Atatürk:''Ne Mutlu Türküm diyene'' - Biz Türkler Asyai bir milletiz - Anadolu İrfanı'yla aydınlanır yolumuz... arşivi derleyen: Alp İçöz, gönül dostu bir şair
Blog Listem
kitap okumak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap okumak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20260624
20200413
Evde kaldığında kitap okuyabileceğin online kütüphaneler
Evde kaldığında kitap okuyabileceğin online kütüphaneler
"Hayat Eve Sığar" sloganıyla hayata geçirilen "Evde Kal" günlerinde her türlü bilgi ve kaynağa ulaşmak adına hem dünyadan hem de Türkiye'den online kütüphane ve arşivler kitapseverlerin kullanımına açıldı
AİŞE HÜMEYRA BULOVALI
Yeni tip koronavirüsten (Kovid-19) etkilenen ülkelerde kamusal ve sosyal hayata yönelik kısıtlamalar gündeme gelirken, Türkiye'de Sağlık Bakanlığı tarafından "Hayat Eve Sığar" sloganıyla hayata geçirilen "Evde Kal" çağrısı yapılıyor.
Kültür sanat dünyasında da durma aşamasına gelen etkinliklere evden ulaşılabilmesi için yeni yollara başvuruluyor.
Bu kapsamda her türlü bilgi ve kaynağa ulaşmak adına hem dünyadan hem de Türkiye'den online kütüphane ve arşivler kitapseverlerin kullanımına sunuluyor.
E-KİTAPLAR ÜCRETSİZ OLARAK OKUNABİLECEK
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hazırlanan "Etkin Kütüphane Evinizde" etkinlikleri kapsamında farklı içerikler ve online aktiviteler, Twitter'da @kutuphanedeyiz, Instagram ve Facebook'ta @kutuphanedeyim, YouTube'da da "kütüphanedeyim" hesapları üzerinden, canlı olarak takip edilebilecek.
Yine Bakanlık tarafından başlatılan "Kütüphanem Cepte" mobil uygulaması ile de okurlar e-devlet üzerinden kütüphanelere üyelik gerçekleştirebilecek ve sistemde bulunan e-kitapları ücretsiz olarak okuma imkanı bulabilecek.
İşte o online kütüphaneler:
20200219
🎞 Kendisiyle ilgili yorum yapanlara bu çağrıyı yaptı! İşte Türkiye'nin konuştuğu 'Filozof Atakan'
Türkiye 10 yaşındaki Atakan Kayalar'ı sosyal medyada paylaşılan görüntüsüyle tanıdı. Bir alışveriş merkezinde kitaplara bakarken düşüncelerini paylaşan ve okuduğu kitaplardan bahseden Avcılar Mustafa Kemal Paşa Ortaokulu beşinci sınıf öğrencisi Atakan Kayalar, son 5 ayda 250'den fazla kitap okuduğunu ifade ediyor.
"İLK ÖNCE FELSEFE ONDAN SONRA İSE TARİH ÖĞRETİLMELİDİR"
Okul öncesi felsefe eğitimi verilmesi gerektiğini ifade eden Atakan Kayalar,
"Okuldan önce ayrıca bir ahlak eğitimi, ahlak, terbiye ve saygı eğitimi verilmesi gerekiyor. Ondan sonra ise felsefe eğitimi verilmesi gerekiyor. Eskiden felsefe ve psikoloji derdim ama artık sadece felsefe diyorum. Küçük çocuklara psikoloji öğretmekte büyük bir sıkıntı vardır. İnsan hep kendinde bir şeyler arar. Gider şizofreniye bakar. Ben böyle miyim, ben şöyle miyim, ben öyle olacak mıyım, ben böyle olacak mıyım, benim düşüncelerim nasıl, ya ben şizofreniysem diye düşünmeye başlar. O yüzden ilk önce felsefe ondan sonra ise tarih öğretilmelidir" ifadelerini kullandı.
"KİTAP OKUYUN"
Sosyal medyada kendisiyle ilgili yorum yapanlara çağrı yapan Atakan Kayalar,
"Çoğu insan 'seni görünce kitaplığımın sadece sayfalardan oluşan bir yığın olduğunu fark ettim' demiş. Yapmayın. Olmaz lütfen. Kitap okuyun"şeklinde seslendi. 10 yaşındaki Atakan'ın öncelikli kitap önerileri ise Hayvan Çiftliği - George Orwell ve Küçük Prens - Antoine De Saint Exupery.
20200202
📚 Koyun Besleyerek Bugüne Kadar 3000 Kitap Okumuş Bir Kadın: Bedriye Engin
Koyun Besleyerek Bugüne Kadar 3000 Kitap Okumuş Bir Kadın: Bedriye Engin
Küçüklüğünden bu yana kitapların büyülü dünyasına kendini kaptırmış olan Bedriye Engin, Bilecik’e bağlı Gölpazarı ilçesinin Kurşunlu köyünde yaşıyor.
Bir köylü olarak yetiştiğini vurguluyor. Köyünden dışarı hiç çıkmamış. Zorlu yaşam şartları altında da hiç yılmamış. Kitap okumak için ise ayrı bir zamanı bile olmamış ama kitaplardan da asla vazgeçmemiş.
Hayatını köyde hayvancılıkla, arıcılıkla uğraşarak geçiren ‘sıra dışı’ okurumuz en yoğun olduğu zamanlar bile en az 3 kitap okumayı ihmal etmiyor.
...
Koyunlarıyla Kitap Okuyor
Kitap okuma alışkanlığı küçük yaşlarda edinmiş olan Bedriye Engin, köy hayatının uğraşısında okumaya yer bulmak için koyun otlatıyor.
