Avrupalılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Avrupalılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20250629

📚📖 'Türk Korkusu' ve 'Türk Saplantısı'


Dr. Mustafa İLHAN @mustilhan

Osmanlı’nın beklenmedik akınlarının yarattığı tedirginlikten dolayı Avrupa’da şöyle denirmiş;

''Bir sabah horozlar Türkçe ötmeye başlayacak!''

Zuhal @zuhalldmn

Osmanlı'nın o dönemdeki etkisi ve algısı hakkında güzel bir örnek gerçekten


20241128

📖 Kalpak - Avrupa'da 🇹🇷 Türk modası

 ''Kalpak demişken!

Aşağıda ünlü Perseus’un kalpak (Yunancası skiadion) takmış halini görüyoruz/1 Bu görseli sadece historum.com/t/roman-byzant bağlantısı altında görebiliyorum. Fransuva Vazosu adlı Etrüsk ilinde bulunmuş bir eserin üstünde. Başka kaynak yok.''
Kaynak: https://en.wikipedia.org/wiki/Fran%C3%A7ois_Vase




Doğu ve Batı Roma'da 14./15. yy'da Türk kalpağı www'de yüzerken karşıma çıktı: Doğu Roma türküleri söyleyen grup/1 İmparator VIII Palaeologus 1438/2 Trionfo della Morte (Ölümün Zaferi)-Pisa 1341/3 Ak-kalpaklı Uzunbacak/4 * 'Türk modası yok' diyenin anlı karışlana!




Kaynak/ Alıntı:


20241116

📖1533 yılında yapılan tablodaki ayrıntı: Anadolu'nun üzerinde "Türkiye" ("Turchia") yazıyor.



Alman ressam Hans Holbein'ın 1533 yılında yaptığı dünyanın en ünlü tablolarından biri olan "Elçiler". Ortadaki dünya küresinde Anadolu'nun üzerinde "Türkiye" ("Turchia") yazıyor. 

Anadolu TÜRKİYE’dir!! Yani TÜRKLERİN TOPRAĞI…


20200402

Avrupa Kültüründe Türkler


Alman ‘Din Adamı’; Martin Luther-‘Hümanizmin Sözcüsü’ Voltaire

Alman Papaz Martin Luther (1483-1576), Türk karşıtlığını düşünce ve eyleminin temeline yerleştirerek dizgeleştiren Batılıların öncülerinden biridir. Ortaçağ düşüncesine karşı çıkarak dinde reform hareketini başlatan kişi diye tanıtılmıştır. Ancak Hıristiyanlık dinini feodal egemenliğin bir aracı olmaktan çıkararak kentsoyluluğun (burjuvazinin) egemenlik aracı haline getirmeye çalışmıştır.

Bu Alman ilahiyatçısının, Türklere yönelik yargıları şöyledir: “Türkler, Tanrı’nın öfkeli kırbacı, yakıp yıkan Şeytan’ın uşağıdır. Onları yenmek için önce efendisi Şeytan’ı yenmek ve Türkleri tek başına bırakmak gerekir. Şeytan ise bir ruhtur; topla, tüfekle, at ve insanla yenilmez… Bir Türkü öldüren vicdan azabı duymamalı, tersine Hıristiyanlığın düşmanını yok ettiği için vicdanı rahatlamalıdır... Eğer Samson gibi güçlü olsaydım, çaresini bulur hergün bir Türk öldürürdüm...”1

‘Aydınlanma felsefesinin ve yeni insancılığın sözcüsü’ olarak tanıtılan François Voltaire (1694-1778), Avrupa’da yaygın olan Türk karşıtlığının bilgisizliğe dayanan abartılar içerdiğini ileri sürer ancak bunu yaparken karalamayı aşan daha ‘bilinçli’ karşıtlıklar ortaya çıkarır. ‘Fatih’in Ölümünden Sonra Yunanistan’ adlı yazısında; Türklerin ‘yağmacı ve cahil’ olduğunu, ‘güzel sanatları ve tarımı bilmediklerini’, ‘kadınlara kötü davrandıklarını’ söyleyerek Avrupa’daki Türk karşıtlarına şu öğüdü verir: “Türkler dünyanın en güzel, en büyük topraklarına hakimdirler. Küfür savurmak yerine o yerleri geri almaya çalışmak daha yararlı olmaz mı?”2

