Blog Listem

Uygur Türkleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Uygur Türkleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20260413

📰Sinciang Uygur Özerk Bölgesi’ne ilişkin temel gerçekler: Azınlık etnik grupların geleneksel kültürleri böyle korunuyor!

 

Azınlık etnik grupların geleneksel kültürleri böyle korunuyor! Sinciang Uygur Özerk Bölgesi’ne ilişkin temel gerçekler

Farkı dillerde kitaplar basılıyor, televizyon ve radyo kanalları özgürce yayın yapıyor. Maddi olmayan kültürel miraslarının korunması için özel yardım fonu bulunuyor. Ülkede etki yaratan bir grup yazar, senaryo yazarı, yönetmen, oyuncu, tiyatro, dans, müzik, akrobatik gösteri sanatçıları ortaya çıkı

08 Aralık 2023

LİU BİN

 Çin’in Sinciang Uygur Özerk Bölgesi’ndeki 13 yayınevi, Uygurca, Çince, Kazakça, Kırgızca, Moğolca ve Şibece dahil 6 dilde kitap, işitsel ve görsel ürünler ve e-yayın ürünlerini yayınlamaktadır. Kaşgar’da Uygurca, Kuitun’de Kazakça, Atuş’ta Kırgızca yayınevleri bulunmaktadır.

Bölge genelinde birçok dilde 100’den fazla gazete basılmakta, bunlardan 52’si azınlık etnik grupların dillerini kullanmaktadır. Ayrıca azınlık etnik grupların ana dilleriyle 120 çeşit süreli edebiyat yayını yayımlanmaktadır. Uygurca, Çince, Kazakça ve Moğolca dahil olmak üzere 4 dilde basılan Sinciang Günlüğü gazetesi, Çin’in en çok dil kullanan eyalet düzeyindeki gazete niteliğindedir. Çapçal Gazetesi, dünyanın tek Şibece gazetesidir. Gazete, Şibe etnik grubunun Sinciang’daki 45 bin nüfusuna okuma hizmeti sağlamaktadır.

4 DİLDE 12 TV KANALI

Sinciang Halk Radyosu, Uygurca, Çince, Kazakça, Moğolca ve Kırgızca dahil olmak üzere 5 dilde 15 takım radyo programı yapmaktadır. Sinciang Televizyonu’nun Uygurca, Çince, Kazakça ve Kırgızca dahil olmak üzere 4 dilde 12 televizyon kanalı vardır. Burası, Çin’de en çok kanala sahip, en çok dil kullanan eyalet düzeyindeki televizyon kurumu konumundadır. Bunun yanı sıra, Urumçi, Kaşgar, İning ve Atuş’ta birer film ve televizyon eserlerini çevirme merkezi kurulmuştur. Bu 4 merkez, azınlık etnik grupların dilleriyle Çin yapımı ve yabancı yapım film ve televizyon eserleri için dublaj hizmeti sağlamaktadır.

Sinciang Edebi ve Sanatsal Çevreler Federasyonu, Sinciang’daki edebiyat ve sanat çevrelerinin profesyonel topluluğudur. Federasyon bünyesinde 13 sanatçılar derneği ve 20 binden fazla üyesi bulunmaktadır. Bu üyelerden yüzde 60’tan fazlası, azınlık etnik gruplara mensup vatandaşlardır. Federasyon, edebiyat ve sanat temalı 12 çeşit süreli yayın çıkarmaktadır. Kendi ana diliyle derlenen ve yayımlanan, Özerk Bölge düzeyindeki süreli yayın sayısı 8’e ulaşmıştır (4’ü Uygurca, 2’si Kazakça, 1’i Moğolca ve 1’i Kırgızca). Bunun dışında, Sinciang’ın çoğu bölge ve ilinde de kendi edebiyat yayınları yayınlanmaktadır.

ANA DİLLERİYLE BASILAN 15 BİN TARİHİ KİTAP

Sinciang yönetiminde bölgedeki tüm etnik gruplara ait tarihi eserlerin toplanma ve derlenme çalışmasından sorumlu liderlik kurumu kurulmuştur. Klasik eserleri koruma merkezi ve onarım merkezi bulunmakta ve azınlık etnik grupların klasik eserleri için özel koleksiyon oluşturulmuştur. Şimdiye kadar kayıtta yer alan ve tüm etnik grupların ana dilleriyle basılan 15 bin adet tarihi kitap saklanmaktadır. Bu eserlerden bir grubu derlendikten sonra çoğaltılmıştır ve Standart Çinceye çevrilip basılmıştır. Kutadgu Bilig ve Divan-i Lügât-it Türk ve Uygur 12 Makamı bunlardan 3’üdür.

Eserlerimizin dünya miras listesine dahil edilmesi için, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO’ya başvuru yaptık. Şimdiye kadar 4 eser, “dünyanın sözlü ve maddi olmayan kültür mirasları listesi”ne alınmıştır (Uygur Makam Sanatı, Uygur Meşrep Müziği, Kırgız Manas Destanı, Tibet ve Moğolların tarihi destanı Gisar).

Sinciang Özerk Bölgesi yönetimi, bölgedeki tüm etnik grupların kültürel miraslarının korunması amacıyla özel yönetmelikleri saptadı ve üst üste ‘Özerk Bölgede Maddi Olmayan Kültürel Mirasların Korunması Yönetmeliği’, ‘Özerk Bölge Uygur Makam Sanatını Koruma Yönetmeliği’ yürürlüğe kondu. 2015 yılından itibaren, ‘Sinciang Uygur Makam Sanatı’nı Koruma Planı’ (2016-2025) uygulanmaktadır.

Özerk bölge yönetimi, tüm etnik grupların halk edebiyatı, geleneksel müzik ve danslarını kapsayan 10 kategoride halk edebi ve sanatsal miraslarını değerlendirme, yönetme, koruma ve aktarma sistemi kurdu. 4 düzeyde koruma listesi belirlendi. Bu kapsamda ilçe düzeyinde 5 bin, bölge (özerk il) düzeyinde 1500, Sinciang bölgesi düzeyinde 300 ve ulusal düzeyde 100’e yakın eser belirlendi. Yine 4 düzeyde maddi olmayan kültür eserlerinin aktarıcıları koruma ve yetiştirme sistemi kuruldu ve aktarıcılara özel yardım fonu aktarılıyor. Şu an Sinciang’da ilçe düzeyinde 5600’den fazla, bölge (şehir ve özerk il) düzeyinde 2200, Sinciang bölgesi düzeyinde 500 ve ulusal düzeyde 100’den fazla aktarıcı bulunmaktadır.

TARİH KAYDA GEÇİRİLİYOR

Sinciang Uygur Özerk Bölgesi, maddi olmayan kültürel eserlerin aktarıcılarının profesyonel araştırmaları ve kendilerini geliştirmeleri için özel eğitim programı uygulamaktadır. Bölgenin desteğiyle yüksek eğitim okullarında aktarıcılar için 43 kurs açıldı ve bu kurslara katılanların sayısı 2 bini geçti. 120 koruma ve aktarma üssü, 250 aktarma noktası, 5 “Maddi Olmayan Kültürel Eser Pazarı” isimlendirildi. Ulusal düzeydeki 50’den fazla aktarıcının sözlü şekilde aktardıkları tarih kayda geçirildi.

