Blog Listem

antiemperyalist etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
antiemperyalist etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20260806

📚📰 🗣️ "Edebiyatımı Geri İstiyorum...’' Demirtaş Ceyhun....

 



"Asya" ve "Çamasan" gibi ödüllü kitaplara imza atmıştır...


29 Temmuz 2009 yılında aramızdan ayrılan Ceyhun;

savunduğu değerler ve geride bıraktığı eserlerle mücadele dünyamıza ışık tutmayı sürdürmektedir...


Edebiyattaki neo-liberal rüzgarlara boyun eğmeyerek "Edebiyatımı Geri istiyorum" eseriyle kültür emperyalizmine karşı net bir cephe almıştır...


Demirtaş Ceyhun fırtınalar yaratıyor

‘Edebiyatımı Geri İstiyorum’ Türkiye’de pek çok kavramın yeniden tartışılmasına yol açacak bir kitap. Demirtaş Ceyhun, yalnız kitabıyla değil, söyledikleriyle de edebiyat ve siyaset dünyasında dalgalanmalar yaratıyor.

İstanbul
NTV-MSNBC

17 Mart 2005 —  Yazar Demirtaş Ceyhun, postmodernizmin ‘Amerikan İmparatorluğu’nun yeni ideolojisi olmasından, Soğuk Savaş’ın edebiyat ve toplum yaşamımıza etkileri üzerine duymaya ve okumaya alışık olmadığımız şeyleri söylüyor.

Yasemin Arpa: Türkiye’de sorunun kitap değil bir edebiyat sorunu olduğunu söylüyorsunuz.

Demirtaş Ceyhun:
Tabii Türk toplumunun az kitap okuduğunu yadsımak olanaksız. Kitap okumak başka bir iş. Türk toplumunun fazla kitap okuyabilmesi için önce alfabe, okuma yazma öğrenmesi, iyi bir eğitim görmesi gerekir. İstatistiklere baktığınızda Türk toplumunun yüzde sekseni okuryazar görünüyor. Ama yüzde seksenin yarısından fazlasına askerlikte eğitim veriliyor. Yani zorla, okuma yazma öğretiyormuş gibi yapıyorlar, askerliği bitirince unutuyor. Doğru dürüst kitap okumasını bilmeyen adamın kitap okumasını nasıl bekliyorsunuz ki? Kitap sorunu eğitim sorunu, bilgi sorunu, bir toplumsal yapı sorunu. Yani henüz daha çağın bilincine varamamış, üretim ilişkileri hâlâ göçebe toplumu olan bir toplum aşamasında.

Y.A.: Okulluluğumuz kişi başına 3,5 yıl...

       D.C.: 

Kitap ve edebiyatın altını çizerek ayırırken; Türkiye’de edebiyat üzerine dergi çıkmaz, Cumhuriyet, Radikal kitap eki çıkarıyor. Yani sadece kitap okunsun diye. Aynı olayı gazetelerimizde, yazılı basında da görüyoruz. Gazetelerimiz özellikle 1950’lerden itibaren, hatta 1948’de Hürriyet Gazetesi’nin çıkışıyla başlayan süreçte -Yedi Gün’de başlatmış olmalı Sedat Simavi- biz 2.Dünya Savaşı sonrasında Batı’dan gelen yönlendirmelerle kitap okumayı, gazete dergi okumayı artırmak için kullandığımız sözcük sayısını azaltmaya çalıştık.Y ani bugün Türkiye’de bir gazete, bir kitap, bir dergi ne kadar az sözcükle çıkıyor ise o kadar çok okunuyor. 300 sözcükle bir dergi çıkartıyorsanız, 300 bin satıyorsunuz.

.....

Repörtajın tamamı:




20260706

📰🇹🇷Kemalizm ne demektir?

 

Haritada yazan:

'Ankara Hükümeti ve İddiaları' 

“Kemalistler ya da Milliyetçiler, gölgeli alanı etkin biçimde kontrol ediyorlar… Onlar, Yunanlar tarafından Ege’den sürüldüler fakat Trakya’yı, İzmir’i, Ermenistan’ı ve Basra körfezi altındaki bütün Mezopotamya’yı talep ediyorlar.” 

1921’de çizilen o haritada “Kemalist influence” diye işaretlenen yerler, aslında bir milletin küllerinden doğuşunun izleriydi.

En zayıf anda bile vazgeçmeyen, kaybettiğini geri isteyen bir irade…


Onlara “Kemalist” diyenler küçümsemek istedi.

Ama o söz, bağımsızlık mücadelesinin adı oldu.

Bugün hâlâ anlamayanlara hatırlatma:

Kemalizm, emperyalizme boyun eğmemektir.

Ve evet… başardılar. 🇹🇷

Alıntı: Editör @ilkayEditor1881






20260201

📰 Mazlum dünyanın en büyük düşmanı...


