Blog Listem

vefat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
vefat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20260707

📰💐Ne Şişli'de bir 'apartımanı' oldu, ne iki tane otomobili: Ünlü oyuncu Zihni Göktay’ın 80 yıllık hayatı bakımevinde son buldu

 

Ne Şişli'de bir 'apartımanı' oldu, ne iki tane otomobili: Ünlü oyuncunun 80 yıllık hayatı bakımevinde son buldu

 Temmuz 06, 20210:074dk okuma

Türk tiyatro ve sinema dünyası, yeri kolay dolmayacak bir ustasını kaybetti. Daha doğrusu "ustaların ustasına" veda etti.

Çocukluk yıllarından başlayarak son nefesini verdiği ana kadar içindeki oyunculuk ateşi hiç sönmeyen Zihni Göktay, 80 yaşında bu dünyadaki serüvenini tamamladı.

Ondan geriye de sayısız tiyatro oyununda ve sinema filminde yarattığı unutulmaz karakterler kaldı.

Türk tiyatrosunda tuluat geleneğinin son temsilcilerinden biri olan Göktay, bir süredir kendi isteğiyle huzur evinde yaşıyordu.

TERZİ İBRAHİM BEY İLE KÜBRA HANIM'IN İKİNCİ ÇOCUĞUYDU

Tam adı Abdullah Zihni Göktay olan usta sanatçı, 2 Aralık 1945'te İstanbul'un Fatih semtinde dünyaya geldi. Bir terzi olan babası İbrahim Bey ile annesi Kübra Hanım'ın ikinci çocuğuydu. 

Sonradan anlattığına göre babası da gençlik yıllarında amatör olarak tiyatro ile ilgilenmişti. Bir başka deyişle onun içindeki bu tiyatro ateşi genlerinden geliyordu.

Göktay'ın tiyatro sanatına yönelmesinin temelinde, babasının ona çocukken hediye ettiği Karagöz ve Hacivat tasvirlerinin rolü var.



SOKAKTA FUTBOL OYNAMASINA İZİN YOKTU

Bir de başta babası İbrahim Bey olmak üzere ailesinin, o küçükken diğer arkadaşları gibi sokakta futbol oynamasına izin vermemesinin.

Bir röportajında anlattığına göre Göktay'ın babası onu hiç futbol maçına götürmedi, hatta sokakta arkadaşlarıyla futbol oynamasına bile izin vermedi.

Düşüp bir yerini kırmasından korktular. Bunun yerine babası onu sürekli olarak tiyatro oyunlarına götürürdü.

ÇOCUK OYUNLARINI İZLEYE İZLEYE İÇİNDE BİR ATEŞ YANDI

O sırada Darülbedayi'nin çocuk tiyatrosu Göktay'ın gönlünü çaldı. Orada sahnelenen oyunları izleyerek büyüdü ve 12 yaşına geldi.

O zamandan sonra da artık yetişkinler için sahnelenen, büyük ustaların eserlerini sahneye taşıyan oyunları izlemeye başladı.

Tiyatroya bu kadar tutkulu olunca da ilkokulda piyeslerde sahneye çıktı. Bitirdiği Pertevniyal Lisesi'nde de tiyatro kolunda çalıştı.

Liseden mezun olduktan sonra Eminönü Halk Evi'nde, 1960 ile 1964 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Milli Türk Talebe Birliği Gençlik Tiyatroları çalışmaları geldi. 

1964-1973 yılları arasında Ankara Meydan Sahnesi'nde kulis tozu yuttu.

25 LİRA YEVMİYE İLE FİGÜRAN KADROSUNDA İŞE BAŞLADI

Ama içindeki bu tiyatro yangını dinecek gibi değildi. Alevler giderek büyüdü. Sonunda Zihni Göktay da soluğu 1973 yılında İstanbul Şehir Tiyatroları'nda aldı.

O dönemin yöneticisi olan bir usta, Vasfi Rıza Zobu "25 lira yevmiye ile figüran kadromuz var. İsterseniz gelin. İlerleyen zamanda sizi ana kadroya geçirme imkanımız olabilir" dedi.

İşte böylece Zihni Göktay için yeni ve artık çok daha ciddi bir dönem başlamış oldu.

İstanbul Şehir Tiyatroları'nda sahne tozu yuttuğu sırada İsmail Dümbüllü, Muammer Karaca, Vasfi Rıza Zobu, gibi ustalarla çalıştı.


'LÜKÜS HAYAT' OPERETİNDE ÇEYREK ASIR SAHNEYE ÇIKTI

Sonrasında da İstanbul Şehir Tiyatrosu'nun ana kadrosuna geçti...

Kurumun en çok izlenen ve en çok sahnelenen oyunlarından biri olan Lüküs Hayat operetinde 28 yıl boyunca rol aldı.

Ekrem Reşit Rey'in yazdığı, Cemal Reşit Rey'in müziklerini hazırladığı ve "Şişli'de bir apartıman, yoksa eğer halin yaman" diye başlayan şarkı sözleriyle birkaç kuşağın hafızasına kazınan eserde Rıza karakterine hayat verdi Zihni Göktay.

Zihni Göktay, İstanbul Şehir Tiyatroları'nın rekortmen oyunu Lüküs Hayat'ta 28 yıl boyunca sahneye çıktı. 

"Şişli'de bir apartıman, yoksa eğer halin yaman, nikel-kübik mobilyalar, duvarda yağlı boyalar” 

sözleriyle başlayan şarkısıyla hafızalara kazınmıştı bu eser.

'BURADA NE UZARSIN NE KISALIRSIN'

Göktay'ın tiyatro serüveninin ardından doğal olarak sinema da geldi.

O sırada çok ünlü olmayan ama Göktay ile gençlik yıllarından tanışan Kemal Sunal, "Şehir Tiyatroları'nda ne uzarsın ne kısalırsın. Gel, film yapalım" deyince oyunculuğunu kamera karşısına taşımaya karar verdi Zihni Göktay.

1976'da Tosun Paşa ile başladığı sinema serüveni Atla Gel Şaban, Meraklı Köfteci gibi Sunal ile çalıştığı filmlerle devam etti. Sinemadan kazandığı para sayesinde eşi Sevinç Hanım ile evlendi.

Göktay'ın kamera karşısındaki oyunculuk serüveni 

  • Fahriye Abla filminde Fahriye'nin dayısı
  • Hababam Sınıfı Merhaba filminde edebiyat hocası Üçbuçuk Yusuf, 
  • Zaman Mekan Makinesi dizisinde Mucit
  • Kuruntu Ailesi dizisinde dedikoducu Safinaz'ın eşi Bayram Efendi, 
  • Bizimkiler dizisinde Muvaffak Bey, 
  • Koçum Benim dizisinde okul müdürü İsmail Bey 

rolleriyle sürdü.