Hikayesini ise şu şekilde anlarıyor:
"Baktım komşu bir kadın hem yün eğiriyor hem de koyunlarını güdüyor. O zaman dedim benim koyun edinmem lazım acilen. İkiz koyun buldum onları çoğalttım, sadece kitap okumak için. Büyükbaş hayvanlarımın yanında 17 yıl küçükbaş hayvan baktım ama ben sadece kitaplarla mutlu oldum. Hayatımda sadece kitap vardı, tarlada kitap okurken dinlenirdim."
Bilecik Kütüphanesini aktif olarak kullanan okurumuz, kütüphane müdürüyle pazar tezgahında satış yaparken tanışmış. Tezgahını bırakarak okumaya gittiği kütüphaneye her gidişinde 10-15 kitap alarak evinin yolunu tutuyormuş. Bilecik Kütüphanesi tarafından “En Çok Kitap Okuyan Yetişkin” ödülüne layık görülmüş.
Bugüne kadar yaklaşık 3 bin kitap okuduğunu belirten yetişkin okurumuz, 2013 yılında da Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü tarafından ‘Sıra dışı okur’ seçilmiş.
...
Kaybetmeden okuyun.
"Uyumak için değil uyanmak için kitap okuyun" diyor okurumuz, kitap okumanın hayatını şekillendirdiğini imkansızlık değil istekle başarıya ulaşıldığını vurguluyor. Çeşitli üniversitelerde konuşmacı olarak yer aldığında öğrencilere her şeyin diploma olmadığını, okumanın hayatlarında yer tutması gerektiğini dile getiriyor.
Konuşmalarında dile getirdiği bir başka konu ise Kadınların Toplumdaki Yeri ve Toplum Üzerindeki Etkisi. Herkesin okuması gerektiğini vurgulayan Engin, en çok kadınlar okusun diyor.
Kitap, kadın ve hayat üçlemesini şu şekilde dile getiriyor:
“Kadınların mutlaka okuması lazım. Hem de çok okumalılar. Evde evlilik programları izlemek yerine kitap okusunlar. Okumayan kadınlara o kadar acıyorum ki çünkü ne kaybettiklerinin farkında değiller. Ben kitap okumaya başladığımda on an köyümden ayrılıyorum. O kitapta ne yazılmışsa, İrlanda mı? Almanya mı? orada oluyorum. Kitabı kapattığımda ise köyüme dönüyorum. Evdeki kitaplığımda yüzlerce kitabım bulunuyor.”
TRT Haber'deki bir programda uzunca kendi hikayesini anlattığı bir röportajı da var. Dilerseniz hikayesini kendisinden de dinleyebilirsiniz:
Küçüklüğünden bu yana kitapların büyülü dünyasına kendini kaptırmış olan Bedriye Engin, Bilecik’e bağlı Gölpazarı ilçesinin Kurşunlu köyünde yaşıyor.
Bir köylü olarak yetiştiğini vurguluyor. Köyünden dışarı hiç çıkmamış. Zorlu yaşam şartları altında da hiç yılmamış. Kitap okumak için ise ayrı bir zamanı bile olmamış ama kitaplardan da asla vazgeçmemiş.
Hayatını köyde hayvancılıkla, arıcılıkla uğraşarak geçiren ‘sıra dışı’ okurumuz en yoğun olduğu zamanlar bile en az 3 kitap okumayı ihmal etmiyor.
...
Koyunlarıyla Kitap Okuyor
Kitap okuma alışkanlığı küçük yaşlarda edinmiş olan Bedriye Engin, köy hayatının uğraşısında okumaya yer bulmak için koyun otlatıyor.
Hikayesini ise şu şekilde anlarıyor:
"Baktım komşu bir kadın hem yün eğiriyor hem de koyunlarını güdüyor. O zaman dedim benim koyun edinmem lazım acilen. İkiz koyun buldum onları çoğalttım, sadece kitap okumak için. Büyükbaş hayvanlarımın yanında 17 yıl küçükbaş hayvan baktım ama ben sadece kitaplarla mutlu oldum. Hayatımda sadece kitap vardı, tarlada kitap okurken dinlenirdim."
Bilecik Kütüphanesini aktif olarak kullanan okurumuz, kütüphane müdürüyle pazar tezgahında satış yaparken tanışmış. Tezgahını bırakarak okumaya gittiği kütüphaneye her gidişinde 10-15 kitap alarak evinin yolunu tutuyormuş. Bilecik Kütüphanesi tarafından “En Çok Kitap Okuyan Yetişkin” ödülüne layık görülmüş.
Bugüne kadar yaklaşık 3 bin kitap okuduğunu belirten yetişkin okurumuz, 2013 yılında da Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü tarafından ‘Sıra dışı okur’ seçilmiş.
...
Kaybetmeden okuyun.
"Uyumak için değil uyanmak için kitap okuyun" diyor okurumuz, kitap okumanın hayatını şekillendirdiğini imkansızlık değil istekle başarıya ulaşıldığını vurguluyor. Çeşitli üniversitelerde konuşmacı olarak yer aldığında öğrencilere her şeyin diploma olmadığını, okumanın hayatlarında yer tutması gerektiğini dile getiriyor.
Konuşmalarında dile getirdiği bir başka konu ise Kadınların Toplumdaki Yeri ve Toplum Üzerindeki Etkisi. Herkesin okuması gerektiğini vurgulayan Engin, en çok kadınlar okusun diyor.