 "EN BÜYÜK DÜŞMAN"

"En büyük düşman, düşmanların düşmanı ne falan ne de filan millettir; bila­kis bu, adeta dünya çapında bir Yahudi saltanatı halinde bütün dünyaya hakim olan "kapitalizm" afeti ve onun çocuğu olan "emperyalizm"dir."

-Hakimiyeti Milliye, 20 Temmuz 1336 (1920), No: 48.



20250925

📰✍️ Atatürk'ün Araplar konusundaki çok önemli düşünceleri - Şule Perinçek

Araplar bizim d ü ş m a n ı m ı z mıdır?

Yayınlanma: 26 Kasım 2023

Şule Perinçek

AYDINLIK GAZETESİ


Biliyorsunuz CHP de dahil bazı çevrelerde müthiş bir Arap, hatta Asya düşmanlığı var.
Hem Atatürk’ün adını ağzınıza alacaksınız hem de Filistin, emperyalizme karşı varını yoğunu ortaya koymuş savaşırken karşı cephede yer alacaksınız.
Kuşkusuz bilmezlik değil. Bilinçli bir saf belirleme. Hatta bazıları için de şöyle söylenebilir: Belirlenen safta yer alma… Verilen bir görevi yerine getirme.


HEM ATATÜRK DİYECEKSİNİZ O ZAMAN BUNU HAK EDECEKSİNİZ


Atatürk, Türk Devrimin yönünü şu sözleriyle açık bir şekilde çizer:


“Biz Batı emperyalistlerine karşı yalnız kurtuluş ve bağımsızlığımızı muhafaza etmekle yetinmiyoruz. Aynı zamanda Batı emperyalistlerinin kuvvetleri ve malum olan her vasıtaları ile Türk milletini emperyalizme vasıta yapmak istemelerine de mâni oluyoruz. Bu suretle bütün insanlığa hizmet ettiğimize kaniyiz.”


Bu sözleri izleyen cümle de safların nasıl belirlendiğinin bir işaretidir ve yine bugüne ışık tutmaktadır:


“Rus ve Türk milletlerini birleştirecek sağlam dostluk esaslarının ameli ve maddi bir surette semerelerini gösterebileceğinden ümitvar olmakla bahtiyar bulunuyorum.”1


İşte bu nedenle Türkiye şimdiye kadar mevcut tarih kitaplarının icaplarını değil, tarihin hakiki icaplarını takip etmektedir. Gerçekten mevcut tarihlerin kaydettiği olaylar milletlerin hakiki fikirleri ve emelleri değildir.2


Bu emelleri doğru saptamak bilimsel bilgi ve öngörüye dayanır.


İşte bu nedenle de Türkiye'nin kurtuluş ve kuruluş mücadelesiyle mazlum ülkelerin bu emelleri tarih sahnesine çıkmıştır. Başarı yolunu tayin edici en önemli ve ayırt edici fark, emperyalizme karşı alınan kararlı, açık tutum ve ilk önce milli iradeyi yaratacak ve bu mücadeleye önderlik edecek, milli bir idarenin kurulması olmuştur.
Atatürk’ü Atatürk yapan budur.
Adını anmayı hak etmek gerekir. 




ARAP DÜNYASININ DİRENİŞİNİN TÜRK DEVRİMİ İÇİN ÖNEMİ


O zaman da Arap dünyasında aynı bugün bizde olduğu gibi emperyalizmin dur dediği yerde saf tutanlar vardı, Türkiye’de Millî Mücadelenin karşısındaydı. Yine aynı şekilde Mustafa Kemal’i bayrak yapan, alanlara çıkan Batılıların merkezlerine gönderdiği raporlarda taktığı sıfatla söylersek “Jön Araplar” vardı. Onların emperyalistlere karşı attığı her adım, yükselttiği her ses Ankara’dan büyük sevinçle karşılanıyor, daha da yüksek sesle Anadolu’nun mücadele cephelerine duyuruluyordu.3 Arap dünyasının direnişi, Türkiye Devrimi için de tayin edicidir.


Emperyalistler bunu pek güzel görüyordu. Vızır vızır raporlar merkeze akıyordu. Irak'ta bir İngiliz istihbarat subayı Eylül 1920 tarihli raporunda "Irak ihtilalinin milletlerarası bir komplonun parçası olduğunu, işin içinde Kemalistlerin bulunduğunu," İngiliz hâkim Arnold Wilson da "Kerbela'daki ihtilalcilerin Türklerden mayıs haziran aylarında yedi bin altın Türk lirası yardım gördüğünü, Kemalist ajanların Irak'ta milli heyecanın oluşmasında etkili olduklarını" belirtmektedirler.4


TARİHİN İCAPLARINI GÖRMEK KEHANET DEĞİLDİR


Ortaçağ İmparatorluklarının süresi dolmuştu. Millî devletlerin sahneye çıkışı “tarihin icaplarını” yerine getirmesi kaçınılmazdı.

