Blog Listem

göçmenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
göçmenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20260821

📰 Bitlis'te Ahıskalı Türkler için yapılan kalıcı konutların teslimine başlandı

Bitlis'te Ahıskalı Türkler için yapılan kalıcı konutların teslimine başlandı

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Ukrayna'daki savaş bölgesinden getirilen Ahıskalı Türkler için Bitlis'te inşa edilen kalıcı konutların teslim sürecinin başladığını bildirdi.

21 Ağustos 2026

Çiftçi, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Türkiye'nin ihtiyaç sahiplerine yönelik insani desteğini sürdürdüğünü belirtti.

Bitlis'te yürütülen konut teslimine ilişkin bilgi veren Çiftçi, şunları kaydetti:

"Dört yıl önce geçici barınma merkezlerimizde yaralarını sardığımız kardeşlerimiz, bugün kalıcı ve sıcak yuvalarına kavuşuyor. Göç İdaresi Başkanlığımızın koordinasyonunda inşası yürütülen kalıcı konutlar, Bitlis Valiliğimizin çalışmalarıyla hak sahiplerine teslim edilmeye başlandı. İnşaatlarımız hız kesmeden devam ediyor, tek bir kardeşimiz bile dışarıda kalmayacak, tüm hak sahibi soydaşlarımız en kısa sürede kendi evlerine, güvenli yuvalarına kavuşacak."

 Alıntı: https://www.trtavaz.com.tr/haber/tur/turkistandan/bitliste-ahiskali-turkler-icin-yapilan-kalici-konutlarin-teslimine-baslandi/6a883585f51f26438f351b53




Ahıska Türkleri kimdir, nasıl sürgün edildiler?
Sovyetler Birliğinin lideri Stalin, 14 Kasım 1944'te, Gürcistan'ın Türkiye sınırına yakın bölgesi Ahıska'da yaşayan Türkleri birkaç saat içinde trenlere doldurarak sürgüne gönderdi. Sürgünden yıllar geçse de Ahıska Türkleri sürgünü ve kayıplarını hala hatırlıyor.
21.11.2022 

AHISKA TÜRKLERİ KİMDİR?

Ahıska Türkleri,Gürcistan'ın güneybatı ucunda, merkezi Ahıska (Ahaltsihe) olan Mesheti bölgesinde yaşayan Müslüman nüfusa 20. yüzyılın ikinci yarısında verilen isimdir. Misket Türkleri olarak da adlandırılırlar.

AHISKA TÜRKLERİ NEREDE YAŞIYOR?

Bugün Ahıska Türkleri, II. Dünya Savaşı sırasında yaşanan zorunlu sürgünler nedeniyle eski Sovyetler Birliği'ne , Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Azerbaycan, Rusya Federasyonu, Ukrayna, ABD ve Türkiye’de yaşamlarını sürdürüyor.

O zamanlar Sovyetler Birliği, Türkiye'ye yönelik bir baskı kampanyası başlatmaya hazırlanmakta ve Joseph Stalin, Türk nüfusunu temizlemek istemektedir.

AHISKA TÜRKLERİ NASIL SÜRGÜN EDİLDİ?

1944'te Ahıska Türkleri, Türkiye sınırından akrabalarıyla iş birliği yapıp kaçakçılık, haydutluk ve casusluk yapmakla suçlanmıştır. Joseph Stalin tarafından 1944'te Gürcistan'dan kovulmuşlar, sınır dışı edilmeden önce ve sonra ayrımcılığa ve insan hakları ihlallerine maruz kalmışlardır.

Yaklaşık 115.000 Ahıska Türkü Orta Asya'ya sürülmüş ve daha sonra sadece birkaç yüzü Gürcistan'a dönebilmiştir. 1990 yılında Ukrayna'ya göç edenler, mevsimlik işçilerin yaşadığı gecekondu kasabalarına yerleşmişlerdir.

Ahıska sürgünü nedir
Ahıska sürgünü nedir, ne zaman yaşandı, Ahıska Türkleri'ni kim sürgün etti? Stalin tarafından yönetilen SSCB 1944 yılında onbinlerce Ahıska Müslüman Türkünü toprağından sürmüş mallarına el koymuştu.
 
15 Kasım 2022 08:14
 Tarih Ve Arkeoloji

31 Temmuz 1944’te Stalin imzalı bir karar ile de bölgede yaşayan yaklaşık 86 bin Türk ve Müslüman nüfus Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’a sürgün edildi, mallarına mülklerine el konuldu.

Türkiye’nin kuzeydoğusunda Ardahan sınırına 15 km mesafede Gürcistan toprakları içerisinde bulunan Ahıska bölgesi Türklerin eski devirlerden itibaren yaşadığı bir bölgeydi. Bununla birlikte bölgede Türk nüfusunun artması 12.yüz yılın başlarında oldu.

AHISKA SÜRGÜNÜ NEDİR?

Gürcü Kralı II.David Selçuklulara ve İranlılara karşı savaşacak ordusu olmadığından Kafkasya’ya gelmiş olan Kıpçak Türklerini ülkesine davet etti. Bu davetin ardından yaklaşık 45 bin Kıpçak ailesi bölgeye yerleşti. Çoruh-Kür ırmakları boylarına yerleşen ve Gürcülerle din birliği içinde olan Kıpçak Türkleri devletin ordu,siyaset ve maliyesinde etkili bir konuma ulaştılar.

13.yüzyılın ortalarında ise bölgedeki Kıpçak Türkleri-Atabeyleri Gürcü yönetimine isyan ederek kendi hükümetlerini kurdular. Ahıska Türkleri Atabey  hükümeti yaklaşık 310 yıl bölgede hakim oldular (1268 – 1578) Serdar Mustafa Paşa komutanlığında Osmanlıların gelişine kadar (1578) İlhanlı - Celayirli, Karakoyunlu, Akkoyunlu gibi Müslüman Türk Devletlerine tabi olarak varlıklarını sürdürdüler.

