Blog Listem

milli kalkınma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
milli kalkınma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20210209

🇹🇷🛰🚀Türkiye Uzay Ajansı'nın görevi ve hedefleri nedir?


 Türkiye Uzay Ajansı tarafından oluşturulan Milli Uzay Programı salı günü açıklandı. Peki Türkiye Uzay Ajansı'nın görevleri ve nedefleri nedir? Türkiye Uzay Ajansı'nın başkanı kim, yönetim kurulunda kimler var ve ajans ne zaman kuruldu?

Türkiye'nin uzay politikaları alanındaki 10 yıllık vizyon, strateji, hedef ve projelerini içeren Milli Uzay Programı salı günü açıklandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın konuşmasıyla tanıtılan programı hazırlayan kurum ise Türkiye Uzay Ajansı.

Milli Uzay Programı'nın tanıtılmasıyla Türkiye Uzay Ajansı'nın hedefleri de kamuoyuna açıklandı; aynı zamanda logosu da tanıtıldı.

2018 yılında oluşturulan bu kurumun görevini ve hedeflerini derledik.




Hedefleri nedir?

Türkiye Uzay Ajansı, uzay ve havacılık bilimi ve teknolojilerinin gelişimini ve yaygınlaştırılmasını destekleyici nitelikte finans, hukuk, yönetim, işletme, pazarlama ve benzeri konularda çalışmalar yapan, Türkiye'nin uzaya yönelik hak ve menfaatlerinin korunması ve güvence altına alınması için ulusal ve uluslararası kuruluşlarla koordinasyonu yürüten devlet kuruluşu olarak tanımlanıyor.

Türkiye'nin uzay yolculuğundaki hedeflerinin anlatıldığı salı günkü toplantıda 10 maddelik stratejik hedefler de paylaşıldı.

Buna göre 2023'te Ay'a roket fırlatılacak.

İlk Türk astronotu bilim misyonuyla uzaya gönderilecek.





Türkiye Uzay Ajansı'nın açıklanan 10 hedefi şu şekilde:

    Ay görevi: Cumhuriyet'in 100'ncü yılında uluslararası işbirliği ile yakın Dünya yörüngesinde ateşlenecek milli ve özgün hibrit roketle Ay'a sert iniş gerçekleştirilecek.

    Yerli uydu: Yeni nesil uydu geliştirme alanında dünya ile rekabet edebilecek ticari bir marka ortaya çıkarılacak.

    Bölgesel konumlama: Türkiye'ye ait bölgesel konumlama ve zamanlama sistemi geliştirilecek.

    Uzay limanı: Uzaya erişimi sağlamak amacıyla bir uzay limanı işletmesi kurulacak.

    Uzay havası: Uzay havası veya meteorolojisi olarak tabir edilen alana yatırım yapılarak uzaydaki yetkinlik arttırılacak.

    Uzay nesneleri: Türkiye, astronomik gözlemler ve uzay nesnelerinin yerden takibi konularında daha yetkin bir konuma getirilecek.

    Uzay sanayisi: Uzay alanında sanayi kümelenmesi ile entegre çalışmalar yürütülecek.

    Uzay teknolojileri geliştirme bölgesi: ODTÜ ile birlikte yerli ve yabancı yatırımcılarla ev sahipliği yapacak bir uzay teknoloji geliştirme bölgesi kurulacak.

    Uzay farkındalığı: Uzay alanında etkin ve yetkin insan kaynağını geliştirmek amacıyla uzay farkındalığı oluşturulacak. Net olarak tanımlanmış alanlarda yüksek lisans ve doktora bursları verilecek. Ulusal, uluslararası yaz okulları, kurslar ve çalıştaylar organize edilecek.

    Türk astronot: Bir Türk vatandaşı, bilim misyonuya uzaya gönderilecek.


Ajansın yönetim kurulunda kimler var?

Türkiye Uzay Ajansı 13 Aralık 2018'de Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kuruldu.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'na bağlı Ajans, Ocak 2019'da Gebze'de "Milli Uzay Programı Çalıştayı" adlı bir toplantı düzenledi.

Çalıştay veya daha sonra yapılan yapılan çalışmalarla ilgili herhangi bir bilgi, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın salı günkü konuşmasına kadar paylaşılmamıştı.

Türkiye Uzay Ajansı'nın başında Ağustos 2019'dan bu yana Serdar Hüseyin Yıldırım var.

Aslen Rizeli olan 60 yaşındaki Yıldırım, bundan önce Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı'nda Havacılık ve Uzay Teknolojileri Genel Müdürü ve daha da öncesinde Devlet Hava Meydanları İşletmesi'nde genel müdür olarak görev yapıyordu.

Lisans eğitimine İstanbul Teknik Üniversitesi Uçak Mühendisliği Bölümü'nde başlayan Yıldırım, Berlin Teknik Üniversitesi Havacılık ve Uzay Bilimleri Bölümü mezunu.

Yüksek lisansını Berlin Teknik Üniversitesi Havacılık ve Uzay Bilimleri alanında yaptı.

Kadir Has Üniversitesinde havayolu işletmeciliği dersleri verdi.

Çeşitli havayolu şirketlerinde proje danışmanlığı ve yönetici pozisyonlarında görev yaptı.

Göreve geldikten sonra verdiği ilk röportajda Yıldırım, "Bu fırlatmalar özellikle okyanus kıyıları ya da çöl bölgelerinde yapılıyor. Biz de işbirliğiyle başka bir ülkede bunu yapabiliriz. Varolan, örneğin Kazakistan'daki bir üssü de kullanabiliriz. Ancak benim gönlümde yatan Türkiye'nin uzaya erişimidir. Uydu yapıyoruz, bu kolay iş değildi. Ama bunu nasıl atacağız, birilerine attırmak zorunda kalıyoruz. İsterim ki onu da biz atalım" demişti.