‘Çin Halk Edebiyat ve Sanat Koleksiyonu’nun Sinciang cildini yayınladık. Kırgız, Moğol ve Tibet dahil olmak üzere 3 etnik grubun 3 destanı olan Cangır, Gisar ve Geser hem 3 etnik grubun ana dilleri hem standart Çinceyle basıldı. Ayrıca seçmeli ve resimli dahil birçok versiyonu bulunuyor. Diğer etnik gruplar da kendi halk hikayelerini derleyip yayımladı. Bazı kültürel eserleri aktarma projeleri çeşitli düzeylerdeki okulların dershanelerine girdi ve ders dışı etkinliklere dahil edildi. Sinciang genelindeki 130’dan fazla maddi olmayan kültürel eser aktarma atölyesi, 7 bin kişinin istihdamını sağladı ve şimdiye kadar 7 milyondan fazla siparişi tamamladı.

MADDİ OLMAYAN KÜLTÜREL MİRASA 400 MİLYON YUAN

Son 10 yılda Çin merkezi hükümeti, Sinciang’daki etnik grupların maddi olmayan kültürel miraslarının korunması için özel yardım fonu ayırdı. Bu fonun miktarı 400 milyon yuanı buldu, Özerk Bölge yönetiminden sağlanan yardım fonu ise 70 milyon yuana ulaştı.

Sinciang’da Uygurların Meşrep, Kazakların Aytış, Kırgızların Kumuz, Moğolların Nadamu şenliği ve Huilerin Huaer şarkısı dahil tüm etnik grupların folklorik ve kültürel etkinlikleri, örf adetleri ve bayramları tüm toplumun saygısıyla karşılanıyor, korunuyor ve teşvik ediliyor. Söz konusu etkinlikler, Sinciang’ı Çin’in en çok bayram kutlamalarını yapan ve kent ile kasabalarda en çok kültürel etkinlikleri düzenleyen idari bölgelerden biri haline getirmiştir. Sinjiang’da 9500’den fazla taşınmaz tarihi eser (tarihi ve kültürel kalıntı), ulusal düzeydeki koruma altında bulunan 100’den fazla alan, 450 binden fazla parça müze koleksiyonu bulunuyor. Son 10 yılda, Özerk Bölge yönetimi, 14. Beş Yıllık Plan döneminde Kültürel Eserlerin Korunması ve Teknolojik İnovasyon Planlaması, Taş Mağaraları Koruma ve Değerlendirme Özel Planlaması ve Özerk Bölge Müze Reforumunu Teşvik Etme Planı’nı saptayıp yürürlüğe koydu. 100’den fazla tarihi ve kültürel kalıntıları koruma projesi ve 30’dan fazla kalıntının sergileme seviyesini yükseltme projesi uygulandı, Sinciang’daki Arkeolojik Keşiflerde Çıkarılan Eski Örnekler Deposu’nun tesis etme projesi başlatıldı.

Özerk Bölge yönetimi, Modern Kamu Kültürel Hizmet Sisteminin Tesisinin Hızlandırılmasına Dair Fikir ve Taban Toplumda Kapsamlı Kültürel Hizmetler Merkezlerinin Çalışmalarına Dair Fikir dahil, kamu kültür politikaları ve uygulamalarını saptadı. Bugün Sinciang’da 100’den fazla kamu kütüphanesi, 50’den fazla güzel sanatlar galerisi, 60’tan fazla müze, 100’den fazla kültür salonu, binden fazla köy kültür istasyonu bulunuyor. Bütün bunlar, ücretsiz şekilde halka açılıyor. Sinciang’ın 4 bölgesinde (özerk il, şehir) ulusal düzeyde kamu kültür hizmetleri örnek bölgesi oluşturuldu. Kasaba ve köy dahil olmak üzere 2 düzeydeki kapsamlı kültür hizmetleri merkezi sayısı 13 bini aştı. Şimdiye kadar, özerk bölge, bölge (özerk il, şehir), ilçe, kasaba ve köyden oluşan 5 kademelik modern kamu kültür hizmetleri sistemi ilk şeklini aldı. Ayrıca, internete dayalı dijital kamu kültür hizmetleri sisteminin inşası tam hızıyla ilerletiliyor. Bin 700 proje optimize edildi.

EDEBİYAT ESERİNE ÖZEL FON

2002 yılında ÇKP Sinciang Uygur Özerk Bölgesi Komitesi ve bölge yönetimi, tüm etnik gruplara ait edebi ve sanatsal yaratımı teşvik etmeyi amaçlayan Tianshan Edebiyat ve Sanat Ödülü oluşturdu. Bu ödül yarışması her 3 yılda bir düzenlenir. Halk edebiyatı ve sanatları dahil 17 kategoriyi kapsıyor. Bu yılın mayıs ayında 7. ödül yarışması yapıldı, 88 eser ödüle layık görüldü. Geçen 10 yılda ülkede etki yaratan bir grup yazar, senaryo yazarı, yönetmen, oyuncu, tiyatro, dans, müzik, akrobatik gösteri sanatçıları ortaya çıktı. Ülke genelindeki sahne, beyaz perde ve televizyonda Sincianglı sanatçılar, ulusal düzeydeki edebiyat, film, televizyon, müzik, dans ve tiyatro yarışmalarında çok sayıda ödül kazandı. 2010 yılından beri Sinciang bölge yönetimi, her yıl özel fon ayırarak, edebi yaratıcılık eserleri ve eserlerin çevirme projesini destekliyor. Ayrıca Doğu Rüzgar Projesi ve Köy Kitap Evi gibi kırsal kesimlere yönelik özel yayın etkinliği yürütülerek, oralardaki vatandaşlara yeterince bilimsel, kültürel ve edebi yayın ürünleri sunuluyor. Ülkenin diğer bölgeleriyle ve yurt dışındaki ülke ve bölgelerle kültürel değişim etkinliği aktif şekilde düzenlenip, dünyaya birlik içindeki renkli Çin kültürünün bir parçası olan Sinciang azınlık etnik grupların kültürlerini sergiliyoruz. Bunun başka bir amacı, dünyanın seçkin kültürlerini öğrenmek. Kovid-19 pandemisinden önce 5 kere Çin Sinciang Uluslararası Milli Dans Festivali’ni düzenlemiştik, festivallere 53 ülkeden 56 sanat topluluğu katıldı. Bu yılın temmuz ayında festivalin 7’incisi gerçekleştirildi. Çinli ve yabancı dahil toplam 27 dans topluluğu, Sinciang’ın 3 kentinde 28 gösteri yaptı ve gösterileri 100 bin kişi izledi. Sinciang’in ev sahipliğindeki Çin-Avrasya Fuarı kapsamında düzenlenen her dönem Çin-Yabancı Kültürler Haftası’nda ve merkezi hükümetin dünyanın birçok ülkesinde Bahar Bayramı vesilesiyle düzenlediği kültürel iletişim etkinliklerinde Sinciang’dan sanatçılar yer aldı. 10 yıl içinde Sinciang’dan sanatçı grupları, Orta Asya’daki komşu ülkeler ve Batılı ülkeler dahil 60 ülkeyi ziyaret etti, 420’den fazla kültürel değişim etkinliği düzenlendi. Aynı zamanda 70’ten fazla ülke ve bölgeden kültürel toplulukları davet ettik ve 470’ten fazla iletişim etkinliği gerçekleştirildi.

