türkü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
türkü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20260210

📸TÜRK MÜZİĞİ: 🎼🇹🇷 İki efsane sanatçımız Barış Manço ve Cem Karaca

 



🎞️ 🗣️🎙️🎼Barış Manço, Cem Karaca - Uzun İnce Bir Yoldayım


Barış Manço, Cem Karaca, Cahit Berkay, Kurtalan Ekspres...

Aşık Veyselimizin bu nâdîde eserini, müziğimizin üstadlarından, kilometre taşlarından dinliyoruz:

"Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece..."

20260207

🎞️ ANADOLU İNSANI: Anadolu İnsanı bir cevherdir: Anadolu kadını maharetlidir


 Keçiden süt; bağlamadan türkü çıkar.

Kim demiş köylü kadını saz çalamaz diye.

Çünkü müzik, hepimizin ortak paydası.


Alıntı: Emre Dayıoğlu @emredayioglu07


20260116

🎞️ ''Böyle yetiştirilen çocuklardık...'' - Ankara Alparslan İlkokulu Halk Türküleri Korosu





Böyle yetiştirilen çocuklardık...

Kıymetli Mansur Kaymak'a ve Arşivi'ne bin çiçek bin teşekkür.

Arşiv Bilgisi:
Ankara Alparslan İlkokulu Halk Türküleri Korosu . ''ALTIN YÜZÜK YAPTIRDIM ANKARA

Alıntı: Ekrem Ataer @ekremataer


20251210

20231228

📖Halk Müziği ne demektir? Halk Müziğinin özellikleri nelerdir? Türk Halk müziğinin genel özellikleri nelerdir?

TÜRK HALK MÜZİĞİ

Halk Müziği; bir ulus ya da ülkenin kültürünü yansıtan sözlü ve sözsüz ezgilerin kulaktan kulağa iletildiği müzik dalıdır. Esin kaynağını ilgili ulusun duyuş, düşünüş ve yaşayış biçiminden alır. Çıkış biçimi ve çalgı çeşitleri bölgelere ve halk topluluklarına göre değişik özellikler gösterir. Sanat müziğiyle sürekli bir alışveriş içerisinde olup ortaçağdan sürekli bir alışveriş içerisinde olup ortaçağdan başlayarak müziğin çeşitli dallarını etkilemiştir. Ortaçağ başlarında çok sesli sanat müziğinde 15. ve 16. yüzyıl müziğinde 17. 18. yüzyılın süit türündeki bestelerde halk müziğinin önemli ölçüde etkileri görülür.

Ülkemizde halk müziği sözlü ya da sözsüz olmak üzere iki bölüme ayrılır. Sözlü müzik, tüm türleriyle halk türkülerini ve türkülü oyun havalarının, sözsüz müzikse türküsüz halk oyunlarının ezgilerini kapsar. Türküler ve oyun havaları gibi ölçüsü ve ritmi belli olan parçalar kırık hava genel adı altında anılan ve koşmaları, yiğitlemeleri, güzellemeleri, taşlamaları, ninnileri vb kapsamına alır. Sadelik, duyguluk ve içtenlik gibi özellikler taşıyan bu ürünlerde köy yaşantısının tüm konuları, yansımaları bulunur. Uzunhavalar’da ise ölçü ve ritim serbesttir; ancak dizisi bilinir ve dizi içindeki seyri belli kalıplara bağlıdır.

Türk Halk Müziği ürünleri, melodi, ritim, ölçü ve tonalite bakımlarından da Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde değişik ve renkli özellikler gösterirler. Türkülerde sözler (güfte) belirli bir hece kalıbına (4+4; 4+3, 4+4+3 vb) uydurularak oluşturulur. Bu, kimi zaman bir halk ozanının yaratması olup sonradan türkü haline geçmiştir ya da doğrudan türkü olarak yakılmıştır. Her iki durumda da sözler her zaman melodiyle uyuşmazlar; melodideki bazı notalar açıkta kalır. Bu durumda halk, sözleri melodiye ya birkaç notayı bir hece üzerinde toplayarak ya da dizeye of, oy, da vay, aman, gel yarim gel, ay balam gibi eklemeler yaparak aksaklığı düzeltir.


Türk Halk Müziği’nde klasik Türk Müziği’nin büyük formları ve büyük usulleri kullanılmaz.

