Atatürk:''Ne Mutlu Türküm diyene'' - Biz Türkler Asyai bir milletiz - Anadolu İrfanı'yla aydınlanır yolumuz... arşivi derleyen: Alp İçöz, gönül dostu bir şair
Blog Listem
20260724
20260518
🎞️ “Divanu Lügati’t Türk’te anlıyoruz ki Türkler, küfre gülüyorlar. Dede Korkut Hikayeleri’nde Tanrı küfrediyor.''
Karikatürist Emrah Ablak:
— Not Drop (@notdropnotdrop) May 17, 2026
“Divanu Lügati’t Türk’te anlıyoruz ki Türkler, küfre gülüyorlar. Dede Korkut Hikayeleri’nde Tanrı küfrediyor.
Küfür, 2 millette çok güçlü. Bunların ikisi de Turan coğrafyasından; Finlandiya ve Türkiye.
Türkiye’de küfrün bir edebiyatı var.”
Çok haklı. pic.twitter.com/AmKjL4gmkR
Karikatürist Emrah Ablak:
“Divanu Lügati’t Türk’te anlıyoruz ki Türkler, küfre gülüyorlar. Dede Korkut Hikayeleri’nde Tanrı küfrediyor.
Küfür, 2 millette çok güçlü. Bunların ikisi de Turan coğrafyasından; Finlandiya ve Türkiye.
Türkiye’de küfrün bir edebiyatı var.”
Çok haklı.
20260409
20260408
📖 Dîvânu Lugâti't-Türk - Türk Edebiyatı'nın en gözde eserlerinden...
20260129
🎞️ 📖 Türk Tarihi'nin en kıymetli kitaplarından Divânu Lugâti't-Türk
Türk Tarihi'nin en kıymetli kitaplarından Divânu Lugâti't-Türk. pic.twitter.com/Z07DKB1luX
— Kaynak Haber (@KaynakNews) January 29, 2026
Kitâbu Dîvânu Lugâti't-Türk
(Türkçe: Büyük Türk Sözlüğü Derlemesi,
Arapça: ديوان لغات الترك)
Orta Türkçe Dönemi'nde Kâşgarlı Mahmud tarafından Bağdat'ta 1072-1074 yılları arasında yazılan Türkçe-Arapça bir sözlüktür.
Türkçenin bilinen en eski sözlüğü olup Batı Asya yazı Türkçesiyle ilgili var olan en kapsamlı ve önemli dil yapıtıdır. Bilinen tek yazma nüshası İstanbul'daki Fatih Millet Kütüphanesindedir.
Eser, yaklaşık 8.000 civarında madde başı içerir.[1] Bu eser için Kâşgarlı Mahmud tarafından halk arasında kullanılan Türkçe kelimeler derlenmiş; daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla deyimlerden, atasözlerinden ve şiirlerden örnekler verilmiş ve bunların Arapça tercümeleri de yapılmıştır.
Kökleşik Arap sözlük bilgisi ilkelerine göre hazırlanmış olan sözlük, muhtemelen 1077 yılında Bağdat’ta Halife Muktedî-Biemrillâh’ın oğlu Ebü’l-Kāsım Abdullah’a takdim etmiştir.
Eser,
- bir sözlük olmanın dışında Türkçenin 11. yüzyıldaki dil özelliklerini belirten, ses ve yapı bilgisine ışık tutan bir gramer kitabı niteliğindedir.
- ayrıca yazıldığı devirdeki kişi, boy ve yer adları kaynağı; Türk tarihi, mitolojisi, coğrafyası, halk edebiyatı, tıp bilgileri ve tedavi usullerine dair bilgi veren ansiklopedik bir eserdir.[1]
Eserde yer alan harita, ilk Türk dünyası haritası olması bakımından büyük değer taşır.