Volter’in Rus Çariçesi II. Katerina’ya 1773’de yazdığı bir mektup yazar ve o sırada Osmanlı İmparatorluğu ile savaşmakta olan Çariçe’ye şunları söyler: “Umarım bundan sonra bombalarınız Türklerin kafalarını patlatır/ezer (crever: gebertmek, oymak, patlamak, ezmek). Umarım Prens Orlof yalnızca buzun üstüne değil, İstanbul’da Atmeydanı’na da zafer takları inşa eder ve böylece Yunanistan’da Milttade’lar, Pheidias’lar (antik çağ yontucuları yeniden var olur...”3

Matematikçi Filozof; Kant- ‘Diyalektik Düşüncenin Babası’; Hegel

Alman aydınlanmasının temelini atan matematikçi, filozof Immanuel Kant (1724-1804) ‘Antropoloji Üzerine Yazılar’, ‘Tarih Felsefesi, Siyaset ve Eğitim Bilimi’ adlı yapıtında Avrupalılarla Türkleri, toplumsal gelenek ve ulusal kimlik açısından kıyaslar ve bilim dışı görüşler ileri sürer.

Kant’a göre, Almanlar, ‘din ve dil birliğini öne çıkaran, çabuk örgütlenen, çalışkan, temiz ve tutumlu’; Fransızlar, ‘konuşkan, yabancılara karşı nazik, sevimli, yaşam sevinci ve özgürlük istenci yüksek; İngilizler, ‘becerikli, inatçı ve saygınlığa düşkün’insanlardır. Türkler ise; “doğal gelişim için gerekli olan niteliklerden yoksun, ulus karakteri edinebilme yeteneğine sahip olmayan ve bundan sonra da olamayacak olan, Araplar ve İranlılar gibi çirkin” insanlardır.4
Wilhelm Friedrich Hegel (1770-1831) bilimsel gelişime temel oluşturan diyalektik düşünce yöntemini felsefi kuram haline getiren bir ‘öke (dâhi)’ ve Avrupa aydınlanmasında ‘en az Fransız devrimi kadar etkili’5 olan bir bilge olarak değerlendirilir.
Bu düşünür de aynı Kant ve Herder gibi, çeşitli yapıtlarında Doğu ve Türkler için karalama amaçlı yargılarda bulunmuştur. Hegel’e göre, “kaba saba olan Türkler, buluntu bir akla sahiptir. Kendi akılları olmadığı için, başkalarının aklına muhtaçtır”.‘Tarih Felsefesi’ adlı yapıtında, Avrupa sömürgeciliğini açıktan savunur ve yalnızca Türklerin sahip olduğu toprakların değil, dünyanın tümünün ‘Avrupalıları ilgilendirdiğini’ söyler; Türklerden ‘korkunç güç’ olarak söz eder.7

Karl Marks-Friedrich Engels

Karl Marks (1818-1883) ve Friedrich Engels’in (1820-1895), Batı aydınlanması içinde ayrı bir yerleri vardır. Bu düşünürler, inceleme ve araştırmalarında, kendilerinden önceki düşünürlerden farklı olarak, kentsoylu egemenliğine dayanan kurulu düzeni değil, bu düzenin ‘yıkılmasını’ savunmuşlardır. İşçi sınıfı üzerindeki sömürüye karşı çıkarken eşitlik, özgürlük ve demokrasi gibi tanımları çağdaşlarından değişik yorumlamışlar ve kuramlarını bu anlayış üzerine oturtmuşlardır.

