Blog Listem

Sümerce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sümerce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20250613

📖 Turukkular’ın erken dönemlerde at binen bir dağ halkı olduklarına dair ciddi kanıtlar var.

Turukkular’ın erken dönemlerde at binen bir dağ halkı olduklarına dair ciddi kanıtlar var. 

Muhtemelen İlk Biniciler

Turukkular'ın bölgesinde MÖ 2000–1800 yıllarına ait kazılarda resmen at kemikleri keşfedildi❗️

---

📜 Yazılı Mezopotamya Kaynakları

Turukkular, MÖ 21.–18. yüzyıllarda yazılmış Akkadca ve Sümerce metinlerde geçer.

Hareketli ve kontrol edilmesi zor göçebe (ya da yarı göçebe) bir halk olarak izah edilirler.

Zagros Dağları’nda yaşadıkları, hızlı akınlar düzenleyip birden ortadan kayboldukları özellikle vurgulanır.

> Örneğin, Ur’un III. Hanedanı dönemi mektuplarında Turukkular “dağda yaşayan, kontrol edilemeyen, hızlıca saldırıp çekilen insanlar” olarak anlatılır. Bu da yüksek hareket kabiliyeti – yani binicilik – izlenimi verir.

---

🐎 Zagros Bölgesi’nde Erken Dönem At Kullanımı

Evcil atın en eski izleri, MÖ 3500–3000’den itibaren Karadeniz-Hazar bozkırlarında bulunmuştur.

Atlar, kısa süre sonra Anadolu'ya, Kuzey İran'a ve Zagros dağlarına yayılmıştır.

Zagros’ta (ör. Kermanshah, Godin Tepe) MÖ 2000–1800 tarihlendirilen at kemikleri kazılarda keşfedilmiştir.

Hitit ve Eski Asur kaynakları, MÖ 1800’den itibaren süvari birliklerinden söz eder.

→ Bu veriler, Turukkular’ın yaşadığı coğrafyada atın hem yük hem de savaş amaçlı kullanıldığını gösterir.

---

🧭 Turukku kavmi, dağ-göçebeliğini ve erken at kullanımını bir araya getirerek daha sonraki Kimmerler'in ve İskitler'in öncüsü olmuş olabilirler.

Bölgedeki erken at kullanımı, yüksek hareket kabiliyetleri ve göçebe yaşam tarzları, onların proto-süvari olma ihtimalini güçlendirir.

---

➕️ Ayrıca Turukkular'ın Türkçe gibi eklemeli /bitişken (aglutinatif) bir dil konuştukları kabul edilir!      

• İsim Yapısı ve Sonekler

- Turukkular’a ait yer, kişi veya kavim adları; Sümerce, Akadca ve Elamca metinlerde geçen şekliyle, aglutinatif (eklemeli) dillere özgü yapı özellikleri gösterir.

- Bu tür yapılar, Hurri-Urartu dilleri, Hatti dili ve Türkçe, Moğolca gibi Altay dilleri ile Macarca, Fince gibi Ural dilleri gibi diğer aglutinatif dillerde de görülür.

• Coğrafi ve Etnik Yakınlık

- Aynı bölgede yaşamış olan Hurri ve daha sonra Urartular gibi kavimler aglutinatif diller konuşmuşlardır.

- Bu nedenle Turukkular’ın da benzer bir dil yapısına sahip olması oldukça muhtemeldir.


Alıntı: Tamgha

20250326

📖 Sümerce ve Türkçe'nin Atası YENİSEY LENA TÜRK DİLİ

Sümerce ve Türkçe'nin Atası YENİSEY LENA TÜRK DİLİ

Sümercenin biz Türkler açısından en büyük güzelliklerinden ve tansıklarından biri, Türkçe sözcüklerin daha alt parçalara bölünemeyecek, kabaca son 1500 yıldan, yani, Eski Türkçe döneminden beri kullanımdan düşerek dilden yok olmuş bulunan en yalın köklerini, günümüzden, henüz kullanımda oldukları yaklaşık 5500 yıl önce çivi yazılı kayıtlara geçirerek tanıklamış olmasıdır. 

Türkçedeki denktaş Sümerce sözcükler de Türkçeye 5500 yıl önceki Sümerceden gelmemişlerdir. 

Sümercenin kendi sözcükleri olan kendi temel söz varlığıyla, Türkçenin kendi sözcükleri olan denktaş söz varlığı her iki dile de, aynı dili konuşan, Sümerlerin ata topluluğuyla Türklerin ata topluluğunun Uzun Yürüyüşle kendi yollarında birbirinden ayrılmadan hemen önce 
anayurt Yenisey-Lena yaşam alanlarında konuşulmakta olan, milattan önce 14000’lerdeki Yenisey Lena Türk Dili’nden gelmiştir.

Makale 350’nin üzerinde Sümerce sözcüğün Yenisey Lena Türk Dili> Sümerce | Türkçe” üzerinden, Türkçeyle olan denkliklerini ayrıntılı ve birebir, nokta atışı tanıklamalarla ilgilisine sunuyor.

Daha önceki dört Yenisey Lena Türk Dili> Sümerce | Türkçe” makalede (bknz. http://academia.edu Cengiz Saltaoğlu ağsayfası) 600 dolayında Sümerce sözcüğün Yenisey Lena Türk Dili > Sümerce | Türkçe” içerisindeki yerleri, eşdeğerlikleri ve denkliklerini ilgili ayrıntı ve tanıklıklarıyla topluca sunulmuştur.
Bu makaledekilerle birlikte 1000’e yakın sözcük içeren bir Sümerce söz varlığına ulaşılmış bulunuyor. Ve bu daha olabilecek olanın yarısı bile değil. ⬇️
Evet, bu makalenin bir alt iletisi de şu olacak: “Türk dili, dil istatistiği bilimine meydan okuyor”. İlgili makale;


Eneski Türkçede Kadınlar ve Erkekler - İşitmek Odunluk = Erkeklik mi? (Erkeksen işitme!)
Cengiz Saltaoğlu

20250102

📰✍️Muazzez İlmiye Çığ' Dört kitabın manasını öğreten tarihin kızı

Yayınlanma: 17 Kasım 2024,

Doğu Perinçek

Muazzez İlmiye Çığ, bütün boyutlarıyla yaşama aşkıdır; çalışma aşkı, öğrenme aşkı, öğretme aşkı, üretme aşkı! Bu aşk, hepimize ölümsüzlük duygusu veriyor.

Muazzez İlmiye Çığ’da Cumhuriyet vicdanının yıkılmazlığını yaşıyoruz. Önce kendisine karşı dürüsttür. Ve kendisine dürüst her devrimci aydın gibi, halkına karşı dürüsttür; insanlığa karşı dürüsttür.