Ajansın diğer yönetim kurulu üyeleri ise Cenk Şen, Yurdanur Tulunay Ahmed Halid Akgiray, Sacit Özdemir, Lokman Kuzu ve Murat İkinci.


Logosunun hikayesi ne?

Milli Uzay Programı tanıtım toplantısında, TUA'nın logosu da ilk kez paylaşıldı.

Ajansın logosunun hikayesi ise şöyle:

"TUA logosu, bilinmeze, evrenin derinliklerine uzanan kesintisiz, kararlı bir hareketi simgeler. Bu hareketin karakteri Batı tipografisinin fonksiyonel okunaklılığından, Doğu'nun kadim kültürünün tek nefeste okunan kaligrafisine uzanır.

"Dev bir roketin gövdesinden küçük bir yaka rozetine kadar farklı ölçek ve uygulamalarda okunaklılığını, işaret özelliğini kaybetmemesi için tasarlanan harfler birbirine eklemlenirken ortaya çıkan resmin içindeki 'yıldız' imgesi gökyüzündeki al bayrağımızı temsil ediyor. İşte bu güzel logo, Türkiye'nin uzaydaki yeni başarılarının imzası olacak."


Kaynak: TUA - TÜRKİYE UZAY AJANSI




20200309

Sümerbank bir yerli üretim ekonomisi kurumuydu...

SÜMERBANK

1932 yılının devlet bütçesi 8.007.852.-TL iken, aynı yıl yalnızca Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne kalan dış borçlar için 146.210.355.-TL ödenmişti.
1923 yılında devleti yeniden kurma çabaları arasında, ön planda ele alınan işlerden biri de ekonomik kalkınma sorunu

Kapheros @sigaramcamel
 

20200118

Çay bile Atatürk sayesinde...


ÇAY BİLE ATATÜRK SAYESİNDE ...

Çay ilk olarak M.Ö. 2737 yılında, Çin'de medikal amaçlarla kullanılmaya başlanmış. Zaman ilerledikçe çayı suyla bir araya getirip bir içeceğe dönüştürmüşler. İlk içilebilir halde kullanılması M.Ö. 10. yüzyıla denk geliyor.

Etimolojik yani kelime kökeni olarak bugün kullandığımız çay kelimesi, bize Çin'in bir lehçesi olan Mandarin'den gelmiştir. Okunuş olarak "ça", Latin harfleriyle yazılımı "cha" olan bu kelime, zamanla Orta Asya, Orta Doğu ve Kuzey ülkelerine kadar ilerlemiştir.

Bu nedenle bu coğrafya içinde yer alan neredeyse tüm ülkeler çay kelimesini "çay" olarak okumaya devam eder.

Çin'de içilmeye başlanan ve artık diğer ülkelere yayılım gösteren çayın yolculuğu ilk dönemde: Kore, Japonya ve Vietnam üzerine olmuştur. İnsanlar bu ülkelerde çay
çiyorken, çayın neredeyse bir diğer piri olan Hindistan'da çay hala medikal amaçlarla kullanılıyormuş.


Günümüze yavaş yavaş yaklaşıldığında, 18. yüzyılda çay eksperleri Çin'den çıkıp Portekiz'e gitmişler ve burada çay ekmeye başlamışlar. Çay endüstrisi böylece yavaşça kurulmuş. İngiltere'nin Portekiz'e gitmesi ve buradan çaya dair bilgilerin yanı sıra tohumları da almasıyla çay artık Avrupa'ya da aktarılmış.

Ancak basit görünen bu süreçte, yani 18.yüzyıla kadar çayın bir içecek olarak tüketimi hala yaygınlaşmamış, aksine pahalı bir içecek olarak festival ya da özel durumlarda tüketilmiş. 1785'den sonra İngiltere ve İrlanda, çayı günlük kullanıma entegre etmişler.

Her şey burada da bitmemiş, İngiltere çayın nasıl içildiğini Hindistan'a tanıtmış ve burada büyük çay yetiştirmeleri yapılmış. Hükmettiği topraklardan kahveyi getiren ve tüm toprakları genelinde yeni bir kültüre ön ayak olan Osmanlı'nın çayla tanışma hikayesi, İstanbul'daki birkaç dükkanın çay ithalatı yapmasıyla başlamış.


Çayın değerli ve güzel bir içecek olduğunun farkına varan Osmanlı, Sultan II. Abdulhamid döneminde Çin'den getirilen fidanları Bursa'ya ektirmiş ancak ekolojik nedenlerle burada çay yetiştirmek mümkün olmamış.

Yapılan araştırmalara göre, Türkler'in çayla tanışıklığı aslında çok daha öncelere Orta Asya'ya dayanıyormuş. Hatta 12. yüzyıl bile diyebiliriz.

Bir Kazan Kırım Türk'ü ve dil islahatçısı olan Abdül'l-Kayyum Nasıri'nin kitabı 'Fevakihü'l-Cülesa'da ilk çay içen Türk'ün Hoca Ahmet Yesevi olduğu vurgulanmış.



Çay konusunda bilinenin aksine çok büyük bir varlık gösteremeyen Osmanlı, bu sırada I. Dünya Savaşı'nı yaşamış. Kaybettiği topraklar ve ticari anlaşmalar nedeniyle bir kültür haline gelen kahveyi oldukça pahalıya ithal etmeye başlamış. Yemen'den gelen kahveler çok pahalı bir hal almış. 

