Blog Listem

İstanbul'un Fethi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul'un Fethi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20260529

📰 İstanbul'un fethinde görev yapan Bektaşi dergâhı

İstanbul'un fethinde görev yapan Bektaşi dergâhı

Bugün İstanbul'un fethinin 573. yıl dönümü. İstanbul'un fethi, çağ açıp çağ kapamanın yanı sıra, tarihe mazlum milletler lehine yön veren devrim niteliğinde büyük bir zafer.

Fethin tarihteki devrimci ağırlığını anlamak isteyenler, Türk solunun kolon isimlerinden Dr. Hikmet Kıvılcımlı'nın bu konudaki değerlendirmesini okuyabilirler.

İstanbul'un fethi, önceki denemelerden de çıkarılabileceği üzere rastgele bir hareket değildir. Çok koldan girişilmiş planlı bir askeri harekâttır.

Bu kollardan birini de Bizans yoksulları ve ezilenleri içinde Osmanlı’yı yayma faaliyeti oluşturur.

Horasan Erenlerinden Es-Seyit Muhammed Eryek, fetihten önce Orhan Gazi ile birlikte İstanbul'a gelir. Bursa'nın fethine katılan gazi erenlerdendir. 12 İmamlardan yedincisi olan İmam Musa Kazım'ın soyundandır.

Surların dış dibinde, Yedikule'deki Altınkapı yakınında, Bizans ötekilerinin içinde dergâhını kurar. Burada irşad faaliyetine başlar. Hem Türklerden, hem Hristiyanlardan hem de Musevilerden talipler kazanır; talip olmayanların da sevgi ve saygısını kazanır.

Eryek Dergâhı, fetih öncesi akınlarda gizli bir ileri karakol ve istihbarat merkezi işlevi görür. 

Eryek'in yolu haleflerince de sürdürülür. Ve büyük gün geldiğinde, hem gazi erenler olarak fethe katılırlar hem de dergâhı bir lojistik ve sıhhî üsse dönüştürürler.

Fetihten sonra da irşad ve irfan faaliyetlerine devam ederler.

Tarihî belgelerde de Kazlıçeşme’ye ordugâhların kurulması ve burada fethe destek olan bir tekkenin varlığından söz edilir. İşte bu tekke, bugün Erikli Baba Cemevi olarak bilinen Es-Seyit Muhammed Eryek’in dergâhıdır.

Ayrıca Fatih Sultan Mehmet’in komutasında Akbıyık Sultan, Karyağdı Baba, Gözcü Baba, Sancaktar Baba gibi Alevi-Bektaşi alplerinin de savaştığı bilinir. Onların da İstanbul'un muhtelif noktalarında dergâhları vardır.

Gel zaman git zaman, söyleyiş kolaylığı ve galat-ı meşhurun etkisiyle; yaz-kış bahçesinde taze erikler yetişmesinin kerametiyle; Eryek, Erikli Baba olmuş.

Eryek Baba Dergâhı, 2. Mahmud döneminde, 2. Bayezid’den sonra bozulan Osmanlı-Alevi-Bektaşi ilişkilerinin kurbanı olsa da, baba ve dedeler ile kanaat önderlerinin kararlı mücadeleleri neticesinde hala faaliyetlerini sürdürüyor.

Es-Seyit Muhammed Eryek’in naaşı bugün hala Erikli Baba Cemevi’nin bahçesinde. Dergâha hizmet eden diğer erenlerin de mezarlarının bulunduğu bir türbe vasfındaki cemevini Erikli Baba Eğitim ve Kültür Vakfı yönetiyor.

Dergâh, Millî Mücadele döneminde de Teşkilat-ı Mahsusa’nın içinden çıkan Mim Mim grubu ile ortak hareket etmiş. İstanbul’dan Ankara’ya kaçırılan silah ve mühimmatlar dergâhtaki mezarlar arasına kazılan tünellerde saklanmış.

Fatih Sultan Mehmet ve ordusu ile Es-Seyit Muhammed Eryek ve erenlerine saygıyla.

Ruhlarına el-Fatiha...