Göktay, 1978 yılında evlendiği Sevinç Hanım ile onun son enfesine kadar evli kaldı. Bu evlilikten Zeynep adında bir kızı ve Ömer adında bir oğlu dünyaya geldi. Usta sanatçı karısını üç yıl önce kaybetti.

Zihni Göktay, İstanbul Fenerbahçe'deki evi geçen yıl kentsel dönüşüme girince kendi arzusuyla huzur evine taşındı.

Zihni Göktay, geçen yıl kasım ayında Hürriyet'e verdiği röportajda neden bakımevine taşındığını şöyle anlatmıştı: 

"Kentsel dönüşüm çıkınca buraya geldim. Kızım Zeynep ile konuştuk. Geçici bir süre için böyle daha uygun olacağına karar verdik. Feneryolu’ndaki ev yapılana kadar burada kalacağım. Sonrasına karar vereceğiz. Burası bana iyi geldi. Kalmaya devam ederim ama yanımda bir bakıcıya ihtiyacım var. Benim ilaçlarımı takip edecek, ilgilenecek. Evim 3 1 olacak. Kızım ‘Ev bitince gel otur, bir yardımcı tutarız’ dedi. Ev bitince karar vereceğiz.”

 

Alıntı: Hürriyet Kelebek

20260626

💐🎥Sinemamızda mertliğin temsilcisi, dürüst karakterin, namusun, kahramanlığın simgesi Kadir İnanır’ı kaybettik💐

'

 


'Sinemamızda mertliğin temsilcisi, dürüst karakterin, namusun, kahramanlığın simgesi Kadir İnanır'ı kaybetmenin büyük acısını paylaşıyoruz. O yalnızca mertliği, namusu, dürüstlüğü ve kahramanlığı oynamadı, kişiliğiyle, varlığıyla yaşadı. Belleklerimizdeki, bilinçlerimizdeki yeri her zaman aydınlıktır ve bize güç verecektir. Kadir İnanır'ın ailesine, sanatçı arkadaşlarına, bütün Türk milletine başsağlığı diliyoruz.''

Dr. Doğu Perinçek




20260620

📰 📚🇹🇷Türk edebiyatının ustalarından Recaizade Mahmud Ekrem Bey’in cenazesi

 1914’ten tarihi bir kare: Türk edebiyatının ustalarından Recaizade Mahmud Ekrem Bey’in cenazesi, Ayasofya Camii’nin avlusunda musalla taşı üzerinde.

Alıntı: Umut Güner @umuttgunerr


20260602

🇫🇮Finlandiya Heyet Başkanı Onni Talas, Atatürk'ün ölümünün ardından yaptığı açıklama

1938 yılında Atatürk'ün vefatı sadece Türkiye'de değil, dünyanın birçok ülkesinde büyük üzüntüyle karşılandı.

Bunlardan biri de Finlandiya'ydı.

Finlandiya Heyet Başkanı Onni Talas, Atatürk'ün ölümünün ardından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

"Atatürk'ün ölümü Finlandiya'da derin ve genel bir üzüntü uyandırdı. Türk inkılâbını büyük bir ilgi ile izleyen Finlandiyalılar, aynı soydan bir kardeş millet sıfatıyla büyük Türk Milleti'nin büyük acısına katılırlar."

Bugün pek bilinmeyen bu açıklama, 🇹🇷Türkiye ile 🇬🇷Finlandiya arasındaki tarihî ilişkilerin ve dönemin bakış açısının dikkat çekici örneklerinden biri olarak görülüyor.

Finlandiya'nın Türkleri "kardeş millet" olarak tanımlanıyor.

****

YORUMLARDAN ALINTILAR

KnowledgeableKangaroo8502
Kızılderililer Vikingler finliler Macarlar Bulgarlar kesin Türktür. Kürtlerde büyük ölçüde Türktür çunku 1000yildir türk devleti çatısı altında kaynaşmadan dolayı
Turk Sydney TC
Finlandiya'nın en eski şehrinin ismi Turku, 13. yüz yılından önce kurulmuş, budamı tesadüf...
Onni Talas boşuna söylememiş!
Nafiz Sahin
Turk Sydney TC TURKU ISMINDE
FUTBOL TAKIMI VAR
Emre Gülçiçek
Orta Asya'da Türklerle beraber yaşayan
Finler'in, Ural dağlarının ardından Iskandinav topraklarına göçmüştürler .
Ali Ziya Dinçer
Hatta Finlandiyada Turku adında bir kasaba vardır!
Hun'lar da ayni!
İsmail Dogan
Her dönemde büyükelçiler bulundukları yerin
devlet büyüklerinden bahseder. Birşeyler aramaya gerek yok derim.
Turk Sydney TC
Siz aramayın, biz ararız, Ne Mutlu Türküm Diyene!

Nesrin Unaldi
Finlandiya dilinde birçok Türkçe kelime var gramer olarakda bizim gibi takıları sonuna aliyor
Erdem Üstünel
Isveç Norveç Fillandiya ve Danimarka bölgelerine Türkler göç etmiş. Bölge halkını özellikle savaşçı özellikleri ile etkilemişlerdir.
Buraların eski tanrılar olarak adlandırdığı Odin ve Thor Türk savaşçılardır. Bölge halkı onları ilah yapmış büyütmüşlerdir gözlerinde ve savaşçı karakter kazanmışlardır. Bu bölgenin eski yazısı Göktürk tamgaları ile benzerdir.
Hatta Orhun abidelerini ilk defa tercüme eden kişide İsveçli bir bilim adamıdır. Hatta şunu söyleyim senorya belki ama yüzüklerin efendisi serilerinde ve dizisindeki yazı tamgaları da göktürkçe ile benzerlik gösterir. Yani Türk tarihinin uçu başı sonu yoktur. Nerede başlar nerede biter belli değildir. İlk yazı örneği Orhun abidelerinde bu kadar gelişmiş bir yazı sisteminin olması da bizim yazı ile bu dönemde tanışmadığımızın göstergesidir. Sadece ilk eserimiz budur. Göktürkçenin köklü bir geçmişi vardır. Atatürk ölmeden bunların araştırılmasını çok istemiştir ama üzerine giden olmamıştır.
Behiye Kanaan 
Biz ilkokulda okuduk Finlandiya Macaristan, Bulgaristan, Hollanda da Kuraklık nedeniyle orta asyadan göç başlayınca gittikleri yerler. Göç yollarını gösteren harita bu gün gibi gözümün önünde
Tarık Erol
Finlandiya, Avrupanın merkezine yerleşmiş bir orta Asya devletidir. Bunun nereden çıktığını sorarsanız, Fince, Ural Altay dil aile gurubuna bağlı bir dil olup Ural koluna bağlıdır. Bu ortak yapının olması için aynı coğrafyada yaşayarak diğer devletler ile etkileşim içinde kalması gerekir. Aynı Japonya ve Kore dilleri ile aynı gramer yapısına sahipti olduğumuz gibi. Asırlar boyunca bu iki halk ile aynı bölgede yaşadığımız için Japonca veya Korece öğrenmemiz son derece kolaydır.