Atatürk bunu daha 1905’te öngörmüştü.
“Dava” diyordu “yıkılmak üzere bulunan bir imparatorluktan bir Türk devleti çıkarmaktır.” Osmanlı devletinin tasfiyesini büyük devletlere bırakmamak gerekirdi. Türk çoğunluğun yaşadığı topraklarda kendimiz bir millî devlet kurmamız gerekiyordu. İleriyi görmek istemeyenler İmparatorluk’tan toprak fedakârlığı yapılmasını hoş karşılamayacaktır, hatta ihanetle suçlayacaklardır; görüşündeydi.5


Nitekim 24 Ocak 1920 tarihli Hâkimiyeti Millîye gazetesindeki başyazıda bazılarının İmparatorluk sınırlarının korunması için “genel bir himaye ve vekâleti” savundukları vurgulanıyordu. “Oysa bu hürriyet ve bağımsızlığı, hayat hakkını tehlikeye sokmak anlamına geliyordu. Arabistan’la birlikte Türkiye’ye konulan himaye ya da vekâlet her iki milleti birden yabancı bir devletin özel çıkarlarına esir etmek olurdu. Emperyalist devletler kendi ekonomik ve siyasi çıkarları açısından Arabistan’ı, Irak’ı ve Anadolu’yu birbirinden ayıt etmeyeceklerdi. Demiryollarını da ekonomik merkezlerini de kendi ülkeleriyle olan ilişkiye göre ayarlayacaklardı. Arabistan ve Irak’ı içine alacak sınırlarda ısrar etmek Anadolu’nun bütün geleceğini yok etmek anlamına gelirdi.”…


Bu bir kehanet ya da olağanüstü yetilere sahip olmaktan kaynaklanan ileri görüş müydü?


Tam tersine çok basit bir nedeni vardı. Mustafa Kemal Paşa daha çok gençken not defterine yazdığı gibi “maddeyi anlıyor, evvela sosyalist oluyordu”.


Onun için de bu kadarla kalmadı.


ARAPLAR KENDİ VARLIK VE KADERLERİ KONUSUNDA KARAR SAHİBİDİRLER


Şu fikirler art arda vurgulandı:


-Araplar kendi varlık ve kaderleri konusunda bizzat karar sahibidirler. Çünkü bir millet teşekkül etmiştir ve kendilerini yönetmeye yetenekleri vardır.


-Araplar bir millet teşkil etmek için icap eden şartlara sahip değildir demek, bağımsızlıkları uğrunda hâlâ mücadele eden ve eski bir medeniyete, olgun milli unsurlara sahip bir millet için gülünç olur.


-Mütarekeyle çizilen sınırın güneyinde dil, medeniyet ve hayat tarzı Arap'tır. Halep'ten aşağıda bütün Arabistan'ın milli çoğunluğunu teşkil ederler. Bu nedenle onların bağımsızlığı kabul edilen milliyet ilkelerine uygundur.6


1937'de Suriye Başvekili Cemil Mardam’ın Ankara’yı ziyaretinde yaptığı konuşmada "Bütün kabahat Osmanlı İmparatorluğu'ndadır" der ve şöyle devam eder: 


"Balkan Harbi sonunda Gelibolu'daydım. Ben Talât Paşa'ya teklif ettim. 'Suriye'ye, Irak'a istiklâl veriniz' dedim. Talât Paşa 'Bunu başkasına söyleme, seni asarlar' dedi. Fakat yapılacak şey buydu. Eğer yapılsaydı, bugün Türkiye, Suriye ve Irak ki zaten kardeştiler, bugün daha samimi kardeş olacaklardı, müstakil Suriye, Irak ve Türkiye.''


104 YIL ÖNCEKİ TALİMAT


İşte sihirli formül budur.
İster Türk ister Müslüman bağımsızların ve emperyalizme karşı mücadele edenlerin kardeşliği…


Atatürk özellikle şu fikrin üzerinde durur: 


"Maksat İslamcılık ve Turancılık gibi eğilimler olmayıp, sırf Türk ve İslam kavimlerini dahi herkes gibi hür ve mevcut medeniyetten istifadeye kadir bir hale getirmek"tir. “İslam alemi üzerindeki manevi nüfuzumuz, daima aralarında barışın tesisi, nifak ve anlaşmazlığın giderilmesi, eğitimin tamimi uğrunda sarf olunacaktır. Bunlara Batı emperyalistlerinin bütün İslam kavimlerini esaret altına almaktaki hırsları etraflı izah edilip bu cereyana karşı Bolşeviklere dayanmanın lüzumu anlatılacaktır. Bu isteğin husulü için de Bolşeviklere dahi İsl2am kavimlerin âdetlerine, hukukuna, ananelerine ve hürriyetine ve bilhassa memleketlerinin iktisadi kaynaklarına sahip olmaktaki meşru hukukuna riayet edilmesinin lüzumu anlatılacaktır. Ancak bu sayede Bolşeviklere İslam âleminin Batı emperyalizmine karşı birlikte harp edebileceği iyice izah edilmelidir.”7

 
Bu 104 yıl önce, 1920’de Moskova Sefiri Fuat Paşa’ya ve Doğu Cephesi Kumandanlığına izlenecek siyasetler konusunda talimattır.