****

Hikayeyi ilk olarak dergâhta hala dedelik vazifesi yürüten Baba Mansur Ocağı evlatlarından Binali Doğan'dan dinlemiştim.

Cemevinin bahçesinde bulunan Es-Seyit Muhammed Eryek'in türbesi başında Binali Doğan ile...

Aykut Diş @aykutdis1

-Alıntı


20260207

🎞️ Yunanistan'daki Okullarda Türkler Hakkonda Ne Öğretiyorlar? | Yunanca Ders Kitaplarının incelenmesi

 

Yunanistan'daki ilk ve ortaokullarda Türkler hakkında ne öğretiyorlar? 

Osmanlı İmparatorluğu hakkında nasıl konuşuyorlar? 

İstanbul'un fethini nasıl tarif ediyorlar? 

Tüm resmi ilkokul, ortaokul ve lise tarih ders kitaplarını inceledik ve bizim hakkımızda ne düşündüklerini ortaya çıkarmak için Yunanistan'daki 1.000 kişiden veri topladık!


VİDEO İÇERİĞİNDE HANGİ BAŞLIKLAR VAR?

01:17 Yunanistan'da Zorunlu Eğitim

02:14 Osmanlı ve Türk kelimeleri en sık nerede kullanılır?

03:57 Türkiye Hangi Siyasi Sisteme Daha Yakın?

04:35 En Çok Hangi Sorun Tepki Veriyor?

07:14 Çocuğunuzun Bir Türkle Evlenmesini Kabul Eder misiniz?

08:37 Yunanistan Neden Rönesans'ın Gerisinde Kaldı?

10:25 İstanbul'un Fethi

12:06 1821 İsyanı

16:29 Akademik Bağlantı Kılavuzu

17:22 Gizli Okullar

19:16 Bağımsızlık Savaşı

25:08 Eğitim Farklılıkları

27:10 Türkiye Hakkında Ne Düşünüyorlar?

20250612

İstanbul'un 1453'ten beri işgal altında olduğunu iddia eden senatöre cevap...

"1453 yılından beri Eski Hıristiyan Yunan Konstantinopolis Şehri
Bizans imparatorluğu olmuştur müslüman Türkler tarafından işgal edildi" 
- Boris Abadzhyan

AB'li Senatöre cevaben mektup:

Saygıdeğer Temsilciye,

Son ifadeniz ne yazık ki sadece ırksal önyargıyı değil, aynı zamanda rahatsız edici bir tarihsel ve politik cehalet düzeyini de yansıtıyor. Seçilmiş bir memurun siyasi kazanç için dini ve etnik kimlikleri sömürdüğünü görmek, özellikle de seçmenleriniz arasında bölünmeyi kışkırtmak için “Türk” kelimesini kullanmak cesaret kırıcı.

İstanbul'un 1453'te Osmanlı İmparatorluğu tarafından ele geçirildiği tarihi bir gerçek olsa da, şu anda Ermenistan olarak anılan bölgenin tarihin çeşitli noktalarında Azerbaycan'a ait toprakları kapsadığını kabul etmek de aynı derecede önemlidir. Bu gerçekler bilimsel bir bütünlükle ele alınmalıdır — bölücü söylem için yakıt olarak kullanılmamalıdır.

Bugün ABD, yarım milyondan fazla Türk Amerikalıya ve dört milyondan fazla Müslümana ev sahipliği yapıyor. Bu nedenle, kamu görevlilerinin dar, etnik milliyetçi ideolojileri teşvik etmek yerine tüm toplulukları saygı ve adaletle temsil etmelerini bekliyoruz.

Gururlu bir Türk-Amerikalı olarak, ırkçı ve kışkırtıcı sözlerinizi şiddetle kınıyorum. Ayrıca, Türk-Amerikan Güvenlik Vakfı (TASFO) adına, ayrımcı ve bölücü kamuoyu açıklamalarınıza yanıt olarak yasal yolları aktif olarak araştırıyoruz.

