Blog Listem

diplomasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
diplomasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20250420

📰 🇬🇧İngilizler geldikleri gibi gittiler, çünkü; ... - Sinan Meydan


“İngiltere, Kemalistlerin hem Irak’ta hem de Boğazlarda yarattıkları tehlikeye askeri açıdan karşı koyacak durumda değildir.” (Rumbold’tan Curzon’a gizli telgraf, 14.9.1922)

Yarın 6 Ekim, İstanbul’un kurtuluş günü; eskiden 6 Ekim’ler “kurtuluş bayramı” olarak kutlanırdı. İstanbul, fethinden tam 465 yıl sonra, 13 Kasım 1918’de fiilen, 16 Mart 1920’de de resmen işgal edildi. 5 yıl kadar işgal altında kan ağlayan İstanbul, 6 Ekim 1923’te kurtarılıp yeniden vatan yapıldı.

Bugün, Atatürk ve Cumhuriyet karşıtlarının, “İngilizler tek kurşun atmadan İstanbul’dan niye çekildiler!”sorusuna cevap vereceğim; neden “geldikleri gibi gittiklerini” anlatacağım.

İKİNCİ HEDEF: TRAKYA VE İSTANBUL

Atatürk’ün zafer kazanmış muzaffer orduları, 9 Eylül 1922’de İzmir’e girdi. Anadolu düşmandan temizlendi, ama İstanbul, Boğazlar ve Trakya hâlâ işgal altındaydı. Başkomutan Atatürk,

“İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri”

demiş, Türk orduları İzmir’e çıkmıştı. 

Şimdi, “İkinci hedefiniz Trakya’dır, ileri” diyebilir ve muzaffer Türk orduları Trakya üzerine yürüyebilirdi. Ancak Türk ordularının Trakya’ya ulaşmaları için İngiliz işgali altındaki Çanakkale Boğazı’ndan geçmeleri gerekiyordu. Bu durumda Türklerle İngilizlerin karşı karşıya gelmesi kaçınılmazdı. Nitekim öyle de oldu. İzmir’deki İngiliz Konsolosu Lamb, 12 Eylül 1922’de Atatürk’e, Siz İngiltere’ye savaş mı ilan ediyorsunuz? diye sordu. Atatürk bu soruya şöyle cevap verdi: 

“Yunan ordusunu Anadolu’ya çıkartan siz değil misiniz? Yunan ordularını mağlup ederek topraklarımızdan dışarı atan ve vatanı kurtaran ise biziz. Durum böyle olunca karar vermek bize değil size düşer!” 

Atatürk, daha sonra basına verdiği demeçte “barıştan yana olduğunu” söyledi. Amiral Brock’a da İngiltere ile Türkiye arasında siyasal ilişkilerin yeniden başlamasını istediğini iletti.

Fransa ve İtalya artık Türklerle savaşmak istemiyordu. Bu nedenle Çanakkale Boğazı’na doğru ilerleyen Türk ordularının karşısında sadece 8000 İngiliz piyadesi ile 28 İngiliz topu vardı. Bu durum İngiltere’yi çok telaşlandırdı.

İNGİLTERE BÖYLE YALNIZ KALDI

7 Eylül 1922’de toplanan İngiliz parlamentosu, İstanbul ve Boğazları savunmaya karar verdi. İstanbul’daki İşgal Kuvvetleri Komutanı General Harington, 9 Eylül 1922’den itibaren Çanakkale’ye yığınak yapmaya başladı.

15 Eylül 1922’de İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri Sir Horace Rumbold, Londra’daki Lord Curzon’a gönderdiği telgrafta şöyle diyordu: 

“Mustafa Kemal istediklerini diplomatik kanaldan sağlayıp sağlayamayacağını görmek için bir hafta bekleyecektir. Aksi halde askerlerinin şu anki coşkusundan yararlanarak İstanbul ve Boğazlara yürüyecektir. Bağlaşıklar vakit geçirmeden bir konferans düzenlemezlerse Mustafa Kemal’le savaşı göze almalıdırlar. Bağlaşık Yüksek Komiserleri en erken vakitte konferans düzenlenmesini öneriyorlar.” 

