Blog Listem

Ön-Türkçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ön-Türkçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20251009

📰✍️ Türkçemizi temiz tutalım - Şule Perinçek


Türkçemizi temiz tutalım

Yayınlanma: 09 Ekim 2025

Şule Perinçek


Türkçemiz güzel dilimiz.

Bizi biz yapan en önemli özelliğimiz.

Öylesine renkli öylesine yaratıcı ki…

Bazen dinlemeye, okumaya doyamazsınız.

Her sözcükte mutlaka bir yaşanmışlık vardır.

Sizi alır götürür çağlar öncesine…

Bir bakarsınız dört nala Asya’dan at üstündesiniz

Bir bakarsınız Rumeli’nin türküsünde, Ege’nin zeybeğinde, Karadeniz’in dalgalarında, Anadolu erenlerinin dilinde

İşte onun için dilimizi anamızın sütü gibi tertemiz korumalıyız.

Bin yılların emeği.

Bir soluklanalım istedim bu hafta.

Sık kullandığımız ama yanlış kullandıklarımızı aklıma geldikçe ya da gördükçe not ettiklerimi, oradan buradan derledim.

Aklıma getirenler haklarını helal etsinler.

Ekleyecekleriniz varsa, beklerim…

Ucu açıktır.

ANA GİBİ YAR GÜZEL DE DOĞRU DEĞİL

- “Göz var, nizam var” değil, “göz var, izan var.”

İzan “kavrayış” “anlama yeteneği”. Nizam ise “düzen, kural” demektir. Açıkça belli olan, hem gözle hem akılla gerçekleri belirtmek için kullanılır.


-“Aptala malûm olur” değil “Abdala malûm olur”.

Abdal”, eren veya ermiş demek.

-“Ana gibi yâr, Bağdat gibi diyar olmaz” değil, “Ane gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz!”Ane, Bağdat’a giderken kervanların yanından geçtiği çok dik bir uçurum. Uçurum anlamındaki “yar”ın üzerine bir şapka konunca “sevgili” anlamına geliyor.

-“Bir hoş oldum” değil, “Bîhûş oldum.”

Yani aklım başımdan gitti. “Hûş” akıl, fikir, zekâ demek; “bî” ise, –siz / -sız eki.

KARDEŞİM EŞEK

-“Eşek hoşaftan ne anlar” değil, “eşek hoş laftan ne anlar”.

Burada farklı fikirler var. Eşeğin önüne hoşafı koyunca tanelerini bırakır suyunu içermiş. Doğruyu saptamak için denemeye değer. Burada yeri gelmişken çocukluğumdan bu yana, hatta devrimci olduktan sonra daha da çok beni üzen bir gerçeğe değinelim.

Eşek insana en çok yardımcı olan, “yükünü” çeken “emekçi” bir hayvandır. Dilde hakkı çok yenir. Küfürlerde bile baş köşededir… “Eşek gibi”ye de çok yanlış anlamlar yüklenir. “Eşek gibi çalışmak” neden ayıp olsun. Çok çalışmak yani… İnsan, çalışkan olmaktan gurur duymalı…

AYDIN HAVASI

-“Kısa kes Aydın havası olsun” değil, “Kısa kes Aydın abası olsun.”

Aba bir giysidir. Aydın efesinin abası, kısa ve dizleri açıktır. Ege’de erkeklerin giydiği kıyafetlerdeki “dizlik” ya da “zeybek donu” denize kıyısı olan illerde kısa, iç Ege illerinde ise uzun paçalıdır. Yani İzmir ya da Aydın zeybeği, şortu andıran kısa paçalı kıyafet giyerken Uşak, Kütahya, Afyon gibi illerdeki zeybekler pantolon benzeri uzun paçalı kıyafet giyer.

SU UYUR MU?

-“Su uyur, düşman uyumaz” değil, “Sü uyur, düşman uyumaz”

Sü, “asker” “güç, kuvvet.”

“Oguz tapa ledim ilki taşıkmış erti ‘kin ebde erti üç oguz si basa kelti yadag yabız boldı tep algalı kelti sıñar süsi ebig barkıg yulgalı bardı sıñar süsi süñüşgeli kelti.” 

(Köl Tigin Yazıtı D-32).

