ozan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ozan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20260409

📖 Aleviliğin Yedi Ulu Ozanı 🇹🇷Türktür

Ahmed Yesevî Türk'tür.

Hacı Bayram Veli Türk'tür.
Hacı Bektaşi Veli Türk'tür.
Şeyh Şabani Veli Türk'tür.
Erzurumlu İbrahim Hakkı Türk'tür.
Kul Nesimi Türk'tür.
Pir Sultan Abdal Türk'tür.
Kaygusuz Abdal Türk'tür.
Şah İsmail Türk'tür.
Yunus Emre Türk'tür.
Ali Şir Nevai Türk'tür.
Kul Himmet Türk'tür.
Şeyh Bedrettin Türk'tür.
Abdal Musa Türk'tür.
Virani Türk'tür.
Fuzuli Türk'tür.
Dadaloğlu Türk'tür.
Köroğlu Türk'tür.
Dedemoglu Türk'tür.
Saru Saltık Türk'tür.
Kalenderoğlu Türk'tür.
Baba İlyas Türk'tür.
Aşık Dertli Türk'tür.
Gevheri Türk'tür.
Teslim Abdal Türk'tür.
Kazak Abdal Türk'tür.
Karacaoğlan Türk'tür.
Aşık Veysel Türk'tür
 
Bu Türk erenlerinin hepsi Türkçe konuşmuş, Türkçe yazmış, Türk kültürünün tarihi değerleri olarak yerini almıştır. Asırlar öncesinden yazdıkları öz Türkçe deyişleri hala türkü olup kulaklarımızda çınlıyor. Türk kültürü engindir. Alevi-Bektaşi inancı içerisinde sayısız yol önderleri çıkmıştır. Bu kamil ve bilge insanlar dönemi içerisinde topluma rehberlik yapıp, yollarına ışık olmuşlardır. Aynı zamanda Türk Halk kültürüne ve edebiyatına önemli katkılarda bulunmuşlardır. Çeşitli zaman dilimleri arasında yaşayan ve Alevilikte yedi ulu ozan olarak anılan Seyyid Nesimi, Şah Hatayi, Fuzuli, Yemini, Virani, Pir Sultan Abdal ve Kul Himmet büyük Türk Ozan ve Şairleridir. Alevi Bektaşi Cem ibadetlerinde bu ozanların deyişleri, nefesleri söylenir. 1-SEYYİD NESİMİ: Bağdat'ın Nesim Kasabasında yetişmiş Diyarbakır yöresine yerleşen Azerbaycan Türküdür. Oğuzların Bayat Boyuna mensuptur. Azerbaycan kaynaklarına göre Azerbaycan'ın Şamahı kentinde doğmuştur. 14. yüzyılın en büyük Türk şairlerinden biri olan Seyyid Nesimi Alevi Bektaşi Cem ayinlerinin bir öğesi olan ''Nesimi Darı'' ile kendisine olan sevgi, bağlılık ve özlem ifade edilmiştir. Şah Nesimi ve Can Nesimi diye de anılmaktadır. 2-ŞAH İSMAİL: Güney Azerbaycan Erdebil kentinde doğmuştur. Annesi Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın kızı Alemşah Begüm Sultandır. Şah İsmail Azerbaycan Türküdür. Safevi Kızılbaş Türkmen Devletinin kurucusudur. Türkmen liderliği, devlet kuruculuğu yanında büyük bir Türk Şairidir. Alevi Bektaşi Cem ibadetlerinde nefes ve deyişleri en çok okunan ozandır. 3-FUZULİ: Asıl adı Mehmettir. Kerkük'te Bayat Türkmen Boyunun Karyağdı soyundandır. Yaşadığı yüzyılda Türk Edebiyatın en büyük şairi olan Fuzuli aynı zamanda dünyanın en büyük lirik şairidir. Eserleri yüzyılar boyu bütün Türk Ülkelerinde okunmuş pek çok şair kendisini taklit etmiştir. 4-YEMİNİ: Tuna Irmağı Bölgesinde yaşamış Türkmen Ozanıdır. Faziletname isimli Türkçe eserin sahibidir. Bu eser 7300 beyitten oluşmaktadır. 5-VİRANİ: Eğriboz adasında doğmuştur. Balkanlarda Demir Baba'dan babalık icazeti almış Türkmen Bektaşi ozanıdır: Şah İsmail ve Pir Sultan Abdal'dan sonra nefesleri cemlerde ve dost meclislerinde en çok okunan şairlerdendir. 6-PİR SULTAN ABDAL: Sivas Yıldızeli ilçesi Banaz köyündendir. Asıl adı Haydar'dır. Devşirilen Osmanlıya karşı, devlet kadrolarından uzaklaştırılan, horlanan, aşağılanan, ezilen, adaletsizliğe uğratılan Türk/Türkmen Halkının isyan ve direnişinin Türkçe sesidir. 7-KUL HİMMET: Tokat ili Almus ilçesi Varsıl yeni ismi Görümlü köyü Türkmenidir. Oğuzların Bayat Boyuna mensuptur. İyi bir tekke eğitimi almıştır. Şah İsmail ve Pir Sultan'dan sonra üçüncü büyük ozandır. 
(Türkmen Aleviler sayfası)
Alıntı: Bahtiyar Aydın-Eski Çağ Tarihi Uzmanı-Yazar

