Atatürk:''Ne Mutlu Türküm diyene'' - Biz Türkler Asyai bir milletiz - Anadolu İrfanı'yla aydınlanır yolumuz... arşivi derleyen: Alp İçöz, gönül dostu bir şair
Blog Listem
20260310
20260127
20230202
‘Subay’ SU-BAY kelimesinin tarihi kökleri
SU-BAY
Birinci derecede Alpagutlara Sübaşı denir. Oğuzlar bu rütbeye Sü-Begi adını verir. Günümüzde kullanılan Su-Bay tanımı, Sü-Baş kelimesi ile bağlantılıdır. Sü asker Sü-Başı askeri amirdir. Türkçede Bay kelimesi, zengin üst sınıf beyler için kullanılan bir sosyal sınıf ve rütbedir.
Askerlerin amiri anlamında kullanılan Sübaş, Subay olarak kullanılmaya devam etmiştir. Osmanlı döneminde asayişi sağlayan Subaylara, Subaşı adı verilmiştir. Runik yazılı metinler, Kutađgu Bilig de Sü kelimesinin sefer, savaş, cephe, birlik, kıta anlamında da kullanıldığı görülür.
Sü-Su kökünden türediği düşünülürse, Süer yani Sü-Er ve Süalp yani Sü-Alp ve Bey-Su tabirleri çok daha anlam kazanır.
20230117
🕯🇹🇷Kahraman, gözü kara bir Türk Subayı Korg. Hasan Kumdakçı’yı kaybettik
KRİZE ÇÖZÜM EMRİ
Korg. Hasan Kumdakçı, Türk askerine gereken emri veriyor ve gerekçesini şöyle açıklıyor:
“Eğer sınırımızı bir kişi geçer, Bayrağımızı indirirse ben Türkiye’ye dönmem, dönemem. Alnıma tabancayı dayar, dokunurum tetiği”.
11 Ağustos 1996 günü, işin ciddiyetini anlayan motosikletlilerden yarısı işin ciddiyetini anlıyor ve vazgeçiyor, ortada sadece Rumlar ve Yunanlılar kalıyor.
14 Ağustos 1996 günü 35-40 bağnaz Rum ve Yunanlı, hududumuzu delip Bayrağımızı indirmeye kalkınca, bayrak direğine tırmanan bir Rum, Türk Bayrağına dokunamadan tek kurşunla yere indiriliyor. Bu Türk düşmanı bağnaza yardımcı olan iki İngiliz askeri de kalçalarından vuruluyor.
İNGİLİZLER NİÇİN KALÇADAN VURULDU
Korg. Hasan Kumdakçı, sonrasını şöyle anlatıyor:
“Olaydan on dakika sonra odamda oturuyordum, BM Barış Gücü Komutanı Tuğgeneral ve BM Kurmay Başkanı İngiliz Albay geldi:
- Sayın Generalim, çok kötü şeyler oldu. Bayrak direğine çıkan bir kişi öldü ve iki İngiliz askeri kalçasından yaralı.
“Onlara dedim ki; ‘Sizi kaç gündür uyarıyorum. Bu işe engel olabilirdiniz, olmadınız. Üstelik o vurulan İngiliz askerleri de motosikletli bağnazı direğe doğru yönelttiler. Engel olabilirlerdi, olmadılar. Merak etmeyin Albayım, biz iki İngiliz askerini sadece uyardık, öldürmedik. Onun için kalçalarından uyarıda bulunduk.
“BM Kurmay Başkanı Albay:
- Ölebilirlerdi Generalim, diye sesini yükseltiyor.”
İngiliz Albay küstahlaşınca, Kumdakçı Paşa odadaki havalı tabancayı alıyor. Albaya diyor ki; ‘Yan taraftaki hedefi yenile’. Albay şaşkındır ama hedefi yeniliyor. Paşa 25 metreden beş el ateş ediyor, Albaydan puanları okumasını istiyor. Puanlar okunuyor, 50 üzerinden 5 kurşun da 49’a isabet etmiş. Biraz önce küstahça konuşan İngiliz Albay şaşırıyor ve susuyor.
