Hulki Cevizoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hulki Cevizoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20191121

✍️ Mustafa Kemal’den Neferlere: “YÜREĞİ SENİNKİNDEN DAHA TEMİZ…”

 

13 Ekim 2019 Pazar
Ceviz Kabuğu

 Mustafa Kemal’den Neferlere: “YÜREĞİ SENİNKİNDEN DAHA TEMİZ…”


Türkiye, sınır güvenliğini sağlamak için beş gün önce Suriye topraklarında “Barış Pınarı” harekâtı başlattı.

Savaş mı yoksa harekât mı diye tartışıladursun askerlerimiz cephede verilen emirleri yerine getiriyor.
*
(Eskiden tartışma olmaz ve adına “sıcak takip” denirdi.)
*
Bu vesileyle Atatürk’ün “Mecbur kalmadıkça savaş bir cinayettir” sözünü hatırladım.

Daha başka ne dediğini de –tekrar- araştırınca, “Neferlere” diye başlayan hitabı karşıma çıktı.

Mustafa Kemal (Atatürk), Türk askeri için
“Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz, daha sağlam bir askere rast gelinmemiştir” 
diyor.

21 gün 21 gece süren Sakarya Savaşı’nın zaferle sonuçlanmasından sonra 
“Düşman ordusu, kızgın bir ufuk üzerinde tüten ve yanan yüzlerce köyümüzü arkasında bırakarak, ceza önünde kaçan bir cani gibi, geldiği yerlere gidiyor.” 
Mustafa Kemal bu zaferden bir ay sonra (20 Eylül 1921’de), Türk Ordusuna bir “Bildiri” yayınladı.

Memnuniyetini şöyle ifade etti:
“Mazlum milletimizi tarihinin en tehlikeli bir zamanında yeniden ışığa ve kurtuluşa kavuşturan bu muharebede, sizin başkumandanınız olmaktan dolayı, bir insan kalbi için mukadder olabilecek en derin saadet ve iftiharı duydum.”

“DÜNYANIN HİÇBİR ORDUSUNDA…”

Mustafa Kemal, “Türk Ordusu’na Bildiri”de, Mehmetçiği çok haklı biçimde şöyle övüyor ve gururlanıyordu:
''Kurtuluş için yaptığımız bu savaştan çok daha evvel sizi başka muharebe meydanlarında da tanımış idim.  
Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz, daha sağlam bir askere rast gelinmemiştir. 
Her zaferin mayası sendedir. Her zaferin en büyük payı senindir. 
Kanaatinle, imanınla, itaatinle, hiçbir korkunun yıldıramadığı demir gibi pek kalbinle düşmanı nihayet alt eden büyük gayretin için minnet ve şükranımı söylemeyi nefsime en aziz bir borç bilirim.
Sizin gibi kumandanları, subayları, neferleri olan bir milletle yad elleri altında köle olmak mümkün değildir. 
Bu defa Türkiya Büyük Millet Meclisi'nin hakkımda yeni bir rütbe ve Gazi unvanıyla tecelli eden iltifat ve tevcihi doğrudan doğruya size aittir. (…)
Cenabı Hak giriştiğimiz kurtuluş mücadelesinde şerefli silah arkadaşlarıma kendilerini seçkin hale getiren asaletin, civanmertliğin, kahramanlığın hakkı olan kati kurtuluşu da nasip etsin.'' 
(Yeniçağ, 13.10.2019, P A Z A R yazısı---)

Alıntı/ Kaynak: http://cevizkabugu.com.tr/yazilar.asp?procid=609

✍️ Atatürk: ''Türk'te matem yoktur...'' - Hulki Cevizoğlu




9 Kasım 2019 Cumartesi
Ceviz Kabuğu
 ATATÜRK: “TÜRK’TE MATEM YOKTUR…”

Her 10 Kasım’da, ülkemizin kurtarıcısı ve Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’ü anlamaya ve anlatmaya çalışıyoruz.

Bugün Atatürk’ün ölüm hakkındaki düşüncelerini ve bazı önemli bilgileri paylaşalım.

Onun ölümle ilk karşılaşması babasının ölümü ile olmuştur.

Bir gün okul dönüşü babasının ölüm haberini alır.
“Babam öldü mü?” diye sorar.
Annesi hıçkırıklarını tutamaz.

Mustafa Kemal’in rengi solar. Annesine:
Sen ağlama anne, ölümü durdurmak kimsenin elinde değil. Bak ben varım anne, ben oğlun” der.

*

Atatürk, ölümle çok kez karşılaşmış ama ölüm karşısında yılgınlık göstermemiştir.

Savaşlarda yanındaki silah arkadaşları buna tanıklık etmiş ve yazmışlardır.

Bu kaynaklara göre Atatürk ölümden korkmaz ve şöyle derdi:

Ölüm benden korkar, çünkü ben onun üstüne yürümesini bilirim” der.

*

10 Ağustos 1915’te Çanakkale Savaşları’nda bir şarapnel parçasının tam kalbinin üzerindeki saatine isabet etmesi hayatını kurtarır.

Atatürk bu anda hiçbir korku, telaş ve panik göstermez.
Yanında bulunan çocukluk ve silah arkadaşı Nuri Bey (Conker),
Eyvah vuruldun!” diye bağırmak isteyince;

Mustafa Kemal soğukkanlılıkla;
Öyle bir şey yok. Aldığınız emri derhal ifa edinizdiye emreder.

*

Atatürk ölüm için:

Ölümü istemek bir cesaret değildir, fakat ölümden korkmak da bir ahmaklıktır” demiştir.

O, ölümü uyumak kadar doğal saymış ve beklemiştir.

Atatürk’ün ölümden iki endişesi olmuştur:

Birincisi, ölümün eserlerini bitirmeden gelmesi, ikincisi de ölümün unutulmak ile karışan manalaşmasıdır. (Bu konuda ayrıntılı bilgiler güvenilir kaynaklarda vardır ve ayrı bir yazı konusudur-HC).

“BENİM NAÇİZ VÜCUDUM…”

16 Mayıs 1926 günlü Hâkimiyeti Milliye’de yer alan demecinde insanın faniliği, toplumun sürekliliği kuralının kendisi için de geçerli olduğunu açıklamıştır.

Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır” diyerek vücudunun diğer insanların akıbetinden kurtulamayacağını, daha yaşarken söylemiştir.

Ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır ve Türk Milleti medeniyet yolunda yürümeye devam edecektir” diyerek, hayranlığın kendisine yönelmemesini ve asıl Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş geleceğine dikkat edilmesini istemiştir.


ATATÜRK: “TÜRK’TE MATEM YOKTUR…”

Atatürk geçirdiği ilk ağır krizden sonra kendisine geldiğinde Tevfik Rüştü Aras’a şöyle demiştir:

Hiç de fena değil. Ölümden o kadar korkmamalı. 

O, kendisi için matem/yas tutulmasını asla istemediği gibi, siyah rengin matem rengi sayılmasını da istememişti:

Türk’te matem yoktur, siyah da Türk’ün matem rengi değildir! 
Bu nedenle kendisine hazırlanan katafalkta siyah renk yerine yeşil renk tercih edilmiştir.


“BENİ TÜRK HEKİMLERİNE EMANET EDİN” DEDİ Mİ?

Atatürk’ün “Beni Türk hekimlerine emanet edin” sözünün kaynağı bulunamamıştır. 

Dr. Akçiçek’in önemli çalışmasında yer alan bilgilere göre, hiçbir kaynakta bu söz yoktur.

Prof. Dr. Cemalettin Öner, tıbbın hümanist ve uluslararası bir meslek olduğunu belirterek “Atatürk’ün hastalığının başlangıç döneminde, hekimlerimizin çok iftihar edilecek başarılar göstermediklerini” de ileri sürmüştür.

*
3 Ağustos 1938 günü saat 11.00’de Dr. Bergmann ve Dr. Eppinger’le yapılan konsültasyonda Türk doktorlar da bulunur.

İki yabancı profesörün muayenelerinden sonra Atatürk önce Dr. Abravaya Marmaralı’yı sonra da Dr. Akil Muhtar Özden’i çağırarak kendisini muayene ettirir.

