Blog Listem

Anadolu uygarlıkları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Anadolu uygarlıkları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20260828

🎞️🇹🇷🗣️Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu: ''Öklit geometriyi Sümerlerden aldı. Sümerler Türklerin akrabasıdır''

 -Öklit geometriyi Sümerlerden aldı. Sümerler Türklerin akrabasıdır

-Matematiğin temel yapı taşı olan cebiri Türkler buldu.

-Eğer bizimkiler, geometri ile cebiri birleştirmeselerdi, Fizikteki Nevton kanunları da olmazdı

-Kimyayı Türkler icat etti

-Tıbbı Türkler başlattı

Oktay Sinanoğlu ve Sümerler

Oktay Sinanoğlu, Sümerler ve Sümerce üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan bir bilim insanıydı ve Sümerlerin bilimsel mirasının modern bilimdeki yerini vurgulamıştır.

Bilimsel Çalışmaları

Oktay Sinanoğlu, Sümerler ve Sümerce üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan bir bilim insanıdır. Bu çalışmalarında, Sümerlerin bilimsel mirasının modern bilimdeki yerini vurgulamıştır. Sinanoğlu, Sümerlerin bilimsel katkılarını inceleyerek, bu eski uygarlığın bilime olan etkilerini ortaya koymuştur.

Sümerlerin Bilimsel Mirası

Sümerler, tarih boyunca birçok alanda önemli bilimsel gelişmelere imza atmışlardır. Sinanoğlu'nun araştırmaları, bu mirasın günümüzdeki bilimsel anlayışa nasıl katkıda bulunduğunu göstermektedir. Sümerlerin matematik, astronomi ve yazı sistemleri gibi alanlardaki yenilikleri, modern bilimin temellerini atmıştır.

Sinanoğlu'nun Vizyonu

Sinanoğlu, Sümerlerin bilimsel mirasını sadece tarihsel bir olgu olarak değil, aynı zamanda günümüz biliminin gelişiminde önemli bir kaynak olarak değerlendirmiştir. Bu yaklaşımı, Türk bilim camiasında Sümerlerin önemini yeniden gündeme getirmiştir.

Oktay Sinanoğlu'nun çalışmaları, Sümerlerin bilime olan katkılarını anlamak ve bu mirası gelecek nesillere aktarmak açısından büyük bir öneme sahiptir.

Alıntı: YZ 

20260827

🎞️TÜRKİYE: The True Origin of the Ancient World / TÜRKİYE: Antik Dünyanın Gerçek Kökeni

 


''Our documentary is an expansive journey through Turkey’s most striking ancient and historical wonders.

This journey takes you through Turkey’s most extraordinary archaeological landscapes — from rock-carved tombs and ancient capitals to mountain sanctuaries, royal palaces, sacred temples, and timeless cities that reveal the enduring legacy of ancient civilizations.

Places featured in this travel documentary:''

------------------------------ 

''Belgeselimiz, Türkiye'nin en çarpıcı antik ve tarihi harikaları arasında geniş bir yolculuktur.

Bu yolculuk sizi Türkiye'nin en olağanüstü arkeolojik manzaralarına götürür - kaya oyması mezarlardan ve antik başkentlerden dağ tapınaklarına, kraliyet saraylarına, kutsal tapınaklara ve eski uygarlıkların kalıcı mirasını ortaya çıkaran zamansız şehirlere kadar.

Bu seyahat belgeselinde yer alan yerler:''

🕒 Timestamps:

00:00 Intro
01:17 Pinara Cliff Necropolis
02:52 Mount Nemrut
05:17 Sagalassos Ancient City
09:44 Adamkayalar, Mersin
11:20 Göbekli Tepe
14:25 Ishak Pasha Palace
17:10 Ephesus
21:16 Myra Ancient City
23:28 Afyonkarahisar Castle
25:24 Pontic Kings Rock Tombs
26:51 Pergamon Ancient City
29:40 Caunos Tombs of the Kings
31:02 Eflatun Pınar
32:29 Hattuşa
36:38 Hierapolis
40:51 Dara Ancient City
43:59 Perge Ancient City
46:58 Outro
_________________________

🎞️Türkiye hakkında yabancıların hazırladığı belgeseller ve videolar... Onların gözünde de Türkiye’nin ve Türk milletinin kültür ve değerler zenginliği

🎞️🇹🇷Real Life in Turkey! What They NEVER Show You About This Country | Travel Documentary 
(Türkiye'de Gerçek Hayat! Bu Ülke Hakkında Size ASLA Göstermedikleri Şeyler | Seyahat Belgeseli) 
   


*BU VİDEO BİR YAPAY ZEKA ÜRÜNÜ AMA SÖZLÜ İÇERİK DEĞERLİ.... 

🎞️🇹🇷Real Life in Turkey: A Muslim Country Where the East Looks Like Europe — Documentary 
(Türkiye'de Gerçek Hayat: Doğu'nun Avrupa'ya Benzediği Müslüman Bir Ülke — Belgesel) 

 

🎞️Life in🇹🇷 Türkiye: Ancient Empires, Stunning Landscapes, Shocking Modern Contradictions | Documentary

 (Türkiye'de Yaşam: Antik İmparatorluklar, Çarpıcı Manzaralar, Şok Edici Modern Çelişkiler | Belgesel) 
    

🎞️𝐓𝐨𝐩 𝐑𝐞𝐚𝐬𝐨𝐧𝐬 𝐭𝐨 𝐄𝐱𝐩𝐥𝐨𝐫𝐞 🇹🇷𝐓𝐮𝐫𝐤𝐞𝐲 | 𝐇𝐢𝐬𝐭𝐨𝐫𝐲, 𝐂𝐮𝐥𝐭𝐮𝐫𝐞, 𝐁𝐞𝐚𝐜𝐡𝐞𝐬 & 𝐓𝐮𝐫𝐤𝐢𝐬𝐡 𝐂𝐮𝐢𝐬𝐢𝐧𝐞
🎞️🇹🇷Türkiye'yi Keşfetmek İçin En Önemli Nedenler | Tarih, Kültür, Plajlar ve Türk Mutfağı