Buna karşılık küçük usuller ve makamlar her iki müzikte de aynıdır. Yine de kültür merkezlerinden uzaklaştıkça ayrımlaşma başlar. Genelde birer cümlelik ezgiler yinelenir Bu, tek cümlelik, tek kısımlık türkü şekli doğar. Ancak genişletilmiş, birkaç bölümlü parçalar da vardır. Genellikle aynı tonla kalmayan, başka tonlara da geçişler yapılarak yaratılmış ürünler bu parçalarda görülür.

Oyun havaları da bölgelere göre değişik adlar alırlar. Genellikle sıralanarak ya da halka oluşturularak oynanan oyunlar olduğu gibi, tek başına oynananlar da vardır. Ayrıca halk oyunları oynanılan yere ve amaca göre de sınıflandırılır. Ayak ve vücut hareketlerine göre de adlandırılan oyunlar açık ya da kapalı yerde oynanmalarına göre de ayrılır. Genellikle davul ve zurna eşliğinde oynanan oyunlara bölgelere göre başka sazlar da katılabilir: Karadeniz’de kemençe; Doğu Anadolu’da kaşık, tef, zil vb. Flüt, gayda, alphorn keman, laterna, kastanyet, davul, gitar, mandolin, armonika, santur, akordeon, banco, buziki vb Batı’da kullanılan yaygın halk müziği çalgıları arasında yer alır.

Alıntı: https://www.nkfu.com/halk-muzigi-nedir-turk-halk-muziginin-ozellikleri-nelerdir/

20230921

"Sayıp'ın toprağı sıcaktır sıcak" Öyküsü

(*Günümüzde- Ambarseki köyü, Karaburun, İzmir)

 "Sayıp'ın toprağı sıcaktır sıcak" Öyküsü 

Yorgi, İzmir'in Karaburun İlçesi'ne bağlı Ambarseki Köyü'nde yaşayan, Rum Ahalisi'ne mensup olan yiğit, oldukça yakışıklı, bir o kadar da hovarda bir gençmiş. Yorgi'nin yakışıklılığı ile köyün genç kızları arasında beğeniliyor olması ve üstüne üstlük hovardalıkları köydeki diğer delikanlılar tarafından kıskanılmasına ve sevilmemesine sebep olmaktaymış. Bu kıskançlıklar, köyün diğer gençleri tarafından hakkında asılsız dedikodular çıkarılmasına hatta husumetler doğmasına sebep olmaktaymış. 

    Yorgi'nin çapkınlık dedikodularının yanı sıra, öldürüleceği yönünde de bir takım laflar ortalık yerde dolanmaya başlayınca, anacığı Yorgi'sini karşısına alıp, dikkatli olması yönünde nasihatlerde bulunurmuş. Bulunurmuş bulunmasına da gençlik çağlarındaki Yorgi; "ana sen korkma, beni öldürecek yiğit daha anasından doğmadı" diyerek, belinde taşıdığı hançeri gösterip, "ben ölürsem yanımda birkaç kişi daha ölür, bunu da böyle bilsinler" diyerek meydan okurmuş. Zira Yorgi sahiden de oldukça yiğit ve bıçkın bir delikanlıymış.

     Yorgi, sık sık Sayıp Köyü'ndeki Sava'nın Meyhanesi'ne gitmeye başlamış. Oranın hem şarapları güzelmiş hem de Sava güzel keman çalarmış, Pandeli isimli arkadaşı da ona Bendir - Def ile eşlik edermiş. Sava ve Pandeli, meyhane işletmenin yanı sıra bölgenin düğünlerini de çalarlarmış. 3 kafadar geç vakitlere kadar yer - içer eğlenirlermiş. Sayıp Köyü'ne her gittiğinde geç vakitlere kadar dönmeyen Yorgi'yi, annesi merak eder, dönene kadar evin sofasında oturup onu bekler, Aşlamacık Yokuşu'ndan çıktığını görünce rahatlar derin bir oh çekermiş.

    Annesinin tüm uyarılarına rağmen Yorgi, her fırsatta Sayıp Köyü'ne gitmekten vazgeçmemiş. Sayıp Köyü'nde, Sava'nın meyhanesinde eğlenen Yorgi, bu eğlencelere gidip geldikçe bu köyden dul bir Türk kadına gönlünü kaptırmış. Kendisinin Rum, kadının Türk olmasına ve bunun doğuracağı sorunlara ve güçlüklere aldırmadan evlenme teklif edip olumlu yanıt bile almış kadından. 