Korgeneral Kumdakçı, ‘Şimdi anladınız mı?.. Türk bayrağını indirmek isteyeni vurup etkisiz hale getirmek istedik ve istediğimizi yaptık. Sizin iki İngiliz’i öldürmek istemedik, sadece uyardık’...”
Derin krizler ancak beklenmeyen yöntemlerle çözülüyor.
20230111
🎞Mustafa Kemal 1920'de ne demişti? İşte Atatürk'ün subaylara yaptığı o konuşma!
Kemal Kılıçdaroğlu'nun Türk ordusunu hedef alan sözlerine, Vatan Partisi Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Adayı Doğu Perinçek, Atatürk'ün 1920'de Türk subaylarına yaptığı konuşmayı hatırlatarak cevap verdi. Atatürk'ün 1920'de Türk subaylarına ne dedi? İşte Atatürk'ün subaylara bilinmeyen hitabı...
Vatan Partisi Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Adayı Dr. Doğu Perinçek, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun partisinin grup toplantısında Türk ordusunu hedef alan açıklamalarına Ulusal Kanal ekranlarında yayınlanan Çıkış Yolu programında yanıt verdi.
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, t e r ö r le mücadelede destan yazan Türk ordusunun komuta kademesini hedef almış,
''Etrafınıza siyaset koridorlarında kariyer devşiren askerler koyarsınız elinizde bol yıldızlı, apoletli Orta Doğu üniformaları kalır. Unutmayın ki bol bol apoletli Orta Doğu askerleri savaşlardan, cephelerden kaçtılar. Kariyerist kafadan asla hayır gelmez. Onun için komuta kademesi haddini bilsin. Siyaset askerin işi değildir. Herkes haddini bilecek, Herkes bulunduğu makamın ne olduğunu bilecek. Siyaset mi yapmak istiyorlar? Çıkarsınlar o kutsal üniformaları, dizilsinler Erdoğan'ın yanına, Perinçek'e de takılsınlar, Erdoğan artık o dünyaların adamı beraber olsunlar.’'
ifadelerini kullanmıştı.
Çıkış Yolu'nda konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Doğu Perinçek, ''Kılıçdaroğlu bu konuşmasıyla Türk subayına düşman olduğunu göstermiştir" ifadelerini kullandı.
Perinçek,
“.... Kılıçdaroğlu, savaşan Türk ordusuna ve Türk komutanlarına, subaylarına karşı açıkça savaş ilanıdır. Kılıçdaroğlu bir oyuncak kuvvettir. Hangi güç adına Türk ordusuna, Türk komutanlarına karşı ‘haddinizi bilin’ diyor. Kimsin sen? Türk komutanlarına haddinizi bilin diyeceksin!”
dedi.
ATATÜRK'ÜN SUBAYLARA HİTABEN KONUŞMASINI HATIRLATTI
Doğu Perinçek, Mustafa Kemal Atatürk’ün 1920 yılında Afyon’da subaylara yaptığı konuşmayı hatırlatarak Kılıçdaroğlu’nun Türk subaylarını ve Türk komutanlarını düşman ilan ettiğini vurguladı.
Mustafa Kemal Atatürk, 1920'de Türk subaylarına ne dedi? Atatürk'ün subaylara bilinmeyen hitabı ne?
İşte Atatürk'ün o konuşması:
"Efendiler!
Eski silah arkadaşlarımla böyle yakından ve samimi temasta bulunmaktan büyük vicdani zevk hissediyorum. Sizinle oturup uzun hasbıhal etmek isterdim. Fakat çoksunuz; müsait yer de yok. Bu sebeple hissiyatımı birkaç cümle ile mülahaza etmekle yetineceğim.
Arkadaşlar! İngilizler ve yardımcıları, milletimizin bağımsızlığını imhaya karar vermişlerdir. Milletler bağımsızlıklarını hiç kimsenin lütuf ve atıfetine borçlu değildir. Hiç kimse kimseye, hiçbir millet diğer millete, hürriyet ve bağımsızlık vermez. Milletlerin tabiatında en yaratılıştan mevcut olan bu hak, milletlerce kuvvede, mücadele ile mahfuz bulundurulur. Kuvveti olmayan, dolayısıyla mücadele edemeyen bir millet, mahkûm ve esir vaziyettedir. Böyle bir milletin bağımsızlığı gasp olunur.
