Blog Listem

şair etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şair etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20260812

📰 Can Yücel’in mal varlığı


Can Yücel’in mal varlığı

Avşa adasında üç daire, dört üçgen, beş dikdörtgen
*Gökyüzünde bi bulut
*Bitlis’te beş minare
*Biri yazlık, biri kışlık, iki platonik sevgili
*Büro mobilyası ve çelik kapı üreten bir fabrikanın öğle üzeri yaslanıp sigara içilen beyaz duvarı
*Islıkla da çalınabilen dört anonim türkü
*Palandöken’de bir plan, iki döken
*Kastamonu’da üç kasto
*Üç fay hattı
*Bir çarşamba, iki perşembe, üç cuma
*Dünyada mekân
*Ahrette iman
*Denizde kum
*Uzayda yerçekimsizlik
*Bi çuval gazoz kapağı
*Bi kibrit kutusu sigara izmariti
*On sekiz saç biti
*Biri İngilizce 6 adet küfür
*Yirmi tane boş naylon poşet
*Sevenlerin kalbinde kurulmuş bir taht
*Bi kuru saç sakal, kıl, tüy, yün
*Üç ayrı parkta üç ayrı belediyeye ait üç ayrı banka reklamlı bank
*Bi ayakkabı çekeceği
*İki büyük taş kütlesi
*Bir adet ağaç gölgesi
*Üç kuş kanadı sesi
*Bi sürü kedi köpek
*Bi Marmara Denizi
*Camına yaslanıp seyredilen iki piliç çevirmeci
*Her akşam karıştırılan dört çöp bidonu
*Çalıp çalıp kaçılan beş melodili apartman zili
*Nakit 15 kuruş
*Anne babadan kalma, yarısı yaşanmış bi ömür

Metin Üstündağ (Met-Üst)
Kaynak: Penguen Dergisi, 79.sayı

İllüstratör: Abdülkadir Elçioğlu/Aptülika

20260710

🎞️Türk edebiyatının, toplumcu gerçekçi şiirin, hüznün ve isyanın sade ama büyülü sesi, usta şair Ahmet Telli'

 

Türk edebiyatının, toplumcu gerçekçi şiirin, hüznün ve isyanın sade ama büyülü sesi, usta şair Ahmet Telli'nin bedeni toprak altına girecekmiş yarın...

Peki şiirleri ne olacak? Onlar silinecek mi hafızamızdan...

“Gidersen Yıkılır Bu Kent” demişti ya, yarın yıkılacak mı Ankara?

Yüksel Caddesi’nde Sakarya’da göremeyeceğiz onu belki ama dizeleri eksilecek mi dilimizden?

Sahi şairler ölür mü?

Misal Cemal Süreya, Turgut Uyar, Metin Altıok, Behçet Aysan, Nazım Hikmet, Gülten Akın, Didem Madak, Yunus Emre, Fuzuli, Cahit Külebi, Karacaoğlan, Necip Fazıl, Nilgün Marmara, Orhan Veli öldü mü?

İlk gençliğimden itibaren yüreğimize dokunan, bize Türkçe ve şiiri sevdiren, dizeleriyle yüreğimizi kuşatan, sevdaları, ayrılıkları ve direnişi duru bir dille anlatan, o bilge gezgin ardında koca bir boşluk bırakacak elbette... Unutulmayacak dizeleriyle ise de hiç silinmeyecek bir iz...

"Gidersen yıkılır bu kent kuşlar da gider..." demişti; bugün kuşlar bir miktar daha öksüz, pencerelerin önündeki fesleğenler bir miktar daha boynu bükük kaldı usta...

Işıklar içinde uyu, devrin daim olsun Ahmet Telli...


ALINTI: Dr. Semih Dikkatli @SemihDikkatli

20260417

📖 "Sevgiyi öğreten adam": Cemal Süreya


"Sevgiyi öğreten adam": Cemal Süreya

Cemal Süreya, "Üvercinka", "Göçebe" ve "Türkçe Bilenin İşi Rast Gider" adlı eserlerin de aralarında bulunduğu çok sayıda kitaba imza attı.





20260403

📖 Mithat Cemal Kuntay Kimdir?

 

Mithat Cemal Kuntay Kimdir?
Mithat Cemal Kuntay Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri
Mithat Cemal Kuntay (d. 1885, İstanbul – ö. 30 Mart 1956, İstanbul) Yazar.

Mithat Cemal, 1885’te İstanbul’da doğdu
1956’da İstanbul’da yaşamını yitirdi
Tek romanı “Üç İstanbul”la büyük başarı kazandı. 
Vefa İdadisi’ni ve Mektebi Hukuku bitirdi. 
Doktora sınavını verdikten sonra Hukuk Mektebi’nde idare hukuku asistanlığı yaptı. Adliye Nezareti Özel Kalemi’ne girerek müdürlüğe kadar yükseldi. 
Birinci Hukuk Mahkemesi üyeliğinden sonra Beyoğlu Dördüncü Noteri oldu. 
1956’da İstanbul’da ölümüne kadar bu görevi sürdürdü.

Yazmaya şiirle başladı. İlk şiiri “Elhamra” Resimli Kitap’ta yayınlandı. 2’nci Meşrutiyet’e kadar çeşitli dergilerde yayınlanan ve aruzun ustaca kullanıldığı, ulusal duyguların ön plana çıkarıldığı şiirleriyle tanındı. Milli Edebiyat Akımı‘nın değerlerini benimsedi. “Üç İstanbul” romanında da canlandırdığı Mehmet Akif‘le tanışması, sanatı ve düşünceleri üzerinde etkili oldu.

Çınaraltı dergisinde 1943-1944’te yayınlanan son dönem şiirlerinde Yahya Kemal Beyatlı‘dan da etkilendiği görüldü. Yalın bir dil kullandığı “Kemal”, “Yirmi Sekiz Kânun-ı Evvel” gibi oyunlarında yurt sevgisi konusunu işledi.

Tek romanı ve en önemli eseri “Üç İstanbul“da, 2’nci Abdülhamit, 2’nci Meşrutiyet ve Mütareke yıllarının İstanbul’unu anlattı. Gerçekçi kişiler, ayrıntılı tahliller ve bu üç dönemin yaşantısından sunduğu canlı kesitlerle dikkat çeken bu roman televizyon dizisi olarak da yayınlandı ve büyük ilgi topladı.

Edebiyat araştırmaları yapan Kuntay, inceleme ve araştırmalarını 1913’te yayınlanan “Hitabet ve Münazara Dersleri”, 1914’te yayınlanan “Hitabet Dersleri” kitaplarında topladı.

Mithat Cemal Kuntay’ın Eserleri

Şiir:
Türk’ün Şehnamesinden (1945)

Antoloji:
Nefaisi Edebiye (1913)

Tiyatro:
Kemal (1912)
Yirmi Sekiz Kânun-ı Evvel (1918)

Roman:
Üç İstanbul (1938)

Biyografi:
  • Mehmet Akif (1939,
  • İstiklal Şairi Mehmet Akif adıyla 1944)
  • Namık Kemal (2 cilt, 1956)
  • Sarıklı İhtilalci Ali Süavi (1946)

20251210

🎞️ Türkçülüğün İzinde Bir Ömür: Nihal Atsız

 


 

20251013

📰 Çırpınırdın Karadeniz şiiri karanlık günlerde Türk dünyasına umut oldu.



“Olsun bütün Turan eller, kurban Türk’ün bayrağına!” Çırpınırdın Karadeniz şiiri karanlık günlerde Türk dünyasına umut oldu. Azerbaycan’ın milli şairi ve istiklal mücadelesi kahramanı
#AhmetCevad 88 yıl önce kurşuna dizilerek şehit edildi. tr.trthaber.com/1/365e4cb9


Azerbaycan'ın milli şairi: Ahmet Cevad

"Fırtınalar dursun yana, selam Türk'ün bayrağına...