Kitap, kadın ve hayat üçlemesini şu şekilde dile getiriyor:
“Kadınların mutlaka okuması lazım. Hem de çok okumalılar. Evde evlilik programları izlemek yerine kitap okusunlar. Okumayan kadınlara o kadar acıyorum ki çünkü ne kaybettiklerinin farkında değiller. Ben kitap okumaya başladığımda on an köyümden ayrılıyorum. O kitapta ne yazılmışsa, İrlanda mı? Almanya mı? orada oluyorum. Kitabı kapattığımda ise köyüme dönüyorum. Evdeki kitaplığımda yüzlerce kitabım bulunuyor.”
TRT Haber'deki bir programda uzunca kendi hikayesini anlattığı bir röportajı da var. Dilerseniz hikayesini kendisinden de dinleyebilirsiniz:
20191124
20190318
Atatürkçü aydın bir ninenin okuduğu kitaplar
''83 Yaşında, Burdur da yaşıyor. İlkokul mezunu.. 3 evladı var. 6 torunu var ve her biri de nineleri gibi ATATÜRKçü aydın insanlar.. Okuduğu tüm kitapları Burdur/Karamanlı ilçesindeki Atatürkçü Düşünce Derneğinden temin edip, yenisiyle değiştiriyor. Ellerinden öperim Müzeyyen nine...''
Guler Ekinci @ekinci_guler
20181211
📺 🎞 'Gezici kütüphane'📚 görev başında
Cizre'den örnek bir uygulamayı ekranlarınıza getireceğiz şimdi. O uygulama, "Gezici Kütüphane" uygulaması... Köy köy dolaşan kütüphane sayesinde onlarca çocuğun yüzünde gülümseme oluyor.
20181124
20181116
📺 🎞 Afife Küçükbenli 62 yaşında kitap aşkıyla dolu
Herkesin kendisinde olmasını istediği bir alışkanlığı var. Kitap okumayı çok seven 62 yaşındaki Afife Küçükbenli Kayseri'de yaşıyor. Küçükbenli ev işlerini yaparken kitap okumayı da ihmal etmiyor,Türk edebiyatı klasiklerinin yanı sıra Rus, Alman ve Fransız edebiyatı da okuyor.
20180917
''Benim Kitap Alacak Param Yok''
Benim Kitap Alacak Param Yok
Mustafa Kemal, Harbiye’de okurken, bütün hayatında olduğu gibi, sonsuz bir enerji doluydu.
Cuma günü izinlerini İstanbul’da eğlenerek geçiren ve sık sık gezmeye çıkan Mustafa Kemal, o üstün zekâsıyla derslerini de kolayca yapıyordu.
Bir gün yine cuma iznine hazırlanıyordu. Arkadaşlarından biriyle tatlı bir sohbete dalmıştı. Başmubassırın elinde kitaplarla yaklaştığını gördüler.
Mustafa Kemal:
-“Bak, dedi, Baş mümessil bir sürü eski kitaplarla geliyor. Bıktım artık bunlardan.”
Baş mümessil yaklaştı. Bu kitaplar, öğrenciye satılan ders kitapları idi.
Mustafa Kemal:
-“Ben istemem” dedi.
-“Nasıl istemezsin” diye sordu.
-“Bayağı istemiyorum.”
-“Fakat…”
Mustafa Kemal kızmıştı:
-“Bu mektepte bir seneden beri kapıcı Mustafa her sabah bana bir yumurta getirir, aybaşında hesap isterken:
Efendim, bu ay otuz üç tane oldu, diye karşıma dikilir.
-"Ulan bir ayda otuz üç gün var mıdır?" Dersem nafiledir. Çünkü ona ayın en nihayet 31 olabileceğini anlatamam. Sana gelince, dayarsın, istemem derim, anlamazsın. Ben paramı geçinmek için yetiştiremiyorum. Sen, al diye ısrar ediyorsun. Ders kitabı değil mi? Ben dersimi yaptıktan sonra kitap almaya mecbur muyum?”
Ve Mustafa Kemal, mümessilden kitapları almamış ve üste de ona bir ders vermişti.1
1 Niyazi Ahmet Banoğlu, Nükte ve Fıkralarla Atatürk, Cilt I, İstanbul 1967, s. 24-25.
Kaynak: Atatürk’ten Gençliğe Unutulmaz Anılar, Ahmet Gürel, Mayıs 2009
Mustafa Kemal, Harbiye’de okurken, bütün hayatında olduğu gibi, sonsuz bir enerji doluydu.
Cuma günü izinlerini İstanbul’da eğlenerek geçiren ve sık sık gezmeye çıkan Mustafa Kemal, o üstün zekâsıyla derslerini de kolayca yapıyordu.
Bir gün yine cuma iznine hazırlanıyordu. Arkadaşlarından biriyle tatlı bir sohbete dalmıştı. Başmubassırın elinde kitaplarla yaklaştığını gördüler.
Mustafa Kemal:
-“Bak, dedi, Baş mümessil bir sürü eski kitaplarla geliyor. Bıktım artık bunlardan.”
Baş mümessil yaklaştı. Bu kitaplar, öğrenciye satılan ders kitapları idi.
Mustafa Kemal:
-“Ben istemem” dedi.
-“Nasıl istemezsin” diye sordu.
-“Bayağı istemiyorum.”
-“Fakat…”
Mustafa Kemal kızmıştı:
-“Bu mektepte bir seneden beri kapıcı Mustafa her sabah bana bir yumurta getirir, aybaşında hesap isterken:
Efendim, bu ay otuz üç tane oldu, diye karşıma dikilir.
