Blog Listem

10 Kasım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
10 Kasım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20260120

📖 Betül Mardin kimdir?

Betûl Mardin (1 Aralık 1926, İstanbul) Türk halkla ilişkiler uzmanı. Türkiye'de halkla ilişkilerin temellerini atan kişidir.

Kökleri İslam dininin peygamberi Muhammed'in torunu Hüseyin'e kadar gittiği iddia edilen bir Osmanlı ailesi olan Mardin ailesinin ikinci çocuğudur.[1] Ünlü müzik yapımcısı Arif Mardin'in ablasıdır. Akgün Ustalar'dan Şerife Leyla Ustalar adlı bir kızı ve Haldun Dormen'den Ömer Dormen adlı bir oğlu olan Mardin'in üç torunu vardır.

Arnavutköy Amerikan Kız Koleji ve BBC Televizyon Kursu Mezunu olan Mardin, 1995 yılında Uluslararası Halkla İlişkiler Derneği'nin (IPRA) başkanlığına kadar yükselmiştir ve bu göreviyle de IPRA'nın ilk Türk kadın başkanı olmuştur. Daha sonra Uluslararası Halkla İlişkiler Derneği tarafından kendisine verilen "Member Emeritus" unvanıyla da, dünyada sayılı kişide olan bu ödülle, halkla ilişkilerde bir üstad sayılmaktadır. İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler bölümü öğretim üyesidir.  -Wikipedia

 

BETÜL MARDİN

Yeni Cumhuriyet'in henüz emekleme çağında olduğu 1926 yılında, Şişli'de bir evde dünyaya gelir Betul Mardin. Annesi Fatma Fahire'nin beklediği elbette nur topu gibi bir oğlandır, zira devir henüz o devirdir, bir kız çocuğunun anne babasının gözünde kıymeti pek yoktur. Fakat umduğu gibi olmaz, küçük kız dünyaya bir hayal kırıklığı formunda gelir. Üstelik bu, Fatma Fahire Hanım'ın ikinci kez kız doğuruşudur. Öyle ki o ilk nefesinin yaktığı ciğerlerinden bir çığlık koparır, odayı dolduranlar da annesine bir kız doğurduğunu nasıl söyleyeceklerini düşünürken, bu "kara haberi" alan annesi ise kaynanasına ne diyeceği düşüncesiyle bayılıverir.. Göbek bağı bile Mehmet Arif adıyla kesilir. Bu isim, dedesi Mardinizade Mehmet Arif'ten gelmektedir. Kendi adına kavuşması için önce hayal kırıklığının yatışması gerekir ve küçük kızın adı molla dedesi tarafından Kuran-ı Kerim'den seçilerek konur: Betul..

O her ne kadar bir Cumhuriyet çocuğu olsa da içine doğduğu aile saray terbiyesi ile yetişmiş, hala o terbiyeye göre yaşamayı sürdüren bir ailedir. Büyük bir köşkte, geniş bir aile şeklinde yaşarlar. Upuzun masalara kalabalık sofralar kurulur her öğün. Masanın başında ailenin reisi Necmettin Molla oturur hep. Bu sofrada çocukların konuşması yasaktır. Dedesi, tuzluğu masanın üzerine koyar ve "Tuzluğun bu yanındakiler konuşamaz," der. O yan, çocukların oturduğu kısımdır. Küçük Betul de bütün gücünü, bütün enerjisini dinlemeye vakfeder bu yüzden. Dünyaya, hayata, kültüre ve sanata dair ilk fikirlerini de bu sofralarda edinir. Ablası Leyla ve kendisinden birkaç yıl sonra doğup annesinin uzun süren hasretini sonlandıran kardeşi Arif'le birlikte İsviçreli dadılarının eteğinde büyürler. İsviçreli dadıları Betul'ün annesiyle Fransızca, babasıyla Almanca konuşur. İngilizce ve Arapça da evde konuşulan diller arasındadır. Bütün bu dillerin karmaşası bir de İsviçreli dadının şiddete dayanan disipliniyle birleşince, küçük Betul adeta dilsiz olur. Dadısından öyle dayaklar yer ki bu dayaklar vücudunda kalıcı hasarlara sebebiyet verir. Üstelik aile üyeleri de farkındadır bu dayağın; zaman zaman akrabaları da şahit olur dayaklara, fakat bu durum aile içinde hiçbir zaman konuşulmaz..