Ancak, aydınlanma ve Batı uygarlığı konusundaki bakış açıları, öteki aydınlanmacılardan pek de farklı olmamıştır. Karl Marks,1853 yılında kaleme aldığı ‘Rus Sorunu’ adlı yazısında; ‘Doğu barbarlığının temsilcisi’ olan Türklerin, Batı uygarlığıyla, kendilerine başkent yaptıkları İstanbul’da karşılaştığını, bu nedenle “Batı uygarlığıyla Doğu barbarlığının İstanbul’da birbirine karıştığını”  ileri sürer.
Ona göre, Bizans İmparatorluğu ‘Batı uygarlığını’, Türk İmparatorluğu ise ‘Doğu barbarlığını’ temsil eder. ‘Türkiye’nin Batı için taşıdığı jeo-stratejik önemi yüksektir’ der ve ilave eder; “İstanbul Doğu ile Batı arasında altın bir köprüdür. Batı uygarlığı aynı güneş gibi, bu köprüden geçmeden, dünya çevresinde dönemez… Sultan, İstanbul’u yalnızca devrim için emaneten elinde tutmaktadır... Batı’nın Romasını (kapitalizmi) yıkacak olan devrim, Doğu’nun Romasının da (Türk egemenliği) şeytani etkisinin üstesinden gelecektir”.8



Friedrich Engels’in Türk kimliği ile ilgili görüşleri, Karl Marks’ın görüşlerinin farklı değildir ve kimi zaman daha da sertleşerek Herder’in yargılarıyla örtüşür duruma gelmektedir. Avrupa’daki Türk varlığı için ‘ayaktakımının egemenliği’ tanımını kullanan Engels“Bu varlığın er ya da geç son bulacağını ve Avrupa’nın en güzel topraklarının bu ayaktakımının egemenliğinden kurtulacağını” söyler.

1853 yılında yazdığı ‘Türk Sorunu’ (Die Türkische Frage) adlı yazısında, Türk ve Arnavutları, ‘uzun süreden beri her türlü ilerlemeye sert biçimde karşı koyan Yunan karşıtı barbarlar’ olarak tanımlar ve şunları söyler: “Avrupa Türkiyesi’nde Yunan ve Slav burjuvazisinin etki ve varsıllığı sürekli artmakta, Türkler ise her geçen gün biraz daha gerilere itilmektedir. Eğer Türkler, devlet ve asker gücü tekelini ellerinde tutmasalar, kısa sürede yok olup giderlerdi. Türklerin sahip oldukları bu tekel ve uygarlık önünde engel oluşturan güçleri artık güçsüzlüğe dönüşecektir. Gerçek şu ki, Türkler ortadan kaldırılmalıdır...”9

Fizikçi Pascal-Victor Hugo,


Türk ve Türkiye karşıtlığına, düşünürlerden ayrı olarak, teknik bilimlerle uğraşan bilim adamları da, uzmanlık alanları olmamasına karşın Türk karşıtlığı kampanyasına katılmışlardır. Örneğin, akışkanlar mekaniğinde kendi adını taşıyan Pascal Yasasını bulan ve teknik işlerle uğraşan Fransız fizikçi Blaise Pascal (1623-1662), Türklerle ilgili hiçbir somut bilgisi olmamasına karşın; “Atalarından aldığı gelenekleri uygulayan bu kadar çok, inançsız kafir Türk’le karşılaşmak ne kadar elem verici” diye yazılar yazmıştır.10

Türk karşıtlığı özellikle 19. Yüzyıl’da, her alanda ve her zaman, önce Yunan hayranlığıyla başlatılıyor, oradan siyasi alana taşınıyordu. Avrupa’da yerleşik bir politika haline getirilen bu yöntem, 1821 Yunan ayaklanmasının başlatılmasında, propaganda aracı olarak başarıyla kullanılmıştır.