-"Ulan bir ayda otuz üç gün var mıdır?" Dersem nafiledir. Çünkü ona ayın en nihayet 31 olabileceğini anlatamam. Sana gelince, dayarsın, istemem derim, anlamazsın. Ben paramı geçinmek için yetiştiremiyorum. Sen, al diye ısrar ediyorsun. Ders kitabı değil mi? Ben dersimi yaptıktan sonra kitap almaya mecbur muyum?”
Ve Mustafa Kemal, mümessilden kitapları almamış ve üste de ona bir ders vermişti.1
1 Niyazi Ahmet Banoğlu, Nükte ve Fıkralarla Atatürk, Cilt I, İstanbul 1967, s. 24-25.
Kaynak: Atatürk’ten Gençliğe Unutulmaz Anılar, Ahmet Gürel, Mayıs 2009
20180910
Atatürk'ün okuduğu kitaplar sanala taşındı (Haber yılı: 2012)

16.05.2012
Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürü Prof. Dr. Onur Bilge Kula, Atatürk'ün yaşamını dolduran temel değerlerin kitaplar olduğunu belirterek, ''Bu kadar kendisini sürekli geliştirmek, yenilemek ve tümlemek uğraşı içindeki insanın, zamanının diktatörleriyle karşılaştırılması çok büyük talihsizlik, talihsizliğin de ötesinde vicdansızlık olur'' dedi.
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Kütüphane ve Dokümantasyon Dairesi'nin 19 Mayıs nedeniyle düzenlediği ''Atatürk'le Okumak'' projesi kapsamında, Nadir Eserler Kütüphanesi'ndeki Atatürk'ün okuduğu kitaplar 3 boyutlu olarak sanal ortama taşındı.
Projeye ilişkin İÜ Rektörlük Binası Doktora Salonu'nda düzenlenen tanıtım toplantısında konuşan Prof. Dr. Kula, ''Atatürk'le Okumak''ın, Türkiye'nin köklü üniversitelerinden İÜ'ye yakışan bir etkinlik olduğunu söyledi.
Kula, Atatürk'ün Balkanlar'da yetiştiğini ve kültürel gelişmesinde çok kültürlü, açık bir coğrafyada yetişmesinin rolü olduğunu anlattı.
Atatürk'ün, 1920 Türkiye'sinde dünya edebiyatının klasiklerini başucu kitabı yapan, dünya felsefesini okuyan bir insan olduğunu kaydeden Kula, ''Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmuş olması, vatandaşlarının özerk bireyler olarak yaşamlarını sürdürebileceği koşulların sağlanmasına rağmen hala arayışı sürdüren bir insandır. Atatürk'ün bu özellikleri gerçekten övgüye değer bir yönüdür. Ekim 1924'te Erzurum'da depremzedelere kitap armağan eden kitapçı Hilmi'ye, 'Bunlar çok değerli armağanlardır' demiş ve teşekkür etmiştir'' diye konuştu.
İran Şahı 1930'da Türkiye'yi ziyaret ettiğinde, Atatürk'ün kendisini Milli Kütüphane'ye götürdüğünü anlatan Kula, şöyle devam etti:
''Atatürk'ün yaşamını dolduran temel değerlerden bahsetmek gerekirse, bunlar kitaplardır. Şiiri çok seviyordu. Uygar, yapıcı ve öğrenici bir tavırla, yapılan işlerin de bilincinde olarak ilerliyor. Bu kadar kendisini sürekli geliştirmek, yenilemek ve tümlemek uğraşı içindeki insanın, zamanının diktatörleriyle karşılaştırılması çok büyük talihsizlik, talihsizliğin de ötesinde vicdansızlık olur. Dolayısıyla Atatürk'ü bu ölçülerle değerlendirmek lazım. Bizim görevimiz, ne Atatürk'ü gereksiz yere yücelterek başkasının tepkisini çekmesine ortam hazırlamak ne de küçültmek, Atatürk'ü olduğu gibi göstererek günümüzdeki geçerliliğinin yansıtılmasına ortam sağlamaktır.''
-Rektör Vekili Prof. Dr. Adalet-
İÜ Rektör Vekili Prof. Dr. Kamil Adalet de Atatürk'ün kendisi için hayatı boyunca büyük önemi bulunduğunu belirterek, Atatürk'ün yaşamından bilinmeyen ayrıntıları anlattı.
Adalet, ''Lütfen güçlere, politik dengelere bakmayınız, hepiniz vicdani kanaatlerinizle her kararı o günün koşulları içinde değerlendiriniz. 2010'un demokrasi koşullarıyla, Avrupa faşizmini bile henüz yaşamamış bir dönemi değerlendirirseniz, futbol tabiriyle ofsayta düşersiniz'' diye konuştu.
Atatürk Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Cezmi Eraslan da Atatürk'ün altını çizdiği ''Türkiye Cumhuriyeti'nin temeli kültürdür'' felsefesinin günümüzde daha da önemli hale geldiğini söyledi.
Atatürk'ün askerlik hayatının yanı sıra kültür ve sosyal hayatında da aktif bir şahsiyet olduğunu vurgulayan Eraslan, Atatürk'ün her zaman yoğun bir okuma faaliyeti içinde bulunduğunu tanıkların belirttiğini anlattı.
Eraslan, ''Atatürk'ün kültür, sanat ve tarih çalışmalarında kullandığı, şimdi İÜ Kütüphane ve Dokümantasyon Dairesi'ne bağlı Nadir Eserler Kütüphanesi tamamen dijital ortama aktarılmıştır. Hem içeriği hem fizik yapısı sanal ortama aktarılmıştır'' dedi.