Bu konuda önlem alınması gerektiğini düşünen Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye topraklarında yetiştirilebilecek bir bitki olan çayın yaygınlaşması için çalışmalara başlamış.

Kahvenin pahalı yüzüne karşılık çay, daha ucuza imal edilebilen ve kolay ulaştırılabilen bir içecek olmuş.

20. yüzyıla kadar çayla çok haşır neşir olmayan Türkler, 1900'lü yıllarda Karadeniz'in özellikle Rize ilinde çayda önüne geçilemez bir büyüme gözlemlemiş.

1924 yılında devlet tarafından Rize'de çay yetiştirilmesi konusunda bir yasa çıkarılmış.

1930'lara gelindiğinde Gürcistan'dan alınan 70 ton siyah çay tohumu ekilmiş ve Rize'nin bir çay yıldızı olması sağlanmış.

Dönem dönem yapılan tüm regülasyonlara rağmen, dünyada en yüklü miktarda çay üretimi gerçekleştiren ilk 6 ülke arasındaki yerimizi almışız...

Kaynak: Nusret Öker/"Sol Yanım Atatürk")

20191208

📖 ✍️ Oktay Sinanoğlu'nun "Hedef Türkiye" Kitabından 22 Alıntı


Oktay Sinanoğlu'nun "Hedef Türkiye" Kitabından 22 Alıntı 
Turkau.com
Kitap Kurdu Turkau.com'un kitap kurdu içerikleri.

“Türk Einstein” olarak bilinen ve dünyaca ünlü bir araştırmacı ve kimya, moleküler biyofizik ve biyokimya profesörü olan Oktay Sinanoğlu‘nun “Hedef Türkiye” kitabından 22 alıntı derledik. İyi okumalar.

1- Dil Nedir?

Dil insan vücudunda dolaşan kan gibi toplumun her şeyiyle ilgilidir, hem teknolojisiyle, hem bilimiyle bir temel alt yapıdır. Bu zedelendiği taktirde hiçbir şeyi bina etmek, birbiriyle bir araya getirmek de mümkün değildir.”

2- Dilimize Sarılalım

“Osmanlıca, Öz Türkçe diye bir ayrım kabul edilemez. İkisi de Türkçedir. Türkçenin her lehçesine, her düzeydekine, eskisine, yenisine sıkı sarılalım.”

3- Yabancı Dil Öğrenmek, Türkçe’yi Unutmak

“Yabancı dilleri öğrenmek başka, Türk Milleti’ne Türkçe’yi unutturmak başka. Bir ülkenin dilini yok etmek, o ülkenin, o ulusun, o milletin adını tarihten silmek demektir. Türkçe konuşurken yarı İngilizce laflar sokuşturmak marifet değil, kimliksizlik, haysiyetsizlik alametidir.”

4- Batıya Mı Karşıyız?

“Biz Batı‘ya falan da karşı değiliz. Biz; haysiyetsizliğe karşıyız, yamyamlığa, barbarlığa, hunharlığa, birtakım milletleri soykırımdan geçirip de ondan sonra bir de insan hakları edebiyatı yapanlara karşıyız.”

5- Avrupa İnsan Hakları İhlallerinin Hesabını Vermelidir

“Türkiye’ye gelince -insan hakları- dersi vereceğine, Avrupa önce Bosna’da, Cezayir’de, Kosova’da yaptırdığı katliamların hesabını vermelidir.”

6- Bilim Dili Nedir?

Bilim dili İngilizce falan değildir, bu zıpırın dilinden bilim dili mi olur! Bilim dili matematiktir. Gençler, bilim için akıllarını matematiğe sarılarak, gönüllerini ise Türkçeye sarılarak geliştirecekler.”


7- Beyin Göçünün Sebebi Nedir?

“Beyin göçünün nedeni: 1980’den sonra yani YÖK’ün kurdurulmasının ardından Türkiye’de bilim ve araştırmanın bitmesidir. Bilim adamı araştırma yapmak için uğraşacakken, ders başına para alarak 40 saat ders veriyor haftada.”

8- 'Türk' ve 'Türkiyeli'

“Türkiyeli” lafını Türk dememek için kullanıyordu içeride birileri biliyorsunuz; efendim, bir türlü Türk diyemiyor; kendisi basbayağı Türk, başka dil de bilmiyor, her şeyiyle Türk, bırak soyunu sopunu, kültürüyle Türk. Adam tutmuş yazıyor “Türkiyeli”, “Türk demek olmaz ırkçılık.” ondan sonra kalkıyor orada başkaları için bir sürü edebiyat yapıyor, Türk’ten gayrı kimden bahsetse ırkçılık olmuyor.

9- Batının Derdi Türk İle

“Asıl olan asırlardır bütün Batı‘nın kafasında olan, “Endülüs’ü sildik, bu topraklarda Türk müslüman lâfını bile bırakmayacağız.” düşüncesini fiiliyata geçirmektir. Buna Türkiye de dâhil tabii… Bilhassa Türkiye üzerinde vardır. Niye Türkiye üzerinde vardır? Dikkat edersen başka müslüman ülkelerle de uğraşırlar da zaten çoğunu sömürge yapmışlar açık konuşalım, Araplardan pek fazla tedirgin olmazlar. Çünkü İslâm’ın koruyuculuğunu bin sene Cenabı Hakk Türk milletine nasip etmiştir. Batı, İslâm Dünyası‘nın yeniden toparlanıp kendi kaderine kendisi hâkim olur duruma gelmesini olsa olsa Türklerin başarabileceğini biliyor. Türk Dünyası‘nı da. Dolayısıyla Batı‘nın derdi Türk iledir.”