Ana hatlarıyla geçerliğini hâlâ korumaktadır.


"Türkler, Doğu ve en çok da Arap milletlerine çok teşekkür ederler, çünkü Anadolu harbinden mütevellit felaketlerin yükünü hafifletmeye iştirak etmişlerdir.

“Türkler ve Araplar Doğu’nun yükselme muhafızlarıdır.


“Gazi Paşa'nın buyurduğu latif sözler Türklerin Araplara dost hatta kardeş olduklarını ve Türklere eziyet verecek şeylerin Araplara da eziyet vereceğini ve bilakis Arapların düçar oldukları felaketlerden Türklerin de müteessir olacaklarını tebyin ve tesbit etmiştir.”8


El Irak gazetesinin nitelediği gibi "Doğu'nun anası hükmünde olan Türkiye"de başarıya ulaşan milli devlet projesi mazlum milletlere bir örnek olmuş ve aralarında dostluk ve dayanışmanın da temelini atmıştır.


Bugün bu temeli dinamitleyenlerin saflarının nerede olduğu tartışmaya kapalıdır.

Zaman bu temeli doğru zeminde güçlendirerek daha yükseklere doğru inşa faaliyetidir.



NOT: Çok değerli bir büyüğümü, her zaman Türkiye’nin millî çıkarlarını yeri geldiğinde kahramanca savunan büyükelçiliği yanında, mütevazi ama bir o kadar da çalışkan bilim insanı kimliğiyle beni çok etkileyen Bilal Şimşir’i kaybettik. Saatler süren sohbetlerimizden, dertleşmelerimizden çok şey öğrendim. Türk tarih arşivine katkıları çok büyüktür.
Minnettarlık duygularımla.


1 ATABE, 20 Haziran, 1920, c.8, s.345.
2 ATABE, 7 Temmuz 1922, c13, s.136.
3 Daha geniş bilgi için, bkz. Şule Perinçek, “Doğu Arap Dünyası ve Anadolu: Dünü, Bugünü ve Yarını” Uluslararası Sempozyumu, 27-28 Şubat 2008, Dimask (Şam) Üniversitesi Edebiyat ve Beşeri İlimler Fakültesi Tarih Bölümü, Şam Suriye, tebliğ; “Atatürk ve Arap Dünyası” Teori Dergisi, Mayıs 2019, Sayı: 352, s.30-54.
4 Hâkimiyeti Milliye, 9 Mart 1921.
5 Ali Fuat Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk, s.108, 114vd.
6 Hâkimiyeti Milliye, 24 Ocak 1920.
7 ATABE, 1 Aralık 1920, c.10, s.130, 131
8 Bilal Şimşir, Atatürk ve Yabancı Devlet Başkanları, c.2, s.239.


https://www.aydinlik.com.tr/koseyazisi/araplar-bizim-dusmanimiz-midir-436045


20250916

🎞️🗣️🎙️Röportaj: İlk İsyan - Attillâ İLHAN

Attilâ İlhan'ın anlatımları temel alınarak, Serkan Koç tarafından hazırlanan bu belgesel yapımda; Attilâ İlhan     Dünya  'da beyaz, Hıristiyan ve batılı emparyalizme karşı ilk isyan hareketleri, Avrasya  'dan geliyor. Biri Rusya  dan, biri Türkiye  'den, biri Çin'den, Bundan evvel tarihte emparyalizme karşı böyle örgütlü isyan yok, savaş yok, zafer yok. Rusya   da Bolşevikler, Türkiye  'de Kemalistler, Çin  'de Koumintang bu işi başarıyorlar.     diyerek, o günkü tarihsel dönemi günümüze de ışık tutacak biçimde derinlemesine ele alıyor.

Attilâ İlhan  'ın daha once hiçbir yerde yayınlanmamış ve ilk defa izleyiceğiniz analizleri ve yorumları, emparyalizme karşı Bolşevik, Kemalist ve Koumintang isyanlarının tarihsel görüntüleriyle sunuluyor.