Atatürk'ün, ''Hayatta en hakiki mürşit ilimdir'' sözünü hatırlatan Eraslan, sanal teknolojinin sağladığı imkanlarla tasarlanan bu projenin hayata geçmesi için İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet ve koordinasyonunda tam mesai harcayan üniversite personeline de teşekkür etti.
İÜ Kütüphane ve Dokümantasyon Dairesi Genel Sekreter Yardımcısı ve Proje Yöneticisi Figen Cihan da 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı etkinlikleri çerçevesinde bu etkinliği düzenlediklerini belirterek, ''Türkiye'de ilk defa 3 boyutlu bir kütüphane tasarladık. Nadir Eserler Kütüphanesi'nin bire bir çizimidir. Tüm kitapları da bu kütüphaneye dizerek bir sanal ortam yarattık. Atatürk'ü okur ve yazar olarak bu kadar ayrıntılı çalışmış ve dijital ortama taşımış başka bir program yok'' diye konuştu.
Cihan, çalışmayı 3 ayda tamamladıklarını kaydederek, emeği geçenlere teşekkür etti.
-Atatürk'ün el yazısı notları bile var-
''Atatürk'le Okumak'' projesi kapsamında internet ortamında Nadir Eserler Kütüphanesi'nin 3 boyutlu kopyası ''http://ataturkleokumak.istanbul.edu.tr'' adresinden ziyaret edilebilecek.
Sanal kütüphane, üniversitenin 1912 tarihli orijinal yapısına sahip Nadir Eserler Kütüphanesi'nin bina görünümüyle açılıyor.
Orijinal kütüphanenin fiziki yapısı ve içinde bulunan her şeyin bire bir yansıtıldığı sanal kütüphanede, aynı orijinal kütüphanedeki gibi koridordan geçilerek kütüphaneye giriliyor ve kütüphanede bulunan Atatürk'e ait kitaplar incelenebiliyor.
Kütüphanedeki kitaplarda Atatürk'ün okuduğu kitaplardaki orijinal notları da yer alıyor.
KAYNAK: AA
20180802
Atatürk Nasıl Çalışırdı ? – Atatürk’ün Çalışma Ciddiyeti ve Şekli

Atatürk Nasıl Çalışırdı – Atatürk’ün Çalışma Ciddiyeti ve Şekli
Evet, Mustafa Kemal Atatürk nasıl çalışırdı? Kısacık ömrüne bu kadar büyük ve çeşitli başarıyı, zaferi sığdırabilmiş olan bir kişinin çalışma düzenini merak etmemek mümkün mü? Bu olağanüstü başarıların sırrını çözmek için O’nun,‘’Dünyaya pek seyrek gelen büyük dehalardan biri’’olduğunu bilmek de yetmez. Üstelik, çalışma ile beslenmeyen büyük zekaların, dahi katına erişemedikleri de biliniyor. İşte bu yazımızda deha bir kimlik Mustafa Kemal Atatürk’ün çalışma azmini ve yöntemlerini yaşamından bazı kestlere yer vererek anlatmaya çalışacağız.
Bir de uykunun çaresi bulunsa…
‘’Cevat Abbas Gürer’in anılarından’’
‘’Hayat pek kısa… " demişlerdi bir gün,
‘’Çocukluk ve mektep bir kısmını alıyor. Geri kalanını da uyku yarıya indirmeye çalışıyor. Uykusuzluğun etkilerini giderecek, uykunun vücuda verdiği istirahatı, gıdayı verecek komprimeler icat edilse… Bir gün bu da olacaktır.’’

Mustafa Kemal Atatürk’ün bu sözlerini aktaran Sayın Cevat Abbas Gürer, O’nun, Çanakkale’den başlayarak uzun süre yaverliğini yapmış; O’nunla birlikte Anadolu’ya geçmiş, zaferden sonra da hep yakınında bulunmuş arkadaşlarından biri... Daima güvendiği, değer verdiği... Atatürk, her zaman yaratıcı ve çok zengin çalışmaların içinde bulunduğu için, çok az uyurdu. Uyanık geçirdiği zamanla, uykuda geçirdiği zaman, kıyaslanmayacak kadar farklıdır. O’nun bir insan ömrüne, birçok insan ömrüne sığmayacak kadar zengin olan çalışmalarını anlatmaya kalkışacak değilim. Atatürk’ün durmayan, dinlenmeyen yıpratıcı çalışma tarzının örnekleriyle ve sonuçlarıyla anlatılması, bir konuşmaya, bir yazıya, bir kitaba, yüz kitaba sığmaz. Ben sadece birkaç hatıramı, ayrıntılarına girmeden anlatabilirim. Önce genel olarak diyebilirim ki, Atatürk, hiçbir zaman uykusunun dostu olmamıştır. Daima dinç ve uyanık tutmaya özen gösterdiği maddi, manevi enerjisi bu dostluğa izin vermezdi zaten... Kişilik yapısı da...
Bakın, Kafkasya Cephesi’ne yetişmek için 36 saat hayvan üstünde, hayvandan inmeden cebri yürüyüş yapmış ve ayağının tozuyla, gayet kritik bir duruma girmiş olan savaşın emir kumandasını eline almıştı. Düşmanın, ordumuzun bu cephesindeki sürekli saldırılarını durdurmuştur. Bu çok tehlikeli ve önemli saldırıları Atatürk’ü üç gün üç gece daha uyutmamıştı.’’ 36 saat hayvan üstünden inmeden yapılan yolculuktan sonra cepheye koşmak... ve üç gün üç gece durmaksızın kritik bir savaşı yönetmek... İnsan gücünün bu duruma dayanması mümkün değildir. Ne tıp bir ad koyabilir bu güce ne de herhangi bir mantık...