Atatürk bu davranışı ile Türk doktorlarını yüceltmek istemiştir.

*
Buraya kadar yararlandığım bilgileri Dr. Eren Akçiçek’in kitabından aldım.

Dr. Akçiçek’in doktora çalışmasına dayanan kitabının adı “Atatürk’ün Sağlığı, Hastalıkları ve Ölümü” adını taşımaktadır.

Yazarın alıntı yaptığı çok önemli ve sağlam kişiler şunlardır:

Makbule Atadan, Münir Hayri Egeli, Uluğ İğdemir, Mehmet Nuri Conker, Aslan Tufan Yazman, Nevzat Tandoğan, Hikmet Bayur, Cavit Orhan Tütengil, Orhan Koloğlu, Hüsrev Gerede, Turgut Akpınar ve Bedi Şehsuvaroğlu.

*
Atatürk’ü büyük bir özlem ve minnetle anıyorum, anıyoruz.

(Yeniçağ, 10.11.2019, pa.) 

Alıntı/Kaynak: http://cevizkabugu.com.tr/yazilar.asp?procid=619

20190505

✍️ Saygı ve İdam: İdamın Ontolojisi - Hulki Cevizoğlu


Saygı ve İdam: İDAMIN ONTOLOJİSİ -
Hulki CEVİZOĞLU

Bugün, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamının 47.yıldönümü (6 Mayıs 1972).
Lafı uzatmadan -çünkü söylenecek laf çok- unutulan ya da görülmek istenmeyen çok önemli konulara girmek istiyorum.

Günümüzde laf torbası ve yandaş konuşmalara sahne olan sözde tartışma programlarının aksine bir akademi olan Ceviz Kabuğu programımızda tarihe ışık tutan konuları ele alıyorduk.

Hem de her kesimin önemli temsilcilerine konuşma fırsatı vererek.

"BİRAZCIK SAYGILI OLSALARDI İDAM EDİLMEZLERDİ!"

Kanal 6 Televizyonunda, 2 Mayıs 1997'de yaptığımız CK'nda, dünya tarihine geçen 1789 Fransız İhtilali kadar önemli tarihi bir ifşaat gerçekleşti:
"Birazcık saygılı olsalardı idam edilmezlerdi!"

***

Denizlerin idamını isteyenlerden, savcı yardımcısı Baki Tuğ. (Ama nedense, her ortamda savcı rolü oynuyor. Az sonra gerçek ortaya çıkacak).

Canlı yayında aynen şöyle söyleyiverdi ve aramızda şu diyalog gerçekleşti:
Baki Tuğ- Sayın Cevizoğlu,ELBETTEKİ İDAM CEZASI, ŞART DEĞİLDİ. Ancak biliyorsunuz Türk Ceza Kanunu'nun 59. Maddesi sanıkların duruşmadaki tavırları ile ilgilidir.DURUŞMADA SANIKLAR BİRAZCIK EĞER MAHKEMEYE SAYGILI OLMUŞ OLSALARDI, ZANNEDİYORUM TÜRK CEZA KANUNU'NUN 59. MADDESİ UYGULANIRDI VE BU GENÇLER DE İDAM EDİLMEZLERDİ.

Ancak bu çocuklar mahkemede çok sert, haşin, mahkeme heyetine karşı olumlu davranış içerisinde olmadıkları gibi, "Eğer biz yaptığımız ihtilalde, yapacağımız ihtilalde başarılı olsaydık, sizleri burada yargılamazdık, hepinizi duvar dibine dizip bir kurşun şekliyle hallederdik" şeklinde de beyanda bulundular.
Yani 59'uncu maddenin kullanılmaması, duruşmadaki sanıkların hal ve tavırları ile ilgilidir. Bu nedenle kullanılmamıştır kanaatindeyim.

Hulki Cevizoğlu- Peki, mahkeme -şimdi buradan başka bir anlam çıkıyor Sayın Tuğ- "Mahkemeye saygılı davransalardı, böyle olmazdı" diyorsunuz. Saygısızlıktan mı bu idam cezası geldi?

Baki Tuğ- Efendim 59'uncu maddenin özü odur.
Eğer mahkemedeki duruşmada sanıkların hal ve tavrı, 59'uncu maddenin uygulanmasını veya uygulanmamasını amirdir o nedenle olmuştur.

Hulki CevizoğluYani iyi halleri görülseydi mahkemede, daha önceki yaptıkları eylemler idam cezasını gerektirmiyor muydu?

Baki Tuğ- Gerektirme değil, idam cezası verilirdi, taktiri tahsis sebebiyle müebbet   hapse   çevrilirdi .

Hulki Cevizoğlu- Ama idam cezasından böylece kurtuluş yolu vardı?

Baki Tuğ- Evet.

Hulki Cevizoğlu- Evet, "Mahkemeye saygılı olsalardı, ilgili madde gereğince böyle bir sonuca ulaşılamazdı" gibi bir tarihi dönemin sonucunu getiren ifade...

CEMİL GEZMİŞ: "KAFA YARILAN MAHKEMEDE YALVARACAKLAR MIYDI?"

Ceviz Kabuğu'na telefon konuğu yaptığımız Deniz Gezmiş'in babası Cemil Gezmiş'in bu açıklamaya verdiği yanıt da tarihte yerini almıştır.
Hatırlatalım.
Cemil Gezmiş-  Ben yalnız şu kararımı söyleyeyim. Üç oğlum vardı benim. Tanrı'dan herkes için böyle üç evlat vermesini, nasip etmesini istiyorum. Benim en büyük duam bu herkes için. Yani bunda sözü uzatmıyorum, o bakımından Deniz'i nasıl gördüğümü de izah etmiş oluyorum size.
Ancak şurada dinlediklerimden biraz önce konuşmacı olan arkadaşın dışında o hariç, evvela Baki Tuğ meselesine dokunacağım, buna defalarca dokundum. Bir defa "Bu verilen karar hukukidir, siyasi yani yoktur" diyor. Evvela dava siyasi olarak başlamıştır. Yani şimdi soruyorum siz savcı olarak, Genelkurmay Başkanlığı'nın yazılı emriyle, bu davayı 146'dan açın diye verdiği emirle beraber açmadığınız mı? Açtınız. 

Mahkeme Başkanınız emekli olduktan sonra Demirel'in kanadı altına girip, orada politikaya başladığı zaman tek bir sözü vardır orada. Kendisini tarif ederken "Ben yargıçken mahkemede yalnız adli karar değil, aynı zamanda çok faydalı siyasi kararlar verdim" diye itiraf etmiştir. Böyle bir itiraftan sonra nasıl çıkarsınız da, bu davadan bu kararda siyasi bir etki yoktur, dersiniz?
Üçüncüsü, 59'u neden uygulamamıştır? Çünkü çocuklar orada, mahkemede mahkemeye karşı tutumlarını sertleştirmişler de onun için uygulanmamışKapısında bir dipçikle kafa yarılan bir mahkemede acaba "Bizim bu mahkemeye güvenimiz yoktur" dedikten sonra size tekrar boyun mu kıracaklardı? Yalvaracaklar mıydı? Ayaklarınıza, elinize mi düşeceklerdi? Ki, o zaman bağışlıyorsunuz?Bunlar tabii kabul edilebilir şeyler değil. ama ne söylerlerse söylesinler onları zaten biliyoruz.

Sayın Cevizoğlu, fazla uzatıp sizi tutmayacağım.

ASTIRAN SAVCI: "DENİZ GEZMİŞ'E ALLAH RAHMET EYLESİN!"

Bu konuşmalardan tam bir yıl sonrası. Tarih, 8 Mayıs 1998.
Kanal 6'da, CK'nun canlı yayınında, yine aynı konuyu farklı konuklarla ele alıyoruz.
Arkadaşlar bir not iletti: "Telefonda bir bey var, askeri mahkemenin asıl savcısının kendisi olduğunu ve konuşmak istediğini söylüyor!"
Çok şaşırdım, "Bağlayın" dedim.
(Bu açıklamalar ilk ve sonolmak üzere sadece bizim programa nasip oldu.)