📑VİDEODAN ALINTI:

....bu aslında Sivas'ta başlıyor Bu macera Sivas Kongresi sırasında Mustafa
Kemal Paşa bir gazete olsun istiyor ve orada irade-i Milliye çıkıyor
irade-i Milliye bir maceradır ve irade-i Milliye onlar Ankara'ya intikal ettikten
ve hakimiyet-i milliyeyi çıkardıktan sonra da devam etmiştir O yüzden adı sonradan hakimiyet-i Milliye olmuştur
Ankara'daki yoksa irade-i Milliye diye devam edecekti Muhtemelen fakat Sivas
ısrar etmiştir Biz bunu çıkaralım diye uzun süre devam etti irade-i Milliye ama
Gazi'nin gazete çıkarma fikri istanbul'dayken de vardı hatta bu yüzden bir miktar para yatırmış ve kaybetmiştir
Yani bir gazete çıksın bazı fikirler bazı şeyler söylensin istiyordu bu fırsat ancak şeyde
doğaba doğaba iradeyi milliyeyi örgütledi çıkardılar Tabii bunlar taşra
şartları içerisinde oradaki matbaaların imkanları nispetinde çıkan
gazeteler bundan ik sene kadar evvel adi Milliye üzerinde bir tez hazırlayan bir
genç hanım kızın dosyası benim elime geldi bir dramatik tarafı da var bu iş
için oradan oraya koştururken çeşitli vilayetlerden irade-i Milliye nushaları bulmaya çalışırken bir otobüs kazasında vefat etti o genç kız bir inkılap şehididir bir manada Eee o vesileyle ben
irade-i milliyenin de birçok şeyleri hakkında bilgi sahibi oldum neşriyatı hakkında Zaten orada da espri görülüyor
Ama hak çasa ararsanız zaten bu Espri Amasya tebliğinden itibaren görünür Yani
daha başlangıçta Amasya tebliğinde Hakimiyet bil kaydü şart milletindir
hissedilir oradan itibaren başlıyor o bakımdan hakimiyet-i milliyenin
düşünülmesi ve çıkarılmak istenmesi son derece normal irade-i Milliye diye hatta
çıkacaktı fakat sonra işte hakimiyyeti milliyi buldular Bence ikincisi daha iyi oldu hakimiyet-i milli irade-i milliye'den daha devrimci Evet Eee Öyle görünüyor Öyle bir e fakat zorluk çekiyorlar devamlı çıkaramıyor iki günde bir çıkıyor önceleri falan Sonra bir ara hiç yayınlayamıyoruz baş yazıları da benim araştırmalarıma
edindiğim bilgilere göre e Yunus Nadi Bey ile Hakkı beyi Bey daha
çok yazıyorlar ama Mustafa Kemal Paşa da bazı yazıları dikte ediyor ve onlara
yazdırıyor Bunlar imzasız çıkıyor bu baş yazılar fakat bütünüyle ele aldığımız
zaman hakimiyet-i milliyenin O zaman o günün şartları içerisinde
gerçekleştirdiği fikir Platformu son derece gerçekçi ve ilerici bir
platform hem Türkiye açısından çok gerçekçi hem dünya açısından çok
gerçekçi Bu bakımdan hakimiyet-i Milliye Gazetesi o dönemde çıkmış en hızlı gazetelerden bir tanesi Tabii bir tane de Eskişehir'de
çıkıyordu yeni dünya diye bir gazete ki o Aslında Mustafa supi Bey'in çıkardığı
yeni dünyanın aşağı yukarı bir benzeri olmaya çalışıyordu orada da Arif oruç Bey ve Nizamettin Nazif daha o zaman genç o vardı sanıyorum ama bunlar sonradan kendi aralarında ihtilafa
düşeceklerdir o bildiğimiz ihtilaftır meşhur Eee hakimiyet-i Milliye Bu bakımdan tam
bir nirengi noktası olarak görünür yani sınırlarını çok iyi çizmiştir Anadolu...

20250803

📖 Emperyalist İngilizler'in Mustaf Kemal Paşa'ya (Atatürk'ümüze) karşı yaptıkları suikast girişimleri



 " İngilizler Atatürk’le Anlaşıp Cumhuriyet’i Kurmasına Yardım Etti" Safsatasını Bitiren 8 Orijinal Belge : 

....

Bakalım İngilizler cumhuriyeti ilan etmesi için Atatürk’e nasıl destek (!) olmuşlar? Mesela İngilizlerin Bandırma vapurunu batırma girişimini hepimiz biliriz. Mustafa Sagir’i isimli casusu Atatürk’ü öldürmek üzere gönderdiklerini de. Peki ya bilmediklerimiz?Daha önce hiç duymadığınız bilgilere hazır olun. Başlıyoruz. Kronolojik sıraya göre göreceğiz. 

1- İngilizler İstanbul’a dönmeyen Atatürk’ü Erzurum’da bulunduğu sırada öldürmek için Sofi Ziya ve Ahmet Nuri ile birlikte yirmi kişiyi görevlendirildiler. 