“Oğuz’a doğru ordu yürüttüm. İlk (birinci) ordu dışarı çıkmıştı. İkin(ci) ordu evde/yerleşik idi. Üç Oğuz ordusu basıp geldi. (Bizim için) yaya, kötü oldular deyip yenmeye geldi. Ordunun yarısı evi barkı yağmalamaya gitti. Ordunun yarısı da savaşmaya geldi.”

Runik harfli metinlerde ‘asker’ kavramına karşılık gelen terimler sü, er, eren ve çerig’dir. ve çerig aynı zamanda ‘ordu’ kavramını da ifade eder; ancak, er ve er’in ‘düzensiz’ çoğul biçimi eren’in ‘ordu’ anlamı yoktur. 

On iki miñ er üküş timiş ‘On iki bin er(den oluşan) ordu, (gereğinden) çok ordu demiş’ örneğinde erasker’, ise ‘birlik, ordu’ karşılığındadır.

Çerig ve Uygurca ve Karahanlıcada çerig sü veya sü çerig dizilişleriyle de kullanılır: 

yime bu çerig sü er at ma kamag
‘Bir de bu ordu ve askerin nasıl toplanacağını...’,

‘üküş sü çerig erse başsız bolur ‘
(Gereğinden daha) kalabalık asker ve ordu başsız olur (birliğin komutanı yetersiz kalır)”.

(Bkz. Yrd. Doç. Dr. Süer Eker, “Sü ve sü ile yapılan tarihî askerî terimler üzerine disiplinler arası bir inceleme”, Türkbilig, 2006/12: 104-133.


YIKANMAK SAĞLIKTIR

-“Saatler olsun” değil, “sıhhatler olsun.”

Sıhhat: Sağlık. Yıkanmanın sağlıklı olması.


-“Elinin körü” değil, “ölünün kûru”.

Kûr: Mezar, “gömüt”


-“Sıfırı tüketmek” değil, “zafiri tüketmek.”

Zafir: Soluk. Nefesim, soluğum tükendi.


-“Eninde sonunda” değil, “önünde sonunda.”


GÜZELE BAKMAK

-“Güzele bakmak sevaptır” değil, “güzel bakmak sevaptır.”

Her ne kadar “atasözleri” genellikle “erkek ağızlı” olsa da, erkek atalarımız “sevap” konusunda böyle bir öğüt vermez. Elbette yakışığı insanları seviniz, başkalarına güzel bakınızdır.

Bu daha sonraları bir kocanın, karısının yanında başka bir kadına bakarken yakalandığı durumda yaptığı bir uyarlamadır. (Bu son cümleyi ciddiye almayın, benim mizah katkımdır. Bilimsel bir değeri yoktur.)


ASLAN YATAĞINI TOPLAR MI

-“Aslan yattığı yerden belli olur” değil, “Aslan yattığı yerden bellidir.”

Aslanın aslan olduğunu anlamak için ayağa kalkıp kükremesine gerek yoktur anlamında.

Yoksa yattığı yeri temiz ve düzenli tutmasından değil.

Bu daha çok annelerin özellikle erkek çocuklarına yaptığı uyarıya benziyor.


-“Haydan gelen huya gider” değil, “Hayy’dan gelen Hu’ya gider.”

Allah’tan gelen Allah’a gider. 'Hayy' ve 'Hu' Allah’ın sıfatlarıdır.


TDK’da anlamı “basit ve emeksiz elde edilen şeyler kolay harcanır ya da elden kolay bir şekilde çıkar anlamında kullanılan bir sözdür.

- “Azimle sıçan duvarı deler” değil, “azimli sıçan duvarı deler.”

-“Su küçüğün, söz büyüğün” değil, “Sus küçüğün, söz büyüğün.”

Kuşkusuz suda sıra her durumda susayan küçük çocuğundur. Ancak burada vurgulanan daha yaşlının ya da daha doğru ifadeyle daha çok yaşayanın deneyimi çoktur, önce onun sözüne kulak vermelidir.

-“Zürafanın düşkünü, beyaz giyer kış günü” değil, “Zürefanın düşkünü, beyaz giyer kış günü.”

ZÜRAFANIN BEYAZ ELBİSESİ

-“Zürafanın düşkünü, beyaz giyer kış günü” değil, “Zürefanın düşkünü, beyaz giyer kış günü”. Her ne kadar bizim coğrafyamızda “zürafa” hayvanı olmasa da elbise giymediğini biliyoruz. Düşkün “zürafa” nasıl olur onu ben de bilmiyorum. Atalarımızdan böyle bir bilgi gelmiş olması olanaksız. “Zürefa” “zarif” sözcüğünün çoğulu.