      Son zamanlarda Ambarseki Köyü'nde "Yorgi'nin günleri sayılı" şeklinde dedi kodular almış yürümüş. Bir gece çok geç bir vakit olmasına rağmen Yorgi eve dönmemiş. Zaten dedikodulardan ürken, üstüne üstlük kötü kötü rüyalar da gören annesi, hemen kardeşi Agop'a durumu anlatmış ve yardım istemiş. Agop, oğlunu da yanına alarak hemen Sayıp Köyü'ne doğru yola koyulmuşlar. Ne var ki Aşlamacık Yokuşu'nun başına varınca, izbe - kuytu bir yerde Yorgi'nin hançerlenmiş, hançer yaralarından dolayı çok fazla kan kaybetmiş ve henüz soğumamış cesedini bulmuşlar. Önce anacığına sonra da karakola haber vermişler.

    Yorgi'yi, onu kıskanan Rumlar'ın mı yoksa sevdiği kadından dolayı durumu kabullenmeyen Türkler'in mi öldürdüğü hiçbir zaman ortaya çıkmamış.

    Annesi evlerinin sofasında oturup, Aşlamacık Yokuşu'na bakarak oğlunun iftiraya uğradığını söyleyerek, Yorgi'ye bu ağıtı yakmış. 

(Kaynak : * Ambarseki Köyü'den Paşaoğlu Ahmet, 

                  * Müzik Öğretmeni ve araştırmacı Yıldırım Aytaç)

                                                  Nihat KAYA

     NOT :  Yörede kabul edilen rivayet; kim oldukları bilinmemekle birlikte, Yorgi'nin o akşam 2 kişi ile kavga ettiği, kavga sırasında onların da hançer yarası aldıkları ancak bir şekilde kaçmayı başardıkları ve iyileşene kadar da ortalarda gözükmedikleri için yakalanamadıkları yönündedir.

     1950 yılında Ambarseki Köyü'den Paşaoğlu Ahmet, ziyaret için gittiği Sakız Adası'nda bir otelde kalırken, otelin zemin katında eğlenen gençlerin Yorgi'in türküsünü Yunanca söylediklerini fark eder ve o da Yorgi'nin türküsünü Türkçe söyleyerek yanlarına iner. Gençler, Yunanca "siz bu şarkıyı nereden biliyorsunuz" diye sorunca Paşaoğlu Ahmet, "ben Ambarseki Köyü'denim. Yorgi'yi, annesini, babasını ve dayısını da çok iyi bilirdim" diyerek hikayeyi anlatmış. 

     Anlaşılacağı üzere; 4774 repertuar numarası ile THM Repertuarı'na giren Yorgi'nin türküsü, Türkiye'nin yanı sıra Yunanistan'da da söylenen bir ağıttır.

Alıntı: Gezgin Kuş -Sosyal medya

...... 

YORGİ’Nİ TÜRKÜSÜ

"Sayıp'ın toprağı sıcaktır sıcak" Solist:Senanur Kale, 

Yöre:İzmir/Karaburun/Sahip, 

Kaynak: Selahattin Zorlu, 

Derleyen: Yıldırım Aytaç, Notalayan:Nihat Kaya

Bağlamalar: Mehmet Uysal, Ahmet Kahya,İrem Güzel,Yavuz Selim Sertler, Kabak Kemane: Erdem Metin, Klarnet: Murat Küçük, Ritim: Serkan Biraderler

Bozüyük - 05.06.2021

20210720

20210204

✍️ Şiir: Türküler Dolusu - Bedri Rahmi Eyüboğlu


Türküler Dolusu

Kirazın derisinin altında kiraz
Narın içinde nar
Benim yüreğimde boylu boyunca
Memleketim var
Canıma ciğerime dek işlemiş
Canıma ciğerime
Sapına kadar.

Elma dalından uzağa düşmez
Ne yana gitsem nafile.
Memleketin hali gözümden gitmez
Binbir yerimden bağlanmışım
Bundan ötesine aklım ermez.

Yerliyim yerli olmasına
İlmik ilmik, damar damar
Yerliyim.

Bir dilim Trabzon peyniri
Bir avuç tiftik
Bir çimdik çavdar
Bir tutam şile bezi gibi
Dişimden tırnağıma kadar

Ressamım.
Yurdumun taşından toprağından şurup gelir nakışlarım
Taşıma toprağıma toz konduranın
Alnını karışlarım.

Şairim şair olmasına
Canım kurban şiirin gerçeğine hasına
İçerisine insan kokusu sinmiş mısralara vurgunum
Bıçak gibi kemiğe dayansın yeter
Eğri büğrü, kör topal kabulüm

Şairim
Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası
Ayak seslerinden tanırım
Ne zaman bir köy türküsü duysam
Şairliğimden utanırım

Şairim
Şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum
Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim
Onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm.