20260118

📖 Şair Nesimi Dil Asimilasyonuna Direnen İlk Türk Ozanıdır

 


“Büyük Türk Ozanı NESİMİ, bir tarikata gider.

Bir softa Nesimi'nin TÜRKÇE konuşmasından rahatsız olur. Nesimi'den ya Arapça ya da Farsça konuşmasını ister.

NESİMİ ise softaya şu cevabı verir:

“Har içinde biten gonca güle minnet eylemem

Arabi, Farisi bilmem

Dile minnet eylemem

Sırat-ı Müstakim üzre gözetirim Rahim’i

İblisin talim ettiği yola minnet eylemem


Bir acayip derde düştüm, herkes gider kârına

Bugün buldum, bugün yerim

Hak kerimdir yarına

Zerrece tamahım yoktur

Şu dünyanın varına

Rızkımı veren Hüdâ’dır,

Kula minnet eylemem.”


NESİMİ DİL ASİMİLASYONUNA DİRENEN İLK TÜRK OZANIDIR.

NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE 🇹🇷❤️”

Alıntı: @Editorilkay


20250613

📰 Şiir: Sadece İzmir - Cem Seyhun Ünbay

Aşka aşık, şiire aşık, kente aşık
15‘e yakın kitabı olan Cem Seyhun Ünbay şu anda yeni iki kitabını okurlarıyla buluşturmanın hazırlığında. Birisi kitaplarından seçme şiirler olacak diğeri bir İzmir kitabı. Sevdiği kente yazılan şiirler
30.12.2019 - Yayınlanma

“sonra soyundun yavaş sevindim seni saygılandım sana” 

Bu dizeler dile kolay 15 e yakın şiir kitabına imza atmış Cem Seyhun Ünbay’a ait. İlk kitabı “Yosundandı Poseidon’un Sakalları” 1992 de yayınlanmış. Son kitapları ise hep aşk üzerine. Aşk Hep (2013) Aşk kalandır (2015 ) Aşk ki..Sevilerek (2016) B/aşka (2018). Türkiye’de kitap satışlarının durumu malum. Hele şiir kitapları? Başka 2.baskı yapmış durumda... 

Ünbay’ın aşka takıntısı nereden geliyor acaba? 
“Hep aşkı anlatan kitaplar yazdım. Aşk insan doğasında yadsınamaz. Ben aşk adına yazabildiğim her şeyi yazmaya çalıştım, yaşadığım her şeyi de şiirselleştirmeye... Yaşadıklarımı yazıyorum yazdıklarımı yaşıyorum. Aşk deyince herkesin aklına önce tensel bir şey geliyor. Aşk aslında kendimizle yüceleştirdiğimiz sevgi yoğunluğu. Bunun içersinde tanrı aşkı olabilir, doğa aşkı olabilir. Aşk denilince sadece karşı cinse duyulan duygular olarak bakmamak gerek. Aşkı yaşarsınız, bunu benim gibi söze, yazıya, çizgiye dökebilirseniz aşkınız ikiye katlanır. Aşkın insanı insan ettiğine inanırım. Aşık olan bir insanın yaşama bakış açısı kendine bakış açısı o kadar değişir ki siz kendinizin farkına varırsınız. Aşık olan insanın davranışları değişir. Aşk en güzel duygudur. Aslında önemli olan aşık olmak değil aşık taşıyabilmektir. Aşkı keşfetmek için önce zamanda kaybolmak gerekir, tadını çıkararak” 

