Blog Listem

Prof.Dr. Afet İnan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Prof.Dr. Afet İnan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20250917

📖 🇹🇷Türk Antropolojisinde Türk Tarih Tezi’nin Önemi

Ekrem Mert Gökbulut 

Türkiye’de antropolojinin kurumsallaşmasıyla ulus inşası sürecinin ve bu sürecin en önemli bileşeni olan Türk Tarih Tezi’nin ilişkisine bakmamız gerekir. Türk Tarih Tezi, devletin manipülasyonuyla dönemin tarihçileri, ideologları ve bilim insanları tarafından hazırlanmış; yine devletin en önemli kurumlarından olan Türk Tarih Kurumu tarafından propagandası yapılmıştır.

Tez, 1932 yılında Türk Tarih Kurumu tarafından organize edilen Birinci Türk Tarih Kongresi’nde çeşitli bilim dallarının temsilcileri tarafından savunulmuştur. Atatürk tüm oturumlara katılıp bildirileri dinlemiştir. Kongrenin amacı Tez’in teorik temelini formüle etmek ve Tez’i destekleyecek bilimsel araştırmaları teşvik etmektir. Pozitivist bir bilim olarak antropoloji, sağlayacağı sağlam kanıtlar açısından son derece önemli bir bilim olarak kongrede ön plana çıkmıştır. Tezin temel argümanı, Türklerin prehistorik çağlara uzanan ortak ırksal, dilsel ve kültürel bir kökene sahip olduklarıdır. Türkler, ana vatanı Orta Asya olan ve orada büyük bir uygarlık kurmuş olan bir topluluktur. Bu topluluk, Orta Asya’dan göç dalgalarıyla dünyanın çeşitli yerlerine yayılmış ve büyük uygarlıkları kurmuşlardır. Tezin o dönemde Avrupa’da, özellikle de Almanya’da çok popüler olan Hint-Avrupalı ya da Aryan tezini referans aldığı çok açıktır. Aryan ırkın kökenini Orta Asya’da arayan 19. yüzyıla özgü yaklaşımı esas alan İnan’a göre Türkler Orta Asya’nın en eski halkı olduğuna göre Aryanların da atasıdır.

 Afet İnan’ın tezi açıklaması sırasındaki açıklamaları şu şekildedir:

‘’ Türkün ana yurdu, Orta Asya yaylasıdır!… Bu yurdun bel kemiği, Altaylar-Pamir mıntıkasıdır. Türkler bu beşikte, en az milâttan 9000 yıl evvel, kültür sahibi bir ırk olmuş bulunuyordu. (…) Arîler denilen insanlar, Hindikuş dağlarını işgal eden insanlardır. Bu insanlar, Hindistan’a, buralardan gideceklerdir; buradan garba gidecekler de olacaktır. Bu insanların Altay-Pamir halkından başka bir şey olmadığı meydandadır. (…)Binaenaleyh, orada, büyük Türk ailesinden başka ve ondan ayrı “İndo-Europen” namı altında bir ırk yaratmaya kalkışmak tabiata isyan olur. (…) bugünün Türk çocukları, biliyor ve bildirecektir ki, onlar, 400 çadırlı bir aşiretten değil, on binlerce yıllık, Arî, medeni, yüksek bir ırktan gelen, yüksek kabiliyetli bir millettir.’’

Türklerle Hititler arasında Atasal bir bağ kurularak da Türklerin tarihin başlangıcından beri Anadolu’nun esas halkı olduğu öne sürülüyordu.

  Ayrıca Afet İnan’ın açıklamalarının devamında ise şunlar geçmektedir:

‘’ Bir de, şunu iyi bilmek lâzımdır ki, kadîm Etilerimiz, atalarımız, bugünkü yurdumuzun ilk ve otokton sakini ve sahibi olmuşlardır. Burasını, binlerce yıl evvel ana yurdun yerine, öz yurt yapmışlardır.’’