Alıntı: https://www.aydinlik.com.tr/haber/azinlik-etnik-gruplarin-geleneksel-kulturleri-boyle-korunuyor-sinciang-uygur-ozerk-bolgesine-iliskin-temel-gercekler-438540

20260412

📖 Uygurların İslamlaşmaları ve İslam Medeniyetine Etkileri - Yrd. Doç. Dr. Nur Ahmet Kurba

.....

....

B. Uygurların İslamlaşmaları ve İslam Medeniyetine Etkileri

Orta Asya halklarının İslamlaşma süreci farklı zaman dilimlerinde olmuştur. Kaynaklarda İslam dininin Uygurlara veya başka bir deyişle Doğu Türkistan’a ulaşmasında etkili olan bazı unsurlardan bahsedilir. Genel olarak hem kara hem deniz yoluyla olduğu ifade edilir. Kara yolu dediğimizde daha çok eski ipek yolu güzergâhı dikkate alınmıştır. 

Deniz yolu ise Çin devletinin deniz kıyısındaki bölgelere gelen tüccarlar ve Tang Sülalesi’nin erken döneminde İslam dini ile tanışmış olmasına dayandırılmaktadır (Haci ve guang,1995: 28-29). Mesafenin uzak olması, aralarındaki ilişkilerin devamlı aynı düzeyde olmaması nedeniyle Doğu Türkistan coğrafyasına İslam’ın deniz yolu ile yayıldığını kabul etmek biraz zordur. Kara yoluyla olması makul bir gerekçedir.Yalnız Emevîlerin Maveraünnehir valisi Kuteybe’nin Kaşgar’a kadar geldiği ve onun gücüyle Doğu Türkistan halkının İslam’ı kabul ettikleri meselesi tartışmalıdır. Burada üç farklı görüş vardır.

....

.....








....

.....

SONUÇ

Başlangıçta Tuva ve Altay özerk cumhuriyeti sınırlarından geçen Yenisey Irmağı boylarında ortaya çıkan Uygurlar, Orhun Uygur Devleti’nin yıkılması ile günümüzdeki Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuzeybatı bölgeleri ve Orta Asya’nın çeşitli bölgelerine dağılmışlardır. Büyük bir Uygur topluluğu ise günümüzdeki Doğu Türkistan bölgesine yerleşmiştir. Dolayısıyla bu çalışmada bazen Uygur kelimesini bazen de onun yerine Doğu Türkistan kelimesini kullandık. Çünkü ilerleyen zaman diliminde diğer bölgelere göçen Uygurlardan söz edilmemiş ya da yerleştikleri bölgelerin halkları ile asimile olmuşlardır. Burada geniş bir tarih bilgisi vermekten daha ziyade Uygurların yaşamlarında dönüm noktası oluşturan kısa bilgiler vermeye çalıştık.

Çalışmamızın giriş kısmında Uygurlarda yaygın olarak yaşanmış olan bazı köklü inanç şekillerinden bahsettik. Bu dinlerin temel görüşleri üzerinde ayrıntılı olarak durmak makalemizin sınırlarıyla bağdaşmayacağından söz konusu inançların doğrudan Uygur toplumunu ilgilendiren kısmı üzerindedurmaya çalıştık. Uygurların İslamlaşma sürecini yine aynı şekilde kısaca özetlemeye çalıştık.

Bilindiği üzere İslam medeniyeti hem uzun geçmişi hem de geniş topluluklara yayılmasından dolayı çeşitlilik arz etmektedir. Dolayısıyla çalışmamızda medeniyet kavramının boyutlarına temas ettikten sonra ana hatlarıyla İslam medeniyetinden ve onun içerisinde önemli bir yer tutmasına rağmen Arapça kaynaklarda fazla değinilmeyen Türk medeniyetinden bahsetmeye çalıştık. Zira burada Bizans ve Pars medeniyetinden bahsedip Türk medeniyetinden bahsetmemenin bir haksızlık olacağını düşünüyoruz.

Uygur toplumunun İslam’la tanışmasından önceki dönemlerde, benimsedikleri çeşitli inançlar etrafında yoğrularak şekillenen bir kültür biçimine sahip olmaları kaçınılmaz bir durumdur. Onların bu kültürden İslam’dan sonraki dinî yaşantılarına bir şeyler aktarmamaları düşünülememektedir. Dolayısıyla onların hem yeni dinî yaşantılarına hem de diğer Müslüman toplumlara etki eden kadîm medeniyet miraslarından birkaç husus burada zikretmeye çalıştık. Zira toplumun bütün katmaları ile ilgili örnekler vermek bu çalışmanın sınırlarını aşacaktır. Toplumsal hayatın her katmanına yayılmış olan etkiler üzerinde ayrıntılı bilgi vermek konumuzun sınırlarını aşacaktır. Böyle bir kaygıdan dolayı konuyu olabildiğince kısa tutmaya çalıştık.

İlgi duyulduğunda başvurulacak kaynaklar zikredildiğinden böyle bir yaklaşımın sorun oluşturacağını düşünmüyoruz. Sonuçta vermiş olduğumuz bilgilerle Müslüman Uygur toplumunun hayatında eski dönemden getirdikleri bazı etkileri görmenin mümkün olduğu anlaşılacağı kanaatindeyiz. Aynı zamanda medenîleşmenin temel dinamikleri arasında yer alan yerleşik hayata geçmek ve şehir kültürü yaratmak fehvasınca konuyu Uygur kültürü üzerinden aydınlatmanın yanlış olmayacağını düşünüyoruz. Zira onların yerleşik hayata geçen ilk Türk boyu olduğu kabul edilmiş bir görüştür. Diğer taraftan Uygurların tarih boyunca kurdukları devletler ve medeniyet tecrübeleri görüşümüzü haklı çıkaracaktır.

Konuyu işlerken daha çok Uygur kaynaklarını kullanmaya özen gösterdik. Çünkü çağdaş Uygur tarih araştırmaları hakkındaki gelişmelerin Türk toplumunda çok fazla bilinmediği görüşündeyiz. Diğer yandan, Uygur ya da Doğu Türkistan Türkleri hakkındaki en zengin bilgi kaynakları Çince, Rusça veya Farsça eserlerdir. Günümüzde bu kaynaklardan en iyi istifade edenler ise Uygur araştırmacılarıdır. Diğer yandan ikinci el kaynaklardan bazıları yabancılardan ya da oryantalistlerden alınan bilgiler içermektedir. Dolayısıyla okuyucuların önyargılı bilgi birikimlerine ters düşen bazı yaklaşımları makul karşılamalarını rica ediyoruz.