Azerbaycan Milli Marşı'nın ve Çırpınırdın Karadeniz'in yazarı, istiklal mücadelesi kahramanı Ahmet Cevad’ın kurşuna dizilmesinin üzerinden 88 yıl geçti.

Ayşe Şimşek


Azerbaycan'ın milli şairi: Ahmet Cevad

"O şair gibi doğdu, şair gibi yaşadı ve şair gibi öldü."

Ahmet Cevad, 5 Mayıs 1892 tarihinde Azerbaycan'ın Gence şehri yakınlarındaki Şemkir bölgesinin Seyfeli köyünde dünyaya geldi. Köyündeki mollahanede Arap harfleriyle yazmayı ve Kur’an okumayı öğrendi. 6 yaşına geldiğinde babasını kaybeden Ahmet Cevad annesiyle birlikte Gence’deki üvey kardeşlerinin yanına gitmek zorunda kaldı.

Gence’de Şah Abbas Mescidi bünyesindeki medresede Arapça, Farsça ve Rusça öğrendi.

Tarih ve edebiyata önem veren Cevad, edebiyat öğretmeni Abdulla Sur’un tavsiyelerinden yararlandı. İlk şiirlerini de medrese yıllarında yazan Ahmet Cevad, çeşitli gazete ve dergilerde şiirlerini yayımlatmaya başladı.

Osmanlı ordusuna katıldı

1906 yılında başladığı medrese öğrenimini 1912 yılında tamamladı. O yıl Osmanlı Devleti Balkan Savaşı’na girmişti. Ahmet Cevad, eğitimci arkadaşı Abdulla Şaik’le birlikte “Kafkas Gönüllü Kıtası”na katılarak İstanbul’a gitti.

Türk dünyasının umut şiiri: Çırpınırdı Karadeniz

Türk dünyasının umut şiiri: Çırpınırdı Karadeniz

Trakya’da Osmanlı askerleriyle birlikte Bulgar ordusuna karşı savaştı. İstanbul’da Mehmet Emin Yurdakul’la tanıştı. Yurduna dönünce Gence’de öğretmenliğe başladı.

“Olsun bizim bütün eller/ Kurban Türk’ün bayrağına!”

Ahmet Cevad, duygularını şiire dökerek halka moral vermeye çalışıyordu.


Gence’de 1914’te tarihinde yazdığı “Çırpınırdın Karadeniz” şiiri, o karanlık günlerde Türk dünyasına umut ışığı oldu:


Çırpınırdın Karadeniz,

Bakıp Türk’ün bayrağına.

“Ah” diyerdin, hiç ölmezdin

Düşebilsem ayağına!


İnciler dök gel yoluna

Sırmalar düz sağ soluna

Fırtınalar dursun yana

Selam Türk'ün bayrağına


Kafkaslardan esen yeller

imdi sana selam söyler

Olsun bütün Turan eller

Kurban Türk'ün bayrağına.

Ahmet Cevad, Birinci Dünya Savaşı yıllarında da Anadolu'da yaşananları yakından takip ederek çeşitli gazetelerde bu konuda haber ve makaleler yazdı.

Osmanlı askerlerine yardım götüren heyete katıldı

Bakü'de faaliyet gösteren "Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi"ne üye olan Cevad, 1915'te Azerbaycan'dan Batum, Kars, Ardahan, Sarıkamış, Trabzon ve Erzurum'daki Türklere ve Rus ordusuna esir düşen Osmanlı askerlerine yardım götüren heyette yer aldı.

1915-1916 yıllarında Batum’da yaşadı ve öğretmenlik yaptı. Batum’da Süleyman Bey Recanizade’nin kızı Şükriye Hanım’la evlendi. 1916 yılında Bakü’de Koşma adlı ilk şiir kitabı yayımlandı.

“Bütün şiirleri, ana vatana, orduya ithaf edilmiştir"

Ziya Gökalp, 1918'de Yeni Mecmua'da kitapla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:

"Ruslarla savaştığımız sırada Kafkasya'da intişar eden bir şiir mecmuası elimize geçti. Koşma isimli bu kitabın nazımı Ahmet Cevad isminde bir Türk'tür. Bu milliyetperver şairin bütün şiirleri, Osmanlı Türklerine, ana vatana, orduya ithaf edilmiştir."

Kafkas İslam Ordusu

Ahmet Cevad, Osmanlı askerleriyle birlikte Bakü’nün Yasamal Dağı’ndaki mevzilerde Rus-Ermeni-İngiliz birlikleriyle savaştı. Nuri Paşa’nın ordusuyla birlikte 15 Eylül 1918 tarihinde Bakü’ye ilk girenler arasında yer aldı. Bakü alınınca, başkent bu şehre taşındı. Ahmet Cevad, "Koşma" kitabının bir nüshasını da Bakü'yü Ermeni ve Bolşevik çetelerden kurtaran Kafkas İslam Ordusu komutanı Nuri Paşa'ya hediye etti.


Kaynak/ Alıntı: 

https://www.trthaber.com/haber/turk-dunyasi/azerbaycanin-milli-sairi-ahmet-cevad-922582.html

20250615

💐Atilla İlhan bugün 100 yaşında. 💐

 




 

20250613

📰 Şiir: Sadece İzmir - Cem Seyhun Ünbay

Aşka aşık, şiire aşık, kente aşık
15‘e yakın kitabı olan Cem Seyhun Ünbay şu anda yeni iki kitabını okurlarıyla buluşturmanın hazırlığında. Birisi kitaplarından seçme şiirler olacak diğeri bir İzmir kitabı. Sevdiği kente yazılan şiirler
30.12.2019 - Yayınlanma

“sonra soyundun yavaş sevindim seni saygılandım sana” 

Bu dizeler dile kolay 15 e yakın şiir kitabına imza atmış Cem Seyhun Ünbay’a ait. İlk kitabı “Yosundandı Poseidon’un Sakalları” 1992 de yayınlanmış. Son kitapları ise hep aşk üzerine. Aşk Hep (2013) Aşk kalandır (2015 ) Aşk ki..Sevilerek (2016) B/aşka (2018). Türkiye’de kitap satışlarının durumu malum. Hele şiir kitapları? Başka 2.baskı yapmış durumda... 

Ünbay’ın aşka takıntısı nereden geliyor acaba? 
“Hep aşkı anlatan kitaplar yazdım. Aşk insan doğasında yadsınamaz. Ben aşk adına yazabildiğim her şeyi yazmaya çalıştım, yaşadığım her şeyi de şiirselleştirmeye... Yaşadıklarımı yazıyorum yazdıklarımı yaşıyorum. Aşk deyince herkesin aklına önce tensel bir şey geliyor. Aşk aslında kendimizle yüceleştirdiğimiz sevgi yoğunluğu. Bunun içersinde tanrı aşkı olabilir, doğa aşkı olabilir. Aşk denilince sadece karşı cinse duyulan duygular olarak bakmamak gerek. Aşkı yaşarsınız, bunu benim gibi söze, yazıya, çizgiye dökebilirseniz aşkınız ikiye katlanır. Aşkın insanı insan ettiğine inanırım. Aşık olan bir insanın yaşama bakış açısı kendine bakış açısı o kadar değişir ki siz kendinizin farkına varırsınız. Aşık olan insanın davranışları değişir. Aşk en güzel duygudur. Aslında önemli olan aşık olmak değil aşık taşıyabilmektir. Aşkı keşfetmek için önce zamanda kaybolmak gerekir, tadını çıkararak” 

Cem Seyhun Ünbay İzmirli. Ev hanımı bir anne ile o zamanlar ESHOT'ta çalışan bir babadan doğma... Okuma yazmayı çok çabuk öğrenmiş . Daha 6 yaşlarındayken bile bir şeyler çiziktiriyor. Aile hep destek. Zaten kitaplara çok meraklı bir anne baba. İlkokul bittiğinde herkes çocuğuna saat, bisiklet alırken, Cem’e Victor Hugo’nun iki ciltlik Sefiller’i alınmış. Anne gittiği misafirliklerden eve okunmuş gazetelerle, dergilerle, takvim yapraklarıyla dönüyor. Ünbay, devlet parasız yatılı sınavlarını kazanıp ortaokul ve liseyi Denizli’de okuyor. Okul yıllarında da tam bir kitap kurdu. Lise sonrası Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne giriyor. Öykünün devamı ve yazın serüvenini yine Ünbay’dan dinleyelim.. 