Bir diğer örneği vereyim. Avrupa dilleri hint Avrupa dil aile gurubu ile slav dil aile gurubu olarak iki çatıda toplanır. Hint Avrupa dil aile gurubunda olanlar ise Germen ve Latin dilleri olarak ikiye ayrılır.

Bakın, en belirgin örnek burada ortaya çıkıyor.
Latin guruplar, İtalyanca, Fransızca, Portekizce ve İspanyolca olarak güney Avrupayı, Germen guruplar olarak da Norveççe, İngilizce, İskoçça, Almanca olarak Kuzey Avrupa'yı oluşturuyor. Yani köken olarak birbirine yakın diller yanı bölgede yaşıyor. 
Doğal olarak, Finlandiya ile bir şekilde aynı cografyada yaşadığımız ve akrabalık ilişkilerimiz olduğu kaçınılmaz bir hakikattir.

Türk Turan anlayışı ortaya kondu. Oysa ki Türk Turan anlayışından önce Turan anlayışı vardı ve bu gurubun içine Japonya, Kore, Finlandiya ve Türk devletleri girmektedir. Aynı dil aile gurubuna mensup, aynı kültüre sahip toplumlar.

Buna dahil olmayan tek unsur dindir. Zira her toplumun kendine özgü dini olabilir ama o toplumun kültür yapısını ve dilini etkilemez. 

20260528

🎞️💐Vefat: Son "karatabak" ustası İsmail Araç hayatını kaybetti

Son "karatabak" ustası İsmail Araç hayatını kaybetti⤵️

— İzmir'in Bergama ilçesinde geleneksel yöntemlerle parşömen üreten ve "Yaşayan İnsan Hazinesi" ödülüne layık görülen İsmail Araç, 93 yaşında yaşamını yitirdi

— Araç, bu ödülü 2022’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan almıştı


Yaşayan İnsan Hazinesi Geleceğe Aktarılan Mirasın Temsilcisi Ödülü alan son 'karabatak': "Reisi Cumhur'u göreceğim diye heyecanlandım"

Yaşayan İnsan Hazinesi Geleceğe Aktarılan Mirasın Temsilcisi Ödülü alan son 'karabatak': "Reisi Cumhur'u göreceğim diye heyecanlandım" 'Karatabak' adı verilen son geleneksel deri işleme ustası olan 91 yaşındaki İsmail Araç, Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Yaşayan İnsan Hazinesi Geleceğe Aktarılan...

İZMİR - 'Karatabak' adı verilen son geleneksel deri işleme ustası olan 91 yaşındaki İsmail Araç, Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Yaşayan İnsan Hazinesi Geleceğe Aktarılan Mirasın Temsilcisi Ödülünü alacağı gün heyecandan uyuyamadığını söyledi. İşlerinin zor ve emek isteyen bir zanaat olduğunu anlatan Araç, yanına gelen bir çırağın 1 hafta çalıştıktan sonra "Ölürüm de yapmam bu işi" dediğini anlattı.

Son 'karatabak' ustası olarak ilerleyen yaşına rağmen geleneksel yöntemlerle deriyi işleyip parşömen üreten İzmirli İsmail Araç (91), Ankara'da Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde düzenlenen törende Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın elinden Yaşayan İnsan Hazinesi Geleceğe Aktarılan Mirasın Temsilcisi Ödülünü aldı. Mesleğinin inceliklerini anlatan Araç, ödül alacağı gün heyecandan uyuyamadığını söyledi.

Tabaklığa 1953 yılında başladığını anlatan Araç, "Askerden gelince ustamın yanına girdim. 5 sene sonra kendi dükkanımı açtım. Çok çırak aldım yanıma ama hiçbiri bu işi yapmak istemedi. Komşumun çocuğunu çırak aldım. Bizde pazartesi para verilir, adet öyledir. Komşumun çocuğu 1 hafta çırak olarak çalıştı. Pazartesi parasını aldı, bir daha da gelmedi. 'Ölürüm de yapmam bu işi' demiş" diye konuştu.

"Çalışırken kömür gibi oluyorduk"

Çıraklığa başladığı yıllarda çok fazla eldiven olmadığını ifade eden Araç, "Eskiden eldiven yoktu. Suyun içine derileri atıyorduk. Elimizle karıştırıyorduk. Elimiz yüzümüz kapkara oluyordu. Oradan adımız 'karatabak' olarak kaldı. Kömür gibi oluyorduk çalışırken" dedi.

Her çeşit hayvan derisini işlediğini anlatan Araç, her derinin işlemesinin farklı incelikleri olduğunu söyledi.

"Sayın Cumhurbaşkanım önce benden yükümü al yüküm çok ağır"

Yaşayan İnsan Hazinesi Geleceğe Aktarılan Mirasın Temsilcisi Ödülünü almak için bir gün önceden Ankara'ya gittiğini anlatan Araç, "Reisi Cumhur'u göreceğim diye heyecanlandım. Otele yerleştik ama heyecandan sabaha kadar uyuyamadım. Gider gitmez 'Sayın Cumhurbaşkanım önce benden yükümü al yüküm çok ağır' dedim. 'Hayrola ne oldu' dedi. 'Sana yerden göğe kadar selam var. Onları kabul et dedim'. 'Aldım kabul ettim' dedi. Biraz daha sohbet ettik" dedi.

"Gençler temiz iş seviyor"

Karatabaklık zanaatının zor olduğunu söyleyen Araç, "Özellikle kışın çok zor bu iş. Fabrikalarda sıcakta işlenir deri ama bizim yaptığımız gibi olmaz. Gençler temiz iş seviyor. O yüzden bizim işe girmezler. Bizim meslek artık fabrika usulü oldu. Ayakkabıcılar kendi yapıyordu ama kalmadı artık. Fabrika daha ucuza yapıyor ama bizim yaptığımız gibi dayanmıyor" diye konuştu.

20260313

🎞️ 💐Ünlü tarihçi ve Türk aydını İlber Ortaylı'yı kaybettik💐... Ortaylı'nın son videolu paylaşımı...