20250927

🎞️UYGUR TÜRKLERİ: Uygur mutfağından Sincan pilavı / Kazak mutfağı

 


 

🎞️ Come take a look at the making of Xinjiang Kazakh cuisine—it's so therapeutic to watch! 

🎞️ UYGUR TÜRKLERİ: Bir Uygur düğün töreni

 


 

🎞️ Çin'in Sincan kentindeki bir Uygur düğününde - her şey durmadan dans etmekle ilgiliydi... ve bunu yaparken nakit hediyeler kazanmak! 💕

UYGUR TÜRKLERİ: Semaver Dansı

Başının üstünde birkaç kilogram ağırlığındaki bronz bir tencereyi dengelerken zarafetle dans etmek mümkün mü? #Sincan, Çin'den Samawar dansı sanatı, cevabı olarak yankılanan bir "evet" sunuyor. 2.000 yıldan daha uzun bir süre önce ortaya çıkan Samawar #dansı, şarkı söylemeyi, dans etmeyi ve akrobasiyi birleştiriyor. Hem eğlenceli hem de rekabetçi. Samawar dansı, eski Qiuci #halkı arasında misafirleri karşılama töreninden gelişti. Yerel halk arasında çok popüler olan Sincan'da misafirleri ağırlamak için en yüksek görgü kurallarıdır.

Alıntı: Qiushi Journal @QiushiJournal





20250313

🎞️ İstiklâl Marşı’nın Türk yazı dillerine ilk çevirisi,

 

20240207

10. yüzyılda Türk boyları

10. yüzyılda Türk boylarının ağırlıklı olarak Batı Orta Asya'ya ve Ön Asya'ya göç etmesiyle farklılıklar oluşmaya başladıysa da Kıpçak, Kırgız ve Uygur gibi Türk kökenli topluluklar ile Moğollar arasındaki ilişkiler asırlarca devam etti. Bu birliktelik sürecinde bazen Türk kabileleri Moğollaşıyor, bazen de Moğol kabileleri Türkleşiyordu. Bu sebeple kaynaklar çoğu zaman Türklerle Moğolların aynı millet olduğunu yazarlar. Bu durum Türkler ile Moğollar arasına kesin bir sınır çizmeyi zorlaştırmaktadır.

Mustafa Uyar, Moğollar ve Türkler: Tarihsel Bağlar, Ötüken Neşriyat, sf.13


20191220

✍️ Gönül köprüsü Sinciang

Gönül köprüsü Sinciang
5.9.2019 14:13

TUNÇ AKKOÇ / AYDINLIK GAZETESİ YÖNETİM KURULU BAŞKANI

18.ve 19. yüzyıllarda Çin, hayal edilemeyecek kadar büyük ve uzak, bir o kadar da gizemliydi. Makyavel’den Montesquieu’ya, Voltaire’den Goethe’ye kendi medeniyetine eleştirel bakarak toplumsal yenilenmenin yollarını arayan Avrupalı düşünürler, ufuk çizgisinde kadim Çin kültürünün izlerini aramışlardı. Lakin önyargılar vardı, bilinmezlikler hakimdi. Aradaki mesafe ise, bu engellerin aşılmasını imkansız kılıyordu.

Bugünse Çin, dünyanın büyük çoğunluğunun kaderini belirleyen ekonomik ve toplumsal atılımlarıyla gizem sislerini dağıtmaktadır. Bir Kuşak Bir Yol İnisiyatifiyle Çin, uzak olanı yakınlaştırarak, bir anlamda Batı’nın Doğu’ya bakışındaki 500 yıllık oryantalist bakışı aşacak yolların taşlarını döşemektedir. Dünya barışı için umutlanmanın bundan böyle daha güçlü sebepleri var.

Yeni bir dünya için yapılan bu yolların en önemli kavşak noktalarından biri Türkiye’dir. Türkiye hem Avrupa’ya hem Asya’ya olan yakınlığıyla Çin’i Batı’ya daha da yakınlaştıracaktır. Çin Türkiye’de bilinip merak edildiği ölçüde Batı, 500 yıllık önyargılarından kurtularak kendisini ve Çin’i doğru açıdan görmeyi başarabilir.

Sinciang Uygur Özerk Bölgesi Çin’in Batı’ya açılan kapısı. Jeostratejik açıdan Bir Kuşak Bir Yol Girişimi’nin de kalbi. Bizim açımızdan özellikle önemli olan yönü ise, Türkiye ile Çin arasında bir köprü olması. Kültürel ve tarihsel bağlar sebebiyle, bir gönül köprüsü. Sinciang kardeşliğin, uyumun ve kadim insanlık tarihinin adı. Bu bakımdan Sinciang hepimizin.


Sinciang'da çağdaşlaşma atılımı
Aydınlık Gazetesi
TUNÇ AKKOÇ / AYDINLIK GAZETESİ YÖNETİM KURULU BAŞKANI

Çin Halk Cumhuriyeti’nde faaliyet yürüten Mesleki Eğitim Merkezleri neden bu kadar çok kendinden söz ettiriyor? Özellikle Batı basını neden hemen her gün bu konuda haberler yayınlıyor? Sonda söyleyeceğimizi en başta söyleyelim: Çünkü Sinciang’da büyük bir başarı hikayesi yazılıyor.

Mesleki Eğitim Merkezleri’nde inceleme yapma imkanına sahip sayılı Türklerden biri oldum. Sinciang’ın güney bölgesinde, Aksu ve Hotan illerinde iki Eğitim Merkezi’ni ziyaret ettim. Sinciang Uygur Özerk Bölgesi’nde hemen her ilçede Mesleki Eğitim Merkezleri kurulmuş. Ama özellikle güneydeki okulları incelememiz manidar oldu, çünkü bu bölge ekonomik olarak daha az gelişmiş ve yoksullukla mücadele ediyor. Nüfusun eğitim ve okur yazarlık seviyesi düşük. Ayrıca etnik sorunların ve terör olaylarının geçmişte yoğun yaşandığı iller Aksu ve Hotan.

En başta şunu söyleyelim, Eğitim Merkezlerini serbestçe gezdik. Sınırlama, denetim, görevlilerden gelen herhangi bir müdahale olmadı. Rastgele tüm odalara girdim, binalarda her koridora indim, istediğim her öğrencinin yanına gidip sohbet ettim, istediğim herkese sorular sordum. Pek çoğunda görevliler yanımda bile değildi. 50’ye yakın öğrenciyle bire bir sohbet imkanı yakaladım. Neden bu Eğitim Merkezi’ne geldiklerini, memnun olup olmadıklarını, şikayetlerini, ne zaman mezun olacaklarını, ailelerini ve başka merak ettiklerimi tek tek yanıtladılar.

SEVİNÇ VE UMUT GÖRDÜM!

Öğrencilerle yaptığım görüşmede ilk izlenimim şu oldu: Öğrencilerin beyanları samimiydi, herhangi bir kurmaca veya baskı altında konuşma intibası bende uyanmadı. Saatlerce vakit geçirdik. Gençlerin gözlerinin içine bakarak ve çoğunlukla baş başa konuştum, bir yalan olsaydı sezerdik ve anlardık diye düşünüyorum.

