Blog Listem

tasavvuf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tasavvuf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20250820

📜 Akşemseddin (1389-1459) Fatih’in hocası, İstanbul’un fethinin manevi önderi.



 

20230122

📰✍️ Aşık Veysel Filizofça-Doğan Göçmen


AŞIK VEYSEL FİLOZOFÇA 

Doğan Göçmen

 

Aşık Veysel, ülkemizin 20. yüzyılda yarattığı en büyük insanlık değerlerimizdendir. Ozan bu yıl UNESCO’nun kararıyla ölümünün 50. yıl dönümünde dünya çapında anılacaktır. Ozan, yarım yüzyıl önce 21 Mart 1973 tarihinde aramızdan ayrılmıştı. Geride bugüne kadar hakkı verilememiş büyük ve derin bir külliyat bırakmış ve felsefenin ve bilimlerin araçlarıyla araştırılmayı bekleyen çok yönlü ve son derece zengin bir gelenek yaratmıştır. Aşık Veysel, bu geleneği çok uzun bir ozanlar geleneğini yeniden canlandırarak yaratmıştır.

 

Ozan, “Göz Gezdirdim Dört Köşeyi Aradım” başlıklı şiirinde “Karaca’oğlan Derdli Yunus soyum var”derken içinden geldiği geleneğe açıkça işaret eder. Bu bakımdan filolog Vahap Bahtiyarzade, Bahtiyarzade, Yunus açısından bakınca son halka olarak Aşık Veysel’e işaret ederken, Aşık Veysel açısından bakınca da ilk halka Yunus Emre’dir. Bahtiyarzade, Aşık Veysel’i uzun Yunus Emre geleneğine yerleştirmekle çok isabetli bir yargıda bulunmaktadır. Düşüncelerinde tutarlılığına vurgu yapmak için Veysel, tutum olarak kendisini Hallâc-ı Mansûr’a benzetir. “Mansur’a benzeyen bazı huyum var” diyor aynı şiirinde başka bir dizede. Şiirinin son dörtlüğünde Veysel kendisini Hayyam ve Neyzen ile kıyaslar ve Thales’i andırırcasına, doğada “Gaffer” diye adlandırdığı hareket ettiricinin kendisine “görünür mevcud herşeyde” der.

 

Aşık Veysel’in dilinde “Gaffar” Tanrı anlamına gelmektedir. Felsefenin kurucusu olarak kabul edilen Thales de mıknatısın çekim gücüne işaret ederek, bunun içinde Tanrı var, demiştir. Bu sözlerinden dolayı Thales, yeterince düşünülmeden panteist olarak tanımlanmıştır. Bugün bunun gerekçesiz olduğunu biliyoruz. Aynı şekilde Aşık Veysel de “Gaffar” bana “görünür mevcud herşeyde” dediği için çabucak panteist olarak tanımlanmamalıdır. Thales teolojik anlamda ne kadar az bir panteist ise; Aşık Veysel de o kadar az bir panteisttir.

 

Thales’ten Epikürosçulara ve Stoacılara kadar tüm antik filozoflar ve Bruno ve Spinoza’ya kadar tüm Rönesans ve modern filozoflar gibi Aşık Veysel de her şeyi doğaya içkin olarak kavrar ve dünyanın sırrını çözmek için doğayı incelemeye davet eder. Bahtiyarzade’nin haklı olarak vurguladığı gibi, 20. yüzyılda Anadolu halk bilgeliğinin billurlaştığı ozanımız “Bizim Eller Yaylâsına Yürümüş” başlıklı şiirinde dünyanın sırrını açıklamak için “tabiata soralım” der.

 

En dindar halinde bile Veysel doğaya sadıktır, doğaya sadakate ve doğayı incelemeye ve işlemeye çağırır. “Kader” başlıklı şiirinde “Oku çalış öğren ölene kadar” der. Ünlü Kara Toprak” şiirinde “Dileğin var ise iste Allah’tan” diye önerdikten sonra Allah’tan dileneni almak için doğaya bağlılığı telkin eder ve der ki dileğini “Almak için uzak gitme topraktan”, çünkü “Hakk’ın hazinesi gizli toprakta”, yani gerçek doğada gizlidir ve hakikat insanın doğayı emek vererek işlemesiyle, dönüştürmesiyle, doğanın ve insan emeğinin sentezi olan kültür yaratmasıyla oluşmaktadır. İşte bu nedenle ozan, “Her kim ki olursa bu sırra mazhar”/”Dünyaya bırakır ölmez bir eser” diye önerir.