“Fakülteden mezun olupta kendi dalında çalışan ve emekli olan nadir insanlardan birisiyim. Yazı hayatı mesleğim ile at başı gitti. Lise 3’e giderken dergilerde şiirlerim yayınlanmaya başladı. Yine o yıllarda İstanbul’da yayınlanan 7.sanat sinema dergisinde kısa metrajlı film öyküm yayınlandı. Aslında ilk kitap 1989 da. O kitap bende de yok. Aşk dışı sadece bir kitabım var. “Pireler berber değilmiş” yaşama çocuk gibi bakanların şiirsel seslenişleridir. Bu kitap bir yerde çocukluğumun aynası. Ben orada yazdıklarımın hepsini yaşadım”

Ödüllere gelmişken Cem Seyhun Ünbay’ın ödülleri arasında Ömer Seyfettin Öykü Özel Ödülü (1998) Karadeniz Hasan Bayrı Şiir Yarışması 1.liği (1998) Karadeniz Hasan Bayrı Şiir Yarışması 1.Liği (1999) CUMOK-Uğur Mumcu Şiir Yarışması 1.liği (2001) ilk akla gelenler. Ünbay’ın bir özelliği de şiirlerini çok güzel seslendirmesi. TRT de program yapmasının katkısı var tabii ki. Ama birey kendi acısını, kendi mutluluğunu en iyi kendi seslendirir. Sufi şiirler de seslendiriyor, Mevlana şiirleri gibi. Onlarda da bir nefes, bir ses oluyor adeta. Edebiyatın en zor formu şiir.. 

“Şiir aslında dilin en rafine edilmiş hali. O nedenle şairin önce dile hakim olması lazım. Yazdığı dile aşık olması lazım. Şair, dili ne kadar fazlalıklardan temizleyebilir rafine edebilirse iyi bir şair olur. Çünkü kısa şiir en zor şiirdir”

“Eşin şiirine mi sana mı aşık oldu?”

“Yazdığım şiirleri biliyormuş. Kitaplarımdan tanıyormuş beni. Eşim, aşkı nasıl anlattığımı çok iyi biliyor. Kadına nasıl değer verdiğimi her yerde söyleyen bir insan. Ona kitap yazdım, “Aşk ki sevilerek“, benim yazdıklarıma inancından dolayı eşime bir teşekkür kitabıdır” 

Cem Seyhun Ünbay bir Kemeraltı aşığı aynı zamanda. Saat Kulesi altında vakti zamanında insanlara farkındalık yaratmak amacıyla kitabın her yerde okunacak olduğunu göstermek amaçlı haftada 3 gün öğlenleri bir saat kitap okudu arkadaşlarıyla. İsim babası olduğu “başka ele başka göze” etkinliği çerçevesinde okudukları kitabı oturdukları yere bırakarak giderlerdi. Alan okurdu. Orada kendiliğinden oluşan grup her Cuma kitap buluşmalarına konuk yazarlarla bugün Kemeraltı’nda Duvar kitabevinde devam ediyor. Ayrıca Piyaleoğlu Çarşısı’nda “Akademi Kemeraltı”nda kent kültürü üzerinde sohbetler yapıyor. Kemeraltı aşkından söz ediyor bu kez..

“Kemeraltı’nda, Beyler sokaklarında büyümüş bir babanın çocuğuyum. Bu nedenle herhalde göbekten Kemeraltı’na bağlıyım. Kemeraltı benim için İzmir’in bayram yeri. Her gittiğimde aklıma çocukluk yıllarım düşüyor. Bayramlık elbise almaktan tutun “hadi gidelim kemeraltında birşeyler yiyelim”e kadar. Kemeraltı yaşamın ana arteri. Kentin tarihini araştırırken Kemeraltı’na daha bir tutkun oldum. Fotoğraf sanatçısı kardeşim Esat Erçetingöz ile bugün Kemeraltı’nın farkına varmadığımız yerlerini şimdi daha iyi yorumluyoruz. Arka sokaklarını, cumbalı bahçeli evleri, camileri buluyoruz. Kemeraltı’nda böyle bir tarih içinde yaşamaktan çok mutluyum. Kemeraltı turlarını zevkle gönüllü bir ruhla sürdüren bireyleriz. Kemeraltı’na girerken ya da çıkarken esnaf “hocam bugün erken kapattınız ya da bugün dükkanı açmadınız “diyorlar. Kemeraltı esnaf derneği başkanı Esat’la beni burada mekanımız ya da dükkanımız olmamasına karşın derneğe kültür ve sanat danışmanı olarak seçti” 

Cem Seyhun Ünbay kısa film senaryoları yazıyor. Yazdığı senaryoların bazıları sinema dergilerinde yayınlandı, çekildi ve film oldu. Seslendirmeler yapmaya devam ediyor. İyi bir kent gözlemcisi. Fotoğraflar biriktiriyor... Özellikle insan fotoğraflarında yaşamla ilgili köprüler kuruyor. Şu anda yeni iki kitabını okurlarıyla buluşturmanın hazırlığında. Birisi kitaplarından seçme şiirler olacak diğeri bir İzmir kitabı. Sevdiği kente yazılan şiirler. Bildik bileli hep sakallı. Arkadaşlarının telefon fihristlerinde ”Sakallı Cem” diye kayıtlı. Şapka takmayı seviyor, kışlık 52 yazlık 33 şapkası var. Klasik müzik sever.TV de sadece haber ve film izler.. 

2020 de Esat Erçetingöz ile fotoğraf ve şiir birlikteliğini içeren bir sergi de olacak.Deniz fenerleri koleksiyonuna gözü gibi bakıyor.Neden deniz fenerleri? 

“Normlarımdan dolayı hep yaşama karşı dik duruşları sevdim. Onca güneşin, onca soğuğun, onca yağmurun, onca dalganın karşısında deniz fenerleri hep dik durur. 100 yıllık olanlarda var. Önce fotoğraflar topladım, sonra objeleri. Binlerce fotoğraf, 500 ü aşkın obje var. Düğme şeklinde olanı da var, bıçağın sapında olanı da. İlk basılmış deniz fenerli pul da... Plaj havluları da var, Norveç’te bir yerel futbol takımının deniz fenerli atkısı da... Deniz fenerlerinin direngen yalnızlığına aşığım”
 _______________________________________________ 

BALKONDA 
duruyor balkonda can fesleğen 
geçen kışın iki narı 
öte yarıya uzanan 
iki saksı sardunya 
duvarda ses masada nefes duruyor 
daha gözlüklerim küfürlerim 
kitaplarım şiirlerim şarkılarım 
sakallarım dursun 
daha kalırsa 
“merhaba”larım kalsın 
kahve kokulu sesim 
varsın kalsın sonraya 
(Cem Seyhun Ünbay) Erkan Sevinç
Editör: TE Bilisim