Cem Seyhun Ünbay İzmirli. Ev hanımı bir anne ile o zamanlar ESHOT'ta çalışan bir babadan doğma... Okuma yazmayı çok çabuk öğrenmiş . Daha 6 yaşlarındayken bile bir şeyler çiziktiriyor. Aile hep destek. Zaten kitaplara çok meraklı bir anne baba. İlkokul bittiğinde herkes çocuğuna saat, bisiklet alırken, Cem’e Victor Hugo’nun iki ciltlik Sefiller’i alınmış. Anne gittiği misafirliklerden eve okunmuş gazetelerle, dergilerle, takvim yapraklarıyla dönüyor. Ünbay, devlet parasız yatılı sınavlarını kazanıp ortaokul ve liseyi Denizli’de okuyor. Okul yıllarında da tam bir kitap kurdu. Lise sonrası Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne giriyor. Öykünün devamı ve yazın serüvenini yine Ünbay’dan dinleyelim.. 

“Fakülteden mezun olupta kendi dalında çalışan ve emekli olan nadir insanlardan birisiyim. Yazı hayatı mesleğim ile at başı gitti. Lise 3’e giderken dergilerde şiirlerim yayınlanmaya başladı. Yine o yıllarda İstanbul’da yayınlanan 7.sanat sinema dergisinde kısa metrajlı film öyküm yayınlandı. Aslında ilk kitap 1989 da. O kitap bende de yok. Aşk dışı sadece bir kitabım var. “Pireler berber değilmiş” yaşama çocuk gibi bakanların şiirsel seslenişleridir. Bu kitap bir yerde çocukluğumun aynası. Ben orada yazdıklarımın hepsini yaşadım”

Ödüllere gelmişken Cem Seyhun Ünbay’ın ödülleri arasında Ömer Seyfettin Öykü Özel Ödülü (1998) Karadeniz Hasan Bayrı Şiir Yarışması 1.liği (1998) Karadeniz Hasan Bayrı Şiir Yarışması 1.Liği (1999) CUMOK-Uğur Mumcu Şiir Yarışması 1.liği (2001) ilk akla gelenler. Ünbay’ın bir özelliği de şiirlerini çok güzel seslendirmesi. TRT de program yapmasının katkısı var tabii ki. Ama birey kendi acısını, kendi mutluluğunu en iyi kendi seslendirir. Sufi şiirler de seslendiriyor, Mevlana şiirleri gibi. Onlarda da bir nefes, bir ses oluyor adeta. Edebiyatın en zor formu şiir.. 

“Şiir aslında dilin en rafine edilmiş hali. O nedenle şairin önce dile hakim olması lazım. Yazdığı dile aşık olması lazım. Şair, dili ne kadar fazlalıklardan temizleyebilir rafine edebilirse iyi bir şair olur. Çünkü kısa şiir en zor şiirdir”

“Eşin şiirine mi sana mı aşık oldu?”

“Yazdığım şiirleri biliyormuş. Kitaplarımdan tanıyormuş beni. Eşim, aşkı nasıl anlattığımı çok iyi biliyor. Kadına nasıl değer verdiğimi her yerde söyleyen bir insan. Ona kitap yazdım, “Aşk ki sevilerek“, benim yazdıklarıma inancından dolayı eşime bir teşekkür kitabıdır” 

Cem Seyhun Ünbay bir Kemeraltı aşığı aynı zamanda. Saat Kulesi altında vakti zamanında insanlara farkındalık yaratmak amacıyla kitabın her yerde okunacak olduğunu göstermek amaçlı haftada 3 gün öğlenleri bir saat kitap okudu arkadaşlarıyla. İsim babası olduğu “başka ele başka göze” etkinliği çerçevesinde okudukları kitabı oturdukları yere bırakarak giderlerdi. Alan okurdu. Orada kendiliğinden oluşan grup her Cuma kitap buluşmalarına konuk yazarlarla bugün Kemeraltı’nda Duvar kitabevinde devam ediyor. Ayrıca Piyaleoğlu Çarşısı’nda “Akademi Kemeraltı”nda kent kültürü üzerinde sohbetler yapıyor. Kemeraltı aşkından söz ediyor bu kez..