Betul'ün dilsizliği dört buçuk yaşına dek sürer. Ağzından ilk çıkan sözcükler Fransızca "Evet" ve "Hayır"dır. Fakat bu kez de kekemelik belasına tutulmuştur. Bu kekemelik 13 yaşına dek sürer ve aile içinde alay konusu olmasına sebep olur. Başka biri için bir ömür boyu peşini bırakmayacak bir bela olabilecek bu yetersizlik duygusu onun için kamçıdır. 13 yaşında, bir ağacın altında, "Bir daha kimsenin seninle alay etmesine izin verme!" diye kendisine söz verir ve o sözü tutana kadar durmaz..

Beş yaşında başladığı ilkokul bitince, ablası Leyla'nın peşinden, on yaşında Arnavutköy Amerikan Kız Koleji'ne gönderilir. Kolej yıllarında ablası Leyla vereme tutulup vefat edince ailesi kolejde yatılı okumasını yasaklar, artık hep anne babasının dizinin dibindedir. Bu yakınlık onların kalan ömrü boyunca, aynı apartmanın iki ayrı katında sürecektir..

Kolej yıllarının ardından hayali elbette üniversitedir, fakat babası bu fikre şiddetle karşı çıkar. Ona göre kızının karma eğitim verilen üniversiteye gitmesi, erkeklerle yan yana oturup eğitim alması düşünülemez bile. Fakat bu engelleme bile genç kızın içindeki eğitim aşkını bastırmaz. Sonraki birkaç yıl boyunca dikiş nakıştan yemeğe, sofra adabından çocuk bakımına kadar bulduğu her kursa gider. Ailesi sadece eğitim almasına değil, iş hayatına atılmasına da karşıdır..

1948 yılında, 22 yaşında, ilk evliliğini Türkiye'nin ilk işçi milletvekili Numan Ustalar'ın oğlu Akgün Ustalar ile yapar. Bu evlilikten ilk çocuğu Leyla doğar. Kocası avukattır fakat maaşı evi geçindirmeye yetmez. Her ne kadar eşinin çalışması fikrine o da sıcak bakmasa da Betul'ün evden İngilizce dersleri vermesine, çeviriler yapmasına engel olmaz. Geçim sıkıntısını da bu sayede aşarlar.. Evlilikleri ne yazık ki kalıcı olmaz. Akgün Ustalar'ın çapkınlıkları evliliğin sonu olur.. Aynı yıllarda Mısır'da yaşanan yeni gelişmelerle ailesi de Mısır'daki büyük mal varlıklarını kaybedince, Betul'ün çalışması bir tercih olmaktan çıkarak bir zorunluluk haline gelir.. İş hayatına "Tercüman" gazetesi için tercümeler yaparak başlar, 600 lira maaşla.. Gazetedeki dördüncü gününde sayfa editörü olur, kültür sanat sayfasından artık o sorumludur. Bu görevi tam üç yıl boyunca sürdürür. O günlerde kapısını sık sık çalan genç bir tiyatrocu vardır: Haldun Dormen. Dormen, Betul Mardin'in yabancı dillerden tercüme ettiği tiyatro oyunlarını kumpanyasıyla beraber sahneye koyar. Mardin, Haldun Dormen'in oyunlarının tanıtım faaliyetlerine, galalarına, sahne ve kostüm tasarımlarına katkıda bulunur. Aralarındaki samimiyet kısa sürede bir ilişkiye dönüşür ve evlenirler. Kısa bir süre sonra da oğulları Ömer dünyaya gelir..