Bu ibretlik açıklamaları, tarihe -bir kez daha- mal olsun diye aynen veriyorum.

Keramettin Çelebi (Denizleri astıran savcı)-  (Karşınızda oturan) Baki Tuğ benim yardımcımdı. Büyük çaplı bir dava idi. Davanın bazı oturumlarına Baki Tuğ da katılmış oldu. Davaya dolaylı muttali oldu ve katılmış oldu. (...) Başında Binbaşı idim, sonra Yarbay oldum. (...) Davanın iddianamesini yazan benim. Sorumluluk varsa bana ait. Hayrı da bana ait, sevabı da bana aitŞimdiye kadar hiç konuşmadım. Konuşmam da gerekmez. İlk defa sizin programınızda konuşmamın sebebi de, sizin son derece hüsniyetli kişi olduğunuzu gördüğüm içindirBaki Tuğ davanın içindeydi ama, kendisi hiçbir surette ilgilenmedi. Sadece kürsüde oturdu. İlgilenmesine gerek yoktu. Davayı sadece duruşmalarda takip ediyordu.

"DENİZ GEZMİŞ'E ALLAH RAHMET EYLESİN !"

Sanıklardan biri, galiba Deniz Gezmiş, savunmasını yaparken "Savcı bizim kellemizi istiyor" filan dedi. Sanıkların sorgusu bittikten sonra "Ben kimsenin kellesini istemiyorum. Sanıklar, eğer eylemleri kelle almayı gerektiriyorsa, kendisi kellesini ipe uzatır. Ve kanun da altındaki sandalyeyi çeker, kellesini alır" dedim. (...)
Deniz Gezmiş'e Allah rahmet eylesin!..
Sorgusunu yaparken, bir saat karşılıklı diyalog halinde oldum. Bana, "Ben sorgu vermeyeceğim" dedi. Son olarak bir cümleyle ifadesini aldım. Altına imzasını attı."Sen de hukuk okudun, sen anayasayı biliyor musun?" dedim. "Biliyorum, okudum" dedi. (...) İddianamede çok büyük ilim de yapmadım. Kimseden kopya yapmadım. Başkaları bizden kopya yapacak duruma geldi.

"EMİRLE GELEN ÖLÜM DEĞİL!"

İddianamenin yazılış tarihi 29 Haziran 1971'dir. Askeri Yargıtay Başsavcısının yazısı 3 Temmuz'dur. Genelkurmay emriolarak geçen yazının tarihi 16 Temmuz 1971'dir. Bunların dosyanın içine konması mümkün değil. Ben bu yazıyı ilk defa bir derginin, Aktüel'in, 29 Nisan 1992 tarihli sayısında gördüm. Bu yazı gelse bile değerli komutanım Semih Sancar yırtar atardı!..

"ELİNDE SİLAH YOKTU AMA GAYE BİRLİĞİ DEVLETİ YIKARDI!"

Biz kimsenin ölmesini istemeyiz aslında. Verilen görevi yapmakla mükellefiz. Biz halk arasından gelmiş, halk çocuklarıyız. Görevi yapabildiğimiz kadar yaptık. En âlâsını yaptık, demiyorum. (...) İdam için (elde) silah olması gerekmiyor. Devlete karşı cürümlerdir bunlar. (...) Deniz Gezmiş'lerin ellerindeki vasıtalar devleti yıkmaya elverişli idi. (Bu) bütün Türkiye'de kendilerini destekleyen"gaye birliği" idi!..

"ELHAMDÜLİLLAH ATATÜRKÇÜYÜM!.."

Atatürk ne düşündüyse devleti kurarken ve hâlâ Atatürk'ün çağdaş düşünceleri neyse benim düşüncem odur. Elhamdülillah Atatürkçüyüm!..Allah'a hamd olsun demektir elhamdülillah. Siz onun manasını bilmediğiniz için haklısınız!..("Deniz Gezmiş de Kemalist olduğunu söylüyordu" sözleri üzerine:) Solcu ve sağcı tabirleri de kabul etmiyorum. Türkiye'de bunlar yanlış odaklara oturtuluyor. (...) Ben sağsız, solsuz Atatürkçüyüm.

***

Evet, buraya kadar çok önemli açıklamaları paylaştım bir kez daha.
Son sözümü söyleyeyim:
Tarih, alınan derslerle değil, intikamların tekerrürü ile doludur!
(Ontolojiyi de siz bulun).

Alıntı/Kaynak: https://www.yenicaggazetesi.com.tr/saygi-ve-idam-idamin-ontolojisi-51805yy.htm

20181230

📺 🎞 Ceviz Kabuğu - 12.12.2015 - Aydınlanma ve Türkiye




  • Türkiye’de aydınlanma mücadeleleri…
  • Cumhuriyet öncesi Türk aydınlanması…
  • Postmodernizm ve kimlik siyaseti ile aydınlanma arasındaki çatışma…
  • Türk devriminin felsefesi ve kaynakları…
  • Aydınlanma ve emperyalizm…
  • Üniversiteler ve aydınlanma…
  • Aydınlanma mücadelesinde bugünün görevleri…
Tüm bu konular canlı yayında CEVİZ KABUĞU’nda tartışılıyor…

Canlı yayın konukları 

  • Prof. Dr. Semih KORAY, 
  • Eray KAYA 
  • Güldane PEKDOĞAN...

20180926

📺 🎞 Osmanlı, Türkler'i Aşağılardı: Osmanlı'da Türkler'i Aşağılayan Belgeler

Osmanlı'da, sanıldığı gibi Türkler'in rahat, huzur ve güven içerisinde yaşadığı bir hayatı olmadı. Bugün Osmanlı'ya dair anlatılan neredeyse Peri Masalı havası tamamen bir kurgudur. Bilinenlerin aksine Türkler Osmanlı'da yönetimden, bürokrasiden, ekonomiden dışlanarak yaşadılar. Osmanlı saray yönetimi çok erken dönemlerinden itibaren Türkler'i dışladı, ezdi ve aşağıladı.

📺 🎞 Türkiye'de Alevi Olmak (Ceviz Kabuğu- Aralık 2014)

Hulki Cevizoğlu ile Ceviz Kabuğu - 06 Aralık 2014 
 Türkiye'de Alevi Olmak

20180314

İstiklal Marşı'nın bestesi ve doğru okunuşu

20171025

Prof. Dr. Kazım Mirşan'ın : Türkolog, Ön Türkler ile ilgili araştırmaları ile tanınan Türk tarihi araştırmacısı






Kazım Mirşan


Prof. Dr. Kâzım Mirşan (4 Temmuz 1919 - 19 Temmuz 2016), inşaat mühendisi ve özellikle ön Türkler ile ilgili araştırmaları ile tanınan Türk tarihi araştırmacısı.

Yaşam Öyküsü

Doğu Türkistan’ın İli Nehri üzerindeki Gulca kentinde, 4 Temmuz 1919'da dünyaya geldi. 1932'de[1] öğrenimine İstanbul'da devam etti. Boğaziçi Lisesi'nden mezun olduktan sonra 1940'ta Yüksek Mühendis Mektebine girdi. 1942'de üçüncü sınıftayken Almanya’ya giderek Berlin'de "Technische Schule"'de okudu. 1946 yılında Türkiye'ye döndüğünde tekrar başlatılan Irkçılık-Turancılık Davasına tanık olarak çağırıldı. İstanbul Teknik Üniversitesi olarak adı değiştirilmiş olan Yüksek Mühendis Mektebinde, inşaat yüksek mühendisliğiniokumaya devam ederek 1947'de mezun oldu.[2]

İnşaat mühendisi olarak Almanya, İsviçre ve Türkiye'de çalıştığı sırada hobi olarak eski Türkleri araştırmaya başladı.