Kaynak: https://www.egetelgraf.com/aska-asik-siire-asik-kente-asik



20241220

📖 Doğu Tabletleri - Hüseyin Haydar

 

2012 Yunus Nadi Şiir Ödülü

Şairin emeği, insanın özgürleşme mücadelesi için var. Dünyamızın içine sürüklendiği ve her geçen gün daha da ısınan savaş ortamında, şiire olan gereksinim kendini daha fazla duyumsatıyor. Bireyin kendi köklerinden koparılıp, "toplumsal varlık" yüceliğinden, salt "teknik varlık" konumuna indirgendiği günümüzde, yine şiire iş düşüyor. İnsanlık, kendi yarattığı "ölümcül teknoloji"yi kontrol edecek yetkinliğe erişmek için de şaire başvuracak. Doğu Tabletleri, yayınlanmaya başlandığı 2003 yılından beri bize, bu görevleri anımsatıyor. Özgürleşmede, köklerine kavuşmada ve yetkinleşmede şiire düşen payı ortaya koymaya çabalıyor. Hüseyin Haydar, zalimce saldırılara uğrayan Ortadoğu ve Asya halklarının mücadelesinin sanat boyutuna, Tabletler'le bir ışık çakıyor. Aynı zamanda Batı'nın saplandığı bunalımı gösteriyor. 

Öyle ki yapıt, uygarlığın, iki bin yıl sonra başladığı topraklara görkemli dönüşüne tanıklık ediyor. En doğudaki Turfan Karızları'ndan en batıdaki Bastil Meydanı'na uzanan geniş bir coğrafyanın şiir haritasını aydınlatıyor. Doğu Tabletleri, bir yandan modern Türk şiirine bulaşan pek çok hurafeyi yıkarken, öte yandan şiiri, toplumsal mücadele alanına sürüyor. Güncel gerçeği, derin tarihsel boyutlarıyla kavrayan şiirler, imge yapısıyla da Türkçenin söz gücünü yansıtıyor.


 Kaynak Yayınları

20240105

📸1943 – Atatürk Orman Çiftliği Tren İstasyonu önü.

 1943 – Atatürk Orman Çiftliği Tren İstasyonu önü.

Arkada soldan: Matika Szabo, Filiz Ali, Szabo, Muvaffak Şeref.

Ön sıra soldan: Sabahattin Ali, Orhan Veli, Roji Szabo, Rebia Şeref. Aliye Ali.



20220823

🎞Şair Turgut Uyar 37 yıl önce aramızdan ayrıldı

 


 

20211015

🎞✍️Şair Attila İlhan'ın 16. ölüm yıl dönümü



Cumhuriyetin yetiştirdiği önemli isimlerden, 'Dip Dalgası'nın öncü ismi edebiyatçı şair ve fikir insanı Attila İlhan, aramızdan ayrıları 16 yıl oldu. Vatanseverlik ekseninde birleştirici görüşleriyle tanınan Attila İlhan, geleceğe yönelik olarak da Avrasyacılık fikrini ilk ortaya atanlardandı.

20210531

✍️ 🇦🇿 Azerbaycan milli şairi Mirze Ali Ekber Sabir


BUGÜN, Azerbaycan edebiyatının iftiharı olan:“Ben vücudumun etini halkımın yolunda çürüttüm.Eğer ömür vefa etseydi kemiklerimi de halkımın yoluna koyardım.Fakat, ölüm aman vermiyor”diyen büyük şair MİRZE ALİ EKBER SÂBİR’in ad günü (30.5.1862). Kalemiyle ölümsüz, adıyla ölümsüzdür.

Türkiye Azerbaycan Dostluk İşbirliği ve Dayanışma

20210205

✍️ Nazım'a Bir Güz Çelengi - Pablo Neruda


Nazım'a Bir Güz Çelengi

Neden öldün Nazım? Senin türkülerinden yoksun ne yapacağız şimdi

Senin bizi karşılarkenki gülümseyişin gibi bir pınar bulabilecek miyiz bir daha?

Senin gururundan, sert sevecenliğinden yoksun ne yapacağız?

Bakışın gibi bir bakışı nereden bulmalı, ateşle suyun birleştiği

Gerçeğe çağıran, acıyla ve gözü pek bir sevinçle dolu?

Kardeşim benim, nice yeni duygular, düşünceler kazandırdın bana

Denizden esen acı rüzgar katsaydı önüne onları

Bulutlar gibi yaprak gibi uçarlar

Düşerlerdi orada, uzakta,

Yaşarken kendine seçtiğin

Ve ölüm sonrasında seni kucaklayan toprağa



Sana Şili'nin kış krizantemlerinden bir demet sunuyorum

Ve soğuk ay ışığını güney denizleri üstünde parıldayan

Halkların kavgasını ve kavgamı benim

Ve boğuk uğultusunu acılı davulların, kendi yurdundan ...



Kardeşim benim, adanmış asker, dünyada nasıl da yalnızım sensiz

Senin çiçek açmış bir kiraz ağacına benzeyen yüzünden yoksun

Dostluğumuzdan, bana ekmek olan,

Rahmet gibi susuzluğumu gideren ve kanıma güç katan.



Zindanlardan kopup geldiğinde karşılaşmıştık seninle

Kuyu gibi kapkara zindanlardan

Canavarlıkların, zorbalıkların, acıların kuyuları

Ellerinde izi vardı eziyetlerin

Hınç oklarını aradım gözlerinde

Oysa sen parıldayan bir yürekle geldin

Yaralar ve ışıklar içinde



Şimdi ben ne yapayım? Nasıl tanımlanır

Senin her yerden derlediğin çiçekler olmaksızın bu dünya.

Nasıl dövüşülür senden örnek almaksızın.

Senin halksal bilgeliğinden ve yüce şair onurundan yoksun?

Teşekkürler, böyle olduğun için! Teşekkürler o ateş için

Türkülerinle tutuşturduğun, sonsuzca.



✍️ Pablo Neruda

Çeviren: Ataol Behramoğlu

20200609

✍️ 'Ömer Hayyam' - Meliha Ünlü

Ömer Hayyam
Meliha Ünlü


İranlı şair Ömer Hayyam; XI. Yüzyılda yaşamış bir bilge. Şiir sanatının yanı sıra mantık, felsefe, matematik ve astronomiyle de ilgilenmiş. Selçukluların, İran’da hüküm sürdüğü bir dönemde yetişmiş bu ünlü şair; Horasan’daki bilim merkezlerini gezmiş, Bağdat’a da gitmiştir. Söylendiğine göre,Büyük Selçuklu hükümdarıSultan Alpaslan’ın veziri Nizamilmülk’le aynı okulda okumuştur. Yine başta Melikşah olmak üzere dönemin sultanlarınca çok iyi karşılanmıştır. Edebiyat dışında ilgilendiği bilim alanlarında da eserler vermiştir. Ömer Hayyam’ın sanat anlayışında içinde yetiştiği sentez kültürün (Türk, Hint, Arap, Çin, Bizans) etkisi büyüktür doğrusu.

Ömer Hayyam’ı asıl ölümsüz kılan rubaileridir. Şiiri ve estetiği bilimle süslemiştir. “Ömer Hayyam” denince duygu ve felsefi düşüncenin, bilimin şiir diliyle dışa vurumu geliyor akla. Bu usta şairden birkaç dize okuyunca geçmiş zamana yolculuk ediyor insan.

Bir ömür biriktirip hayatttan, bunları dörder dizelere sığdıran bu bilge,Akıcı, anlaşılır bir dille döker dizlere duygularını, yaşadıklarını. Sezgisel bir yaklaşımla bakar hayata. Yalnız duygu değil sağduyu ve gerçeklik hâkimdir dizlerine:

Rubailerinde akıl ve sağduyuyu yapmacığa başvurmadan işler:

Özgürlük yoluna girmezsen,
Bu yolda koşmazsan var gücünle,
Yıkamazsan yüzünü yüreğinin kanında,
Yarın avucunu yalarsın.