Bölgenin Osmanlı hakimiyetine girişi ise Osmanlı padişahı III.Murat devrinde Serdar Mustafa Paşa tarafından gerçekleştirildi. Safeviler üzerine sefere çıkan Mustafa Paşa Ardahan ovasına geldiğinde bölgedeki Türk Beylerine birer mektup göndererek Osmanlı devletine bağlılıklarını bildirmelerini istedi. Safevilerin bozguna uğratılmasının ertesi günü 10 Ağustos 1578’de Atabek Manuçahr Bey serdarın otağına gelerek itaatini arz etti. Müslümanlığı kabul ederek II.Atabekli Mustafa Paşa adını aldı. Ardından da merkezi Ahıska olarak kurulan  Çıldır eyaletinin Beylerbeyi oldu. Bölgenin Türk ahalisi de kısa süre içinde İslamı kabul etti. Osmanlı yönetimine giren Ahıska hızlı bir gelişim sürecine girdi. Camiler,medreseler,kervaransaraylar ve yeni yapılan yollar ile Ahıska bir ticari merkez haline geldi.

Ahıska bölgesinin ve buradaki Türklerin kaderi ise 1828-1829 Osmanlı Rus savaşından sonra değişti. Ahıska Türkleri Ruslara karşı büyük bir kahramanlık örneği sergilese de bu savaş sonrasında Ahıska Rusların eline geçti ve Osmanlı devletinin bölgedeki hakimiyeti sona erdi. Ruslar Ahıskayı ele geçirdikten sonra bölgenin nüfus yapısını değiştirdiler. Bölgeye on binlerce,Rus,Ermeni ve Gürcü  göç ettirildi. 1877-1878 Osmanlı Rus savaşı sürecinde ise bölgedeki Türkler katliamlara ve sürgünlere maruz kaldı. Katliam ve sürgünlerden kaçan on binlerce Ahıska Türk’ü ise  Osmanlı topraklarına göç etti.

I.Dünya savaşı esnasında da Ahıska Türkleri büyük katliamlarla karşı karşıya kaldılar. Bölgedeki Türk nüfusu yok etmek isteyen Ruslar, diğer etnik unsurların ( Ermeni,Gürcü ) yardımlarıyla  binlerce Ahıskalı Türk’ü Osmanlı ordusuna yardım ettikleri gerekçesiyle katlettiler.

Katliamları beraberinde getiren I.Dünya savaşı aynı zamanda Ahıska Türkleri için yeni bir ümit kapısı oldu. Rusya’daki 1917 Bolşevik ihtilali sonrasında yeni Rus yönetimi Rusya içerisindeki halklara  self determinasyon hakkı vermişti. Yani isterlerse ayrılarak bağımsız devletler kurabilme hakkı. Ahıska Türkleri de 1918 Nisanında Osmanlı devletine katılma kararı aldılar ve bu kararı Osmanlı devletine illettiler. Bu müracaat, 4 Haziran 1918′de yapılan Batum Antlaşması’nda Gürcistan Cumhuriyeti tarafından kabul edildi. Böylece Ahıska bölgesi Osmanlı topraklarına dahil oldu. 14 Temmuz 1918 tarihinde Kars,Ardahan ve Batum’da yapılan halk oylamasında da bölgedeki nüfusun tamamına yakını Osmanlıya bağlanma kararı verdi.

Ancak bu durum fazla uzun sürmedi. I.Dünya savaşından mağlup ayrılan Osmanlı devleti Mondros Ateşkes Antlaşması ile bölgeden çekilmek zorunda kaldı. Bölgede kendi başlarının çaresine bakmak zorunda kalan Türkler birkaç hükümet kurmuşlarsa bu hükümetler İngilizler tarafından ortadan kaldırıldı. Son olarak bölge 1921’de Kazım Karabekir tarafından tekrar ele geçirildi. Ancak elde tutulamadı. 1921 Kars ve Moskova antlaşmaları ile bölge Ruslara terk edildi.

Çarlık Rusyası dönemindeki baskı ve zulümler Sovyetler döneminde de devam etti.  Özellikle 1918 yılında bölgede yapılan olan referandumun sonuçları ve bölge ahalisinin Osmanlı devleti ile birleşme talepleri hem Rus hem de Gürcistan yönetimince unutulmadı. Ahıska Türkleri Türkçülük, Kemalistlik, ajanlık gibi bahanelerle baskı altında tutuldular. Bu baskılar Stalin döneminde en üst noktaya çıktı. Ahıska Türklerinin önde gelen aydınları çeşitli suçlarla tutuklandılar, öldürüldüler, sürgün edildiler.   

II.Dünya savaşının başlaması ise Ahıska Türkleri için en büyük felaket oldu.  Savaş başlayınca 15 yaşından 55 yaşına kadar bütün erkekler yaklaşık 40 bin kişi askere alınarak Alman cephesine sevk edildi. 31 Temmuz 1944’te Stalin imzalı bir karar ile de bölgede yaşayan yaklaşık 86 bin Türk ve Müslüman nüfus Kazakistan,Kırgızistan ve Özbekistan’a sürgün edildi,mallarına mülklerine el konuldu. Sürgünün gerekçesini ise Rus askerleri şöyle açıklıyorlardı: "Sovyet hükümetinin Türkiye ile harp etme ihtimali vardır. Sizi 6 aylığına sürgüne göndereceğiz”. Hazırlanmaları için birkaç saat verilen insanlar tren vagonlarına doldurularak 10-15 günlük yolculuğa çıkarıldılar. Yolculuk esnasında ve sonrasında binlerce insan hastalıktan, açlıktan, havasızlıktan hayatlarını kaybetti.