 



Prof. Dr. İlber Ortaylı kimdir


Türkiye’nin ünlü tarihçisi 
Prof. Dr. İlber Ortaylı bugün hayatını kaybetti. 
Ortaylı’nın yaşamı ve çalışmaları merak ediliyor.

13 Mart 2026

Prof. Dr. İlber Ortaylı kimdir
Nurullah Aydın

Türkiye’nin en tanınan tarihçilerinden Prof. Dr. İlber Ortaylı, 13 Mart 2026 tarihinde yaşamını yitirdi. Osmanlı tarihi ve diplomasi tarihi alanındaki çalışmalarıyla geniş kitlelerce tanındı. Akademisyen kimliği ve Topkapı Sarayı Müzesi yöneticiliği ile Türk tarihine önemli katkılarda bulundu. Vefatı, sosyal medyada ve haber sitelerinde büyük yankı uyandırdı.


İLBER ORTAYLI KİMDİR

İlber Ortaylı 21 Mayıs 1947’de Avusturya’nın Bregenz kentinde doğdu. Kırım Tatar kökenli olan Ortaylı, küçük yaşta ailesiyle Türkiye’ye geldi ve burada eğitimini sürdürdü. Ankara Üniversitesi’nde tarih öğrenimi gören Ortaylı, ardından Chicago Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptı. Akademik kariyerini Türkiye’de ve yurtdışında sürdüren Ortaylı, 
  • Osmanlı tarihi, 
  • diplomasi tarihi 
  • ve kültür tarihi 
alanlarında önemli çalışmalar yaptı. Ayrıca uzun yıllar akademisyen olarak ders verdi ve farklı üniversitelerde görev aldı.

Ortaylı, 2005–2012 yılları arasında İstanbul’daki Topkapı Sarayı Müzesi’nin yönetimini yürütmüş, tarih alanındaki çalışmaları ve eserleriyle geniş bir kitleye tarihin farklı yönlerini sevdirmişti. Yayınladığı makale ve kitaplar ile Türk ve dünya tarihine dair önemli katkılar sağladı.

Ortaylı’nın sağlık sorunları nedeniyle bir süredir tedavi gördüğü ve yoğun bakımda kaldığı, tüm müdahalelere rağmen yaşamını yitirdiği bilgisi haber ajansları tarafından duyuruldu. Türkiye’nin siyaset, akademi ve kültür dünyasından birçok isim Ortaylı’nın vefatı üzerine taziye mesajları paylaştı.

İlber Ortaylı’nın yaşamı boyunca dünya tarihi ve Osmanlı tarihi üzerine yaptığı çalışmalar, geniş bir okuyucu kitlesi ve pek çok öğrencisi tarafından ilgiyle takip edildi.




SOSYAL MEDYADAN ALINTILAR.....






 İlber Ortaylı Hoca, Galatasaray-Başakşehir maçı öncesi anıldı.

Prof. Dr. İlber Ortaylı:

 ''Kemalizm kutsaldır. Laf eden elenir.... Türkiye Cumhuriyeti'nin bir düsturudur....''



İlber Ortaylı, Endülüs sokaklarında dans ederken:

20260301

📰 🇹🇷Türk vatandaşı Rum ve Kore Savaşı gazisi Vasil Bokuma

🇹🇷Türk vatandaşı Rum ve Kore Savaşı gazisi Vasil Bokuman, her gün 🇹🇷Türk bayrağını onurla taşıdı

94 yaşında vefat etti. Huzur içinde yatsın.



Alıntı: Turkish Archives @TurkishArc



20260216

💐Mustafa Nâfiz Irmak, musikimizin en önemli güfte yazarlarından biri 💐


Mustafa Nâfiz Irmak, musikimizin en önemli güfte yazarlarından biri olarak bilinir. Doğrudur. Bestelenen birkaç yüz güftesi vardır diye tahmin ediyorum. Güfteleri başta Selâhattin Pınar ve Sadettin Kaynak olmak üzere birçok bestekâra ilham vermiştir. 

Mustafa Nâfiz Bey, aynı zamanda çok iyi bir bestekârdır da. “Sensiz bu sabah bir acı rüyayla uyandım” mısraıyla başlayan sûzinâk şarkısı onun ilk eseridir.

Alâeddin Hoca onun yalnız ve çok zor bir hayatı olduğunu anlatırdı. Zaten hayatının son senelerini Dârülaceze’ de geçirmiş ve orada vefat etmiştir.

Ajda Pekkan ile birlikte olduğu, hasta yatağındaki bu resim Mustafa Nâfiz Bey muhtemelen en son resmi olmalıdır.

* Resim musikigecmisimiz İnstagram hesabından.


Alıntı: Ahmet Rasim Küçükusta 
@drahmetrasim


20250102

Muazzez İlmiye Çığ'ı kaybettik

 


Muazzez İlmiye Çığ'ı kaybettik

Dünyanın en deneyimli bilim insanlarından Türkiye'nin ilk kadın Sümeroloğu, Türkiye Gençlik Birliği'nin de en 'genç' üyesi olan Muazzez İlmiye Çığ'ı kaybettik... 110 yaşındaki Çığ, Mersin'in Mezitli ilçesindeki özel bir hastanede yoğun bakımda tedavi görüyordu

Yayınlanma: 17 Kasım 2024

Ahmet Arslan

Türkiye'nin ilk kadın Sümeroloğu Muazzez İlmiye Çığ, hayatını kaybetti. Acı haberi Çığ'ın yazarı olduğu Kaynak Yayınları şu sözlerle duyurdu: "Türkiye'nin aydınlanma mücadelesinin yorulmak ve yaşlanmak bilmeyen değerli bilim kadını, son Sümer Kraliçesi, değerli yazarımız Muazzez İlmiye Çığ'ı kaybettik. Ailesinin, okurlarının ve ülkemizin başı sağolsun."

Mezitli ilçesindeki özel bir hastanede rahatsızlığı nedeniyle tedavi gören 1914 doğumlu Sümerolog ve akademisyen Çığ, yoğun bakıma alındı. Çığ, doktorların müdahalesine rağmen hayatını kaybetti.

“1914… Sizin için ne kadar geri değil mi? Vah vah vah… Olacak şey değil. Ama 1914 Haziran’ının 20’sinde doğmuşum.” Bu sözlerle başlamıştı konuşmaya, 15 yıl önce. ‘Son Sümer Kraliçesi’ belgeselini hazırlamak için günlerce sohbet ettik. Her gittiğimiz gün daha heyecanla karşıladı bizi, en güzel kıyafetleriyle. ‘Anlatacağım çok şey var’ der, albümleri eline alırdı. Kimi zaman gözleri ışıl ışıl kimi zaman da dolu dolu olurdu. Geçmişi anlatırken hiçbir ayrıntıyı kaçırmıyordu, hafızası ileri yaşına rağmen çok güçlüydü. Devrimlerinen önemli tanığı, Cumhuriyetin yetiştirdiği değerli bir bilim insanımızdı Muazzez İlmiye Çığ.