Zarif olmaya pek düşkün olanlara bir eleştiri. Soğukta bile zarif olacağım diye beyaz giymelerine gönderme yapıyor. “Zemheri zürefası” da aynı. Zemheri kışın en soğuk, en şiddetli zamanı demek. Aralık ayının sonundan (22’sinden) Ocak ayının sonuna kadar. İncecik tiril tiril gezinen özentilere söylenir

EN YAKIŞIKSIZI

-“Baldız baldan tatlıdır” değil, “Daldızın baldan tatlıdır” deniyor… Ne kadar doğru bilemiyoruz. Sanki biraz “ayıp ve yakışıksız” bulunup düzeltilmiş gibi.

Daldız sözcüğü TDK’da anlamı şöyle verilmiş:

  • “Marangozların kullanmış olduğu ağaç oymayı sağlayan oluklu demir yapılı alet
  • “Ağaçtan oyulmuş olan arı kovanı
  • “Ağaçtan oyulmuş olan yayık
  • “Petekten bal alabilmek için kullanılan demir kepçe ya da demir bıçak.”

Atasözlerinin ve deyimlerin içerdiği anlamlar ve değer yargıları toplumların gelişmelerine bağlı olarak değişebiliyor. Geçmiş dönemde doğru olan bugün geçerli olmayabilir. Köken ve zaman araştırması da yapmak gerekir.

Bu “baldız” meselesi sonradan bir “katkı” olabilir.

Kullanmayın… Kaybolup gitsin!

Alıntı / Kaynak: https://www.aydinlik.com.tr/koseyazisi/diyalektik-68846


Yorumlar (9 yorum)

Oya doğan

09.10.2025 19:41

Ayrıca zürafanın düşkünü değil, GUREBANIN (GARİBANIN) DÜŞKÜNÜ BEYAZ GİYER KIŞ GÜNÜ doğru söz budur.


Osman TOKLU

09.10.2025 14:06

Çok güzel bir yazı fakat bazı şeyleri gözden kaçırıyoruz buradaki hataların kaynağını bilerek yada bilmeden orasını da ben açıklayayım dilin tarihsel birikimini gözden uzak tutarak hakikati yakalayamayız bahse konu kelimeler arapça yada farklı dillerden dilimize, zaman içinde kullana kullana bizim olmuş kelimeler bunları birden dilden uzaklaştırınca böyle hatalı kullanımlar ortaya çıkmış oluyor onun için bu yapılan devrimsel hatalarla yüzleşmeden dilimizin geçek zenginliğinden istifade edemiyor.

20240116

🎞 Uygarlık Anadolu'dan Doğdu - 1. Bölüm: Kültür ve Sanat


Prof. Dr. Fahri Işık'ın anlatımıyla “Uygarlık Anadolu'dan Doğdu" video serisi İş Sanat'ta. Seride, Anadolu'nun kadim arkeolojik varlığı ışığında, bu coğrafyanın tarihi ve uygarlığının kültür, inanç ve kentler gibi unsurları ele alınıyor. Patara Antik Kenti eski kazı başkanı, arkeolog Prof. Dr. Fahri Işık'ın anlatımına yazar ve oyuncu Özgür Özgülgün'ün soruları eşlik ediyor. "Uygarlık Anadolu'dan Doğdu"nun birinci bölümünde kültür ve sanat konusu anlatılıyor. 

🎞 Uygarlık Anadolu'dan Doğdu - 1. Bölüm: Kültür ve Sanat 




📚📖 Uygarlık Anadolu'dan Doğdu -Fahri Işık (Eser Sahibi)

📚📖 Uygarlık Anadolu'dan Doğdu (Kapak Değişebilir) Ciltli Kapak – 1 Haziran 2019

Fahri Işık (Eser Sahibi)