Victor Hugo“En Grêce, ô mes amis! Venqeance! Liberte!”(Yunanistan’a arkadaşlar! Öc Alma! Özgürlük) diye şiirler yazıyor, İngiliz şairler Thomas Moore, Laila Rookh benzer şeyler söylüyor, gezginci ozan Corsaize du Hiaour ve Chalde Harold köy köy dolaşıp ‘tutsak’ Yunanistan’a ağıtlar yakıyordu.11 Fransız Ressam Delacroix‘Mora’da Yunanlıları öldüren Türklerin vahşi uygulamalarını’ işleyen tablolar yapıyordu; Delacroix’nın, Yunanlı ‘Chio’nun Öldürülmesi’ tablosu o dönemde çok ünlenmişti. Oysa, Mora’da, Batı kışkırtmasıyla ayaklanan Yunanlılar, sıradışı bir vahşet uygulamış ve binlerce Türkü katletmişlerdi.12

1876 yılında Fransa’da kurulan ‘Helen Dostları Derneği’nin kurucularından olan Victor Hugo (1802-1885), Yunanistan’a yaşamı boyunca hiç gitmedi ancak orada yaşadığı izlenimi veren şiirler yazdı. Şiirlerinde işlediği Türk karşıtlığı, ‘hocası’ Chateubriand’ı da aşıyor ve daha sert yargılar içeriyordu.

Davranışını ölene dek sürdüren Hugo, ‘Navarin’ adını verdiği uzun şiirinde, Osmanlı donanmasının 1827 yılında Mora’nın Navarin limanında İngiliz, Fransız ve Rus donanmalarının ortak girişimiyle yok edilmesinden duyduğu mutluluğu dile getirir ve ‘Artık Yunanistan kurtuldu, Byron mezarında Navarin’i alkışladı’ der. ‘Türk Marşı’ adlı şiirinde, Türklerin askeri gücünün acımasızlığından söz ederek Türkleri ‘korkunç’ ve ‘vahşi’ insanlar olarak gösterir; ‘Çocuk’ adlı şiirine ‘Türkler oradan geçtiler’dizesiyle başlar ve “Türkler oradan geçtiler/Herşey yıkılmış ve yas içinde” dizesiyle bitirir.13

İngiliz Şair; George Gordon Byron



Batı’da ‘açıklık, neşe, hoşgörü ve özgürlüğün ozanı’ olarak tanımlanan14 İngiliz şair George Gordon Byron (1788-1824), Türk karşıtlığını neredeyse bir yaşam biçimi durumuna getirmişti. Karşıtlığını yalnızca yapıtlarına değil, sahip olduğu büyük serveti kullanarak eylemlerine de yansıtıyordu.


Türk düşmanlığında o denli kararlı ve hırslıydı ki, dengesiz yaşamını bu uğurda harcamıştı. Türklere karşı savaşan Rum çeteleri arasındaki ayrılıkları gidermek ve onları tek bir çatı altında toplamak için Yunanistan’a gelmiş ve 1824 yılında burada ölmüştü. Byron’dan ayrı olarak Amerikalı yazar Edgar Allan Poe’da (1809-1849) aynı duygularla, Türk-Yunan savaşına gönüllü olarak katılmış, ancak o ölmeden ülkesine dönmüştü.


DİPNOTLAR

1       “Alman Kültüründe Türk İmgesi” Prof. Onur Bilge Kula, Gündoğan Yay.,  992 ak, Deniz Som Cumhuriyet 15.12.2002
2       “Türkler Müslümanlar ve Ötekiler” Voltaire, derleyen Osman  Yenseni, İş.Bank Yay., 2.Baskı, sf.87-93
3       “Lettres Choisies de Voltaire” Librainie Garnier Freres–Paris-VII., sf.150
4       “Batı Düşünde Türk ve İslam İmgesi” Prof.O.B.Kula, Büke Yay., sf.37-42
5       “Felsefenin Temel İlkesi” G.Politzer, Sol Yay., 3.Bas., 1971, sf.39
6       “Batı Düşününde Türk ve İslam İmgesi” Prof. O.B.Kula, Büke Yay., sf.13
7       a.g.e. sf.95, 107 ve 116
8       a.g.e. sf.117
9       a.g.e. sf.145 ve 149
10     “Türkler” Stephane Yerasimos, Doruk Yay.-2002, sf.32
11     “Doğulular için Önsöz” Victor Hugo, Le Livre de Poche Yay., sf.6
12     http : // www. tetedeturc . com /prejudes /prejudes.htm
13     “Çağdaşımız Victor Hugo” Server Tanilli, Adam Yay., 2002, sf.76
14     “Büyük Larousse” Gelişim Yay., 4.Cilt, sf.2103