Ona göre akıl; en yanılgısız ölçü, en iyi yol göstericidir. İnsanı insan kılan asıl özellik de akıldır:

Akılla bir konuşmam oldu dün gece;
Sana soracaklarım var, dedim;
Sen ki her bilginin temelisin,
Bana yol göstermelisin.

Yaşamaktan bezdim, ne yapsam?
Birkaç yıl daha katlan, dedi.
Nedir; dedim bu yaşamak?
Bir düş, dedi; birkaç görüntü.

Çağının haksızlıklarını, yüzsüzleri, din istismarcılarını, doyumsuzları alaycı bir dille yerer:

“Bu zorbalar ne biçim adamlar?” dedim;
- Kurt, köpek, çakal, makal dedi.
“Ne dersin bu adamlara?” dedim;
- Yüreksizler, kafasızlar, soysuzlar dedi.

                **               **
İçin temiz olmadıktan sonra
Hacı hoca olmuşsun, kaç para!
Hırka, tesbih, post, seccade güzel:
Ama Tanrı kanar mı bunlara?

                **                **

Şu dünyada üç beş günlük ömrün var, 
Nedir bu dükkânlar, bu konaklar? 
Ev mi dayanır, bu sel yatağına? 
Bu rüzgârlı yerde mum mu yanar?

                **                 **

"Kendi içmez, içeni kınamaya bayılır,
Yüzünden aldatmaca, sahtekârlık yayılır. 
Şarap içmiyor diye kasılıp gezer ama: 
Yedikleri yanında şarap meze sayılır."

İnsanın, dünyadaeşit koşullarda olmaması da alay konusudur Hayyam için:

Felek ne cömert aşağılık insanlara!
Han hamam, dolap değirmen, hep onlara.
Kendini satmayan adama ekmek yok:
Sen gel de yuh çekme böylesi dünyaya!

İnsana öğüt verir,iyilik etmenin erdemini vurgular:

En doğrusu, dosta düşmana iyilik etmen;
İyilik seven kötülük edemez zaten.
Dostuna kötülük ettin mi düşmanın olur:
Düşmanınsa dostun olur, iyilik edersen.

Hayatı, koca bir ömrü dört dizeye sığdırır felsefî bir anlatımla:              

Biz gerçekten bir kukla sahnesindeyiz
Kuklacı felek usta, kuklalar da biz
Oyuna çıkıyoruz birer, ikişer;
Bitti mi oyun, sandıktayız hepimiz

                   **              **

Gençlik bir kitaptı, okuduk bitti;
Canım bahar geçti çoktan, kış şimdi.
Hani sevincin, o cıvıl cıvıl kuş?
Nasıl, ne zaman geldi, nasıl gitti?

Dinî yorumları da felsefi bir bakış açısıyla özgürce dile getirir:

Kim görmüş o cenneti, cehennemi?
Kim gitmiş de getirmiş haberini?
Kimselerin bilmediği bir dünya
Özlenmeye, korkulmaya değer mi?
      **             **
Ey özünün sırlarına akıl ermeyen;
Suçumuza, duamıza önem vermeyen;
Günahtan sarhoştum, ama dilekten ayık;
Umudumu rahmetine bağlamışım ben.

Hayyam’a göre insan hayatının ana teması, aşk ve yaşama sevincidir:

Aşk ki gerçek değilse, tutkusu olmaz.
Ateşi köze döner, kokusu olmaz.
Âşık olan gün, gece, ay ve yıl yanar;
Güneş, ışık, rahat ve uykusu olmaz.

                     **             **

Gönül, aşk ve sevgiyle yoğrulmaz ise,
Ne cami paklar onu, ne de kilise.
Ama aşk kitabında adı olanlar,
Cennet ve cehennemden hürdür isterse!


20200326

✍️ Atatürk’ün Etkilendiği Şair, Yazar ve Düşünce Adamları


ATATÜRK’ün Etkilendiği Şair, Yazar ve Düşünce Adamları

Bu araştırmanın girişinde belirtildiği gibi, insanların kişiliğinin oluşmasında birçok etkenle birlikte, yaşadığı çevre ile dönemin derin düşünce akımları, şairleri, yazarları ve düşünce adamları belirleyici etkiler yapmaktadır. Mustafa Kemal’in kişiliğinin ve düşüncelerinin oluşmasında da yaşadığı döneme damgasını vuran bazı olayların ve insanların temel bir etki yaptığı görülmektedir.

M. Kemal, tarihî bir dönemeçte dünyaya gelmiştir. O süreci iki büyük olgu belirliyordu: Fransız Büyük Devrimi’nin temel ilkeleri olan “insan hakları”, “özgürlük”, “bağımsızlık” ve “milliyetçilik” gibi kavramların Avrupa’dan sonra Asya’da yayılıp etkilerini artırması ve yüzyılların gerisinden gelen Osmanlı Devleti’nin parçalanıp çöküşünün hızlanması. Artık çok milletli, çok kültürlü, çok dilli, çok dinli imparatorluklar yıkılıyor, tek millete dayanan millî devletler kuruluyordu. Sanayi devrimi ile birlikte akılcılığa, pozitif bilimlere dayalı yeni bir bilim felsefesi gelişiyordu. Tarım toplumu yıkılıyor, yerine sanayi toplumu oluşuyordu.

M. Kemal, yönetimin tüm yasaklarına rağmen öğrencilik yıllarında Fransız Devrimi ve yaydığı fikirler hakkında ilk bilgileri edinmiş (İdadideki tarih öğretmeni Mehmet Tevfik Bilge’nin etkisi), sonraları ilgi alanının genişliği, okuma zevki ve öğrendiği yabancı dil sayesinde dünyada olup bitenleri, döneminin bütün düşünce akımlarını ana çizgileriyle de olsa takip etme imkânını bulmuştur. Öte yandan, değişik şehirlerde tamamladığı (Selanik, Manastır, İstanbul) öğreniminden sonra genç bir subay olarak başka başka bölgelerde ve koşullarda aldığı görevler nedeniyle, görünüşte kocaman olan imparatorluğun nasıl çöktüğünü gözleriyle görmüştür.

Çağın etkisinin imparatorluk içerisinde en belirgin olduğu Rumeli’de geçen öğrencilik yıllarından sonra, 1910’da askerî manevralara katılmak için gittiği Fransa’daki günler ve özellikle bağımsızlığına yeni kavuşan Bulgaristan’ın başkentindeki ataşemiliterlik yılları, M. Kemal’in batıyı, Avrupa’yı oldukça yakından tanımasını sağlamıştı. Trablusgarp’ta da bu uygar görünüşün “sömürgeci” öteki yüzüyle karşı karşıya gelmiş, vatan savunmasının ilk uygulamalarını orada yapmıştı. Şam’da geçen günlerde Balkan bozgunu ise imparatorluğu kurtarmanın artık mümkün olamayacağını göstermişti.

İşte bu tarihî dönemeç, Mustafa Kemal’in çökmekte olan Osmanlı İmparatorluğu’nun yerine, millî değerlere ve çağdaş ilkelere dayanan, Türk çoğunluğunu esas alan yeni bir Türkiye’nin kurulmasını düşünmeye sevk etmiş ve onun düşüncelerinin “mayasını” oluşturmuştur.