10- Sahte Aydınlar

“Aslında Türkiye’de ihraç edilen beyin değildir. İhraç edilen beyin hammaddesidir. Hammaddeyi biraz işlerler arasında çok yetenekli işe yarayacaklart kendine ayırır ve kullanır. Tabi bunların karakter sahibi olmamasi, milletini sevmemesi gibi özelliklerinin olması gerekir. Geriye kalanları da ülkesine geri gönderir; o ülkede kullanırlar, sahte aydın olarak.”

11- Ne Mutlu Türküm Diyene Nedir?

“Atatürk’ün -Ne Mutlu Türküm Diyene- lâfını dağlar, taşlar yazıyor. Seneler sonra biz öğrendik ki tesadüfen, onun baş tarafı varmış. Atatürk öyle dememiş. Atatürk demiş ki, “Türk demek, Türkçe demektir, ne mutlu Türküm diyene” demiş. Çünkü Türk olmanın birinci unsuru, Türkçe, her şeyi Türkçe’yle yapmaktır. Ayrıca istediği kadar yabancı dil bilsin, kişioğlu önce kendi ülkesinin dilini iyi bilmelidir. Zaten kendi dilini iyi biliyorsa, yabancı dili de iyi öğrenir, kolay öğrenir, bilimi, düşünmeyi de.”


12- Hedefsizlik ve Heder Olan Ömürler

“Dikkat ediniz, şahıslar olarak da, milletler olarak da insanların büyük çoğunluğu asıl ne istediğini bilmez; bunu bilmek çok zordur. Çünkü hep ufak tefek gündelik şeylerle uğraşır; araba alacağım, taksitleri ödeyeceğim, veya bir ev alacağım, evi badana ettireceğim, çocuğu şu okula (misyoner okuluna!) göndereceğim, vb.; derken ömür geçer gider.”

13- Sağcılık ve Solculuk

Hiçbir ayrımcılığı kabul etmiyorum. Türkiye’deki 1950’lerden beri başlayan ve yoğunlaşan dış kaynaklı ayrımlar, sağcılık, solculuk, şuculuk, buculuk gibi ayrımların hepsi dışarıdan özellikle çıkarıldı.

14- Kendi Kimliğine Saygı

Kafalar garibanlaşmış, hatta perişan olmuş; çünkü kafalar köleleştiriliyor, kafalar sömürgeleştiriliyor. Kendine itibarı olana başkası da itibar eder. Aşağılık duygusundan kurtulmaktan öte, kendine güveni olan insanlardan oluşan bir toplum yaratmak için ne yapmalı? İnsanların kendine güveni nasıl oluşturulur?”

15- Hedefler Ne İşe Yarar?

“Hedef” lafı bana bir yerde okuduğum Musevi atasözünü hatırlatıyor. Diyor ki: “Ülküler bir yıldıza benzer, belki o yıldızı tutamazsın ama oraya doğru yürürsün.”



16- Suni Gündemler

“Türkiye’nin uyanmaması için bizi suni gündemlerle oyalamaya çalışıyorlar.”

17- Türkiye’de Tarım ve Hayvancılık

“Türkiye’de tarım ve hayvancılığın yok edildiğini herkes biliyor. Yakında aç kalacağımızı, buğday ülkesi Türkiye’nin buğday ithal ettiğini herkes biliyor.”

18- Dershaneler

“Ankara’nın her sokağında, her apartmanın binasının her katı ayrı dershane. Dünyada böyle bir şey görülmemiştir. Ezberci yetiştiriyorlar,kafası çalışamaz adam yetiştiriyorlar. Eğitim tamamıyla sıfırlanmış. Ortaöğretim de öyle, üniversiteler de öyle.”


19- Kantinde Çok Vakit Geçiren Üniversite Öğrencileri

“Türk gençliği, üniversiteli gençlik sınıfta yok, laboratuarda yok, araştırma yok, düşünme yok, bir şey yok, hepsi kantinde. Kantinde ne yapıyorlar? Vatan mı kurtarıyorlar? Hayır; oturmuşlar duvara bakıyorlar, saatlerce. Dedim bunlar nasıl vakit buluyorlar? Bu gençliğe bu kadar iş düşerken, önüne bu kadar hedef çıkmışken, gençlik nasıl oluyor da saatlerce kantinde aylak aylak oturup duvara bakıyor? Nasıl vakit buluyorlar?”

20- Japonlar ve Planlama

“Japonlar; meselâ 1980’de 10 senelik plan yaptılar, milli hedef tâyin ettiler. Dediler ki, beşinci nesil bilgisayarları ve çipleri biz üreteceğiz, biz yapacağız.”

21- Akademisyenlik İçin Yabancı Dil

Adam Türk üniversitesine öğretim üyesi olacak, İngilizce’den imtihana giriyor. Bakalım bir Türkçe’den imtihan et, aday Türkçe biliyor mu? Sözüm ona “Türk”” üniversitesi olan yerde Türkçe bilmeyen Hoca’nın işi ne? Sadece Tarzan İngilizcesi bilmekle adam olunmaz, ancak bir Anglo-Sakson sömürgesinde sömürgecinin hizmetkârı olunur.”

22- Ümitsiz Miyiz?

Fakat ey vatanseverler! Üzülmeyin, bakın bende ümitsizlik var mı? Kesinlikle “Hayır!” Ümitsizlik olsaydım, buralarda; yalnız burada değil, Türkiye’nin her tarafında, gece gündüz konuşup yazıp durur muydum?”