Alıntı/Kaynak: https://kuramsalaktarim.blogspot.com/2020/03/avrupa-kulturunde-turkler.html#more



20200309

Türk Kültüründe Temizlik ve Sağlık​

 

AVRUPA, TEMİZLİK KÜLTÜRÜ’NÜ TÜRKLER’DEN ALDI

Aşağıdaki satırlar 1552 yılında Türklere esir düşüp, üç yıl boyunca Kaptan-ı Derya Sinan Paşa’nın yanında kölelikten en bilgili ve gözde hekimleri arasına yükselen İspanyol Pedro’nun kaleme aldığı ''Kânunî Devrinde İstanbul” isimli kitaptan alınma… Ne kadar doğru ne kadar yanlış bilinmez ama bilinenler bununla sınırlı değil elbette…
“… Türklerin bize haklı olarak yönelttikleri tenkitlerin başlıcası, kirli oluşumuzdur. İspanya’da ömrü boyunca iki kere yıkanmış hiçbir kadın ve erkek yoktur. Türk hamamlarında çok su harcanır. Dünyada İstanbul kadar çeşmesi olan hiç bir şehir yoktur, her sokakta muhakkak bir çeşmeye rastlanır.”
İnanılmaz değil mi?..

Bu garip durum İspanya’ya has bir şey de değil üstelik, o dönem Avrupa’sında yaşanan sıradan bir vaka. Sebebi ise o dönemki doktor ve din adamlarının Avrupa toplumu üzerinde bıraktığı etki, daha doğrusu baskıların bir sonucu.
Zira o dönem doktorlar banyoyu tavsiye etmedikçe yıkanmanın sağlık açısından tehlikeli olduğu inancı yaygındı. “Günlük Sağlık Bakımı” isimli kitabın yazarı olan doktor John; “Kulaklara kaçırmamak şartıyla başınızı yıkayabilirsiniz.” diyordu. Fakat Jean de Renoe adlı başka bir doktor ise aynı fikirde değildi. “Ellerinizi yıkayabilirsiniz. Ayaklarınızı da yıkamanızda bir mahzur yoktur. Fakat başa su sürmek, son derece tehlikelidir. Unutmamalıdır ki başa sürülen su, her türlü derdin kaynağıdır.” görüşünü savunuyordu.



Bu gibi konularla yakından ilgili bir yazar olan Theophrashe Renaudot da bir kitabında aynı konuya temas etmişti: 
“Doktorlar tavsiye etmedikçe banyo yapmak sadece lüzumsuz bir hareket değil, tehlikelidir de… En büyük zararı da müstakbel annelerin karınlarındaki hayat meyvelerini yok etmesidir.”

XVI. yüzyılda Aziz Benedik, dindarlara ve özellikle gençlere; “Banyo, ancak bazı durumlarda izne tâbidir.” diye seslenirken, Aziz Francis ise; “Yıkanmamış vücut dindarlığın işaretidir.” şeklinde sözler ediyordu. 

İspanya Kraliçesi İzabel, hayat boyu sadece 2 defa, biri doğumunda ve diğeri gerdeğe girerken banyo yapmış olmakla övünüyordu.

İşte su dan bu denli korkulduğu dönemde Avrupa toplumunda pislik almış başını gidiyordu. Öyle ki uzun süredir yıkanmayan, hatta silinip temizlenmeyen insanlar, üzerlerindeki pis kokuyu örtmek için ağır parfümler kullanıyorlardı.

Haçlı Seferleri sırasında Müslümanların hamamlarını tanıyan Hıristiyanlar, ülkelerine döndüklerinde bu fikri Avrupa’da canlandırmaya çalıştılar.

Nihayet bu karanlık dönem Pasteur’un sağlık kurallarına verdiği önemden sonra düzelmeye başladı. 19. yüzyıla gelindiğinde temizlikle ilgili önemli adımlar atıldı Avrupa’da. 1860’ta, Londra’da sayısı 10 olan halka açık yıkanma evlerinin sayısı artırıldı. Bu hareket Amerika’ya da yayıldı.