Savaşların acısını, devrimlerin coşkusunu yaşadı. Daha doğmadan, adını “İlmiye” koydu babası. Atatürk ve Cumhuriyet sevgisiyle büyüdü, en acı günlerde bile okumaktan ve bilim insanı olmaktan vazgeçmedi. 74 bin çivi yazılı belge üzerinde çalıştı. 110 yaşını geçmesine rağmen “yetiştirmem gereken çok iş var çocuklar…” diyen gerçek bir Cumhuriyet kızıydı.

PERİNÇEK İLE NASIL TANIŞTI?

Vatan Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinçek, Ulusal Kanal Ana Habere bağlanarak Çığ'ın ardından duygularını şöyle anlattı: “Acımız çok büyük. Muazzez İlmiye Çığ'ı bu dünyadan yolcu edip sonsuzluğa uğurlamamız Türkiyemiz için, Türkiye'nin aydınlanması için, bilimi için, araştırmacılığı, ahlakı, kültürü için çok büyük bir kayıp. Ama onun bıraktıkları da çok büyük. Zaten bıraktıkları acının büyüklüğünü belirliyor. En önemlisi Cumhuriyetin açtığı ufuklarda, Cumhuriyetin getirdiği iklimde tarihe yönelmek ve Türk tarihini insanlık tarihiyle ta Sümerlere kadar uzanan uygarlık tarihiyle birleştiren büyük çabaların insanı... O Cumhuriyetin yetiştirdiği çok değerli bir aydın. Ben onu 1990'lı yıllarda tanıdım, o zaman Türkiye o büyük insanı tanımıyor, bilmiyordu. O zaman Bilim Ütopya dergisinde Sümerler Batı Asya Tarihi ve dinler tarihiyle ilgili çalışmalar yaparken tanıdık. Kutsal kitapların Sümer destanındaki kökleriyle ilgili buluşlarıyla yüzyüze gelince biz büyük bir coşkuya kapıldık. Kendisinden bunları yazmasını diledik. Kendisi de sonradan büyük bir nezaket ve alçak gönüllükle 'Benim bunları yazacağım yoktu ama Doğu Perinçek yaz dedi' der. Son nefesine kadar yazmaya deva etti. Toplumu aydınlatmaya devam etti. Bütün bir ömrünü verdi. Millete tarihi sevdirdi.”

VATAN PARTİSİ ÜYESİYDİ

Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ, 2015 yılında Vatan Partisi Merkez Yönetim Kurulu tarafından Genel Başkan Danışmanlığına seçilmişti. Çığ yine 2015'teki Vatan Partisi'nin Ankara Arena Spor Salonu'nda yaptığı görkemli olağanüstü kurultayına da katılmış burada yaptığı konuşmada Vatan Partisi'nin Türkiye için umut olduğunu söylemiş, öncüleri partiye destek vermeye çağırmıştı.

Genel Başkan Danışmanlığı için de Vatan Partisi Başkanlığına bir teşekkür mesajı gönderen Çığ, şu ifadeleri kullanmıştı: "21 Şubat 2015 tarihli Aydınlık gazetesinde 'Vatan Partisi Başkanlık Danışmanı' olduğumu okuyunca çok mutlu oldum. Bu yaşıma kadar hiçbir partiye girmemiştim. Yer kapma çabasında olmayacak dürüst kimselerin kurduğu bu partinin, uçurumda olan ülkemizin kurtuluşu olacağı kanısındayım. Beni bu danışmanlığa uygun görerek onurlandıran Partimiz Başkanı Sayın Doğu Perinçek'e ve MYK üyelerine teşekkür eder, bütün görev yüklenenlerin başarılı olması dileği ile en içten saygılarımı sunarım."

SOSYAL MEDYADAN TAZİYE YAĞDI

Çığ'ın ölüm haberini alan ünlüler sosyal medya hesaplarından taziye mesajlarını paylaştı... İşte onlardan bazıları...

Mehmet Nuri Ersoy (Kültür ve Turizm Bakanı): 

Türk kültürüne ve tarihine eşsiz katkılar sunmuş, Sümerolog, arkeolog ve dilbilimci Muazzez İlmiye Çığ’ın vefatını derin bir üzüntüyle öğrendim. Ömrünü insanlık tarihinin en eski izlerini aydınlatmaya adamış bu değerli bilim insanımız, araştırmaları ve eserleriyle nesiller boyu hatırlanacaktır. Kendisine Allah’tan rahmet, ailesine ve tüm sevenlerine sabır diliyorum. Türk bilim dünyasının başı sağ olsun.

Ayşegül Aldinç: 

Muazzam Muazzez ilmiye Çığ hayata veda etmiş. Bir yakınımı kaybetmiş kadar üzüldüm. Muhterem varlığıyla yaşadığı her ân için, bize öğrettikleri için teşekkür ederiz. Mekânı cennet olsun. Allah gani gani rahmet eylesin..

Adnan Türkkan:

Son Sümer Kraliçesi, Türkiye'nin ilk sümeroloğu, Cumhuriyet çınarı, son nefesine kadar üretmeye çalışsan, Ulusal Gönüllüsü, Kaynak Yayınları yazarı, Ergenekon tertibine karşı Silivri zindanının kapısına dayanan mücadele insanı Muazzez ilmiye Çığ'ı kaybettik. Eserleriyle yaşatacağız. Türkiye'nin başı sağolsun.

Erhan Güzel: 

Huzur içinde uyu Muazze İlmiye Çığ. Sen, cumhuriyetimizin ve benim aydınlığımızdın. Sen, mucizeydin. Seni çok ama çok seviyorum. Seninle geçirdiğim her dakikayı ve saniyeyi ömrüm boyunca unutmayacağım.