Alıntı/Kaynak: https://turkau.com/oktay-sinanoglu-hedef-turkiye-alintilar/

20191105

🎞 Artvin'deki Deriner Barajı belgeseli



Discovery Channel'ın hazırladığı Deriner Barajı belgeseli. 
  • Baraj dünyanın en büyük barajları arasındadır. 
  • Yükseklik olarak en yüksek 3.barajıdır. 
  • Erg İnşaat'ın yaptığı barajın tüm çelik konstrüksiyonlar Pi Makina tarafından imal edilmiştir. 
  • Dünyanın en büyük beton santrali olarak kabul edilen 
  • Deriner Barajı Beton Santrali (saatte 360m3) de Pi Makina tarafından yapılmıştır. 
  • Deriner barajında kullanılan Türkiye'nin en büyük kırma eleme tesisini de Pi Makina yaptmıştır. 
  • Baraj yapımında kullanılan birçok greyder, ekskavatör, yükleyici, dozer, kazıcı yükleyici, silindir, beton pompası da Pi Makina üretimidir.

20190824

🎞 'Önem verirsek ülkemizde dünyanın en kaliteli zeytinini üretebiliriz.'



20190617

✈️ 🇹🇷 Milli savaş uçağını 'Osman Paşa'yla tanıttılar 🧿


TAI, milli savaş uçağı TF-X’in maketini ilk kez Paris Air Show’da sergiledi. 
Türkiye'nin ilk beşinci nesil savaş uçağı olması planlan Milli Muharip Uçak (TF-X), Paris Air Show'da görücüye çıktı. Yılbaşından bu yanan yapılan hazırlıklar kapsamında birebir maketi oluşturulan uçak, fuarda oldukça ilgi gördü. 

Uçağın tanıtıma açıldığı anlarda ise Plevne kahramanı Osman Paşa için bestelenen marş çaldı.
Valerie Insinna‏ (SAVAŞ MUHABİRİ) ''Bu müzik inanılmaz lol.'' 

KUYRUKTA KARTAL AMBLEMİ

Almanya’da imal edilen uçağın maketi iki ton gri kamuflaja sahip. Çift motorlu uçağın kuyruğunda ise kartal tasarımı yer alıyor.

Her biri 20 bin libre itiş güçlü iki motora sahip olacak uçak, 55 bin feet servis irtifası ile ses hızının iki katına çıkabilecek. Azami kalkış ağırlığı 60 bin libre olarak belirlenen uçak, 2028’den itibaren Türk Hava Kuvvetleri’nde envantere girecek.

'F-35’TEN TECRÜBELİYİZ'

TUSAŞ Genel Müdürü Temel Kotil, uçak üzerinde binden fazla mühendisin çalıştığını belirterek, “MMU, Avrupa’nın en iyi savaş uçağı olacak. 2023’te fabrikadan çıkartılacak. İlk uçuş 2025’de. MMU 2028’de Türk Hava Kuvvetleri’nde hizmete girecek” dedi. Kotil, TUSAŞ’ın F-35 gövdesi imal eden tek kaynak olduğuna dikkat çekerek, “Bu konuda tecrübeliyiz. Hızlı yol almak zorundayız” diye konuştu.

ALMANYA’DA YAPILDI

Kotil, maketin Almanya’da yapıldığını söyleyerek “Tasarım ve imalat Almanya’da ortak olduğumuz bir şirket tarafından yapıldı. Fuara yetiştirildi ve dünya prömiyerini Paris’te yaptık” diye konuştu.

Alıntı/Kaynak: https://www.aydinlik.com.tr/milli-savas-ucagini-osman-pasa-yla-tanittilar-turkiye-haziran-2019-1

20190525

🎞 Yerel tohumculuk ve Türk gençliği

📷 Kayseri Uçak Fabrikası

ALINTI: Sosyal Medya

20190416

Üretim Ekonomisi ve Milli Kalkınma için Türkiye için de gerekli geliştirilebilecek müthiş bir proje

20190317

Bor madeni nasıl çıkarılır ve işletilir?




....

Bor madeni, metalürji, nükleer reaktörlerde, organik kimyada, cam, seramik ve deterjan sanayinde, Fotoğrafçılıkta sıklıkla kullanılan ve ihtiyaç duyulan bir elementtir. Ülkemizde, Balıkesir, Bigadiç, Susurluk, Bursa M.Kemalpaşa, Eskişehir Seyitgazi, Kütahya Emet’ten çıkarılmaktadır. Dünyada bilinen tüm bor rezervlerinin%75’i Türkiye’dedir. Eskişehir, Seyitgazi deki yatakların dünyanın en büyük sodyumlu bor tuzu yatakları olduğu saptanmıştır. Ülkemizde bor madeninin çıkarılması ve işlenmesi devlet kontrolündedir...

....
Alıntı/Kaynak: https://www.mailce.com/bor-madeni-nasil-cikarilir-ve-isletilir.html

20181118

Kanser tedavisinde yerli biyoteknolojik ilaç dönemi

Kanser tedavisinde yerli biyoteknolojik ilaç dönemi

Ulusal Kanal

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, TÜBİTAK'ın baş ve boyun kanserlerinin tedavisinde kullanılmak üzere başlattığı yerli ilaç çalışmalarını yerinde inceledi. Ziyarette yerli biyobenzer kanser ilaç geliştirme çalışmaları laboratuvar ortamında ilk kez görüntülendi.


Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Bakan Varank, Gebze'de bulunan TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi'ni (MAM) ziyaret etti.

KanserTedavisine Yönelik Yerli Biyobenzer İlaç Geliştirilmesi ve Üretimi (BİOSİM) Projesi ile ilgili bilgi alan Bakan Varank, Gen Merkezi laboratuvarlarında ilacın tüm üretim aşamalarını inceledi.

