortaçağ imparatorluğundan, çağdaş bir ulusal devlet yaratma çabasını simgeler…” 
diyerek Emre Kongar’dan alıntılayan İlhan, devamla  “Batı kültürüne teslim olduğu söylenen genç Cumhuriyet, Batı uygarlığına tek dişi kalmış canavar, diye haykıran bir şiiri ulusal simge yapmıştı” tespitiyle Mustafa Kemal ve devrimine “Batıcı” yaftasını vuranları sükut-u hayale uğratmıştır.

Günümüzde özellikle emperyalist devletlerin başını çektiği birtakım devletlerin bürokratlarını ısrarla ve bilinçli olarak Mustafa Kemal’i batıcı, batı yanlısı olarak gösterdiğine işaret eden İlhan, Mustafa Kemal’in bırakın batıcı olmayı batıcılara ne yaptığını bakın nasıl özetliyor: “Mustafa Kemal paşa batıcıları ne yaptı biliyor musunuz, bir güzel astı! Batı yandaşlığı Mustafa Kemal’in yoluymuş, halt etmişler.”


 ‘Kemal Paşa bunların hepsini bir pula harcardı’

 “… Atatürkçülük dendi mi, herkes aslan kesiliyor ama Mustafa Kemal’in ekonomik bağımsızlık, sanayileşme, bağımsızlık ve özgürlük konularında söylemiş oldukları kimsenin kafasını kurcalamıyor” diyen İlhan devamla şunları söyler: “Mustafa Kemal Paşa’nın ‘istiklal’den neyi anladığını da hatırlamalıyız, hatırlamalısınız: ‘Tam istiklal denildiği zaman, tabii, siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kültürel, vs. her hususta tam istiklal, tam serbestlik denilmektedir. Bu saydıklarımın herhangi birinde istiklalden mahrumiyet, millet ve memleketin hakiki manasıyla bütün istiklalinden mahrumiyeti demektir.’”

“Çok sahip çıkar göründükleri Atatürkçülük, gerçek anlamda ele alınır, yozlaştırılmazsa, hiç şaka kaldırmıyor. Tam bağımsızlıktan yanadır, tam bağımsızlığın bölünmez bir bütün olduğuna inanmaktadır.”

“Hangisi Atatürkçüyüm diye bangır bangır bağırarak, topraklarımızda yabancılara üs verdi? Hangisi ikili anlaşmalar yaparak, bölünmez bir bütün olan bağımsızlığımızı, parçalara bölüp zedeledi? Hangisi milli ordumuzu yabancıların iradesine bağlı kıldı? Hangisi ekonomimizi, yabancı ekonomilerin ve güçlerin arzu ve iradesine uygun bir gelişmeye sürükledi? Hangisi hala bu ödünleri Atatürkçülük adına utanmadan savunuyor, sürdüreceğini ilan ediyor? Hangisi son vereceğini, gerçek anlamda bir Kuva-yı Milliye ve Müdafaa-i Hukuk Mustafa Kemalciliğine döneceğini söyleyebiliyor?” 

Attila İlhan bunlara kulak asmayın dedikten sonra şu tarihi şamarı yapıştırmıştır: “Kemal Paşa bunların alayını bir pula harcardı.” 


Ne mutlu 'Türk olana' değil, 'Türk’üm diyene'


Mustafa Kemal’in “Ne mutlu Türk olana” değil “Ne mutlu Türküm diyene” diyerek aslında toplumdan ve milliyetçilikten neyi kastettiğini vurgulayan İlhan, Mustafa Kemal’in 1920 tarihinde söylediği şu sözlerini aktararak neyi murad ettiğini açıkça ortaya koymuş ve “daha nasıl anlatsın” demiştir: 
“Burada maksut olan ve yüksek meclisimizi oluşturan kişiler yalnız Türk değildir, yalnız Çerkes değildir, yalnız Kürt değildir, yalnız Laz değildir; fakat hepsinden oluşmuş Müslüman öğelerdir; içtenlikli bir toplamdır.”

......
.....



Attila İlhan, İnönücülerin unutturmaya çalıştıklarını ifade ettiği Mustafa Kemal’in 1933 yılında yaptığı şu konuşmayı neredeyse her seferinde duygulanarak ve şiir gibi okurdu:

“Şark’tan şimdi doğacak olan güneşe bakınız. Bugün günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün Şark milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum. İstiklal ve hürriyetlerine kavuşacak olan çok kardeş millet vardır. Onların yeniden doğuşu, şüphesiz ki terakkiye ve refaha müteveccih olacaktır. Bu milletler bütün güçlüklere ve bütün manilere rağmen muzaffer olacaklar ve kendilerini bekleyen istikbale ulaşacaklardır.

Müstemlekecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerinde milletler arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir ahenk ve işbirliği çağı hakim olacaktır.”

İlhan, Mustafa Kemal hareketini hakların müdafaası anlamına gelen Müdafaa-i Hukuk doktrini olarak tanımlamıştır. Ona göre Müdafaa-i Hukuk doktrini, bir yandan mazlum milletlerle, bir yandan da yeni bir tarzı içtimai tesisine matuf mücadele veren ülkelerle Batı emperyalizmine karşı iş ve güç birliği politikası içerir.

Bu bağlamda Rusya Türkleri arasında Mustafa Kemal ile çağdaş yıllarda özgürlük mücadelesi veren ve kendi ifadesiyle Türkiye’de sağcıların solcu diye, solcuların da sağcı diye ismini pek zikretmedikleri Sultan Galiyev’e özel bir parantez açan İlhan, Galiyev’in verdiği mücadele ile Mustafa Kemal’in verdiği mücadelenin benzer yönlerini vurgulamıştır.

Ayrıca Sivas Kongresine Rusya tarafından gönderilen Mahmudov isimli temsilcinin de Sultan Galiyev’in adamı olduğunu hatırlatır.


Kemalist başka, Atatürkçü başka


Attila İlhan, birilerinin özellikle “Kemalist” sözüne içerlediğini vurguluyor ve sebebini şöyle açıklıyor:
“Çünkü o, Atatürkçü’den farklıdır: adını 20’li yılların (ateş, barut ve kan) emperyalist öfkesinden almıştı; o Müdafa-i Hukuk mücahididir ki aynı zamanda Türkçü ve antiemperyalist, Bolşeviklerle de dosttur, onlara ecnebi ajanslar, Kemalist diyor, ‘Kemal’in adamları’ anlamına. Atatürkçü deyimi, bir kere Gazi Mustafa Kemal Paşa, Atatürk olduktan, daha ilginci ebediyete intikal ettikten sonra ortaya atılmıştır.”

Attila İlhan’ın yaptığı en önemli tespitlerden bir tanesi de “Mustafa Kemal’in en büyük talihsizliği, onu savunmaya kalkışanların yanlış adamlar olmasıdır” cümlesidir.
.....
.....
.....


...

ALINTIDIR.


En Çok Okunanlardan...