2-İngilizler Mayıs 1920’de Atatürk’ü öldürmek için haince bir plan yaparlar. Erzincan’dan İstanbul’a gelen tetikçi İngiliz general, Damat Ferit, Kürt Tealici Necmeddin ve Said Molla ile görüşür ve pazarlık başlar. Atatürk’e atılacak her bir kurşunun fiyatı belirlenir.

Bu arada İngiliz casus Mustafa Sagir, Hindistan müslümanlarının temsilcisi kılığında Ankara’ya gelir ve büyük ilgi toplar. Amacının Atatürk’ü de Afgan kralı gibi öldürmek olduğu Türk istihbaratınca ortaya çıkan Sagir, mahkemede suçunu itiraf eder, idam edilir. 

3-Ne pahasına olursa olsun Milli mücadeleyi bitirmek isteyen İngilizler, Atatürk’ü öldürmek için 1921’de maaşlı bir suikast timi kurup Anadolu’ya gönderirler. Tetikçilere 150, İstanbul’daki ailelerine 10.000 lira verilir. Kürt Zeki diye birisi de ayrıca gönderilir.

4-Atatürk’ten kurtulmak için işi sıkı tutan İngilizler Mevlüt Efendi adlı birisiyle, daha önce Anadolu’ya gönderdikleri maaşlı suikast timine para ve talimat gönderirler. 

5-Bu sefer Atatürk ve arkadaşlarına suikast hazırlığında olan yalnız İngilizler değil, tüm itilaf hükümetleri.

6-İngilizler bizzat ünlü işgal subayı BENNETT’ı Atatürk’ü öldürmekle görevlendiriyorlar. Buraya dikkat. Bennett kim? Hani şu ATATÜRK’E VİZE VEREN, “Atatürk İngilizlere yakındı, onu Samsun’a ben gönderdim” diyen İngiliz.

7-Atatürk’ü öldürmek üzere Anadolu’ya geçeceği belirlenen İngiliz subayı Bennett’ın eşkali ilgili yerlere bildirilip dikkatli olunması isteniyor. 

8-İngilizlerden Atatürk’e yeni bir suikast girişimi daha geliyor. İstanbul’daki maaşlı İngiliz ajanı işbirlikçi polis müdürü Tahsin, hoca kılığındaki suikastçıları Anadolu’ya gönderiyor.

İngilizlerle işbirliği içinde olan Atatürk değil, Vahdettin’dir. Paylaştıklarımız yalnızca fragman niteliğinde. Çok daha fazla bilgi ve belge daha mevcut bu konuda . 

Bu kadar çok  suikast planı yapmış ve uygulamaya geçirmeye çalışmış  İngilizler mi   Atatürk' ü  desteklemiş ? ! 

KAYNAKLAR : 

Genel  Kurmay Başkanlığı ATESE arşivleri

Alıntı: Sosyal medya Kemalist adam 🇹🇷🇹🇷 @KemalistAdam11





 




20250715

📖Herbert George Wells'in Dünya Devleti Tasarısına Karşı Atatürk ve Ulus Devlet


Herbert George Wells (d.1866-ö.1946) yeryüzünde savaşlar ve diğer kötülüklerin ulusçuluktan kaynaklandığını, ulus devletler ortadan kaldırılıp tüm insanlar tek dünya devletine bağlanmayacak olursa, dünyanın ve insanlığın yok olacağını savunan küreselci yapıtlarıyla tanınan bir İngiliz yazardır. 

Wells’in 1920’de yayımlanan The Outline of History kitabı 1925’te Fransızca’ya çevrilmiş; Atatürk bu kitabı okumuş; Türkçeye çevirterek yayımlatmış ve 1927’de, Nutuk’ta bu kitaptan şöyle söz etmiştir: 

“Efendiler, İngiliz tarihçilerinden Wells, iki sene önce yayımlanan, bir tarih yazdı. Yapıtının son sayfaları "Dünya Tarihinin Gelecekteki Evresi” başlığı altında bir takım düşünceler içeriyor. Bu düşüncelerde amaçlanan konu; “Federal Bir Dünya Devleti”dir. Wells, bu bölümde, “Birleşik Bir Dünya Devleti”nin nasıl kurulabileceği ve böyle bir devletin önemli ayırdedici özelliklerinin neler olacağı üzerin- deki düşüncelerini ortaya koyuyor ve adaletin ve tek bir kanunun egemenliği altında dünyamızın alacağı durumu canlandırmaya çalışıyor. Wells, ‘bütün egemen- likler, tek bir egemenlik içinde eritilmezse, milliyetlerin üstünde bir güç yaratılmazsa dünya yok olacaktır” diyor ve ‘gerçek devlet, çağdaş yaşam koşullarının zorunlu kıldığı Dünya Birleşik Devletleri’nden başka bir şey olamaz.’, ‘Kuşku yoktur ki insanlar, kendi ortaya çıkardıkları şeyler altında ezilmek istemezlerse er geç birleşmek zorunda kalacaklardır.’ 

diyor.”