Fatih Millet Kütüphanesindeki nüsha esas alınarak eserin 1941'de Türk Dil Kurumu ve 1990'da Kültür Bakanlığı tarafından tıpkıbasımı yayımlanmıştır.
UNESCO ayrıca 2024 yılını "Dîvânu Lugâti't-Türk Yılı" olarak ilan etmiştir.[2]
Yazma nüsha
Türk dilinin en eski ve değerli sözlüğünün elde bulunan tek yazma nüshası, 1266 yılında Şam'da yaşayan müstensih Sâveli Muhammed tarafından temize çekilip 1 Ağustos 1266 (hicri 27 Şevval 664) Pazar günü tamamlanmıştır. El yazma nüshası, büyük boy 319 varaktır.[1]
Ebû Hayyân el-Endelüsî'nin Kitâbü’l-İdrâk li-lisâni’l-Etrâk’inde, Bedreddin Aynî'nin İkdü'l-Cüman eserinde ve kardeşi Şehâbeddin Ahmed ile birlikte yazdıkları Târîḫu’ş-Şihâbî adlı eserde Dîvânu Lugâti’t-Türk'ten faydalandıkları ifade edilmiştir. Kâtip Çelebi Keşfü’ẓ-ẓunûn’da Dîvân'dan söz etmiştir.
Ali Emîrî tarafından bulunması
Varlığı, ondan söz eden 14. yüzyıl yapıtlarından ötürü bilinmekle birlikte yıllarca ele geçmeyen yapıt, II. Meşrutiyet’in ilanını izleyen yıllarda İstanbul’da bulundu. Türklük bilimi camiasında genel kabul görüp yaygınlaşan öyküye göre Dîvânu Lugâti’t-Türk’ün 1266'da istinsah edilmiş bu birinci nüshası, Dîvân, Vanioğullarından Ahmet Nazif Paşa’nın elinde 1905’e değin korunmuş, daha sonra akrabası bir yaşlı hanım tarafından Sahaflar Çarşısı’nda satılması için Burhan Bey’in sahaf dükkânına bırakılmıştı.[3]
Yapıtı Ali Emîrî Efendi; 1915 yılında tesadüfen bulmuş, 3 lira bahşiş verip toplam 33 liraya satın almıştır. Bir söylentiye göre de yanında para olmadığı için eve gidip parayı alana değin kitabın başkasına satılmaması için dükkân sahibini dükkâna kilitlemiştir.
Yayımlanması
Ali Emîrî yazması, Sadrazam Talât Paşa'nın araya girmesi ile Kilisli Rıfat Bilge Bey'in denetimi altında 1915-1917 yılları arasında üç cilt hâlinde basıldı ve Türklük bilimi camiasında büyük yankı uyandırdı.
Breslav Üniversitesi Sami Dilleri Profesörü Carl Brockelmann, 1928 yılında atasözlerini, halk edebiyatı örneklerini ve Türk edebiyatı ve dili ile ilgili bulunan bütün bölümleri ayrıntılı notlarla, sözlüğün Almanca çevirisini yayımlamıştır. Besim Atalay'ın çağdaş Türkçe çevirisi 1940 yılında Türk Dil Kurumu tarafından basıldı.
1982-1985 yılları arasında Robert Dankoff ve James Kelly tarafından yayıma hazırlanan ve çevirisi yapılan ön söz ve fihrist (gösterge) içerikli İngilizce çevirisi, Harvard Üniversitesi Yayınevi tarafından neşredildi.
Kâşgarlı Mahmud’un yapıtının bulunması ve yayımlanması, Türkoloji tarihinde çığır açan bir olaydır.[4] Kâşgarlı Mahmud'un Dîvânu Lugâti’t-Türk döneminde yazdığı ve o döneme ışık tutan başka bir yapıtı Kitâbü Cevâhiri'n-Nahv fî Lugâti't-Türk ise kayıptır.