Hey hey, yine de hey hey
Salınsın türküler bir uçtan bir uca
Evelallah hepsinde varım
Onlar kadar sahici
Onlar kadar gerçek
İnsancasına, erkekçesine
"Bana bir bardak su" dercesine
Bir türkü söylemeden gidersem yanarım.

Ah bu türküler
Türkülerimiz
Ana südü gibi candan
Ana südü gibi temiz
Türkülerde tüter dağ dağ, yayla yayla

Köyümüz, köylümüz, memleketimiz.
Ah bu türküler,
Köy türküleri
Dilimizin tuzu biberi
Memleket ahvalini onlardan sor
Kitaplarda değil, türkülerde ara Yemen'i
Öleni, kalanı, gidip gelmeyeni...
Ben türkülerden aldım haberi.

Ah bu türküler, köy türküleri
Mis gibi insan kokar, mis gibi toprak
Hilesiz hurdasız, çırılçıplak
Dişisi dişi, erkeği erkek
Kaşı kaş, gözü göz, yarası yara
Biçağı bıçak.
Ah bu türküler, köy türküleri
Karanlık kuyularda açılmış çiçekler gibi
Kiminin reyhasından geçilmez
Kimi zehir, kimi zemberek gibi.

Ah bu türküler, köy türküleri
Olgun bir karpuz gibi yarılır içim
Kan damlar ucundan, mürekkep değil
İşte söz, işte ses, işte biçim:
"Uzun kavak gıcım gıcım gıcılar"
İliklerine kadar işlemiş sızı
Artık iflah olmaz kavak ağacı
Bu türkünün yüreğinde sancı var.

Ah bu türküler, köy türküleri
Ne düzeni belli, ne yazanı
Altlarında imza yok ama
İçlerinde yürek var
Cennet misali sevişen
Cehennemler gibi dövüşen
Bir çocuk gibi gülüp
Mağaralar gibi inleyen
Nasıl unutur nasıl
Ömründe bir defa
Kazım'ın türküsünü dinleyen...

Bedri Rahmi Eyüboğlu
Tuz

20191230

'Selanik Türküsü'