Milletine ikiyüzlülük, onun için en büyük suçtur. Beynini ve yüreğini bütün berraklığıyla ve coşkuyla halkına açmıştır. Halkı Allah’la aldatma kültürünün karşısına, halkı tarihle eğitme kültürüyle çıkmıştır.

BİLİMİ HALKLAŞTIRDI

İbn Haldun’un dediği gibi, “Tarih bilimlerin anasıdır.” Toplum bilimi tektir ve tarihten başka bir şey değildir. İşte Muazzez İlmiye Çığ, bilimi halklaştırmıştır. Bilimlerin anası olan tarihi, üniversite salonlarından çıkarmış, halka taşımıştır. İşte gerçek demokratlık budur. Halkı aldatılan, kullanılan, omuzlarına basılan, köçek gibi ortada oynatılan bir nesne olmaktan çıkarmak; halkı bilgi ve iktidar sahibi yapmak: Muazzez İlmiye Çığ’ın yaptığı budur!

Yunus Emre, yedi yüzyıl önce, softa takımına, özetle “İlim ilim bilmektir, ya nice okumaktır, hepisinden iyice bir gönüle girmektir” diye seslenmişti.

Gerçek erenlerinden, halkın gönüldeşlerinden gelen bu kültürü, Atatürk Cumhuriyeti Muazzez İlmiye Çığlar'la ayağa kaldırmıştır. Halka bilimi götürmek, halktaki gönüllere akma birikimini canlandırmak; Cumhuriyet aydınının büyük işidir.

Perdeler kaldırılmış, kuyulara diri diri gömülen gerçekler yeniden gün ışığına çıkarılmış, çamurların içinde kalan doğruların üzerindeki kir ve pas temizlenmiş ve milletin önüne konmuştur.

DÖRT KİTABIN MÂNASINI ÖĞRETTİ

Yunus Emre, “Dört kitabın mânâsı budur işte var ise” diyor ya, Muazzez İlmiye Çığ, işte o “Dört Kitabın Mânâsı”nı halkına açıklamıştır: “Tevrat, İncil ve Kur’an’ın Sümer’deki Kökeni”.

İşte bu da bir kitap! Kutsal kitapların esrarını ortaya koyan kitap! Muazzez İlmiye Çığ’ın kitabı!

Muazzez İlmiye Çığ’ın bu kitabını, 20. yüzyıl Türkiye’sinde yayınlanmış onbinlerce kitabın arasından alıyorum, Halk Kitaplığı’nın, Cumhuriyet Eserlerinin baş köşesine koyuyorum. Hani bir halkın geleceğini belirleyen başucu eserleri vardır ya, işte onların arasına.

Bizim halkımız, Yunus Emre’ler neslinden gelen Muazzez İlmiye Çığlar sayesinde kolay cevaplardan kurtulmayı öğrenmektedir. Evet beyinlerimizin kıvrımlarında dolaşan o büyük soru: Varlık nedir, kökü nedir, sebebi nedir?

Muazzez İlmiye Çığlar, bu sorulara sonsuzda bulunan cevabın ipuçlarını veren o büyük çabanın yorulmaz emekçileridir.

Alın size o ipuçlarından biri: Tarih Sumer’de başlar. Böylece Hazreti Adem ve O’nun kaburga kemiğinden yaratılan Havva ile 4500 yıl önce başlatılan tarihe bir seçenek buluyoruz.

Hazreti Adem “ilk insan” ve aynı zamanda okuma yazma biliyor; okuyor!? Böylece insanlık yazıyı keşfedene kadar harcadığı 1.5 milyon yıllık zahmetten kurtarılmış oluyor.

Muazzez İlmiye Çığ, halkın beyninde o şimşekleri çaktırıyor. Hz. Adem, olsa olsa Sumerlerin o çivi yazılarını ilk okuyan ve yazanlarındandır.

MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ'IN KABURGASINDAN YARATILANLAR

Peki Havva?

Muazzez İlmiye Çığ, kadının erkeğin kaburgasından yaratılmadığını, kişiliğiyle, daima dik duran başıyla, daima içine herkesi sığdırdığı o uçsuz bucaksız gönlüyle yeniden ispatlamıştır.

Belki bizler, Muazzez İlmiye Çığ’ın kaburgasından yaratıldık! Öğrenmek, derinleşmek, köklerimize uzanmak, kendimizi bilmek: Bu eylemler de bir tür yeniden yaratılmak değil mi? Bunu borçlu olduğumuz yaratıcılardan biri de Muazzez İlmiye Çığ’dır.

Bilim ve sanatın yaratıcılığı, toplumların yeniden üretilmesi; yeniden yaratılmasıdır.

YA MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞLAR OLMASAYDI

Burada birden bir kaygı ürpertir yüreğinizi: Ya Muazzez İlmiye Çığlar olmasaydı?

Bu soru aslında ya cumhuriyet olmasaydı, ya Atatürk olmasaydı sorusudur. Daha doğrusu ya Devrim olmasaydı?

Bu sorunun cevabını da yine Muazzez İlmiye Çığlar’dan öğrenebiliriz: Devrim olmaz olur mu, Atatürk olmaz olur mu? Tarih var ya!

Tarih, nasıl ki Sumer’den başlar, o tarih devrimlerin tarihidir. Sumer’den başlayan tarih, Mustafa Kemal’lerle devam etmekte ve geleceğe uzanmaktadır. Kim demiş, “Tarihin sonu” diye.

“Tarihin sonu” gelmedi! Gelseydi, Muazzez İlmiye Çığ, o gülen, ışıldayan gözleriyle bize bakamayacaktı. Tarihin sonu gelseydi, Muazzez İlmiye Çığ, bütün topluma iyimserlik saçan o şen kahkahalarıyla umutlarımızı göğertmeyecekti.

SONSUZA YÜRÜYÜŞ

Tarih varsa, yarın da vardır!

Tarihin sonu gelmez. Muazzez İlmiye Çığ’ın da sonu gelmez. O, gürültüsüz, sessiz adımlarıyla, abartısız onuru ve gururuyla, sevgiyle, sevinçle ve gerçeklik duygularıyla sonsuza doğru yürümektedir.

Bizim Devrimci Cumhuriyetimizin cevheri tükenmez. O cevheri bir uygarlık tarihi beslemektedir. Muazzez İlmiye Çığ, Cumhuriyet Devrimi’nin toprağın altında bulduğu, ortaya çıkardığı ve işlediği cevherdir.

Cumhuriyet Devrimi olmasa, tarihin kızı, toprağın altında kayaların arasında, çeperlerin içinde kalırdı.

Tarihin biriktirdiği devrim, tarihsel birikimin ürünü olan Atatürk, tarihin kızını keşfetti ve Türkiye halkına öğretmen atadı.

Muazzez İlmiye Çığ’ın 1990’larda ikinci keşfi, Bilim ve Ütopya dergisinin çabasıyla olmuştur.