“Kemeraltı’nda, Beyler sokaklarında büyümüş bir babanın çocuğuyum. Bu nedenle herhalde göbekten Kemeraltı’na bağlıyım. Kemeraltı benim için İzmir’in bayram yeri. Her gittiğimde aklıma çocukluk yıllarım düşüyor. Bayramlık elbise almaktan tutun “hadi gidelim kemeraltında birşeyler yiyelim”e kadar. Kemeraltı yaşamın ana arteri. Kentin tarihini araştırırken Kemeraltı’na daha bir tutkun oldum. Fotoğraf sanatçısı kardeşim Esat Erçetingöz ile bugün Kemeraltı’nın farkına varmadığımız yerlerini şimdi daha iyi yorumluyoruz. Arka sokaklarını, cumbalı bahçeli evleri, camileri buluyoruz. Kemeraltı’nda böyle bir tarih içinde yaşamaktan çok mutluyum. Kemeraltı turlarını zevkle gönüllü bir ruhla sürdüren bireyleriz. Kemeraltı’na girerken ya da çıkarken esnaf “hocam bugün erken kapattınız ya da bugün dükkanı açmadınız “diyorlar. Kemeraltı esnaf derneği başkanı Esat’la beni burada mekanımız ya da dükkanımız olmamasına karşın derneğe kültür ve sanat danışmanı olarak seçti” 

Cem Seyhun Ünbay kısa film senaryoları yazıyor. Yazdığı senaryoların bazıları sinema dergilerinde yayınlandı, çekildi ve film oldu. Seslendirmeler yapmaya devam ediyor. İyi bir kent gözlemcisi. Fotoğraflar biriktiriyor... Özellikle insan fotoğraflarında yaşamla ilgili köprüler kuruyor. Şu anda yeni iki kitabını okurlarıyla buluşturmanın hazırlığında. Birisi kitaplarından seçme şiirler olacak diğeri bir İzmir kitabı. Sevdiği kente yazılan şiirler. Bildik bileli hep sakallı. Arkadaşlarının telefon fihristlerinde ”Sakallı Cem” diye kayıtlı. Şapka takmayı seviyor, kışlık 52 yazlık 33 şapkası var. Klasik müzik sever.TV de sadece haber ve film izler.. 

2020 de Esat Erçetingöz ile fotoğraf ve şiir birlikteliğini içeren bir sergi de olacak.Deniz fenerleri koleksiyonuna gözü gibi bakıyor.Neden deniz fenerleri? 

“Normlarımdan dolayı hep yaşama karşı dik duruşları sevdim. Onca güneşin, onca soğuğun, onca yağmurun, onca dalganın karşısında deniz fenerleri hep dik durur. 100 yıllık olanlarda var. Önce fotoğraflar topladım, sonra objeleri. Binlerce fotoğraf, 500 ü aşkın obje var. Düğme şeklinde olanı da var, bıçağın sapında olanı da. İlk basılmış deniz fenerli pul da... Plaj havluları da var, Norveç’te bir yerel futbol takımının deniz fenerli atkısı da... Deniz fenerlerinin direngen yalnızlığına aşığım”
 _______________________________________________ 

BALKONDA 
duruyor balkonda can fesleğen 
geçen kışın iki narı 
öte yarıya uzanan 
iki saksı sardunya 
duvarda ses masada nefes duruyor 
daha gözlüklerim küfürlerim 
kitaplarım şiirlerim şarkılarım 
sakallarım dursun 
daha kalırsa 
“merhaba”larım kalsın 
kahve kokulu sesim 
varsın kalsın sonraya 
(Cem Seyhun Ünbay) Erkan Sevinç
Editör: TE Bilisim

Kaynak: https://www.egetelgraf.com/aska-asik-siire-asik-kente-asik



20210424

Şiir: 'İstanbul’u Dinliyorum Gözlerim Kapalı’ - Orhan Veli Kanık

 


İSTANBUL’U DİNLİYORUM

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar, ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan;
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Birşey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul'u dinliyorum...
ORHAN VELİ KANIK


20180212

✍️ 🇹🇷 Vatan şairi Mehmet Akif Ersoy'un Sultan II. Abdülhamid'i 'Baykuş'a Benzettiği Şiir: İstibdad

Mehmet Akif Ersoy'un Sultan II. Abdülhamid'i 'Baykuş'a Benzettiği Şiir: İstibdad

Mehmet Akif Ersoy’u dindar kimliği ile biliriz. Dindar olan kimliği bilim ve akıldan hiçbir zaman uzaklaşmamış bir şairdir Akif.  Biat eden dindar algısından öte aydın akıl ve bilimle sentezlenmiş realist bir İslam anlayışını savunmuştur.