AlmancaRusçaİngilizce ve Türk lehçeleri (TatarcaÖzbekçeBaşkurtçaTarançıcaKaşkarlıkça (yani Uygurca)KazakçaKırgızcaAzerbaycancaTürkiye Türkçesi ile kendi ana lehçesi olan, Tümenlikçe) dışında YunancaLatinceİtalyanca'yı meslek araştırmalarına yarayacak kadar bilen[3] Mirşan, hayatının büyük bir kısmını Ön Türk tarihi ile ilgili araştırmalara adadı.
Aynı zamanda Kazım Mirşan'ın yaptığı araştırmalarda Ön-Türk uygarlıkları tarafından Ot-Oğ olarak isimlendirilen Ön-Mısır'a M.Ö 3000 yıllarında Doğu Anadolu'dan isub-ög yazısının gittiğini tespit etmiştir. Kazım Mirşan'ın bugüne kadar anlamı çözülemeyen 184 adet mısır hiyeroglifini Ön-Türkçe olarak okumuş olduğu ve mumyalama tekniklerinin yine M.Ö. 3000'li yıllarda Altaylarda geliştirildiği düşünülürse piramit inşa teknolojisinin eski Mısır'a Ön-Türk uygarlıkları tarafından öğretildiği sonucuna ulaşılmaktadır.

Mirşan 19 Temmuz 2016 tarihinde Bodrum'da yaşamını yitirdi.

Tarih araştırmaları

Tarih konusundaki tezleri

Kazım Mirşan'ın Haluk Tarcan ile birlikte savundukları tezin, Mustafa Kemal Atatürk'ün teşvikleri ile 1930 yıllarında oluşturulan Güneş Dil Teorisi'ni ve Türk Tarih Tezi'ni destekleyen tarafları bulunmaktadır. Türk Tarihi'nin MÖ 16.000'li yıllara dayandığını savunur.
  • Yazı, MÖ 16.000 yılında Türkler tarafından icat edildi.
  • KürtçeÖn Türkçe'den sözcükler barındırdığı gibi bu sözcükleri Arapça ve Farsça'ya da taşımıştır.
  • Anadolu'da da Ön Türkçe yazıtlar bulunmaktadır.
  • Roma'nın küllerinden kurulduğu medeniyet olan Etrüskler Türk'tür. (Etrüsk yazıtları ilk defa 1970 senesinde Kazım Mirşan tarafından okundu).
  • Romalılardan önce İtalya Yarımadası'nda yaşayan Etrüsklerin konuştuğu dil olan EtrüskçeÖn-Türkçe kökenlidir.
  • İskandinavya dahil, tüm Avrupa'da 5000'den fazla Ön-Türkçe yazıt bulunmaktadır.[5][6]
  • Tüm dünya alfabelerinin kökeni Türk alfabesidir.[7][8][9]
  • İlk Türk devleti Hun İmparatorluğu olmadığı, ilk Türk devletinin Bir Oy Bil olduğu görüşündedirler. Ardından At Oy BilTürükbil (karşılığı:Göktürk)gelir.
  • Türk tarihinin çok eskilere dayanması gerektiğini gösteren en büyük delil ise; Orhun Yazıtları'dır. Çünkü Orhun Yazıtları'nda kullanılan dil ve noktalama işaretleri bu dilin en gelişmiş hali olduğu sonucuna götürmektedir. Böyle bir dilin oluşabilmesi için en az 3000 yıl geriye gidilmesi gerekir. Kazakistan[10]'da, Bu tezi destekleyen ve M.Ö 600'lere tarihlenen bazı yazıtlar bulunmuştur.
  • Bugün Çin sınırları içerisinde 300 metre boyunda piramitler bulunduğu ve bu piramitlerin Mısır'dan çok önce inşa edildiği tespit edilmiştir. Mısır'ın dip kültüründe de Türkler olduğu iddia edilmektedir. Bknz.Çin Piramitleri.
  • NorveçİsveçPortekiz ve Fransa'daki mağaralardaki yazıların Türkdamgaları (harfleri) ile okunduğunda anlamlaştığı ileri sürülmektedir.[5][6]
  • İskitlerin yani Sakalar'ın Türk kökenli oldukları ileri sürülmektedir.[9][10][11]
  • EtrüsklerTruvalılarSümerlerHititler ve Friglerin dip kültüründe Türk uygarlığı olduğu görüşü de ileri sürülmektedir. Bu kavimler Ön-Türkolmasa bile dip kültüründe Türk etkisi vardır.
  • Japon ve Çin medeniyetinin de dip kültüründe MÖ 4000 yıllarında Orta Asya'dan Çin'e ve Japonya'ya göçen Türkler var.
  • Türkler Anadolu'ya 1071'de değil, MÖ 7000'li yıllarda gelmişlerdir. Çevresi denizle çevrili Anadolu'yu sürekli besleyen Türk göçleri buraya sıkışmışlar ve Türk varlığını tesis etmişlerdir. Oğuzlar Anadolu'ya geldiklerinde karşılarında aynı dili konuşan pek çok Türk grubu ile karşılaşmışlardır.
  • MÖ 10.000 yıllarında ılıman iklim ve büyük göllerin olduğu anlaşılan Orta Asya'nın kuruması ve çölleşmesiyle Türk gruplarının çevre ülkelere yayıldığı ve diğer kültürlere etki yaptıkları ileri sürülmektedir. Bering Boğazı'ndan geçerek Kızılderili ve Güney Amerika kültürlerinin diplerinde de Türk etkileşimi olduğu ileri sürülmektedir.[10]
  • Yunanistan'ın Ön-Türkçe adının İç-Üy-Ök olduğu ileri sürülmektedir. Aynı zamanda Yunan kitabelerinde de Anadolu'dan gelen ve demiri çok iyi işleyen bir topluluk olduğu yazılmaktadır. Ancak bu toplumun mevsimlik geldiği bilinmektedir. Bu toplumun Ön-Türkler olabileceği ileri sürülmüştür.
  • Kazım Mirşan Mısır-Sina'da piramitlerdeki yazıtlarda Ön-Türkçe kartuşlar bulmuştur.
  • Kazım Mirşan Bizans'ın ilk kurulduğu dönemlerde Ön-Türkçe konuştuğunu ileri sürmektedir. Kanıtı ise; Trabzon'daki Rum Kilisesi'nde sadece Ön-Türkçe okunabilen yazılardır. Kazım Mirşan, daha sonraları başka kültürlerden etkilenerek Bizansın Ön-Türk dilini kullanmamaya başladığını ileri sürmektedir.

Bibliyografya


Türkçe yayınlar

  1. 1966: Türk Metriği
  2. 1970: Prototürkçe Yazıtlar
  3. 1978: Altı Yarıq Tigin (182)
  4. 1983: ProtoTürkçeden Bugünkü Kürtçeye
  5. 1983: Urgun-Selene Yazıtları için Kabul Olunan Tarih Tespitlerinin Yeniden Gözden Geçirilmesi
  6. 1985: Anadolu Prototürkleri
  7. 1990: Prototürk Bilginlerine Göre Astrofizik
  8. 1991: Bolbollar
  9. 1993: Prototürkçe Yazıtlar Hakkında Konferans
  10. 1993: Yazı İşretleri
  11. 1993: Alfabetik Yazı Başlangıcı ve Glozel Yazıtları
  12. 1994: Alfabetik Yazı Başlangıcı
  13. 1992: Tatarcanın Türk Alfabesi İle Yazılması (12)
  14. 1995: Side Bitigtaşları
  15. 1995: Öztürkçe "-sal" eki
  16. 1996: Preportekiz Bitigtaşları
  17. 1996: Barış Yolunda Eğitim
  18. 1997: Bugünkü Avrupa Dillerinde Prototürkçe İzleri
  19. 1996: Fiillerin İsim Ve Mastar Halleri İle Sıfat-Fiil ve Zarf-Fiil Alanlarında Bugünkü Avrupa Dillerinde Etrüskçe İzleri
  20. 1998: Dinlerin Gelişimi, Erken Türk Dininden Doğan Dinler, Side, Pre-portegiz, Glozel, Pre-Mısır, Etrüsk, Protpgrek ve Hinduizm, Tevrat, İncil, İslam
  21. 1998: Etrüskler, Tarihleri, Yazıları ve Dilleri
  22. 1999: Türk Takvimi
  23. 1999: Erken Türk Devletleri ve Türük Bil
  24. 2000: Sölgentaş Mağarası
  25. 2000: Bilge Atun Uquq: Türük Bilge Qağan Nine Bitig
  26. 2000: Moğulstandaki Kısa Yazıtlar
  27. 2000: Hiyeroglifler
  28. 2000: Avrupa,Sibir ve Orta Asyadaki En Eski Yazıtlara Dayanılarak Deşifre Edilen Pra-Mısır Hiyeroglifleri
  29. 2001: Makaleler
  30. 2003: Erken Türklerin Skandinavya Yazıtları