destandır.
Şundan ki;
Osmanlı'nın hoşgörülü yönetimi altındaki Selanik'te 72 millet bir arada yaşıyor.
Çarşısında,pazarında, dükkânında kentin toplumsal yapısına uygun bir dil konuşulur, halk birbirini anlardı..
Sevgi,saygı Selanik'in simgesi olmuştu.
Musevisi,müslümanı, hıristiyanı özgürce kendi ibadetlerini yapacakları cami,havra, kiliseleri vardı..
15.Yüzyılda Kraliçe Isabella ve Ferdinand döneminde,musevilere
"Ya hıristiyan olacaksınız ya da 10 ay içinde ülkeyi terk edeceksiniz" denince, Sultan 2.Beyazıd İspanyol musevilerine sahip çıkar ve Kaptan-ı Derya Hasan Paşa'yı donanması ile İspanya'ya gönderiyor ve bir grup musevinin kurtulmasını sağlıyor..
Onları İstanbul'a getiriyor ve bu gelen gruptan 2000 kadarını Selanik'e gönderiyor..
Böylelikle renkli Selânik yaşamına yeni bir grup giriyor ve ticaret canlanıyor.
Yeni mağazalar, bankalar,oteller,yollar, limanlar yapılıyor.
Musevilerin ticaret hayatına kattıkları canlılıktan diğer etnik gruplar da nasibini alıyor..
Hamdi Bey,Kapancılar gibi müslüman iş adamları da çeşitli iş kollarında yatırımlar yapıyor. Sözün özü Selânik, Osmanlı'nın Avrupa'daki merkezi hâline geliyor..
Gelişen ticari yaşama ayak uydurup tekstil dalında mağaza açanlardan biri de Renda'lı Rüstem Ağa'ydı..
Rüstem Ağa'nın mağazasında allı güllü basmalar,Şam işi ipekliler,ağır kadifeler, Selânik dokumaları
top top dururdu raflarda.Selanik'in o gün kü sosyetesi Rüstem Ağa'dan mağazasından giyinirdi..
Belindeki Trablus kuşağından sarkan gümüş kordonu,bir yana eğik fesiyle yörük esmeri babacan bir adamdı.
Gözü,gönlü tok,yemeği yenir,çayı içilir bir kişiydi. Anlı şanlı konağında onlarca insan çalışır ekmek yerdi.
Ne var ki,Rüstem Ağa'nın kendince bir derdi vardı.
4 kız babasıydı ve Allah ona oğlan bir evlât vermemiş,kendinden sonra mala mülke sahip çıkacak,soyunu sürdürecek bir oğlu olmamıştı..
Kızları bir bir evermiş, bir tek Fitnat kalmıştı evde..  Daha 16'sındaydı Fitnat, gözü gibi seviyordu onu Rüstem Ağa..
Güzelliği de dillere destan olmuş,dünürleri çoğalıyordu Fitnat'ın.
Ama babası verimkâr değildi.Daha çocuk sayılır deyip savıyordu gelenleri..
Günlerden bir gün, Selânik yakınlarındaki Mazganlı Köyünden Mehmet adlı bir genç alışveriş etmek için Rüstem Ağa'nın mağazasına geldi.İlk kez gördüğü bu gence nereli olduğunu ve ne iş yaptığını sordu.
"Mazgan'lıyım,celeplik yapıyorum.Selanik pazarına mal getirip sattık.Niyetim burada kalmaktı ama biraz zor" dedi. Gencin bu içten, saf anlatımı hoşuna gitti.
Kendisinin de hesaptan kitaptan anlayan birine ihtiyacı vardı.
"Delikanlı,adın ne?Kimin kimsen varmı köyde?" Deyince;
"Adım Mehmet,anam babam ve 3 erkek kardeşim var.Hesap kitaba aklım erer, alışverişten anlarım." Deyince,içinde bir şeyler kımıldadı Rüstem Ağa'nın,benim de böyle bir oğlum olsaydı keşke diye geçirdi içinden..
Sonra da;
"Gel çalış dükkânda, ekmeğin,aşın,yatacak yerin,içeceğin kadar tütün,giysin ve emeğinin hakkını da veririm." Dedi.
Delikanlı heyecanla ellerine sarıldı ve " size lâyık olmaya çalışırım." Dedi.
Ve işe başladı.Her geçen gün daha da ısındı işine.Rüstem Ağa'nın her günden güne gözüne girdi.
Ilkin kumaş toplarını kaldırıp indirmekle başladı işe sonra mağazanın tüm işlerine el attı..
Rüstem Ağa ona baktıkça "Ah şu Mehmet gibi benim de bir oğlum olsa, soyumu sopumu devam ettirse.." diye iç geçiriyordu.
Mağaza işlerinin yanı sıra Rüstem Ağa onu bir şeyler almak, yollamak için eve de yolluyordu.
Işte bu gidiş gelişlerin birinde olan oldu.
Fitnat'la Mehmet göz göze geldi,elleri ellerine değdi..
Çok geçmeden de kimsenin görmediği köşelerde buluşup fısıldaşır oldular.Mehmet bir türlü durumu Rüstem Ağa'ya açamıyor,içine kapandıkça kapanıyordu..
Sonra Fitnat'ın davranışlarındaki değişikliği farkeden annesi sorguladı kızını..
Durumu öğrenince babasına açtı meseleyi.
Rüstem Ağa'nın zaman zaman aklından geçen Fitnat'ı Mehmet'e everme işi kendiliğinden gelişince hoşuna gitti.
Onay alan annesi Fitnat'a haberi uçurdu.
Mehmet'te köye gidip ailesinin de rızasını alıp birlikte kızı istemek için Rüstem Ağa'nın kapısını  çaldıklarında Fitnat'ın yüreği duracak gibiydi.. Konukları içeri alıp, şuradan buradan sohbet ettikten sonra kahvelerini içerken kızı istediler.. 
"Kısmetse olur kızımıza danışalım.Lâkin Fitnat evimizin şenliği.Onsuz bu konak olmaz.
Biz isteriz ki oğlunuz bizimle olsun, bize evlât olsun" deyince, Mehmet'in  babası;
"Mehmet zaten kent yaşamına alıştı.Köyde kızımız yapamaz.
Sizin dediğiniz gibi olsun.Yeter ki mutlu olsunlar." Der ve söz kesilir..
Iç güveysi alacakları için fazla beklemeyip düğünü bir an önce yapmaya karar verirler.
Gençler o günü heyecanla beklerken Selanik'i  kâbus gibi bir hastalık Selânik'i kavurmaya başladı..
Kolera dedikleri bir illet bir çok canı alıp götürmeye başlamıştı.
Kenti kara bulutlar gibi sarmaya başlamıştı, yanlızca Selânik'i değil, tüm Rumeli'yi sarmıştı..