Ön söz
Kâşgarlı Mahmud, Dîvânu Lugâti't-Türk'e şöyle başlar:
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. (...) Gördüm ki Yüce Tanrı, Türk burçlarında doğdurdu, devlet güneşini; onların etrafında döndürdü, göklerin çemberini ve onlara ad verdi, Türk diye, ülkelerin idaresini, verdi mülk diye; zamanın hakanları yaptı, onlar; ellerine verildi, günümüzdeki insanların yuları; onları görevlendirdi, halk üzre; onları kuvvetlendirdi, hak üzre; aziz kıldı onlara yanaşanları ve idareleri altında çalışanları; onlar sayesinde muratlarına erdiler ve ayak takımının şerrinden esen oldular. Aklı olan herkes onlara katılmalı ve onların oklarından korunmalı. En iyi yol konuşmaktır, onların dillerini, duyurabilmek için onlara ve meylettirebilmek için, gönüllerini. Takımından ayrılıp Türklere sığındığı zaman bir düşman güven verilip ona kurtarıldığı zaman korkularından; başkaları da sığınır onunla beraber ve üzerlerinden kalkmış olur, tüm zarar."[5]
Kaynak: Wikipedia
20260107
📖 Türk kültür ve medeniyetinin en büyük hazinelerinden Divanu Lugati't-Türk
- Türkçe-Arapça sözlük
- Araplara Türkçe öğretmek maksadıyla yazıldı
- Türk dilinin en eski bilimsel çalışması
- Türkçenin ilk sözlüğü ve dilbilgisi kitabı
- Yaklaşık 8 bin Türkçe kelimenin Arapça karşılığı bulunuyor
- Döneminin yazı dilinin dil bilgisi kurallarını ve söz varlığını ortaya koyuyor
- Türk toplum hayatının her sahasına ait çeşitli bilgileri ihtiva ediyor
- Eserde, devrinin Türk dünyasını gösteren bir harita yer alıyor
- Eser 1910'lu yıllarda rastlantı sonucu Ali Emiri Efendi tarafından Istanbul'da bir sahaftan satın alındı
- Bilinen tek yazma nüshası istanbul'da Millet Kütüphanesi'nde bulunuyor
- Kaşgarlı Mahmut tarafından yazıldı, 1072-1074
20250809
📰✍️ Uygur Mutfağı / Nedim Atilla
....
Sinciang'daki Uygur Türkleri şehircilik, tarım ve ticarette oldukça ileri gitmişler. Türkçenin Çağatay Lehçesi'ni konuşan, yüzölçümü olarak Türkiye'den 2,5 kat daha büyük topraklara sahip olan Uygurların önemli şehirleri, başkent Urumçi ve değerli sözlüğümüz 'Divan-ı Lügat-it Türk'ün yazarının memleketi Kaşgar...
...
ODUN KÖFTESİ
Hamur işlerinin yoğun olduğu bir mutfak Uygur mutfağı... Bugün Anadolu'da yaşayan Uygur yemekleri arasında, Salihli'de Uygurların Orta Asya'dan getirdikleri 'odun köftesi' ilk sıralarda yer alıyor. Uygur yemeklerinin tamamında olduğu gibi, bu köftede de koyun eti ve kuyruk yağı kullanılıyor. 'Odun köftesi'nde kıyma 10 dakika bir kaşık unla yoğruluyor. Kıvama geldikten sonra şişlere sarılıyor. Önceden hazırlanan meşe dalı odunlar ocakta yakılıyor. Köfte odunun közünde pişiriliyor. Odun yanda yanmaya devam ediyor.