Tezin iddialarından biri de Türklerin Avrupa’nın ana ırk unsurlarından biri olan Alpin tipli brakisefal ırkın üyesi hatta bu ırkın atası olduğu, sarı ırkla bir ilişkisinin bulunmadığıdır. Antropoloji burada devreye girmektedir: Antropolojik araştırmalarla Türkiye’de yaşayan ve geçmişte yaşamış insanların ırksal özellikleri araştırılacak, tarih öncesinden günümüze devamlılık gösteren hâkim ırksal özellikler bulunacak ve Türk ırkının gerçek yeri dünyaya tanıtılacaktır.

Ord. Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu hocamız tezde Türk Irkının özelliklerinden şöyle bahsetmiştir:

‘’ Vasatinin üstünde bir boy (167,59), brakisefal bir kafa, Leptosop (ince uzun) bir burun, kulaklar vasati dediğimiz bir eb’atta bulunuyor. Mongol gözü yok. Bu tip, avrupaî denilen Alp adamının tipinin aynidir. Hiç fark yoktur. (…) Avrupaî tip dediğimiz bu tip nereden gelmiştir? Bunu Avrupa’ya mı bağlayacaksınız? Yoksa Avrupa’yı ona mı? Tereddütsüz cevabını derhal verelim ki brakisefal Avrupa bize bağlıdır.’’

 Kongrenin hemen ardından Atatürk’ün emriyle başkent Ankara’da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi (DTCF) kurulmuş ve İstanbul’daki Antropoloji Tetkikat Merkezi de tüm kadrosu, ekipmanı ve inceleme materyalleriyle buraya taşınmıştır. Tetkikat Merkezi bir antropoloji bölümüne dönüşmüş ve iskelet kalıntılarının inceleneceği bir de laboratuvar kurulmuştur. Antropolojik olarak Türk ırkının temel özelliklerini bulmak için tasarlanmış en tipik ve bu ölçekteki tek çalışma Afet İnan’ın doktora tezidir. 1937’de yapılan bu dev projede Türkiye’nin farklı bölgelerinde yaşayan 64 bin kişi üzerinde antropometrik ölçümler alınmıştır.17 İnan’ın Pittard danışmanlığında yaptığı bu doktora tezi 1939 yılında Genevan(Cenova)Üniversitesi’nde kabul edilir. Tezin sonuçları şunlardır:

‘’ Türk ırkı ortak özellikler gösteren homojen bir ırktır; sarı ırkın etkisi çok azdır; Türkler ya da Türk ırkı, brakisefal kafa tipine sahip Alpin ırkın bir koludur.’’




Özetle Türk Tarih Tezi Batı’nın Türklerle ilgili önyargısını yıkmak ve Türklerin uygarlık kurma yeteneğine sahip, gelişmiş (sarı ırk gibi ilkel olmayan), Avrupalı beyaz bir ırk olduğunu ispatlamak derdindedir. Hititleri de bu ırkın bir parçası kabul eden Tez, Anadolu’nun binlerce yıldır Türklerin vatanı olduğu da vurgulamaktadır. Tez, daha çok Batıya karşı bir “savunma milliyetçiliği” aracıdır. Ayrıca Tez, yükselen Germen ırkçılığının karşısına Alpinizmi koymaya çalışan Fransız-İsviçre antropolojisi tarafından da desteklenmiştir.

KAYNAKÇA

  • Anadolu’nun Irk Tarihi Üzerine Antropolojik / Bir Tetkik 1.Cilt Ord. Prof. Dr. Şevket Kansu
  • Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Devrimi / Prof. Dr. Ayşe Afet İnan
  • 1.Türk Tarih Kurumu Kongresi / Ord. Prof. Dr. Şevket Kansu / TTK sitesi-Kongre Tutanakları https://drive.google.com/file/d/0B7liBn5XLsAfMWRvM1JEdVBLeW8/view

Alıntı: https://blog.ulubat.org/index.php/genel/turk-antropolojisinde-turk-tarih-tezinin-onemi



20240320

📚📖 Türk Tarihinin Ana Hatları (1930)

 

Türk Tarihinin Ana Hatları

1930 İstanbul Devlet Matbaası baskısı.