Serkan Koç (Son Sümer Kraliçesi Belgeseli Yönetmeni): 

Güle güle kraliçem… Ölüm haberini az önce aldım. “Ölmekten korkmuyor musunuz?” diye sormuştum. “Güzel yaşamamaktan korkuyorum” demişti. Dile kolay… 110 yıl yaşadı. 14 yıl önce hazırladığım bu belgesel, aslında Muazzez ablamızı değil, Cumhuriyet’in yarattığı kadını anlatıyordu. Haziran 1914’te dünyaya gelmişti. Birinci Dünya Savaşı başlamış, seferberlik ilan edilmişti. Cihan Harbi’nin büyük acıları ve felaketleri içinde annesinin sütünü emdi. Mustafa Kemal Atatürk, Türk tarihinin araştırılmasını, Sümerlerin ve Hititlerin halk tarafından tanınmasını istiyordu. Bunu bir talimat olarak algıladı ve müze depolarına atılan binlerce tableti okumaya başladı. Yaşamı boyunca sabır, özen ve tarihimize olan aşkıyla, tabletlerin 14 bin kadarını okudu. Kuran, İncil ve Tevrat’ın Sümer’deki köklerini araştırdı. Ortaçağ karanlığına karşı aydınlanma mücadelesinin simgesi oldu. Sevenlerinin, Cumhuriyet kuşağının ve ülkemizin başı sağolsun.

Ekrem Ataer: 

Güle güle iki gözümün nûru... Güle güle aynı yolda olmaktan onur duyduğum ''yoldaş büyüğüm''... Güle güle tanıdığım en genç vatansever, Silivri Barikatı yıkılırken ''Haydi çocuklar'' mesajı ile bizleri güç veren... Güle güle beni hiç yalnız bırakmayan... Güle güle ülkemin kraliçesi, kadın anası, kibelesi... Gözün arkada kalmasın her şey sana söz verdiğimiz gibi olacak...

ÇARŞAMBA GÜNÜ VEDA EDECEĞİZ

Muazzez İlmiye Çığ'ın ailesi cenaze bilgilerini paylaştı:

"Değerli Dostlar,

"Cumhuriyet çınarımız, son sümer kraliçemiz, değerli bilim insanı, büyüğümüz, canımız Muazzez İlmiye Çığ’ı kaybetmenin derin üzüntüsü içerisindeyiz.

"19 Kasım 2024 Salı günü, ikindi namazını takiben Mersin, Akbelen Şehir Mezarlığı’nda ömrünü adadığı Anadolu toprağına defnedilecektir. Ulusun başı sağ olsun.

"Tüm sevenlerine duyurulur

"Çiçek veya çelenk yollanmaması, Darüşşafaka ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne bağış yapılması rica olunur."

...... 

Türkiye Gençlik Birliği, Çığ için "en genç üyemiz" unvanını vermişti. İşte Mersin'de yaşayan eski TGB yöneticileri Fırat Arkalı ve Furkan Derecik, Çığ ile ilgili olan anılarını anlattı...

Furkan Derecik, Muazzez İlmiye Çığ ve Fırat Arkalı

Fırat Arkalı: 

Cumhuriyetimizin asırlık çınarı Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ hocamızı kaybetmenin derin üzüntüsünü, onu tanımış ve eserlerini okumuş olmanın ise yüksek gururunu yaşıyoruz. Muazzez İlmiye Çığ son nefesine kadar okuyan, araştıran ve üreten bir bilim insanı, bir Cumhuriyet aydınıydı. TGB ve Vatan Partisi Öncü Gençlik olarak Muazzez hocamızı sık sık ziyaret ederdik. Her ziyaret ettiğimizde kendisini salonundaki koltuğunda oturmuş yazarken, okurken ve üretirken bulurduk. Bir gün yine ziyaretine gittiğimizde onu Yılmaz Özdil'in "Mustafa Kemal" kitabını okurken ve bitirmek üzereyken bulmuştuk. Bizi görünce biraz da kızgın bir ifadeyle "Çocuklar Atatürk böyle mi anlatılır, Atatürk bu mudur?" diye sitem etmiş, sonrasında ise Cumhuriyetin kurucusu ve Türk devriminin önderi gerçek Atatürk'ü, onu rakı ve leblebi ciddiyetsizliğine hapsedenlere meydan okurcasına ve ders verircesine anlatmıştı. Muazzez hoca, Türkiye'nin bilim ve aydınlanma birikimine yaptığı katkılar ve bıraktığı eserlerle daima yaşamaya devam edecek. İlelebet payidar olacak olan Türkiye Cumhuriyeti, onun bıraktığı aydınlanma mirası ile bağrından daha nice Muazzez İlmiye Çığ'lar çıkaracaktır. Türk milletinin başı sağ olsun.

Çığ, TGB'nin Kırmızı Beyaz dergisini çok yakından takip ederdi.

Furkan Derecik: 

Öğrencilik dönemimde TGB saflarında mücadele ederken tanıdım Muazzez hocamızı; TGB'nin en genç üyesi diyorduk o da her büyük eylemimizde en önde yürüyerek bunun hakkını veriyordu. Üniversiteden sonra yaşadığım şehir Mersin’e dönerken Muazzez Hoca ile aynı şehirde yaşayıp daha fazla görme imkanımın olacağının mutluluğunu yaşıyordum. Öyle de oldu. Kızı Esin Abla ile birlikte ağaçların arasında 25-30 kadar kedisi ve barınaktan sahiplendiği köpeklerle müstakil bir evde yaşıyordu. Bakıcısının olmadığı vakitlerde kızı Esin abla bir işi için yanından birkaç saatliğine ayrılacak olsa bizim TGB Mersin İl Sorumlusu arkadaşı arar ve yanında refakat edecek genç arkadaş var mı diye sorardı bizler de yanında kalmak için birbirimizle yarışırdık. Muazzez hoca ile geçirilen birkaç saat 3-4 kitap okumaya bedeldi. Tarih, Arkeoloji ve Sümerliler uzmanlık alanıydı ama bir de cumhuriyetimizin canlı tanığı idi. 1930'lu yıllardaki anılarını anlatırken sanki geçen yıl yaşamış gibi isim isim saat saat söylerdi. Babasının ona kızım bilim insanı olacak diye verdiği İlmiye isminin hakkını sonuna kadar veriyordu. Kendisinin kapısını araladığı Sümerlilerin bir Türk kolu olduğuna dair çalışmalarını her gelen kişiye heyecanlı bir şekilde anlatıp bu konuda akademik çalışmaların artmasını tarihçi arkadaşlara vasiyet olarak bıraktığını ifade ediyordu. Onun varlığı Cumhuriyetin ne denli büyük bir devrim olduğunu gösteriyor bize. Ancak Cumhuriyet gibi büyük devrimler, 1914 yılında, savaşın ortasında, Anadolu'da doğan bir kız çocuğunu dünyanın tanıyıp saydığı bir bilim insanı yapar. Milletimizin başı sağ olsun!