Avrupa’da bütün bunlar olurken, Osmanlı İmparatorluğunun en ihtişamlı zamanında, şehrin her mahallesinde sıcak ve soğuk banyoları, çeşmeleri, kubbeli mermer odalarıyla, haftanın belirli günlerinde de sadece kadınlara açık olan bir hamam mutlaka bulunurdu.

Evliyâ Çelebi’nin aktardığına göre, 17. yüzyılda İstanbul’da 4 536 özel hamam ve 300 adet halka açık hamam bulunuyordu. Bu durum yabancı seyyahların da dikkatini çekmiş olacak ki; yazdıkları seyahatnâmelerde bu konuya sık sık değindiler.
M. de Thevenot 1665 yılında Paris’te yayınladığı “Relation d’un voyage fait an Levant” isimli eserinde, 
“Türkler çok yaşarlar ve az hasta olurlar. Bizim memleketlerdeki böbrek hastalıkları ve daha bir sürü tehlikeli hastalıkların hiçbirini bilmezler. Öyle zannediyorum ki, Türklerin bu mükemmel sıhhatlerinin başlıca sebeplerinden biri de sık sık hamama gitmeleri ve yiyip içmedeki itidalleridir. Çünkü az yemek yerler, Hıristiyanlar gibi karma karışık şeyler yemezler, içki âlemleri yapmazlar ve daima idman yaparlar.” 
der.

Uzun yıllar ülkemizde kalan bir başka seyyah Edmondo de Amicis, 1883 yılında Paris’te yayınladığı “Constantinople” isimli eserinde temizlikle ilgili olarak Türkler hakkında şunları yazar:
“… Yüzler, eller, ayaklar tertemiz, yamalı kıyafet pek az ve hele kirlisi hemen hiç yok…”

Türk Kültüründe Temizlik ve Sağlık​

Avrupa milletleri sağlığa zarar veren şeylerden kaçınmayı ve temizliği Türkler’den öğrenmişlerdir. Avrupa’da salgın hastalıkların kol gezdiği ve Avrupalıların temizliğin ne olduğunu bilmedikleri çağlarda Türkler’in temizliği ve sıhhati tarihi belgelerle sabittir:
“Hem vücutlarını tertemiz tutmak hem sıhhatlerini idame etmek için Türkler hamama çok giderler. Onun için şehirlerde birçok güzel hamamlar mevcut olduğu gibi hiç olmazsa bir tek hamamı olmayan hiçbir köy yoktur. Bütün hamamlar hep aynı şekilde yapılmıştır ve aralarında bazılarının daha büyük ve mermerlerle daha fazla süslenmiş olmasından başka hiçbir fark yoktur…Türkler çok yaşarlar ve az hasta olurlar. Bizim memleketlerdeki böbrek hastalıkları ve daha bir sürü tehlikeli hastalıkların hiçbirini bilmezler. Öyle zannediyorum ki Türkler’in bu mükemmel sıhhatlerinin başlıca sebeplerinden biri de sık sık hamama gitmeleri ve yiyip içmedeki itidalleridir. Çünkü az yemek yerler Hıristiyanlar gibi karmakarışık şeyler yemezler umumiyet itibarıyla içki alemleri yapmazlar ve daima idman yaparlar.” 
(M. Thevenot)


“Türk evlerinde temizlik azami derecededir: Döşeme tahtaları halılar ve Mısır hasırlarıyla kaplıdır; pabuçlarla kunduraların merdiven önünde bırakılması adet olmak itibarıyla odalarda sofalarda çamurlara ve ayak izlerine pek nadir tesadüf edildiği halde bütün evlerde her hafta muntazam tahta silinir.” 
(M. Thornton)


“… Sünnet olmak ve vücuttaki tüyleri izale etmek saçları kesmek geniş elbiseler giymek günde beş vakit abdest almak her tabii ihtiyacın defini ve en ehemmiyetsiz kirleri müteakip yıkanıp temizlenmek yemekten sonra el ve ağız yıkamak her hafta ev temizlemek haftada bir kere ve hatta ekseriya birkaç kere hamama gidip gayet ucuz yıkanmak gibi adetleriyle Türkler’i görürüz.” 
(A. Brayer)



VE DOKTORLARIN TEMİZLİK KONUSUNDAKİ UYARILARI:

20200219

Türkiye'de neden Hun Torunuyuz, Göktürk torunuyuz Uygur torununuyuz, Avar, Hazar torunuyuz denmiyor da sadece Osmanlı torunuyuz deniyor?