(Salahi R. Sonyel, Mustafa Kemal Atatürk ve Kurtuluş Savaşı, C.III, s. 1675).

15 Eylül 1922’de İngiliz parlamentosu bir kere daha toplandı. Lloyd George’un başkanlık ettiği toplantıda Sömürgeler Bakanı Winston Churchill, İngiliz sömürgelerinden yardım istenilmesini önerdi. Başbakan Lloyd George, “Mustafa Kemal’in önünden çekilmek niyetinde olmadığını” belirtti; Yunanistan, Romanya, Çekoslovakya ve Sırbistan’ın kendilerine yardım edebileceğini umduğunu söyledi. Churchill, bunlara Bulgaristan’ı da ekledi.

(Davıd Walder, Çanakkale Olayı, s. 210-214).

16 Eylül 1922’de İngiliz Sömürgeler Bakanı Churchill, Müttefiklerden, Balkan ülkelerinden ve sömürgelerden yardım istedi. Ancak Fransa, İtalya, Romanya, Yugoslavya ve tüm sömürgeler -Yeni Zelanda hariç- İngiltere’nin yardım isteğini reddettiler.

18 Eylül 1922’de İtalya ve Fransa, Çanakkale’deki tüm birliklerini Avrupa yakasına aldılar. Fransa Başbakanı Raymond Poincare, Paris’teki İngiliz Büyükelçisi Lord Harding’e, “Kemalist tehdidin gerçek olduğunu; Fransız askerlerinin hayatlarını tehlikeye atamayacağını” söyledi. (Sonyel, s. 1682)

19 Eylül 1922’de İstanbul’daki Fransız Yüksek Komiseri General Pelle, İzmir’e giderek Atatürk’le görüştü. Pelle, Atatürk’e “Çanakkale’deki tarafsız bölgeye girmemesini” söyleyince Atatürk, 

“Tarafsız bölgeyi tanımadığını, Türk ordularını daha fazla tutamayacağını, Yunan işgalindeki Trakya’yı kurtarmak için Çanakkale’ye gireceğini” 

söyledi. 

General Pelle, İstanbul’a döndüğünde İngiliz Yüksek Komiseri Rumbold’a, Atatürk’ün çok kararlı olduğunu anlattı.

19 Eylül 1922’de Fransa Başbakanı Poincare, Fransız parlamentosunda yaptığı konuşmada Fransa’nın Türkiye ile savaşa girmeyeceğini, Fransa kamuoyunun savaş istemediğini açıkladı. İtalyanlar da Türklerle savaşmak istemediklerini belirttiler. Sadece Fransa ve İtalya değil, İngiltere kamuoyunda da -Daily Mail gazetesi ve İşçi Partisi başta olmak üzere- savaş karşıtları çoktu.

Hindistan Müslümanları ve Sovyet Rusya da Türkiye’den yana tavır aldı. 19 Eylül 1922’de Hindistan Merkezi Hilafet Komitesi, Türkiye’nin Paris temsilciliğine gönderdiği telgrafta şöyle diyordu:

“İngiltere Türkiye’ye karşı savaş açarsa Hindistan Müslümanları kitle halinde Türk ulusal ordusunun saflarında yer alacak ve İslam’ın onurunu ve saygınlığını silahla koruyacaktır.” 

(Bilal N. Şimşir, Doğu’nun Kahramanı Atatürk, s. 66).

Moskova Komünist Enternasyonali de İngilizlere karşı zehir zemberek bir bildiri yayınladı. Bildiri, şöyle sona eriyordu: 

“İşçiler; İngiliz, Fransız, İtalyan, Sırp ve Romen işçileri! Sizin kutsal göreviniz Müttefiklerin Boğazları ele geçirmelerine ve yeni savaş açmalarına engel olmaktır. Kahrolsun İtilaf emperyalizmi! Kahrolsun yeni emperyalist savaşlar! Türk halkına barış ve özgürlük!”