İkincisi, yaptığım görüşmelerden şu sonucu çıkardım: Bu gençlerin Eğitim Merkezleri’nde eğitime tabi tutulmaları doğru. Çünkü önceki hayatlarında ulusal dili yeterince konuşamıyorlardı ve yurttaşlık bilincine sahip değillerdi. Yasaları ve hukuku bilmiyorlardı dolayısıyla suça karışmışlardı veya suça meyletmişlerdi. Çok yoksul hayat koşullarından geliyorlardı ve çoğunun mesleği yoktu. Tüm bu sebeplerden ötürü de gericiliğin pençesine düşmüşlerdi. Bu okullara kayıt olmadan önce karısını döven, kadınların çalışmasını engelleyen, kızını okula göndermeyen, çocuğu hastalandığında doktora götürmeyip üfürükçü çağıran, diğer etnik gruplara karşı nefret ve düşmanlık yayan ve şiddet uygulayan, illegal medreselerde eğitim gören, internet üzerinden yasadışı görüntüler yayan genç insanlarla tanıştım. Bu gençlerin eğitime tabi tutularak yeniden topluma kazandırılmaları gerekiyordu.

Üçüncüsü, sohbet ettiğim öğrencilerde sevinç ve umut gördüm. Mezun olduktan sonra yeni bir hayata başlayacak olmanın heyecanı vardı gözlerinde. Hepsi mezun olduktan sonra öğrendikleri mesleği icra etmek istiyorlardı. Geçmişte hatalar yaptıklarını, yeni şeyler öğrendiklerini söylediler. Konuştuğum tüm gençlerde ortak nokta, hukuk düzenine ve bilime vurgu yapmalarıydı. Mezun olmak üzere olan öğrencileri şöyle tarif edebilirim: Ülkesine ve hukuk düzenine bağlı, tüm diğer etnik gruplara saygılı, meslek öğrenmiş, müzik aleti çalabilen, dans eden veya benzer hobilere sahip, çağdaş insanlar.

BİLİME BAĞLILIK KAVRATILIYOR

Açıkçası bölgede son yıllarda yaşananlar aslında bir çağdaşlaşma atılımı. Eğitim Merkezleri de bunun çok önemli bir parçası. Meslek eğitiminin yanında, hukuka giriş ve vatandaşlık bilgisi ve dil öğrenimi dersleri de görülüyor. Tüm derslerde ise bilime ve bilimsel yöntemlere bağlılık kavratılıyor.

Hotan iline bağlı Çince adı Moyu, Uygurca adı Karakaş İlçesi'nde kurulmuş olan bir Merkezi Eğitim Merkezi’ni ziyaret ettim. Moyu Eğitim Merkezi, bölgenin en büyük yerleşkelerinden biri. 700’den fazla öğrencinin eğitim aldığı bu kampüs, bugüne kadar da 734 mezun vermiş. Öğrenciler, en az üç ay, en fazla 24 ay öğrenim görüyor. Bu okulda Meslek Eğitimi Binası’na girdiğimizde gördüğümüz manzara, gerçekten köylük alandaki bir meslek yüksekokulunu andırıyor. Burada bilgisayar eğitimi, turizm sektörüne ilişkin iş öğretimi, otel temizliği ve bakımı, bebek bakıcılığı, aşçılık, elektrik /elektronik onarım, otomotiv motor, hayvan bakıcılığı, bahçecilik ve tarım işleri, kuaförlük, makyaj ve cilt bakımı, masaj sanatı ve çiçekçilik gibi dersler veriliyor.

Öğretmenler soru soruyor, öğrencilerin cevaplarını dinliyoruz. Dil eğitimi verilen sınıfta hep bir ağızdan Çince kelimelerin telaffuzu öğretiliyor. Dersler hummalı bir şekilde devam ediyor. Okulda, öğrencilerin kültürel gelişimini sağlamak için hobi grupları oluşturulmuş. Müzik aleti çalmayı öğrenen gençlerle çat kapı girdiğimiz bir sınıfta karşılaşıyoruz. Bizi gördüklerinde orkestra halinde müzik çalmaya başlıyorlar, biz de bu resitali kayıt altına alıyoruz. Ardından başka bir odaya giriyoruz ve bir dans kursuyla karşılaşıyoruz. Heyecanlanan öğrenciler, sergiledikleri dansa bizden bazı gazeteci arkadaşları da davet ediyorlar ve neşeli bir gösteri ortaya çıkıyor. Ayrıca kütüphanede kitap okuyanlarla, spor yapanlarla da karşılaşıyoruz.


BATI MEDYASINDAN 'KORKULUR'!

Batı medyası ise bu gerçekleri nasıl 180 derece tersine çevirip yayın yapıyor, onun şaşkınlığını da hâlâ üstümden atabilmiş değilim. Mesleki Eğitim Merkezleri hakkında “toplama kampı” tanımlaması yapıldı, hatta bu okullarda işkence bile uygulandığını söylediler, yazdılar. Bu Batı medyasından korkulur!

İsim vermeden geçemeyeceğim... Özellikle Euronews, Independent, BBC gibi kuruluşlar bu konuda özel çaba sarf ediyorlar. Kadro tutmuşlar, “özel haber” yaptırıyorlar: 'Kısırlaştırılan Uygur kadınlar, haksız yere hapiste tutulan milyonlar, parçalanan binlerce aile' vs. 'Çin bölgede soykırım yapıyormuş!' Tüm haberlere dikkatlice bakın, hiçbirinde belge, kanıt, olaya dair fotoğraf göremezseniz. Ben artık bu haberleri görünce, 1. Körfez Savaşı’nda 'petrole bulanmış karabataklar' haberlerini anımsıyorum. Fakat eminim ki Mesleki Eğitim Merkezleri ile ilgili yalan haberler o kadar uzun ömürlü olmayacak, çünkü tüm dünya gerçekleri görmeye başladı.

DÜNYAYA ÖRNEK

Sonuç olarak benim çıkardığım ders şu oldu: Çin Halk Cumhuriyeti terörle ve gericilikle mücadele konusunda dünyaya örnek oluyor. ÇKP, Sinciang Uygur Özerk Bölgesi’nde terörü ortaya çıkaran sebepleri yok ediyor. Sinciang’daki Eğitim Merkezleri, aydınlanma seferberliğinin çok özel bir modelini oluşturuyor. Hükümet, yobazlığı üreten kaynakları kurutma peşinde. Sinekleri defetme değil, bataklığı kurutma derdinde. Mesleki Eğitim Merkezleri de genç dimağları aydınlatıyor, dönüştürücü insan enerjisi ortaya çıkıyor. Milli dayanışmanın harcı da bu merkezlerde karılıyor.