Savaştan dönen gaziler ve madalyalı kahramanlar köylerine döndüklerinde ailelerini bulamadılar. Ailelerinin sürgüne gönderildiğini gören Ahıskalı Türkler madalyalarını parçaladılar ve ailelerinin izini sürmek için Orta Asya yollarına düştüler. 6 aylık sürgün hiç bitmedi. Ahıska Türklerine yurtlarına geri dönüş izni hiçbir zaman verilmedi.

Ahıska Türklerinin sürgün çilesi yeni yerleştikleri bölgede de son bulmadı. 1989 Nisanında Özbekistan’ın Kuvazay kasabasında başlayan bir pazar kavgası git gide büyüyerek Ahıska Türkleri için yeni bir felaketin başlangıcı haline geldi. Özbeklerle Ahıska Türkleri arasındaki çatışmalarda yüzlerce kişi öldü. Bu gelişme sonrasında Ahıska Türkleri bir kez daha sürgünle karşı karışa kaldılar. Rusya’nın diğer bölgelerine göç ettirildiler.

Şu anda yaklaşık yarım milyon Ahıska Türk’ü, Azerbaycan, Kırgızistan, Kazakistan, Rusya, Ukrayna,Sibirya ve Kuzey Kafkasya ülkelerine yaşamaya devam etmekte. Gürcistan hükümeti Avrupa Konseyine taahütte bulunmasına rağmen henüz Ahıska Türklerinin yurtlarına dönüş izin vermemektedir.

Alıntı: https://www.sonhaberler.com/ahiska-surgunu-nedir-ne-zaman-yasandi-ahiska-turklerini-kim-surgun-etti-haber-820095


20260606

📖 Göçmen ile muhacir arasındaki fark nedir ?

Göçmen ile muhacir arasındaki fark nedir ?

Göçmen ile Muhacir Arasındaki Fark Nedir? Antropolojik Bir Perspektif

Giriş: Kültürlerin Derinliklerine Yolculuk

Birçok kültür, geçmişin derinliklerinden günümüze uzanan bir yolculukla şekillenmiştir. Her kültür, yaşadıkları topraklardan, yaşam biçimlerinden, ritüellerinden ve sembollerinden beslenir. Ancak, bazen bir kültür, başka topraklara göç eder, bu da hem o kültürün hem de gittiği toplumun kimliğini etkiler. Göçmen ile muhacir arasındaki fark, sadece kelimelere indirgenemeyecek kadar derin bir anlam taşır. Her iki terim de bir yerden başka bir yere hareket etmeyi ifade eder, ancak bu hareketin anlamı, kökeni ve toplumsal bağlamı farklıdır.

Peki, göçmen ile muhacir arasındaki farkı anlamak, sadece dilsel bir inceleme mi olmalı? Yoksa bu kavramları antropolojik bir bakış açısıyla değerlendirerek, onların kültürel, ekonomik ve sosyal bağlamlarda nasıl şekillendiğini anlamalı mıyız? Gelin, kültürlerin çeşitliliğine bir yolculuk yaparak bu soruyu birlikte keşfedelim.

Göçmen ve Muhacir: Temel Tanımlar

İlk bakışta, “göçmen” ve “muhacir” terimleri benzer gibi görünse de, bu iki kavram arasında önemli farklar bulunmaktadır. Göçmen, genellikle daha geniş bir kavramdır ve bir yerden başka bir yere yerleşen, farklı kültürlerde yaşam kuran kişiyi tanımlar. Göçmenler, ekonomik, siyasi, sosyal veya diğer sebeplerle yer değiştirirler ve çoğu zaman bu yer değiştirme, geçici bir süreç olabilir.

Öte yandan, muhacir terimi, özellikle daha yoğun bir tarihsel ve kültürel bağlamı olan bir kavramdır. “Muhacir” terimi, genellikle belirli bir inanç veya kültür için yapılan bir göçü ifade eder. Tarihte, İslam’ın ilk yıllarındaki Hicret bu anlamda çok önemli bir örnektir. Muhacir, sadece fiziksel olarak bir yerden başka bir yere gitmekle kalmaz, aynı zamanda bir kültürün, kimliğin, bir inancın savunucusu olarak yeni topraklarda varlık gösterir.

Bu temel tanımlardan sonra, göçmenlik ve muhacirlik kavramlarının birbirinden nasıl farklılaştığını daha derin bir kültürel analizle inceleyelim.

Kültürel Görelilik: Göçmen ve Muhacir Tanımları

Bir toplumun göçmen ve muhacir tanımları, kültürel ve sosyal bağlama göre değişir. Kültürel görelilik, bir toplumun normlarını ve değerlerini, o toplumun kültüründen bağımsız olarak değerlendiremeyeceğimizi savunur. Bu bağlamda, bir toplum, göçmen ve muhacir kavramlarını kendi değer yargılarına, tarihsel deneyimlerine ve kültürel geçmişine göre şekillendirir.

Göçmen Tanımının Kültürel Yansıması

Çoğu zaman, göçmenlik, ekonomik fırsatlar veya daha iyi yaşam koşulları arayışında olan bireyleri tanımlar. Bu, genellikle büyük kentlere ya da gelişmiş ülkelere yapılan göç hareketleridir. Kültürel görelilik, burada yerel halkın göçmenleri nasıl algıladığını da önemli kılar. Birçok toplum, göçmenleri sadece bir dışsal unsur olarak kabul edebilir ve onların kültürlerini, geleneklerini, hatta dilini dışlayabilir. Ancak göçmenler de aynı şekilde, geldikleri toplumda kimliklerini ve geleneklerini sürdürmeye çalışırlar.