SAMSA
Orta Asya'dan gelirken yanımızda getirdiğimiz ve bugün Türkistan'da hala yaşayan yemeklerin biri de 'samsa'... Bugün Türkistan'da çocuklara bile 'Samsa' adı konduğuna göre, tahmin edin yemeğin ne kadar sevildiğini. Samsa, koyun etinin satırla kıyılması ile hazırlanan bir yemek; önce yumurta, tuz ve Uygurların Hıdrellez günü bitkilerdeki çiyden topladıkları maya ile hazırladıkları karışımı yoğurarak yumuşak bir hamur elde etmek gerekiyor. Hamur, azıcık tereyağı ilavesiyle yeniden yoğruluyor. 10-15 dakika bekletilen hamurdan ceviz büyüklüğünde bezeler elde ediliyor ve uygun bir zemin üzerinde açılan bezelerin içine de alabildiği kadar satır kıyması koyuluyor. İçi doldurulan bezelerin ağzı kese gibi büzülüyor ve sonra da fırınlanıyor. Bir de 'katsamsa' var... İlkinden farkı susam yağı kullanılması; şimdilerde bulmak zor olduğu için, evde yapacak olursanız zeytinyağı da kullanabilirsiniz... Katsamsa yapılırken, hamur yağlanır ve katmer gibi sarılıp dürüm yapılır.
TOKAÇ
Tokaç ise hem tokları hem de açları doyuracak nitelikte, lezzette bir pide... Uygurların Anadolu'da yaşattığı bir başka yemek ise 'çörüçe'... Börek ile mantı karışımı bir hamur işi. Soğanlar ince ince kıyılır, kıyma ile karıştırılır, tuzu ve baharatları ilave edilerek iyice yoğrulur. Daha sonra un, tuz ve su ile sertçe bir hamur elde edilir, hamur bir süre dinlendirilir. Öte yandan soğan yağda pembeleştirilir, domates ve salça ilavesiyle biraz kavrulduktan sonra, 12 kase su eklenir. Tuz ve baharatlar ilave edilerek 15-20 dakika kısık ateşte kaynamaya bırakılır. Hamurdan iki eşit beze yapılır, oklava ile mantılık yufka açılır; Kayseri mantısının hemen hemen iki katı büyüklüğünde karelere bölünür ve içine yeteri kadar daha önce dinlendirilen kıymadan hazırlanmış iç malzemesi koyularak ikiye katlanır. Tekrar ikiye katlarken de, orta parmak ile ortasında göz kalacak şekilde sarıp kulakları dik, kendi eksenine sarılmış küçük mantılar yapılır. Mantılar, kaynamakta olan suya atılır, bir-iki taşım kaynatılır. Piştikten sonra ateşi kısılır; sivri biber, sarımsak, maydanoz incecik kıyılıp ilave edilir; karabiber ve acılı-ekşili soslar ile servis yapılır.
LEĞMEN
MUTFAĞIN ŞİFRESİ
Dünyanın herhangi bir yerinde bir restoranın adında ya da yemeklerinde 'leğmen' sözcüğüne rastlarsanız, bilin ki o yerin Uygurlar ile uzak ya da yakın mutlaka bir ilişkisi vardır! Leğmen; baklavalık un, tereyağı, tuz, su ile hazırlanan ve çok da emek isteyen bir hamur işi... Yapılışını Uygur kökenli bir dostumuz şöyle anlattı: 'Un ve bir tatlı kaşığı tuz, kulak memesi kıvamına gelinceye kadar su ile yoğruluyor. Hamur düz bir zemin üzerinde yassı hale getirilerek 2 cm eninde kesiliyor ve dinlenmeye bırakılıyor. Birkaç dakika dinlendirilen hamur, yağlanarak zemin ile el arasında yuvarlatılarak 1,5-2 metrelik şeritler oluşturuluyor. Yayvan bir kabın içine sıra ile içten dışa doğru sarılarak yerleştiriliyor. Her katın arası eritilmiş tereyağı ile yağlanıyor... Leğmenler, dizme işlemi bittikten sonra, üzeri kapatılarak dinlenmeye bırakılıyor. Bu arada 3-4 litre suya bir çay kaşığı tuz atılıp kaynatılıyor. Uzun şeritler halinde sarılan hamur, bir ucundan tutularak çekilmeye ve inceltilmeye başlanıyor. İnceltilen hamur elde yün çilesi gibi sarılarak birbirine dolaşması engelleniyor. Ardından düz bir zeminde çilenin iki ucu kesiliyor ve tencereye atılıyor. Bir-iki taşım kaynayan hamur servis tabağına alınıyor. Üzerine istenilen sos ilave edilerek servis yapılıyor.'