 

Aşık Veysel’in bu bağlamda “mazhar” sözcüğünü kullanıyor olması konumuz bağlamında son derece önemlidir. O, bu bağlamda bu sözcüğü kullanmakla bakışımızı ve düşüncemizi sekülerleştirmekle kalmaz; o, bu sözcüğü doğa bağlamına taşımakla aynı zamanda Tasavvuf geleneğinde de önemli bir sekülerleştirme eylemine giriştiğini görüyoruz. Görüntü, belirti gibi anlamlara gelen ve Arapça kökenli olan sözcük, derin felsefi anlamlara sahiptir. Eski Yunancada zuhur eden, görünen, bir niteliğinde kendisinde göründüğü nesne anlamına gelen “phainómenon” sözcüğüne karşılık olarak kullanılmıştır. Tasavvuf geleneğinde mazhar olmak, insanın, Allah’ın insana olan hitabına ulaşması anlamında kullanılmıştır ve bu ancak ‘ruhlar âleminde’ mümkün olmaktadır.

 

Aşık Veysel ise, Thomas Hobbes’un Tanrı kavramını kullanışını andırırcasına, Tanrı’yı doğanın içine, görünmezcesine arkasına gömüyor. Hobbes’a göre, doğa, Tanrı’nın bir sanat eseridir ve bu eserin kendisi de sürekli sanat eseri yaratmaktadır. Bir sanatçı olarak Tanrı doğayı yaratmıştır, onda düzeni kurmuştur ve geri çekilmiştir. Bu bakımdan Tanrı doğada, doğanın eserlerinde tezahür eder. Dolayısıyla doğanın eserlerini araştırmak, doğanın eserlerinde Tanrı’nın zuhur edişini araştırmak, doğanının eserlerini, onlarda işleyen yasaları bilmek, doğa dolayısıyla Tanrı’nın eserlerini, yasalarını bilmek anlamına gelmektedir. Fakat Veysel açısından doğayı bilmek aynı zamanda doğanın kendisini bilmek demektir, çünkü doğa yaratılışından sonra kendi başına olmuştur ve kendi başına eser üretmektedir. Ozan, “Mimar” başlıklı şiirinde Tanrı’yı dünyanın mimarı olarak betimler ve onu dünyanın düzeninin kurucusu olarak anlatır. Tanrı dünyada “Bu nizamı böyle kurmuş” diye belirttikten sonra “Kendi çekilmiş oturmuş” diye tamamlar sözlerini. Veysel’in “Gaffar” bana “görünür mevcud herşeyde” deyişi “Hakk’ın hazinesi gizli toprakta” deyişi ile beraber ele alınırsa yakalanan anlam budur. Kurulan doğa ve dünya kendisine konmuş olan düzene göre kendi başına işlemektedir. 

 

Doğan Göçmen


Alıntı/Kaynak: https://m.facebook.com/photo.php?fbid=10161009792563888&id=551148887&set=a.10153862248128888&eav=AfbOON5fVWJ5hClZhivC_aSPuEZFwOYVKpxeGrV89Ez47jXPMKP7r9PPXYLe_7Sec90&paipv=0&source=48


20210627

Neyzen Tevfik’in hatırasına...

"Saz aynı saz bir varsa tel değişti
Yumruk aynı yumruk bir varsa el değişti.
diyen koca Neyzen her daim rahmetle ve sevgiyle hatırlıyoruz Seni.
Hele ki o dönemin vekillerinin bazıları için yazdığın dörtlükler hala yerini koruyor 
"Seni kime sorduysam kimi berduş kimi ayyaş kimi deyyus dediler
Künyeni almak için partiye ettim telefon 'bizdeki kayda göre O şimdi mebus' dediler..

-Alıntı: sosyal medya

....

Gayet mütevazidir Neyzen Tevfik.

Birgün Hocapaşa Camii’nin tabutluğuna gidip bir tabutun içine girer kapağını üzerine örter ve uyur.

Dünya malına zerre tamahı yoktur. Kimseye minneti de yoktur.

“Dünyanın en yüksek tahtına da çıksan yine aynı götle oturacaksın” 
der.

Geçmiş günlere yananlara şöyle seslenir:

“Geçen gençlik günlerine yanmayan
Yok gibidir bense bakar geçerim.
Yoku vara varı hiçe gömerek
Her solukta bir gam yakar geçerim.”


İlk çıkardığı şiir kitabına da “Hiç” adını vermiştir. Kendisine memuriyet teklif eden Talat Paşa’ya "memur olunca sonunda ne olacağım"diye sorar.

Talat Paşa memuriyet silsilelerini saydıktan sonra son kademeye gelir ve en son kademeyi şöyle söyler: "Hiç..!"

Neyzen,Paşaya döner ve şöyle der: “İşte ben bugün de hiçim!”

1940’lı yılarda Bakırköy Akıl Hastanesi’nde 21 numaralı koğuş O’na ayrılır. Hem doktoru hem de dostudur ünlü sinir uzmanı Mazhar Osman. İstediği zaman gider kalır sonra canı istediğinde çıkar.

Gençliğinde hem Mevlevi hem de Bektaşi dergahlarında kalmış pek çok kişiden de feyz almıştır. Ancak hiçbir tarike bağlı kalmamıştır.