***
‘’Acı mütareke günlerinde de İstanbul’da gecelerini, gazetelerden, arkadaşlarından aldığı haberleri irdelemek, sorumlamakla, geleceğin planlarını hazırlamak için çoğu kez harita başında ve uykusuz geçirirdi. 19 Mayıs gününün doğan güneşiyle Samsun’a ayak basıp, Türk ulusunun bahtına güneş gibi doğan Mustafa Kemal Atatürk’ü, Lozan Barışı imzalanıncaya kadar geceler, uyurken hiç görmediler diyebilirim. Dediğim gibi, hiçbir faninin dayanamayacağı bir çalışma tarzı vardı Atatürk’ün. Yaptığı plan tam anlamıyla gerçekleşinceye kadar aralıksız çalışırdı. Çalışmasıyla arasına hiçbir şeyin girmesine izin vermezdi. Ne uyku ne açlık, hatta ne de hastalık...’’ Nasıl yaptıysa ‘ölüm’ giriverdi araya... Ve korkunç parmaklarıyla, dünyaya pek seyrek gelen bir deha’nın nabzına dokunu verdi.
Mustafa Kemal’in 18 yıl birlikte çalıştığı ve çok güvendiği genel sekreteri Hasan Rıza Soyak şöyle anlatıyor:
‘’Atatürk çalışırken zaman, mekan, hatta imkan kavramları söz konusu olmazdı. Nerde ve hangi koşullar altında olursa olsun, resmi ya da ulusal bir konu üstünde çalışması gerekti mi, tüm çevresiyle ilişkilerini derhal kesip, o sorun üstünde bütün dikkatini ve gücünü yoğunlaştırabilirdi. Eğlenirken, dinlenirken, hatta uykusunda uyandırılırken, önemli memleket işlerinin kendini iletilmesini isterdi.Bu konuda tüm yakınlarına ve hizmetlilerine yetki vermişti. Herhangi bir işi bitirmeden bırakmak gibi bir şey de yoktu O’nun için. Kimi kitaplar için de durum aynıydı,’’

‘’Bir İstanbul seyahatinden Ankara’ya dönmüştüm. Derhal köşk’e çıktım.Yanına girmeden önce, hizmetinde bulununlara Atatürk’ün nasıl olduklarını sordum. ‘İki gün iki gecedir durmadan okuyorlar. Birkaç defa banyo yaptılar ve şezlongta istirahat ettiler, ‘dediler. Odasına girdiğimde, Atatürk. koltuğa bağdaş kurmuş oturuyordu. Ekseriya bu şekilde otururlardı. Elindeki kalın tarih kitabını bitirmek üzereydi.
Bana ‘Hoş geldin,’ dedikten sonra;
‘’Elime bir kitap geçti; bilmem ne zamandan beri okuyorum,’’ dedi
‘’Elime bir kitap geçti; bilmem ne zamandan beri okuyorum,’’ dedi
‘’Yorulmadınız mı Paşam?’’
“ Hayır.. yalnız, gözlerim yanıyor. Fakat bunun da çaresini buldum;
Biraz tülbent aldırttım, parça parça kestirttim, bu parçalarla gözlerimi siliyorum.’’
(...) ‘’Evet, nasıl çalışırdı...Bir anı daha: Amerikalı bir kadın gazeteci Atatürk’e, ‘Böyle sürekli başarılı olmak için ne yaptığını, nasıl çalışıtığını ‘sormuştu. Aldığı yanıt şu idi: ‘Ben, bir işte nasıl muvaffak olacağımı düşünmem. O işi başarmak için nelerin engel olabileceğini düşünürüm. Engelleri kaldırdım mı, iş kendiliğinden yürür.’ ‘’
(...)Ve Atatürk’ün çalışma tarzı ile ilgili çok önemli bir anıyı daha anlatmaya başlıyor... Gözleri dolu dolu... Sesinde hayranlık ve büyük, çok büyük bir acı var:
‘’Hatay meselesi...Fransızlarla müzakerelerin tıkanır gibi olduğu bir dönemde,Atatürk, ani bir kararla, Güney vilayetlerimize yapacağı bir seyahat hem de nümayişli (gösterişli) bir seyahat için hazırlıklar yapılmasını emretti. Pek çok kişi telaşa düştü: Fransızlarla aramızdaki kritik durum yeni bir savaşa mı yol açacaktı?... Atatürk’e bu endişeleri aktardığımda gülümsedi: “Ne münasebet efendim, bu benim kişisel meselemdir. Büyük elçiye de söyledim, beni eyleme mecbur ederlerse, Cumhurbaşkanığı’ndan, hatta milletvekilliğinden istifa edip, bir fert olarak bana katılacak bir kaç arkadaşla birlikte Hatay’a gireceğim ; oradakilerle el ele verip mücadeleye devam edeceğim. dedi. Biliyorsunuz, böyle bir durum olmadı: ‘’
‘’Çoktandır müstarip olduğu menhus hastalık o sıra iyice ağırlaştı. Kendilerine, bir ay kadar kesin yatak istirahati tavsiye edildi. Sonra da, ancak odasında, daha sonra da ev içinde dolaşma izni verildi (...) Fransızlarla müzakerelerin bu en nazik gözlerinde, Atatürk’ün ortalıkta görülmemeleri, karşı tarafın, çeşitli dedikodular yaymasına neden oldu. Felçli oldukları falan gibi... Bu söylentileri, hareketleriyle hemen yalanlamak gerektiği kanısındaydı yüce insan... Hatay elden gidiyordu... Hekimlerin, ‘Böyle bir seyahat intiharla eş anlamlıdır, ‘demelerine, dostlarının büyük ısrarlarına, yalvarmalarına hiç aldırmadı...Ve, hayatına mal olan o Güney seyahatini gerçekleştirdi...Ve böylece, Hatay’ı da Türk ulusuna armağan etti... İşte Mustafa Kemal Atatürkn çalışma tarzı ve görev anlayışı...’’