 

20260723

🎞️ Gizemli Tarih: Göbeklitepe

 

 

🎞️ Göbeklitepe'deki Ağzı Dikili İnsan Heykelinin Sırrı Ne? Dilara Sayan ile Sıra Dışı Gündem 



🎞️ GÖBEKLİTEPE: The Mysterious 12,000-Year-Old Temple Found in Urfa - Sanliurfa

20260630

📰 Isparta’nın Yalvaç ilçesindeki Men Kutsal Alanı’nda yer alan tapınağın sırrı çözüldü

🏛️ Isparta’nın Yalvaç ilçesindeki Men Kutsal Alanı’nda yer alan ve 113 yıl önce yapılan kazılarda ortaya çıkarılan tapınağın sırrı çözüldü. 🔍 Yıllarca Tanrıça Demeter’e ait olduğu düşünülen yapının, aslında Tanrıça Hekate’ye adanmış bir tapınak olduğu kesin olarak belgelendi. 📜 Kazı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Özhanlı, Anadolu’da bilinen başka bir Hekate Tapınağı bulunmadığını vurgulayarak, bu keşfin hem bilim dünyası hem de bölge turizmi açısından büyük önem taşıdığını ifade etti. 🌍 Uzmanlara göre bu bulgu, Yalvaç ve Antiocheia’nın arkeolojik değerini daha da artıracak ve bölgeye olan ilgiyi önemli ölçüde yükseltecek.


20260620

🎞️ 🇹🇷TÜRKİYE : Dünyanın En Eşsiz Ülkesi | 4K Seyahat Belgeseli

 


VİDEODA NELER VAR?

''Türkiye...

Tek bir günde dört mevsim yaşayabileceğiniz bir ülke. Donmuş göllerden ve karla kaplı platolardan Akdeniz’in turkuaz sularına ve yemyeşil Karadeniz yağmur ormanlarına kadar.

Bu 4K seyahat belgeselinde, Sümela Manastırı'ndan Kackar Dağları'nın zirvelerine yolculuk yapıyoruz,

Göbekli Tepe'nin 12.000 yıllık gizemlerinden İstanbul'un zamansız silüetine kadar,

Pamukkale'nin beyaz teraslarından Kapadokya'nın gerçeküstü manzaralarına kadar.

Eski uygarlıklar, dramatik manzaralar, UNESCO Dünya Mirası alanları ve aşırı zıtlıklar - hepsi tek bir sınır içinde.

Türkiye sadece kıtalar arasında bir köprü değil.

Bu kendi başına bir dünya.''

20260605

📰 Side Antik Kenti’nde yapılan kazılarda, “Sidece” olarak bilinen kayıp dile ait 31 harf tespit edildi 🏺🔤.


Side Antik Kenti’nde yapılan kazılarda, “Sidece” olarak bilinen kayıp dile ait 31 harf tespit edildi 🏺🔤.

Uzmanlar, çift dilli yazıtlar üzerinden çözülen dilin Anadolu’nun kadim kültürlerine ışık tutabileceğini ve kentin Helenlerden önce de güçlü bir yerleşim olduğunu belirtiyor 📜🌿.


Side’nin dili çözülüyor
Haziran 05, 2026 


AA
Oluşturulma Tarihi: Haziran 05, 2026 07:002dk okuma
Side Antik Kenti’nde bir dönem konuşulduğu belirlenen ‘Sidece’ dili üzerinde yapılan çalışmalarda 31 harf tespit edildi.

ANTALYA’da Pamfilya’nın en önemli liman kenti Side, yalnızca tarihi yapılarıyla değil, binlerce yıl önce konuşulan gizemli diliyle de bilim dünyasının ilgisini çekiyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ‘Geleceğe Miras Projesi’ kapsamında kentte bir yandan geçmişin izleri ortaya çıkarılırken bir yandan da Anadolu'nun kayıp dillerinden ‘Sidece’ de aydınlığa kavuşturulmaya çalışılıyor. Bölgede 2 bin yılı aşkın bir süre önce konuşulan ‘Sidece’ dili, kazılarla ortaya çıkarılan iki dilli yazıtlarla çözülüyor. Antik kentin kazı başkanı Prof. Dr. Feriştah Alanyalı ile yabancı dilbilimciler Michaela Zinko ve Alfredo Rizza tarafından yapılan çalışmalarda Sidece diline ait 31 harf tespit edildi. Uzmanlar, Side alfabesinin yapısını, kelime çözümlemeleri ve Anadolu'nun diğer dilleriyle bağlantıları üzerine çalışıyor.


ÇOK SATIRLI YAZITLAR UMUT OLDU

Side Antik Kenti Kazı Başkanı ve Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Feriştah Alanyalı, dilin hâlâ tam olarak okunamadığını ve anlaşılamadığını ifade etti. Bunun da yazıtların az olması ve mevcut yazıtların genellikle 1-2 satırdan ibaret olmasından kaynaklandığını ifade eden Alanyalı, şöyle devam etti:
“Bu durum araştırmacıları yazının çözümü konusunda zorluyor. Son yıllarda hem çift dilli hem de 30 ile 40 satır arasında değişen çok satırlı yazıtların bulunması yeniden bir umut oldu. Araştırmacılar Sidece olarak tanımlanan yazıtlarda görülen 'Siruawn' ve 'Siruawan' kelime biçimlerinin Side kentini ifade ettiği görünüşünde birleşiyor. Bu değerlendirme Side'nin erken tarihi ve kentin adının kökenine ilişkin tartışmalara yeni bir boyut kazandırıyor. Çalışma devam ediyor ama muhtemelen kentin ismi yine 'nar' anlamına geliyor. Bu çok büyük bir tespit.”
‘HELENLERDEN ÖNCE DE BURADAYDILAR’