Öyle ki; İstanbul’a medrese eğitimi için geldiği yıllarda sarık ve cübbe taşımadığı için medreseden; namaz kılmadığı ve abdest almadığı için de mevlevihaneden kovulur.

Savaş vurguncularından birinin dedikodusu yapılmaktadır.

“Tonla parası var… Herifin bir eli yağda bir eli balda… Nereye gitse hemen yol açıyorlar!” diye.

Neyzen “Gerçekten kenara çekiliyor mu herkes?” diye sorar

“Çekiliyor.” cevabını alınca; “Demek cebindeki pisliğe bulaşmak istemiyorlar…” diye yapıştırır cevabı.

Bir gün Neyzen’e sorarlar: “Neyzen çalarken mi neşelenirsin yoksa neşeli olduğun zaman mı çalarsın?”

Maliye Bakanı hakkında yolsuzluk dedikodularının dolaştığı bir dönemdir.

Neyzen: “Maliye Vekili değilim ki çalarken zevk alayım” der.

İkinci Meşrutiyet döneminde nazırlığa getirilen bir zat çok geçmeden yeğeninin vali olarak atanmasını sağlar.

Karşılaştıklarında Neyzen “Maşallah kardeşinizin oğlu tıpkı fasulyeye benziyor.” deyince adam “Genç yasta vali oldu neden fasulyeye benzesin?” diye sorar.

Neyzen de verir cevabı: “İşte ben de onun için benzetiyorum ya fasulye de sırığa sarılarak büyür.”

Hayatı yoksullukla geçmiş Neyzen Tevfik yüreği insan sevgisiyle dolu biridir. Dünya malına hiç değer vermez..

1952 yılında Şehir Komedi Tiyatrosu’nda jübilesinin yapılacağı gün bir arkadaşına telefon açar kendisine bir takım elbise göndermesini ister. Arkadaşı elbiseyi gönderir.

Jübile bitince sahnenin arkasında o elbiseyi çıkartıp oradaki garsonlara verir sonra eski elbiselerini giyer. Bana vereceğiniz parayı da yoksullara dağıtın der.

Nice abdalların bulmak için nice yıllar yanıp tutuştuğu aptalların ise dünya malında bulmayı umduğu o son mertebeyi ne de güzel izah etmiştir Neyzen.

Hiçtir.

Bu yüzden 28 Ocak 1953’de verdiği son nefesinde o “Hiç”i uğurlamak için binlerce insan akın eder Barbaros Bulvarı’na.

En yüksek derecede devlet memurlarından kılıklarına çeki düzen vermeye çalışan sarhoşlara, üniversite profesörlerinden,sokak dilencilerine kadar binlerce insan…

Hiçlik mertebesine erişmiş Neyzen’i “hep” birlikte uğurlarlar…🖤

Alıntı: Sosyal medya

20200721

Hacı Bektaş Veli'nin Aslan ve Ceylanlı Resminin Anlamı

Hacı Bektaş Veli'nin Aslan ve Ceylanlı Resminin Anlamı

"Hiç bir milleti ve insanı ayıplamayınız!" 
diyen Hacı Bektaş Veli; Anadolu’nun sosyal, siyasal, ekonomik, etnik ve dinsel yapısını dikkate alarak, sevgi ve hoşgörü kültürünün temellerini atmıştır. Uygarlıklar beşiği Anadolu’nun zengin kültür mozaiğini bozmadan; parçalamadan; farklılıklarıyla; sevgi ve hoşgörü temelinde biraraya getirerek ve tasavvufla yoğurarak, Anadolu Alevi ve Bektaşiliği'nin doğmasına öncülük etmiştir. Farklı dillerden, farklı kökenlerden ve kültürlerden gelen insanları bir bilen; ceylanla arslanı dost olarak kucaklayan bu anlayıştır. Bu anlayışın, Evrensel İnsan Hakları Beyannamesinde ifade edilen düşüncelerin temeli olduğu; günümüz insanının, hala bu anlayışa ulaşma çabası içinde olduğu yadsınamaz.

Hacı Bektaş Veli (1352-1429)
13.yüzyılda yaşamış ünlü mutasavvıftır.
Bektaşiliğin kurucusudur.
Türkistan’ın Nişabur şehrinde doğdu.
Bilinen en önemli yapıtı Makalat'tır. Sohbetler, sözler anlamına gelen bu yapıt Ahmet Yesevi'nin Fakr-name adlı yapıtının açıklaması gibidir.
Şiirlerinden çok mutasavvıf kişiliğiyle ünlüdür.

Eserleri:
Makalat: Kısa hikayeler ile Allah aşkı anlatılır. Ahmet Yesevi’nin Fakirname eserinin açıklaması gibidir.

Alıntı: http://www.edebiyatfatihi.net/2017/10/hac-bektas-velinin-aslan-ve-ceylanl.html

En Çok Okunanlardan...