 
Herkes neden sadece Fatih'in, Selim'in torunu oluyor..??
Neden hiç kimse Teoman Han'ın. Mete hanın, Attila'nın, Kürşat'ın, Gültigin'in Bilge Tekin'in, Osman Batur'un. Şeyh Şamil'in torunuyum demiyor..
Osmanlı'dan başka devlet mi bilmiyorlar yoksa..??
Bu ''Osmanlı torunuyum'' diyenler arasında
Kavimler göçü sonrası Avrupa'da kurulan ilk Türk devletini bilen var mı..??
Balamir Kağan'ı tanıyan var mı aranızda eyyy Türkçü geçinen Osmanlıcılar..
Yani, mesele tarihe sahip çıkmaksa Gök Türk devletinden has bir model devlet var mı..??
Neden sadece Osmanlı..?? Saltanat ile yönetildiği için mi..??
Avarları, Hazarları tanıyan var mı aranızda.??
Hazar Türk devleti bugünkü Rusya'dan daha büyüktü..
Belki adını bile duymadınız.. Niye ille de Osmanlı..
Harfleri Arapçayı anımsatıyor diye mi..??
Sizin Türklükle, Tarihle ilginiz yok..
Sizin, yobazlıkla ilginiz var..
Geri kalmışlıkla, Sizi yönetenleri şatafatlı hayatlarıyla,
Yalakalıkla ilginiz var..
Mesela tarihe sahip çıkmaksa Osmanlı'dan daha büyük devletlerde var tarihimizde...
Oğuzlar, Türğişler, Karluklar...
Neden hiç Karahanlı, Kıpçak, Gazne, Selçuklu torunuyuz diyen yok..
Memluk(Kölemen) Türk devletini duyan var mı aranıza..??
Ya İhşidleri, Eyyübileri, Tulunoğlu Türk Devletlerini bilen var mı aranızda? Ya da bunların hikayelerini bilen..??
Siz sadece takke, cübbe, sakal seviyorsunuz..
Bu yüzden Osmanlı torunuyuz diyorsunuz..
Tarihte övünülecek çok daha büyük devletler çok daha büyük kahramanlar varken neden sadece Osmanlı..??
...
....

İskitlerden, Partlardan, Hattilerden, Subarlardan Ak veya Kara Hunlardan, Avarlardan, Etrüsklerden haberiniz yok..
Bir tek Osmanlı biliyorsun ama onuda yanlış biliyorsun..
Hadi tanışın gerçek Osmanlıyla bari...
Cumhurbaşkanlığı Forsu' nda bile 16 Türk Devleti var ve Onaltıncısıdır Osmanlı. Çevrenizde küçük bir sosyal deney yapın bakalım, yada küçük bir test; bu forstaki 16 devleti bilecek tek bir kişi çıkabilecek mi? Çıkarsa da onu ödüllendirin...

Kaldı ki bu Fors' da çok eksiktir...


Niye Cumhuriyetçiyiz ?
Niye güçlü Parlamenter sistem şart?
Osmanlı İmp. da,Türklerin ana rolü; tarım, hayvancılık ve askerlik yapmaktı.
Saraydaki 5 kişinin kararıyla Fizandan Yemen'e kadar asırlarca savaştırılan Müslüman Türk ordusunun son halini görmeye hazır mısın?

Niye Cumhuriyetçiyiz ? Niye güçlü Parlamenter sistem şart? Osmanlı İmp. da, Türklerin ana rolü; tarım, hayvancılık ve askerlik yapmaktı. 