Bu arada düğün tarihi kesinleşen gençler artık gün sayıyordu

Alıntı: Sosyal Medya

20191026

🎞 🎼 🗣Keçi Güderken Saz Çalmayı Öğrenmiş- Ah Neyleyim Gönül

Çardak- Çaltı köyünde , konar-göçer yaşam biçimini sürdürdükleri  yıllarda  saz çalmayı  öğrenen Sultan Bacı , şimdilerde de kültürünü yaşatmak için çalışıyor.  Yörük Anası Sultan , Şalvarıyla, kınalı elleriyle öyle güzel bir türkü okudu. 
AH NEYLEYİM GÖNÜL GÖNÜL SENİN ELİNDEN

20190920

Kadın girişimcilerin ürünleri için ‘İyi işler dükkanı’ açtılar

Kadın girişimcilerin ürünleri için ‘İyi işler dükkanı’ açtılar


Kadın girişimcilerin ürünleri için ‘İyi işler dükkanı’ açtılar

Kadın iş insanları ve girişimciler İstanbul’da bir araya geldi.


RECEP ERÇİN

Ekonomi basınının yazar ve editörlerinin de yer aldığı toplantıda Boyner Grup ile Türkiye Kadın Girişimciler Derneği (KAGİDER) işbirliğiyle hayata geçirilen "İyi İşler" programında kaydedilen yeni aşama anlatıldı.

Perakende sektöründe, kadın girişimcileri güçlendirmek amacıyla, Birleşmiş Milletler ve Dünya Bankası tarafından dünyaya örnek gösterilen projeye katılan işletme sahibi kadınların ürünlerinin Morhipo.com’da açılan ‘İyi İşler Dükkanı’nda satışa sunulacağı bildirildi.

‘REFAHIN YAYILMASI İÇİN ŞART’

24 kadın işletmecinin binlerce ürününün, aylık 40 milyondan fazla müşteriyi ağırlayan Morhipo.com’da yer almasına yönelik düzenlenen toplantıda konuşan Boyner Grup Yönetim Kurulu Üyesi Ümit Boyner,"İyi İşler Dükkan ile kadın girişimcilerin en önemli ihtiyacı olan pazara erişim konusunda onlara destek olurken, iyi işler üreten kadın girişimciler de Boyner Grup ve Morhipo.com’a büyük değer katıyor. Ekonomimizin kalitesinin artması, büyümesi ve refahın tabana yayılması için kadınların ekonomiye katılımı şart" dedi.

BİNE YAKIN KADININ EMEĞİ VAR

Türkiye’de kadın girişimciliğinin yaygınlaşması, kadın istihdamının artması ve genel olarak kadının ekonomik, sosyal ve politik konumunun güçlendirilmesi için var gücüyle çalıştıklarını belirten KAGİDER Başkanı Emine Erdem de, "Yeni dönem hedeflerimiz arasında kadın girişimcilerin dijitalleşme, bilim ve teknolojide güçlenmesi için Anadolu’nun her yerinde daha fazla kadın girişimciye ulaşmak yer alıyor. İyi İşler, sadece programa katılan kadın girişimcilere değil, onların aracılığıyla kendi işletmelerinde istihdam edilen bine yakın kadına da dolaylı olarak destek sağlayacağı için kadınlar güçlendikçe ekonomimiz de güçlenecek" ifadelerini kullandı. Morhipo.com Genel Müdürü Şule Kuban da toplantıda yer aldı.

Alıntı/Kaynak: Aydınlık Gazetesi


20190917

Ermeni Yetimi 'Ruhi Su, Mezarında Kurşunlanan Adam


ERMENİ YETİMİ "RUHİ SU"..;
MEZARINDA KURŞUNLANAN ADAM...😞😞😞

" Yıl 1912..
Van’da doğdu..

Adı Mehmet’ti..
Mehmet Ruhi Su..
Küçük yaşta annesi ve babasını kaybetmişti..
Onları hiç tanımadı..
Neden kaybettiğini hiç bilmedi..
Kimsesiz kalmıştı..
Çünkü ne bir yakını vardı, ne akrabası..
Ne amcası, ne dayısı..

“Hangi taşı kaldırsam
anam babam..
Hangi dala uzansam
Hısım akrabam..
Ne güzel bir dünya bu
İyi ki geldim” derdi.
Neden kimsesizdi?.
Neden tek bir yakını yoktu?..


Yıllar sonra Yalçın Küçük Ruhi Su’nun Ermeni yetim olabileceğini yazdı..
Bunun üzerine oğlu İlgin Ruhi Su, “Babamın 1912’de Van’da doğması, öksüzler yurdundan gelmesi, bugüne kadar hiçbir akrabasının çıkmaması düşünüldüğünde Ermeni olma ihtimali hayli yüksek” demişti..
Kendisi de cevabını bilmediği bu soruyu “Birinci Dünya Savaşı’nın ortada bıraktığı çocuklardan biriyim” diye yanıtlardı..


