Atatürk:''Ne Mutlu Türküm diyene'' - Biz Türkler Asyai bir milletiz - Anadolu İrfanı'yla aydınlanır yolumuz... arşivi derleyen: Alp İçöz, gönül dostu bir şair
Blog Listem
20260416
20260412
🇬🇧İngiliz ordusunda görevli bir yüzbaşı, esir alınmış 🇹🇷Osmanlı askerinin üzerindeki kıyafetleri dikkatle inceliyor.
İngiliz ordusunda görevli bir yüzbaşı, esir alınmış Osmanlı askerinin üzerindeki kıyafetleri dikkatle inceliyor.
I. Dünya savaşı Ortadoğu (BATI ASYA) toprakları.
Anlaşılan o ki, bu zor şartlar altında nasıl savaştığına hayret etmiş durumda. Çünkü şartlar eşit olsaydı, bu mücadelenin sonucunun nasıl olacağını hepimiz biliyoruz.
20250925
📰✍️ Atatürk'ün Araplar konusundaki çok önemli düşünceleri - Şule Perinçek
Araplar bizim d ü ş m a n ı m ı z mıdır?
Yayınlanma: 26 Kasım 2023
Şule Perinçek
AYDINLIK GAZETESİ
Biliyorsunuz CHP de dahil bazı çevrelerde müthiş bir Arap, hatta Asya düşmanlığı var.
Hem Atatürk’ün adını ağzınıza alacaksınız hem de Filistin, emperyalizme karşı varını yoğunu ortaya koymuş savaşırken karşı cephede yer alacaksınız.
Kuşkusuz bilmezlik değil. Bilinçli bir saf belirleme. Hatta bazıları için de şöyle söylenebilir: Belirlenen safta yer alma… Verilen bir görevi yerine getirme.
HEM ATATÜRK DİYECEKSİNİZ O ZAMAN BUNU HAK EDECEKSİNİZ
Atatürk, Türk Devrimin yönünü şu sözleriyle açık bir şekilde çizer:
“Biz Batı emperyalistlerine karşı yalnız kurtuluş ve bağımsızlığımızı muhafaza etmekle yetinmiyoruz. Aynı zamanda Batı emperyalistlerinin kuvvetleri ve malum olan her vasıtaları ile Türk milletini emperyalizme vasıta yapmak istemelerine de mâni oluyoruz. Bu suretle bütün insanlığa hizmet ettiğimize kaniyiz.”
Bu sözleri izleyen cümle de safların nasıl belirlendiğinin bir işaretidir ve yine bugüne ışık tutmaktadır:
“Rus ve Türk milletlerini birleştirecek sağlam dostluk esaslarının ameli ve maddi bir surette semerelerini gösterebileceğinden ümitvar olmakla bahtiyar bulunuyorum.”1
İşte bu nedenle Türkiye şimdiye kadar mevcut tarih kitaplarının icaplarını değil, tarihin hakiki icaplarını takip etmektedir. Gerçekten mevcut tarihlerin kaydettiği olaylar milletlerin hakiki fikirleri ve emelleri değildir.2
Bu emelleri doğru saptamak bilimsel bilgi ve öngörüye dayanır.
İşte bu nedenle de Türkiye'nin kurtuluş ve kuruluş mücadelesiyle mazlum ülkelerin bu emelleri tarih sahnesine çıkmıştır. Başarı yolunu tayin edici en önemli ve ayırt edici fark, emperyalizme karşı alınan kararlı, açık tutum ve ilk önce milli iradeyi yaratacak ve bu mücadeleye önderlik edecek, milli bir idarenin kurulması olmuştur.
Atatürk’ü Atatürk yapan budur.
Adını anmayı hak etmek gerekir.
ARAP DÜNYASININ DİRENİŞİNİN TÜRK DEVRİMİ İÇİN ÖNEMİ
O zaman da Arap dünyasında aynı bugün bizde olduğu gibi emperyalizmin dur dediği yerde saf tutanlar vardı, Türkiye’de Millî Mücadelenin karşısındaydı. Yine aynı şekilde Mustafa Kemal’i bayrak yapan, alanlara çıkan Batılıların merkezlerine gönderdiği raporlarda taktığı sıfatla söylersek “Jön Araplar” vardı. Onların emperyalistlere karşı attığı her adım, yükselttiği her ses Ankara’dan büyük sevinçle karşılanıyor, daha da yüksek sesle Anadolu’nun mücadele cephelerine duyuruluyordu.3 Arap dünyasının direnişi, Türkiye Devrimi için de tayin edicidir.