(Şimşir, s. 67)  O günlerde Rusya Dışişleri Komiseri Çiçerin, bir Alman gazetesine verdiği demeçte şöyle demişti: 

Rusya, özgürlüğü için savaşan yeni Türkiye’yi içten dostluk duygularıyla karşılar... İstanbul’un yeniden Türkiye’nin başkenti olması konusunda kararlıyız.”

(Sonyel, s. 1691)

Lord Curzon’un gözyaşları

Atatürk, Misakı Milli çerçevesinde Doğu Trakya’nın boşaltılıp Türkiye’ye verilmesini istiyordu.  İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri Rumbold, durumun ciddiyetinin farkındaydı. Curzon’a gönderdiği telgrafta şöyle diyordu: “

Durumun askıda kalmasına izin verirsek Kemal rahat durmayacak; görüşmeler bir an önce başlamazsa İstanbul ve Çanakkale yoluyla Trakya’ya geçmeye çalışacaktır. İngiltere, Kemalistlerin hem Irak’ta hem de Boğazlarda yarattıkları tehlikeye askeri açıdan karşı koyacak durumda değildir.” (Sonyel, s. 1684.)

19 Eylül 1922’de İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon, Fransa Başbakanı Raymond Poincare ve İtalya’nın Paris Büyükelçisi Kont Carlo Sforza, Paris’te bir araya geldiler. 5 gün süren görüşmede tansiyon çok yükseldi. Fransız Başbakanı Poincare öfkeyle, “Artık Türklerle savaşmayacağız!”diye bağırdı. “

Mustafa Kemal’in isteklerini kabul etmekten başka çare yoktur. Trakya’yı kayıtsız şartsız Türklere vermek gerekir” dedi. İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon bu teklifi reddedince,“Fransız Başbakanı, İngiliz Dışişleri Bakanı’nın ağzını açmasına izin vermeden suçlu öğrencisini paylayan kızgın bir öğretmen gibi konuştu; bağırdı, İngilizleri suçladı.” Bunun üzerine Lord Curzon toplantıyı terk etti. Curzon, “ Şimdiye kadar böyle bir şey görmediğini söylüyor ve ağlıyordu.” (Walder, s. 277-280). 

Belgelere yansıdığı şekliyle, “Bu hakarete dayanamayan İngiliz Lordu, bir kez görüşme salonundan adeta ağlayarak dışarıya çıkmış ve koridorda pantolonunun arka cebinde taşıdığı küçük bir şişeden konyak yudumlayarak hıçkırıklarını boğmaya çalışmıştı.” Sonra Poincare özür diledi. Ortam biraz yatıştı. (Sonyel, s. 1684-1686)

Müttefikler 5 günün sonunda, Paris’te aldıkları kararları, 23 Eylül 1922’de bir notayla Atatürk’e bildirdiler. Buna göre bir konferansın yapılmasına karar veriliyor, Türklerin tarafsız bölgeye girmemeleri şartıyla Trakya’nın boşaltılıp Türklere geri verilmesi kabul ediliyordu. Böylece üç büyük devlet Atatürk’ün isteklerini büyük oranda kabul etmiş oluyordu.