AÇIKLAMA

"Güneşin doğduğu yer" anlamındald "anatol", J. Latacz'a göre, "Avrupa kültürünün en güçlü köklerinin sürdüğü yerdir"; "Batı Uygarlığı 'nın doğduğu yeri" çağrıştınr. Uygarlığın çektiği yaratıcı kadim topraklarda, bu kez MÖ 12 binyıl önce Avrupa yolculuğuna 1200-500 arası süreçte, çağdaş değerleri Batı'ya taşıma misyonunu sürdüren lonlar, belli ki bunun Içim "le gelen "en soylu Atinah" olmuşlardır. Öyleyse eğer; sanatın ve bilimin ataları, tannlan yaratanlar ve ünlü harflere birer işaret vererek "bizim alfabemizi" yaıanlar neden "Hellas'ta doğanlar" olmamışlardır? Bu terslikten başkuur Atina merkezci dogmalaşmış görüşüp sorgulanmasına; "Batıdan bağımsız" olarak ve "en hakiki mürşidin" yolunda ve ancak Anadolu'yu 12 binyılın büyük resmiyle tanıyarak başlanır. Bu Alkım'ın deyişiyle, tüm zamanlarda eski ve yeninin alaşımıyla kaynaşarak başkalaşan yerel kültürler, "Anadolu Uygarlığı" özgün kimliğinde aynılaşırlarken; Hellas'ta Geç Tunç Çağı Akha Hellenleri'nde kültür ve sanat genel görüntüsüyle nasıl "Girit" gibi, "Hitit" gibidir ve izleyen Demir Çağı'nın Dor Hellenleri'nde bu kez "fon" gibiye dönüşmüştür, yani her iki halde de bir başkasının emeğiyle şekillenmiştir; sorgulanmayışı şaşırtmaktadır.

"Avrupa'nın ana kenti Milerin; Tunç Çağı'nda sonekli Millavanda adıyla Luvi oluşunun, Homer ve Herodot zamanında orada ve çevre yerleşimlerde "Hellence olmayan" bir dil, Karta, konuşulmasının ve de "Ön Sokratik düşüncenin doğum yerinde" Thales'in ve Prienell Bias'ın babalarının Luvice'ye akraba Karca adlar taşımasının ne anlama gelebilece-ğinin sorgulanmayışı da şaşırtmıştır. Çünkü "Karlan" oluş, onların Karadeniz'de kurduğu onlarca koloni kentin nasıl "Hellen" kimliğiyle yaftalanabileceği, ya da doğa olaylarını akıl ve özgür düşünceyle açıklayanlar ile onları hem de "demokrat" Atina'nın Altın Çağı'nda-"dinsiz" diye yargılayanların nasıl "aynı halktan" sayılabileceği sorusunu getirecektir usa. Batı Uygarlığı'm yaratan lonlann "Hellen soyundan halklar" olmadığı, bir Mısır yazıtıyla somut tanığuıı bulmuştur. 33 yıllık emeğin dilimine çevrilerek kitaplaşması, bunlar bilinsin ve artık tartışılsın diyedir.


Yayıncı ‏ : ‎ Akdeniz Ülkeleri Akademisi Vakfı (1 Haziran 2019)
Dil ‏ : ‎ Türkçe
Ciltli Kapak ‏ : ‎ 765 sayfa
ISBN-10 ‏ : ‎ 6056941809
ISBN-13 ‏ : ‎ 978-6056941801

https://www.amazon.com.tr/Uygarlık-Anadoludan-Doğdu-Fahri-Işık/dp/6056941809

20231228

📚📖 Turovalı Helene ve Türkçe kökenli ‘Helene'

 Helene of Troy and the Turkish Etymology of ‘Helene’

Ön Türk Akademisi 35. Biligtayında konuk 

"İliada'ya Saka Türkleri Etkisi” 

konulu sunumu ile 

Araştırmacı Semra BAYRAKTAR.















20190809

Etrüskler - Kâzım Mirşan

Etrüskler

Kâzım Mirşan 

Alfabetik Yazı Başlangıcı Kitabından

    Piacenza-Settina'da bulunmuş olan bronz yazıt (Haruspex) bize etrüsklerin o çağdaki Avrupa halklarını ve konumlarını ne kadar isabetli olarak belirlediklerini gösteriyor. Gerçekten ЁDİTİZ UNULT-OÑUNUDUT (Yadigâr edilen şey pusuladır) yazıtından, Etrüsklerin pusulayı bildiklerini öğreniyoruz.

    UB-UÇUL ЁLİÇİZ ONUTUZ ( Hanlık'ın (En yüksek makam) insan iyileştiricisiyiz) ve ЁSİÇ ЁSİNİT ЁSİÇ ЁLİÇİZ OTUNUTUZ ( saygı gören namımız insan doktorluğudur) cümlelerine göre Etrüskler, tıb alanınında da yüksek bir seviyede bulunuyorlardı. 