MANTI
Bir de otlu mantıdan söz etmeden geçmek olmaz... Çok iri ama içi otlarla doldurulan mantılar bunlar, tarifleri Anadolu'da yaşayanlarla aynı. Sizleri 'Uygur Mutfağı' hakkında biraz olsun bilgilendirmeye çalıştım; katledilen kardeşlerimizin zengin bir kültürün parçası olduklarını kanıtlamak için... Onların ev sevdiği yemeklerden biri olan yağ mantısına 'hoşem' diyorlar... Dünyanın bu haline bakıp da 'Hoşem' demek mümkün mü? ådet olduğu üzere, yazımı bir yemek tarifi ile sonlandırıyorum.
Havuçlu yutağza
MALZEMELER: 4 adet orta boy havuç, 2 yemek kaşığı tereyağı, 2 orta boy kuru soğan, 1 yemek kaşığı şeker.
YAPILIŞI: İnce ince kıyılan soğanlar yağda pembeleştirildikten sonra, rendelenmiş havuç ile kavrulur. Soğuduktan sonra da, çok ince açılmış mayalı ya da mayasız hamura sarılarak rulo haline getirilir. Buhar tenceresinde pişirilerek servis yapılır.
Kaynak: <http://www.aksam.com.tr/2009/08/09/yazar/13639/nedim_atilla/uygur_mutfagi.html>
uygurca Arşiv
Soghuq Seylerni Teyyarlash (uygurca)
Narin Chöp (uygurca)
Shiri Kawap (uygurca)
Tawa kawap (tava kebap) (uygurca)
Zix Kawap (şiş kebap) (uygurca)
Qoruma Kawap (kavurma kebap) (uygurca)
Béliq Kawipi (balık kebap) (uygurca)
Béliq Dümlimisi (balık demleme) (uygurca)
Tuxum Poshkili (uygurca)
Talqan (uygurca)
Bolaq Yapma (uygurca)
Toxu Göshi Qordiqi (uygurca)
Béliq (balık) Pishurushning Ikki Usuli (uygurca)
Mantı (Tört Xal) (uygurca)
Pöre Étish Usuli 3 (uygurca)
Töt Xil Qorumini Qorush (uygurca)
LENGMEN (4 çeşit) (uygurca)
Chöchüre (uygurca)
Ügre (uygurca)
Bowaqlargha Bulmaq (uygurca)
: Atush Chöp (uygurca)
Qordaq (uygurca)
Mayliq toqash (uygurca)
Yer Merizi (mogu) Gösh Qorumisi (uygurca)
Chong Piltilik Yutaza Étish (uygurca)
Göshnan Pishurush (uygurca)
http://uyguryemekleri.blogcu.com/archive/2007/11/
20250209
📖 Kaşgarlı Mahmut Divan-ı Lügat-it Türk Kitabından Oğuz Boy Tamgaları; ve ER-AD TAMGASI...
Kaşgarlı Mahmut Divan-ı Lügat-it Türk Kitabından Oğuz Boy Tamgaları;
Kaşgarlı "Oğuz : Bir Türk Boyudur. Oğuzlar Türkmendirler. Bunlar yirmi iki bölüktür; her bölüğün ayrı bir belgesi ve hayvanlarına vurulan bir alameti vardır. Birbirlerini bu belgelerle tanırlar." der.