F. Ozonur

TAŞFO Başkanı

Justin Mccarthy'den alıntı

 

20200601

✍️ İstanbul'un Fethi Zorla mı Gönülle mi?

FETİH ZORLA MI? GÖNÜLLE Mİ? 

Bizzat İstanbul'un Fethine yakından bakalım. Orada Hıristiyan, Müslüman bütün geniş halk yığınlarının, adeta farkına varmadan, hatta belki istemeyerek elbirliği ettikleri görülür. Fetih açılmak manasına gelince: İstanbul'un açılışı hem içeriden, hem dışarıdan olmuştur. İstanbul'un kapıları, dışarıdan alelumum [genel olarak] Türkler ve Müslümanlar, içeridense Hıristiyanlar ve Museviler eliyle açılmıştır. 

Bu gerçeği bize en iyi anlatan Osmanlı belgesi, Fetva derecesinde yetkili bir hükümdür. Hicri 945, Miladi 1538 yılında, yani fetihten 75 yıl sonra, Kanuni Süleyman zamanında ortaya nazik bir dava çıkıyor: 

İstanbul zorla mı alındı? Barışla mı? 

Gerek İslam, gerekse genel olarak göçebe geleneğinde bir şehir, ya zorla (anveten) yahut barışla (sulhen) ele geçirilir. (Anveten) yani zorla zaptedilen şehirde bütün başka din mensupları kılıçtan geçirilir veya köle gibi satılır; yabancı din mabetleri yok edilir. 

Halbuki fetihten sonraki İstanbul'da, Hıristiyanlarla Yahudiler tamamen hür yaşıyorlardı, kiliselerle havralar ayakta duruyordu. Neden İstanbul'daki gayri müslim mabetleri yıkılmıyor? Neden Müslüman olmayanlar köle edilmiyor? Kanuni devrinde bu sorular zihinleri öylesine tutuşturmuş ki, alevler meşihat [şeyhülislamlık makamı ] saçağına kadar yükselmiş. Ve bunun üzerine, Padişahların bile önünde eğildikleri fetva yoluna gidilmiş. İnkılap müzesinin 88 numarasında kayıtlı: "Kanun-u muteber der-zaman-ı Süley- man" [Süleyman zamanında yürürlükte olan yasa] elyazması (Kaleme alınışı: Hicri 988, Miladi 1580), Ebussuud'un şu fetvasını tespit ediyor: 

"MESAİLİ ŞETİY (AYRIŞIK MESELELER): Merhum Sultan Mehmet Han Mahmiye'i İSTANBUL [İstanbul Büyük Şehri] ve etrafındaki KARİYELERİ [köyleri] anveten fetheylemiştir.  
ELCEVAP: "Maruf olan [bilinen] anveten fetihdir. Ama, kenaisi-i kadime hali üzere ipka olunmak [kiliselerin eski haliyle yerinde bırakılması] sulhen fethe delalet eder. Senei Hams ve Erbain ye Tis'a mie [Dokuz yüz kırk beş yılı] tarihinde bu husus teftiş olunmuştur [araştırılmıştır]. 110 yaşında bir kimesne ile 130 yaşında bir kimesne bulunup Yahudi ve Nasara [Hıristiyan] topluluğu, el altından Sultan Mehemmet Han ile ittifak edip Tekfure, Nusret [yardım] itmiyicek olup, Sultan Mehemmet dahi anları sebyetmeyip [esir almayıp] malları üzerinde mukarrer idicek [karar verecek] olup, bu veçhile [yolla] fetih oldu deyu müfettiş muhzirinde şehadet [tanıklık] idüp, bu şehadet ile kenais-i kadime [eski kiliseler] hali üzere kalmıştır. 
Ketebehu [yazan] Ebussuud." 
Demek, İstanbul yanlız Müslümanın zoru ile değil, aynı zamanda Hıristiyan halkın gönlü ile fethedilmiştir. 