A. Türk Şair, Yazar ve Düşünce Adamları

M. Kemal ATATÜRK’ün biyografisi ve özel kütüphanesi incelendiğinde en çok okuduğu ve etkilendiği 3 büyük Türk şairinin isimleri ile karşılaşıyoruz: 

  • “Osmanlılık” yerine “Türklüğü, Türkçülüğü” ve “Türklük duygusunu” dile getiren Türkçü şair Mehmet Emin Yurdakul
  • “vatan” ve “hürriyet” kavramlarını yeni kuşaklara aşılamış olan Namık Kemal 
  • ve baskıya karşı direnen, insanlığa yükselmeye yönelen ve “çağdaşlaşma”yı hedefleyen Tevfik Fikret.
ATATÜRK daha öğrencilik yıllarından itibaren bu şairlerden etkilenmiştir. Bu konuda onu etkileyen de arkadaşı Ömer Naci’dir. Ömer Naci’nin Mustafa Kemal’in fikrî altyapısının oluşmasında diğer faktörlerle birlikte önemli bir rol oynadığı kesindir. Nitekim genç Mustafa Kemal’in dönemin “vatan ve hürriyet” şairi Namık Kemal ile “Türkçü” şairi Mehmet Emin Yurdakul’un şiirleri ile tanışmasında Ömer Naci’nin etkili olduğu bilinmektedir. İdadide, Namık Kemal’i tanımak, duymak, onun gizlice elden ele dolaşan vatan şiirlerini bulmak, okumak işini Hatip Ömer Naci sağlamıştır.


1. Mehmet Emin Yurdakul (1869, İstanbul – 14 Ocak 1944, İstanbul)

Millî edebiyat ve Türkçülük akımının önde gelen temsilcilerinden olan ve “Osmanlıcılık” ve “İslamcılık” akımlarına karşı “Türkçülük” fikrini savunan M. Emin Yurdakul ile Manastır İdadisinde öğrenci iken tanışan ATATÜRK, sonradan 14 Eylül 1931’de yaptığı bir konuşmada, Mehmet Emin Yurdakul ile ilgili şunları söylemiştir: 

“… Şair Mehmet Emin Yurdakul’un ilk kez Manastır Askeri İdadisinde öğrenciyken okuduğum ‘Ben bir Türk’üm, dinim, cinsim uludur.’ dizeleriyle başlayan manzumesinde bana ulusal benliğimin gururunu tattıran ilk anlatımı bulmuştum…”

ATATÜRK’ün burada bahsettiği şiir, Mehmet Emin’in 1897 Türk-Yunan Harbi’nden hemen önce başlayarak temiz bir Türkçe ile kaleme aldığı ve “Türkçe Şiirler” başlığı altında topladığı dokuz manzumeden en çok beğenilip sevilmiş olan şiirdir. Şiir; “Anadolu’dan Bir Ses Yahut Cenge Giderken” adını taşıyordu.



ATATÜRK Özel Kitaplığı’nda, M. Emin’in 3 eseri bulunmaktadır. Bunlar, “Türkçe Şiirler (Çoban Armağanı Çam Sakızı), Zafer Yolunda, Kral Corc’a” isimli eserlerdir.

2. Namık Kemal (21 Aralık 1840, Tekirdağ – 2 Aralık 1888, Sakız)

Namık Kemal, Türk milliyetçi hareketini ve Jön Türkleri etkilemiş, Türk edebiyatının batılılaşmasına önemli katkılar yapmış bir şair ve yazardır. Vatan ve hürriyet fikirlerini, bütün yurttaşların yasalar karşısında eşitliğini savunmuştur. Bunu gerçekleştirmek için istibdat yönetiminin yıkılarak halkın çıkarlarını koruyacak bir “meşrutiyet” yönetiminin kurulması yolunda çalışmıştır.

ATATÜRK’ün daha öğrencilik yıllarından başlayarak Namık Kemal’den etkilenmiş ve eserlerini gizlice okumuş olduğunu biliyoruz. Asım Gündüz ve Ali Fuat Cebesoy anılarında M. Kemal’in Namık Kemal’i, “Türk milletinin yüzyıllardan beri beklediği sesi” olarak değerlendirdiğini anlatmaktadırlar.

Silvan’da Hatıra Defteri’ne yazdıkları, M. Kemal’in Namık Kemal’in eserlerini sonraki yıllarda da sık sık okuduğunu kanıtlamaktadır. Özellikle onun, “Şark Meselesi, Hürriyet-i Efkâr” ve “Usul-i Meşveret Hakkında Mektuplar” gibi N. Kemal’in doğu sorunu, düşünce özgürlüğü ve Meşrutiyet sistemi hakkındaki görüşlerini içeren “Makalât-ı Siyasiye ve Edebiye”sini bir savaş döneminde ve uzak, küçük bir Anadolu kasabasında okuması, Mustafa Kemal’in söz konusu kitapları yanında taşıdığı izlenimini vermektedir.

M. Kemal, Kurtuluş Savaşı yıllarında Namık Kemal’in düşüncelerini ve şiirlerini TBMM kürsüsünden bile dile getirecek, Birinci İnönü Zaferi’nden sonra yaptığı bir konuşmayı, vatan şairi Namık Kemal’in ünlü dizeleri, 

“Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini 
– Bulunur kurtaracak baht-ı kara maderini” biçiminde değiştirerek bitirecektir.


Şurasını da vurgulamak gerekir ki Namık Kemal’i çok seven ve ondan etkilenen Mustafa Kemal, onun “romantizmini” asla benimsememiş ve tam bir “akılcı”, “gerçekçi” olarak vatan ve hürriyet şairinden apayrı bir yol tutmuştur. Yine belirtmemiz gerekir ki “Osmanlı Devleti’nin sınırları” anlamında bir “vatansever” olan N. Kemal’in tersine Mustafa Kemal, daha kurmay yüzbaşılığından itibaren daima “Türk çoğunluğuna dayalı” bir vatandan ve orada “yeni bir Türk devleti kurmaktan” bahsetmiştir.

ATATÜRK Özel Kitaplığı’nda Namık Kemal’in 7 ayrı kitabı bulunmaktadır. Bunlar: “Osmanlı Tarihi (2 Cilt), İmtizac-ı Akvam ve Vaka-i Ahd, Renan Müdafaanamesi, Makalât-ı Siyasiye ve Edebiye, Eş’ar-ı Kemal, Kara Bela ve Tarih-i Harabat” isimli eserlerdir.

3. Tevfik Fikret (26 Aralık 1867, İstanbul – 19 Ağustos 1915, İstanbul)

Edebiyat-ı Cedide’nin en önemli temsilcilerinden olan Tevfik Fikret, öğrencilik yıllarından itibaren Mustafa Kemal ATATÜRK’ü etkilemiş olan şairlerden biridir. Toplumsal içerikli şiirlerinden dolayı ilerici düşünenlerin simgesi hâline gelmiş, Türkiye’de batılı sanat anlayışının yerleşmesinde büyük rol oynamıştır. İstibdada karşı mücadele etmiş ve İkinci Meşrutiyet’in ateşli savunucuları arasında yer almıştır.

M. Kemal’in inkılapçı ve çağdaşlaşmacı kişiliğinin Tevfik Fikret’in şiirlerinden etkilendiği, onun özellikle “Sis, Ferda, Rücu ve hatta Zangoç” isimli şiirlerini çok sevdiğini ve zaman zaman ezbere okuduğunu biliyoruz. Mustafa Kemal 19 Ağustos 1918’de arkadaşları ile birlikte Aşiyan’a giderek oradaki deftere yazdığı şu sözler; “Tavaf-ı tahatturunda bulunmakla mübâhi perestişkâran-ı Fikret” (Anma ziyaretinde bulunmakla kıvanç duyan Fikret dostları) ondaki Fikret sevgisini çok açık bir şekilde göstermektedir.