Projeye verdiği önemi göstermek ve çalışmalara destek vermek amacıyla bu laboratuvarı ziyaret ettiğini belirten Bakan Varank, şu bilgileri verdi:
"BİOSİM, biyobenzer baş ve boyun kanserine karşı bir ilacın geliştirilmesi projesi. Buradaki çalışmaları ve yürütücü arkadaşları ziyaret edip onlardan bilgi aldık. Bu çok önemli bir teknoloji. Bunun gibi başka 180 farklı biyobenzer olarak üretebileceğimiz ilacımız var. 

İnşallah burada geliştirdiğimiz teknoloji ve altyapıyla bu ilaçları da Türkiye'de üretip, paranın ülkemizde kalmasını istiyoruz. BİOSİM kanser ilacı laboratuvar ortamında üretildi. Mayıs 2019'da firmaya teslim edilecek. Kamu-sanayi iş birliği ve Sağlık Bakanlığımızın desteğiyle geliştirilen bu ilacın eczanelerde yerini alması ve hastalarımıza şifa olabilmesi için preklinik ve klinik çalışmalarının tamamlanıp bazı süreçlerden daha geçmesi gerekiyor."

 "Kilogram değeri 1 milyon dolar"

TÜBİTAK Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Şaban Tekin de "BİOSİM kapsamında geliştirdiğimiz ilaç, baş ve boyun kanseri tedavisinde kullanılıyor. Biz de genden itibaren hücreyi geliştiriyoruz. Antikor üreten hücreyi geliştiriyoruz. Geliştirdiğimiz hücre, proje yürütücüsü olan firmaya teslim edilecek. Onlar da preklinik ve klinik çalışmalardan sonra ilacın ruhsat başvurusu ve ticarileştirme işlemini gerçekleştirecekler." ifadesini kullandı.

Prof. Tekin, biyobenzerinin yapıldığı referans ilacın 100 mg'lık formunun 500 lira olduğunu belirterek, "Kilogram değeri 1 milyon dolar. O kadar katma değerli ürün bunlar. Türkiye bu teknolojiyi öğreniyor artık." değerlendirmesinde bulundu.

Bakan Varank'ın TÜBİTAK MAM ziyaretine Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Mehmet Fatih Kacır, TÜBİTAK Başkanı Hasan Mandal, TÜBİTAK MAM Başkanı İbrahim Kılıçarslan ve Kocaeli Valisi Hüseyin Aksoy da eşlik etti.

Tamamı ithal

Açıklamaya göre, kanser tedavisinde ağırlıklı olarak kimyasal kemoterapi ilaçları kullanılıyor ancak son yıllarda bu ilaçların yerini biyoteknolojik ilaçlar almaya başladı. Bu ilaçlar yüksek teknoloji gerektiren moleküler biyoloji ve genetik mühendisliği yöntemleriyle canlı hücreler kullanılarak geliştirilip üretiliyor. Kanser tedavisinde kullanılan biyoteknolojik ilaçların başında Rekombinant Antikorlar geliyor. Bu antikor yapısındaki biyoteknolojik ilaçlar vücutta sadece kanser hücrelerini seçici olarak hedef alıyor, onlara bağlanarak bu hücrelerinin gelişip çoğalmasını engelliyor.

Dünya ilaç endüstrisi, en yüksek Ar-Ge potansiyeline sahip sektör olmasıyla dikkati çekiyor. "Milli Teknoloji Hamlesi" ile her alanda yerli ve milli ürünlere ağırlık veren Türkiye, ilaç endüstrisindeki Ar-Ge yatırımlarını da hızlandırıyor. Türkiye'deki ilaç piyasasının yüzde 20'sini biyoteknolojik ilaçlar oluşturuyor. Türkiye, ileri teknoloji ürünler olarak tanımlanan biyoteknolojik ilaçların tamamını ithal ediyor. 

İhracatı da mümkün olacak

1,2 trilyon dolarlık dünya ilaç pazarının 260 milyar dolarlık kısmını biyoteknolojik ilaçlar oluşturuyor. Ağustos 2018 itibariyle Türkiye biyoteknolojik ilaç pazarı yaklaşık 5 milyar lira düzeyinde bulunuyor. Referans ilaçların bu pazardaki payı 4,8 milyar lirayken, biyobenzer ilaç pazarı 247 milyon liraya ulaşmış durumda.
Türkiye'de biyobenzeri üretilen referans kanser ilacının 2018'in ilk yarısında dünya genelindeki satış tutarı 1,3 milyar dolar. Aynı dönemde Türkiye satışı da 16 milyon dolar. Türkiye'de üretilen ve önümüzdeki yıllarda ticarileşecek ilacın fiyatı ise henüz belli değil ancak yerli üretim olduğu için referans ilaçtan daha ucuz olacak ve bu sayede yurt dışına döviz çıkışı olmayacak. Bununla beraber yerli kanser ilacının ihracatı da mümkün olacak.

20181104

Atatürk'ün 'İdeal Cumhuriyet Köyü' Projesi



"Köylü Milletin Efendisidir" 
~ Mustafa Kemal Atatürk ~


ATATÜRK’ÜN “ İDEAL CUMHURİYET KÖYÜ ” PROJESİ

Atatürk's "Ideal Republic Village". The project was drawn in 1937. Atatürk was interested and contributed to the project. The project has inspirational characteristics, as the model both supports cultural and social structure and increases production and welfare in the villages. 