Side dilinin Anadolu'nun en eski halklarından Luvi kökenli bir dil olduğuna işaret eden Alanyalı, 
“Anadolu'daki Likçe, Karca gibi. Biz de onun bir koluyuz. Antik kentin ismi üzerinde yapılan araştırmalar kentin kimliği için çok önemli. Bu kent Helen'ler gelmeden önce de vardı. Kaynaklar, 'Kyme'den gelenler Side'ye ayak bastıkları anda kendi dillerini unuttular ve barbarların konuştuğu dili konuşmaya başladılar' diyor. Barbar, kendi dilinden başka dil konuşan anlamı taşıyor. Hatta Helenceyi unutturabilecek kadar dominant bir kültür olduğunu görüyoruz burada. Helenler gelmeden önce de Side, Anadolu'nun kadim kentlerindendi”
diye konuştu.

Anadolu'da kentlerin İskender tarafından ele geçirilmesinin ardından kentlerde yaşayanların Yunancaya mecbur edildiğini anlatan Alanyalı, 
“İskender'den sonra 200 yıl bile Sideliler kendi dillerini korumuşlar. Side'deki bu dil üzerine yapılan araştırmalar bu kentlerin kültürel kimliği üzerinde bence çok önemli ipuçları veriyor. Bu kentler, büyük ve parlak uygarlıklar düşünüldüğü gibi batıdan gelen göçmenlerin kurduğu ve parlattığı kentler değil. Bunlar zaten çok eskiden beri burada olan, kendilerine özgü yazıları, kimlikleri olan, kültürel anlamda çok gelişmiş kentler” 
dedi.

20260428

🎞️🏛️ Laodikeia’da Athena Gün Yüzüne Çıktı!

🏛️ Laodikeia’da Athena Gün Yüzüne Çıktı! Denizli’deki Laodikeia Antik Kenti’nde, Batı Tiyatrosu sahne binasında yürütülen kazılarda yaklaşık 2 metre boyunda beyaz mermer Athena heykeli keşfedildi. 🎭 Augustus Dönemi’nin klasik üslubunu yansıtan bu eser, tiyatronun sadece bir sahne değil, aynı zamanda kültürel ve mitolojik anlatımın merkezi olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. ⛏️ Anadolu’nun derinliklerinden gelen bu yeni keşif, Laodikeia’nın sanatsal zenginliğine ışık tutmaya devam ediyor. #arkeoloji #archaeology #kültür #deni̇zli̇ #sanat



Alıntı:  Bilim ve Ütopya @bilimveutopya


20260105

📖 Bintepelerin zengin kralları LYDİALILAR

 "Bintepelerin zengin kralları LYDİALILAR - 5 : 

M.Ö. 5. yüzyılın ünlü oyun yazarı Aiskhylos’un deyimiyle Lidya kralı Kroisos zamanında başkentleri “Altın Sardes” ya da “Altın yatağı Sardes” denecek ölçüde zenginliğinin ve kültürel gelişiminin doruğuna ulaştı.

Başkent Sardes (Sart / Salihli - Manisa) göz kamaştıran bu görkemli zenginliğiyle döneminin yaşam kültürü içinde büyük bir merak konusu ve yaygın bir Lydia hayranlığının oluşmasına neden olmuştur. Gerçekten de klasik çağda Lidya ve Sardes denince dönemin şairi Anakreon’un dizelerinde anlatıldığı gibi, lüks bir yaşam akla gelmekteydi. Aşağı şehri 20 metre kalınlığında güçlü bir tahkimat tarafından korunmakta olan Sardes, kalesiyle de döneminde “antik dünyanın en güçlü yeri” olarak nam salmıştı. NB

"Bintepelerin zengin kralları LYDİALILAR-4:

Kroisos, Kimmerlerce yakılıp yıkılmış Efes’teki Artemis Tapınağı’nın yeniden yapımına yardımda bulunmuştur. Tapınağa armağan ettiği, gövdelerinin alt kısmı kabartmalarla süslü sütunlara ait parçalar XIX. yüzyıldaki Artemision kazılarında ele geçmiştir. Bu parçalar üzerinde “Kral Kroisos vakfetti”şeklinde yazıtlar saptanmıştır.(Halen British Museum'da) Herodot’a göre, Kroisos“Batı Anadolu’daki tüm kentlere egemen oldu ve bunları kendine vergi ödemeye zorunlu kıldı...”Kroisos’un dillere destan servetinin kaynağını bağlı bölgelerden haraç olarak alınan vergiler, ticari gelirler ve ülkenin doğal zenginlikleri oluşturmaktaydı. Hatip ve filozof Dion Khrystostomos ile ünlü coğrafyacı Amasyalı Strabon'un bildirdiği gibi, bu gelir kaynaklarından en önemlisi altın madenleriydi. Antik kaynaklara göre Paktolos'un dışında Lydialılar, Magnesia-ad Sipylum’da (Manisa), Bergama ile Dikili arasında ve Çanakkale Boğazında, Abydos’un (Nara Burnu) yakınında Astyra’daki maden ocaklarından da altın çıkarmaktaydılar. NB