Alıntı/Kaynak: https://www.aydinlik.com.tr/haber/muazzez-ilmiye-cig-oldu-mu-muazzez-ilmiye-cig-kimdir-495710

'Kendine iyi bak'a Muazzez İlmiye Çığ'dan Atatürk referanslı yorum

"Kendine iyi bak"a Muazzez İlmiye Çığ'dan Atatürk referanslı yorum: "Söylemeyin şu Amerika'dan gelen lafı. Amerikalı, Atatürk'e sormuş 'Bizden ne alırsınız?' Atatürk de 'Biz maymun değiliz, kendimize ihtiyaç duyduğumuz şeyi kendimiz yaparız?' demiş."

Osmanlı’nın son yıllarına, iki dünya savaşına ve Cumhuriyet’in her dönemine tanıklık eden 108 yaşındaki Muazzez İlmiye Çığ’ın bir kitap fuarındaki sohbeti yeniden gündem oldu.

Çığ’ın kitap imzalatmak için gelen bir hayranı iyi niyetle “kendinize iyi bakın” diyerek ayrılmak istedi.

Bunu duyan Çığ, bilinçsizce söylenen bu söze tepki göstererek : "Söylemeyin şu Amerika'dan gelen lafı. Amerikalı, Atatürk'e sormuş 'Bizden ne alırsınız?' Atatürk de 'Biz maymun değiliz, kendimize ihtiyaç duyduğumuz şeyi kendimiz yaparız?” dedi

Söz konusu ifadeler Atatürk’ün gerek siyasi gerekse ekonomik olarak tam bağımsızlığı ne kadar çok önemsediğini kanıtlar nitelikte. 

20241117

💐Son Sümer Kraliçesi Muazzez İlmiye Çığ hayatını kaybetti 💐

 


 

20230117

🕯🇹🇷Kahraman, gözü kara bir Türk Subayı Korg. Hasan Kumdakçı’yı kaybettik

Kahraman, gözü kara bir Türk Subayı Korg. Hasan Kumdakçı’yı kaybettik.
Türk milletinin başı sağolsun.
Vatan sağolsun...


Batı Avrupalı, Rum ve Yunanlı motosikletlilerin arkasında Batı kamuoyunun güçlü bir desteği var. Rum-Yunan Ortodoks kiliseleri de destek veriyor. ABD büyükelçisi de iki günde bir Korgeneral Hasan Kumdakçı’ya gelip, “Motosikletliler sınırınızı geçip bayrak direğinize bir bez parçası asacaklar, bundan bir şey olmaz” diyor. Bez parçası diye adlandırdığı Rum bayrağı. Böylece olayı hafifletme çabasında. Kumdakçı Paşa da ABD Büyükelçisine, “Öyleyse Rauf Denktaş Bey’den izin alın, ben sessiz kalayım” diyerek zekice bir tuzak kuruyor. Fakat Büyükelçi tuzağın farkında, “O zaman KKTC’yi tanımış oluruz” diyor. Bunun üzerine Korg. Kumdakçı, “O halde bizi zorlamayın. Bizim sınırımızı geçmeye kalkan kim olursa olsun kurşunlarım. Onun için sakın sınırda bulunan bayrak direğine çıkıp Türk Bayrağını indirmeye ve Rum bayrağı çekmeye yeltenmesinler” uyarısını yapıyor.

KRİZE ÇÖZÜM EMRİ

Korg. Hasan Kumdakçı, Türk askerine gereken emri veriyor ve gerekçesini şöyle açıklıyor:
“Eğer sınırımızı bir kişi geçer, Bayrağımızı indirirse ben Türkiye’ye dönmem, dönemem. Alnıma tabancayı dayar, dokunurum tetiği”.

11 Ağustos 1996 günü, işin ciddiyetini anlayan motosikletlilerden yarısı işin ciddiyetini anlıyor ve vazgeçiyor, ortada sadece Rumlar ve Yunanlılar kalıyor.

KRİZE KÖKLÜ ÇÖZÜM

14 Ağustos 1996 günü 35-40 bağnaz Rum ve Yunanlı, hududumuzu delip Bayrağımızı indirmeye kalkınca, bayrak direğine tırmanan bir Rum, Türk Bayrağına dokunamadan tek kurşunla yere indiriliyor. Bu Türk düşmanı bağnaza yardımcı olan iki İngiliz askeri de kalçalarından vuruluyor.

İNGİLİZLER NİÇİN KALÇADAN VURULDU

Korg. Hasan Kumdakçı, sonrasını şöyle anlatıyor:
“Olaydan on dakika sonra odamda oturuyordum, BM Barış Gücü Komutanı Tuğgeneral ve BM Kurmay Başkanı İngiliz Albay geldi:
- Sayın Generalim, çok kötü şeyler oldu. Bayrak direğine çıkan bir kişi öldü ve iki İngiliz askeri kalçasından yaralı.
“Onlara dedim ki; ‘Sizi kaç gündür uyarıyorum. Bu işe engel olabilirdiniz, olmadınız. Üstelik o vurulan İngiliz askerleri de motosikletli bağnazı direğe doğru yönelttiler. Engel olabilirlerdi, olmadılar. Merak etmeyin Albayım, biz iki İngiliz askerini sadece uyardık, öldürmedik. Onun için kalçalarından uyarıda bulunduk.
“BM Kurmay Başkanı Albay:
- Ölebilirlerdi Generalim, diye sesini yükseltiyor.”
İngiliz Albay küstahlaşınca, Kumdakçı Paşa odadaki havalı tabancayı alıyor. Albaya diyor ki; ‘Yan taraftaki hedefi yenile’. Albay şaşkındır ama hedefi yeniliyor. Paşa 25 metreden beş el ateş ediyor, Albaydan puanları okumasını istiyor. Puanlar okunuyor, 50 üzerinden 5 kurşun da 49’a isabet etmiş. Biraz önce küstahça konuşan İngiliz Albay şaşırıyor ve susuyor.
Korgeneral Kumdakçı, ‘Şimdi anladınız mı?.. Türk bayrağını indirmek isteyeni vurup etkisiz hale getirmek istedik ve istediğimizi yaptık. Sizin iki İngiliz’i öldürmek istemedik, sadece uyardık’...”
Derin krizler ancak beklenmeyen yöntemlerle çözülüyor.

20220629

Vatansever Usta sanatçı Cüneyt Arkın hayatını kaybetti...

Sinemamız bir çınarını daha yitirdi: 
Cüneyt Arkın

Burçak Evren
Aydınlık
29 HAZİRAN 2022

Her ünlü oyuncunun geçmişine ilişkin bir öyküsü vardır. Gerçek midir, sonrasında mı yazılmıştır orası pek bilinmez. Bu öykülerin çoğu “neydim, ne oldum” temasını içerir. Özünde zirveye giden yolun nice bedellerin ödenmesi sonucu olduğunun altı çizilir. Bu yolda dibe vuran bir yoksulluk, acı, emek ve de geleceğe ilişkin bir umut vardır. Tıpkı Cüneyt Arkın’ın yaşamında olduğu gibi.