Ruhi Su’yu Adana’da çocuğu olmayan yoksul bir aileye verdiler..
1915 Ermeni tehcirinde ailesini kaybetmiş yüzlerce “devşirme” çocuk gibi..
Bunlar amcan ve yengen dediler..
Onları öyle bildi..
Adana’nın İngiliz İşgalinde amcam ve yengem dedikleri Ruhi Su’yu terketti..
Bunun üzerine Öksüzler Yurdu’na verildi..
Müziğe meraklıydı..
Yurtta bağlama, keman çalardı..
Çok başarılıydı..
Öksüzler Yurdundan, önce Adana Öğretmen Okulu’na, ardından Ankara’da Musiki Muallim Mektebi’ne girmeyi başardı.


Yıl 1942..
Ankara Devlet Konservatuarını bitirdi..
Aynı yıl Hasanoğlan Köy Enstitüsü`nde müzik öğretmenliği yaptı..
Cumhurbaşkanlığı Orkestrası’nda görev aldı..
Devlet Operasında çalıştı..

Yıl 1951..
Devlet, türkülerinden rahatsız oldu..
Komünist diye içeri attılar..
Sansaryan Han’ın en alt katındaki hücrelerde ağır işkence gördü..
Tabutluğa kondu..
Beş yıl hapis yattı…
Ama yılmadı..
“Mahsus mahal derler kaldım zindanda
Kalırım kalırım dostlar yandadır..
Dirliğim düzenim dermanım canım
Solum sol tarafım imanım dinim.” dedi.

Yıl 1957
Cezaevinden çıktıktan sonra Ankara Radyosunda iş buldu..
İşi kısa sürdü..
Kovdular..
Kovulma nedeni şu türküydü..

“Serdari halimiz böyle n’olacak..Kısa çöp uzundan hakkın alacak..Mamurlar yıkılıp viran olacak..Akıbet dağılır elimiz bizim.”
Türküleri ünlendikçe, milyonlara ulaştı..
Düşmanı da çoğaldı..
Devlet ve egemen sistem onu hiç rahat bırakmadı..
Uzun süre işsiz kaldı..
27 Mayıs darbesi kulüplerde yabancı şarkıların sahne almasını yasaklayınca, gece kulüplerinde türkü söyledi..

Yıl 1962..
Yapı Kredi Yayınları için 5 yıllık birçalışmayı tamamlayıp, taslağı banka yetkililerine teslim etti..
Banka kitabı bastı ama kitabı hazırlayan ve yazan Sadi Yaver olarak görünüyordu..
İsyan etti..
Emeği sömürülmüştü..
Mahkemeye gitti
Kazandı..
Ama Yapı Kredi Bankası kitabın 2’nci baskısını yapmadı..
Yılmadı..
Türküleri sevdanın ve kavganın sesiydi..
Toplumsal olaylara duyarsız kalmadı..

Yıl 1969..
Kanlı Pazar..
16 Şubat’ta İstanbul Taksim Meydanı’nda ABD’nin 6. Filo’sunu protesto etmek için 76 gençlik örgütünün toplandığı sırada devlet tarafından öldürülen gençlere türkü yaktı..

“Bu Meydan Kanlı MeydanOk Fırladı Çıktı YaydanKalkın Ayağa, KalkınBiz Şehirden, Siz Köyden.”
Halkı isyana teşvikten yargılandı..
Yılmadı..

Yıl 1975..
Dostlar Korosunu kurdu..
Anadolu Halk Müziğine büyük katkılar verdi.
Çok sesli müziğin gelişmesinde önderlik yaptı..
Başta Pir Sultan ve bir çok ozanın deyişlerini türkü yaparak, alevi kültürünü milyonlara sevdirdi..
“Benim kabem insandır
Kuran da kurtaran da
İnsanoğlu insandır.” dedi..
Yılmadı..

Yıl 1977..
1 Mayıs katliamına haykırdı.
“Şişli Meydanında üç kız
Biri Çiğdem biri Nergis
Vuruldular gübegündüz
Sorarlar bir gün sorarlar.”
Yılmadı..
Kahramanlık türküleri çaldı..
Estergon Kalesi, Çanakkale içinde Aynalı Çarşı..
Ankara’nın taşına bak, Kuvai Milli destanı..
Ezilen Anadolu halkının sesi oldu..
“Dostlarım, kardeşlerim, canlarım
Kaldırın başlarınızı..
Suçlular gibi yüzümüz yerde
Özümüz darda durup dururuz
Kaldırın başlarınızı yukarı.”