"Bintepelerin zengin kralları LYDİALILAR - 3 :Tarihte zenginliğin bir tanımı olarak “Karun kadar zengin” deyimiyle anılan Kroisos, M.Ö. 561 yılında 35 yaşında tahta çıkan, Mermnad sülalesinin beşinci ve sonuncu kralıdır. Babası Alyattes’ten devraldığı güç ve zengin devlet yapısı sayesinde M.Ö. VI. yüzyılın ikinci yarısında Eskiçağ dünyasının en ünlü tarihi şahsiyetlerinden biri olmuştur. Kroisos’un Grek’lerin gözünde büyük ün kazanmasında akıl almaz zenginliği ve onlara yönelik cömertliğinin büyük payı vardır. Örneğin M.Ö. 5. yüzyılın lirik ozanı Pindaros,Kroisos için“...iyiliklerinin ve yardımseverliğinin anısı unutulmaz”sözleriyle bu gerçeği vurgulamaktadır.Ünlü Grek aristokratları da oğullarına ‘Kroisos’adını koyarak bir yandan ona duydukları hayranlığı gösterirken öte yandan onun ilgisini de çekmeyi amaçlamışlardır. NB

"Bintepelerin zengin kralları LYDİALILAR - 2 : Mermnad hanedanının ilk kralı Gyges (M.Ö. 687-645) ile başlatılan Lydia krallığı, onun Kimmerlere karşı savaşırken ölmesi üzerine yerine geçen oğlu Ardys (M.Ö. 644-625) ile Sadyattes (M.Ö. 625-612) zamanında Batı Anadolu’nun önemli bir gücü olmuş,Alyattes (M.Ö. 612-561) zamanında ise egemenlikleri Ege kıyılarından Kızılırmak’a kadar geniş bir alana yayılmıştır.Onun döneminde doğudan gelen Med’lerle yapılan 5 yıllık savaş Thales’in önceden hesapladığı öne sürülen 28 Mayıs 585'teki güneş tutulması nedeniyle son bulmuş ve Kızılırmak (Halys) iki güç arasında sınır olmuştur. Bu andlaşma Lydia Kralı Alyattes’in kızı ile Med Kralı Kyaksares’in oğlu Astyages’in evliliği ile pekiştirilmiştir. NB

"Bintepelerin zengin kralları LYDİALILAR - 1 : Anadolu’nun tarihi coğrafyasında Batı Anadolu’da, kuzeyde Bakırçay (Kaikos) ve Demirci dağı (Temnos) ortada Gediz (Hermos) nehri vadisi ile güneyde Küçük Menderes (Kaystros) nehri ve Aydın dağlarının (Messogis) belirlediği bölge ilkçağda Lydia adıyla tanımlanmıştır. Bu bölge Frig kralı Midas’ın trajik ölümünden sonra M.Ö. VII yüzyılın ilk yarısından M.Ö. 546’daki Pers istilasına kadar yaklaşık 140 yıl zenginlikleriyle tarihte dillere destan olmuş Mermnad hanedanınca yönetilmiştir." NB

1856'daki İngiliz kazıları sırasında Bodrum'da bulunarak British Museum'a götürülen M.S. 4. yy.'a ait bu mozaik pano üzerinde sırasıyla :

  • “sağlık”(ΥΓΙΑ), 
  • “yaşam”(ΖΩΗ),
  • “neşe”(ΧΑΡΑ), 
  • “barış”(ΕΙΡΗΝΗ), 
  • “iyilik”(ΕΥΘΥΜΙΑ) 
  • ve“umut”(ΕΛΠΙΣ)

gibi evrensel değerler yazılmış. 

 #arkeoloji

Alıntı: Arkeoloji ve Sanat @arkeoloji_sanat

20250705

Aşıklı Höyük yerleşiklik MÖ 9. bin yılda başlar ve MÖ 8. bin yıl sonuna dek sürer

 

Aşıklı Höyük

Aşıklı Höyük, Aksaray'a bağlı Kızılkaya Köyü'nün yakınlarında yer alan arkeolojik bir alandır. Radyokarbon örneklerinin sonuçlarına göre, Aşıklı Höyük'te yerleşiklik MÖ 9. bin yılda başlar ve MÖ 8. bin yıl sonuna dek sürer. Yerleşme yaklaşık olarak MÖ 8200-7500 arasına tarihlenmektedir.[1] Aşıklı topluluğu, bu bin yıla yakın süreç boyunca yerleşimi hiç terk etmez. Bu kesintisiz iskan süreci, yerleşim düzeni ve mimaride radikal değişim ve dönüşümler ile ve aynı zamanda ekonomide ve teknolojide oldukça yavaş ve kademeli bir değişim ile birlikte takip edilebilmektedir. Bu bağlamda Aşıklılılar, bölgede yerleşikliğe geçen ilk avcı-toplayıcılardandır ve gerek ilk yerleşiklik süreçleri gerekse de bin yıllık iskan süreci içerisinde yerleşikliğe adaptasyon ile birlikte yaşam biçimleri teknik, sosyal, kültürel, bilişsel boyutlarda tümüyle okunabilmektedir. Kısaca diyebiliriz ki, insanlık tarihinin en önemli değişim ve dönüşüm süreçlerinden biri olarak avcı-toplayıcı ve göçer yaşamdan yerleşik yaşama geçiş süreci Orta Anadolu'nun Volkanik Kapadokya Bölgesi'nde Aşıklı Höyük özelinde izlenebilmektedir.[2][3][4]

Mimarlık tarihinin önemli gelişim ve dönüşüm süreçleri Aşıklı Höyük'te adım adım izlenebilmektedir. Mimaride saz ve ağaç gibi doğadan doğrudan temin edilebilen organik malzemelerin kullanımı, kerpiç üretimi ve kerpicin çeşitli şekillerde inşa malzemesi olarak tercih edilmesi, oval planlı kulübelerden dörtgen planlı konutlara geçiş ve yerleşme düzeninde dönüşüm gibi Yakın Doğu Neolitik Çağ mimarisini karakterize eden önemli dönüm noktaları ve değişim süreçleri Orta Anadolu Neolitiği bağlamında Aşıklı Höyük'te bin yıllık kesintisiz bir iskan sürecine paralel olarak takip edilebilmektedir.

