🇹🇷🎾Milli Tenisçimiz Zeynep Sönmez'in maçı
The Turkish fans had our whole heart in #AO26 💙 pic.twitter.com/tVnb6oCUK5
— #AusOpen (@AustralianOpen) February 19, 2026
Atatürk:''Ne Mutlu Türküm diyene'' - Biz Türkler Asyai bir milletiz - Anadolu İrfanı'yla aydınlanır yolumuz... arşivi derleyen: Alp İçöz, gönül dostu bir şair
🇹🇷🎾Milli Tenisçimiz Zeynep Sönmez'in maçı
The Turkish fans had our whole heart in #AO26 💙 pic.twitter.com/tVnb6oCUK5
— #AusOpen (@AustralianOpen) February 19, 2026
Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün adı ve birebir aynı boyutlu heykeli ülkemizden çok çok uzakta bir kanalda yaşıyor. Atatürk Entrance veya Atatürk Channel yani Atatürk Kanalı adı verilen bu yerin neden onun adını taşıdığını öğrenmeniz içinde çok kısa bir tarih yolculuğuna çıkmanız gerekiyor.

Aslında Atatürk adı, seksen küsur yıldır çok uzun zamandır Avustralya’da ve Yeni Zelanda’da yer etmiştir. Kendisi Çanakkale Savaşı’ndan beri çok iyi tanınır ve hatırlanır.
Bu savaş, Avustralya ve Yeni Zelanda için son derece önemlidir. Çünkü birer İngiliz kolonisi olan ve o zamana kadar hep İngiliz ordusu saflarında savaşlara katılmış olan bu iki ülke, ilk defa Çanakkale Savaşı’na kendi adlarını taşıyan ve Anzac adı verilen bir kolordu ile katılmışlardır.

( Anzac yada Anzak, Birinci Dünya Savaşı’nda, Çanakkale’de Türklerle çarpışan Avustralyalı ve Yeni Zelandalılar demektir. Bu kelime “Avustralya ve Yeni Zelanda Kolordusu” (Avustralian and NewZeland Army Corps) kelimelerinin İngilizce kısaltmasıdır. )
25 Nisan 1915 sabahı Arıburnu yakınından Geliboyu Yarımadası’na ayak basan Anzaklar, karşılarında Atatürk’ü bulmuşlar ve bir daha bu adı unutamamışlardır. Mustafa Kemal, Avustralya’da önce Çanakkale kahramanı olarak tanınmıştır.
Çanakkale’de Anzakları durdurmuş ve yenilgiye uğratmış olsa da kendisi her daim saygı ile anımsanmıştır. 1921 yılından sonra Çanakkale Savaşı’yla ilgili olarak Avustralya ve Yeni Zelanda’da yayınlanan hemen her kitapta Mustafa Kemal adına tekrar tekrar yer verilmiştir.
Çanakkale Savaşlan’nın 70. yılı 1985’te törenlerle anılacaktı. Bu yıldönümü yaklaşırken, Avustralya’da, Anzaklar arasında bir hareketlenme başladı. 1915’te Gelibolu Yarımadası’nda çıkartma yaptıkları kıyı şeridine resmen “Anzak Koyu” adı verilmesini istiyorlardı. Anzaklar bu arzularını gerçekleştirebilmek için bir çeşit kampanya başlattılar.