Mesleği gereği zamanının büyük bir kısmını tiyatrosuyla yollarda, turnelerde geçiren Haldun Dormen, bir gün eve yakın arkadaşlarından, oyun yazarı Turgut Özakman'ı getirir. Betul ona ne iş yaptığını sorduğunda, "TRT'de çalışıyorum, genel müdürüm" cevabını alır. Bu cevap hayli şaşırtıcıdır, zira o günlerde henüz kuruluş aşamasında olan TRT'nin adı sanı duyulmamıştır. Özakman, Betul'ü kendileriyle beraber çalışması için davet eder. Mardin önceleri bu fikre fazla sıcak bakmasa da, eşinin de yüreklendirmesiyle kendini Ankara'da bulur ve "uzman program yardımcısı" olarak işe başlar. Bu dönemde Haldun Dormen'le evlilikleri sona erer, çünkü birbiriyle öyle uyumsuz hayatlar sürmektedirler ki aynı evin içinde yaşasalar da çoğu zaman görüşemez olmuşlardır. Öyle kırıp dökmeden, öyle medeni bir ayrılıktır ki onlarınki; boşanmanın ardından Haldun Dormen, Betul Mardin'e bir demet pembe gül göndererek mutlu olmasını diler.. Böylece, ömür boyu sürecek bir dostluk evresine adım atarlar ..

Sonra, BBC'nin açtığı sınavı kazanarak altı aylık televizyon programcılığı eğitimi almak üzere Londra'ya gidiş. Bu arada oğlu ve kızı büyükanne ve büyükbabasının evinde kalırlar. Dönüşünde hafta içinde Ankara, hafta sonları trenle İstanbul'a gidiş geliş.. Sonunda evlatlarına duyduğu hasret ağır basar ve TRT'deki işini bırakarak İstanbul'a döner..

Geçimini yeniden sağlamak için yeni bir arayış içindeyken, yakın dost olduğu Ahmet Dağlı ona telefon eder ve çalışanları ile arasında bir köprü olmasını önerir; ayrıca, bu mesleğe Fransa'da "relation publique" dendiğini söyler. Böylelikle, aldığı bir telefon sayesinde henüz ülkemizde adı konmamış bir meslekle, "halkla ilişkiler"le tanışmış olur ve daha ilk anda ait olduğu yeri bulduğunu hisseder. Akbank'ın halkla ilişkiler departmanını oluşturur ve haftanın üç günü burada çalışmaya başlar..

Kısa sürede birçok farklı alandan müşterileri olur.. Fakat 1971'in Ocak ayında görünmez bir kaza sonucu düşer ve kalçası kırılır. Artık topal bir kadındır. Dünyası başına yıkılır. Onu bu karanlık çukurdan çıkaranlar oyuncu dostları Ayla ve Beklan Algan olur. Hastane odasına şık bir baston ve bir fularla gelen Ayla Algan, ona aslında önemli olanın nasıl olduğu değil, nasıl göründüğü olduğunu da öğretir. Hasta yatağında Mardin'i çalıştırıp ona kısa kalan bacağını nasıl kamufle edebileceğini, bastonu ve fuları nasıl kullanabileceğini öğretir. Bu, bugün hepimizin bildiği, klasikleşmiş Betul Mardin imajının da doğuşu olur...

1995'te Uluslararası Halkla İlişkiler Derneği / IPRA'nın Dünya Başkanlığı'na seçilir; halkla ilişkiler sektörünün Oscar'ı sayılan "ATLAS" ödülüne layık görülür. 99 yaşını sürdüğü bu günlerde bile etrafına ilham saçmayı ve ışık olmayı sürdürür. Çünkü içindeki güneş bir gün olup sönmemiştir onun ve kendini var etmenin kitabını yazmaya devam ediyordur bütün yaşantısıyla..

(ECE KARAAĞAÇ, "Kendini Var Eden Kadın: Betul Mardin", MASA Dergisi, Mart 2022)

Alıntı:

🌐 EDEBİYAT KÜLTÜR SANAT FELSEFE MOTİVASYON KULÜBÜ



🎞️🗣️🎙️  Betül Mardin Atatürk'ün Vefat Ettiği Günü Anlatıyor... 10 Kasım 1938'de Yaşananlar... 

  


 18 Şub 2020  #PelinBatu #10Kasım #BetülMardin

Mardin ailesinin fertlerinden Betül Mardin Pelin Batu'nun sorularını cevapladı...
  • Betül Mardin'in konuşmasında Atatürk'ün rolü neydi?
  • Betül Mardin'in babası neden Atatürk'ün önünden ekmeğini aldı?
  • Dönemin sofralarını ve Atatürk'ü Betül Mardin anlatıyor...
10 Kasım 1938'de neler yaşandı Betül Mardin anlatıyor...