Demek ki, Kemalist Devrim’in aydınlanması, bilimselliği, halkçılığı bastırılamıyor; yok edilemiyor. Çünkü Sumer’den gelen aslında O’dur. “Dört kitabın mânâsı”, uygarlık birikimidir. O birikim hareket halindedir; tarihten beslenerek bağrından yeniyi üretir.

Ve uygarlık birikimi, bize hep cevabı sonsuzda bulunan soruları sorar. Geceleri beni uykusuz bırakan sorular vardır. Sayın İlmiye Çığ, önemli bir kısmı Topkapı Sarayı’nda, depolarda, dehlizlerde bulunan 80 küsur bin Hitit tableti bulunduğunu söyler. Bunlardan hatırımda kaldığına göre, 30 bin küsuru okunmuştur.

ÖNCÜ ÖRGÜTLENME GELENEĞİNİN BAYRAKTARI

Muazzez İlmiye Çığ, Türk Devriminin öncü örgütlenme geleneğinin de bayraktarıydı. Vatan Partisi’ne üye oldu ve Genel Başkan Başdanışmanıydı.

Bize Namık Kemaller'den, Talat Paşalar’dan, Mustafa Kemal Atatürkler’den miras Öncü Parti geleneğinin temsilcisi olarak da örnek bir kişiliktir,

!5 Şubat 2015 günü Vatan Partisi Genel Kurultayı’nın açış konuşmasını O’nun önünde yapmış olmak, omuzlarımıza tarihî sorumluluklar yüklemiştir.

Türk Devrimini kesin zafere ulaştırmak, Atatürk’ün bize bıraktığı bayrağı sonsuzluk burcunda dalgalandırmak, Muazzez İlmiye Çığ’ın Vatan Partisi'ne emanet ettiği görevdir.

UYKUSUZ BIRAKAN SORU

İşte bizi uykusuz bırakan soru: Geri kalan 50 bin Hitit tabletinde neler var?

Muazzez İlmiye Çığ bu çıldırtan merakı beyinlerimize bırakmıştır bir kez.

Tarihin kızı, bir toplumun merakında, bir toplumun özleminde “Sonsuz’un Kızı” olmuştur.

ALINTI: https://www.aydinlik.com.tr/koseyazisi/dogu-perincek-muazzez-ilmiye-cigi-yazdi-dort-kitabin-manasini-ogreten-tarihin-kizi-495720

20241227

📖'Sümerce Türk kökenlidir'

Uydurma Hint-Avrupa dezenformasyon efsanesini yıkmak: Sümerce Türk kökenlidir Aşağıdaki makale, Türkçe ve Sümercenin kelime, morfoloji ve gramer açısından ortaklığını kanıtlayan en yeni ve en gelişmiş çalışmadır. 2019 yılında Rus yazar Kurmaev tarafından yazılmıştır.

Kisamov bunu Rusçadan İngilizceye çevirmiştir. "1914-1915 yılları arasında Alman Sümerolog Fritz Hommel, anlam ve fonetik olarak eşleşen 200 Türkçe-Sümerce kelimeyi karşılaştırmış ve "Sümerce Türkçedir" adlı bir kitap için bir makale yazmıştır.


Ancak, makale, belki de daha sonra başlayan ırkçılık nedeniyle, araya giren I. Dünya Savaşı nedeniyle yayınlanmamıştır. Makalenin bir el yazması kopyası hala mevcuttur".

Noah Kramer, "Sümerler, Tarihleri, Kültürleri ve Karakterleri" adlı yayınında Sümer-Türk ilişkisini 1963 yılında kapsamlı bir şekilde ele almıştır. Vecihe Hatiboğlu, Osman Nedim Tuna ve Olcas Sülaymanov aynı konuda eserler yazmışlardır.


Osman Nedim Tuna 165 ortak Sümer Türkçesi kelimesi yayınladı. Sonra kelime sayısını artırdı. Süleymanov sadece "insan, doğa ve inanç" konularında 60 ortak Türkçe-Sümerce kelime gösterdi.
Muazzez İlmiye Çığ, "Sümerler Türklerinin Bir Koludur" adlı kitabında bu ilişkiyi kapsamlı bir şekilde ele aldı ve birçok kelime örneği verdi.


Şimdiye kadar en kapsamlı Sümer-Türkçe ortak kelime listesi Polat Kaya'nın İngilizce yayınlanan mini sözlüğüdür.


Sümercenin kökeni hakkında yapılan araştırmalarda yaşayan diller ile ilgili karşılaştırmada en büyük hata günümüz Türkçesiyle yapılmasıdır. Oysa bu Ural Altaik dilin dil ailesine dönüştüğü MÖ8-6yy esas alınmalıdır. Günümüzde ona en yakın Türkçe ise Çuvaşçadır.

Alıntı: https://x.com/AnadoluTarihii/status/1872891306856574981


20200411

Sümer Dini ve Tek Tanrılı Dinlerin Karşılaştırılması


SÜMER DİNİ VE TEK TANRILI DİNLERİN KARŞILAŞTIRMASI

Türkiye’de şimdiye kadar Sumer dili ile Türk dilinin karşılaştırılması üzerinde iki araştırma yapılmıştır.(3) Türk mitolojisinde Sumer mitolojisinden izlere ait Muazzez İlmiye Çığ tarafından yapılan bir çalışma, 1993 yılında toplanan “Türk Kültürü Kongresi”ne sunuldu, henüz yayımlanmadı.

Bilindiği gibi, yüzyıllar boyunca Batı kültürünün temeli, Yunanlilara, dini de Tevrat’a dayandırıliyordu. Fakat Sumerlilerin kültürü ortaya çıkmaya başlayınca, Batı dünyasının gelişmesindeki ana kaynağın Sümerler’de olduğu anlaşıldı. Sumerlilerin gerek kendi çağlarındaki, gerek daha sonra var olan kültürlere yaptıkları etkileri iki kaynaktan izleyebiliyoruz:

1. Arkeolojik buluntular ve 2. Yazılı belgeler.

Bu etkiler; mimaride, sanatta, teknikte, sosyopolitik kurumlarda, bilimde, edebiyatta ve dinlerde görülmektedir. Kazılarda çıkanlan tapınaklann, sarayların, hatta özel evlerin yapı tekniği ve stili, daha sonraki milletlerin mimarisini şu veya bu şekilde etkilemiştir. 