İnşaat işçiliği yapar, sirklerde çalışır, öğrencilik yıllarında Sirkeci’nin en ucuz otellerinde kalır. “Yoksulluktan, yakışıklılığımın bile farkına varmadım” der. 

Kendisiyle yıllar önce röportaj yapan bir gazeteci, filmlerde canlandırdığı tiplemelere bir gönderme yaparak:

-Bizanslılarla mı, hayata karşı mı savaşmak, hangisi zordu? Diye sorar…

O da; Savaşçılık genlerimde var. Sülalem Tatar soyundan. Kırım’dan gelmişler. Babam İstiklal Savaşı gazisi. Eskişehir’de kerpiç bir gecekonduda dünyaya geldim. Tuvalet bile evin en az 200 metre dışında. Ablalarım anan, babam toprağı kazardı, bulduğumuz acı kökleri yerdik. Üstüm başım hep hayvan ve ekşi küspe koktuğundan diğer çocuklar benden uzak dururdu. 13 kardeşten yalnızca 3 kişi hayatta kaldık. Mutsuzluk umutsuzluk diz boyu idi” diyerek yanıt verir.

Cüneyt Arkın’ın çocukluk ve ilk gençlik yılları da kimi Yeşilçam melodramlarında izlediklerimiz gibidir. Filmlerde görüp de “yok artık…” değimiz her bir şeyi o, hayat diye yaşar…

Ama ünlü oyuncunun yaşamı tıp fakültesine girdikten sonra da değişmez. Hocası Cihan Abaoğlu onu biraz para kazansın diye evlere hastabakıcı olarak gönderir. Gittiği her evde hastanın altını bile değiştirir. Çünkü o yıllarda aldığı burs ayda 60, lira hasta bakımında aldığı para ise günde 15 liradır.

Gerçek adı Fahrettin Cüreklibatur olan sanatçının hem adı hem de yaşamı 1964 yılında artist dergisinin açtığı yarışmada değişir. Yarışmada birinci olunca Halit Refiğ’in yönettiği Gurbet Kuşları filmiyle sinemaya geçer. Halit Refiğ, Şafak Bekçileri filmini çevirirken, onu Hava Kuvvetlerinde yedek subaylığını yaparken keşfeder ve filminde oynatmak ister. Ancak yönetmenlik izin vermediği için bu isteğini gerçekleştiremez. Ama sonrasında sinemadaki ilk yönetmeni olur.

Yeşilçam’ın duygusal ve sonrasında melodramlarında başlayan oyunculuğu giderek serüven filmlerine, çizgi roman kahramanlarına oradan adaletin peşindeki kanun adamlığıyla, dünyayı kurtaran adamlığa kadar uzar. Maden filmi başta olmak üzere kimi toplumsal içerikli filmlerde unutulmaz karakterleri yansıtır. 1976’da oyunculuğunun yanı sıra yönetmenliğe geçer. Deli Şahin’den, Görünmeyen Düşman’a, Vatandaş Rıza’dan Babanın Oğluna dek birçok filmi hem yönetir hem de oynar. 

1963 yılında Gurbet Kuşları ile başladığı oyunculuk serüvenini Yeşilçam’ın popüler olan tüm türlerinde oynayarak öne çıkmış ender sanatçılarından biridir. Unutulmayacak filmleri arasında ilk akla gelenler ise Gurbet Kuşları, Kırık Hayatlar, Sürtük, Haremde Dört Kadın, Cemil, Deli Yusuf, Maden, Vatandaş Rıza ve kült film haline gelen Dünyayı Kurtaran Adam’dır.

Sinemamızın yalnızca bir dönemine değil, bir çok dönemine damga vuran, yaşarken efsaneleşen, oyunculuğu, fiziği denli, çeşitli alanlardaki görüşleri ve yaşam tarzıyla da her daim öne çıkan unutulmayacak oyuncularından biriydi.

Yeşilçam’ın tarihine not düşenler, birer birer tarih oluyor… Ve bizlerin geçmişe ilişkin anılarından da bir şeyleri alıp götürüyor…


‘TAVSİYELERİ ÖRNEK OLSUN’

Ülkemiz herkesin yüreğinde bir yer edinmiş olan Cüneyt Arkın’ı ebediyete uğurladı.

Arkın, “Ben köy çocuğuyum… Eskişehir’de, köyde büyüdüm. Topraktan evlerimiz vardı. Babamın en büyük yardımcısıydım. O koyunlar, onların o munis bakışları… Benim hayat felsefemin özü sevgi. Tabii ki milliyetçiyim. Nasıl olmam! Benim babam Kurtuluş Savaşı gazisi. Öyle bir babanın oğluyum ben. İstiklal Savaşı gibi bir savaşımız, olmuş. Kahramanlarımız var. Atatürk var ya Atatürk! Onun üzerine insan yok. Dehasının üzerine deha yok. Genel kültürü, siyasi ve askeri dehası… Ecdadımızı bilmeliyiz, tanımalıyız. Sahip çıkmalıyız. Kaç yıllık bir tarihi birikimi var benim ecdadımın. Dünyada Türk milleti kadar tarihi birikimi olan başka bir millet yok. Bunları bilir, özümserseniz, milliyetçi olmanız zaten kaçınılmazdır.” 1981’de çekilen ‘Öğretmen Kemal’ filminde “Benim de bir öğretmenim var. Mustafa Kemal. Ben, onun eliyim, diliyim. Bizim aklımız, önderimiz sensin. Senin devrimlerin” repliği ile anılıyor.

Arkın hayatını anlattığı kitabında, “James Bond filminde oy­namak için teklif alınca, ne kadar Bond filmi varsa dikkatle izledim. Nasıl Amerika dünyada en güçlü, en yenilmez devletse, insan olarak James Bond da her ne kadar İngiliz ajanı olsa da gücü ve yenilmezliğiyle adeta Amerika’yı temsil ediyordu. Genel anlamıyla, kapitalizmin bir ürünüydü. Kapitalizmin şımarık, kibirli, kendinden başka kimseyi sevmeyen, acımasız bir sembolüydü. Aldatmayı, sömürmeyi seviyordu. Güce tapıyor, güçsüzün karşısında zalim kesiliyordu. Gücün, güçlünün iktidarı için savaşıyordu. Kabul edemezdim.”

Ruhu şad, tavsiyeleri özellikle devlet yönetenlere ve muhalefete örnek olsun.

Mehmet Yuva’nın yazısından
Aydınlık Gazetesi

Türkiye Basınında Cüneyt Arkın...











En Çok Okunanlardan...