     Kap kacak, anahtar, ayna, silah imalâtı ve heykelcilik ve resim sanatında da Etrüsklerin çok ileri bir sevyede olduklarını görüyoruz. Bıraktıkları türbeler ve resmini yaptıkları binalar, onların inşaat alanında da söz sahibi olduklarını gösteriyor.

    Etrüskler bugünkü demokratik unsurların hepsine sahip idiler. Aşağıdaki deyimler bunu ispat ediyor : 

 
Alıntı/Kaynak: http://www.biligbitig.com/2014/11/turkce-ile-acklanan-etruskce-kelimeler.html

20190101

Turukku Krallığı Türk müydü? Anadolu'da Türk Adı

Turukku Krallığı Türk müydü? Anadolu'da Türk Adı




6 Kasım 2016 07:59 tsi
Turukku Krallığı Türk müydü? Anadolu'da Türk Adı 




Fransız bilginlerinin yürüttüğü kazı şimdiki Irak'ın "Suriye sınırı yakınında, Fırat çayının batı yakasında, eski Mari şehrinin arşivini ortaya çıkarmıştı.
Çivi yazısı ile yazılmış tabletlerin (kil levhaların) metinleri 1950 yılından başlayarak, Georgies Dossin tarafından Louvre Müzesi haberlerinde seriler halinde yayımlandı.
 

Yirmiden fazla metinde turukku şeklinde okunmuş boy adı vardı.
Bu adın Türklerle ilgili olduğunu ilk kez söyleyen H. Z. Koşay iki tablette turukku sözü olan satırı belgelemiş ve 1982 yılında Bükreş'te bir bilimsel bültende yayınlamıştır.
1989 yılında S. Bayram, turukku sözü olan daha 11 tablet olduğunu kaydetmiştir.
Azerbaycan tarihçilerinden Z. Yampolski, Yusif Yusifov, S. Əlyarov (1996) da Asur metinlerinde geçen turukku veya turukki boyunu Türk saymış ve bu adın çeşitli zamanlarda ve çeşitli dilli yazılarda türük//török//turuk//türki şeklinde kullanıldığını kaydetmişler.
"Gut"lar, M.Ö. 2400 yılları civarında Sumer ülkesine gelip Akad krallığına son vermiş ve bir krallık kurup 150 yıl kadar hüküm sürmüşlerdir. Sümer (Kenger) çiviyazılı metinlerine göre bunların 12 tane kralları vardır.
Bunlardan 4 tanesi kendi zamanlarında yazılan Sumer belgelerinde, diğer 8 tanesi ise kral listelerinde mevcut. Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesinde 1937 yılında Sümeroloji profesörü olan Benno Landsberger ve aynı fakültede Türkolog olan von Gobain, kral adları üzerinde çalışarak Gut/Kut krallarından 10 tanesinin isminin Türkçe olduğunu kanıtlamıştır.
Bu kral adları şöyledir:
1) Yarlagan,
2) Tirigan,
3) Şarlak veya Çarlak,
4) Lasirap veya Laşirap,
5) Elulummeş,
6) İnimabakeş,
7) Nikillagap,
8) İngişi veya İnkuşu,
9) İgeşuaş,
10) İbate veya İbati

Landsberger, 1937 yılında toplanan ikinci tarih kongresinde sunduğu bildiride bunları açıklamıştır.
Bunlardan Yarlagan yargılayan, haber veren, emir veren anlamında. Orhun Abideleri’ndeki “Yargan” adına benziyor. Tirigan, Türkçedeki “tiriga” kelimesini hatırlatıyor: diri, canlı, güçlü anlamında. Türkçede “-agan”, “-egen” ekleri, isimlerden sıfat yapıyor.
Tirigan=kuvvetli, güçlü olan. Sumercede aynı anlamda “dirig” keimesi var. Elulumeş, ülkeyi büyük yapmış, anlamında. Şarlak, çarlak ise Türkçede kanatlı hayvan anlamına geliyor. Anadolu’da şelalelere “şarlak” deniyormuş.

Landsberger’in bu tespitlerinden sonra yapılan başka çalışmalarda da Türkçe ile ilişkili kelime ve ekler bulunmuştur. 