İngilizce yayınlar

  1. 1986: Univerzum bir çerçeve gibi Statik bir sistemidir?
  2. 1992: Anadoludan Piktogrammlar, Petroglifler, ISUB-ÖG ve UW-ON yazıtları
  3. 1992: Prototürk Bilginlere göre Kozmik invariansların Manipülasyonu
  4. 1996: Fiillerin İsim ve Mastar Halleri ile Sıfat-Fiil ve Zarf-Fiil alanlarında Bugünkü Avrupa Dillerinde Etrüskçe İzleri
  5. 2000: Avrupa,Sibir ve Orta Asyadaki En Eski Yazıtlara Dayanılarak Deşifre Edilen Pra-Mısır eserleri
  6. 2002: Eski Türk Bilginlerine göre Fizik ve Astrofizik Bilimi [The Science of Physics and Astrophysics According Old Tukish Scholars]
  7. 2003: Erken Türklerin Skandinavya Yazıtları
  8. 2003: Erken Türklerin Anadolu Yazıtları

Almanca yayınlar

  1. 1968: Hiperstatik Sistemlerin Eşdeğer Yükler ile Hesabı
  2. 1973: Proto-Grekçe Yazıtların Deşifre Edilmesi
  3. 1993: Alfabetik Yazı Başlangıcı ve Glozel Yazıtları
  4. 1993: Prototürkçe Gramer
  5. 1996: Pro-Portekiz Yazıtları
  6. 1996: Türlü Dillerde Proto-Türkçe İzleri
  7. 1997: Etrüsk Yazıtları

Dipnotlar

Dış bağlantılar

VİKİPEDİ

SaveSaveSaveSave
SaveSave

🎞Ceviz Kabuğu: Tarihin Derinlerinde Dev Türk'ün İzini Sürdü! Kazım Mirşan - Hulki CEVİZOĞLU

15 Bin Yıllık Türk Tarihi 

(Ceviz Kabuğu - Kazım Mirşan)

...  


Tarihin Derinlerinde Dev Türk'ün İzini Sürdü!

Bundan tam 14 yıl önce 6 Temmuz 2002’de Ceviz Kabuğu programındaki konuğum ezber bozan açıklamalarıyla Türk tarihine meraklı milyonlarca izleyiciyi ekranlara kilitlemişti. Akşam saatlerinde başlayan ve tutulduğumuz soru yağmuru ile sabaha karşı noktalayabildiğimiz programın konuğu tarihin derinliklerinde Türk’ün izini süren Kazım Mirşan’dı. 
Program boyunca Türk tarihine, aslında dünya tarihine önemli bir belge olacak, ışık tutacak bulguları Kazım Mirşan’la ele aldık.  

Gerçekten yazıyı Sümerli’ler değil Türkler mi buldu, ya da Sümerli’ler Türk müydü? Eğer bunlar doğru ise, dünyadaki uygarlıkların temelinde Yunanlı’lar, Yunan uygarlığı değil Türk uygarlığı yatıyordu. 

“Kâğıdı Türkler buldu”

diyordu Kâzım Mirşan. Kâğıdı Türkler bulduysa, gerçekten uygarlığın temelinde de Türkler var anlamı çıkıyordu. Latin alfabesinin ve bugünkü Avrupa uygarlığı’nın temelinde de Türkler olduğu, Avrupa uygarlığı’nı Türkler’in kurduğu gerçeği ortayaçıkıyordu. Bütün bu iddialarını irdelemiştik Kazım Mirşan’ın. 

Bir süre önce aramızdan ayrılıp Hakk’ın rahmetine kavuşan Mirşan’ın anısına o büyük yankı yaratan programdan satır başlarını bu vesile ile hatırlatmak istedim.


“DÜNYADAKİ TÜM ALFABELER TÜRK ALFABESİ’NE DAYANIR”

Hulki Cevizoğlu- Sizin ana teziniz ve ana bulgularınız nedir?
Kâzım Mirşan- Benim ana bulgum, bütün dünyadaki alfabelerin Türk Alfabesi’ne dayandığıdır. Alfabe demek medeniyet demektir. Yani, hiçbir medeniyet alfabesiz kurulamaz. O hâlde, bu medeniyetleri kuran insanlar da, yani Türklerdir diyebiliriz. Açıkça, çünkü alfabe Türkler’e aittir.
Şimdi bunları, Türkler niye alfabe yaptılar? Meselâ Sümer yazısını alalım veyahut da Çince’yi alalım; şimdi bu Çinliler de çalıştılar alfabeye, aynı usulle gittiler, Hiyerogliflerle başladılar, bir alfabe çıkmadı. Sümerli’ler de başladılar, bir alfabe çıkmadı. Şimdi bunun sebebi şu: Türkler, konuşmaya başladıkları andan itibaren yazmaya başlayan bir halk. Yani, bunların bu alfabeleri öyle 2-3 senede gelişmiş, 1000 senede gelişmiş şey değil, binlerce yılda diliyle beraber gelişmiş, en kolaylıklı hâle çevrilmiş bir durum. Bunu biz bugün açıkça görebiliyoruz türlü yazıtlarda.



Hulki Cevizoğlu- Ana tezleriniz içinde başka ne var?
Kâzım Mirşan- Bir de tabiî kültür, her yerde Türk kültürü. Meselâ bugün ben Avrupa’daki bütün dillerde çok sayıda Türkçe söz buluyorum. Bunların başında İngilizce geliyor, hatta bazı İngilizce şeylerin gramer kaideleri bile Türkçe.

Hulki Cevizoğlu- Şimdi buradan Mısır’a geçelim mi? Dediniz ki, Mısır’daki yazılar, resim yazıları, Hiyeroglifler yaklaşık M.Ö. 3000-3200 yıl öncesine dayanıyor. Toplarsak, 5000-5200 yıl önce oluyor günümüzden geriye doğru. Bunların Türk yazıları olduğunu da iddia ediyorsunuz. Peki, Türkçe’ye gelelim.
Kâzım Mirşan- Türkçe’ye gelince; ben ne yaptım? Bunlarda Orta Asya harflerinin olduğunu Mısır’da gördüm.

Hulki Cevizoğlu- Mısır yazıları içinde 120 tane Türk yazısı bulmuş olmanız Mısırlıların herhâlde Türk olduğunu göstermiyor, ama Mısırlıların Türkçe’den yararlandığını mı gösteriyor?
Kâzım Mirşan- Şimdi böyle demek doğru değil. Bence, bu şeyde Türkler her yerde azınlık olmuşlardır. Hiçbir zaman Türkler’i bir kıtaya yaymışlar; çünkü Avrupa’ya yayılmış, Asya’ya yayılmış. Yani, burada nereden çıkmışsın, ne kadar büyük alanlara yayılmışsın? Osmanlılar kaç kişi geldi Anadolu’ya? Eğer Anadolu’da yerli Türkler olmasaydı, İran üstünden gelen Osmanlı’lar bütün Anadolu’yu zapt edebilir miydi? Zapt edemezdi. Yani herkes... Mısır’da da öyle. Mısır’da aslında bu işleri yoluna koyan, o medeniyeti kuran Türklerdir.

Hulki Cevizoğlu- Mısır Medeniyeti’ni de Türkler kurdu diyorsunuz?
Kâzım Mirşan- Tabiî tabiî, yazıyla beraber gider.


M.Ö. 4 TÜRK DEVLETİ KURULMUŞ

Hulki Cevizoğlu- M.Ö. 4 tane devlet var, 4 Türk devleti var.
Kâzım Mirşan- Dört tane devlet var, bu büyük devletler. Yani “Türkbil” diye bir devlet var ki, muazzam büyük bir devlet. Yalnız, bu devlet...