Namık Kemal’in oğlu Ali Ekrem Bolayır’ın Tevfik Fikret’in el yazısı ile yazılmış olan “Eş’ar-ı Kemal” adlı derlemeyi M. Kemal’e armağan etmesi ve bunun ATATÜRK’ün özel kitaplığında N. Kemal ve T. Fikret’in kitaplarının yanı başında yer alması da ayrı bir önem ve özellik taşımaktadır.

ATATÜRK’ün yaşantısı süresince özel sohbetlerinde ve meclislerinde edebiyat konusu ve bunların içinde de Fikret konusu sık sık gündeme gelmiştir. Bir Karadeniz vapur gezisinde sohbet konusu yine Fikret’tir. Orada bulunan Ragıp Şevki’nin anlatımı ile; “Bir aralık ATATÜRK etrafına bütün gençleri toplamış, onlara Fikret’e olan hayranlığını anlatıyor: 
‘Onu biz mektep sıralarında okurduk. Ondaki heybet, ondaki vakur ahenk hiçbir şairimizde yok!’ diyor. Sonra gençlerden Fikret’in bir şiirini istiyor. Bir genç gür sesle: ‘Ben Ferda’sını söyleyebilirim Atam!’ diyor. ATATÜRK’ün yüzünde tatlı çizgiler belirdi:Ferda’yı mı? Ah, delikanlı, benim en çok sevdiğim şiirdir o… Onu sana söyletmeyeceğim… Kendim söyleyeceğim' ve ATATÜRK gür bir sesle, gençlerin yüzüne bakarak okumaya başladı:
        Ferda senin senin bu teceddüt, bu inkılap

        Her şey senin değil mi zaten? Ey şebap.”

Yine ATATÜRK’ün çocukluk arkadaşlarından Asaf İlbay’ın anlattığı bir anekdot da şu şekildedir: 
“16 Ocak 1937. Yüksek Ticaret Okulu Mezunları mutat toplantılarını Perapalas salonlarında yapmıştı… Bir aralık söz edebiyata geçti. ATATÜRK Tevfik Fikret’i çok sevdiğini ve onun edebî kıymetinin çok yüksek olduğunu ve bilhassa Fikret’in inkılapçılığını çok beğendiğini ilave etti… İsmail Müştak Mayokan’ı çağırarak, Fikret’in Ferda’sını sahneye çıkarak okumasını emretti. Arkadan Sis ve Rücu okundu. Rücu’dan sonra ATATÜRK güldü, çok neşelendi ve etrafına dönerek: ‘Hangi Türk şairi böyle inkılapçı şiirler yazmıştır? dedi.”


ATATÜRK Özel Kitaplığı’nda Tevfik Fikret’in iki eseri bulunmaktadır. Bunlar, “Rübab-ı Şikeste ve Haluk’un Defteri” isimli eserlerdir.

4. Ziya Gökalp (23 Mart 1876, Diyarbakır – 25 Ekim 1924, İstanbul)

“Türkçülük” düşüncesini sistemli bir hâle getiren, İkinci Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinde düşünce ve siyaset alanlarına önemli etkiler yapmış olan Ziya Gökalp’in M. Kemal’in düşünce ve uygulamaları üzerinde derin etkileri olduğu bilinmektedir. Bu anlamda bakıldığında, Cumhuriyet öncesinde ve Cumhuriyet’in oluşmasında Ziya Gökalp’in sosyolog ve mütefekkir olarak çok özel ve önemli bir yeri olduğu görülür.

ATATÜRK’ün bazı düşünceleri ile Gökalp’in düşünceleri arasında bazı ayrılıklar bulunmasına rağmen; Türk tarihine bütünlülük ve devamlılık içinde bakış, halkçılık ilkesi, Tevhidi Tedrisat (eğitim ve öğretimin birleştirilmesi), laiklik ve Türk kimliğini koruyarak çağdaşlaşma modeli gibi Türk inkılabının temelini oluşturan pek çok konuda Ziya Gökalp’in etkileri açıktır.

Z. Gökalp, dönemin ünlü sosyoloğu E. Durkheim ekolünün güçlü bir temsilcisi idi. ATATÜRK, E. Durkheim’in fikirlerini sadece Gökalp aracılığı ile öğrenmemiş; onun iki eserini MEB Yayınlarında Türkçeye çevirterek yayımlatmış ve 1932’de İstanbul Dolmabahçe’de iken onun bir eserini kütüphaneden getirterek Fransızca aslından okumuştur.

ATATÜRK Özel Kitaplığı’nda Ziya Gökalp’in üç önemli eseri bulunmaktadır. Bunlar, “Türk Medeniyeti Tarihi, Türk Töresi ve Altın Işık” isimli eserlerdir.

5. Şehbender-Zade Filibeli Ahmet Hilmi (1865, Filibe – 17 Ekim 1914, İstanbul)

ATATÜRK’ün “toplumsal, özgürlükçü ve devrimci” görüşlerinin oluşmasında etkili olan düşünür ve yazarlar arasında Şehbender-zade Ahmet Hilmi’nin ayrı bir yeri vardır. Cemiyeti İslamiye (1861’de kurulan ve Mecmua-i Fünun adıyla ülkemizde ilk bilim dergisini çıkaran dernek) üyelerinden, Tasvir gazetesi yazarlarından ve Hikmet gazetesinin de sahibi olan A. Hilmi’nin özellikle “Allah’ı İnkâr Mümkün müdür?” ve “İslam Tarihi” eserlerinin ATATÜRK’ü çok etkilediği görülmektedir.

Bu iki eserdeki görüşlerin özellikle laiklik ilkesi bakımından ATATÜRK’e etki yaptığı kabul edilmektedir. 'Allah’ı İnkâr Mümkün müdür?' kitabında Osmanlı toplumunun Orta Çağ hayatından çağdaş yaşama geçmek zorunda olduğunu öne süren ve bu konuda yavaş yavaş bir ilerlemeyi değil hızlı bir değişimi, ilerlemeyi yani bir nevi devrimi zorunlu gören A. Hilmi, aynı zamanda ateşli bir “özgürlükçü” olup, özgürlüğü, “insanlığın temel koşullarından biri” olarak değerlendiriyordu.

1911’de basılmış olan Allah’ı İnkâr Mümkün müdür? kitabını Silvan’da görevli iken 3 gün içinde dikkatlice okuduğunu bildiğimiz ATATÜRK’ün, Özel Kitaplığı’nda Şehbender-zade Filibeli Ahmet Hilmi’nin “Tarih-i İslam” isimli eseri bulunmaktadır.

B. Yabancı Yazar ve Düşünce Adamları

Yukarıda değinildiği gibi, M. Kemal ATATÜRK’ün düşünce sistemi ve kurduğu millî, laik, tam bağımsız ve millî egemenliği esas alan Türkiye Cumhuriyeti döneme derin etkiler yapan mesela Fransız İhtilali gibi büyük gelişmelerden önemli oranda etkilenmiştir. Bu anlamda bakıldığı zaman ATATÜRK’ün fikrî altyapısının oluşmasında, Fransız İhtilalinin de fikrî altyapısını oluşturan yazar ve düşünürlerin etkilerinin olduğu görülmektedir.

ATATÜRK’ün düşüncelerinde ve gerçekleştirdiği Türk İnkılabı’nda “akılcılık” (rasyonalizm) ve “olguculuk (pozitivizm)”un izleri bulunmaktadır. Aklı ve bilimi kılavuz edinen ve hurafelere karşı çıkan ATATÜRK’te belirgin bir akılcılık ile gerçekçiliğin temel kişilik özelliklerinden olduğu görülmektedir. Bu nedenle onun bu konuda etkilendiği düşünürlerin başında akılcılığın büyük temsilcisi “Descartes” ve yine bu akımın ünlü temsilcisi “Kant” gelmektedir.