Kimi yazarlar Nutuk’taki bu satırları yanlış değerlendirerek Atatürk’ün Ulus Devlet karşıtı Wells’in kitabında okumuş olduğu “Federal Dünya Devleti” görüşünü benimsediğini ileri sürmüşlerdir. Oysa Atatürk, 1930’da yayımlanan Vatandaş İçin Medeni Bilgiler kitabında, Wells’in ulus devlet karşıtı görüşlerine şu sözlerle karşı çıkıyordu: 

Orduların Gerekliliği 

Zamanımızda ordular büyüdü, savaş silah ve araçları çeşitlendi, olağanüstü harcama ve özveriyi gerekli kılıyor; bir de, insanların birbirleriyle savaşarak boğazlaşması, birbirlerinin kanını dökmesi doğru mu?.. 

İşte bu ve bunun gibi bir takım düşüncelerle, orduların sınırlandırılmasından (silahlanma sınırlaması) ve giderek orduların büsbütün kaldırılmasından, yaygın olarak söz edilmektedir. Bunu işitirsiniz ve hep işiteceksiniz. Bu çok insanlıksever bir düşüncedir. 

Bu düşüncenin yeryüzünde uygulandığını görmek gerçekten arzu edilir; ancak mümkün değildir. Bu olasılık, hep parlak bir ideal olarak kalacaktır. 

Daha önce 1800’lü yılların başlarında Napolyon, Avusturya ve Prusya Büyükelçilerine bu yolda bir öneride bulunmuştu. Avusturya Büyükelçisinin yanıtı şuydu: 

“Böyle bir şey Avusturya devletinin canına minnettir. Gelgelim zorluk, bu konuda Berlin hükümetini inandırmaktır.” İşte, sorun sonsuza dek bu noktada kalacaktır. Her devlet, ilk adımı diğer devletin atmasını isteyecektir. 

Her devlet diğerlerinden kuşkulanacaktır ve hiç biri bu ilk adımı atmayacaktır; tersine her biri mümkün olduğu kadar silahını daha keskin tutmaya çalışacaktır. 

Çünkü ilk adımı atacak ola devlet bunu yapar yapmaz kuvvetini, gücünü, etkisini, oyunu, konumunu yitirecektir; hiç bir kurul, örneğin Cemiyeti Akvam / Milletler Cemiyeti Meclisi bunun böyle olmasına engel olmayacaktır. Dünyanın düzenini, güvenliğini ve dengesini kuran ve tutan: güçtür; nitekim bir devlet içinde de durum böyledir. Bir millet ne denli uygar olursa olsun düzeni ve güvenliği sağlamak için polis, jandarma ve hatta ordu varlığını gereksiz bulamaz. Doğa insanları böyle yaratmıştır. 


Bundan başka dünya üzerinde varolan devletler, savaşlarla oluşmuştur. Savaş aracına sahip olmayan ya da savaş aracı zayıf olan milletler, güçlülerin acizi, vergi verenin tutsağı olmuşlardır. Devletlerin “Silahların Sınırlandırılması”ndan ve milletlerin, orduların kaldırılmasından söz ettiklerini işittiğimiz halde, aynı devlet ve milletlerin tutsaklıkları altında bulundurdukları mazlum milletlerin özgür bırakılacaklarından söz ettiklerini işitmiyoruz. Herhalde, sağlam bir devlet yaşamı için ordunun gerekliliğine kanıt aramak gereksizdir. 

Çevresindeki devletler silahlı oldukça, hayır, dünya üzerinde bir tek silahlı devlet bulundukça, görevini bilen bir devlet bütün antlaşmalara rağmen ve bütün antlaşmalarla birlikte kendi güvenliğini her şeyden önce kendi gücüne dayandırır. 

Yalnız, elinde kılıç olduğu halde bağımsızlığını her an savunmaya hazır durumda bulunan bir millet güvende olabilir. Milletlerin, bütün özelliklerini unutarak ve karşılıklı çıkarlarını akla uygun bir biçimde uydurarak bütün dünya üzerinde gerçekten insancıl bir tek toplum oluşturabileceklerini düşünmek tatlı bir kuramdır. Bu kuram uygulanabildiği durumda bile, bu büyük ve güçlü toplum içinde düzen ve huzuru, hak ve adaleti sağlayacak örgüt, ve bu örgütün dayanacağı bir gücün var olması gereklidir.

Bu örgüt, örneğin şöyle olabilir; bütün dünya sakinlerinin varsayalım ki aynı haklar ve koşullar içinde seçilecek temsilcileri bir arada toplanacaklar, bir meclis kuracaklar. Bunlar bütün dünyayı kapsayan bir hükümet kuracaklar. 