Gut/Kut’lar, Babil Kralı Hammurabi zamanında da ortaya çıkmışlardır (M.Ö. 1750). Gutlar; Subarlar, Turukkular birleşerek Hammurabi ile savaşmışlardır.
Hammurabi ölünceye kadar onlarla savaşmak zorunda kalmıştır. Sadi Bayram’ın "Kaynaklara Göre Güneydoğu Anadolu’da Proto-Türk İzleri" adlı kitabında verilen bilgiye göre Turukkularla ilgili bilgiler bugünkü Suriye topraklarında bulunan Mari (yeni adı Tel-Hariri) adlı yerde bulunan belgelerden elde edilmiştir.
Bu noktada Prof. Dr. A. Haluk Çay'ın yorumlarına yer verelim:

"M.Ö. 2350-2150 yılları arasında Mezopotamya'da büyük bir devlet kurmuş olan Akad hükümdarlarından Naram Sin'e ait "Mücadelenin kralı" anlamında "Şartamhari metni" olarak bilinen yazılı kaynak Anadolu'daki Türk varlığı bakımından oldukça önemli bilgileri ihtiva etmektedir."
"Bu belgenin üç kopyası olup, ilki Mezopotamya'da Babil'de, ikinci Mısır'da Tel el-Amama'da, üçüncüsü ise Anadolu'da Hattuşaş'ta (Boğazköy) ortaya çıkarılmıştır. Hattuşaş arşivinde "Kbo-III, 13" sıra numarası ile tesbit edilmiş olan bu yazılı belge Hitit (M.Ö. 1750-1200) çivi yazısıyla, Akadça orijinalinden kopya edilerek taşa kazınmıştır."
"H.G. Gütebock tarafından deşifre edilen bu belge, Anadolu hakkında ilk tarihi bilgileri vermesi bakımından çok kıymetlidir. Bu tarihi belgede, Akad Kralı Naram-Sin'e karşı 17 Anadolu kralının güçlerini birleştirerek harekete geçtikleri ancak yenik düştükleri anlatılmaktadır.
 Akad Kralı Naram-Sin tarafından yazdırılan bu tablette, Akad Kralı kendisine karşı ayaklanan 17 şehir devletinin (Sümerlerden kalan) adlarını verirken Hatti Kralı ile birlikte, bu ittifakta Türki Kralı İlşu-Nail ismini de belirtmektedir.

M.Ö. 2250'li yıllarda; hem de Türk adıyla Anadolu'da bir devlet olduğunun kanıtı olan bu yazıtın 15. satırında geçen bu ifade; Türklerin milattan önce bile Anadolu'da bulunduğu tezini doğruluyor.
Bu belgenin 2 önemli noktası vardır.
1- İlk Türk adıyla kurulan devlet, Göktürk Devleti değildir.
2- Türkler Anadolu'da en az 4500 yıldır vardırlar. Sümerce-Türkçe arasındaki yüzlerce ortak kelimeyi delil kabul etmeyenler için bile; M.Ö. 2250'lerde, Anadolu'da bir Türk devletinin varlığı belgelidir. İşin bir diğer ilginç yanı, bu Naram-Sin'in Hz. İbrahim döneminde yaşayan Kral Nemrut olduğuna dair söylentilerdir.
Önce Sümerlerin, daha sonra da Asurlular ve Babillerin egemenliğinde kalan Mari şehri, bugünkü Suriye sınırları içerisindeki Tell Hariri kentidir. 
Bugün Louvre Müzesi’nde sergilenen Akadca yazılmış bu tabletlerin metinleri Fransıza tercümeleriyle birlikte Georges Dossin tarafından 1950 yılından itibaren yayınlanmaya başlanmıştır.
Dört cilt halinde yayınlanan bu Mari tabletlerinin 13 tanesinde toplam 22 defa “Turuku”, “Turukku”, “Turukki, ve “Turuk” biçiminde bir kavim adı geçmektedir.
Bu tabletlere şöyle birkaç örnek vermek mümkündür:
16 numaralı tablet : “...Uyuyanları uyandıran ve uyandırdıklarına hiç tayın vermeyen Turukkular gibi yapacağız”.
21 numaralı tablet : “...Bu akından beri Turukkular’ın sayısı fazla görünmüyor. Fakat artabilir. Onlar gelmeye devam edecekler.”
22 numaralı tablet : “...Bana yazdığın Turukkular’la ilgili haberler değişti.”
23 numaralı tablet : “... Bana Turukkular hakkında yazmıştın. Turukkular’ın çıkış hareketinde bulundukları gün çok meşgul olduğumdan sana haber veremedim.”
87 numaralı tablet : “...Kral bana herşeyden önce, Turukkular’ın hücum ettiklerini, Nithim’i kuşattıklarını yazdı.”
Sizce Turukkular, Türklerden başka kim, hangi topluluk olabilir?