Bundan en az 5 bin yıl önce Sumerlilerin uyguladıklan kemer, kubbe sistemi, sütunlar, yuvarlak pencereler, mozaikler, duvar süsleri, kabartmalar, sunaklar, nişler Ortadoğu’da olduğu gibi, Yunan, Roma yoluyla Batı mimarisine girmiştir. Silindir mühürlerinde görülen, tapınaklann duvarlannı süsleyen iki tarafında hayvan figürlü hayat ağacı, birbirleriyle kavga eden mitolojik hayvanlar, arslan başli kartal, uzun boyunlan birbirine geçmiş hayvan fıgürleri; İspanya, Fransa, İsviçre ve Orta Almanya’daki ortaçağ 

Almanya’daki ortaçağ kiliselerinde çeşitli süslemeler halinde görülmektedir.(4)

Yapılarda kullanılan tuğla, kerpiç, evlere kadar künklerle getirilen su yollan, tuvalet, lağım teşkilatı Sumerlilerde başlamıştır. Sumer’in özellikle Lagaş Kralı Gudea zamamna kadar ulaşan plastik sanatını, ünlü heykeltraş Henry Moor (Henry Moor on Sculpture, Edithed by Philip James, London, 1968, s.165-167)’da dünyamn büyük plastik sanatlan olarak tanımlanan erken-Yunan, Etrüsk, eski Meksika, Mısır’ın 4-12. sülaleri zamanı, Roma, Gotik sanatı ile aynı düzeydetutmakta ve onlardaki canlilik, ifade taızı ile sanat özelliklerini uzun uzun açıklamaktadır.

Kanallar açarak bataklıklann kurutulması, tarımın sulanması, ulaşımın sağlanması, sulann önüne set konarak bir tür baıaj uygulaması (5), yolculann her türlü rahatı bulacağı han veya motellerin yapılması (6), yine Sumerlilerde başlaınıştır.

Bugün uygarliğımızın temeli olan tekerlek, bundan en az 5 bin yıl önceye ait Ur kral mezarlarında gömülmüş arabalarda ve birçok kabartmada görülmektedir. Bu mezarlarda bulunan altın, gümüş, fildişi eserlerin türü ve işçiliği zamanımıza kadar ulaşmıştır. Sularda taşımacılık yapılan tekneler ve yelkenliler yine onların buluşudur.

Sumerlilerin uygarlığa en önemli katkıları, dillerine göre bir yazı icat etmeleri ve okullar açarak onu istedikleri her konuyu yazacak şekilde geliştirmeleridir. Başlangıçta yazı, resim şeklinde taşlar üzerine yazılmış.

Daha sonrâlan Dicle ve Fırat nehirlerinin oluşturduğu bol kil yazı malzemesi olarak kullanılmış. Yumuşak kil üzerine yazılmaya başlanan yazı, yavaş yavaş şekil değiştirerek işaretleri oluşturan çizgiler çivi şekline dönüşmüş (bu yüzden bugün “çiviyazısı” deniyor), kelimeler de kısmen hece olmuş, böylece hem kendileri istediklerini yazabilmişler, hem de Ortadoğu milletleri olan Babilliler, Asurlular, Hurriler, Hititler ve Urartuların da kendi dillerini yazmalarını sağlamışlardır. Ugaritler vePersler de bu yazıdan harf yazısı yaparak yararlanmışlardır. Sumer yazısı Mısır yazısının icat edilmesine de önderlik etmiştir.

Geçen yüzyıldan beri yapılan kazılarla gerek Mezopotamya’da, gerek Anadolu’da on binlerce çiviyazıli tablet bulunnıuş, yazılar okunnıuş, diller çözülmüş ve tamamıyla unutulmuş en az üç bin yıllık Ortadoğu milletlerinin tarihi meydana çıkmış ve çıkmaktadır.

Sumerlilerin en önemli iki politik mirasından biri olan ve İÖ 3000 yıllannda kurduklan şehir beylikleri, Hindistan’dan Akdeniz’e kadar olan alandaki ve ortaçağ Avrupa’sındaki şehir krallıklarının öncüleri olmuştur. Bu şehirler; özgür ve kölelerden oluşan şehirlileri, siyasal meclisleri, askerleri, saygınları, rahipleri, alıcı ve satıcılan, çiftçi, sanatçı ve tüccarları, şehri koruyan Tanrısı, yeryüzünde onu temsil eden kralı, tapınakları, şehir surları ve onların kapıları ile birbirine benzemektedir.

İkinci politik miras, yazılı kanunlardır. Şimdiye kadar bulunan ilk Sumerce yazılı kanun kitabı, yeni Sumer devrini başlatan üçüncü Ur sülalesinin kurucusu Urnammu tarafından kaleme aldınlmıştır. Sumer kanunlannın daha sonra yazılanlara önderlik ve kaynaklık ettiği anlaşılıyor.

Alım satım, borçlanma, kira, miras bölüştürme gibi her türlü hukuksal işlerin birer yazılı antlaşma ile yapılması ilk Sumerlilerde başlamıştır. Evlenme boşanmalar da, .yasal sayılması için yazılı bir antlaşma ile kanıtlanmalıydı. 
Taşınmaz mallar ilk olarak bir kadastro yoluyla Sumer’de güvenceye alınmıştır.

Vergi dengesizliğini, kırtasiyeciliği, zorbalığı, rüşveti önlemek, kadın ve erkeğin eşit işe eşit ücret almasını sağlamak amacıyla ilk reform yapan yine Sumerliler olmuştur (7).

Bunlardan başka Sumerlilerin bilimde attıklan temeller de küçümsenecek gibi değildir. Onlar gökyüzünü incelemişler; Ayın hareketine göre seneyi otuzar günlük 12 aya bölmüşler. Güneş sistemine göre de her yıl artan 10 günleri toplayarak üç yılda bir seneyi 13 ay yapmışlar. Ayları haftalara bölerek, hafta içinde bir günü dinlenmeye ayırmışlardır. Araplarda, aya göre yapılmış takvim devam etmekte. Bu yüzden her yıl ayların başlangıcı 10 gün önceye geldiğinden ay zamanlan hep değişmektedir. BurçlanSumerliler saptamış. Onlara akrep, terazi, boğa, ikizler gibi verdikleri adlar Sumerceden çevrili olarak sürmektedir. Dünyadaki bütün olayların gökyüzünde yazıli olduğuna inanan Sumerliler, onu incelerken astronomi ve astrolojinin temelini kurmuşlardır. Matematikte onlu ve altılı sistemi kullanmışlardır. Bugün onlu sistem dışında altılı sistem de saat, dakika, daire ölçümünde kullanılmaktadır. Okullarda matematik öğreniminde çarpım tablolan, çeşitli problemlerin çözümü yer almaktadır. Yunanlı Fisagor’a (Pisagor) mal edilen Fisagor teoremi de tablet üzerinde çizilmiş olarak bulunmaktadır. Cebirin kökeni de Sumerlilere dayanmaktadır.

Tıbbın başlangıcı da Sumerlilerde. Hastalıklan,.onlara yarayacak ilaçları gözlemişler, çeşitli ilaç reçeteleri yazmışlardır. Hastalan iyi etmek için yalnız laca değil sihire de başvurmuşlardır. Sihir, bu çağda bile aynı amaçla kullanılıyor.