🎞️🗣️🎙️ Bugün Gazeteleri Okuyunca Gülüyorum | Betül Mardin 


Pelin Batu'nun bu hafta konuğu Türkiye'ye halkla İlişkiler kavramını getiren duayen isim Betül Mardin...

Arif Mardin ve Şerif Mardin'in kardeşi olan Betül Mardin Türkiye'ye halkla ilişkileri getiren isim olarak bilinmektedir.

20251109

📰 ''Atatürk’ün ölmediği doğrudur'' - Dr. Doğu Perinçek

 

Doğu Perinçek: Atatürk’ün ölmediği doğrudur

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün aramızdan ayrılışın 87'inci yıldönümünde paylaştığı mesajında

 "Tarihin ertelediği büyük davalar, eninde sonunda insanlığın önüne çıkar ve başarıya ulaşır. Bu nedenle Atatürk’ün ölmediği doğrudur." dedi.

09 Kasım 2025,

Türk Devrimi'nin lideri, cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ölüm yıldönümü olan 10 Kasım milli vicdânda önemli bir yere sahip.

10 Kasım 1938 tarihinde dünyaya gözlerini kapayan Gazi, üzerinden 87 yıl geçmesine rağmen dünyada eşi görülmemiş bir saygıyla anılıyor.

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ise 'Atatürk'ün ölmediği doğrudur' başlığıyla yayınladığı '10 Kasım' mesajında Gazi'nin Asya Çağı'nın seçkin önderleri arasında yerini aldığını vurguladı.

Perinçek, mesajında şu ifadelere yer verdi:

"Mustafa Kemal Atatürk, Türk Devriminin doruğundaki Büyük Devrimci Önderdir. Türk Milletinin başına geçerek dünya ölçeğinde büyük bir işe önderlik etmiştir.

1876 Meşrutiyet Devrimiyle, 1908 Hürriyet Devrimiyle ve Birinci Cihan Savaşında başlayan Kurtuluş Savaşımızla sürüp gelen Türk Devrimi, Kemalist Devrimle doruğa çıktı.

Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğindeki Kemalist Devrim, emperyalizmin zincirini kırdı, Sultanlığı yıktı, Ortaçağ bağımlılıklarına ağır darbeler indirdi. Bütün Dünyada Mazlum Milletlerin kurtuluş savaşlarını ateşledi.

Atatürk, Mazlum Milletlerin yepyeni bir dünya kuracaklarına kesin kanısını vurgulayarak, Yükselen Asya Çağının eylemine önderlik etti ve haberini verdi.

Atatürk, Türk Devriminin doruğundaki önder olmanın ötesinde, Asya Çağının önderleri arasında seçkin bir konumdadır.

Şimdi Türkiye ve Gelişen Ülkeler, 20. Yüzyıldan kalan büyük insanlık işini kesin zafere ulaştırmanın eşiğindedir.

Atatürk’ün Türk milletine bıraktığı bir iş var: Millî Demokratik Devrimimizi emekçi sınıfların önderliğinde tamamlamak, Üreticilerin Millî Hükümetini kurarak Yükselen Asya Uygarlığının öncü konumlarında yer almak!

Yine Atatürk, Bolivar, Lenin, Mao Zedung, Lumumba, Bin Bella gibi Asya Çağı öncülerinin insanlığa bıraktıkları büyük bir iş var: Köhneyen Emperyalist Kapitalist Sisteme son vermek ve Asya Uygarlığını inşa etmek!

'TARİH HİÇBİR İŞİ YARIM BIRAKMAZ’

Tarih, hiçbir işi yarım bırakmaz. Tarihin ertelediği büyük davalar, eninde sonunda insanlığın önüne çıkar ve başarıya ulaşır. Bu nedenle Atatürk’ün ölmediği doğrudur.

Şimdi Türk milleti, iki yüzyıllık Türk Devrimini kesin zafere ulaştırmanın eşiğindedir.