Bu merkezler, ekonomik kalkınma ve istihdamın da dinamosu olmuş. Yoğun meslek edindirme çabasından, yaşanan sorunların ekonomik toplumsal temelini çözme konusunda Çin Hükümetinin kararlı olduğunu saptıyoruz. Rakamlar da bunu doğruluyor zaten. Sinciang Uygur Özerk Bölgesi’nde 2016-2018 arasında yeni işe girenlerin sayısı 1 milyon 400 bin kişiye ulaşmış. Tüm ülkelerin bu pratikten çıkaracağı dersler var.


MEZUNU OLDU EVİNİ YAPTI, PARASINI DA DEVLET VERDİ

Hotan Moyu Eğitim Merkezi’nden mezun olan genç bir erkeğin aile evini ziyaret etme imkanımız oldu. Yakın zamanda Eğitim Merkezi’nden mezun olmuş olan Abdulveli Abdulkebir 25 yaşında. Karısı Münevver Aziz ise 22 yaşında. İki buçuk yaşında kızları Aliye ile bizleri kapıda karşılıyorlar. Salona geçip meyve, kuruyemiş ve çay eşliğinde sohbet ediyoruz.

‘PUTPEREST ÖLDÜRME HAYALİ KURUYORDUM’

Abdulveli vakti zamanında aşırı dincilerin videolarını yaymış, eylemlerine katılmış. Eşinin o zamanlar iş bulmasını yasaklamış. "Bir putperesti öldürmek gibi bir hayal kuruyordum her gün" diyor. Okur yazarlığı yokmuş. Yetkililer Eğitim Merkezi’ne davet ettiklerinde o da kabul etmiş. "Ulusal dil, hukuk ve tarih eğitimi aldım. Oradaki her öğrencinin hikayesini öğrendim ve etkilendim. Yavaş yavaş fikirlerim değişti. Hukuk bilincimi geliştirdim. Aşırı dinci fikirlerin hata olduğunu anladım."

‘PARTİMİZE TEŞEKKÜR EDİYORUM’

Geçmişi anlattıktan sonra bugüne geliyor Abdulveli: "Şu anda da İslamiyet’e inanıyorum, ama doğru din bilgileriyle. Ben ayakkabı fabrikasında çalışıyorum, karım da tekstil fabrikasında çalışıyor. Mezun olduktan sonra taşındık ve 6 aydır bu evde yaşıyoruz. 150 bin RMB’ye bu evi yaptım. Bunun için 100 binini devlet verdi."

Bu sefer karısı Münevver ile sohbete başlıyoruz, o da anlatıyor: "Önceleri işe gitmemi, para kazanmamı engelliyordu. Şimdi düşüncesi değişti. İkimiz de işe gidiyoruz. Hukuku öğrendiği için, meslek kazandığı için çok mutluyuz. Bunun için eşime teşekkür etmek istiyorum. Ama daha çok Partimize ve Hükümetimize teşekkür ediyorum bize bu fırsatı tanıdığı için."

Alıntı/ Kaynak: https://www.aydinlik.com.tr/sinciang-da-cagdaslasma-atilimi-sinciang-eylul-2019

20191206

Uygur Türk Resimleri - Bezeklik Mağarası

TARİH VE ARKEOLOJİ: BEZEKLİK MAĞARASI - UYGUR TÜRK RESİMLERİ

Sincian-Uygur Arkeoloji Müzesi'nde Sergilenen Türk Eserleri



SİNCİAN-UYGUR ARKEOLOJİ MÜZESİ'NDE SERGİLENEN TÜRK ESERLERİ 

İlk fotoğrafta gördüğünüz bir Balbal. Eski Türklerde mezar taşına Balbal denirdi. Altay Dağları'nın eteklerinde bulunmuş. Bulunduğu höyük ise, ikinci fotoğrafta. Türklerin Yurt kurduğu coğrafyanın güzelliğine bakar mısınız?

Bu fotoğraf ise geleneksel bir Uygur evinin prototipi. Nan (Ekmek) ocağı başında Uygur müziği eşliğinde Nan yiyenler.


Bu Türk izlerinin korunması ve sergilenmesi, umarım varolan Uygur tartışmalarına katkı yapar.


Yine aynı müzede sergilenen Türk Tamgası örnekleri. Tamgalar, Türklerin en önemli izlerinden. Günümüzde bir çok Anadolu köyünde kilimlerde görebilirsiniz.

 
 

İlk fotoğrafta gördüğünüz bir Balbal. Eski Türklerde mezar taşına Balbal denirdi. Altay Dağları'nın eteklerinde bulunmuş. Bulunduğu höyük ise, ikinci fotoğrafta. Türklerin Yurt kurduğu coğrafyanın güzelliğine bakar mısınız?

 
 

20191202

Uygur Türklerinin İnanç Sistemlerinin Resim Sanatlarına Etkileri

Uygur Türklerinin İnanç Sistemlerinin Resim Sanatlarına Etkileri
Yayınlayan: Uygur Akademisi
bez06Yrd. Doç. Dr. Metin YERLİ
İnönü Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi


İslamiyet öncesi diye adlandırdığımız devrede, Orta Asya’da beş asırdan fazla hüküm sürmüş bulunan Uygurlar, bu dönemde sergilemiş oldukları sanat etkinlikleri bakımından Türk Sanatında önemli bir yere sahiptirler. Aynı bölgelerde Uygurlardan önce faaliyet gösteren ve göçebe bir yaşantıya sahip bulunan diğer Türk Devletlerinin sosyal ve kültürel hayatlarını günümüze aksettiren sanat eserlerinin sayısı oldukça azdır. Bunda yerleşik hayata yeterince geçilememesinin ve daha çok fütuhatçı bir teşkilat yapısına sahip olmalarının da rolü büyüktür. Ayrıca bu dönemlere ışık tutabilecek, bilimsel çalışmalarda yeterli değildir.

Uygurlar ise gerek göçerlikten yerleşik hayata geçişleri, gerekse temsil ettikleri dini inançlarının mimari, resim, heykel, yazı, vb. sanat olaylarına yönlendirici bir rol oynaması sonucu bu sanat dallarında günün şartları içerisinde mükemmele yakın eserler ortaya koymuşlar. Gerek mimari de, gerekse resim, heykel gibi sanat dallarında kendilerinden sonra dönemleri fazlasıyla etkilemişlerdir. Budist stupaları, mezar yapıları ve tapınakları mimari yönden Karahanlı, Gazneli, Büyük Selçuklu, Timurlu vb. devletlerin mimarı yapılarını etkilemiştir. Duvar resimleri ve özellikle minyatürleriyle de adı geçen bu devletlerin yanı sıra Arap sanatından, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı minyatür sanatına kadar etkili olarak temel kaynak olmuşlardır.