Sumer yazılı belgelerinin en önemlilen edebi olanlardır. Onlar; Sumerlilerin hayal güçlernn, dünya ve evrene bakışlannı, sosyal düzenlerini, dinsel inanışlannı yansıtır. Bunlar; kahramanlannın serüvenlerini dile getiren destanlar, geçirilen felaketleri anlatan ağıtlar, dinsel törenlerde Tanrılan, mabetleri, krallan öven ilahiler, Tanrılann öykülerine ait efsaneler, tartışmalar, atasözleri ve deyimler, hayvan masallan, okullarla ilgili hikâyelerden oluşmaktadır (9).

İşte bu belgelerin ışığında, Sumer dininden tek tanrılı dinlere gelen etkileri ve din kitaplanna giren konuları açığa çıkarmaya çalışacağız.

SUMER DİNİ

Sumer dini çoktanrılı bir dindi. Dünyada, evrende, doğada görülen, hissedilen her nesnenin bir Tanrısı vardı. Tanrılar insan görünümünde, fakat insanüstü güçleri olan ölümsüz varlıklardı. İnsanlar gibi, onlann da çocuklan ve eşlerinden oluşan aileleri bulunuyordu. Bu aileler kral gibi bir Baştanrı altında toplanmışlardı. Tanrılar da insanlar gibi sever, üzülür, kızar, kıskanır, kavga eder, kötülük yapar, hastalanır, hatta yaralanabilirlerdi. Yer, Gök, Hava, Su Tanrılan yaratıcı, diğerleri yönetici ve koruyucu Tanrılardı.Her şehrin bir koruyucu Tanrısı vardı. O Tanrı, şehrinin iyi yaşam sürmesinden sorumlu idi. Onun gücü, şehrinin iyi veya fena olduğuna göre değişirdi. Bunlara aym zamanda diğer şehirlerde de tapılırdı. Bu şehir Tanrıları, evrenin yönetimini aralannda bölüşmüşlerdi.Tanrılara ait listelerde 1500 kadar Tanrı adı bulunması, Sumerlilerin ne kadar çok Tanrı yarattığını göstermektedir.

Tanrıları insan şeklinde algılamalan, Tanrıları şehirlerin dışında evren ve doğa Tanrısı olarak geliştirmeleri ve onlan uyumlu bir sistem içine almalan,Sumerlilerin önemli ruhsal başanları olarak kabul edilmektedir. Tanrılar yalnız evrende değil, insanlarm yaşamına da girerler. Örneğin, yorulmak bilmeden gezen Güneş Tanrısı Utu, her şeyi görür, adaleti korur, insanlara yardım eder, ciğer falı bakanlann piridir.Bilgelik ve Su Tanrısı Enki, insanlann ve sihirbazlarm koruyucusudur. Venüs yıldızını simgeleyen Tanrıça İnanna, âşıklann ve savaşçılann koruyucusudur (10).Sumer’de Tanrılar istediklerini yapar; onlar, insanlara ne istediklerini bildirmez. Ancak insanlar onlara, kendilerinden istenileni sorarak öğrenebilir. Bu, kurban edilen hayvanlann karaciğerlerindeki işaretlere göre anlaşılır. Bu işaretlerin ne olduğu, neyi anlattığı,bu hususta yazılmış kataloglarda bulunur; rahipler ona göre onlan yorumlar. Ayrıca rüya ile de Tanrı istediğini bildirir. Tanrının yapılacak bir işi uygun görüp görmediğini anlamak isteyen; mabede gider, kurban keser, dua eder ve uykuya yatar.Gördüğü rüyanın olumlu veya olumsuz olduğunu da ancak rahip yorumlar.

Sumerliler, bu Tanrılar dünyası üzerine pek çok efsane geliştirmişler; şiirler yazmış, ilahiler bestelemiş, törenler düzenlemiş ve bütün bunlan yazıya geçirerek zamanımıza kadar ulaşmasını sağlamışlardır.Onlann kurduklan çokTanrılı din, yavaş yavaş tektanrıya dönüşerek, bugünkü dinlerin temelini oluşturnuştur. Fakat bu arada diğer Tanrılar da tamamıyla yok olmayarak bu dinlerde melekler, şeytanlar, cinler olarak varlıklarını korumaktadır.

DİNLERİN KARŞILAŞTIRILMASI

Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman dinleriyle Sumer dini arasındaki ortak noktalar şunlardır: Tanrının yaratıcı ve yok edici gücü; Tanrı korkusu; Tanrı yargılaması; kurbanlar, törenler, ilahiler, dualar ve tütsülerle Tanrıyı memnun etmek; iyi ahlaklı, dürüst ve haktanır olmak; büyüklere ve küçüklere saygı göstermek; sosyal adalet; temizlik.

Temizlik Sumerlilerde çok önemli idi. Tapınağa gidenlerin, dua edenlerin, kurban kestirenlerin vücutça temiz olmaları gerekti. Düşmanlann yıktıklan şehirler için onlann yazdıklan ağıtta:Artık karabaşlı (Sumerliler) halk tören için yıkanamıyor, kirliyi beğenmek onlann kaderi oldu, görünüşleri değişti” denmektedir (11). Yeni yapılan binalar, içine girmeden önce dinsel bir temizlikten geçirilirdi. Temizlik, atasözlerine bile , “Yıkanmamış elle yemek yeme!” olarak girmiş.

Sumer Tanrıları, insanlara ne istediklerini bildirmez; fakat hoşlarına gitmeyecek bir işi yapan insanları cezalandırırlar.Buna karşılık diğer dinlerde Tanrı bazı kimselere ne istediğini bildirir. İnsanlar da ona göre hareket ederlerTanrı bildirilerini alan kimselere Farsçada “peygamber”, Arapçada “resul” denir. İlginç olan, peygamberlik olayı, Yahudilerden Asurlulara geçmiş. Çiviyazıli metinlere göre bu düşünce Asur ve Filistin’de politik ve ekonomik krizlerle başlamış.Asur’da Tanrıdan bir insan (peygamber) yoluyla alınan haberler tabletlere yazılmış. Onlara göre Tanrı ile iletişime giren insanlar çeşitli şekilde trans haline giriyorlar. Bu kimseler aslinda aşağı tabaka sayılıyor ve büyücülükle bağlanıyor. Konuşan Tanrıça ise, onun ağzından söyleyen de kadın oluyor. Özellikle Aşk Tanrıçası İştar’dan haber getirenler. Bunlar ya Tanrılardan üçüncü şahıs olarak buyruğunu alır veya birinci şahıs olarak kendisini, konuşan Tanrı ile bir yapar. (A. Leo Oppenheim, Ancient Mesopotamia,Chicago, 1964, s.221.) Kur’an’da da aym ifadeyi buluyoruz. Allah bazen üçüncü şahıs olur, bazen doğrudan konuşur (12).

Sumerlilere göre Tanrılar, şehirleri ve bütün kültür varlıklarını meydana getirmiş ve insanlara vermiştir. Aynı düşünceyi Kur’an’da da buluyoruz.A’râf Suresi, ayet 26:

“Ey Ademoğullan! Size çirkin yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik. Tekva (iman) elbisesi daha hayırlıdır.”