Hulki Cevizoğlu- Nerede kurulmuş, hangi bölgede bu Türkbil Devleti?
Kâzım Mirşan- Bu Türkbil, ta okyanustan başlıyor bizim Çanakkale’ye kadar dayanıyor.

Hulki Cevizoğlu- Uygurlar var ama, Uygurlar’ın yazısı mı yok, Uygurlar da mı yok?
Kâzım Mirşan- Yani, Uyguristan denen yerde, yani eski Türkistan’da böyle bir kalıntı, buzullar çağına ait bir kalıntı yok... Yazı da yok, hiçbir şey olmayınca o Uygurlar değil. Şimdi ben şunu söyleyeyim: Uygur demek, bir defa sözü üzerinde durmak lâzım ama, durmayayım, bizim o tarafta en eski bildiğimiz yazıtlar tamgalı sayındadır. Burada pigtogramlarpetroglifler ve yazı işaretleri vardır. Eğer bunlara siz Uygur diyorsanız, ki Uygurlar da bir Türk diyeceğim, ama o zaman Türk sözü yok ortalıkta. Böyle diyorsanız, evet var, Orta Asya’da böyle bir medeniyet, yazı yazan bir medeniyet var.

Hulki Cevizoğlu- Siz ne diyorsunuz bunlara, Uygur demiyorsanız?
Kâzım Mirşan- Ben Türk diyorum, “erken Türk” diyorum. Ben Uygur sözü, federe Türk Devleti, yani Türkbil dediğimiz devlet, federe devletlerden kurulma bir devlettir. Yani, bugünkü tıpkı federal devletlerden kurulu Amerika gibi yahut da bugün Avrupa kuruluyor böyle.

İSKANDİNAV YAZITLARINI ÇÖZDÜ

Hulki Cevizoğlu- Yeni çalışmanız, İskandinav Yazıtları mı?
Kâzım Mirşan- Bu, en önemli konu şimdilik benim için. Şimdi şöyle bir durum var burada: Efendim, bizim Talas Yazıtı vardır. Bunun bir alfabesi vardır kendisine göre ve bu yazıtı şimdiye kadar kimse okuyamamıştır, ben hariç. Bu, notadır, doğrudan doğruya çekilen bir notadır...

Hulki Cevizoğlu- Yani diplomatik bir nota, müzik notası değil.
Kâzım Mirşan- Hayır, bir devletten öbür devlete çekilen bir notadır. Şimdi burada bu nota çekiliyor. Şimdi bunun
cevabı Gotland adasında bulunuyor.

Hulki Cevizoğlu- Nerede bu Ada?
Kâzım Mirşan- Bu, Baltık Denizi’nde, İsveç’e tâbi. Eskiden Danimarka’nınmış, şimdi İsveç’in olmuş, Gotland diye bir ada var. Şimdi bu adada, bu bizim Talas Yazıtı’ndaki tamgalar aynen kullanıldığı gibi Talas yazısındaki kavramlar da aynen geçiyor. Yani, Talas yazısındaki “akın, makın” gibi kavramlar, birtakım şeyler, işte, “ben utiyim, halkın lideriyim” gibi şeyler burada da aynen o konu geçiyor. Yalnız arada bir tek fark var. Bizim Talas’taki yazı pozitif bir tutum, öbürü dinî bir tutum; aradaki fark bu. Yani, Gotland’daki şey dinî bir metin aslında, fakat yine o pozitif bir ifadenin sözleriyle yapılmış bir dinî yazı. Şimdi Gotland’daki bu yazı, bana bütün İskandinav yazıtlarını okuma imkânı verdi. Şimdi şundan bu netice çıkıyor: Evet, bu yazıtlar Türkçe, İskandinav yazıtları. Fakat, Türkler bu dili kendi ırklarından olmayan başka bir dile de yahut da kendi kültürlerinde olmayan bir dile devretmişler, onlar da bunu bugün anlaşılmaz hâle soktular. Buna rağmen, bu İskandinav dilleri esaslı olarak ele alınırsa...

Hulki Cevizoğlu- Ne çıkar?
Kâzım Mirşan- Bence Türk kökenli oldukları çok da belli olur.

Hulki Cevizoğlu- Türk kökenli olsalar ne olur?
Kâzım Mirşan- Şimdi Türk kökenli olursa, bizim eskiden büyük bir medeniyetimiz olduğu meydana çıkar.


“ETRÜSKLER’İN 8600 YAZITINI İLK KEZ BEN OKUDUM”

Hulki Cevizoğlu- Dünya tarihinde bu alanda manalı sözü Etrüsk Yazıtları’nda siz okudunuz?
Kâzım Mirşan- Evet, ben okudum. Ben Etrüskçe ile uğraşırken büyük araştırmalar yaptım, benim dayanağımla onların dayanağı farklıdır. Etrüsk yazıları nasıl peydah oldu? Bütün Türk dünyasındaki alfabelerin her harfi teker teker karşılaştırdım, baktım ki Etrüskçe hiç de bizim yabancımız değil.

Hulki Cevizoğlu- Bunu bugüne kadar kimse çözememiş de sadece siz mi çözdünüz Sayın Kâzım Mirşan?
Kâzım Mirşan- Hayır, bunu ben çözmedim,bu hakikati gördüm, bu saçmalıklarını meydana çıkartıyorum. Ben ne yaptım? Eğer şu harf gösteriliyorsa, bu harf Etrüskçe’de de var. Etrüskçe nerede geçiyor? Orta Asya’da geçiyor mu, hangi yazıtlarda bu var? Yazıtları teker teker yazmak suretiyle bu çalışmayı çıkarttım ben ortaya. (...) Yani, hakikaten düşünürsen, bu Etrüskler de aynı Türkler, Orhun Yazıtları hangi kaideye göre yazılmışsa, Etrüskler de aynı kaideyi kullanmışlar.



Atatürk, Gençliğe Hitabe’sinin ilhamını Bilge Kağan’dan aldı

Hulki Cevizoğlu- “Atatürk’ün hitabesi de Bilge Kağan’ınkine çok benziyor, acaba Atatürk oradan mı esinlendi, diye düşünüyorum” diyorsunuz.
Kâzım Mirşan- Evet evet.

Hulki Cevizoğlu- Eğer böyleyse bile, bu da çok önemli. Niye? Yaklaşık 2500 yıl önce Bilge Kağan Türkler’e hitap etmiş, 2500 yıl sonra da, yine ortalama söylüyoruz, Atatürk onu alarak bile olsa ya da oradan esinlenerek bile olsa bunu yine Türkler’e hitap etmesi, Atatürk’ün tarihin kökenlerine, dibine inerek aynı şeyi canlandırması anlamına gelmiyor mu?
Kâzım Mirşan- Geliyor. Fakat Atatürk’ün bir hususiyetini unutmamak lâzım. Atatürk bunun hakiki manasını anlamaya çalışmış. Bu yanlış yamalak ecnebilerin yaptığı tercümeler içinde bu Türk ne söyleyebilir, ne diyebilir, yani onların her çalışmasına da inanmamış bence. Çünkü, hemen hemen paralellik var. Yani, onun şimdi yerini tespit edemiyorum, okumak isterdim, fakat hakikaten Atatürk’ün bu hitabesini ben çok benzetiyorum o hitabeye.

Kaynak: Tarihin Derinlerinde Dev Türk'ün İzini Sürdü! - Hulki CEVİZOĞLU

20170906

Ceviz Kabuğu:(2012) Tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı, “Atatürk Cumhuriyeti’nin önümüzdeki zamanda şekil değiştirerek devam edecek”



3 Aralık 2012 Pazartesi
 
Ünlü tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı, “Atatürk Cumhuriyeti’nin önümüzdeki zamanda şekil değiştirerek devam edeceğini” söyledi. “Cumhuriyet’in toplum için her zaman bir ilaç olamayabileceğini” ifade eden Ortaylı, “Bazen Monarşiler Cumhuriyetten iyi olabilir” dedi.