Emperyalistler bunu pek güzel görüyordu. Vızır vızır raporlar merkeze akıyordu. Irak'ta bir İngiliz istihbarat subayı Eylül 1920 tarihli raporunda "Irak ihtilalinin milletlerarası bir komplonun parçası olduğunu, işin içinde Kemalistlerin bulunduğunu," İngiliz hâkim Arnold Wilson da "Kerbela'daki ihtilalcilerin Türklerden mayıs haziran aylarında yedi bin altın Türk lirası yardım gördüğünü, Kemalist ajanların Irak'ta milli heyecanın oluşmasında etkili olduklarını" belirtmektedirler.4
TARİHİN İCAPLARINI GÖRMEK KEHANET DEĞİLDİR
Ortaçağ İmparatorluklarının süresi dolmuştu. Millî devletlerin sahneye çıkışı “tarihin icaplarını” yerine getirmesi kaçınılmazdı.
Atatürk bunu daha 1905’te öngörmüştü.
“Dava” diyordu “yıkılmak üzere bulunan bir imparatorluktan bir Türk devleti çıkarmaktır.” Osmanlı devletinin tasfiyesini büyük devletlere bırakmamak gerekirdi. Türk çoğunluğun yaşadığı topraklarda kendimiz bir millî devlet kurmamız gerekiyordu. İleriyi görmek istemeyenler İmparatorluk’tan toprak fedakârlığı yapılmasını hoş karşılamayacaktır, hatta ihanetle suçlayacaklardır; görüşündeydi.5
Nitekim 24 Ocak 1920 tarihli Hâkimiyeti Millîye gazetesindeki başyazıda bazılarının İmparatorluk sınırlarının korunması için “genel bir himaye ve vekâleti” savundukları vurgulanıyordu. “Oysa bu hürriyet ve bağımsızlığı, hayat hakkını tehlikeye sokmak anlamına geliyordu. Arabistan’la birlikte Türkiye’ye konulan himaye ya da vekâlet her iki milleti birden yabancı bir devletin özel çıkarlarına esir etmek olurdu. Emperyalist devletler kendi ekonomik ve siyasi çıkarları açısından Arabistan’ı, Irak’ı ve Anadolu’yu birbirinden ayıt etmeyeceklerdi. Demiryollarını da ekonomik merkezlerini de kendi ülkeleriyle olan ilişkiye göre ayarlayacaklardı. Arabistan ve Irak’ı içine alacak sınırlarda ısrar etmek Anadolu’nun bütün geleceğini yok etmek anlamına gelirdi.”…
Bu bir kehanet ya da olağanüstü yetilere sahip olmaktan kaynaklanan ileri görüş müydü?
Tam tersine çok basit bir nedeni vardı. Mustafa Kemal Paşa daha çok gençken not defterine yazdığı gibi “maddeyi anlıyor, evvela sosyalist oluyordu”.
Onun için de bu kadarla kalmadı.
ARAPLAR KENDİ VARLIK VE KADERLERİ KONUSUNDA KARAR SAHİBİDİRLER
Şu fikirler art arda vurgulandı:
-Araplar kendi varlık ve kaderleri konusunda bizzat karar sahibidirler. Çünkü bir millet teşekkül etmiştir ve kendilerini yönetmeye yetenekleri vardır.
-Araplar bir millet teşkil etmek için icap eden şartlara sahip değildir demek, bağımsızlıkları uğrunda hâlâ mücadele eden ve eski bir medeniyete, olgun milli unsurlara sahip bir millet için gülünç olur.