Yıl 1980..
Türkiye’de 12 Eylül darbesi oldu..
Ruhi Su kemik kanserine yakalandı..
Tedavi için yurtdışına gitmesi gerekiyordu..
Pasaport vermediler..
Askerler yurtdışına çıkmasını engellediler..
“Ölsün” dediler..
1985 yılında öldü..

“Ağaç demiş ki baltaya,Sen beni kesemezdin amaNe yapayım ki sapın bendenBak şu ağacın bilincine senÖlen ben, öldüren benden.”
Geride 16 adet 45’lik plak ve 11 adet uzunçalar, yüzlerce talebe, milyonlarca hayran bıraktı..

Cenaze töreni 12 Eylül’den sonra ilk toplumsal protestoya dönüştü..
Güvenlik güçlerinin tüm engellemelerine rağmen onbinler Şişli Camisi’ne aktı..
Medyanın cenaze törenini görüntülemesi engellendi..
Cenazesi Şişli’den Zincirlikuyu’ya giderken, onbinler haykırdı..
“Ruhi Su’lar ölmez”
Ön sıralarda haykıranlar göz altına alındı..
Tam 163 kişi hakkında soruşturma başlatıldı..
Devlet memuru olanlar işinden atıldı..

Yıl 1990..
Zincirlikuyu’daki mezarı kimliği belirsiz kişiler tarafından saldırıya uğradı..
Saldırganlar mezar taşını kırmaya çalıştı..
Başarılı olamayınca kurşunladılar..

Saldırganlar hakkında soruşturma bile açılmadı..
Dosya kapatıldı..

Yıl 2010..
Hülya Avşar kendi televizyon programında Cem Karaca’nın eşi İlkim Karaca’yı konuk ediyordu..
İlkim Karaca, adının konservatuvarda Ruhi Su tarafından konulduğunu söyledi.
Bunun üzerine Hülya Avşar, “Ona da buradan selam yollayalım” dedi.
Karaca’nın “Ruhi Su öldü, hem de 25 yıl önce” sözleri üzerine şaşkına dönen Avşar, “Aaaa öyle mi.. Nur içinde yatsın o zaman” diye konuştu..


Nazım Hikmet’in sözüdür..
“İnsanların türküleri kendilerinden güzel, kendilerinden umutlu, kendilerinden kederli, daha uzun ömürlü kendilerinden.”
Ruhi Su’nun türküleri ölümsüzdür..
Çünkü Ruhi Su, dev bir çınardır; kökü Andolu topraklarındadır..
Çünkü Ruhi Su, ulu bir dağdır; Ağrıdır, Munzurdur..Hasan Dağı gibi dimdik ve Anatolia’nın ortasında her an patlamaya hazır bir volkandır..
Çünkü Ruhi Su, sudur; Kızılırmaktır, Yeşilırmaktır, Sakaryadır.. Dicledir, Fırattır, Çoruhtur.. Anatolia’nın her yerinde gürül gürül akmaktadır…
Çünkü Ruhi Su, çeliktir..
..Ve çelik aldığı suyu unutmaz..
Birgün mutlak hesap sorar..

“Sabahın bir sahibi varSorarlar bir gün sorarlarBiter bu dertler, acılarSararlar bir gün, sararlar..!"❤😞


Alıntı
Düzenleme: Ferit yüksek
#Aylaklığaövgü

Ruhi Su - Yemen Türküsü

20190329

🎞 ⚽️ 🇹🇷 Tribündeki Taraftarlar Hep Birlikte Çanakkale Türküsü Söyledi

20190321

Aşık Veysel'in 46. ölüm yıl dönümünde saygıyla anıyoruz...

''Türk Halk Müziğinin önemli temsilcilerinden, Anadolu'nun yüce gönüllü halk ozanı Aşık Veysel'in 46. ölüm yıl dönümünde saygıyla anıyoruz... Büyük usta türküleriyle yaşamaya devam edecek, Türk milletinin gönlünde hep var olacak. ''
Alıntı: Sosyal Medya - TGB


🎞️Bir vatandaş, Dubai ve Türkiye’deki metro istasyonlarını karşılaştırdı.

  Bir vatandaş, Dubai ve Türkiye’deki metro istasyonlarını karşılaştırdı. pic.twitter.com/zB0iENTSdL — Telgraft (@telqraft) April 12, 2026  ...