Atatürk’ün döneminin en büyük adamı olduğunu vurgulayan Prof. Ortaylı, “Atatürk zamana ve zemine yenilmemiştir. Sınırsız dünya görüşü onu zamanının liderlerinden ayırıyordu” diye konuştu.  

Tarihçi Ayşe Hür’ü de eleştiren Prof. Ortaylı, “Boş verin onu, etraflı bir araştırmacı değil” dedi. 

Gazeteci Hulki Cevizoğlu’nun Karadeniz TV’de canlı olarak yayınlanan Ceviz kabuğu programında konuşan ünlü tarihçi Prof. Dr. İlber Otaylı, izleyicilerin büyük ilgisini çeken açıklamalarında şunları söyledi:
  •  “Osmanlı emperyalistti, bundan utanacak değiliz”, 
  • “Osmanlı 3. Roma İmparatorluğudur”, 
  • “Hilafet Kuran’da yoktur. Kırılmış kristaldir, geri gelmez”, 
  • “İsmet Paşa dönemi, âdeta Cumhuriyet’ten geri dönüştür.” 

Hulki Cevizoğlu: Kitabınıza “Cumhuriyet’in İlk Yüzyılı” adını koyduğunuza göre Cumhuriyet’in ikinci yüzyılından da umutlusunuz diye düşünüyoruz... 

Prof. Dr. İlber Ortaylı: Cumhuriyet devam edecek ama nasıl bir cumhuriyet devam edecek? Ondan endişe edebilirsin. Cumhuriyetten başka bir biçim dünyada mümkün değil ama nasılını düşünebilirsiniz. Cumhuriyetçiyiz fakat cumhuriyet toplum için kesin bir ilaç değildir. 

Hulki Cevizoğlu: Cumhuriyet deyince Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet geliyor akla. “Atatürk’ün kurduğu cumhuriyet devam edecek mi?” diye soruyoruz tabii. Siz, “devam edecek ama Atatürk’ün Cumhuriyeti gibi olmayabilir, bazen Monarşiler cumhuriyetten daha iyi olabilir” diyorsunuz... 

Prof. Dr. İlber Ortaylı: Evet. Ortadoğu’da ve Arap dünyasındaki cumhuriyetten farklı bir cumhuriyettir... Türkler padişahlarını seviyorlar, sevmediklerinin üzerinde durmuyorlar.

Muhteşem Yüzyıl’ın tarihle ilgisi yok

Hulki Cevizoğlu: Kanuni’yi anlatan “Muhteşem Yüzyıl” adlı televizyon dizisine Başbakan Erdoğan ağır eleştiriler yöneltti, savcıları göreve çağırdı. Sizce de bu dizi film “ecdadımızın gerçeklerini!” yansıtmıyor mu? 

Prof. Dr. İlber Ortaylı: Bana çok soruyorlar, “bu film gerçeği yansıtıyor mu” diyorlar. Hayır, etmiyor. Eğleniyorsan izle diyorum. Bıktım cevap vermekten. Tarihle ilgili hiçbir şeyi öğretmiyor. Gerçeği ifade etmiyor. Hiç mi gerçek bir yanı yok bu olayın? Bunlardan ne konu çıkar bilemiyorum, ama tarihle ilgisi yok o dizinin.

Hulki Cevizoğlu: Size de danışmanlık mı teklif etmişlerdi?

Prof. Dr. İlber Ortaylı: Girmem bizim filmcilerle bu işlere. Yapımcı başka bir şey yapar senin dediğinden, sen rezil olursun. Tarihi film ve romanda bire bir gerçeklik aranmaz. Yansıtmak zorunda değil, ama bu kadar olunca da sıkılırım. Kanuni o kadar sefere çıkmış, hiç mi gerçekliği olan bu yönü yansıtılamaz?  

Hulki Cevizoğlu: Peki başka bir şey sorayım... Kanuni fethetmek zorunda mıydı?

Prof. Dr. İlber Ortaylı: Evet etmek zorundaydı. Herkes ediyor çünkü, gücü gücüne yetene o dönemde...

Osmanlı emperyalistti ama utanacak değiliz

Hulki Cevizoğlu: Peki Osmanlı emperyalist miydi? Bundan utanılır mı?

Prof. Dr. İlber Ortaylı: Herhalde emperyalist... O yüzden utanılır mı? Herhalde utanacak değiliz. Tarih konusundaki bütün sıkıntı tercüme edebiyatın kısır bir şekilde yapılıyor olması. Bu dönemde de utanacak değiliz. Kim utanıyor ki? Ben, Osmanlı 3. Roma İmparatorluğudur, deyince de muhafazakarlar kızmıştı.

Hulki Cevizoğlu: Başbakan, Muhteşem Yüzyıl dizisiyle ilgili, “bizim ecdadımız böyle değildi” dedi. Bir televizyon programında da eski bakanlardan Ufuk Söylemez de “7 yaşında tahta geçen bir padişah var, deli İbrahim var... Bunlar da mı bizim ecdadımız?” diye sordu.

Prof. Dr. İlber Ortaylı: 7 yaşında tahta çıkan iki padişah vardır. Bu dönemler bir geçiş dönemidir. Hamileri vardır bu kişilerin. 4. Murat 17,5 yaşına gelince “Ben yokken neler yaptınız” diye olmadığı dönemin hesabını sormuştur. Kılıçtan geçirmiştir şöyle bir... Ecdadımızdır bunlar da tabi reddetmeyiz. 

Atatürk örgütlenme dehası

Hulki Cevizoğlu: Sokak dili ile soralım. Atatürk büyük adam mıydı?

Prof. Dr. İlber Ortaylı: Öyle tabii. 

Hulki Cevizoğlu: Kitabınızda da bu büyüklüğün sırrını açıklıyorsunuz. Nedir?

Prof. Dr. İlber Ortaylı: Atatürk bir örgütlenme dehası. Kendini çok iyi gizliyor, gereksiz ortaya atılmıyor. Zamanlamayı çok iyi kullanıyor bir kere. Asla zamansız ileri atılmıyor. Zamanının liderlerinde yok bu. 

İkincisi sınırsız bir dünya görüşü tecrübesi var. Zamanın ve zeminin olumsuzluklarına teslim olmamıştır. Askeri dehası, ricat savaşını bir politikaya stratejiye çeviriyor. Kurtuluş savaşına girmeyenler paşalar var mesela o dönemde. Umut görmedikleri için. İnönü gibi, Fevzi Çakmak gibi. Ama bunlara vatan haini denemez. Görememişlerdir geleceği, bir şey diyemezsiniz.

Ayşe Hür araştırmacı değil

Hulki Cevizoğlu: İzleyicilerimiz, benim Habertürk TV’de katıldığım bir programda tarihçi Ayşe Hür ile tartışmamızı hatırlatarak soruyorlar. Ayşe Hür, “Atatürk’ün kadınlara hak vermediğini, kadınların kendisinin bu hakkı aldığını” ileri sürmüştü.

Prof. Dr. İlber Ortaylı: Boş verin onu, hiç zikretmeyin. Hiç tartışmıyorum. Etraflı bir araştırmacı değil o. 

1930’ların dünyasında kadın hakkı çok sınırlı. Amerika’da kadının seçme hakkı yok. Sovyetler Birliği’nde kadına hak verilmiş de ne olmuş yani? Traktöre binme hakkı verilmiş, o da proleterler arasında alay konusu olmuş. 
O tarihte Türkiye’de kızlar okutuluyordu. Bir devletin evin içine kadar girmesi hiç kolay değil. Ama, o sloganı atıp, işin başlaması bile çok önemli. 

Hulki Cevizoğlu: Ayşe Hür, kadınlar haklarını kendisi aldı, diyor.

Prof. Dr. İlber Ortaylı: Yok canım, yok canım. Allah aşkına yani. O tarihte hiçbir ciddi kadın hareketi yoktu. Halide Edip’i bile herkes küçümser bu memlekette. Sağcılar, solcular. Biz aldık. Ne aldınız siz ya? Bunlar küçümsenecek şeyler değil. Kadına hakları verilmiştir. Tarihi olguları çarpıtmanın veya abartmanın hiçbir yeri yoktur. Bunun böyle olduğunu biliyoruz. 