Çanakkale olayı, Mudanya Mütarekesi, İstanbul’un kurtuluşu

23 Eylül 1922’de Türk orduları, Çanakkale’de Müttefiklerin “tarafsız bölge” kabul ettikleri yere girdi. Türk süvari birliği ile İngiliz süvari birliği burun buruna geldi. Ancak Türk birlikleri –barıştan yana olduklarını göstermek istercesine- tüfeklerinin namlularını yere çevirmişlerdi. İngiliz birlikleri geri çekildi. Türk birlikleri Çanakkale’nin 15 km. güneyindeki Erenköy’ü işgal etti. Bu sırada Fransız politikacı Franklin-Bouillon, 25 Eylül 1922’de Atatürk’le İzmir’de görüştü. Doğu Trakya’nın Türkiye’ye bırakılacağını söyledi; Türk ordularının ilerleyişini durdurmasını istedi. Bu sırada Harington ile Atatürk arasında da bazı yazışmalar oldu. 25 Eylül 1922’de Çanakkale’de tel örgülere kadar dayanan Türk birliği, 27 Eylül 1922’de Biga-Bayramiç-Ezine çizgisinde durdu.

 ‘İstanbul 5 sene esaretten sonra bugün saat 12’de hürriyetine kavuştu’ (Akşam, 3 Ekim 1923)

29 Eylül 1922’de toplanan İngiliz kabinesi, Çanakkale’de tarafsız bölgeye giren Türk birliklerinin gerekirse silah kullanılarak bölgeden çıkarılması için General Harington’a emir verdi. Ancak General Harington bu emri uygulamadı. Harington, 1 Ekim 1922’de Londra’ya gönderdiği raporda “O sırada ateş emri vermesinin barut fıçısına ateşe etmek” anlamına geldiğini yazdı. Barış görüşmelerinin başlayacağı sırada savaş çıkarmanın anlamsız olduğunu belirtti.

Atatürk, 23 Eylül 1922 tarihli Müttefik notasına 29 Eylül 1922’de cevap verdi. İki temel şartı vardı: Meriç’in batısına kadar Trakya’nın hemen boşaltılıp Türkiye bırakılması... 3 Eylül 1922’de Mudanya’da ateşkes görüşmelerine başlanması... Müttefikler bu istekleri kabul ettiler. Lord Curzon, barış imzalanmadan Doğu Trakya’nın Türklere verilmesine karşı çıkan Yunan Başbakanı Venizelos’a şöyle dedi: “İstanbul’a girmeye can atan Mustafa Kemal’in, Doğu Trakya sınırındaki Yunan itirazlarını fırsat bilerek Avrupa’ya dalmasını ve Trakya’yı ateşe ve kılıca tutmasını kim önleyebilir?” (Sonyel, s. 1700, 1701,1702)

3 Ekim 1922’de Türkiye, İngiltere, Fransa ve İtalya’nın katılımıyla Mudanya Konferansı toplandı. Yunanistan konferansa doğrudan katılmadı. Doğu Trakya’nın teslimi konusundaki görüş ayrılıkları nedeniyle 5 Ekim’de konferans çıkmaza girdi. Bunun üzerine Atatürk, İsmet Paşa’ya bir telgraf çekerek “Trakya, 6 Ekim 1922, öğleden sonra saat 6’ya kadar TBMM hükümetine teslim edilmediği takdirde 6/7 Ekim’de Türk kuvvetlerinin İstanbul’a yürümelerini” emretti. General Pelle ve Franklin Bouillon’un araya girmesiyle Atatürk verdiği emri birkaç gün erteledi. Sonunda 11 Ekim 1922’de imzalanan Mudanya Mütarekesi ile Trakya’nın boşaltılıp Türkiye’ye verilmesi kabul edildi. Böylece savaş yapılmadan başarılı diplomasiyle Doğu Trakya kurtarıldı. Ancak İstanbul ve Boğazlar hâlâ işgal altındaydı. Mudanya Mütarekesi’ne göre Türk birlikleri barış antlaşması imzalanıncaya kadar İstanbul’a giremeyecekti.