-Mütarekeyle çizilen sınırın güneyinde dil, medeniyet ve hayat tarzı Arap'tır. Halep'ten aşağıda bütün Arabistan'ın milli çoğunluğunu teşkil ederler. Bu nedenle onların bağımsızlığı kabul edilen milliyet ilkelerine uygundur.6
1937'de Suriye Başvekili Cemil Mardam’ın Ankara’yı ziyaretinde yaptığı konuşmada "Bütün kabahat Osmanlı İmparatorluğu'ndadır" der ve şöyle devam eder:
"Balkan Harbi sonunda Gelibolu'daydım. Ben Talât Paşa'ya teklif ettim. 'Suriye'ye, Irak'a istiklâl veriniz' dedim. Talât Paşa 'Bunu başkasına söyleme, seni asarlar' dedi. Fakat yapılacak şey buydu. Eğer yapılsaydı, bugün Türkiye, Suriye ve Irak ki zaten kardeştiler, bugün daha samimi kardeş olacaklardı, müstakil Suriye, Irak ve Türkiye.''
104 YIL ÖNCEKİ TALİMAT
İşte sihirli formül budur.
İster Türk ister Müslüman bağımsızların ve emperyalizme karşı mücadele edenlerin kardeşliği…
Atatürk özellikle şu fikrin üzerinde durur:
"Maksat İslamcılık ve Turancılık gibi eğilimler olmayıp, sırf Türk ve İslam kavimlerini dahi herkes gibi hür ve mevcut medeniyetten istifadeye kadir bir hale getirmek"tir. “İslam alemi üzerindeki manevi nüfuzumuz, daima aralarında barışın tesisi, nifak ve anlaşmazlığın giderilmesi, eğitimin tamimi uğrunda sarf olunacaktır. Bunlara Batı emperyalistlerinin bütün İslam kavimlerini esaret altına almaktaki hırsları etraflı izah edilip bu cereyana karşı Bolşeviklere dayanmanın lüzumu anlatılacaktır. Bu isteğin husulü için de Bolşeviklere dahi İsl2am kavimlerin âdetlerine, hukukuna, ananelerine ve hürriyetine ve bilhassa memleketlerinin iktisadi kaynaklarına sahip olmaktaki meşru hukukuna riayet edilmesinin lüzumu anlatılacaktır. Ancak bu sayede Bolşeviklere İslam âleminin Batı emperyalizmine karşı birlikte harp edebileceği iyice izah edilmelidir.”7
Bu 104 yıl önce, 1920’de Moskova Sefiri Fuat Paşa’ya ve Doğu Cephesi Kumandanlığına izlenecek siyasetler konusunda talimattır.
Ana hatlarıyla geçerliğini hâlâ korumaktadır.
"Türkler, Doğu ve en çok da Arap milletlerine çok teşekkür ederler, çünkü Anadolu harbinden mütevellit felaketlerin yükünü hafifletmeye iştirak etmişlerdir.
“Türkler ve Araplar Doğu’nun yükselme muhafızlarıdır.
“Gazi Paşa'nın buyurduğu latif sözler Türklerin Araplara dost hatta kardeş olduklarını ve Türklere eziyet verecek şeylerin Araplara da eziyet vereceğini ve bilakis Arapların düçar oldukları felaketlerden Türklerin de müteessir olacaklarını tebyin ve tesbit etmiştir.”8
El Irak gazetesinin nitelediği gibi "Doğu'nun anası hükmünde olan Türkiye"de başarıya ulaşan milli devlet projesi mazlum milletlere bir örnek olmuş ve aralarında dostluk ve dayanışmanın da temelini atmıştır.
Bugün bu temeli dinamitleyenlerin saflarının nerede olduğu tartışmaya kapalıdır.
Zaman bu temeli doğru zeminde güçlendirerek daha yükseklere doğru inşa faaliyetidir.
NOT: Çok değerli bir büyüğümü, her zaman Türkiye’nin millî çıkarlarını yeri geldiğinde kahramanca savunan büyükelçiliği yanında, mütevazi ama bir o kadar da çalışkan bilim insanı kimliğiyle beni çok etkileyen Bilal Şimşir’i kaybettik. Saatler süren sohbetlerimizden, dertleşmelerimizden çok şey öğrendim. Türk tarih arşivine katkıları çok büyüktür.
Minnettarlık duygularımla.