Konum ve Çevre

Aşıklı Höyük panoraması. Sağ üstte Kızılkaya köyü görülmektedir.

Aşıklı Höyük, Orta Anadolu'nun Volkanik Kapadokya bölgesinde bulunan bir höyük yerleşmesidir. Aksaray il merkezinin 25 km doğusunda Kızılkaya Köyü'nde, Melendiz Çayı'nın kenarında yer almaktadır.

Yaklaşık 4 hektar büyüklüğünde bir alanı kaplayan Aşıklı Höyük deniz seviyesinden 1119.45 metre yüksekliktedir. Höyüğün özellikle batısı Melendiz Çayı'nın sık sık yatak değiştirmesi nedeniyle aşınmıştır.

Yerleşmenin yer aldığı Volkanik Kapadokya Bölgesi ve Melendiz Vadisi, içerdiği farklı ekolojik nişler, su kaynakları, fauna ve florada çeşitlilik ve hammadde kaynakları açısından oldukça verimli bir bölgedir. Aşıklı Höyük, güneyinde Hasandağ ve Melendiz Dağ silsilesinin çevrelediği bir çanak içinde volkanik kayaçlar, tüflü araziler ile tanımlı bir bölgede yer alır. Bugün Karasal iklimin hakim olduğu bölgede ekonomi bağcılık, şarapçılık, buğday tarımı ve hayvan besiciliğine dayanır.

Kazı Tarihçesi

İlk kez 1963 yılında Hititolog Edmund Gordon tarafından saptanan Aşıklı Höyük'te ilk kapsamlı çalışma 1964-65'te Ian Todd[5] tarafından gerçekleştirilen yüzey toplaması, kesit çalışması ve tarihlendirme çalışmalarıdır. Höyüğün yamaçlarından topladığı karbon örnekleri ile Ian Todd Aşıklı Höyük'teki yerleşimi günümüzden 9 veya 10 bin yıl öncesine tarihlemiştir.[3]

Aşıklı Höyük'teki ilk arkeolojik kazı çalışmaları, 1989 yılında, Mamasun Barajı'nın su düzeyinin yükseltilmesine karar verilmesi dolayısıyla höyüğün olasılıkla su altında kalacağının anlaşılması üzerine İstanbul Üniversitesi Prehistorya Anabilim Dalı tarafından başlatılmıştır. Söz konusu kurtarma kazıları Ufuk Esin başkanlığında gerçekleştirilmiş, ikinci başkanlığı ise Dr. Savaş Harmankaya yapmıştır.[3][6][7]

2000-2003 yılları arasında çalışmalar Nur Balkan Atlı[8] başkanlığında devam etmiş; 3 yıllık bir aradan sonra ise 2006 yılında Mihriban Özbaşaran[9] ve Güneş Duru tarafından yeni amaçlar ve yöntemler ile farklı ülkelerden uzmanların da katılımıyla disiplinlerarası araştırmaları kapsayan ikinci dönem kazı ve araştırma çalışmaları başlatılmıştır.

MÖ 9. Bin Yıl: İlk Aşıklılılar

Aşıklı Höyük'te ilk yerleşiklik, MÖ 9. bin yılda toprağa yarı-gömük, oval biçimli, kerpiç duvarlı kulübeye benzeri binalarda barınan ve aynı zamanda saz örgü kulübeler de kullanan, besin ekonomisi koyun, keçi, sığır, kızıl geyik, tavşan, balık ağırlıklı olmak üzere yabani hayvan avı, hem yabani hem de kültüre alınmış tahıl ve baklagillerin hasadı ve ot, yemiş ve meyve toplayıcılığı ile karakterize olan, ölülerini hocker pozisyonunda (cenin pozisyonu, ana karnındaki pozisyon) binaların tabanlarına açılan çukurlara gömen ilk Aşıklılılar ile temsil edilmektedir.[2][3][4]

Oval biçimli kerpiç binalarda yapı içi öğeler ateş yerleri, direk yerleri, kimileri çatıyı taşıyan direklere ait irili ufaklı çukurlar ve sekilerden oluşur. Öğütme taşları da yapı içi buluntulardandır. Tabanları sıvalı söz konusu yapılarda taban sıvasının kesilerek açıldığı mezar çukurları da mevcuttur. Ölüler yukarıda belirtildiği gibi hocker pozisyonunda gömülmektedir ve kimi çukurlarda iskeletler ile birlikte buluntular da mevcuttur.

MÖ 9. bin yıl yerleşmesinde toprağa yarı-gömük, oval biçimli kerpiç kulübeler, kullanımları bittikten sonra çöplük olarak kullanılmışlardır.

Aşıklılılar'ın ilk yerleşiklik süreçlerinden itibaren yerleşmenin sonuna dek öne çıkan en önemli unsurlardan biri, “süreklilik” olgusudur.[2] MÖ 9. bin yılda bu durumu, yapı için açılan çukurun kullanımı devam ederken gerçekleştirilen duvar ve taban yenilemelerinden yani aynı alanda bina yapım ve kullanımının süreklilik içererek devam etmesinden ve de benzer şekilde ateş yerlerinin de süreklilik içerir şekilde aynı noktada konumlandırılmasından izleyebilmekteyiz.