Osmanlı’nın son döneminin sancılı günlerini görmüş ve buna duyarsız kalmamış bir şairdir. II. Abdülhamid Han’ı eleştirdiği “İstibdad” adlı şiirini çoğu insan kulak ardı eder bir kısmı ise görmezden gelir. Hatta Cemil Meriç “Akif, keşke  Abdülhamid aleyhine yazdığı bu hicviyeyi Safahat’ına almasaydı.” demiştir.


İstibdad şiirini ilk İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi yayımları arasında görmüştüm. Akif gibi dindar bir adamın yine dindar bir padişahı eleştirdiğini ilk okuduğumda şaşırmıştım. Yakın zamanda tarihçi Sinan Meydan’ın  “Öteki Mehmet Akif/ Vaiz” adlı kitabında İstibdad şirini ve padişahı eleştirisini yeniden gördüm. Bu şiirle ve Akif’in hayatına dair ilginç ayrıntıyı, Akif’in hayata bakış açısını kaynak belirtilerek aktarılan birçok bilgiyi bu kitapta elde edebilirsiniz.
II. Abdülhamit, 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşını bahane ederek parlamentoyu, (Meşrutiyeti) lağvetti. II. Meşrutiyet ilan edilene kadar geçen döneme  Abdülhamid’in İstibdat (baskı) dönemi  denir. Bu dönemde anayasal haklar kısıtlanmış ve baskılar artmıştır. 

Akif din konusunda çevresindeki insanlara ve ailesine asla baskı yapmamış, hatta kızlarının başının açık olmasına dahi dayatma yapmamış bir şairin sözlerini açık açık söyleyemeyeceği “istibdad”a karşı gelmesini doğal karşılamak gerekir.

İstibdad (baskı)’ı eleştirmeyen Meşrutiyet aydını yok gibidir. Ancak Akif’in  II. Abdülhamid’i eleştirileri ağır denecek türdedir. İstibdad adlı şiirden bir iki kesit koyacak olursak:

“Zaman gelsin de görsün böyle dünyalar kadar zillet( aşağılanma)
Otuz üç yıl devam etsin, başından gitmesin nekbet(uğursuz)” 
Padişahı uğursuz olarak nitelendirmiş ve dünyalar kadar aşağılanmanın, hor görülmenin otuz üç yıl diyerek tahtta otuz üç yıl kalan padişaha atıfta bulunmuştur. ,

Hatta “Ne ali(yüce) kavim idik sen geldin sefil ettin.” demiştir.  
“Düşürdün milletin en kahraman evladını ye’se( keder)
Ne melunsun( lanetlenmiş) ki rahmetler okuttun ruh-i İblis’e”
Rezil eden, lanetlenmiş demek ile yetinmemiş “ruh-i İblis’e rahmet okutan” diyerek şeytan ruhlu bir insan olarak nitelendirmiştir.

“Gölgesinden korkup bağıran bir ödlek
Otuz üç yıl bizi korkuttu “şeriat” diyerek”
Akif burada sultanı gölgesinden korkmakla nitelendirmiş, milleti “şeriat” diyerek korkutan bir din istismarcısı rolü biçmiştir. Bir kesimin sultanı  “evliya” diye nitelendirmesine karşın, “Kızıl Sultan” yakıştırmasını ilk kullanan Akif olmuştur.
“Ah efendim o herif yok mu Kızıl Kafirdi” diyerek Sultan hakkında ağır ithamlarda bulunmuştur.

Akif başka bir şirinde  
“Ortalık şöyle fena, böyle müzebzeb işler,
Ah o Yıldız’daki baykuş ölüvermezse eğer”   
 
diyerek Yıldız Sarayındaki padişahı Baykuş’a benzetmiştir.  Otuz üç yıl boyunca baskı ile ülkeyi yönettiği için Sultan’ı ağır şekilde eleştirmiştir.

“Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem” diyen  Akif’in başka şekilde bir duruş sergilemesi düşünülemezdi zaten. 27 Aralık 1936 yılında aramızdan ayrılan Mehmet Akif Ersoy’u ölümünün sene-i devriyesinde rahmet ve özlemle anıyoruz. 

🎞️Bir vatandaş, Dubai ve Türkiye’deki metro istasyonlarını karşılaştırdı.

  Bir vatandaş, Dubai ve Türkiye’deki metro istasyonlarını karşılaştırdı. pic.twitter.com/zB0iENTSdL — Telgraft (@telqraft) April 12, 2026  ...