'TÜRK DEVRİMİNİ TAMAMLAYACAĞIZ’

Türkiye, A B D ve İ s r a i l merkezli tehditlere Türk Devrimini tamamlayarak yanıt verecektir. İşçilerle, çiftçilerle, kamu emekçileriyle, esnafla, zenaatkârla, millî sanayici ve tüccarla Üretenlerin Türkiyesini kuracağız. Çarşılarımıza bereket ve şenlik getireceğiz.

Türkiye, Atatürk’ün demokrasi tanımında olduğu gibi, “Şeyhler, dervişler, müritler ve cemaat mensupları ülkesi olmayacaktır.”

KIBRIS VE DOĞU AKDENİZ VURGUSU

Türk de biziz Kürt de biziz, hepimiz Türk Milletiyiz. İki yüzyıllık Türk Devriminin Türkiye Cumhuriyeti’nde ve Türk Milletinde bütünleşme hedefi önümüzde ve ellerimizdedir.

Türkiye Cumhuriyeti ve birleşen Türk Milleti, A B D ve İ s r a  il’in İkinci İ s r a i l planlarını bozacak, Doğu Akdeniz’i ve Kıbrıs’ı Emperyalistlere ve S iy oni stlere asla teslim etmeyecektir.

Atatürk’ün devrimci pratiği, arkamızda kalan bir hatıra değil, bize Bağımsız, İnsancıl, Halkçı, Devletçi, Paylaşmacı, Aydınlanmacı ve Devrimci Türkiye hedefini gösteren ışıktır.

Atatürk’ün ölmediği doğrudur.

Atatürk, Türk milletinin zafere ilerleyen Devrimci mücadelesinde bizimledir ve yine devrimci karakteriyle milletimizin yol göstericisidir."

Kaynak: Aydinlik.com.tr - HABER MERKEZİ

https://www.aydinlik.com.tr/haber/dogu-perincek-ataturkun-olmedigi-dogrudur-555168


20241110

⚽️🇹🇷10 Kasım ve Futbol... Galatasaray'dan ve Fenerbahçe'den10 Kasım'a özel koreografi ve müzikler

 



 🎞️ RAMS Park'ta muhteşem taraftarımızdan muhteşem #10Kasım koreografisi! ♾️


Galatasaray'dan 10 Kasım'a özel koreografi ve müzikler
Kasım 10, 2024

Galatasaray'ın evinde Samsunspor'u ağırladığı maç öncesi tüm statta Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün sevdiği müzikler çalındı.

Süper Lig'in 12. haftasında Galatasaray sahasında Samsunspor'u konuk ediyor. Mücadele öncesi RAMS Park'ta 10 Kasım Atatürk'ü anma programı kapsamında Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün sevdiği müzikler dinletildi.

Sarı-kırmızılı kulüp, Atatürk'ün ölüm yıl dönümü nedeniyle uzun süre stat hoparlörlerinden marşlar yerine Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün sevdiği şarkı ve türkülere yer verildi.

10 Kasım'a özel koreografi

Galatasaray taraftarı, Mustafa Kemal Atatürk'ün vefatının 86'ncı yıl dönümü için koreografi düzenledi.

İki tribünde kartonlarla yapılan koreografide Kuzey Tribünü'nde iki büyük Türk bayrağı arasında Ulu Önder Atatürk'ün silueti oluşturuldu. Doğu Tribünü'nde ise "Dün, bugün, yarın, daima Atam izindeyiz" yazıldı.

Galatasaraylı futbolcular da ısınma sırasında üzerinde Atatürk'ün fotoğrafının yer aldığı tişörtler giydi.

Konuk takım da Atatürk'ü andı

Samsunsporlu futbolcular da ısınmaya önünde Atatürk'ün fotoğrafının yer aldığı tişörtlerle çıktı.

Deplasman tribününü dolduran ve özellikle siyah giyen kırmızı-beyazlı taraftarlar, maç öncesi beyaz kartonlar ve büyük bir Atatürk resmiyle koreografi yaptı. Taraftarlar, "Kasımda aşk başkadır çünkü bize ölümsüz bir aşkı anlatır" yazılı pankart açtı.