Türk Ocağı "Türk Tarihi Heyeti" azalarından Afet Hf. ile Mehmet Tevfik, Samih Rifat, Akçura Yusuf, Dr. Reşit Galip, Hasan Cemil, Sadri Maksudi, Şemsettin, Vasıf ve Yusuf Ziya Beyler tarafından iktitaf, tercüme ve telif yollarile yapılmış bir teşebbüstür.

by Afet İnan, Mehmet Tevfik Bıyıklıoğlu, Samih Rifat, Yusuf Akçura, Reşit Galip, Hasan Cemil Çambel, Sadri Maksudi Arsal, Şemsettin Günaltay, Hüseyin Vasıf Çınar, Yusuf Ziya Özer

------------

ALINTI-

📖 Türk Tarihinin Ana Hatları- Kemalist Yönetimin Resmi Tarih Tezi

*** Türk Tarihinin Ana Hatları, Kemalist yönetimin resmi tarih görüşünü yansıtır.

*** Kitap, Atatürk’ün, kendi eliyle düzeltmeler ve ekler yapmasından sonra, 1930 yılında yalnız yüz nüsha basıldı. 

*** Mustafa Kemal ve arkadaşlarının birinci amacı, “millî bir tarih” yazmaktı, ikinci amaçları ise, Tevrat, İncil ve Kur’an’da yer alan yaratılışa ilişkin görüşleri çürütmek ve bilimin verilerini ortaya koymaktı. 

Kemalist devrimciler, dünya uygarlığını Roma-Atina ekseninde açıklayan Avrupa tarihçiliğinin karşısına, Asya-Afrika eksenli bir uygarlık teziyle çıktılar. Ancak Avrupa merkezliliğin yerini bu kez Türk merkezli bir tarih aldı. Kemalist tarihçiliğin milliyetçi ve burjuva-demokratik karakteri onun sınırlarını da belirledi. Türk Tarihinin Ana Hatları, tarih kitabı olmanın ötesinde, Kemalist Devrim’in ideolojisi üzerine yapılan çalışmalar için temel kaynaklardan biridir; çok önemli bir belgedir.

----------- 

İÇİNDEKİLER:





BU KİTAP NİÇİN YAZILDI?



20230301

✍️ Atatürk "Türk nedir?" sorusuna ne cevap verdi?

Atatürk, kurşun kalemle, iki küçük not kâğıdı üzerine yazdığı Türk tanımını, manevî kızlarından Afet İnan’ın yardım isteği üzerine yazmıştır. İşte Mustafa Kemal Atatürk'ün o yazısı...

Afet İnan; öğretmeni olan İsviçreli antropolog Profesör Eugène Pittard’ın, kendisine doktora tezi olarak verdiği “Türk Milleti’nin Özellikleri” konusunda Atatürk’ten yardım istemiştir. Atatürk; Afet İnan’ın önce kendi görüşlerini yazmasını istemiş, daha sonra fikrini belirteceğini söylemiştir.

Afet inan, uzun bir çalışma hazırlamış ve Atatürk’e sunmuştur. Bu tanımı çok uzun bulan Atatürk, “Önce sana milletimizi anlatayım” diyerek, kısa ve öz ifadelerle kendi Türk tanımını, elinin altında bulduğu iki küçük not kâğıdı üzerine şu şekilde yazmıştır:

“Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümid etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahne 7 bin senelik, en aşağı, bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgarları ile sallandı; beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurları ile yıkandı. O çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı, onların oğlu oldu; Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.”