Anzaklar’ın kampanyası ve Avustralya basınında kampanyayı destekleyen yazılar, Türkiye Büyükelçiliğince de olumlu karşılandı. Buna karşılık Avustralya’da bir yere de Atatürk adının verilmesi önerildi.
Bu fikir elbette kolayca kabul edilmeyecekti. Sonucunda topraklarımıza, onu almaya gelen bir düşmanın adını vermemiz gerekiyordu. Ancak bu koy zaten bu müzakereden önce de Anzak koyu olarak halk arasında anılıyordu. Nitekim iki ülke arasında uzun süre bu konu hakkında görüşmeler devam etti.
Sonucunda Türkiye’den cevap geldi. Avustralya’nın başkenti Kanberra’nın bir yerine “Atatürk” adı verilmesi yeterli değildi. Bu şarttı, gerekliydi, ama kafi değildi. Bunun ötesinde, Kanberra’nın bir meydanına “Atatürk büstü’’ dikilmeliydi. Bu büstün altına da Atatürk’ün sözlerini içerin bir de kitabe konmalıydı. Bu karar da elbette Avustralya Hükümeti için kolay olmayacaktı.
Uzun bir bekleyiş gerçekleşti ve sonunda Ocak 1985’te sonuç belli oldu. Sonuçta Kanberra’da iki yere, Batı Avustralya’da bir yere Atatürk adı verilmesi uygun görülecekti. İlk olarak, Avustralya Harp Tarihi Müzesi’nin karşısında Anzak Bulvarı’nın kuzeydoğu ucunda bulunan parka “Atatürk Anıt Bahçesi” adı verilecekti.
Parkın içine bir anıt dikilecek ve bunun üzerinde Atatürk’ün kabartma profilini ve Anzaklar hakkındaki sözlerini içeren bir kitabe yer alacaktı.

Başkent Kanberra’nın tam ortasında yer alan yapay bir gölün kuzey şeridine Atatürk’ün adı verilecekti. (Daha sonra Avustralya Başbakanının isteği üzerine “Atatürk Kıyısı”, “Gelibolu Kıyısı” olarak değiştirilecekti.) Son talep ise yazımıza da konu olan Batı Avustralya’nın Albany Limanı’na Atatürk Kanalı adı verilmesi biçimindeydi.
Anzaklar’ı Çanakkale’ye götüren gemiler, Batı Avustralya’nın Albany Limanı’ndan demir almışlardı. Bir çoğu geri dönmeyecek olan Anzak askerlerinin gördükleri son Avustralya toprağı burası olmuştu. Bu nedenle bu limanın önemli bir manevi değeri vardı.
Atatürk Anıtı ve Anzak Koyu İle ilgili Türk ve Avustralya Hükümetlerinin kararlarından sonra teknik çalışmalar başladı. Anzak Koyu çalışmaları Türkiye’de, Atatürk Anıtı çalışmaları da Kanberra’da yürütülüyordu. Anıtların Anzak çıkartmasının 70. yıldönümünde, yani 25 Nisan 1985 günü açılmaları gerekiyordu.

Sonucunda 25 Nisan 1985 Perşembe sabahı, Kanberra’daki Atatürk Anıtı, Türkiye Dışişleri Bakanı Vahit Halefoğlu tarafından törenle açıldı. Sonrasında gölün kuzey kıyısına gidildi. Devamında “Gelibolu Kıyısı’’ adı verildiğini belirten tabelanın da açılışı yapıldı. Devamında da Batı Avustralya Eyaleti’nin güney kıyısındaki Atatürk Kanalı bölgesine geçildi.

Avustralya’nın başkenti Kanberra’da dikilen Atatürk Anıtı, Mustafa Kemal Atatürk adını güney Pasifik’te de ebedileştirmiştir. Anıt, 25 Nisan 1985’te açıldığından beri önemli bir ziyaret yeri olmuştur. 2002 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün Kanal’a bakan bir heykeli de dikilmiştir.