Muhacir Tanımının Kültürel Yansıması

Öte yandan, muhacir kavramı çoğu zaman dini veya ideolojik bir temele dayanır. Bu, özellikle zorunlu göçlerin veya inançsal göçlerin olduğu toplumlarda belirginleşir. Türkiye’deki Türk muhacirleri, özellikle Yunanistan’dan gelen muhacirler ve Kırım Tatarları gibi gruplar, göçün sadece bir yer değiştirme değil, bir kimlik ve kültürün devam ettirilmesi anlamına geldiği topluluklardır. Muhacir, kendi kültürel ve dini değerlerini, yeni topraklarda korumak ve bu değerler üzerinden bir kimlik oluşturmak için gelir.

Bir örnek olarak, Hicret olgusunu ele alabiliriz. İslamiyet’in ilk yıllarındaki Hicret, sadece bir coğrafi göç değil, dini bir savunma ve kimlik yaratma sürecidir. Bu bakımdan, muhacir olmak, sadece bir göç hareketi değil, bir kültürel ve kimliksel direniştir.


Akrabalık Yapıları ve Ritüellerin Göçmen ve Muhacir Üzerindeki Etkisi

Her iki kavramın ayrımına kültürlerarası bir bakış açısıyla yaklaşırken, göçmenlerin ve muhacirlerin akrabalık yapıları ve ritüelleri üzerine de düşünmek önemlidir.

Göçmenlerin Akrabalık Yapıları

Göçmenler genellikle daha geniş bir toplumsal ağın parçası olarak görülürler. Akrabalık yapıları, gittikleri ülkede sosyal ve ekonomik bağlarla şekillenir. Çoğu zaman, göçmenler, yeni bir ülkeye yerleştiklerinde, oradaki sosyal yapıyı ve kültürel ritüelleri benimseseler de, evdeki geleneklerini ve kültürlerini devam ettirme eğilimindedirler. Bu, geleneksel aile yapılarının korunmasında önemli bir rol oynar.

Muhacirlerin Akrabalık Yapıları ve Ritüelleri

Muhacirler ise daha güçlü bir kültürel aidiyet duygusuna sahiptir. Akrabalık yapıları, daha sıkı bağlarla örülmüş olabilir. Muhacirlerin yerleştikleri topraklarda, geleneksel ritüelleri devam ettirmek için büyük çaba harcadıkları görülür. Mısır’daki Kıpti Hristiyanları ve Suriye’den gelen mülteciler gibi gruplar, genellikle kendi dinî inançlarını ve kültürel ritüellerini, yeni topluma entegre etmeye çalışırken, bu ritüelleri nesilden nesile aktarmak için yoğun çaba gösterirler.

Ekonomik Sistemler ve Göçmen-Muhacir İlişkisi

Göçmenlerin ve muhacirlerin ekonomik sistemlerle olan ilişkisi de farklılaşır. Göçmenler, genellikle bir ekonomik fırsat veya iş arayışıyla hareket ederler. Ancak muhacirler, bir kültürün savunucusu olarak, bazen ekonomik sisteme uyum sağlamakta zorluklar yaşayabilirler. Göçmenlerin bulunduğu toplumda daha fazla ekonomik fırsat olabilirken, muhacirler, genellikle bir kimlik oluşturma ve yerleşme sürecindedir.

Kimlik Oluşumu ve Göçmen-Muhacir Farkı

Kimlik, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde inşa edilir. Göçmenler, gittikleri toplumda kültürel bir uyum sağlama süreci yaşarken, muhacirler, genellikle kimliklerini korumaya yönelik çabalarla şekillenirler. Göçmenlerin kimlikleri daha esnek olabilirken, muhacirlerin kimlikleri, tarihin, inancın ve kültürün güçlü izlerini taşır.

Sonuç: Kültürlerin Çatışması ve Empati

Göçmenlik ve muhacirlik, sadece yer değiştirmek değil, kültürlerin, kimliklerin ve ritüellerin sürekli etkileşim içinde olduğu bir süreçtir. Göçmenler ve muhacirler, farklı toplumlar ve kültürler arasında bir köprü oluştururlar. Ancak bu köprü, sadece coğrafi değil, aynı zamanda kimliksel ve kültürel bir köprüdür. Göçmen ve muhacir arasındaki farkları anlamak, diğer kültürlerle empati kurma sürecinde önemli bir adımdır.

Peki, bir kişinin kimliği, sadece doğduğu topraklara mı bağlıdır? Yoksa, bir insan başka bir toprakta kendini yeniden mi yaratır? Bu sorular, insanlık tarihinin her aşamasında tartışılmaya devam edecek.

Kaynak: https://lakens.com.tr/gocmen-ile-muhacir-arasindaki-fark-nedir/

20260603

🎞️ Bir göçmen kızından...

 


Alıntı: — S.PelinPEREMECİ ♐ #ANDIMIZ 



🎞️🗣️🎙️ Göçmen Kızı - Melihat Gülses 


Ben bir göçmen kızı gördüm Tuna Boyun`da
Elinde bir deste gül var hasret koynunda
Söyle söyle göçmen kızı annen var mıdır ?