Gazi Mustafa Kemal Atatürk

Kaynak: ttk.gov.tr/

20190917

20190607

Cumhuriyetin ilk tarih profesörlerinden, öğretmen, tarihçi ve sosyolog Prof.Dr. Afet İnan

Cumhuriyetin ilk tarih profesörlerinden, öğretmen, tarihçi ve sosyolog Afet İNAN, Türk Tarih Kurumu asbaşkanlığı da yapmıştır ve Türk Tarih Tezini ortaya koyan tarihçiler arasında yer almaktadır. Atatürk’ün manevi kızı Afet İNAN’ı saygıyla anıyoruz.





Anka Enstitüsü‏  @AnkaEnstitusu

2 hours ago

20171028

Kerkük canımız (1-2) - Arslan TEKİN


Kerkük canımız (1) - Arslan TEKİN

İslâmcılarımız "Kerkük" deyince irkilirler... Hele "Kerkük canımız" deyin, delirirler.
Dikkat ederseniz, "Kürt-Türk" ayırımına itibar etmem. Diyelim ki, "Kürtler", "Türkler" gibi ayırıcı ifadelere yer verdik... Neyi anlatmış oluruz?  Bu kadar tarih okuduk, üstelik kaç kitap yazdık, hemen bütün ulaştığım bilgilerde, Kürt-Türk ayırımını görmedim. "Kürt" varlığını "yok sayma" anlamında söylemiyorum, imtizaç etmiş, itilâf etmiş, uyuşmuş, kaynaşmış, birbiri içine girmiş, "bir" olmuş, bir "kavmî" hüviyet kazanmış teşekkülden bahsediyorum. Ad verilecekse, "Kürt" diyelim ama bunu ayırım için değil; aidiyet için kullanalım, Ayırım sun'î'dir, birilerinin çıkarınadır.
Mustafa Kemal'in Nutuk'taki "Kürtler"le ilgili söylediklerini -şimdilik- bir tarafa bırakıyorum, bir mektubundan bahsedeceğim. İstiklal Savaşımız sürerken, ABD, Büyük Britanya, Fransa, İtalya "Müttefik Kuvvetler Komisyonu" kuruyor. Bu komisyon, 1919-1921 yılları arasında, Anadolu'da "Yunan mezalimi"ni raporlaştırıyor. M. Kemal'in komisyona yazdığı bir mektup da yer alıyor.
Raporları "Dört Rapor" başlığı altında yayınlandı. (Derleyen: Necip Azakoğlu, Tarihçi Kitabevi, GSM: 0530 370 74 11).
Kitapta bilinmeyenleri okuyoruz. Raporlara, ileride yeri geldikçe temas ederim. Bugün Mustafa Kemal'in mektubundaki mevzumuzla ilgili bir tespitini ele vereceğim:



(Güçlü bir üslûba sahip M. Kemal'in Türkçesi elbette böyle değil. Keşke metnin aslı da konsaydı.)
Mustafa Kemal, Nutuk'ta bu Binbaşı Noel'den beş yerde bahseder ve melanetlerini ortaya döker, bu casusa kanan Cemilzadelerin, Bedirhanîlerin ihanetlerini sıralar.

Kürtçe, Farsçanın bir versiyonudur ama Farslar Kürtlerle uyuşmamışlar, Selçukluların daha öncesinden beri Oğuz boylarıyla iç içe geçmişlerdir.

Başta "Kerkük canımız" dedim, bir başka konuya girdim. Değil; Kerkük'le Erbil, Kerkük'le Diyarbakır ve diğer illerimiz arasındaki bağı size kuracağım. Kim ayırmak istiyor, kim ihanet ediyor göreceğiz.


Kaynak: Kerkük canımız (1) - Arslan TEKİN/ Yeniçağ




Kerkük canımız (2)

Ülkemizde "Barzanîciler" epey yekûn tutar. Etnik aidiyetlerini önce çıkarmak, mikro milliyetçilik içinde boğulup gitmek isteyenler, "birilerinin" umut aşılamalarıyla hep çıban başı olmuşlardır. O "birileri", dün belirttiğimiz gibi, İngiliz ajanı Binbaşı Noel gibileridir.