Gerçek Türk Tarihi nedir ve Neden Gizlendi?

  

İsminde Türk geçen İlk Türk devleti Göktürkler değil, Turukku Krallığı
Biz Türkler Anadolu’ya 1071’de girdi diye biliyoruz ama…
Ön-Türk uygarlığı okullarda öğretilmiyor. 
Çünkü okullarda okutulan tarih kitapları, 1939’dan itibaren yörüngesine girdiğimiz Batılı ülkelerin çıkarları doğrultusunda yazılmaya başladı.
19. ve 20. yüzyıl başlarında Batılı araştırmacılar tarafından ortaya çıkarılan Ön-Türk uygarlığıyla ilgili buluntular, ilk başta Avrupa’da Türkofiliya modasına yani Türk severliğe sebep olmuştu.
Türklerin Anadolu’ya ilk girişi Hıristiyan tarihçilerin ve Tanzimatın frenkleşmeci tarihçilerinin iddia ettiği gibi 1071 Malazgirt Zaferi ile olmamıştır. 1071 Türklerin Anadolu’ya ilk değil son girişiydi. Ancak bu buluntular Batı’nın Türkleri Anadolu’dan sürüp Asya’ya geri gönderme ideasına uymadığı için, bugüne kadar hep sümen altı edildi ve Ön-Türkler Atatürk’ün ölümünün hemen ardından okul kitaplarından çıkarıldı.
Dünya tarihinde Türk adıyla bilinen ilk devlet de Göktürkler değil, milattan önce 4000-2000 yılları arasında Mezopotamya bölgesinde kurulan Turukku Krallığı ile Anadolu’da kurulan Turki Krallığı’ydı.Türkiye’de, çoğu son yıllarda ünlü Ön-Tükçe araştırmacısı Kazım Mirşan tarafından okunan çok sayıda yazılı kaya bulundu.Bulunan Ön-Türk damgası ve kaya resimleri,Orta Asya’daki ve Avrupa’da bulunanlarla aynı. Ancak bu bilgiler hala resmi olarak kitaplara geçmiyor.
- Ünlü Fransız Türkolog Jean Paul Roux da, Anadolu’daki Türk varlığını milattan önceki yüzyıllara kadar götürmenin mümkün olduğu görüşünü savunur. Batılı araştırmacılar bunları 19. yüzyılda keşfetti diyorsunuz. Sonra Batı neden gizlemeye karar verdi bu bilgileri?
Avrupa kendi tarihini antik Grek tarihine, onu da Sümer tarihine dayandırır. Ancak köklerini dayandırdıkları Sümerlerin Orta Asya’dan Mezopotamya’ya göçtüğünü ispat eden deliller, Avrupa’nın kendi kendini hadım etmesidir.
-Bu sebeple Türklerin gerçek tarihini gizliyorlar.Sümerlerle Ön-Türklerin nasıl bir bağlantısı var peki?
Kazım Mirşan Bizans’ın ilk kurulduğu dönemlerde de Ön-Türkçe konuşulduğunu ileri sürüyor. Kanıtı ise Trabzon’daki Rum kilisesinde Bizans alfabesiyle Türkçe yazılmış yazılardır.
Rus arkeolojisinin atası Nikolsky de “Sümerlerin ana vatanı Aşkabat kenti yakınıdır. Sümer dili Hint Avrupa dili olmayan ve fakat bitişken bir dildir. Avrupa dil grupları ile alakası yoktur” der. Sümerce’de 300’den fazla bugünkü Türkçe ile aynı anlama gelen söz var.
-Alman sümerolog Fritz Hommel da 1900’lerin başında iki dili anlam, fonetik ve gramer açısından incelemiş ve “Sümerce Türkçedir” demiştir.Ön-Türklere ait kanıtlar Anadolu’da nerelerde bulunuyor?
Erzurum, Mutki ve Hakkari Yüksekova’daki yazıtlar Türklerin binlerce yıldır bu coğrafyada olduğunun kanıtı. Örneğin Afyon yakınlarındaki Frigya vadisi denen bölgedeki yazılıkaya anıtının üzerindeki binlerce yıldır orada duran Ön-Türk alfabesi ile yazılmış yazıları bilim adamlarımız hala okunamayan bir Ön-Grekçe diye geçiştiriyor.