İşte o koşullarda Atatürk, barış antlaşmasını beklemeden bir oldu bitti ile İstanbul’un yönetimini fiilen ele geçirmeyi denedi. Doğu Trakya’yı teslim almakla görevlendirilen Refet Paşa, Trakya’ya geçerken 19 Ekim-25 Aralık 1922 arasında İstanbul’da kaldı. 4 Kasım 1922’de İstanbul Saray Hükümeti’nin istifa etmesinden sonra TBMM adına İstanbul’un yönetimini fiilen ele geçirmek için çalışmaya başladı. Başarılı da oldu. İngilizler, her geçen gün İstanbul’daki otoritelerini kaybettiler.

Lozan görüşmeleri sırasında bir tahliye protokolü imzalandı: Buna göre

Lozan Barış Antlaşması’nın TBMM tarafından onaylanmasından sonra 6 hafta içinde İstanbul boşaltılacaktı. TBMM, 23 Ağustos 1923’te Lozan Barış Antlaşması’nı onayladı. İtilaf devletlerinin son birlikleri 2 Ekim 1923’te Türk bayrağını selamlayarak İstanbul’dan ayrıldı. 6 Ekim 1923’te Şükrü Naili Paşa komutasındaki 3. Kolordu birlikleri halkın sevgi gösterileri arasında İstanbul’a girdi.

İngilizler geldikleri gibi gittiler, çünkü; 

Yunanistan’ın yenilmesi, Fransa ve İtalya’nın çekilmesi, sömürgelerin ve Balkan ülkelerinin yardım etmemesi, kamuoyunun savaş istememesi nedeniyle İngilizler İstanbul’da yalnız kaldılar. 

Hint Müslümanlarının ve Sovyet Rusya’nın desteğini alan Atatürk’ün muzaffer ordularının karşısında yalnız başlarına, az sayıda kuvvetle savaşı göze alamadılar.

Alıntı/Kaynak: https://www.sozcu.com.tr/istanbulun-kurtulusu-neden-mi-cekildiler-wp6066771


20191201

✍️ Donanma diplomasisi, Libya Mutabakatı ve Akdeniz Kalkanı Harekatı - Cem Gürdeniz

Donanma diplomasisi, Libya Mutabakatı ve Akdeniz Kalkanı Harekatı
Cem Gürdeniz

Tarih boyunca, savaş gemileri ve onlardan oluşan donanma, denizci devletler tarafından savaş dönemi haricinde dış politika ve güvenlik politikalarının bir aracı olarak, yani Donanma Diplomasisi, Ganbot Diplomasisi, Deniz Kuvvetleri Varlığı ya da Bayrak Gösterme rollerinde kullanılmışlardır.

DONANMA DİPLOMASİSİ VE ULUSAL GÜÇ

Söz konusu kavramlar yazılı tarih kadar eski kavramlardır. İngiliz düşünür John Stuart Mill “arkasında duracak bir donanmamız yoksa diplomasimiz bir hiçtir” demişti. Stratejist Sir Julian Corbett’e göre donanmaların ilk vazifesi, diplomatik gayretleri desteklemek ya da engellemektir. Trafalgar kahramanı ünlü Amiral Horaito Nelson daha da ileri giderek “Sizin mürekkep ve kalemlerinizden nefret ediyorum. İngiliz savaş gemilerinden oluşan bir donanma Avrupa’nın en iyi müzakerecisidir” demişti. Sovyetler Birliğinin en uzun süreli Deniz Kuvvetleri Komutanlığı görevini yürütmüş olan Amiral Gorshkov, donanmaların devletlerin savaş yeteneğinin gerçek göstergeleri olduğunu savunmuş, barış zamanı siyasi hedeflere erişmede en önemli araç olarak Donanmayı göstermişti.

TÜRKİYE UYGULAMALARI

Cumhuriyet Donanması da bu rolü, kurucusu Mustafa Kemal Atatürk döneminde başlamak üzere bugüne kadar etkinlikle oynamıştır. 
  • Donanma sayesinde 1936’da Boğazları geri aldık
  • 1974’de Kıbrıs’ta yeni bir düzen kurduk. 
  • 1975 sonrası Ege ve Doğu Akdeniz’de jeopolitik çıkarlarımızı sadece korumadık, aksine geliştirdik.