Atatürk Büyük Nutku Hazırlarken Çok Sıkı Çalışmıştı
Ama Nutuk Atatürk’ deki çalışma gücünün insan takatini bazen ne kadar açtığını gösterir. Yüzlerce, binlerce vesikayı eski köşkün üst katındaki küçük çalışma odasında kendisi ayırmış. Nutku çoğunca ayaküstü dolaşarak dikte etmiştir.
Uzun saatler süren diktelerden sonra yazanlar 8-10 saatlik bir uykuya gittikleri zaman Atatürk bir banyo alır, giyinir, akşam davetlerine o gün yazdıklarını okutmak üzere sofraya inerdi. Okuma ve o günkü yazılar üzerine konuşmalarda saatler sürerdi. Bu defa dinlenme ve konuşmalardan yorulanlar uzun bir rahatlama için evlerine dönerler. Atatürk çok defa kısa bir uykudan sonra bir gün önceki çalışmalarına koyulurdu. Bu kadar sıkı çalışma haftalarca sürmüştür. Cümleler, kelimeler ve noktalar üzerinde titizce durduğunu unutmayınız.
Kaynak: Belirli Günler ve Haftalar, Endi Mağazaları Kültür Hizmeti, sayfa 22.
“ Hayır.. yalnız, gözlerim yanıyor. Fakat bunun da çaresini buldum;
Biraz tülbent aldırttım, parça parça kestirttim, bu parçalarla gözlerimi siliyorum.’’
(...) ‘’Evet, nasıl çalışırdı...Bir anı daha: Amerikalı bir kadın gazeteci Atatürk’e, ‘Böyle sürekli başarılı olmak için ne yaptığını, nasıl çalışıtığını ‘sormuştu. Aldığı yanıt şu idi: ‘Ben, bir işte nasıl muvaffak olacağımı düşünmem. O işi başarmak için nelerin engel olabileceğini düşünürüm. Engelleri kaldırdım mı, iş kendiliğinden yürür.’ ‘’
(...)Ve Atatürk’ün çalışma tarzı ile ilgili çok önemli bir anıyı daha anlatmaya başlıyor... Gözleri dolu dolu... Sesinde hayranlık ve büyük, çok büyük bir acı var:
‘’Hatay meselesi...Fransızlarla müzakerelerin tıkanır gibi olduğu bir dönemde,Atatürk, ani bir kararla, Güney vilayetlerimize yapacağı bir seyahat hem de nümayişli (gösterişli) bir seyahat için hazırlıklar yapılmasını emretti. Pek çok kişi telaşa düştü: Fransızlarla aramızdaki kritik durum yeni bir savaşa mı yol açacaktı?... Atatürk’e bu endişeleri aktardığımda gülümsedi: “Ne münasebet efendim, bu benim kişisel meselemdir. Büyük elçiye de söyledim, beni eyleme mecbur ederlerse, Cumhurbaşkanığı’ndan, hatta milletvekilliğinden istifa edip, bir fert olarak bana katılacak bir kaç arkadaşla birlikte Hatay’a gireceğim ; oradakilerle el ele verip mücadeleye devam edeceğim. dedi. Biliyorsunuz, böyle bir durum olmadı: ‘’
‘’Çoktandır müstarip olduğu menhus hastalık o sıra iyice ağırlaştı. Kendilerine, bir ay kadar kesin yatak istirahati tavsiye edildi. Sonra da, ancak odasında, daha sonra da ev içinde dolaşma izni verildi (...) Fransızlarla müzakerelerin bu en nazik gözlerinde, Atatürk’ün ortalıkta görülmemeleri, karşı tarafın, çeşitli dedikodular yaymasına neden oldu. Felçli oldukları falan gibi... Bu söylentileri, hareketleriyle hemen yalanlamak gerektiği kanısındaydı yüce insan... Hatay elden gidiyordu... Hekimlerin, ‘Böyle bir seyahat intiharla eş anlamlıdır, ‘demelerine, dostlarının büyük ısrarlarına, yalvarmalarına hiç aldırmadı...Ve, hayatına mal olan o Güney seyahatini gerçekleştirdi...Ve böylece, Hatay’ı da Türk ulusuna armağan etti... İşte Mustafa Kemal Atatürkn çalışma tarzı ve görev anlayışı...’’
Atatürk Büyük Nutku Hazırlarken Çok Sıkı Çalışmıştı
Ama Nutuk Atatürk’ deki çalışma gücünün insan takatini bazen ne kadar açtığını gösterir. Yüzlerce, binlerce vesikayı eski köşkün üst katındaki küçük çalışma odasında kendisi ayırmış. Nutku çoğunca ayaküstü dolaşarak dikte etmiştir.
Uzun saatler süren diktelerden sonra yazanlar 8-10 saatlik bir uykuya gittikleri zaman Atatürk bir banyo alır, giyinir, akşam davetlerine o gün yazdıklarını okutmak üzere sofraya inerdi. Okuma ve o günkü yazılar üzerine konuşmalarda saatler sürerdi. Bu defa dinlenme ve konuşmalardan yorulanlar uzun bir rahatlama için evlerine dönerler. Atatürk çok defa kısa bir uykudan sonra bir gün önceki çalışmalarına koyulurdu. Bu kadar sıkı çalışma haftalarca sürmüştür. Cümleler, kelimeler ve noktalar üzerinde titizce durduğunu unutmayınız.