Rahmetli Servet Somuncuoğlu da,2012’de Türk Dünyası tarih dergisinde yayınlanan bir makalede HakkariYüksekova Gevaruk yaylasında kayalardaki binlerce yıllık Ön-Türkçe yazıtları fotoğraflayan, Anadolu’daki binlerce yıllık Türk varlığını belgeleyen önemli araştırmacılardan biriydi
- Türkler M.Ö. 2000'de Hakkari'deydi Yani Türkler milattan önce de Hakkari’de yaşıyordu. Öyle mi?
Prof. Veli Sevin Hakkari taşlarını Orta Asya’daki dikili taşlarla karşılaştırmış ve milattan önce 2000’lere ait olan bu taşların Ön-Türk mezar taşları olduğunu iddia etmiştir.
Taşlar gerek ikonografik, gerekse felsefi açıdan Avrasya bozkır inanışlarına yakın özellikler taşıyor. Kırgızistan, Kazakistan, Altay, Sibirya, Tuva yöresi ve Moğolistan’da geniş alanlara yayılan dikilitaşların en çarpıcı özelliği de tıpkı Hakkari’dekiler gibi iki ellerinde kap tutan savaşçı figürü kullanılması. Bu taşlar, Türklerin milattan önceki yıllardan itibaren Anadolu’da medeniyet kurmuş olduklarının açık kanıtıdır.
Ayrıca Fırat kıyısında Mari bölgesinde ele geçirilen bir diğer tabletlerin (MÖ.4000-2000) 13 tanesinde Fransız Arkeoloji Enstitiüsü’nün 1933-1939 yılları arasında yaptığı kazılarda ortaya çıkarılan Mari şehrindeki kraliyet sarayında Asurlulara ait MÖ. 1870-1740 yılları arasında yazılmış bir çok çivi yazılı tablet bulunmuştur.
TURUKKU adlı bir kavimden söz edilmektedir. Sadi Bayram, bu tabletlerin Türkçe tercümelerini yayınlamıştır.
Önce Sümerlerin, daha sonra da Asurlular ve Babillerin egemenliğinde kalan Mari şehri, bugünkü Suriye sınırları içerisindeki Tell Hariri kentidir.
Bugün Louvre Müzesi’nde sergilenen Akadca yazılmış bu tabletlerin metinleri Fransıza tercümeleriyle birlikte Georges Dossin tarafından 1950 yılından itibaren yayınlanmaya başlanmıştır.
21 numaralı tablet : “...Bu akından beri Turukkular’ın sayısı fazla görünmüyor. Fakat artabilir. Onlar gelmeye devam edecekler.”
22 numaralı tablet : “...Bana yazdığın Turukkular’la ilgili haberler değişti.”
Bu tabletlere şöyle birkaç örnek vermek mümkündür:
16 numaralı tablet : “...Uyuyanları uyandıran ve uyandırdıklarına hiç tayın vermeyen Turukkular gibi yapacağız”.
Dört cilt halinde yayınlanan bu Mari tabletlerinin 13 tanesinde toplam 22 defa “Turuku”, “Turukku”, “Turukki, ve “Turuk” biçiminde bir kavim adı geçmektedir.
23 numaralı tablet : “... Bana Turukkular hakkında yazmıştın. Turukkular’ın çıkış hareketinde bulundukları gün çok meşgul olduğumdan sana haber veremedim.”
87 numaralı tablet : “...Kral bana her şeyden önce, Turukkular’ın hücum ettiklerini, Nithim’i kuşattıklarını yazdı.”
Güneydoğu Anadolu’da yaşayan, savaşçılıkları ile Orta Asya Türk akıncılarını andıran, ana merkezden yaklaşık 400 km. uzaklaşıp, düşman ordugâhlarına saldıran bu Turukkular, Türk’ten başka kim olabilir ?
Alıntı /Kaynak: -Türkcü hareket shf'dan Alıntıdır-

En Çok Okunanlardan...