Bugün Donanmamızın dış ve güvenlik politikası aracı olarak en yaygın kullanım örneğini donanma diplomasisi ve ganbot diplomasisi alanında görüyoruz. Donanma diplomasisi gerek liman ziyaretleri gerek ortak tatbikatlar ve harekatlara iştirakler ile kendini gösterir. Örneğin Deniz Kuvvetlerimizin soğuk savaş sonrası Karadeniz’de BLACKSEAFOR ya da Karadeniz Uyumu Harekat girişimlerine sahildarları çekebilmesi donanma diplomasisine güzel örneklerdir. Son gelişmeler ışığında Kasım 2019 başından itibaren Pakistan’ı Doğu Akdeniz’deki çıkarlarımızı korumaya yönelik, 1 Mart 2006’dan bu yana uygulanan Akdeniz Kalkanı Harekatına dahil edebilmek ve hatta bu harekata Ürdün’den gözlemci getirmek çok büyük bir başarıdır. Gelecekte Hazar sahildarlarından dost, müttefik ve kardeş ülkeleri de Akdeniz Kalkanı Harekatında görmek dileğimizi hatırlatarak emeği geçenleri kutluyorum.

GANBOT DİPLOMASİSİ VE DIŞ POLİTİKAMIZ

Diğer taraftan Donanma diplomasisinin bir üst seviyesi olan Ganbot diplomasisinde ateş gücü kullanım niyeti açıktır. Bu uygulama, uluslararası bir sorunun kendi lehimizde sonuçlanması, ya da bu sorun nedeniyle oluşabilecek maddi veya manevi zararların geciktirilmesi için barış veya kriz zamanında deniz kuvvetlerinin kısıtlı bir şekilde kullanımı veya kullanım tehdidini içerir. Tarih boyunca güçlü donanmalara sahip devletlerin en esnek dış politika ve güvenlik politikası aracı olan Ganbot diplomasisi kriz ortamında zorlayıcı diplomasi aracı olarak kullanılır. Türkiye, gerek Ege, gerekse Doğu Akdeniz krizlerinde Ganbot diplomasisini başarıyla yürüten bir devlet olarak öne çıkmıştır. Bugün Doğu Akdeniz deniz yetki alanları ve Kıbrıs sorunlarında sağlanan duruşun ardında uygulanan Ganbot diplomasisi yatmaktadır. Bu çerçevede Akdeniz Kalkanı Harekatı kapsamında kıta sahanlığımıza giren yabancı sismik araştırma gemileri ya da sondaj platformları saha dışına sürülmüş; Mavi Vatan ve Deniz Kurdu Serisi tatbikatlar ile donanmamızın ateş ve manevra gücü Türkiye aleyhinde ABD ve AB gücünü arkasına alan Kıbrıs Rumları ve Yunanistan merkezinde şekillenen ittifaklar sistemine caydırma sağlayarak, meydan okumuştur. 2002 yılından günümüze kadar 15’ten fazla yabancı bayraklı gemi ya da sondaj platformunun Türk Donanması tarafından engellendiğini hatırlatayım. Bu gücü arkasına alan Dışişleri Bakanlığı kendine güvenerek BM’ye haklı tezlerimizi yere sağlam basarak deklare edebilmiş; AB ve ABD’nin akla ziyan demarş ve Türkiye karşıtı açıklamalarına anında karşılık verebilmiştir.