MÖ 9. bin yılda günlük yaşam binaların arasında yer alan açık alanlarda geçmekte; pişirme, deri ve post işleme, obsidyen yongalama, kemik ve boynuz işçiliği, sepet ve boncuk yapımı gibi günlük faaliyetler birkaç direk yardımı ile üstü örtülen veya tamamen açık aktivite alanlarında gerçekleştirilmektedir. Açık alanlarda yer alan büyük pişirme çukurları, yine bu alanlarda bulunan hayvan kemikleri, bitki kalıntıları, bızlar çoğunlukta olmak üzere kemik aletler, obsidyen aletler ve yongalama artıkları günlük faaliyetlere dair bulgulardandır.[2][3][4]

Yukarıda belirtildiği üzere avcılık ve toplayıcılık temelli besin ekonomisinin yanı sıra, yerleşiklik süreci içerisinde buğday ve arpa tarımı başlar ancak yabani türlerin tüketimi sürmektedir; çok çeşitli türleri içeren yabani hayvan avının yanında ise özellikle dişi koyun ve keçilerin yerleşmede veya yerleşme yakınında tutulmaya başlamasıyla ilk hayvan evcilleştirme uygulamalarından söz edilebilmektedir.[10]

MÖ 8. Bin Yıl

MÖ 8. bin yılda Aşıklı sakinleri bitişik planlı, adeta birbirine eklemlenerek çoğalan, çoğunlukla tek veya iki, nadiren ise üç odalı ve girişlerin damdan gerçekleştirildiği dörtgen planlı kerpiç konutlarda yaşamışlardır. Bu konutların oluşturduğu yapı grupları, genellikle dar aralıklarla birbirinden ayrılır. Bu dar aralıkların haricinde ise kimi yapı grupları arasında çöplük ve işlik olarak kullanılmış olan açık alanlar mevcuttur. Sokak veya geçit olarak adlandırılabilecek olan aralıklar, bu çöplüklere açılır. Konutlar, yerleşmenin kuzeyinde yer alır ve yerleşmenin güneyinden çakıllı bir yol ile ayrılır. Yerleşme söz konusu çakıllı yol ile iki ana işlevsel alana bölünmüştür. Çakıllı yolun güneyi “Özel Amaçlı Yapılar Alanı” olarak tanımlanan ve konum, boyut ve plan açısından konutlardan farklılık gösteren iki özel binanın yer aldığı alandır.[2][11]

Konutlar, plan, boyut ve yapı içi öğeler bağlamında neredeyse standarttır ve bu standart Aşıklılılar tarafından neredeyse yüzyıllarca korunmuştur. Yapı içi öğeler ocaklar, sekiler, çukurlar ve direk yerlerinden oluşur. Ocaklar genellikle mekanların güneyinde yer almaktadır. Çukurlardan kimileri yine mezar çukurlarıdır ve ölü gömme geleneği mekan içi taban altı hocker pozisyonunda gömütler ile MÖ 9. bin yıldan 8. bin yıla, aynı şekilde devam eder. Taban yenilemeleri ve ocak vb. yapı içi öğelerin konumlandırılması bağlamında süreklilik olgusu MÖ 8. bin yılda da baskındır.

MÖ 8. bin yılda günlük faaliyetlerin örüldüğü yaşam alanı, ortak açık alanlardan dam seviyesine taşınır. Girişlerin de aynı zamanda olasılıkla ahşap merdivenler ile damdan gerçekleştirildiği kerpiç konutlarda dam seviyesinde gerçekleştirilen günlük faaliyetlerin artıkları, faaliyet sonrasında yapı aralarındaki dar aralıklara atılmıştır ve bu sayede Aşıklılıların 8. bin yıl günlük faaliyetlerine dair bulgulara ulaşılabilmektedir.[11]

Özel Amaçlı Yapılar

MÖ 8. bin yıl yerleşmesinde Aşıklılılar iki özel işlevli yapı inşa etmişlerdir. Bugün söz konusu yapıların yer aldığı alan, bir korugan altında sergilenmektedir. Konutların olduğu alandan bir çakıllı yol ile ayrılmakta olan “Özel Amaçlı Yapılar Alanı” yerleşmenin güneyinde yer alır. Konut alanındaki yapılardan boyut, plan, malzeme ve iç öğeler açısından oldukça farklı olan iki yapı ile söz konusu alanın, Aşıklı topluluğunun sosyal yaşamları ve inançlarıyla ilintili pratikleri bağlamında ortak kullanım gören bir “komünal alan” olduğu düşünülmektedir.[2]

Yapılardan biri kuzey duvarı taşla örülü, iç avlulu ve tabanın bir kısmının iri kerpiç bloklarla döşendiği duvarları sıvalı ve kırmızı boyalı bir yapıdır. Alanın daha güneyinde yer alan bir başka özel amaçlı yapının ise planı kareye yakındır. Kerpiç duvarlı, tabanı defalarca yenilenmiş ve her yenilemede kırmızı, sarı gibi renklere boyanmış olan bu yapı kanal, seki vb. iç öğelere sahiptir.[11]

Aşıklı'da İlkler

Aşıklı topluluğu, tahıl tarımının başlangıcı ve hayvanların yerleşmede tutulmaya başlaması gibi insanlık tarihinde önemli dönüşümlerin yanı sıra Anadolu özelinde birçok gelişmenin de ilklerine imza atmıştır diyebiliriz.

Taban ve duvarları kireç sıvalı özel amaçlı bir yapıda görülebileceği üzere, Aşıklılılar kirecin yakılması ve söndürülmesi işlemi olan ilk piroteknoloji uygulamasını gerçekleştirmişlerdir.

Bir diğer ilk, iki farklı mezarda ölülerin boyun ve kollarında bulunan bakır boncuklardır. Bakırı hem sıcakken hem de soğukken işleyerek söz konusu boncukları üreten Aşıklılılar, ilk madencilik faaliyetini de gerçekleştirmişlerdir denilebilir.[12][13][14]

Aşıklılılar, ilk cerrahi müdahale ile birlikte de anılırlar. Yaklaşık 20-25 yaşlarında ölmüş olduğu saptanan bir Aşıklı kadınının kafatasında saptanan delik, bilinen ilk trepanasyon uygulamasıdır. Söz konusu müdahale esnasında kadının yaşamakta olduğu, operasyon sonrasında açılan deliğin çevresindeki hücrelerin kendini yenilemeye başladığı tespit edilmiş ve bu tespit kadının ameliyattan sonra bir hafta kadar daha yaşamış olabileceği şeklinde yorumlanmıştır.

