Blog Listem

Oğuz Türkleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Oğuz Türkleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20260218

📖 Kaşkay Türkleri ve "Nissan Kaşkay" halıları

 

Kaşkay Türkleri

Yüzyıllardır, Güney İran'ın yaylalarında Oğuz kültürünü, saf Türk dilini ve özgür ruhlarını canlı tutmuşlardır.

 Onlar için hayat, kış ve yaz otlakları arasında sonsuz bir yolculuktur.  

"Nissan Kaşkay" adını dayanıklılıklarından alırken, dünya onların ünlü kök boyasıyla boyanmış halılarında zarafeti keşfetti. 

Onlar, kadim bir geleneğin en renkli ve gururlu temsilcileridir.



20251026

🎞️ Türk dünyasından kültür incileri.... (2)

🎞️ Türk dünyasından kültür incileri.... (1)

 

 


 


 

20250711

🎞️ Tokat'ın Karacaören Köyü halkı köy meydanında Cumhuriyet Çeşmesi ve Atatürk Anıtı açılışı yaptı.

 

 

20250219

📖 Oğuzların defin törenleri


İbn-i Fadlan'a göre Oğuzların defin törenleri şöyleydi:
  • Ölüye ceket giydirirler, 
  • kuşağını kuşandırıp yayını yanına korlar; 
  • eline NEBİZ (Kuru üzüm, kuru hurma, arpa ve darı gibi maddelerden elde edilen bir içki türü.) dolu tahta Kadeh tutturup 
  • önüne de nebiz dolu bir tahta kap korlar
Farklı kaynaklarda Oğuz Türklerinin ölen bey ya da Alp'lar için, tıpkı Göktürkler gibi taştan Balbal yaptıkları kayıtlıdır.




📖 🗺️ Oğuz Türklerinin Göç Yolları

OĞUZ TÜRKLERİNİN GÖÇ YOLLARI

Oğuz konfederasyonu, Uygurların Karluk müttefikleri ile çatışmasının ardından Jeti-su YEDİ SU bölgesinden batıya doğru göç etti. 

Bugün 🇹🇷Türkiye, 🇦🇿Azerbaycan ve 🇹🇲Türkmenistan nüfusunun çoğu Oğuz Türklerinin torunlarıdır.

Dilleri Türk dilleri ailesinin Oğuz grubuna aittir. Oğuzlar, bazıları temiz traşlı ve diğerleri küçük 'keçi sakalı' olan Peçeneklerle akrabadır.


Alıntı: Nuray BİLGİLİ   @NurayBLGL1

20180921

'Bakmayın bu yaylada bu çadırın yalnız durduğuna. Biz Oğuz soyundanız. '

20180123

Türklerin Kızıl Elma Ülküsü



KIZIL ELMA NEDİR?

Kızıl Elma, Türk mitolojisinde Türkler ve de özellikle Oğuz Türkleri için üzerinde düşünüldükçe uzaklaşan ancak uzaklaştığı oranda cazibesi artan ülküler veya düşleri simgeleyen bir ifadedir.
Türk milliyetçiliğinin önemli sembollerinden birisi olan Kızıl Elma imgesi, Türk devletleri için bir hedefi ve amacı simgeler. Ulaşılması gereken bir yeri, fethedilmesi gereken bir beldeyi ifade ettiği gibi kimi zaman bir devlet kurma idealini, kimi zaman cihan hakimiyeti idealini, kimi zaman da Türk birliği idealini ifade etmiştir.

Kızıl Elma imgesinin tam olarak ne zaman, nerede ve nasıl ortaya çıktığı bilinmemekle birlikte yaygın anlayış, Osmanlı ile birlikte tarihe ve edebiyata mal olduğu, Osmanlılar döneminde özellikle Batı memleketlerine doğru yürütülen cihadın bir sembolü olduğu yönündedir. Kızıl Elma ülküsü özellikle yeniçeriler arasında yaygınlaştırılmış ve onların savaşma azmini yüksek tutmak için kullanılmış; Ziya Gökalp, bu imgeyi Turan Ülküsü ile birleştirerek ona yeni bir anlam kazandırmıştır.

KIZIL ELMA ÜLKÜSÜ NEDİR?