Resim Sanatı Uygurların sosyo-kültürel yapılarında ve ortaya koymuş oldukları sanat olaylarında temsil ettikleri dinlerin çok büyük bir rolü vardır. Çünkü sanat eserlerinin ve plastik sanatlarının büyük bir çoğunluğu dini konulara bağlı olarak ele alınmıştır. Çeşitli dinler bu topluluk içerisinde yaşama şansı bulmuş, kimisi uzun süreli olarak büyük bir kitleyi etkileyebilmiş, kimi resmi devlet dini olarak kabul görmüş, kimisi de kısa sürede etkisini kaybetmiştir. Gök Tanrı inancının esas alındığı Şamanizm, diğer Türk toplumları gibi Uygurların da milli inanç ve kültürüdür. Bu inancın dışında Uygurlara uzun süreli etki eden dinler arasında Maniheizm, Budizm, Nesturizm vb. çeşitli inançlar sayılabilir. Uygurların Budizm ile bağlantıları 7. yy. dan itibaren başlamış, Maniheizmin devlet dini olarak kabul edilmesi ise 762 yılına doğru gerçekleşmiştir. Bu nedenledir ki Eski Türk resim sanatı Budizm ve Maniheizm olmak üzere bu iki dini inanç çerçevesi içerisindeki eserleri ihtiva eder. Dolayısıyla eski Türk resminin gerçek temsilcileri ise sanata çok yakın olan Uygur Türkleridir. Eski Uygur şehir harabelerinde bulunan 8. Ve 9. yy.lardan kalma Budizm ve Maniheizm ağırlıklı duvar resimleri ile çeşitli minyatürler Türk resim sanatının bugüne kadar bilinen en eski örnekleridir.

”Bezeklik” adındaki budist resimler

Uygur sanatının başlangıç devresinin en önemli aşamasını Budist Gondhara sanatı ile Çin üslubunun kaynaşarak yepyeni bir akımın meydana gelmesi teşkil eder. Kumtura’daki bir Nirvana mağarasında Brahmi yazısıyla yazılmış Uygurca ve Çince kitabelere rastlanmıştır. Yine Uygur resim sanatının proto-tipine örnek olarak Kumtura Mabedinde Buda’nın ölümünü tasvir eden bir resim ile Sorçuk’ta Kirin Mağarasında bulunan Uygur Prenslerini tasvir eden tablo gösterilebilir. Ayrıca bu sanatlara ilave olarak Part, Sansanı, Bizans, Greko-Budist gibi sanatları da başlangıç evresinde Uygur resim sanatını etkileyen akım ve üsluplar arasında göstermek gerekir. Gerçekte eklektik derlemelerden ibaret, bir çok sanatın karışımından meydana gelen erken dönem Orta Asya resim sanatı, bu etkilerin yanı sıra başka etkileri de bünyesinde taşır. Örneğin, Tibet ve kuzeydeki steplerinde (İskit sanatı) belirli bir ölçüde Orta Asya resmine etkileri söz konusudur. Böylesine yoğun bir etkileşimin nedeni; kervan yolu, ipek yolu, siyasi gelişmeler ve küçük toplulukların kısa sürede geniş bir alanı hakimiyetleri altına almaları gibi gerekçelere bağlanabilir. Erken dönemde bu sanatların etkisinde gelişimini sürdüren Uygur resim sanatı dokuzuncu yüzyıldan itibarın kendine özgü bir üslup, biçim ve forma kavuşur. Bu sanat 10. yy.da gelişir, 11-12 yy.lar da ise tam bir olgunluğa erişir. Arık bu son devir sanatta her bakımdan bir Uygur çağıdır.

Uygur resim sanatının günümüze gelebilen ve aynı zamanda Türk resim sanatının da bilinen ilk örnekleri olana bu eserler, 856-1368 tarihleri arasında hüküm sürdükleri, günümüzde Doğu Türkistan diye bilinen Tarım bölgesindeki Hoço, (İdikut) Turfan, Toyuk, Yarhoto, Murtuk, Bezeklik, Sorçuk, Kuça, Kumtura, vb. şehirlerin mimari yapılarını süslemektedir. 840 yılında Kırgızlar tarafından yıkılan Karabalsağun bölgesindeki dönemlerinden ise günümüze hiçbir şey kalmamıştır. Bu mevcut duvar resimleri büyük bir çoğunlukla dini konulu olup zaman zaman günlük hayatı, sosyal konuları, av sahnelerini veya resmini yaptırmak isteyen insanların portre özelliği taşıyan resimlerinden oluşur. Budizm ve Maniheizmin Uygur resim sanatının gelişmesindeki büyük rolü nedeniyle, fresk tekniğindeki bu duvar resimlerinde çoğunlukla dini konulara yer verilmiştir. Bu dönemde Uygurların büyük bir çoğunluğunun Budist oluşu da gerek mimari de gerekse resim sanatında bu inancın özelliklerini fazlasıyla yansıtır. Maniheist etkiler ise kendini daha çok minyatür, el yazması ve çeşitli metinlerde gösterir. Bu fresklerde rahipler, vakıfçılar, Buda ve Buda’ya dua sahneleri gibi dini konular işlenmiştir. Bunların dışında az da olsa prensler, prensesler, asiller, müzisyenler, av ve manzara sahneleri gibi sosyal konular işlenmiştir. İnsan figürlü kompozisyonlar bir sıralama halinde ve bir simetrik düzen içerisinde ele alınmışlardır. Renk olarak, genellikle koyu mavi ve kırmızının çok olduğu parlak renkler kullanılmıştır.

Çift Katlı Duvar Kalıntıları…

İnsan yüzüne ferdi bir özellik vermek, yani portre sanatı ilk defa 757 yılından sonraki Türk duvar resminde görülür. O tarihlere kadar insan vücudunun diğer uzuvları gibi yüz kısmı da, şematik olarak çiziliyor ve kişiler resimlerinin altlarına isimleri yazılmak suretiyle ayırt edilebiliyorlardı. Uygurlar kendilerinden farklı insanlar üzerinde dikkatlerini toplayarak, bunları çeşitli “tip” lere ayırmak suretiyle sonuçta kendilerini de daha belirgin olarak görmeye başlarlar. Zamanla bu gelişim onları portre sanatını ortaya çıkarmak ve bunu geliştirmek imkanına kavuşturur. Günümüze gelebilen Uygur Budist resim sanatının en iyi örnekleri Bezeklik Mabet (Ming-Öy) lerine aittir. Bu şehir Murtuk nehrinin bulunduğu akarsu yatağının üzerinde dar bir terasta, hepsi aynı seviyede olmak üzere kayalara oyularak yapılmış mabet, manastır ve tapınaklardan ibarettir. Alışılmamış bir şekilde derinlemesine oyulmuş mekanların tavanları ise beşiktonoz biçiminde olup duvarlar tamamıyla fresk, alçak-yüksek kabartma (rölyef) tekniği ile yapılmış duvar resimleri ile bezenmiştir. Hiçbir Uygur tapınak ve mabedinde bu kadar zengin plastik sanat örneklerine rastlanılmaz. Burası adeta plastik sanatlar bakımından bir açık hava müzesi durumundadır. Buradaki figürler, yüzün 3/4 ‘ünün tasvir edilişi, oval yüz, iri gözler, gölgeli çizginin kullanılışı, elbise kıvrımları gibi detaylar yönünden Sorçuk resimleriyle benzerlik gösterirler. Büyük panolarda çok başarılı kompozisyonlar görülür. Freskler arasındaki figürler karakteristik olarak işlenmişlerdir. Bu nedenle resmedilen vakıfçılar veya duacılar arasındaki asiller ve prensler kolayca tanınabilmektedir.