“ İDEAL CUMHURİYET KÖYÜ ” PROJESİ


Atatürk, köy ve köylüye verdiği değeri,18 Mart 1924 yılında 442 sayılı Köy Kanunu'nun çıkartılması ile göstermiştir. Köy Kanunu, köy ile ilgili görevler, görev tanımları, yasal yönetsel işleyiş, köylünün yapacağı işler gibi, ve köy imarı ile köyde yer alması gereken fonksiyonlar hakkında hükümler barındırmaktadır. Ayrıca, 24 Nisan 1930 tarih ve 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu da köyler ile ilgili, sağlık ve hijyen konularıyla ilgili diğer bir önemli kanundur. Atatürk, Türkiye'nin gerçek anlamda Kalkınmasının köylerden başlaması gerektiğini düşünüyordu; çağdaş köyler kurulması fikrine büyük önem gösteriyordu. Bu amaçla bizzat üzerinde çalıştığı İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi'ni geliştirmiştir. İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi 1937 yılında hazırlanmıştı. Projedeki model köy, kültürel ve sosyal yapıyı, ayrıca üretimi geliştirecek şekilde tasarlanmıştır. Atatürk, projenin uygulanmasını desteklemiş, ancak erken vefatı ile birlikte proje de yaygınlaşamadan kalmıştır. Proje, Afet İnan'ın "Devletçilik İlkesi ve Türkiye Cumhuriyeti'nin Birinci Sanayi Planı 1933" ve Cumhuriyetin Ellinci Yılı İçin Köylerimiz"adlı kitaplarında yer almıştır. 


Afet İnan, aslını Türk Tarih Kurumuna bağışladığı Atatürk'ün İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi belgesini, Trakya Umumi Müfettişi General Kazım Dirik'ten aldığını ve Atatürk'ün bu projeyi onaylayıp geliştirerek uygulanmasını istediğini belirtmiştir.

Afet İnan, Cumhuriyet'in 50. yılı nedeniyle 1970'lerde tekrar gündeme gelen projenin hayata geçirilmesi için Bayındırlık Bakanlığı ve valilere mektuplar göndermiştir. 70'li yıllarda bu projenin hayata geçirilmesi için çalışma atölyeleri bile kuran Afet İnan, finansman sorununun çözülmesi için Meclis'e yasa tasarısı sunulmasına da önayak olmuştur. Ancak proje bir türlü hayata geçirilememiştir.


İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi, daire şeklinde bir yerleşim planına sahipti. Merkezinde küçük daire ve etrafında gittikçe genişleyen dört daire şeklinde olan proje, dört parçalı köy planı ve dışa doğru giden altı yol barındırmaktaydı. 


Okul, cami, köy konağı, sağlık ocağı, otel–han, çocuk bahçesi ve fabrika dahil toplam 43 yapı bulunan planda, köyün orta yerine yapılacak ‘anıt’ın etrafında da sosyal tesisler, terzi, bakkal, berber gibi mekanlar da yer alıyordu.

Atatürk’ün İdeal Cumhuriyet Köyü’nde yer alan kurumlar, yapılar ve alanlar şunlardır:

  • Okul ve Tatbikat Bahçesi
  • Öğretmen Evi
  • Halk Odası 
  • Köy Konağı
  • Konuk Odası
  • Okuma Odası
  • Konferans Salonu
  • Otel Han
  • Çocuk Bahçesi
  • Köy Parkı
  • Telefon Santralı ve Köy Söndürgesi
  • Radyolu Köy Gazinosu
  • Ebe ve Sağlık Kurucusu
  • Tarımbaşı
  • Hayvan Sağlık Kurucusu
  • Sosyal Kurumlar
  • Ziraat ve Et İşleri Müzesi
  • Gençler Kulübü
  • Hamam
  • Etüv Makinesi
  • Köy Yunak Yeri
  • Cami
  • Revir
  • Kooperatifler
  • Köy Dükkanları
  • Spor Alanı
  • Damızlık Tavuk, Tavşan ve Arı İstasyonları
  • Damızlık Ahır 
  • Kanara
  • Mandıra
  • Değirmenler
  • Fabrika
  • Asri Mezarlık
  • Hayvan Mezarlığı
  • Kireç, Taş, Tuğla ve Kiremit Ocakları
  • Yonca ve Hayvan Pancar Tarlası
  • Koruluk
  • Köy Gübreliği
  • Fenni Ağıl
  • Pazar Yeri ve Köy Zahire Locası
  • Aşım Durağı
  • Panayır Yeri
  • Selektör Binası



Alıntı /Kaynak:
http://sbpturkiye.com/ideal-cumhuriyet-koyu-projesi.html

20181001

'Atatürk herşeyini milletine bıraktı'

 
''BIR GENC BİRAZ ÖNCE  AMERIKA DA EGITIM ALDIM BIZE ANLATILAN ATATURK UN COK KISA SUREDE COK ISLER YAPTIGI AMA DETAY OLARAK BU KADAR PARAYI NERDEN BULDU BUNCA YOL, KOPRU, OKUL. BANKA SANAYI ACTI 15 YILDA? BIZE EKSIK OGRETIYORLAR DIYE SORMUS VE BELIKI BIRILERI KAFASINI YIKAYIP ONA EMPERYALISTLERDEN ALDIGINI VE BIZI O ZAMANDAN KÖLE ETTIGINI SÖYLEMİŞ Kİ, SORGULUYORDU ! 

BENDE BIRAZ ARASTIRDIM KI GENCE DUZGUN CEVAP VEREYIM, SIZINLEDE PAYLASICAM EGER ATATURK CU ISENIZ BIRAZ DAHA OKUYUN OZELLIKLE SON DONEMIN YAZARI SINAN MEYDAN’IN KITAPLARINI TAVSIYE EDERIM! 
Gence yazdigim CEVAP ''
Aylin Coleri
Alıntı: Sosyal medya
 
 ....