Türk Tarihinin Ana Hatları kitabının  önsözündeki şu ibareler çok anlamlıdır: 
"1000 yıldan fazla süren İSLAMLIK/HIRISTİYANLIK davalarının doğurduğu düşmanlık duygusuyla tutucu tarihçiler bu davalarda asırlarca İslamlığın öncülüğünü yapan Türklerin tarihini kan ve ateş maceralarından ibaret göstermeye çalıştılar!
Türk ve İslam tarihçileri de Türklüğü ve Türk medeniyetini, İslamlık ve İslam medeniyeti ile kaynaştırdılar; İslamlıktan önceki binlerce yıla ait devreleri unutturmayı ÜMMETÇİLİK siyasetinin icabı ve din gayreti vecibesi bildiler. Yakın zamanlarda Osmanlı İmp. na dahil bütün unsurlardan tek bir milliyet yaratma hayalini güden OSMANLILIK akımı da, Türk adının anılmaması, Milli Tarihin yalnız ihmal değil, hatta yazılmış olduğu sayfalardan kazınıp silinmesi yolunda 3. bir etken halinde diğerlerine eklendi. Bütün bu olumsuz cereyanlar, doğal olarak, okul programları ve mektep/okul kitapları üzerinde bile etkisini gösterdi ve Türklüğün, çadır, aşiret, at, silah ve savaş kavramlarıyla eşanlamlı tutulması geleneği mektep kitaplarımıza kadar girdi." ...

Görüldüğü gibi, Cumhuriyet Devrimi önderliği, tarih çalışmalarına, Avrupamerkezci tarih tezlerine karşı, milli/ulusal-devrimci tarih teorisini inşa etmek için başlamıştır. 



Birinci çıkış noktası, Batı'nın Türk tarihine ilişkin görüşlerinin çürütülmesidir.



İkinci hareket noktası ise, birinciyle bağlantılı olarak, Cumhuriyet toplumunu Ortaçağın ümmetçi tarih görüşünden arındırmaktır. (Kemalizm'den asıl nefret edilme sebebi budur)



Bilindiği gibi, 18. yy dan sonra üretilen Avrupamerkezci tarih teorisi, insanlık tarihini, eski Yunan-Roma uygarlıkları ekseninde açıklamış ve uygarlık mirasını da Asyalı ve Ortadoğulu kaynaklarından kopararak, Avrupa'nın tekelinde göstermişti.

(Bknz: Kara Atena eleştirisine)


Batı Avrupa dışındaki halklar, bu arada Türkler, uygarlık yaratan değil, uygarlıkları yağmalayan ikinci sınıf " barbar" ırklardan sayılmıştı. Bu halklar, ancak Avrupa'nın yönetimi altında uygarlaşabilirlerdi!!! 

yani Avrupamerkezcilik, emperyalizmin sömürgecilik siyasetini haklı göstermek için bilimdışı bir zeminde imal edilmişti.


Kemalist Devrim önderliği, hem Kurtuluş Savaşı'yla milli devleti kurarken, hem de Cumhuriyet Devrimi'ni gerçekleştirirken, Avrupamerkezci safsatalarla gögüs göğüse geldi. Bu nedenle, emperyalizme karşı silahlı mücadele, daha sonra kültürel düzlemde devam etti.



Tarih çalışmalarının ikinci cephesi, "din gayreti" içindeki ortaçağ güçlerine karşıydı. Cumhuriyet önderliğinin amacı, yıkılan feodal Osmanlı Devletinin ideolojisiyle hesaplaşmak ve topluma Cumhuriyet'in milli ideolojisini hakim kılmaktı. 

(Devamı ekli kitaptan okunabilir.)


Alıntı: Sosyal Medya
Sakalar İskitler (Gizlenen Eski Anadolu Halkı)
@iskitlilerden


🎞️Bir vatandaş, Dubai ve Türkiye’deki metro istasyonlarını karşılaştırdı.

  Bir vatandaş, Dubai ve Türkiye’deki metro istasyonlarını karşılaştırdı. pic.twitter.com/zB0iENTSdL — Telgraft (@telqraft) April 12, 2026  ...