Ayrıca iki takım seremoniye "Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ü saygı, özlem ve minnetle anıyoruz" yazılı pankartla çıktı. Ayrıca İstiklal Marşı öncesinde saygı duruşunda bulunuldu.


📰 🇹🇷Atatürk Zamanı - Dr. Doğu Perinçek. #10 Kasım 🇹🇷

 


Atatürk Zamanı 
Dr. Doğu Perinçek 

 Türkiye'miz, büyük karara, büyük çözüme gidiyor. Üretim Devrimi'nin eşiğindeyiz. Bölücü terör yurtiçinden ve sınır ötesinden temizlenecek, vatan bütünlüğü sağlanacaktır. En son büyük önder Atatürk'ün önderliğinde doruğa ulaşan Milli Demokratik Devrimimiz tamamlanma aşamasındadır. 

 Mustafa Kemal Atatürk, Türk milletinin imparatorluk birikimini ve tarih yapan olanca yeteneğini azami ölçülerde seferber etti. Bugün de milletimizin ve Üretim Devrimine önderlik eden emekçi sınıfların yüksek yeteneğini seferber etme zamanıdır. Bugünkü aşamada Türk devriminin önderliği emekçi halkındır. Vatan Partisi bu görevin başındadır. 

 Zaman Atatürk zamanıdır. Gün Atatürk günüdür. Saat Atatürk saatidir. Bu nedenle Atatürk bir anı değil, önümüzdeki ışıktır. 

 Önümüzde yine zorluklar var. Önümüzde yine zorluklardan devrimle çıkma görevi var. Bu nedenle önümüzde büyük #devrimci Atatürk var. 

 Türk devrimi, son iki yüzyılda Rusya, Çin, Hindistan ve İran ile birlikte Asya çağının öncülerindendi. Şimdi Asya çağının son büyük atılımını yaşıyoruz. Önümüzde Asya'nın Atlantik emperyalizmine karşı kesin zaferi var. #Türk devrimi bu zaferin öncüleri arasında seçkin bir yere sahiptir. Atatürk, "Asyaî bir milletiz" demişti. Asyalıyız ve Asya çağının kapısını açan mücadelenin ön mevzisindeyiz. 

 Bugün Atatürk'ü anmak, zorlukların üzerine yürümektir. Devrimci olmaktır. Asyalı olmaktır. Asya çağının kurucularından olmaktır. 

 O, her zaman bilincimizde, her zaman yüreğimizdedir. Atatürk, her zaman bağımsızlık isteyen devletlerin, kurtuluş isteyen milletlerin, devrim isteyen halkların bilincindedir. ,

Dr. Doğu Perinçek
Aydınlık Gazetesi

20210125

✍️ Atatürk’ü anlamak, Atatürkçe düşünmek - Koray Gürbüz

11 Kasım 2018

Atatürk için ağlamak, Atatürk’e özlem duymak ya da onu çok sevmek ayrı şeylerken Atatürk’ü anlamak çok daha farklı bir şeydir. Onu anlamak için öncelikle yaşadığı dönemi bilmek, mücadelesinin satır başlarına bakmak ve yetim Mustafa’dan Atatürk’e kadar geçen süreci iyi analiz etmek gerekir. Bu yapıldığında görülecektir ki Atatürk sadece bir insanın adı değildir. Atatürk aynı zamanda teşkilatçılık, milliyetçilik, tam bağımsızlık, anti-emperyalizm ve halkçılık, ... da demektir. 

Atatürk, şartlar ne olursa olsun milletten ve davadan ümidi kesmemek ve gerektiğinde Elmadağ’a çıkıp son mermiye kadar savaşmayı düşünmek demektir. O halde Atatürk’ü gerçekten anlamak için Atatürkçe düşünmeyi öğrenmek ve hangi zaman diliminde yaşanıyorsa o zamanın gerekliliklerine göre birbirini tamamlayan adımlar atmak da gerekir.

ALKIŞ ALMAK İSTEYİNCE... 