Türkçe 'Boy', 'kabile' ve 'klan' anlamına gelir. Boy'lar ait oldukları milletin, bir “Kolunu” teşkil eder. Türkçede “Ağaç Boy Vermiş” derken Ağacın Dal ve Kol verdiğini anlarız. Türk Boy’ları, Ağaçtan çıkan dallar gibidir ve devleti meydana getirir.
Bu bağlamda Türk Devleti kocaman bir Ağaç, Boylarda bu ağacın Dallarıdır. Boy Vermek kelimesini bir anlamda Oğul Vermek gibi düşünürsek, İngilizce Boy yani Oğul kelimesi ile benzerlik gösterir.
Tamga olarak bildiğimiz bu Boy İşaretleri, mezar taşlarının üzerinde de bulunur.
Türkolog Jean Paul Roux'a göre "Tamga" kelimesi "Takma" fiilinden türemiştir. "Hayvanlara işaret takmak" anlamında olan Tak fiili, zamanla değişerek ve dönüşerek Tamga ve Damga şeklinde söylenegelmiştir.
-Tamgalar bir dil, yazı biçimi olarak kabul edilebilir mi?
Sembol dili, yazı değil malesef. Tek bir sembol ile Boy ifade eder. Tamgalar yan yana gelerek bir cümle oluşturamaz. Fakat kökeninde Runik Harfler bulunabilir. Onlardan ödünçlenmiştir.
ER-AD TAMGASI..
Göktürk ER-AD Tamgası yada Türk Runik Harfleri ile ER-AD yazısı, Er olan Alp'ların Kayalara kazıdıkları "İnisiyasyon-Erginlenme" belgeleridir. Göktürkler döneminde, Er olma-Asker olma çağına gelmiş genç erkekler için, Ata Mağarasında Erginlenme Ritüeli düzenlerdi
Fakat öncesinde bu genç delikanlının bir Kahramanlık göstermesi gerekirdi. Türkler için, Osmanlıda da devam eden AV RİTÜELLERİ, işte bu Erginlenme törenlerinin vazgeçilmez geleneğidir. Ata mağarasında "Er Adı" alan gence, Kılıç Kemer Kuşandırılır.
Alıntı: Nuray BİLGİLİ @NurayBLGL1
20190527
🥗🇹🇷 Türk Yemekleri - Türk Yemek Kültürü 🧿
En Çok Okunanlardan...
-
Bu yazımızda Milli Edebiyat Dönemi'nin en önemli şairlerinden biri olan Mehmet Emin Yurdakul'un "Cenge Giderken" şii...
-
Ülkemiz yer şekilleri bakımından oldukça farklı özelliklere sahiptir. Yer şekillerindeki farklılık iklimlerin bölgelere göre değişiklik...
-
Amerika’da benzin istasyonunda durdum. Sonra arabama dönerken, bir kamyonet yanımda durdu.. Bir vatandaş arabadan çıktı ve gerçekten inanmad...
-
John Dewey’in Türk Maarifi Hakkında Raporu ve Türk Eğitim Sistemi Akın EFENDİOĞLU Çukurova Üniversitesi Hasan Güner BERKANT Kahramanma...
-
Kurtuluş Savaşı Cepheleri Kurtuluş Savaşı Cepheleri, Kurtuluş Savaşı boyunca üç cephede savaş yapılmıştır. Doğu, Batı ve Güney de savaş y...
-
'HERAKLES LAHİDİ' ARTIK ANTALYA MÜZESİNDE SERGİLENİYOR Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş: “Kültür ve Turizm Bakanlığı olar...
-
* Kün-Ay tamgası ile Türklerle ilgili Göbeklitepe'de T şeklindeki dikilitaşlarda görünen Kün-Ay tamgası, Türk kavimlerinin bayrakla...
-
Kendilerini "trakya'nın yerlileri" olarak kabul eden, 1300'lü yıllardaki ilk osmanlı fetihleriyle birlikte trakya'ya ...