Kaynak: Belirli Günler ve Haftalar, Endi Mağazaları Kültür Hizmeti, sayfa 22.
Alıntı/Kaynak:
http://www.ataturkinkilaplari.com/ak/196/ataturk-nasil-calisirdi-–-ataturk’un-calisma-ciddiyeti-ve-sekli.html
20180228
Tosyalı genç: "Kitaplar yakılmak için değil, okumak için vardır"
Türkiye onu konuşuyor… Liseli Murat’ın sözleri!
Tosya Endüstri Meslek Lisesi öğrencisi Murat Sökük, babasına yakması
için verilen kitapları Fevzi Paşa Mahallesi eski sebze pazarında açtığı
sergiyle satarak harçlığını çıkartıyor. Kitapları eğitimine devam
edebilmek için sattığını belirten Sökük, “Endüstri Meslek Lisesi Mobilya
Bölümünde okuyorum. Okul ihtiyaçlarımı gidermek için kitap satıyorum.
Aileme destek oluyorum. Eğer durumum iyi olsaydı ilçede başlatılan kitap
kampanyasına destek için yardımcı olurdum. Babama okuldan vermişler
‘yak’ diye bende yaktırmadım getirdim satıyorum. Okunması lazım.
Kitaplar okumak için vardır, yakılmak için değil. Bunlar için tonlarca
ağaç kesiliyor. Başka çarem yok. Dediğim gibi durumum iyi olsaydı
kitapları bağışlardım” dedi.
Murat Sökük 'ün bu davranışı ve konuşması karşısında vatandaşlar eğitimine destek vermek için kitap aldılar.
Murat Sökük 'ün bu davranışı ve konuşması karşısında vatandaşlar eğitimine destek vermek için kitap aldılar.
20180117
Kitap okumak yerine sosyal medya kullanmak
'Nereden, nereye geldik.... Bir zamanlar kütüphanelere sığmayan okuyan
araştıran bir nesil vardı... Ama günümüzde ise sosyal medya kullanımında
dünyada 2'nci sırada biz Türkler var! Çok tebrik ederiz...'
Naim Güney @hnagy52
Naim Güney @hnagy52
20171126
Gülten Dayıoğlu’ndan çocuklar için öneri

Gülten Dayıoğlu, öğretmenler gününde Hataylı öğrencilerle bir araya geldi. Çocuk edebiyatının duayen ismi, "Çocuklar hayatın içinden bilgilerle yetiştirilmeli" dedi.
Eski bir öğretmen olan ve yazdığı kitaplarla üç kuşağı büyüten Gülten Dayıoğlu, Öğretmenler Günü’nde Hatay’da öğrencilerle bir araya geldi. Günümüz çocuklarına erişebilmek için öğretmenlerin kendini her zaman güncellemesi gerektiğini vurgulayan Dayıoğlu, eğitim sisteminde ezberci yönteme karşı müfredatın esnek olması gerektiğini söyleyerek, “Çocuklar hayatın içinden bilgilerle yetiştirilmeli” dedi.
Çocuk kitaplarının psikologlar tarafından denetlenmesi konusunda da açıklamalarda bulunan Dayıoğlu, şöyle dedi: “Kimse yazarın zihnine dizgin vuramaz. Bu konuda asıl sorumluluk yayınevinindir. Çocuk edebiyatının süzgecinin delikleri sık olmalı, niteliksiz kitaplar bu süzgeçten geçememeli. GDO'lu gıdaları nasıl seçiyorsak GDO'lu kitapları da seçmek, ayıklamak gerekiyor. Bu noktada ikinci büyük sorumluluk öğretmenlere ve velilere düşüyor. Çocuklarına ne okuttuklarının farkında olsunlar.”
Alıntı Kaynak: http://www.sozcu.com.tr/hayatim/kultur-sanat-haberleri/gulten-dayioglundan-cocuklar-icin-oneri/
Onlar hem edebiyatın devleriydi, hem de öğretmen...








Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
En Çok Okunanlardan...
-
Bu yazımızda Milli Edebiyat Dönemi'nin en önemli şairlerinden biri olan Mehmet Emin Yurdakul'un "Cenge Giderken" şii...
-
Ülkemiz yer şekilleri bakımından oldukça farklı özelliklere sahiptir. Yer şekillerindeki farklılık iklimlerin bölgelere göre değişiklik...
-
Amerika’da benzin istasyonunda durdum. Sonra arabama dönerken, bir kamyonet yanımda durdu.. Bir vatandaş arabadan çıktı ve gerçekten inanmad...
-
''İçimizde şeytan yok… İçimizde aciz var… Tembellik var… İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: ha...
-
John Dewey’in Türk Maarifi Hakkında Raporu ve Türk Eğitim Sistemi Akın EFENDİOĞLU Çukurova Üniversitesi Hasan Güner BERKANT Kahramanma...
-
Kurtuluş Savaşı Cepheleri Kurtuluş Savaşı Cepheleri, Kurtuluş Savaşı boyunca üç cephede savaş yapılmıştır. Doğu, Batı ve Güney de savaş y...
-
'HERAKLES LAHİDİ' ARTIK ANTALYA MÜZESİNDE SERGİLENİYOR Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş: “Kültür ve Turizm Bakanlığı olar...
-
* Kün-Ay tamgası ile Türklerle ilgili Göbeklitepe'de T şeklindeki dikilitaşlarda görünen Kün-Ay tamgası, Türk kavimlerinin bayrakla...