Hulki Cevizoğlu: Israrla, Atatürk’ün gizli siyasi vasiyeti olduğunu ileri sürenler var. Bunun aslı var mı?. 

Prof. Dr. İlber Ortaylı: Gizli siyasi vasiyetler hakkında fikir beyan etmemeyi tarihçiliğin gereği olarak görüyorum. Kahve sohbetinden öteye bir değeri olmadığı çok açık bunun. Türkiye sorumlu ve akıllı bir ülke olmak durumunda. Çünkü Türkiye takip edilen, gözlenen bir ülke. Burada ortaya çıkan her neşriyat takip ediliyor. Bu yüzden politikada söz sahibi olan her adamın ağzından çıkan sözü kulağının duyması lazım. 

Hilafet kırılmış kristal gibidir, geri gelmez

Hulki Cevizoğlu: Bu gizli vasiyetten kasıt, içinde hilafetin geri getirileceği iddiasının olması.

Prof. Dr. İlber Ortaylı: Hilafet kırılmış kristaldir. Geri gelmez. Ne kadar kristal olduğu da tartışılır. Arap dünyasında 19. yüzyıldan beri kimse Türk halife istemedi. Araplar, Türk halife hakkında vıdı vıdı konuşuyordu, saygısı yoktu. Hilafet uhrevi kurum değil, dünyevi kurumdur. Kur’an’da yoktur. Bunu Hz. Ömer de söylemiştir. Kendisine de halife denmemesini, Emir-ül Mü’minin, Müminlerin Yöneticisi denmesini istemiştir. 

Harem Enderun’un ikizi

Hulki Cevizoğlu: Harem çok merak ediliyor ve tartışılıyor. Savunanlar, oranın bir eğitim yeri olduğunu; karşı çıkanlar ise, yatak odası olduğunu söylüyor. Bu harem denilen yer, padişahın yatak odası yeri mi yoksa bazı tarihçilerin kullandığı gibi eğitim yeri mi?

Prof. Dr. İlber Ortaylı: “Harem eğitim yeridir” lafını biz kullandık. Halil (İnalcık) Hoca ve ben. Harem, Enderun’un ikizidir. Oraya gelen kızlar çok trajik vaziyettedir. Geliyorlar ve belli bir eğitime tabi tutuluyor. Çok yüksek bir okuma biliyorlar. Orada verem hastalığı yaygın. Kafkaslı gençler İstanbul’a dayanamıyor. Bunların hepsi padişahın karısı olmuyor tabii. Enderun’dan kişilerle, şehzadelerle evlendiriliyor. Bir banalite var bu konuda. Tarih bilgisinin eksikliği ortaya çıkarıyor bunu. Harem konusunda yazılanlar yeterli değil. Harem, İslâmi değildir, önce de vardır. Mesela Topkapı Sarayı’nın 200 bin evrakı var. Hepsinin incelenmesi lazım. 

Hulki Cevizoğlu: “Halkın seçeceği ilk cumhurbaşkanı olmak ister mi” diye soruyor izleyicilerimiz.

Prof. Dr. İlber Ortaylı: İstemem. Benim işim gücüm var neden isteyeyim? Türkiye’nin yapısı başkanlık sistemine uygun da değildir. Başka iyi arkadaşlar var, onları tavsiye ederim. 

Büyük inkılapçılar çocuk sahibi olmaz

Hulki Cevizoğlu: Atatürk’e gelelim şimdi. Biz Cumhuriyet dediğimiz zaman Atatürk Cumhuriyetini anlıyoruz. Ama şimdi “Atatürksüz bir Cumhuriyet” var. Atatürk’lü Cumhuriyet ile Atatürksüz Cumhuriyet arasında fark var mı?

Prof. Dr. İlber Ortaylı: 1935’ten sonra Atatürk ciddi derecede hasta. Hükümetin işlerini takip etme durumunda değil. Çok nadiren kulağına çalınıyor. Acil olaylarda falan. Hekimlerinden de şikayetçi, etrafla da ilgisi yok. Tek yapabildiği Anadolu gezileridir. İstanbul’a küstüğü zaman Anadolu gezilerine çıkardı. İstanbul muhalefetin merkezidir. Kaç tane gazete var orada... İsmet Paşa dönemi, âdeta Cumhuriyet’ten bir geri dönüştür. Bunu, Yusuf Hikmet Bayur anlatır. Manasız bir Atatürk düşmanlığı var bu ülkede ama tarihi kişilikler öyle kolay silinmez. Yarın yeniden avdet eder. Atatürk’ün hasta zamanlarına ait resimler özellikle asılıyor bazı yerlere. Onu anmak için güzel bir fotoğraf mı tercih edersiniz yoksa hasta görünümlü solgun fotoğraflarını mı? Atatürk bir ikon değil, puta tapmak değil. Ben hasta resimlerini asmam mesela, Meclis’deki resmini asarım. Atatürk’ün birçok resmi de palavradır, sonradan uydurulmuştur. Atatürkçüyüm diyenlerin bazıları sonra oturup, altı asırlık bir tarihi yok saymaya çalışıyorlar. Bu da doğru değil. 

Hulki Cevizoğlu: Seyirciler, “İnönü savaşlarının uydurulmuş olduğunu iddialarına hocamız ne der” diye soruyorlar. 

Prof. Dr. İlber Ortaylı: Alakası yok. İnönü Savaşları meclis kuvvetlerinin birliği ile yapılmış bir harekettir. Sonuç alınamamıştır ama önemlidir. Asıl meydan savaşı Sakarya’dır.

Hulki Cevizoğlu: Atatürk’ün özel hayatı ile ilgili “büyük inkılâpçıların çocuğu olmaz” diyorsunuz.

Prof. Dr. İlber Ortaylı: Yakup Kadri’nin sözüdür bu, çok da doğrudur. Sabahtan akşama ne olacağı belli olmayan birinin çocuğu olmaz. Bir hanedan yaratmamak için özellikle de kaçınmışlardır bundan genellikle. İnkılâpçının karısı da bu havaya girer. Ben de belgesi yok ama mesela Latife Hanımın “Reis-i Cumhure” olarak kart bastırdığı söyleniyor. Bir yüktür çocuk. Bu adam ya asılacak ya vurulacak ya da kaçacak. Ne olacak o kadın, çocuk...

Evren’i asalım demek olgunluk değil

Hulki Cevizoğlu: Siz 1913 Babıâli baskınından sonra darbeler döneminin başladığını söylüyorsunuz. 1980 darbesinden sonra 1982 anayasası yapıldı. Halkın yüzde 92’si “evet” dedi. Bunu nasıl açıklarsınız? 

Prof. Dr. İlber Ortaylı: Şimdi “korkarak oy verdik” diyor hepsi ama yüzde 92 korku ile verilecek bir oy değildir. Bir toplum için olgunluk göstergesi değil. Bu adamın devlet başkanlığını yüzde 92 onaylıyorsun. Şimdi yargılayalım ve hatta asalım diyorsun. Bu olgun bir davranış değil. 

Hulki Cevizoğlu: O zaman bu halka politikacı ya da aydın olarak güvenmeli miyiz? Yoksa bu halk, gücü görünce karar mı değiştirir?

Prof. Dr. İlber Ortaylı: Gücü görünce karar değiştirir. Kızamazsınız da bunun için. Çünkü çatışma yerine bu şekilde geçiştirmiş oluyor. Akıllıca davranmış oluyor. Uygar bir toplum verdiği sözü ve tavrı benimsemek durumundandır. Bugün kalkıp da hoşlanmadığınız birini asalım diyorsanız onda biraz ciddiyet yoktur. Halkoyu ciddi bir şeydir ve ciddi davranmak zorundadır.

http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/habergoster.php?haber=76302

Yeniçağ, 03.12.2012, Pt.,s.1.

🎞️Bir vatandaş, Dubai ve Türkiye’deki metro istasyonlarını karşılaştırdı.

  Bir vatandaş, Dubai ve Türkiye’deki metro istasyonlarını karşılaştırdı. pic.twitter.com/zB0iENTSdL — Telgraft (@telqraft) April 12, 2026  ...