“Kızıl”, Türk kültüründe genellikle kıymetli sayılan bir renk; “elma” ise mistik bir yanı bulunan; bolluk, bereket, şifa kaynağı olarak görülen bir meyvedir. Ancak Kızıl Elma sembolleştirilmesinin elmaya değil, Eski Türklerde Güneş ve Ay’ı anlatan kızıl topa dayandığı düşünülür. Bu top, ‘muncuk’ adıyla bayrak ve tuğların tepesini süslemiş ve bazen zaferin işareti, bazen hakimiyetin sembolü, bazen de fethedilmek üzere hedef seçilen yeri ifade etmiştir.

Kızıl Elma imgesinin ilk kez Orta Asya Türkleri arasında doğduğu; Ergenekon Destanında Ergenekon’dan dışarıya çıkma ve kaybedilmiş eski yurdu geri alma idealini simgelediği kabul edilir.. Türkistan'dan Hazar Denizi'nin doğusuna gelen Oğuzların ise Hazar kağanının ipek çadırının üzerinde hakimiyetinin ifadesi olarak bulunan altın topu yani Kızıl Elma'yı ele geçirmeyi ülkü edindikleri düşünülür.

Kızıl Elma efsanesi İstanbul’un fethinden sonra yeniçeriler arasında yaygınlaşmıştır. Osmanlı'nın Avrupa‟da fethetmeyi istediği önemli şehirler, “Kızıl elma” olarak anılmıştır. Çeşitli kaynaklarda, Fatih Sultan Mehmet devrinden başlayarak III. Selim dönemine kadar Türk askerlerinin “Padişahım, biz senin uğrunda ta Kafdağı'nın ötesine, Kızılelma’ya dek varırız” sözlerini dillerinden düşürmediği ifade edilir. 1521’de Belgrad’ın alınması, 1526 yılındaki Mohaç Savaşı ve 1529’daki I. Viyana Kuşatması’na dair Osmanlı eserlerinde hep Kanuni Sultan Süleyman’ın ‘Kızıl Elma’yı eline aldığından’ bahsedilmiştir. Gelibolulu Mustafa Âlî’nin Kühnü’l-Ahbar adlı eserinin bir yerinde Kızıl Elma Portekiz ile ilişkilendirilmiş; bir başka yerinde ise “Frenklerin ülkesinin en ücra köşesinde büyük bir kilise” ile ilişkilendirilmiştir. Edebiyat tarihçisi Orhan Şaik Gökyay, söz konusu kilisenin bazılarına göre Roma’daki Saint Pierre Kilisesi olduğunu ifade etmiştir.

Alıntı Kaynak: http://www.sozcu.com.tr/2018/gundem/kizil-elma-ulkusu-nedir-ne-anlama-gelir-mehmetcik-isaret-etti-istikamet-kizil-elma-kizil-elma-neresidir-2186750/

20170609

Dede Korkut Hikayeleri




Dede Korkut Hikayeleri (Kitab-ı Dede Korkut) 


  • Oğuz Türklerinin diğer Türk boylarıyla ya da Rum, Abaza ve Gürcülerle yaptıkları savaşlara ait destanî hikâyelerdir. 
  • Halk arasında söylene söylene XIV. yüzyılda son şeklini almış, 15. ve 16. yüzyılda yazıya geçirilmiştir. 
  • Hikâyelerin yazarı belli değildir. 
  • Dede Korkut hikâyelerinin biri Almanya’da Dresden Kütüphanesi’nde, diğeri Vatikan’da olmak üzere, iki yazma nüshası vardır. 
  • Dede Korkut un kişiliği üzerinde yeterli bilgimiz yoktur. 
  • Korkut-Ata adıyla da tanınan Dede Korkut, söylentilere göre Oğuzların Bayat Boyundan Kara Hoca’nın oğludur. Onun, IX. ve XI. yüzyıllar arasında Türkistan’da Sir-Derya nehrinin Aral Gölüne döküldüğü yerde doğduğu, Ürgeç Dede adında bir oğlu olduğu, Oğuz Türklerinden büyük saygı gördüğü, bu bölgelerde hüküm süren Türk hakanlarına akıl hocalığı ve danışmanlık ettiği hikâyelerden anlaşılmaktadır. 