Koruma ve Sergileme Çalışmaları

Aşıklı Höyük'te 1989 yılında Prof. Dr. Ufuk Esin başkanlığında başlayan ve 2000-2003 yılları arasında Prof. Dr. Nur Balkan Atlı tarafından sürdürülen arkeolojik kazıların ardından 2006 yılına dek ara verilen çalışmalara 2006 yılında Prof. Dr. Mihriban Özbaşaran ve Dr. Güneş Duru tarafından yeniden başlanmasıyla devreye giren yeni yaklaşımlar ve yeni araştırma soruları, hem koruma ve sergilemeye yönelik hem de bölge halkıyla etkileşimi öngören uygulamaya dayalı birtakım toplumsal projeleri de içermektedir.[15]

Deneysel Tarihöncesi Aşıklı Köyü

Aşıklı Höyük'te yeniden inşa edilmiş kerpiç evler

Koruma ve sergileme çalışmaları dahilinde, höyüğün girişine yapılan deneysel kerpiç evler, Aşıklı topluluğunun yaşamış olduğu ve arkeolojik kazı çalışmaları ile ortaya çıkarılan MÖ 9. bin yıl ve MÖ 8. bin yıl yapılarının birebir kopyası olarak, tamamen deneysel yöntemler ile inşa edilmişlerdir.

Deneysel Aşıklı Köyü'nde MÖ 9. bin yıl yerleşmesinden bilinen toprağa yarı gömük, oval planlı, kerpiç evler ve MÖ 8. bin yıl yerleşmesinden bilinen dörtgen planlı kerpiç yapılar tüm yapı içi öğeleri ile birlikte görülebilmekte ve gezilebilmektedir. Aynı zamanda MÖ 9. bin yıl yerleşmesinden bilinen saz örgü bir yapı da yine deneysel yöntemlerle inşa edilmiş ve ziyarete açılmıştır.

Deneysel Tarihöncesi Aşıklı Köyü, höyüğün girişinde ziyaretçileri karşılayarak günümüzden 11 bin yıl önce Aşıklı'daki yaşamı somut bir şekilde tanıtır ve ziyaretçileri höyüğe davet eder.

Koruyucu Çatı Yapısı

Koruma ve sergileme amacıyla inşa edilen koruyucu çatı yapısı altında, özel amaçlı yapılar alanı ziyaret edilebilmektedir. Gerek kerpiç mimarinin korunması gerekse de en uygun çalışma koşullarının oluşturulması amacıyla inşa edilen koruyucu çatı yapısı[15] içerisinde yer alan yürüme yolları ile ziyaretçiler, Aşıklı Höyük'ün özel amaçlı yapılar alanını yaz-kış ziyaret edebilmektedirler.

El Sanatları Atölyesi ve Çocuklar için Arkeoloji Eğitim Atölyesi

Proje kapsamında gerçekleştirilen bir başka toplumsal çalışma, Aşıklı Höyük'ün yer aldığı Kızılkaya Köyü'nden kadınlar ve çocuklar ile gerçekleştirilen el sanatları atölyesi ve arkeoloji eğitim atölyesidir.

Yerel halkla birlikte gerçekleştirilen atölye projeleriyle, üretilen bilginin paylaşımı, yerel halkın Aşıklı Höyük'te gerçekleştirilen çalışmalara aktif katılımının sağlanması ve Aşıklı Höyük vasıtasıyla kültürel miras ve kültürel bellek kavramlarının tanıtılarak farklı kültürlerin ve geçmişin sahiplenmesinin sağlanması hedeflenmektedir.

Kızılkaya Etnografya Merkezi

Aşıklı Höyük Kazı ve Araştırma Projesi ekibi tarafından oluşturulan Kızılkaya Etnografya Merkezi, Kızılkaya Köyü sakinleri ile Aşıklı Höyük ve kazı ekibi arasında karşılıklı bir ilişki ve iletişim ağı kurmak, Kızılkaya Köyü ve bölgedeki geleneksel köy yaşamına dair belleği sergileme yoluyla canlı tutmak amacı ile Gülağaç Kaymakamlığı tarafından hazırlanıp Ahiler Kalkınma Ajansı tarafından finanse edilen “Medeniyet Beşiği Aşıklı Höyük” projesi kapsamında ziyarete açılmıştır. Merkez Kızılkaya Köyü'nde yer almakta olup, yıl boyunca ziyarete açıktır.

Alıntı: https://tr.wikipedia.org/wiki/Aşıklı_Höyük

🎞️ 🇹🇷Aşıklı Höyük ve Erken Neolitik Teknoloji

🎞️ Aşıklı Höyük "İlklerin İnsanları" Belgeseli

 

🎞️ Aşıklı Höyük'ün terk edilme nedeni araştırılıyor 

 

🎞️ Aşıklı Höyük | Early Neolithic Technology in Ancient Anatolia (Turkey) 8200 BC | 

20241117

💐Son Sümer Kraliçesi Muazzez İlmiye Çığ hayatını kaybetti 💐

 


 

20200301

✍️“Uygarlık Anadolu’da Doğdu”- Mehmet Karasu

“Uygarlık Anadolu’da Doğdu”
Mehmet Karasu

2 Aralık 2006 Cumartesi günü, Çukurova Üniversitesi, Türkiye Felsefe Kurumu ve Türkiye Yazarlar Sendikası Hatay il Temsilciliği tarafından, Ahmet İnam, Adnan Gümüş, Betül Çotuksoken, Enver Ercan, Mustafa Günay, Salih Bolat, Uluğ Nutku ve Çetin Yiğenoğlu’nun konuşmacı olarak katıldığı “Felsefe- Edebiyat İlişkileri” adlı bir etkinlik organize edilmiştir. Böyle bir etkinlik sanırım Antakya’da bir ilkti.