"Ne annem var ne babam var kalmışım öksüz"

Sen bir öksüz ben bir garip alayım seni
Alayım da gurbet elde sarayım seni

Telgrafın tellerinde haber var mıdır ?
"Ne haber var ne mektup var kalmışım öksüz"
Doğru söyle göçmen kızı haber yok mudur ?
"Ne gelen var ne giden var kalmışım öksüz"

Sen bir öksüz ben bir garip alayım seni
Alayım da gurbet elde sarayım seni

20191209

🎞 Anadolu'nun Afgan Çobanları

Türkiye’de son yıllarda çobanlık mesleği çok fazla tercih edilmezken aradaki boşluğu genellikle Afganlar dolduruyor. Artık Anadolu’nun hemen her köşesinde bir Afgan çobana rastlamak mümkün. Ülkelerinde yıllardır süren savaş ve onun sonucu oluşan aşırı yoksulluk çözüm olarak Afgan erkeklerini İran ve Türkiye’de çalışmaya yöneltiyor. Çoğu kaçak gelip sonradan oturma ve çalışma izni alıyor.  
Savaşın ve yoksulluğun kararttığı umutlarını Anadolu topraklarında yeşertmeye çalışan pek çok Afgan çobandan üçü: Ramazan, Hikmetullah ve Gülmehmed…
Henüz çocuk yaştayken evlendirilmiş; koca ardından da baba olmuşlar… 
Kendi hayatları yok, sadece aileleri için çalışıyorlar. 

Yönetmenliğini Arzu BALKIZ’ın üstlendiği  “Anadolu’nun Afgan Çobanları” adlı 30 dakikalık belgeselde Konya, Trabzon ve Nevşehir’de çobanlık yapan üç Afgan’ın yaşantısı anlatılıyor.
- TRT Belgesel

20190909

🎞 🗣 Bütün Kariyerini 🇹🇷Türkiye'de Bırakıp 🇨🇦Kanada'ya Yerleşmek



Resmen Kanada’ya taşınalı 2 yıl oldu. Bu göç serüvenini ilk gününden beri sizinle Youtube’da paylaşıyorum. Bundan tam 2 yıl önce hayatım şimdikinden çok daha başkaydı. Istanbul’da akademik kariyerine devam eden ve kendine minik bir konforlu alan yaratmış biriydim. Ama bir yandan icimde oradan çıkmayı arzulayan, dünyanın neresine gitsem daha mutlu olurum diye sorular soran bir ses vardi. Bu sesin bir de karşıtı vardi ki o çok şiddetliydi..“otur kızım oturduğun yerde! Ne gerek var yeniden başlamaya? Çalış işinde kazan paranı, yüksel de yüksel diyordu! Hangisini dinlemeliydim? Kanada’ya taşındıktan 2 yıl sonra hayatımda neler değişti? Bu süre içinde hayatımda neler oldu neler bitti? 
Hepsi bu videoda.

Sema Kuyuk
Published on Sep 2, 2019

20190704

✍️ 🇨🇦Kanada’ya göç eden 🇹🇷Türkler - Dr. Işıl Acehan

Kanada’ya göç eden Türkler, Osmanlı İmparatorluğu’nun 1914’te I. Dünya Savaşı’na girmesiyle hiç ummadıkları bir olayla karşılaştılar...yaklaşık 200 Türk işçi bir gece polis tarafından evlerinden alınıp...tehcir edilip toplama kampına gönderilirler.

Dr. Işıl Acehan

Kanada’nın Ontario Eyaleti’ne bağlı Brantford kentinde 1873 yılında kurulan Mount Hope Şehir Mezarlığı’nda “Turkish Plot” (Türk Bölümü) diye adlandırılan bir bölümde Osmanlı’dan göç eden Türkler yatmaktadır.

Bu mezarlar, Osmanlı İmparatorluğu’ndan, özellikle şu anda Bingöl’e bağlı bir ilçe olan Kiğı Kazası’ndan Kanada’ya 1900’lü yılların başında, burada bulunan dökümhanelerde işçilik etmek üzere göç edip, daha sonra hayatlarını kaybeden Osmanlı vatandaşı Müslümanlara aittir. Kayıtlı 16 mezardan 14’ünün mezar taşı bile bulunmamaktadır. Peki, kimdir bu Türkler?


Kanada’ya Osmanlı göçlerinin başlaması

1900’lü yılların başında ABD ve Kanada’ya Osmanlı İmparatorluğu’ndan önemli sayıda Türk ve Kürt göçleri yaşanmıştı. Göç edenlerin çoğu New York, Michigan, Massachusetts, Illinois, Indiana gibi eyaletlerin endüstriyel şehir ve kasabalarına yerleşmişti. Göç edenlerin bir kısmı da Kanada’nın Ontario Eyaleti’ndeki Brantford şehrinin dökümhanelerinde çalışmak üzere gitmişti. Özellikle Kiğı’dan göç edenler, orada çalışan akrabaları ve hemşerilerinden dolayı, Kanada’ya göç etmişti. Bu göçmenler Kanada’nın ilk Müslüman topluluğuydu ve kayıtlarında hepsi Türk olarak belirtilmişti.
Michigan Eyaleti’ne de Kiğı’dan önemli sayıda göç olmuştu ve göçmenlerin sınır geçiş kayıtlarında Detoit-Kanada arasında pek çok kez geçiş yaptığı görülmektedir. Detroit’te Kurtuluş Savaşı’nda kurulan Kızılay Derneği’nin de başkanı, iş adamı Ali Ağa (Ali Timur) da Kiğılıydı ve Türkiye’ye pek çok kez, özellikle Kurtuluş Savaşı yıllarında önemli miktarda maddi yardım göndermişlerdi.

Çocuk Esirgeme Kurumunun kurucusu Dr. Mehmet Fuad, Kurtuluş Savaşı sırasında babalarını kaybeden çocuklara yurtlar yaptırılması için 5 ay süre ile ABD’ye gelmiş, 8 Nisan – 3 Haziran 1923 tarihleri arasında ABD’de Türk ve Kürtlerin yoğunluklu olarak yaşadıkları bölgeleri dolaşarak yardım toplamıştır. Yardımlar toplanırken oldukça duygulu anlar da yaşanmış, yıllarca çalışıp biriktirdikleri paralarını yetimler için göndermişlerdi. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yetimhanesi olan ve Ankara’da bulunan Atatürk Çocuk Yuvası onların bağışlarıyla yaptırılmıştır.