Dünyada hayat için, insanca yaşamak için, bağımsızlık lâzımdır. Bağımsızlık sahibi olmak için, kuvvet sahibi olmak ve bunun için mevcudiyetini ispat etmek icap eder. Kuvvet ordudur. Ordunun hayat ve saadet kaynağı, bağımsızlığı takdir eden milletin, kuvvetin lüzumuna olan vicdani imanıdır. İngilizler, milletimizi bağımsızlıktan mahrum etmek için, pek tabii olarak evvela onu ordudan mahrum etmek çarelerine giriştiler. Mütareke şartlarının tatbikatı ile silahlarımızı, cephanelerimizi, bütün müdafaa vasıtalarımızı elimizden almaya çalıştılar.
Sonra kumandanlarımıza ve subaylarımıza tecavüz ve taarruza başladılar.
Askerlik izzetinefsini yok etmeye gayret ettiler. Ordumuzu tamamen lağvederek, milleti, bağımsızlığını muhafaza için muhtaç olduğu dayanak noktasından mahrum etmeye teşebbüs ettiler. Bir taraftan da müdafaasız, ordusuz bıraktıklarını zannettikleri milletin de, izzetinefsine, her türlü haklarına ve mukaddesatına taarruzla, milleti alçaklığa, boyun eğmeye alıştırmak planını takip ettiler ve ediyorlar.
Her halde ordu, düşmanlarımızın birinci taarruz hedefi oldu. Orduyu imha etmek için mutlaka subayları mahvetmek, aşağılamak lazımdır. Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta, engeller ve müşkülat kalmaz.
Bu hakikat karsısında ve içinde bulunduğumuz vaziyete göre subaylar heyetimize düşen vazifenin mahiyeti, ehemmiyeti ve kıymeti kendiliğinden meydana çıkar. Milletimiz hür ve bağımsız yaşamak lüzumuna tam bir iman ile kani olmuş ve buna kati azim ile karar vermiştir. Zaman zaman, şurada burada üzüntü verici karaktersizliklerin görülmüş olması, hiçbir vakit milletimizin genel kanaatine, hakiki imanına sekte vurmamıştır ve vurmayacaktır. Dolayısıyla kuvvetin, ordunun vücudu için lazım olduğunu söylediğim kaynak ki, milletin vicdanı-imanıdır, mevcuttur.
Ordu ise, arkadaşlar, ancak subaylar heyeti sayesinde vücut bulur. Malum bir askeri hakikat, felsefi hakikattir; “ordunun ruhu subaylardadır.” O halde subaylarımız, düşmanlarımız tarafından yıkılmak istenilen ordumuzu tamir edecek ve canlandıracak ve ordu ve milletimizin bağımsızlığını muhafaza edecektir.
Millet, bağımsızlığının muhafazasından ibaret olan hayati gayesinin teminini ordudan, ordunun ruhunu teşkil eden subaylardan bekler. İşte subayların yüce olan vazifesi budur.
Allah göstermesin milletin bağımsızlığı ihlal edilirse bunun vebali subaylara ait olacaktır. Subaylar, izah ettiğim yüce, mukaddes ve bütün açılardan üzerlerine düşen vazife itibariyle, bütün mevcudiyetleriyle ve bütün dikkat ve ferasetleriyle, giriştiğimiz Bağımsızlık mücadelesinde birinci derecede faal ve fedakâr olmak mecburiyetindedirler. Şahsi ve özel hayatları itibariyle de subaylar, fedakârlar sınıfının en önünde bulunmak mecburiyetindedirler.
Çünkü düşmanlarımız herkesten evvel onları öldürür. Onları aşağılar ve hor görürler. Hayatında bir an olsa bile subaylık yapmış, subaylık izzetinefsini, şerefini duymuş, ölümü küçümsemiş bir insan, hayatta iken, düşmanın tasarladığı ve reva gördüğü bu muamelelere katlanamaz.