Bu hükümet bütün dünyayı ve insanlığı yönetecek! Burada bir noktayı incelemek gerekir; ortak hükümet, ortak meclisin doğaldır ki çoğunluğunca oluşturulacaktır. Acaba, bu çoğunluk hangi milletlerin temsilcilerinden oluşturulabilir! 

Görece geri kalmış milletlerin temsilcileri sayıca çok olsa dahi ileri gitmiş milletlerin temsilcilerinin dalaverelerinden korunma becerisini gösterebilecekler midir? Aksi takdirde bütün insanlığın bir kaç milletin yönetimi altına düşmesi tehlikesi yok mudur? 

Bu milletlerin gerçekten bütün insanlığı düşünce ve ekonomik olarak kendiyeriyle aynı yaşam düzeyine getirmeye çalışacaklarına güvenilebilir mi? Bazı milletlerin bütün dünyayı ve birçok milletleri kendi çıkarları doğrultusunda sömürmelerine engel olunabilecek mi? İnsanların eşitlik severlik ve adalet duygularının nitelik ve düzeyi bu konuda yüreklere güven verebilir mi? 

Bu kaygılara kapılmanın ne denli haklı olduğunu anlamak için milletlerin birbirlerine karşı, özellikle bazı milletlerin birçok milletlere karşı bugün takındıkları tutumlara, uygulayagelmekte oldukları davranışlara bakmak yeterlidir. Bu tutum ve davranışları doğuran duygular, düşünceler, anlayışlar, tabiatler değişecek mi? Ne zaman değişecek? Niçin değişecek ve nasıl değişecek?

İnsanlık tarihinin birbirinin üzerine yığılan sonugelmez olayları bu sorulara olumlu yanıt vermek yetkisini henüz doğurmamıştır. En yüksek uygarlık sahibi olmuş olan milletler en ilkel milletlerden daha az mı yıkıcı ve kan dökücü oldular? 

Örneğin; Hindistan’ı, Mısır’ı, Tunus’u ve Cezayir’i aşağı yukarı yüz yıldan beri pençelerinde tutanların, bu ülke halklarının siyasi, düşünsel, ekonomik kültürlerini kendi kültürleri derecesine yükseltmeyi bir an düşündüklerine ilişkin her hangi bir belirti ve eser görülmüş müdür? Hayır. Ancak, tersi, yani bu insanları hayvanlaştırmak, uyuşturmak, kendi çıkarları doğrultusunda gözleri kapalı köleler haline getirmek için ne yapmak olanaklıysa hepsini yapmaktan geri kalmadıklarına bütün insanlık tanıktır.

Her halde, Türk vatandaşı kesin olarak bilmelidir ki bir milletin insanlık ve uygarlık dünyasında yükselmesi ve başarılı olması, yalnız ve ancak kendi gücüne dayanarak, özgürlük ve bağımsızlığını korumasıyla gerçekleşebilir. 

Bunun başka çözümü ve aracı yoktur. Ordu istemeyen ve ordunun yüklediği maddi, manevi özveriyi göze almayan bir millet, tutsaklık zincirini kendi eliyle boynuna geçirir. “Ve bağımsızlığı uğrunda ordusuna yapacağı özverinin on katını, kendini esir eden egemen milletlerin çıkarı uğruna harcamak zorunda kalır.” 

* * * 

1930’da Medeni Bilgiler kitabında yer alan bu sözlerinden anlaşılacağı üzere Atatürk, 1920’lerde Wells’in dile getirdiği "Tek Dünya Devleti" tasarısını benimsemiş olmayıp; bu tasarıyı gerçekleşmesi olanaksız tatlı bir düş olarak nitelemiş; ve böyle bir tek dünya devleti kurulsa dahi bunun yayılmacı sömürgen devletlerin çıkarlarını koruyan bir aygıttan başka bir şey olmayacağını belirtmiştir. O günden bugüne dünyada yaşananlara baktığımızda, olayların Atatürk’ün saptamalarını doğruladığını görüyoruz. 

Ulus Devlet yıkıcılığı, insanlığa kan ve gözyaşından başka bir şey sunmadı. • 

CENGİZ ÖZAKINCI

[i] H. G. Wels’in en önemli yapıtları: 

  • Time Machine (1895), 
  • The İsland of Doctor Moreau (1896), 
  • The Invisible Man (1897), 
  • The War of the Worlds (1898) 
  • War in the Air (1907) 
  • Tono Bungay (1909)
  • The War That Will End War (1914), 
  • The Outline of History (1920), 
  • and Open Conspiracy (1928-30-31-33), 
  • The Work, Wealth, and Happiness of Mankind (1931).

Alıntı/ Kaynak: Otopsi -  Cengiz Özakıncı   cengizozakincibd@gmail.com 

En Çok Okunanlardan...