"Türk", "ırk" temeline asla dayanmaz. Aynı duygu ve düşünceleri paylaşmış bütün etnik gruplar "Türk" çatısı altında toplanmışlardır.  

Prof. Dr. Afet İnan, Atatürk'ün şu sözlerini nakleder:
"Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir. Bugünkü Türk milleti siyasi ve içtimai camiası içinde kendilerine Kürtlük fikri, Çerkezlik fikri ve hatta Lazlık fikri veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş vatandaş ve millettaşlarımız vardır. Fakat mazinin istibdat devirleri mahsulü olan bu yanlış tevsimler (adlandırmalar) birkaç düşman aleti, mürteci, beyinsizden maada hiçbir millet ferdi üzerinde teellümden (elem) başka bir tesir hasıl etmemiştir. Çünkü bu millet efradı da umum Türk camiası gibi aynı müşterek maziye, tarihe, ahlaka, hukuka sahip bulunmaktadır." (Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk'ün El Yazıları, Ankara 1969, s. 351'den nakleden: Orhan Türkdoğan, Kemalist Sistem: Kültürel Boyutları, İstanbul 1999, s. 95.)

Dün de yazdım... Türk-Kürt ayırımına meydan verilemeyecek derecede kaynaşılmıştır. Öyle bir kaynaşma ki, zamanla hangi grubun Türk, hangi grubun Kürt olduğu anlaşılamamıştır. Milliyetçi Hareket'in lideri Türkeş de, bu meseleyi çok araştırdığını ve ayrı bir etnik grup olarak çok az bir sayının çıktığını söylemiştir.

Osmanlı arşiv belgeleriyle de bu sabittir. Tarihçi ve Osmanlı arşivi uzmanı Cevdet Türkay, sabırla, on binlerce belgeyi inceleyerek son derece önemli tespitlerde bulunmuştur:
"Büyük Türk soyu, ilk ve eski ana yurdu olan Orta Asya yaylalarından Batı'ya doğru göç etmiş, birçok bölümlere ayrılmış, aynı anlama gelen boylar, oymaklar, aşiretler ve cemaatler meydana getirmiştir. Bunlar o kadar çoktur ki, daha önce belirttiğimiz gibi, toplam olarak sayısı binleri aşmış (7230) bulunmaktadır. (...) Sonuç olarak bütün bu toplulukların Türk asıllı olduklarını kabul etmek doğru olur. Öte yandan; Kürd, Kürdi, Kürdiler, Kürtler nam-ı diğer Murtana, Kürd Mahmudlu, Kürdikanlı, Kürd Mehmedli, Kürd Mihmatlı gibi çeşitli adlar altında belge ve defterlerde oymak, aşiret ve cemaatların bağlı olduğu topluluklar için Türkmen Ekradı, Konar-Göçer Türkmanı, Türkman taifesi denilmektedir. (...) Adları Kürd, Kürdler, Karacakürt, Kürmanç olan oymak, aşiret ve cemaatler bile Türkmen'dir. Yani Oğuz Türklerindendir. Acı olan, bunların bir kısmının benliklerini, daha doğrusu Türklüklerini unutarak veya unutturularak, kendilerini Türk'ten ayrı bir soy imiş gibi göstermeleridir." (Başbakanlık Arşivi Belgelerine Göre Osmanlı İmparatorluğu'nda Oymak Aşiret ve Cemaatler, İstanbul 1979, s. 15-18).
Yeri geldikçe Kuzey Irak'ta yaşayanları "akrabalarımız" olarak gösterdim. Çünkü gittim, tanıdım, konuştum ve anladım. Aşiretçilik en büyük ayırımdır.
İç içe geçmiş cemiyetler, ne kadar farklılaştırmaya çalışırsanız çalışın bir an geliyor, sizinle bütünleşiyor.
 Neden "Kerkük canımız"? "Kerkük" bir sembol sadece... (Devam edeceğiz).

Kaynak: Kerkük canımız (2) - Arslan TEKİN

 
 


En Çok Okunanlardan...