Nahl Suresi, ayet 81:“Allah yarattıklarından sizin için gölgeler yaptı, dağlarda sizin için barınaklar yarattı ve sizi sıcaktan koruyacak elbiseler, savaşta koruyacak zırhlar yarattı.”Yâsîn Suresi, ayet 42:

“Gemilerin benzerlerinden, binmekte olduklan ve ileride binecekleri şeyleri onlar için biz yarattık.”

Bu üç ayette Allah hem birinci şahıs olarak konuşuyor, hem de ondan üçüncü şahıs olarak söz ediliyor.Yâsîn Suresi, ayet 82:

“Onun işi, bir şeyi yaratmak istediği vakit ‘ol’ demektir, o şey hemen olur.”

Sumer’de de Tanrılar “Ol” der ve her şey oluverir.

Her üç dinde de Tanrıların var edici güçleri yanında yok edici güçleri de var. Sumer’de Tanrı Enlil, Tanrılar meclisinde Urşehrinin yıkılmasma karar vermiştir. Şehrin Tanrısı buna ne kadar üzülse elinden bir şey gelmez. Gelen ordular Tanrının dünyadaki araçlarıdır. Aynı deyimi Kur ân da da buluyoruz: Sumer’de Tanrı sadece bir kez duvar arkasından konuşuyor (Bilgelik Tanrısı Enki, Tufanın olacağını, Nuh’un karşılığı olan Ziusudra’ya duvar arkasından söylemiş). Tanrılar insanlara yapacakları işleri rüyalarda bildiriyor.Bunlardan başka fal ve kehanet yoluyla insanlar, Tanrılann isteğini öğreniyorlar.

Tevrat’daki ilahiler, atasözlen ve deyimlerin Sumerlilerden kaynaklandığı anlaşılmaktadır (21). Sumer atasözleri Tufan kahramanı Ziusudra’ya babası Şuruppak tarafından, Tevrat’ta Tanrı ile şahıslar (peygamberler dışında Musa’nın kardeşi, kölesi İbrahim’in karısı gibi) karşılıklı konuşuyorlar veya insan şekline girmiş melekler Tanrı’dan haber getiriyor veya Tanrı istediğini Tevrat’ta Süleyman’a babası Davud tarafından söyleniyor. Kur’anda ise Lokman tarafından adı verilmeyen oğluna öğüt veriliyor. Lokman’ın kimliği hakkında çok çalışılmış; bazıları onun peygamber olduğunu, bazıları da çok dindar olduğundan Tanrı tarafından uzun ömür verildiğini,yaşamı boyunca bilgisinin arttığını söylüyor. O, 560 yıl yaşamış ve bir adı da Sumerce Ziusudra gibi ölümsüz anlamına gelen Lubad imiş. Arami edebiyatında Ahiqar, Bizans’ta Planudes olarak ortaya çıkıyor. Bunların hepsi Sumer’deki Ziusudra’ya dayanmaktadır(Paul Lunde, Aesop of the Arabe, Aramco, 1974, March-April, s.2).

Sumer’de rüyalar Tanrı bildirisi olarak yorumlanıyor. Bu rüyalardan bazılannın etkisi Tevrat ve Kur’an’da görülmektedir. Bunlardan en ilginci Yakub’un oğlu Yusufun rüyasıdır. rüyada bildiriyor. 

Yusuf “Rüyamda tarlanın ortasında demetler bağlıyorduk. Benim demetim kalktı dikildi. Sizin demetiniz onun etrafını kuşatıp benim demetime eğildiler” deyince, kardeşleri “Bu bizim üzerimize kral mı olacak?” dediler. Yusufun ikinci rüyasında güneş, ay ve 11 yıldızın kendisine eğildiklerini söylemesi üzerine, kardeşleri onu öldürmeye karar veriyorlar. (Tekvin 97:7,9.)(22)

Aynı şekilde Sumer Kralı Urzababa‘nın yanında çalışan Sargon, gördüğü rüyayı Krala söyleyince, Kral “Benim yerime kral olacak” korkusuyla Sargon’u öldürmek istiyor.(Jerrold S. Cooper, Sargon and Joseph, Dream Come True, Biblical and Related Studies, Presented to Samuel Iwry, Indiana, s.33-35.)

Sumer mabet ve saraylarının yapılışında izlenen yol, bunlar hakkında yazılan ilahilerde belirtilmiş.Yapıya başlamak için önce Tanrının önermesi gerekBu da genellikle rüyada bildiriliyor. Bundan sonra yapı malzemesi ve sanatkârlar toplamyor. Yapıya başlamadan ve bittikten sonra temizlik törenleri yapılıyor. Bu yapıların görkemliliği övülüyor, adanma hikâyesi anlatılıyor. Bazı ilahilerde yapıyı yaptıran Tanrı tarafindan kutsanmak suretiyle ödüllendiriliyor(23). Tevrat’ta da aynı yol izleniyor.

Sumer Tanrı evleri hangi Tanrı için yapılmış ise o Tanrının ve ailesinin heykelleri içine konurdu. Kiliselerdeki İsa ve Meryem’inheykel ve resimleri bu âdetin bir uzantısı.

Sumerlilerde rahibeler tapınaklara Tanrının gelini olarak çeyizleriyle girerlerdi. Bu, Hıristiyanlikta devam etmektedir. Törenlerde Meryem’in heykelinin taşınması, Sumer törenlerinde Tanrı heykellerinin gezdirilmesini yansıtıyor..Hıristiyanlıkta olduğu gibi Sumer’de de günah çıkaran rahipler vardı, bunlar kırmızı elbise giyerlerdi.

M.K’nun notu: Görülüyor ki; gerek Musevilik, gerek Hristiyanlık, gerekse de İslamiyet’te bulunan çeşitli uygulama ve inançların kökeni Sumer dininden kaynaklanmaktadır.Tüm peygamberler, kendilerinden önce gelen ve kendilerini Tanrı elçisi olarak tanıtan ve böylece saygı ve güvenirlik uyandırmak isteyen peygamberlerin uydurdukları dinlerden şu ya da bu şekilde esinlenerek yeni bir din uydurmuşlardır.    

Alıntı/Kaynak: Kuran İncil ve Tevrat’ın Sumer’deki Kökeni  / Muazzez İlmiye ÇIĞ


20191206

✍️ Sümerce ile Türk Dilinin Tarihi İlişkisi (2)


Sümerce ile Türk Dilinin Tarihi İlişkisi

(GÖRSEL) Sümerce tablet

Sümerce, insanlık tarihinin bugün için bilinen en eski yazı dilidir. Milattan önce üç bin yıllarında güney Mezopotamya’da yüksek kültürleri ile yaşamış olan Sümerler, üçüncü bin yılın sonlarına doğru da tarihî ufuklarımızdan kaybolmuşlardır.