1 ATABE, 20 Haziran, 1920, c.8, s.345.
2 ATABE, 7 Temmuz 1922, c13, s.136.
3 Daha geniş bilgi için, bkz. Şule Perinçek, “Doğu Arap Dünyası ve Anadolu: Dünü, Bugünü ve Yarını” Uluslararası Sempozyumu, 27-28 Şubat 2008, Dimask (Şam) Üniversitesi Edebiyat ve Beşeri İlimler Fakültesi Tarih Bölümü, Şam Suriye, tebliğ; “Atatürk ve Arap Dünyası” Teori Dergisi, Mayıs 2019, Sayı: 352, s.30-54.
4 Hâkimiyeti Milliye, 9 Mart 1921.
5 Ali Fuat Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk, s.108, 114vd.
6 Hâkimiyeti Milliye, 24 Ocak 1920.
7 ATABE, 1 Aralık 1920, c.10, s.130, 131
8 Bilal Şimşir, Atatürk ve Yabancı Devlet Başkanları, c.2, s.239.
https://www.aydinlik.com.tr/koseyazisi/araplar-bizim-dusmanimiz-midir-436045
20200122
20191101
31 Ekim 1918 ~ Mustafa Kemal Paşa Yıldırım Orduları Grup Komutanı oldu
Mustafa Kemal Paşa Yıldırım Orduları Grup Komutanı oldu
XIX. Asrın sonlarına doğru II. Abdülhamit ve Wilhelm’in kişisel gayretleri ile başlayan Türk-Alman dostluğu sonucunda, Osmanlı Devleti ile Almanlar arasında I. Dünya Savaşı öncesinde bir ittifak bloğu kurulmuştu. I. Dünya Savaşı’nın ikinci yılında Bağdat Cephesi’nin düşmesiyle, Alman ekonomisi sekteye uğradı. Osmanlı Devleti de ekonomik ve malî yönden sıkıntı ve bunalımlar içerisine girmiş, manevî bakımdan yıpranmış, bütün gücü tükenmişti.
Petrolün yoğun olduğu Irak bölgesini, Bağdat’ı geri almak amacıyla Almanların Irak Cephesi’nde kurmayı düşündükleri Yıldırım Ordular Gurubu, daha sonra bir strateji değişikliğine gidilerek Filistin cephesine kaydırılmış ve Alman Generallerinden Falkenhein bu ordular gurubunun komutanlığına atanmıştı. Almanların tavır ve uygulamalarından, Türklerin fikirlerine pek değer vermedikleri açıkça görülmekteydi. Ortadoğu’da nasıl hakimiyet kurar ve bu bölgenin zenginliklerine kavuşabiliriz düşüncesi ile geldiklerini göstermişlerdi. Ancak İngiliz ordusu, mevcudu 70.000’e çıkarılmış kuvvetleriyle 30 Ekim 1917’de başlıyan III. Gazze savaşında galip çıkınca, İngiliz ilerleyişi karşısında tutunamayan Yıldırım Ordular Grubu, 1917 yılında süratle Filistin’den kuzeye doğru çekilmeye başladı. Bu harekat 1918 yılı Ekim sonlarına kadar devam etti.
Bu arada, 19 Şubat 1918’de, General Falkenhein'ın yerine Yıldırım Ordular Gurubunun başına bir başka Alman Generali olan Liman Von Sanders tayin edilmişti. Bazı çevreler tarafından "Almanya’da bir kolordunun yönetimi için uygun görülmeyen biri" olarak tanımlanan komutan Liman Von Sanders'in Kudüs’ü geri almak fikri ve girişimleri sonuç vermedi. Alman Generalin emrindeki Türk kuvvetleri, Fransızlar ile İngiliz birlikleri karşısında 19 Eylül 1918'deki Nablus Savaşı'nı kaybettikten sonra geri çekildiler, daha sonra General İstanbul’a geri çağrıldı.
Mustafa Kemal, Halep'in İngilizler'in eline geçmesinden üç hafta kadar önce, 1918'in 7 Ekim günü İstanbul'a bir telgraf göndermiş, 19 Eylül'de Nablus'ta yaşanan bozgunun sebeplerini ayrıntıları ile yazmış, birliklerimizin İngiliz hücumu karşısındaki savunmasını ve bozguna uğramasını anlattıktan sonra telgrafı "Artık, barıştan başka bir çare kalmamıştır" sözleri ile bitirmişti.