Fransız İhtilali’nin yalnızca akılcı yönlerini benimseyerek gelişen “Auguste Comte” olguculuğu, o dönemdeki Türk aydınları arasında da yayılmış, özellikle Ahmet Rıza Bey’in yayınları ve çabaları ile İttihat ve Terakki çevrelerinde etkili olmuştur. M. Kemal’in gençlik yılları, olguculuğun Türkiye’de etkili olduğu bir döneme rastlamıştı. Ancak “Hayatta en gerçek yol gösterici bilimdir.” diyen ATATÜRK’ün olguculuk anlayışı; Comte’un basit bir takipçiliği şeklinde değil, insan düşüncesinin eriştiği bir aşama olarak ortaya çıkar.

ATATÜRK’ün, Fransız İhtilali’nin fikri hazırlayıcıları arasında üzerinde en çok durduğu, eserlerini okuduğu ve kendi düşünce hayatının oluşmasında en çok yararlandığı düşünürlerden biri şüphesiz “J. J. Rousseau”dur. Türk aydınlarının daha Yeni Osmanlılar hareketinden itibaren bilip, tanıdığı Rousseau ile M. Kemal daha öğrencilik yıllarında tanışmıştır. Bu düşünürün en çok, kişi için “özgürlükçü”, toplumda siyasal rejim olarak da “cumhuriyetçi” yönü M. Kemal’i etkilemiştir. M. Kemal J. J. Rousseau’nun bütün eserlerini incelediğini TBMM kürsüsünden biraz da övünerek açıklamıştır. Onun, Rousseau’nun “Contrat Social (Toplum Sözleşmesi)”inin 1913’te yapılan Türkçe çevirisini çok dikkatle okuyup, işaretlediğini biliyoruz.

Bundan başka M. Kemal’in esasen bir “monarşi” yanlısı olan “Montesquieu”nün “De l’esprit de Lois (Kanunların Ruhu)” eserini de okuduğunu biliyoruz. M. Kemal bu kitapta daha çok “cumhuriyet” ile ilgili kısımların üzerinde durmuş ve “cumhuriyet rejiminin erdem rejimi” olduğunun anlatıldığı satırların altını çizmiştir.

M. Kemal’in “özgürlük” anlayışı konusunda ise “J. J. Rousseau” ve “Fransız Yurrtaş ve İnsan Hakları Bildirisi”ndeki hükümlerden etkilendiği; Hüseyin Cahit Yalçın tarafından dilimize çevrilen “Leon Mariller” ve “Stuart Mill”in eserlerinin de onun “özgürlük” düşünce ve anlayışını geliştirdiği bilinmektedir.

“Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir.” diyen M. Kemal’de özgürlük kavramı, Fransız İhtilali’nden sonra kazandığı anlamla, düşünce ve siyasal alandaki özgürlükler kadar “vicdan özgürlüğü”nü de içerir. O, toplumda değişik düşüncelerin ve değişik inançların bulunmasını, özgürlüğün doğal bir sonucu olarak kabul etmekte, dahası, tek tip düşünce ve inancın toplum için tehlikeli bir durum, bir ölüm belirtisi olduğunu söylemektedir. ATATÜRK’ün bu konudaki fikirlerinin temelinde N. Kemal ve Tevfik Fikret gibi Türk şairlerinin de etkisi bulunmaktadır.

M. Kemal ATATÜRK’ün toplumsal olayları değerlendirişinde ve dünya görüşünde, “tarih”in önemli, yönlendirici bir etkisi olduğunu biliyoruz. Yukarıda kütüphanesinden bahsederken de belirtildiği gibi, kitaplarının konu yüzdesi içinde “tarih”le ilgili olanlar birinci sırayı almakta idi. Tarihî olayları aralarındaki “sebep sonuç ilişkisi”ni kavrayarak değerlendiren ATATÜRK’teki tarih bilinci, olayları tarihsel gelişimi içerisinde görecek ve değerlendirebilecek bir tarih kültürüne dönüşmüştür. Bu kültür, kurduğu Türk unsuruna ve Türk milliyetçiliğine dayanan millî, laik ve demokratik karakterli Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tarihsel dayanaklarını ortaya çıkarmayı, Türklere yönelik ön yargıları ortadan kaldırmayı amaçlayan “tarih tezi”ne ve tarih çalışmalarına yol açmıştır.

Bu anlamda ATATÜRK’ün etkilendiği veya eserlerini üzerlerinde önemle durarak okuduğu yabancı isimler ve ATATÜRK’e örneklik teşkil eden tarih görüşleri ise şunlardır:

- Türk tarihinin eskiliği:
Mustafa Celâlettin (Leon Cahun)

- Türk tarihini ve uygarlığını bir bütün olarak ele alma:
Deguignes 

- İslam tarihini değişik bir açıdan yorumlama ve hilafet meselesi:
Leone Caetani


- Dünya tarihini bir bütün olarak değerlendirme, uluslararası iş birliği, bölgesel antlaşmalar ve bir Dünya Federasyonu konuları:
H. G. Wells

- Türklerin ırki özellikleri ve yetenekleri ile uygarlıkları sorunu:
E. Pittard, Gobineau, A. Cort Haddon ve George Montandon: 

- Batıdan kaynaklanan “Doğu Sorunu (Şark Meselesi)”:

Edouard Driault, Albert Sorel, M. Sılberschmidt, P. Sadyk, K. Marx, T. Sınclair ve L. Halphen

- Sosyal mücadelelerin tarihi:
Max Beer

MEHAZLAR;

(1) Ş. Turan; Atatürk’ün Düşünce Yapısını Etkileyen Olaylar, Düşünürler, Kitaplar, 3. Baskı, Ankara, 1999, s. 3.

(2) Ş. S. Aydemir; Tek Adam, c. I., İstanbul, 1981, s. 72.

(3) A. Güler; Atatürk’te Cumhuriyet ve İnkılap Fikrinin Gelişmesi, K.H.O. Basımevi, Ankara, 1997, s. 2.

(4) C. Sönmez; Atatürk ve Okuma Sevgisi, Ankara, 1993, s. 25-26.

(5) S. Turhan; Atatürk’te Konular Ansiklopedisi, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1993, s. 529.

(6) Atatürk’ün etkilendiği yerli ve yabancı şairler, yazarlar ve düşünürler ile bunların görüşleri hakkında Sayın Prof. Dr. Şerafettin Turan tarafından ayrıntılı bir çalışma yapılmıştır: Atatürk’ün Düşünce yapısını Etkileyen Olaylar, Düşünürler, Kitaplar, 3. Baskı, Türk Tarih Kurumu Basımevi, s. 1-74. Sayın Turan’ın bu çalışması; kitap olarak yayımlandığı 1982 yılından itibaren yaklaşık 23 yıl gibi uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen henüz aşılamayan bir eser durumundadır. Araştırmanın bu bölümünde verdiğimiz bilgiler de büyük ölçüde bu eserden alınmıştır.

(7) S. Borak; Atatürk ve Edebiyat, Kırmızı Beyaz Yayınları, İstanbul, 2004, s. 75-84, 149 vd.

(8) G. Kazdağlı; Atatürk ve Bilim, 2. Baskı, TÜBİTAK Yayınları, Ankara, 2003, s. 87-92.

(9) İ. Çelikoğlu – B. Öncü – S. Saraç; Atatürk’ün Düşünce Yapısını Etkileyen Yazar ve Düşünürler, Yayınlanmamış Bilgi Notu, Ankara, 2005, s. 1-13.

Kaynak; Ali Güler, MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, (AİLESİ, YETİŞMESİ, EĞİTİMİ, FİKİR VE DÜŞÜNCELERİ)

Alıntı/Kaynak: https://ataturkicimizde.com/ataturkun-etkilendigi-sair-yazar-ve-dusunce-adamlari/

En Çok Okunanlardan...