Dua Eden Bir Uygur kadını resmi

Uygurların hüküm sürdüğü Turfan (Batı Türkistan- Tarım Bölgesi) havzası şehirlerinden günümüze kadar gelebilen duvar resimlerinin büyük bir çoğunluğu konu itibariyle Budizm etkilidir. Ancak aynı bölgeden günümüze gelebilen minyatürler ise Maniheizm konuludur. Dolayısıyla Uygurların sanat tarihi bakımından diğer önemli bir yönleri de; Mani dinin kabulünden sonra, bu inançtaki kitapların resimlenmesi sonucu Türk sanatının ilk minyatürlü kitap örneklerinin bu dönemden günümüze gelebilmiş olmalarıdır. Kendisi de bir ressam olan Mani’nin din öğretisi bir bakıma güzel sanatlara dayanır. Bu nedenledir ki dini kitap, metin ve yazmalar çeşitli minyatürlerle süslenmişlerdir. Günümüze gelebilen bu minyatürlerin çoğu dağınık kitap sayfalarından örnekler olup, 9-10. yy.lara tarihlenirler. Resmedilen figürlerde suratlar dolgun ve köşeli oval bir tip arz eder. Badem gözler, hafif kemerli bir burun, gonca gibi minik bir ağız bu yüzün en bariz özellikleridir. Bezeklik’teki fresklerde de görülen ayın fizik özelliklere sahip olan bu minyatürler genellikle lacivert zeminli olup, ışık ve gölge aynı zamanda uygulanmıştır. Bu minyatürlerdeki tasvirlerin çoğunun neyi temsil ettiği tam teşhis edilememekle beraber insan tipleri, eğlence sahneleri veya kralı takdim sahnelerine benzeyen kompozisyonlarda önemli figürün iki yanında başka figürlerin sıralanması, tahtın önüne yerleştirilen meyve keseleri, ibrikler, vazolar vb. detaylar İslam minyatürlerindeki taht ve eğlence sahnelerinin kompozisyonlarına çok yakındır. Stilize ağaçlar ve nebatlar da yine ön Asya’da görülen türdedir.

Sonuç olarak, Uygurlar; bilim ve sanata önem vermişler, dış etkilere açık bir toplum olarak yaşamışlardır. Geliştirdikleri üslubu 750 yılındaki Talas savaşından sonra batıya taşımışlardır. Abbasi Halifesi Muntasım’ın muhafız kıtasını oluşturmak için Orta Asya’dan getirtilen Türk askerlerinin ikametgahı için Bağdat yakınlarında kurulan ve bir dönem için Halifeliğin yönetim merkezi de olan Samarra şehrinde inşa edilen Cevsek-el Hakani, Balkuvara gibi saraylar zengin duvar resimleri ve ştük dekorasyon ihtiva ederler. Bu fresklerdeki figürlerin köşeli dolgun çehreleri, gözlerin, burun ve ağzın işlenişi ve yanakların iki yanındaki saç kıvrımları gibi ayrıntı ve detaylar Uygur resim sanatının Abbasi merkezinde uygulandığını gösterir. Böylece, İslam sanatında bir doğululaşma ile birlikte yeni bir unsur olarak Orta Asya Türk resim üslubunun etkileri görülmeye başlar. Daha sonraları 11. yy. başında Gaznelilerin Leşker-i Bazar Sarayı fresklerinde, aynı yüzyıl sonunda Selçukluların merkezi Rey’deki duvar resimlerinde, yine Rey ve Keşan minai ve perdahlı keramikleri ile çinilerinde Uygur resminin etkileri kendisini gösterir. Uygur resim ve minyatür üslubu bir çok değişiklikler geçirmekle beraber esasları bozulmadan 15. yy.ın ortalarına kadar devam etmiştir. Sonuçta Türkler Orta Asya’dan Uygur resim sanatına batıya getirerek Gazne, Rey, Keşan, Musul ve Anadolu’ya yerleştirmişlerdir.

Maniheist bir ”Bezeklik”

Topkapı Sarayı Kütüphanesinde Prof. Dr. Ahmet ATEŞ tarafından keşfedilip tanıtılan Farsça yazılı Varka ve Gülşah Mesnevisi, yazısı ve minyatürlerinin üslubu bakımından 13. yy. başlarında Anadolu Selçuklu sanatının ortaya koyduğu şaheserler olarak kabul edilir. Bu eserin yetmiş bir minyatürü Uygurlardan beri gelişmiş olan Türk tipleri ve üslubunun Anadolu’daki devamını açıkça göstermesi bakımından oldukça önemlidir. Ayrıca Uygur fresklerinin Anadolu’daki etkilerini Anadolu Selçuklularına ait olan Kubadabad Sarayı duvar çinilerinde de görmek mümkündür. Tarihte kurulmuş önemli Türk devletlerinden birisi olan Uygur Devleti, İslam resim sanatında görülen bir çok etkileri bakımından minyatür sanatı içerisinde de önemli bir yere sahiptir Bu minyatürler ilerleyen dönemlerde adeta İslam minyatürlerinin proto-tipi konumuna gelmişlerdir. Ayrıca bu eserler Türk Sanat Tarihi bakımından da çok önemli olup bunlar bilenen ilk Türk minyatürleridir. 13.yy. sonunda ve 14. yy. başında Büyük Selçuklu topraklarında İlhanlıların hakimiyet kurması ile Uygur ressamları minyatür sanatında yeni bir parlak devir açmışlar, Meraga ve Tebriz gibi yeni merkezlerde Uygurların elinde minyatür sanatının şaheserleri meydana gelmiştir. İlhanlı veziri ve tarihçi Reşideddin’in hazırlattığı Cami el Tevarih minyatürlerinden çoğu onların elinden çıkmadır. Böylece İran minyatür sanatı ilhanlılar zamanında onların sarayında çalışan Uygur ressamlarının getirdiği Uzak Doğu ve Orta Asya resminin etkisi altında başlamış, daha sonraki dönemlerde de bu Türk ressamlarının hakim rolü devam etmiştir.[6]
Uygurlar resim sanatında Orta Asya’da yaşadıkları kültür ortamının birçok etkilerini başarılı bir şekilde özümleyerek adata kendilerine has bir portre (oval yüz, badem gözeler, hafif kemerli burun ve küçük bir ağızdan oluşan yüz) sanatı geliştirmişler ve bu üslubu çeşitli kültür merkezlerine de ihraç etmişlerdir. Tarım bölgesindeki Tumsuk, Aksu Kızıl, Kuça, Kumtura, Karaşar, Sorçuk, Kutsal şehir Hoço (aynı zamanda başkentleri), Bezeklik, Toyuk, Murtuk vb. önemli merkezlere ait olan birçok fresk bugün Tokyo, Leningrad, Yeni Delhi, ve Berlin Müzelerinde korunmakta ve sergilenmektedir.



Alıntı/Kaynak: https://akademiye.org/tr/?p=329

En Çok Okunanlardan...