Tehcir ve tutsaklık yılları

Çoğunun amacı, 1900’lerin başında doğu güney Avrupa’dan göç edenlerin çoğu gibi, birkaç yıl çalışıp para kazanarak memleketlerine geri dönmekti. Ancak Kanada’ya göç eden Türkler, Osmanlı İmparatorluğu’nun 1914’te Almanya yanında I. Dünya Savaşı’na girmesiyle hiç ummadıkları bir olayla karşılaştılar.

İngiltere’nin dominyonu olan Kanada’da 18 Ağustos 1914’te çıkarılan Savaş Tedbirleri Kanununa (War Measures Act) göre tüm düşman devletler sınırları içerisinde doğanlar kayıt altına alınmıştı. 5 Kasım 1914’te İngiltere’nin Osmanlı İmparatorluğu’na savaş ilan etmesinden tam 4 gün sonra, 10 Kasım 1914’te Brantford’da çalışan yaklaşık 200 Türk işçi bir gece polis tarafından evlerinden alınıp önce karakollarda hapsedilir. Sonra askeri hapishaneye gönderilir, oradan da tehcir edilip toplama kampına gönderilirler.

Bunların arasında 10 yıldır Kanada vatandaşı olan Türkler de vardır ve hapishaneye götürülürken “neden savaş esiri olarak alındığımızı anlamıyorum, biz sadece işçiyiz” derler. Askeri hapishanede sadece ekmek ve su verilen Türkler açlık grevine başlar.

Türklerin yanı sıra Avusturya Macaristan imparatorluğundan 70,000 kadar Ukraynalı sivil de esir kamplarına gönderilmiştir. Tehcir edilenlerin hepsinin mal varlıklarına el koyulmuş, sonrasında da mal varlıkları iade edilmemişti. Osmanlı’dan gelen Ermeniler ve Ortodoks Makedonlar tehcir edilmekten muaf tutulmuşlardı. 



Eksi kırk derecelerde yürütüldüler

Türkler ilk başta Kingston’da bulunan Fort Henry kampına gönderilirler. Daha sonra yaklaşık 1000 kilometrelik bir uzaklıkta, kış aylarının en sert olduğu, sıcaklığın -40 derecelere kadar düştüğü Kapuskasing’de bir toplama kampına götürülürler.

Esir kampı muhafızlarından birinin tuttuğu günlükte buradaki ağır doğa ve kamp koşulları anlatılmaktadır. Tren raylarının sonlandığı, Kuzey Kutbu kadar soğuk olan Kapuskasing’de kar fırtınalarıyla mücadele eden Türkler ve diğer esirlere, içinde kalacakları barakaları ve içine hapsedilecekleri tel örgüleri yapmaları emredilir. Tutsak edilecekleri esir kampının yapımını tamamlayana kadar bir tren vagonunda barınırlar.

Mektup göndermeleri de yasaklandı, iki Türk akıl sağlığını yitirdi



10 Kasım 1914’te tehcir edilmelerinin ardından 25 Kasım 1914’te Türklerin Osmanlı İmparatorluğu’na her türlü mektup gönderimleri de durdurulur. Buradaki Türkler de, diğer tehcir edilenler gibi, en ağır işlerde çalıştırılırlar. Alex Hassan (gerçek ismi Ali Hasan) isimli bir Türk toplama kampında hayatını kaybetmiştir.

Haksız yere alıkoyulmaktan ve ağır çalışma koşullarından muzdarip olan kamptaki siviller, Mayıs 1916’da Türklerin de bulunduğu Kapuskasing toplama kampında ayaklanmış, 300 askerin müdahalesiyle sonuçlanmıştır.

Osmanlı arşivlerindeki belgelerin gösterdiğine göre buradaki Türklerden ikisi de kamp koşulları nedeniyle ruh sağlıklarını yitirmiştir. 1915’te Amerika’da Massachusetts Eyaleti’ndeki Peabody Şehri’nde yaşayan Türkler iki avukat tutarlar ve Kanada’da esir alınan Türklerin Amerika’ya gönderilmeleri için dava açarlar. Ancak ne yazık ki davadan herhangi bir sonuç alınamamıştır. Bu dava ABD gazetelerinde de yer almıştır. 

 

1950’lerin Kanada hükümetinin, I. ve II. Dünya Savaşı toplama kampı operasyonlarına ait tüm bilgi ve belgeleri imha ettiği için toplama kamplarına ait arşivler bulunmamaktadır. Bu nedenle, esir edilen Türkler hakkındaki bilgiler daha çok Kanada gazetelerinde ve olaya şahit olanların günlüklerinde yer almaktadır.

Esir kampında geçirdikleri 6 yıldan sonra Türklerin akıbetinin ne olduğu henüz netliğe kavuşmamıştır. Bu göçmenlerin bir kısmı, esaret sonrası Amerika’ya gelerek burada Detroit Şehrinde bulunan akraba ve arkadaşlarının yanına yerleşmiş olabilirler.

Türk mezarlığını düzenleme girişimi

Ne yazık ki, hem Kanada’da, hem de Amerika’da hayatını kaybeden Türklerin çoğunun mezar taşı bile bulunmamaktaydı. Öte yandan savaş esiri olarak tutsak edilen Ukraynalılar için Kanada’daki esir kampı bölgelerinde anıtlar mevcuttu.