Onun yaşamak için bir çaresi vardır. Şerefini korumak! Halbuki düşmanlarımızın da kastettiği, o şerefi ayaklar altına atmaktır. Dolayısıyla subay için “ya istiklâl, ya ölüm” vardır."
Alıntı/Kaynak: https://www.ulusal.com.tr/siyaset/mustafa-kemal-1920de-ne-demisti-iste-ataturkun-subaylara-yaptigi-o-konusma-ataturk-subaylara-ne-dedi-iste-ataturkun-subaylara-bilinmeyen-hitabi-15012484
20191120
✍️ Büyük 🇹🇷Türk aydını ve subayı Amiral Soner Polat'ın aziz hatırasına
DENİZE KARŞI
Elveda ey özgür doğa! Son kez önümde,Tozmavi dalgalar yuvarlıyor,Ve mağrur güzelliğinle ışıldıyorsun.Bir dostun iç karartan homurtusu gibi, Ayrılık anında ümitsiz seslenişi gibi, Son kez işitiyorsun üzgün uğultunu, Yalvaran, çağıran seslerini.Ey ruhumun can attığım sınırı! Ne kadar çok dolaştım kıyılarında.Sessizce ve başım dumanlı, Gizli niyetimin hüznü ruhumda.Nasıl da severdim seslerini,Boğuk gürültünü, derin yankılarını,Akşamları sessizliğini,Asi atışlarını........................Dünya boşaldı... Şimdi beni, Alıp da nerelere götürmek istersin Deniz? Dünyanın kaderi hep böyle: Nereden bir damla iyilik gelse,Ya aydınlık, ya zorbalık orada nöbette.Hoşçakal deniz! Unutmayacağım çoşkulu güzelliğini.Ve uzun zaman duyacağım, Uğultunu, akşam saatlerinde.Ormanlara, ıssız çöllere gidiyorum, senle dolu.Kayalıklarını götürüyorum oraya.Koylarını, pırıltını, gölgeni.Ve dalgalarının konuşmasını.
Şiir; Amiral Soner Polat komutanımızın tutkuyla sevdiği Şair Aleksandır Sergeyeviç PUŞKİN' den.Öylesine severdi ki, hatta Puşkinden söz etse, " çok erken yaşta ölmeseydi düelloda nice güzel şiirler yazardı" demişti... O ayrılık anında, sanki kalbinde bu şiiri okur gibi hüzünle bakmış...
-Selcuk Tut
Alıntı: Sosyal medya
En Çok Okunanlardan...
-
Bu yazımızda Milli Edebiyat Dönemi'nin en önemli şairlerinden biri olan Mehmet Emin Yurdakul'un "Cenge Giderken" şii...
-
Ülkemiz yer şekilleri bakımından oldukça farklı özelliklere sahiptir. Yer şekillerindeki farklılık iklimlerin bölgelere göre değişiklik...
-
Amerika’da benzin istasyonunda durdum. Sonra arabama dönerken, bir kamyonet yanımda durdu.. Bir vatandaş arabadan çıktı ve gerçekten inanmad...
-
''İçimizde şeytan yok… İçimizde aciz var… Tembellik var… İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: ha...
-
John Dewey’in Türk Maarifi Hakkında Raporu ve Türk Eğitim Sistemi Akın EFENDİOĞLU Çukurova Üniversitesi Hasan Güner BERKANT Kahramanma...
-
Kurtuluş Savaşı Cepheleri Kurtuluş Savaşı Cepheleri, Kurtuluş Savaşı boyunca üç cephede savaş yapılmıştır. Doğu, Batı ve Güney de savaş y...
-
'HERAKLES LAHİDİ' ARTIK ANTALYA MÜZESİNDE SERGİLENİYOR Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş: “Kültür ve Turizm Bakanlığı olar...
-
* Kün-Ay tamgası ile Türklerle ilgili Göbeklitepe'de T şeklindeki dikilitaşlarda görünen Kün-Ay tamgası, Türk kavimlerinin bayrakla...