HİNDİSTAN'DAN GELEN PARA VE İŞ BANKASI'NIN KURULUŞU 
Cumhuriyet kurulduğunda yerli-milli güçlü bir bankaya ihtiyaç vardı. Bu amaçla Atatürk, 26 Ağustos 1924'te İş Bankası'nı kurdu. Banka 1 milyon sermaye ile kuruldu. Bu paranın dörtte birini, yani 250.000 lirasını Atatürk verdi. Ödenmemiş sermayenin 750.000 lirası ise taahhüt edildi. Atatürk, bankanın Genel Müdürlüğü'ne Celal Bayar'ı getirdi.

Atatürk, İş Bankası'nın kuruluşu için verdiği 250.000 lirayı nereden mi buldu?
Hindistan Müslümanları, Milli Mücadele'ye destek olmak için aralarında para toplayıp bizzat Atatürk'ün şahsına, Ankara'ya göndermişlerdi. Hindistan'dan 14 seferde Atatürk'e gönderilen toplam para 675.000 Türk lirasıydı. (Cumhurbaşkanlığı Arşivi, A.III-10-a, Dos.44, F.47, F.10-23, Türk İstiklal Harbi, İdari Faaliyetler, C.VII, s. 175.)

Atatürk, Büyük Taarruz öncesinde ordunun ihtiyaçlarını karşılamak için bu paranın 500.000 lirasını Milli Savunma Bakanlığı'na verdi. Yunan ordusunun kaçarken yakıp yıktığı şehirlerimizde aç kalan insanlarımıza da 110.000 lira yardım etti. (Sabahattin Selek, Anadolu İhtilali, C.1, s.143.) Böylece Atatürk'ün elinde 65.000 lira kaldı. Ancak Büyük Zafer'den sonra Bakanlar Kurulu, Atatürk'ün ordunun ihtiyaçları için verdiği 500.000 liranın 380.000 lirasını Atatürk'e geri verdi. Milli Mücadele sonrasında Atatürk'ün elinde 380.000+65.000=445.000 lira vardı. Ayrıca zengin Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına girerken CHP'ye 900.000 lira bağışlamıştı. (Hasan Rıza Soyak, Atatürk'ten Hatıralar, C.2,s.686.)

Atatürk, Hindistan Müslümanlarının gönderdiği paradan kalan bu 445.000 lirayı, ülke için en verimli biçimde şöyle değerlendirdi:
1. 250.000 liraya -Türk ekonomisini geliştirmek için- İş Bankası'nı kurdu.
2. 120.000 liraya -tarım ve hayvancılığı geliştirmek için- örnek çiftlikler kurdu.
3. 65.000 liraya da İş Bankası'ndan Maden T.A.Ş. hisseleri satın aldı. (Bu hisse gelirlerini örnek çiftliklerde kullandı.)

Abbas Hilmi Paşa'nın verdiği 900.000 liranın bir kısmını İş Bankası 2 numaralı hesaba yatırdı. Bir kısmıyla da İş Bankası'ndan hisse senetleri aldı.

ATATÜRK HER ŞEYİNİ MİLLETE BIRAKTI

Bugün Atatürk düşmanlarının eleştiri konusu yaptığı bu mal varlığını, Atatürk hiçbir zaman şahsi mal varlığı olarak görmedi. Bu mal varlığının tek kuruşunu bile şahsı için harcamadı. Hasan Rıza Soyak'ın da belirttiği gibi, çiftlik ürünlerini bile parasıyla satın aldı, bunların gelirlerini asla kendi gelirine katmadı. Bunları hep partinin ve milletin malı olarak gördü.
Atatürk, 12 Haziran 1933'te 2307 sayılı özel bir kanun çıkarttırarak –Medeni Kanun gereği akrabalarına, yakınlarına kalması gereken “mahfuz hisse” dâhil- tüm mal varlığını millete bağışlamanın yolunu açtı. O, mal mülk edinmek için değil, tüm malını mülkünü millete bırakmak için “özel kanun” çıkarttırmıştı. Bunun dünyada bir örneği daha yoktur.

Atatürk, 12 Haziran 1937'de bir vasiyet mektubuyla örnek çiftliklerini Hazine'ye bıraktı. 11 Mayıs 1938'de Ankara Ulus Matbaası ile eşyalarını ve civarındaki bir arsayı CHP'ye bağışladı. 5 Eylül 1938 tarihli vasiyetiyle de İş Bankası'ndaki nakit, hisse senetleri ve Çankaya'daki menkul ve gayrimenkullerini CHP'ye bıraktı.

Atatürk, 10 Kasım 1938'de öldüğünde, İş Bankası'nda 2 numaralı hesabında, 1.446.872 lira 3 kuruş (Adalet Bakanı Halil Özyürek'in 1950'de meclisteki açıklamasına göre 1.519.892 lira 1 kuruş) ile 114.891 adet hisse senedi vardı. Atatürk, bu parayı, tek kuruşuna bile dokunmadan CHP'nin denetimine ve yönetimine bıraktı. Atatürk ölürken, İş Bankası'ndaki şahsi hesabında ise sadece 73.019 lira 98 kuruşu vardı. Kişisel tüm mal varlığı buydu. (Soyak, s. 686.) 

Çünkü nerdeyse tüm maaşını, sosyal yardımlara, çalışanlara, yardıma muhtaç olanlara harcamıştı.


En Çok Okunanlardan...