2014 yılında bu araştırmamın basında da yer almasıyla Kanada’da Türk Büyükelçiliği ve Toronto Başkonsolosluğu mezarlığın etrafının çevrilmesini ve Türk bayrağının bulunduğu bir kitabede, mezarlıkta gömülü olanların isimlerinin yer alması girişimini başlattı. Burada bulunan PKK terör örgütüyle ilişkili kişilerin ve radikal Ermeni bir grubun buna karşı çıkmasına rağmen Brantford şehri yetkilileriyle uzun yazışmalar ertesinde olumlu bir sonuç alındı ve mezarlık ihya edilerek Mount Hope mezarlığındaki Türklerin isimlerini taşıyan mermer bir kitabe yerleştirildi.

Şu anda mezar taşları olmasa da onların ismini ve hatırasını yaşatan bir mermer bir kitabe Mount Hope Mezarlığında bulunmaktadır.

Alıntı/Kaynak: https://forumusa.com/amerika-usa-amerika-birlesik-devletleri/kanadanin-i-dunya-savasinda-tehcir-edilen-turkleri/

20190602

Türkiye'de Suriyeli sayısı 7 ilde yüzde 10’u geçti


Suriyeli sayısı 7 ilde yüzde 10’u geçti
Bülent Sarıoğlu

Göçİdaresi Genel Müdürlüğü’nün son kayıtlarına göre Türkiye’deki Suriyelilerin sayısı 3 milyon 608 bin 49’a çıktı. Avrupa’yla yapılan geri kabul anlaşması ve El Bab, Azez, Afrin gibi bölgelerdeki tersine göç projeleriyle 2011’den beri Türkiye’deki Suriyelisayısı ilk kez azaldı.

2012’de 14 bin 237 olan Suriyeli sığınmacıların sayısı 2018 sonunda 3 milyon 623 bin 192 kişiye çıkmıştı. 23 Mayıs 2019 itibarıyla Türkiye’deki Suriyelilerin nüfusu 15 bin 143 kişi azaldı. 2014-2019 arasında birebir anlaşması kapsamında Türkiye’den çıkış yapan toplam Suriyeli sayısı ise 21 bin 597 oldu.

Adrese kayıt sistemine göre 23 Mayıs itibarıyla 82 milyon 3 bin 882 kişi olan Türkiye nüfusunda Suriyelilerin oranı yüzde 4.4’e çıktı. Barınma merkezlerindeki Suriyeli sayısı düştü. Suriyelilerin sadece 116 bin 989’u barınma merkezlerinde kalıyor.

Türkiye’de ayrıca 975 bin 472 yabancı, ikâmet izinleriyle bulunuyor. Bunlar arasında 104 bin 44 kişiyle Irak vatandaşları ilk sıradayken, Iraklıları 99 bin 643 kişiyle Suriye, 67 bin 52 kişiyle Türkmenistan, 65 bin 27 kişiyle Azerbaycan, 44 bin 313 kişiyle İran ve 39 bin 283 kişiyle Afganistan uyruklular izliyor.
600 bini türkiye doğumlu

Suriyelilerin 1 milyon 953 bin 575’i erkek, 1 milyon 654 bin 474’ü kadın. Suriyelilerin 600 bine yakını Türkiye’de doğdu. ‘Geçici koruma’ statüsündeki sığınmacılardan 515 bin 304’ü 0-4 yaş arası bebek ve çocuk; 494 bin 481’i ise 5-9 yaş arası çocuk. Tüm Suriyelilerin 1 milyon 665 bin 151’i 18 yaş altında, yani eğitim çağındaki genç ve çocuklardan oluşuyor.

60 yaş üstündeki Suriyeli sayısı 17 bin 292 kişi. 90 yaş üstünde ise 1733 Suriyeli bulunuyor.

İstanbul’da 546 bin 182 Suriyeli yaşıyor. İstanbul’un 15 milyon 67 bin 724 kişilik nüfusu içindeki oranı ise yüzde 3.6.

Ankara’da 91 bin 636 Suriyeli (oranı yüzde 1.6), İzmir’de 143 bin 192 (oranı yüzde 3.3) Suriyeli yaşıyor.

Son yıllarda sığınmacı göçünde en hızlı artış gösteren illerden biri Konya oldu. Bu ilde daha önce görece düşük olan Suriyeli sayısı 106 bin 377’ye çıktı. 2 milyon 205 bin kişilik Konya nüfusu içinde Suriyelilerin oranı yüzde 4.8’e yükseldi. Konya, İç Anadolu’da en fazla Suriyeliyi misafir eden şehir oldu.

81 il arasında Suriyeli sığınmacının bulunmadığı şehir kalmadı. En az Suriyeli’nin yaşadığı iller 23 kişiyle Bayburt, 35 kişiyle Artvin, 61 kişiyle Tunceli olarak kayıtlara geçti.


DÜZENSİZ GÖÇMENLER

Önlemlere karşın kaçak geçişlerde yakalanan yabancıların sayısı da düşmüyor. ‘Düzensiz göçmen’lerin sayısı 2016’da 174 bin 752 kişiyken, 2017’de 175 bin 732, 2018’de 268 bin 3 oldu. 2019’un ilk beş ayında 103 bin 881 kaçak göçmen yakalandı. Bu yıl düzensiz göçte yakalananlar arasında 41 bin 192 kişiyle Afganistanlılar ilk sırada yer alıyor. Bu ülkeyi 16 bin 208 kişiyle Pakistanlılar, 9 bin 26 kişiyle Suriyeliler izliyor.