Filhakika, Fatih devrinin Türkleri, zamanımızın Atom bombası kadar müthiş görünecek, yeni teknik keşiflerle İstanbul surları önüne gelmişlerdi. Macar mültecisi Urban, o zamana kadar görülmedik topu dökmüştü. 60 öküzle ve iki bin insanla iki ayda Edirne'den İstanbul'a gelen bu topun çevresi 9, çapı 3 kademdi [yaklaşık 33 cm'lik uzunluk ölçüsü], yarım arşın, normal bir ayak boyu. (Yaklaşık 37.5 cm)], sesi 30 milden işitiliyordu. 1200 okka çeken granit güllesi bir mil uzağa düşüp, 6 kadem derinliğinde toprağa gömülüyordu. 

Fakat, bazı manidar noktaları unutmayalım: 1- Macar Urban, ilkin Bizans hizmetinde idi. Osmanlılar, onu Bizans'tan kendilerine çekmeyi bildiler. Çünkü, terakki [ilerleme] beri taraftaydı. Bizans geriliğe batmıştı. 2- "Rumların da topları vardı." (Ahmet Refik, "Bizans önünde Türkler", s. 402) "Yalnız cephaneliklerde barut azdı" (age); ve Bizans topları, kullanılması pek becerilemediği için geri teperken kendi surlarına zarar veriyordu. Demek Bizans'ta eksik olan top değil, insan imanı idi. 3- Nihayet, bütün dehşetine rağmen Urban'ın "Şahi" adlı topu, Bizans'ı fetheden şey olmadı. "Bir gün patladı. Mucidini de, zabitlerini de öldürdü". (Ahmet Refik, age, s. 402) 

Alıntı/Kaynak:
'Fetih ve Medeniyet'
Dr. Hikmet Kıvılcımlı

✍️ Fetih Bir Memleketin mi, İnsanlığın mı? - Dr. Hikmet Kıvılcımlı



FETİH BİR MEMLEKETİN Mİ? İNSANLIĞIN MI? 


İstanbul'un Fethini sırf bir Müslümanlık ve Hıristiyanlık savaşına bağlamak, en az beş yüzyıl evvelki kafa ile düşünmek olur. 

İstanbul'un fethi bir dinin öteki dine karşı zaferi değil, ilerlemenin gerilemeye karşı zaferidir. Din, kadim savaşlar için başta gelen bir bayraktır. Ama, sade bir bayrak... Bugün de bayrak, harbin sebebi değil, dövüşen ülkülerin elle tutulur sembolüdür. Fetih savaşlarındaki dini esbâb-ı mucibeler kimseyi aldatamaz. Din gayretleri, Tezatlı tarih hengâmelerini [kargaşalarını] güden derin maddi kanunların satıhta yüzen sembolik ifadelerinden (anlatımlarından) ibarettir. 

Onun için, ancak medeniyet tarihinin bütünlüğünü kavramayanlar, İstanbul'un Fethini bir Müslümanlık ve Hıristiyanlık çarpışması derecesinde küçültebilirler. Gerçekte, İstanbul'un Fethi, herşeyden evvel bir insanlık ve medeniyet hamlesidir. Arapça'da "Fetih" sözü güzel bir tesadüfle: "Açmak" manasına gelir. İstanbul'un Fethi de, o zamanki insanlığı bir çıkmazdan kurtarmış, medeniyete yeni ufuklar açmıştır. İstanbul'un Fethi, tarih yolu üstüne kâbus gibi çökmüş bir cesedin (Bizans engelinin) kaldırılması, Bizans çöküntüleriyle tıkanmış medeniyet yollarının, -yalnız müslümanlara, yalnız Türklere değil- tekmil insanlığa yeniden açılmasıdır. Aç ılış biraz acıklı mı olmuştur? Mümkün. Fakat o zaman ölüleri böyle kaldırmak adetti. 

Demek, İstanbul'un Fethi, yalnız Türklerin değil, bütün dünyanın kutlayabileceği, kutlamakta haklı, -hatta bir dereceye kadar, insan olarak- vazifeli sayılabileceği büyük Tarihsel Devrimlerden biridir. 

Alıntı/Kaynak:
'Fetih ve Medeniyet'
Dr. Hikmet Kıvılcımlı

En Çok Okunanlardan...