İlk olmasına rağmen etkinliğe ilgi olağanüstüydü. Salonda izdiham yaşandı. Yüzlerce felsefe dostu da salonda yer bulamadığı için söylene söylene binadan ayrıldı.

Bir felsefe toplantısına gösterilen ilgi bizi cesaretlendirdi ve toplantıları en az ayda bir düzenli olarak tekrarlama kararına götürdü. Ve 2006 yılından bugüne kadar onlarca felsefe toplantısı gerçekleştirdik.

Felsefe, insanların nedense küçümsedikleri ama bir türlü vaz geçmedikleri yaşamsal bir şey. Filozoflar antik çağdan itibaren dünyayı anlamaya, açıklamaya çalışmışlardır.

Uygarlıkların beşiği Antakya, aynı zamanda felsefenin de ortaya çıkıp geliştiği ve yayıldığı kadim bir kent.

Antik çağda felsefe bakımından en önemli kentlerden biri de hiç kuşkusuz Antakya’dır.

Antakya Akademisi, ülkemizdeki birkaç Felsefe okulundan biriydi ve en önemlilerindendi. Felsefe toplantılarımıza gösterilen büyük ilgi, Antakya Akademisi’ni günümüzde yaşatma düşüncesine götürdü ve 2009 yılından bu yana toplantılarımızı akademi bünyesinde gerçekleştiriyoruz.

Sezonun ilk toplantısını 26 Ekim 2019 Cumartesi günü, saat 16.00’da Hatay Tabip Odası’nda gerçekleştirdik.

İlk dersi Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. H. Haluk Erdem sundu.

İlk ders: “Felsefe’nin Doğduğu Topraklar: Anadolu”

Sayın Haluk Erdem Hocam, yalın, akıcı ve herkesin anlayabileceği bir anlatımla sunumunu yaptı. Sunumdan sonra kafalardaki soru işaretleri giderilmiş oldu.

“Güneşin doğduğu yer” anlamındaki “anatol”, J. Latacz’a göre, “Avrupa kültürünün en güçlü köklerinin sürdüğü yerdir”; “Batı Uygarlığının doğduğu yeri” çağrıştırır.

Kısaca felsefenin de mitolojinin de çıkış noktası Anadolu’dur.

Geçtiğimiz günlerde Fahri Işık’ın, “Uygarlık Anadolu’dan Doğdu” yapıtı çıktı. Sayın Haluk Erdem hocam da yapıta göndermede bulundu.

Bence her aydının başvuru kitabı olmalı.

Toplantıdan sonra Urfa, Göbeklitepe’ye gitme olanağı bulduk.

“İnsanlık tarihinin sıfır noktası” ve “medeniyetin doğduğu yer” olarak adlandırılan bu tarihi alanı daha yakından tanımaya ve tarihin gizemli kapılarını aralamaya çalışalım lütfen.

Soteria Mozaiğini de kendimize logo yaptık.

Antakya tarihine ilişkin pek çok şey söylenebilir ancak burada Antakya Felsefe Akademisi’ne bir kez daha dikkat çekmek istiyorum.

Antakya Akademisi’nin en önemli üç filozofu, 4. yüzyılda yaşamış ve bir piskopos olan John Chrysostom (soyadı “altın-ağızlı” anlamına gelen) ile Libaniyos ve Apollinarius’tur.

“Kilikya bölgesinin felsefe okullarıyla anılan önemli kentlerinin başında Tarsus ve Antakya gelmektedir. Tarsus’un felsefe okullarına ve yetiştirdiği filozofların varlığı M.Ö. 3 yüzyıla kadar uzandığı bilinmektedir. Bu anlamda Antik çağda Antakya gibi tarihi önemli bir kentte Roma döneminde eğitim veren okullar ve felsefe okulları vardı. Bunlara dair somut bilgilere sahip değiliz. Antakya’da felsefe okullarının varlığına ise, somut olarak daha çok M.S.’ki yüzyıllarda rastlanmaktadır. Daha doğuda ise Eddesa (Urfa) Okulu vardı.” (Uğur Pişmanlık)

Antik Çağ’da Antakya en önemli filozoflardan biri Libanius’tur. İlk eğitimini Antakya’da almış olan “Libanius’un hitap ettiği kentler, Atina, İstanbul, Antakya idi. Libanius, M.S. 314 yılında senatör ailesinin çocuğu olarak Antakya’da doğdu. Daha sonra öğrenimini devam ettirmek için M.S. 336 yılında Atina’ya gitti. Burada öğrenimini tamamladıktan sonra İstanbul’da öğretmenlik mesleğine başladı ve bir süre burda öğretmenlik yaptıktan sonra doğduğu şehir olan Antakya’ya M.S. 354 yılında yerleşti. Libanius, aileisinin seçkin sınıftan olmasının etkisiyle Antakya’da pagan düşüncesine sahip en önemli kişiydi. Libanius, Antakya’da Grek-Roma eğitim sistemine dayalı bir okul kurdu.

Toplumsal yaşamın ileriye doğru değişip dönüşmesinde ve daha güzel bir dünya yaratılmasında felsefenin ve felsefe adına çabaların yol göstericiliği önem kazanmaktadır. (Uğur Pişmanlık’ın yazısından yararlanılmıştır)

Alıntı/ Kaynak: https://www.antakyagazetesi.com/uygarlik-anadoluda-dogdu/

'Uygarlıklar Beşiği Anadolu'

 


En Çok Okunanlardan...