Bir Anzak askerinin Çanakkale savaşı sırasında ailesine yazdığı mektup..
Alistair John TAYLOR - GELİBOLU 1915
''Sevgili ve bir zamanlar mutlu ailem.
Gelibolu cehenneminden hepinize merhaba! Bu mektubu size yazmak niyetinde değildim. Aslında ben artık kimseyle konuşmak kimsenin, kimsenin yüzünü görmek istediğimden de emin değilim. Hem siz benim buraya cehennem dediğime bakamayın burası hakikaten güzel bir yer. Üzerleri toz toprakla örtülmeden önce zeytin ağaçlarının bolluğu, savaşa aldırmadan her yanda pıtır pıtır açan kırmızı gelinciklerin neşesi, akşamları yarımadayı kızıla boyayarak batan güneşin insanın içini acıtan güzelliği ve bir de Gelibolu bülbülleri. Gelibolu da hâlâ un ufak olmadan kalan küçük bir ruh parçam mevcutsa bunu bülbüller sağlamıştır. Eğer o sırada bir Türk öldürmüyor ya da Türkler tarafından öldürülmüyorsak, Gelibolu' nun muhteşem gurubunu seyrediyoruz. Ege Denizi' nin içine gömülen güneşin biraz önce Pasifik Okyanusu dan yükselerek Yeni Zelanda'daki ertesi günü aydınlattığını bilmek insanın canını acıtıyor. Fakat bu acı hissi çok kısa sürüyor, sonra yeniden katılaşıyorum. Artık saatlerce hiçbir şey hissetmiyor ve duymuyorum. Bu arada sadece bakıyor, saklanıyor, ateş ediyor, süngü takıyor, düşman öldürüyor, bit ayıklıyor, yemek diye verdikleri kuru bisküvi, kraker, kuru et parçalarını kemiriyor, zaman olursa yatıyor, çok ender olarak da uyuyorum. Ben artık sadece bir Anzak askeriyim. Ne sevdiğim şarkılar, yemekler, kokular ne de sevdiğim insanlar... Ben artık bir sayıyım. Yaşayan bir sayı. Ölürsem o zaman da bir sayı olacağım. Vatan uğruna kahramanca ölmüş bir sayı. Kahramanca ve vatan uğruna! Kahramanlık mı? Hadi yaa. Kahramanlık zorla olmaz. Vatana gelince... Burası Türklerin vatanı ve bu savaş bizim savaşımız değil. Bizler İngilizlerin de söyledikleri gibi sadece hevesli oğlan çocuklarıyız. Asıl kahraman olan Türkler. Johnny Türk dediğimiz Türkler vatanlarını savunmak için bize karşı çok ağır şartlar altında direniyorlar ve kahramanca ölen asıl onlar.
Geçen hafta ölüleri gömmek için karşılıklı ateş kes ilan edildiğinde ilk defa Türkleri yakından ve canlıyken gördük. Türkler bize anlatılan canavarlara benzemiyordu...Onlar da gözlerinde endişe ve keder olan genç insanlardı...Onlarında arkalarında bekleyen üzüntülü aileleri, yaşlı anne-babaları, karıları belki de sevgilileri vardı. Onlar da yaralanınca acı çekiyor, onlar da gencecik hayallerini bırakıp ölüyorlar. Türkler de insandı.
Bana sigara ikram eden iki Türk'e ben de konserve et verdim, ama kabul etmediler. Bu sığır etidir dediysem de inanmadılar. Aslında anlamadılar. O zaman ellerimle kafama boynuz yapıp öküz gibi böğürdüm. Güldüler. Ben de güldüm. Orada savaş meydanında etrafımız askerlerin cesetleriyle doluydu, biz düşmandık ve birbirimize gülüyorduk. Bana sigara ikram eden Türklerden bir sen no İngiliz diye şaşırarak sordu. Ben İngiliz değilim dedim. Sonra elini uzattı 'ben TÜRK' dedi. Bana uzatılan eli tuttum. Orada, Gelibolu'nun en kanlı savaşlarının yapıldığı o tepede, el sıkıştık. Ben artık bu adamla nasıl düşman olabilirdim? Ben bu adamla neden düşman olmuştum ki? Düşmanım o anda artık arkadaş Türk olmuştu.
Ben bu savaşta ölmeyi reddediyorum.
Bu benim savaşım değil.
Fakat yaşamak için de hiç isteğim kalmadı.
Tanrım günahlarımı affet.
Hepinizi çok seviyorum.
Ebediyen sizin oğlunuz...''
BU MESAJA GELEN YORUMAvustralya... Çanakkale’de Mustafa Kemal’e karşı savaşan ve düşman olan Avustralya...— Dr. Naim Babüroğlu (@NaimBaburoglu) August 8, 2019
Atatürk'ün anıtının açılışını devlet töreniyle yapıyor...
“Tarih nankör değildir, bir hizmeti asla unutmaz...” Düşmanları da nankör olmadı... Tarih O’nu kıskanır ama hakkını da teslim eder... pic.twitter.com/WT4dzbxIe2