LİBYA MUTABAKATI: BİR DÖNÜM NOKTASI

Bu süreçte Donanma diplomasisinin en önemli somut başarılarından birisi de 27 Kasım 2019 tarihinde Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanlık Konseyi Başkanı Fayez Al Sarraj ile imzalanan “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası”dır. Doğu Akdeniz’deki Mavi Vatanımızın sınırlarının tespitinde milattır. Bu başarıda en büyük pay sahibi Libya-Türkiye kıyıdaşlığı tezini ortaya koyan Amiral Cihat Yaycı’dır. Bu gelişme gerçek anlamda bir oyun değiştiricidir. Gerek Türkiye, gerek Libya ve Yunanistan cephelerinde çok önemli yeni süreçleri tetikleyecektir. AB ve ABD’den ciddi tepkiler beklenmelidir. Şüphesiz, Libya’da Hafter güçlerine emperyal destek artacaktır. İç cephemizde bu anlaşma Türkiye’nin MEB ilanı konusunda elini güçlendirecek, Dışişleri Bakanlığımızın MEB ilanı konusundaki durağanlığını şüphesiz bozacaktır.

BAŞARILAR DÖNEMİ DEVAM ETMELİDİR

Kasım ayı içinde Doğu Akdeniz konusunda gerek Pakistan ve Ürdün’ün Akdeniz Kalkanı Harekatına dahil olması ve gerekse Libya ile MEB sınır mutabakat muhtırasının imzalanması son derece önemli ve büyük gelişmelerdir. Benzer şekilde Hükümetin Suriye ile en yakın zamanda bir sınırlandırma anlaşması yapılması için yeni bir süreci başlatması Mavi Vatan’a en büyük katkıyı sağlayacaktır. Diğer yandan Akdeniz Kalkanı Harekatına kardeş ve dost ülkelerin davet edilmesi ve özellikle Hazar kıyıdaşı denize çıkışı olmayan Türk Cumhuriyetlerine savaş gemisi kiralanarak bu harekata davet edilmeleri teşvik edilmelidir. Bu gelişmelerin Yunanistan tarafından Haçlı-İslam kamplaşması gibi gösterilmeye çalışıldığı da bir gerçektir. Türkiye’nin laik bir cumhuriyet olduğu gerçeğinden hareketle bu tuzağa asla düşülmemelidir. Yunanistan’ın yaptığı bu çığırtkanlığa Mısır ve Filistin’in Doğu Akdeniz’de Türkiye karşıtı blokta Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi yanında yer alması ve söz konusu blokta İsrail’in de yer aldığı gerçeği hatırlatılmalıdır.


20191111

Dışişleri Bakanlığı, Milli Mücadele dönemi belgelerini ilk kez yayınladı


Dışişleri Bakanlığı, Milli Mücadele'nin 100. Yılı dolayısıyla arşivindeki bazı belgeleri ilk kez yayınladı.


'100. Yılında 1919: Arşivimizden Belgeler' başlıklı özel yayınla, Dışişleri Bakanlığı arşivinde muhafaza edilen 1919 yılına ait belgeler, 11. Büyükelçiler Konferansı vesilesiyle Milli Mücadelenin 100. yılında ilk kez kamuoyuna sunuldu.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun 'Sahada ve Masada Güçlü Diplomasi' temasıyla Ankara ve Samsun’da düzenlenen 11. Büyükelçiler Konferansı sırasında tanıttığı ve AA muhabirinin edindiği özel yayın, Türkiye’nin Milli Mücadele tarihine dair daha önce hiç yayınlanmamış belgeleri içeriyor.

Özel yayın, Türk milletinin 100 yıl önce Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları önderliğinde milli iradenin üstünlüğü ve tam bağımsızlığa dair kararlılığını ortaya koyduğu belgeleri gelecek nesillere ulaştırma özelliğini taşıyor.

Milli Mücadelenin 1919’dan Millet Meclisi'nin toplandığı Nisan 1920’ye kadar devam eden ilk evresi olan Heyet-i Temsiliye dönemine ait birçok belge, sahadaki gerçekliğin ve Türk halkının kararlılığının uluslararası alanda etkin aktörlere tanıtılması gayesi etrafında şekillenen bir diplomasi örneği sergiliyor. 25 belgenin seçilerek yer verildiği çalışma, Milli Mücadelenin ilk evresindeki diplomatik çabalara odaklanıyor.