Sümerce ile başka diller arasında akrabalık ve kaynak birliği üzerine pek çok çalışma yapılmış olmasına rağmen, şimdiye kadar bunların hiçbiri ispat edilebilmiş değildir. Önceleri Akatça ile bu dilin akrabalığı düşünülmüş, daha sonra Akatçanın Sami dillerine mensup olduğu anlaşılınca, bu fikir kendiliğinden unutulmuştur. Sümerce ile, (birbirinden tamamen farklı olan) Mısır, Çin, Etrüsk, Ural-Altay, Sami gibi dillerin akrabalığını savunan görüşler de inandırıcı tanıklar ortaya koyamamıştır.

XIX. yüzyılda, Sümerceyi Ural-Altay dil ailesi ile ilgili gören J. Oppert, bu dil ile Macar, Moğol, Mançu ve Türk dilleri arasında karşılaştırmalar yapmıştır. Ancak bu dille en çok ilgilenen F. Hommel olmuştur. Hommel yaptığı araştırmalar sonucunda ilk önce Sümerceyi Altay dillerinden biri saymış, 1884’te ise daha ileri giderek Sümerlerle Akatları ortak bir Altay kavmi olarak kabul etmiştir.1 Sümerce ile Ural-Altay (özellikle de Türk) dilleri arasında lengüistik ve morfolojik benzerliklere değinen Hommel, Kaşgarlı Mahmut’un “Divanu Lügati’t-Türk”ünden de kelimelerle karşılaştırmalar yapmıştır.2 Davasına en uygun örneklerden birkaçı şunlardır:

Sümerce 
ai = Türk dili ay
dingir = tengri
ab = eb/ev

Ancak, bu tür kelime benzerliklerine dayanan akrabalık tezleri yöntem açısından zayıf bulunduğundan, bilim dünyasında pek kabul görmemiştir. Çünkü, kelime benzerliklerine dayanılarak karşılaştırılması yapılan iki dil arasında dört bin yıl kadar bir zaman aralığı bulunmaktadır (Sümerce M.Ö.3100/Divanu Lügati’t-Türk M.S. 1072).

İnsanlık tarihinin şu anda bilinen en eski yazılı dili olması dolayısı ile, Sümerce ile kurulabilecek dil akrabalığı bütün bilim adamlarını iştahlı bir şekilde meşgul etse de, sağlam lengüsitik yöntemler kullanılmadığından, sorun henüz çözülememiştir.

Sümerce ile yaşayan diller arasındaki en inandırıcı tezi, XX. yüzyılın sonunda, merhum hocam Osman Nedim Tuna ortaya koymuştur. Daha önce başka lengüistik keşifleri de olan O.N.Tuna, ilk olarak 1947 yılında tespit ettiği bir ses denkliğinden hareketle elli yıl bu konu üzerinde yoğunlaşmıştır. 1961’de Amerika’da N. Poppe’nin yanında Türkoloji, Mongolistik, Altayistik ve Lengüistik alanlarında doktora eğitimine başlayan O.N.Tuna, 1970’te Philadelphia Oriental Club’de bu konu ile ilgili bir konferans vermiştir. Dünyanın muhtelif yerlerinde Sümerolog, Altayist, Türkolog ve antropologların bulunduğu ortamlarda çeşitli konferanslar veren ve tartışan O.N.Tuna, çalışmalarının son hâlini 1989’da “Türk Sovyet Kollokyumu”nda bir bildiri ile sunmuştur. O toplantıda büyük heyecan yaratan bu lengüistik keşif, 1990 yılında Türk Dili Kurumu tarafından yayımlanmıştır.

Osman Nedim Tuna’nın Sümer ve Türk Dillerinin Tarihî İlişkisi Konusundaki Tezi Kitabında “Sümerce ile Türkçe çok daha eski bir devirde birbiri ile akraba olmuş olabilir veya olmayabilir. Bu konu bizi burada ilgilendirmiyor.” diyen O. N. Tuna, bu iki dilin birbiri ile akraba olduğunu iddia etmemektedir. O halde, Sümerce ile Türk dilinin akrabalığını iddia etmeyen O.N. Tuna’nın tezi nedir, neyi iddia etmektedir?

Tuna, Sümercede geçen, ancak Sümerologlar tarafından “Sümerce değildir, Sümerceye yabancı bir dilden alınmış ödünçlemelerdir” denilen kelimeler üzerinde çalışmış ve bunlardan 165 tanesinin Türk dilinden Sümerceye verildiğini kanıtlamıştır. Bunu şöyle bir benzetme ile açıklayabilirz: Nasıl biz Türkiye Türkçesindeki “jambon” kelimesinin başındaki “j” ve “ikinci hecedeki o” seslerine bakarak Türk dili kaynaklı olmadığını anlayabiliyorsak, büyük Sümerolog Landsberger de, Sümerce metinlerde geçen birtakım kelimelerin Sümerce olmadığını tespit etmiştir. Bu kelimelerin, Sümerceye yabancı bir “alttabakaya (substrat)” ait olduğunu, bu tabakayı temsil eden kavmin, bir çok Sümerce kültür kelimesinin asıl sahibi bulunduğunu, bu kavmin Sümerlerin daha kuzeyinde yaşamış olması gerektiğini iddia ediyor. Sonra da “kök+ek” tipli kelimelerin iki türde olmasına dayanarak, bunlardan birincisine “Proto-Euphrates (Ana-Fırat)”, ikincisine de “Proto-Tigris (Ana-Dicle)” adlarını veriyor. Yani Lansberger, Sümercede geçen kelimeleri iki ana grupta düşünüyor: Bunlardan ilki, Sümerce asıllı kelimeler, ikincisi ise, Sümerce olmayıp, Sümerlerin kuzeyindeki bir kavimden alınan ödünçleme kelimeler.4 İşte, O.N. Tuna, Sümerce olmayıp, fakat Sümerlerin kuzeyindeki bir kavimden geçmiş olan alıntı kelimeler üzerinde çalışıyor.

O.N. Tuna, kitabına aldığı 165 kelimenin Türk dilinden Sümerceye geçtiğini ispat etmiştir. Bunun için de, “düzenli ses denklikleri (regular sound correspondence)” yöntemini kullanmıştır. Bu yöntem, iki ayrı dönem ve dilde tespit edilen kelimelerin (varsa) aynılığını ispat için kullanılabilecek tek ve kesin ölçüdür. Lengüistik araştırmalarda sık kullanılan bu yöntemi açıklamak için günümüz Türk dilinden bir örnek vermek istiyoruz: Türkiye Türkçesindeki “yol” kelimesi Kırgız Türkçesinde “col” olarak bulunur. Burada bir “kelime başı y = c” denkliği söz konusudur. Elbette böyle bir denkliğin, tek bir kelimede tesadüfî olarak görülmesi ihtimali de vardır. Peki, iki dil arasındaki ses denkliğinin tesadüfî olmayıp bir münasebetin varlığını kanıtlaması için kaç tane “benzer çift” olan örneğe ihtiyaç vardır? Bu sorunun cevabını lengüistler hesaplamıştır. Cowan’a göre, böyle yalnız “üç çift”, Groenberg’e göre ise “üç-dört çift” olması, iki ayrı dildeki kelimelerin tarihî münasebetini kanıtlamaya yeter. Zaten Türkiye Türkçesi ile akraba olduğu bilinen Kırgızcada, aynı düzenli ses denkliğini gösteren yüzlerce örnek de bu münasebeti kanıtlar:

TTk. 
y- = Krg. c-
yat- = cat-
yıl = cıl
yaş = caş
yok = cok, vs.