20180128

İzmir'de 120 bin Suriyeli sığınmacı yaşıyor / Şakir Sarıçay

İzmir'de 120 bin Suriyeli sığınmacı yaşıyor

Şakir SARIÇAY


İzmir’de 120 bin Suriyeli sığınmacı yaşıyor

Günlük konuşmalarımızda genellikle sığınmacı, mülteci ve göçmen kelimelerini birbirinin yerine ve aynı anlamdaymış gibi kullanıyoruz. Tabi ki ben de aynı şekilde biliyordum. Ta ki Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği  (SGDD) ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin birlikte organize ettiği, “Basın Mensupları için ‘Göç ve Mülteci’ Konularında Bilgi ve Farkındalık Semineri”ne katılana kadar.
Antalya’da 11-12 Kasım 2017 tarihlerinde düzenlenen ve Türkiye’deki yerel gazetecilere yönelik yapılan seminer oldukça verimli geçti. Başta Suriyeli sığınmacılar olmak üzere, ülkemize sığınmacı olarak gelen pek çok milletten insanlar için devletimizin ve sivil toplum kuruluşlarının yaptığı çabaları görmek, basın mensubu olarak bundan sonra bu konuda daha hassas bir dil kullanmamızı sağlayacaktır. Biraz geç kalmış bir toplantı olmasına rağmen son yedi yıldır ülkemize sığınan Suriyeliler başta olmak üzere pek çok sığınmacı ve mülteciye bakış açımızı güncellememiz bakımından oldukça başarılı bir toplantı oldu.

Sığınmacı ve mülteci ne demektir?

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğine göre sığınmacı; başka bir ülkeye sığınma talebinde bulunan, kendine uluslararası koruma arayan ama başvuru süresi henüz sonuçlanmamış kişilerdir. Başka bir ifadeyle, iltica talebinde bulunanlar başvuru süreci tamamlanan kadar sığınmacı olarak kabul edilirler. Mülteci ise; İltica talebinde bulunanların başvurularının olumlu sonuçlanması halinde mülteci statüsünü kazanmasıdır.



Göçmen nedir?

Göçmen ise, gönüllü olarak kişisel ve ailevi sebeplerden dolayı daha iyi şartlarda yaşamak amacıyla başka bir ülkeye göç eden kişidir. Almanya’da yaşayan Türkler göçmen için iyi bir örnektir.

İstanbul’da 522 bin, İzmir’de 120 bin Suriyeli sığınmacı yaşıyor. Türkiye kitleler halinde ülkemize geçen Suriyeli sığınmacılara Uluslararası literatüre göre “Geçici Koruma” sağlamaktadır. 

Türkiye geçici korumanın üç temel unsuru olarak Suriyelilere, 
1) açık sınır politikası ile ülke topraklarına kabul,  
2) geri göndermeme ilkesi ve 
3) gelen kişilerin temel ve acil ihtiyaçlarını karşılamaktadır.

İçişleri Bakanlığı Göç İdaresinin verilerine göre, Türkiye’de 3 milyon 300 bin Suriyeli sığınmacı bulunurken, 145 bin Afganistan, 140 bin Iraklı, 32 bin İranlı, 4 bin Somalili ve 9 bini diğer tabiiyetlere mensup olmak üzere toplamda 3 milyon 630 bin sığınmacıya ev sahipliği yapmaktadır.
Suriyeli sığınmacıların yüzde doksanı Geçici Barınma merkezlerinin dışında farklı şehirlerimizde halkımızla iç içe yaşamaktadırlar. İstanbul 522 bin sığınmacı ile ülkemizin en fazla sığınmacı barındıran şehri olarak birinciliği elinde tutuyor. Şanlıurfa 451 bin, Hatay 434 bin, Gaziantep 343 bin, Mersin 177 bin, Adana 165 bin, Bursa 130 bin, Kilis 129 bin, İzmir 120 bin, Kahramanmaraş 97 bin Suriyeli sığınmacı ağırlayan ilk on şehrimiz arasındadır. 

Suriyelilere vatandaşlık hakkı verilmediğini belirten yetkililer, 99 ile başlayan kayıt belgelerinin nüfus cüzdanı olmadığı, sadece kayıt altında olduklarını belirten belge olduğunu ifade ettiler. Türkiye’ye sığınan Suriyelilerin yüzde 70’ini kadınlar ve çocuklar oluşturuyor. Bu da savaşın daha çok kadın ve çocukları etkilediğini gösteriyor.31 Ağustos 2107 tarihine kadar Türkiye karasularında 13 bine yakın, batı kara sınırlarımızda ise 20 bin Suriyeli kaçarken yakalanmıştır.

Türkiye bu güne kadar Suriyeli sığınmacılara yaklaşık 30 milyar dolar yardımda bulunurken, Avrupa ülkelerinden gelen yardımlar söz vermelerine rağmen oldukça düşük kalmıştır. Türk insanının tarihi misyonu ve vicdani değerleri başta Suriyeli sığınmacılar olmak üzere, Afganistan, Doğu Türkistan, Somali, İran ve Irak’tan gelenlere kucak açmıştır. 

Göç etmenin ne demek olduğunu dünyada herhalde Türklerden başka en iyi bilen bir millet yoktur. Onun için Türk Milletinin son yıllarda özellikle Suriye’den gelen sığınmacılara gösterdiği anlayış ve yardımseverliğini tarih kitapları ve sığınmacılar arasından çıkacak yazarlar yazacaktır. Sığınmacı, mülteci ve göçmenin olmadığı, herkesin kendi ülkesinde rahatça ve özgürce yaşayacağı bir dünya temenni ederim.

20180108

🎞️ Doç. Dr. Bahri Ata ''Atatürk Dönemi Nüfus Mübadelesi''

Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi, 1923 yılında Lozan Barış Antlaşması'na ek olarak yapılan sözleşme uyarınca Türkiye ve Yunanistan'ın kendi ülkelerinin yurttaşlarını göçe tabi tutmasına verilen addır. Göçe tabi tutulan kişilere ise mübâdil denir.

En Çok Okunanlardan...