Dede Korkut Hikayeleri’nin özellikleri şunlardır: 

  • Dede Korkut hikâyeleri on iki hikâye ile bir önsözden oluşmaktadır. 
  • Hikâyelerde olaylar nesir, kahramanların duygu ve düşünceleri nazımla dile getirilmiştir. 
  • Arı bir dil kullanılmış, olağanüstü olaylara yer verilmiştir. 
  • Türkçenin canlı ve doğal anlatım güzelliğini gösteren hikâyelerde ses tekrarlan da sıkça yer almaktadır. 
  • Dede Korkut un Türkler arasında, ağızdan ağıza, dilden dile dolaşan hikâyeleri XV. yüzyılda Akkoyunlular devrinde Dede Korkut Kitabı adıyla bir kitapta toplanmış, böylelikle sözden yazıya dökülmüştür. 
  • Bu hikâyeler, Türk ruhuna, Türk düşüncesine, Türk kültürüne ve hayat tarzına ışık tutan en açık belgelerdir. 
  • Dede Korkut, Oğuz Türklerini, onların inanışlarını, yaşayışlarını, gelenek ve göreneklerini, yiğitliklerini, sağlam karakteri ve ahlakını, ruh enginliğini, saf, arı, duru bir Türkçe ile dile getirir. 
  • Hikâyelerdeki şiirlerde, çalınan kopuzların kıvrak ritmi, yanık havası vardır. 
  • Dede Korkut un kahramanları, iyiliği ve doğruluğu öğütler. Güçsüzlerin, çaresizlerin, her zaman yanındadır. Tok sözlü, sözlerinin eridirler. 
  • Türk milletinin birlik ve beraberliğini, millî dayanışmayı, el ele tutuşmayı öne çıkarır. 


Dede Korkut Hikayeleri’nin Edebi Değeri ve İçeriği 

  • Türk edebiyatının en önemli eserlerinden birisi 12 hikâyeyi içine alan Dede Korkut Kitabı’dır. 
  • Bu eser üzerinde yerli ve yabancı araştırıcılar tarafından yüzlerce çalışma yapılmıştır. 
  • Eserin iki önemli yazması bulunmakta olup bunlar Almanya’nın Dresden şehrinde ve Vatikan’dadır.
  • Bir giriş ve on iki hikâyeden oluşan Dede Korkut hikâyelerinin konusu da çeşitlilik göstermektedir. 
  • Bunlardan birinci (Dirse Han Oğlu Boğaç Han) ve on ikinci (İç Oğuzun Dış Oğuza Asi Olup Beyrek’in Öldürülmesi) hikâyelerde Oğuzların kendi aralarındaki mücadeleler anlatılmaktadır. 
  • Basat’ın Tepegöz’ü Öldürdüğü Hikâye ile Duha Koca Oğlu Deli Dumrul Hikâyesinde ise Oğuzların olağanüstü güçlerle olan mücadelesi ele alınmıştır. 
  • Kalan sekiz hikâyede (Salur Kazan’ın Evinin Yağmalanması, Kam Püre Oğlu Bamsı Beyrek, Kazan Bey’in Oğlu Uruz Bey’in Esir Düşmesi, Kanlı Koca Oğlu Kan Turalı, Kazılık Koca Oğlu Yigenek, Begil Oğlu Emren, Uşun Koca Oğlu Segrek, Salur Kazan’ın Tutsak Olup Oğlu Uruz’un Kurtarması) ise Oğuzların komşuları ile olan mücadelelerini görmekteyiz. 
  • Dede Korkut hikâyelerinin birinci derecede kahramanı Dede Korkut, Kazakistan kaynaklarına göre Kızılordalıdır ve mezarı Sırderya Irmağı’nın kenarındadır. 
  • Hikâye kahramanı Dede Korkut’un doğumu, mitoloji ve efsane ile süslenerek 36 ayda dünyaya gerçekleşmiştir. O, doğduğunda olağanüstülükler olmuş, mevsim değişmiştir. 
  • Tıpkı doğumu gibi Dede Korkut’un ölümü de olağanüstülüklerle doludur. Bir rivayete göre 295 yıl yaşamıştır. Öleceğini hissedince dört bir yana gitmiş, ama her gittiği yerde kendi mezarını kazanlarla karşılaşmıştır. Bunun üzerine ölümden kaçamayacağını anlamış ve Sırderya Irmağı’nın üzerine seccadesini sermiş ve ibadet etmeye başlamıştır. Bu sırada bir yılan onu sokmuş ve ırmağın dalgaları Dede Korkut’u bugünkü mezarının olduğu yere bırakmıştır.
Kaynak: Dede Korkut Hikayeleri / Ekrem Bektaş

En Çok Okunanlardan...