O.N. Tuna, dillerin ilişkisini en net ve kesin kanıtlayabilen bu “düzenli ses denklikleri” yöntemini, Sümerce (metinlerde geçen, ancak Lansberger’e göre Sümerce olmayıp kuzeydeki bir kavimden alındığı söylenen) kelimeler ile Türk dilinin kelimeleri arasında uygulamıştır. İlk olarak 1947 yılında Sümerce gud ‘öküz, sığır’ kelimesi ile Eski Türkçe ud ‘öküz’ arasında bir ilgi olabileceğini düşünmüştür:

Sümerce (deki alıntı kelimeler) de g- = Türk Dili Ø- gud = ud

“Eğer, bu bir tesadüf değil de Sümer ve Türk dillerinin tarihî bir ilgisinden ileri geliyorsa, o takdirde Sümerce kelime başı ‘g’lerinin Türkçede ‘Ø-‘a tekabül etmesi gerekir” diye düşünüp, Sümerce sözlüklerde ‘g’ ile başlayan maddeleri taramıştır. Bu şekilde başlayıp 1989’a kadar süren çalışmaları sonucunda, O.N.Tuna, bu g-= Ø-denkliği için 15 örnek bulmuştur. Bunlardan birkaçı (Örnek kelimeler ilgili kitaptan alınmıştır. Bilgin, örnek kelimelerin anlamlarını, aldığı sözlüklerdeki orijinal dilleri ile vermiştir):

Sümerce g- = Türk Dili Ø-
gud ‘ox’ = ud ‘sığır, öküz’
gig ‘to be ill” = ig ‘hastalık, hasta’
gişig ‘door’ = eşik ‘kapı’
gid ‘entfernen’ = ıd-‘salmak, göndermek’
gaz ‘to crush’ = ez-‘to crush’
gur ‘ernten’ = or-‘kesmek, biçmek, vurmak

Dilbilim ölçülerine göre, Türk dili ile Sümerce arasındaki bu tür denk çiftin tesadüfî olarak bulunma ihtimali şudur:

1. çift için 1: 5000 X 5000 = 1: 25 000 000
5. çift için 1: 24 X 25 X 106 = 1: 400 X 106
10. çift için 1: 29 X 25 X 106 = 1: 12 000 X 106‘dır

Kısaca söylemek gerekirse, g-= Ø- gibi bir ses denkliğini gösteren 15 çiftin bulunmasında “tesadüfîlik ihtimali” yoktur. Yani, iki ayrı dildeki bu kelimeler, aynı kelimelerdir ve tarihî bir ilişkiyi gösterirler.

O.N.Tuna’nın kitabından bir başka düzenli ses denkliği verelim:

Sümerce 
D-(d-/t-) = Türk Dili y-
dar ‘spalten’ = yar ‘yarmak’
dib ‘Band’ = yip ‘ip’
tab ‘verschlissen’ = yap ‘örtmek, kapamak’
tir ‘country’ = yir ‘yer, toprak, yeryüzü’
tu ‘waschen’ = yu-‘yıkamak’
Bu denkliğin de kitapta 16 çift örneği verilmiştir.

Sümercedeki alıntılar üzerinde bugüne kadarki en sağlam ve tutarlı tezi ortaya koyan O.N.Tuna, düzenli ses denkliklerini eserinde şu ana başlıklarda vermiştir:

A. Kolay Tanınamayan Kelimelerle İlgili Ses denklikleri
a. Kelime başı ünsüzleri: D, g, m, n, S, Ş, Ø (yedi denklik, toplam 82 çift)
b. Kelimenin ilk ünlüsünden sonraki ünsüzler: d, d, m, r, ş (beş denklik,toplam 43 çift)
c. Kelime sonu: ae, g, m, Vr/z (dört denklik, toplam 23 çift)

B. Doğrudan Görülebilen denklikler (toplam 52 çift)

“Karşılaştırmalarda, niçin Ana Altayca değil de Eski Türkçe kelimeler kullanılmıştır”, “Türk dilinden geldiği anlaşılan bu kelimelerin, onun hangi devresine ait bulunduğu” gibi sorular da, kitabın “Metod ve Yorum” bölümünde ayrıntıları ile açıklanmıştır.

Osman Nedim Tuna’nın düzenli ses denklikleri ile kanıtlamış olduğu şey, Sümercede alıntı olarak bulunan bu 165 kelimenin Türk dilinden ödünçlenmiş olduğudur. Bu gerçek, bizleri birbirinden önemli şu sonuçlara götürür:

1. Sümercedeki ödünçleme kelimeler, Türk dilinden alınmıştır.
2. Landsberger’in, “Sümerlerin kuzeyinde, dağlık bölgelerde yaşayan ve Sümerceye kelimeler vermiş bulunan Proto-Euphrates (Ana Fırat) ve Proto-Tigris (Ana-Dicle) olarak nitelediği dil, Türk dilidir.
3. Bugün için insanlık tarihinin bilinen en eski yazılı belgeleri Sümerce metinlerdir. Sümerlerin ve dillerinin kimliği, yaşayan veya tarihî bir milletle akrabalıkları henüz tespit edilememiştir. Ancak, dünyanın en eski yazılı metinleri olan Sümerce belgelerde alıntı sözler olarak geçen ve Türk diline ait olduğu kanıtlanan bu 165 kelime, dilimizin belirlenebilen en eski şekillerini de temsil etmektedir. O halde, şu anda, dünyada en eski yazılı belgeye sahip olan dil de Türk dilidir.
4. Lansberger’in, Sümerlerin kuzeyinde yaşamış olan Ana-Fırat ve Ana-Dicle diye düşündüğü dil aslında Türk dili olduğundan, en pinti hesaplamalara göre, Türkler, M.Ö. 3500 yıllarında Anadolu’nun güney doğu bölgelerinde yaşamakta idiler.
YAZIYA YAPILAN YORUMLARDAN:
  

Alıntı/Kaynak: https://www.cokbilgi.com/yazi/sumerce-ile-turk-dilinin-tarihi-iliskisi/

En Çok Okunanlardan...