Ne yazık ki bazı yurttaşlarımız Atatürk’ü anladıklarını düşünseler de Atatürk’ün eylemciliğini, devrimciliğini, stratejik bakış açısını çok iyi kavramış gibi görünmüyorlar. Bu yüzden kim televizyona çıkıp Atatürk’le ilgili birkaç güzel söz söylese onu Atatürkçü zannediyorlar. Pek çok siyasi de aynı şeyi yapıyor aslında. Örneğin HalkTV ekranlarına çıkanların ortak özelliklerinden biri bu! Ne zaman alkış almak isteseler başlıyorlar Atatürk’ü anlatmaya! Ancak alkıştan hemen sonra başlıyorlar Atatürk adına Atatürkçe düşünmeyi engellemeye. Mesela sürekli “yuvarlak cümleler” kuruyorlar. Oysa Atatürk hayatının her döneminde “köşeli düşüncelere sahip olmuş” bir liderdi. Hayatı da, siyaseti de, devrimciliği de ciddiye alırdı ve doğru bildiği sözü söylemekten çekinmezdi. Tarihe geçen yüzlerce sözün kaynağında da bu tavır vardı! O sadece inandıklarını söylerdi ve bunu tutkuyla yapardı. 

Bir de kendine Atatürkçü diyen zamane popülerlerine bakın! Aklınıza yer eden tek bir cümleleri var mı? Mesela “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak!” gibi on yıllardır hemen her gün kullanılan bir cümle söylemişler mi? Veya “Vatan Savaşı” gibi bir kavramsallaştırmanın yakınına bile yaklaşan tek bir analiz yapmışlar mı? Hadi bunları da geçtim örneğin son 5 yıl içinde herhangi bir konuda “tutarlı bir duruş” sergileyebilen kaç kişi var aralarında? 

Sanırım cevap koca bir “hayır!” Peki o zaman bu insanlar neden Atatürkçü olarak toplumun önüne sürülüyorlar? Ne yapmışlar da bugüne kadar, televizyonlarda sürekli Atatürkçü olarak tanıtılıyorlar? Gerçekten kim bunlar? Mesela HDP’ye oy verilmesini teşvik ederek nasıl Atatürkçü oluyorlar? Ya da PYD’yi şirin göstererek Atatürk’ün izinde olduklarını nasıl iddia edebiliyorlar? Veyahut son dönemlerde ortaya çıktığı gibi “Cerablus’a girilmesin, Afrin’e operasyon yapılmasın” diyerek nasıl Atatürk’ün eserine sahip çıkıyorlar?

SAHTE ATATÜRKÇÜLÜK

Bana göre cevap bir tane: Kafaların çok ama çok karıştırılmış olması! Özellikle 1980 darbesinden sonra melezlene melezlene ruhunu kaybetmiş sahte bir Atatürkçülüğün yaygınlaştırılmış olması. Atatürk’ü sadece 10 Kasımlara ve posterlere, heykellere hapseden ama onun fikirlerini itinayla bulanıklaştıran bir anlayışın Atatürkçülük olarak pazarlanması. Atatürkçü diye etnikçilerin, neo-liberallerin, mezhepçilerin ya da emperyalizmin işbirlikçilerinin sürekli ekranlara çıkarılması da cabası! Ancak umutlu olmak için de sebepler hâlâ var. Yetişen yeni nesil Atatürkçe düşünmeyi popüler ama sahte Atatürkçülerden çok daha önce öğrenmiş görünüyor. Onlar hayatın öğretmenliğini doğru kavrayarak örgütlü olmadan, mücadele etmeden Atatürkçü olunamayacağını da biliyorlar. Onları sizler de biliyorsunuz aslında!... 
...
Her yere koşuyorlar, her yere umut saçıyorlar onlar. Siz de tanıyorsunuz onları! Dün Türkiye’nin savunması Afrin’den başlar diyorlardı bugün de Türkiye’nin bekası için Suriye’nin kuzeyindeki terör yuvaları dağıtılsın diye mücadele rotası çiziyorlar. Yetişen yeni gençlik, 1980 sonrası melezlenen sözde Atatürkçülere inat, Atatürkçe düşünmeyi büyük Türk milletine yeniden hatırlatıyorlar.

https://www.aydinlik.com.tr/ataturk-u-anlamak-ataturkce-dusunmek-koray-gurbuz-kose-yazilari-kasim-2018

En Çok Okunanlardan...