Türk devletinin güçlü diplomasi geleneğinin önemli örneklerini ortaya koyan Milli Mücadele dönemine ait belgeler, “Milli Mücadele Diplomasisi” başlığıyla, uluslararası arşiv yayıncılığı standartlarına sahip ciltler halinde akademik ilkeler göz önünde tutularak hazırlandı.

Milli Mücadele dönemi belgelerinin Kurtuluş Savaşının zaferle sona erdiği Başkumandanlık Meydan Muharebesi’nin yıl dönümü olan 1922 yılının 100. yılına kadar her yıl yayınlanması öngörülüyor.


İNTERNETTEN ULAŞILABİLECEK

Dışişleri Bakanlığı Arşiv Dairesi Başkanlığı tarafından hazırlanan Büyükelçiler Konferansı özel yayınına, e-kitap olarak Dışişleri Bakanlığı Arşiv Başkanlığı internet sayfasından (www.diad.mfa.gov.tr) ulaşılabilecek.

Gelecek dönemde yapılacak Millî Mücadele Diplomasisi ve Türk dış politikasının önemli temaları ve dönemlerine dair belgelerden oluşan yayınların da e-yayın olarak paylaşılması planlanıyor.

 

İLK KEZ GÜN IŞIĞINA ÇIKAN BELGELER

Dışişleri Bakanlığı'nın özel yayınında gün ışığına ilk kez çıkan belgeler arasında bazı mektup, telgraf ve yazışmalar dikkati çekiyor.

Bunlardan biri "Sivas Kongresi Reisi" olarak Mustafa Kemal'in ve Kongre yetkililerinin ABD Senatosu Başkanına gönderdikleri mektup.

Mektup, Sivas Kongresi hakkında bilgi veriyor ve ABD Senatosunun Anadolu'ya sahadaki durumu tarafsız bakışla inceleyecek bir heyet göndermesini talep ediyor.

Bu mektupta aynı zamanda Atatürk'ün "Mustapha Kemal Pasha" yazarak Latin harfleriyle attığı bilinen ilk imzası bulunuyor.

Bir başka belge de Mustafa Kemal'in Osmanlı hükümetinin Birinci Dünya Savaşında tarafsız kalamayacağına dair düşüncesini belirttiği telgraf. Samsun'da 15. Fırka Kumandanı İsmail Bey'e gönderilen telgrafta Mustafa Kemal, halkın İngilizlerin tahliyesinden memnun olduğunu belirtiyor ve "harpte tarafsızlığın sürdürülmesinin Osmanlı hükümetince maddi olarak mümkün olmadığını" ifade ediyor.

Milli Mücadeledeki diplomatik çabalara örnek teşkil eden belgelerden birinde de Mustafa Kemal'in Anadolu'ya gelen yabancılardan oluşan heyete Milli Mücadele'nin en iyi şekilde tanıtılarak olumlu izlenim yaratılmasına dair çeşitli kolordu ve fırka komutanlarına gönderdiği talimat yer alıyor.

Alıntı/ Kaynak: https://t.co/UQk0qbfXbQ?amp=1

20180810

İran Şahı'na hediye edilen yerli üretim uçak ile ilgili belgeler

'Kayseri’de kurulan uçak fabrikasının resimlerini atmıştım, fabrikanın kurulduğuna inanmayanlar olmuştu. Üretilen uçaklardan bir tanesinin İran Şahı’na hediye olarak gönderildiğine dair belgeler.'

Ekin Topcuoğlu @EkinTopcuoglu_


 

20171111

'Yeni Dünya Düzeni ve Türkiye' - Uluç Özülker

Uluç Özülker | 8 Kasım 2017 | Gülgün Feyman ile Nasıl Yani

Emekli Büyükelçi Uluç Özilker Ulusal Kanal'da Gülgün Feyman Budak'ın konuğu oldu ..


En Çok Okunanlardan...