Bunun ardından, 30 Ekim 1918 de Mondros Mütarekesinin imzalandığı gün, Yıldırım Orduları Grup komutanlığına Mustafa Kemal Paşa tayin edildi. Mustafa Kemal Paşa, ordudaki Alman etkisinin mümkün olduğunca azaltılmasını istiyordu. Orduyu toparlayıp Toros Dağlarının kuzeyine çekilmeyi başardı. İşte Mustafa Kemal Paşa’nın kuzeye çekmeyi başardığı bu kuvvetler, bir yıl sonra başlayacak olan Türk İstiklal Mücadelesi’nin Güney Cephesi’ndeki çekirdek kadrosunu oluşturacak olan birlikler idi.
Alıntı: Sosyal Medya Atatürk Society of America
20191013
20171210
Şair Hüseyin Haydar, Batı Asyalı tüm şairlere İpek Yolu’nun Şiir Kuşağı’nı kurma çağrısı yaptı
Aydınlık yazarı Hüseyin Haydar, 6-8 Aralık’ta Çin’in Tianjin kentinde toplanan İpek Yolu Liman Kentleri Forumu’na katıldı. Foruma Türk-Çin İş Der’i temsilen katılan Haydar, Batı Asyalı tüm şairlere İpek Yolu’nun Şiir Kuşağı’nı kurma çağrısı yaptı. Haydar’ın konuşmasını yayımlıyoruz.
....
''Ben bir liman kenti şairiyim. Kafkasları, Kuzey Batı Asya’yı Karadeniz’den Avrupa’ya, açık denizlere bağlayan, Batı’yı büyülü Doğu’ya ulaştıran kadim liman kenti Trabzon’da doğdum. Karadeniz gibi dünyanın en hırçın denizinin kıyısında, deniz kültürü benim çocuk ruhuma yerleşti. Uzakları yakın etmeyi, uzaklardan gelenleri tanış kılmayı o liman yollarında öğrendim.
Anacığım, kararan dalgalara bakıp bakıp gurbetteki kocasını düşünür, yanık Karadeniz türküleri söylerdi:
Trabzon limanında oy
Vapurlar dolaşiyi,
Yar akluma gelende oy
Yüreğim alişi.
Trabzon beyuk şeher oy
Doyamadım dadına.
Uzaktan sevmek olmaz oy,
Gel yakına yakına.
“Uzaktan sevmek olmaz,” diyor liman türküsü, “Gel yakına yakına!” Limanlar insanları en uzak diyarlardan birbirlerine kavuşturur, yaklaştırır, tanık eder, tanış eder. Türkçede bir söz vardır: “Gözden ırak olan gönülden de ırak olur!” O zaman yakına gelmek, yakınlaşmak gerekir. Ulu Türk şairi Yunus Emre de diyor ki: “Gelin tanış olalım, sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz!”
DENİZ YOLU YIPRANMAZ GÖNÜL YOLU KAPANMAZ
Yine, anacığımdan duymuştum: “İnsan yüzü sıcaktır! İnsan sıcağı bütün hasretlerin, kederlerin, kaygıların, sayrıların dermanıdır” derdi. Yüz yüze gelelim yeter, dertler biter, kinler silinir. İnsan yüzü güneş gibi gülümser, bahtımız dolunay gibi parlar. Çünkü insan yüzü kurtuluştur.
Limanlar insan yüzleri gibidir, gülümser. Limanlar iyimserdir, hoşgörülüdür, alçak gönüllüdür, çalışkandır, konukseverdir. Limanlar umuttur, kurtuluştur, aşktır ve limanlar doğurgandır, anaçtır. Uzakları yakın eder bir liman; yüreklerimiz de birer liman değil mi? Zalimlere karşı yürek limanlarına sığınalım, dünyada daha güvenli bir yer yok.
“Çin Rüyası’nın gerçekleşmesine güçlü ahlaki destek sağlayalım: Doğruluk, iyilik ve alçakgönüllülüğü yaygınlaştıralım” diyor Başkan Xi Jinping. Ve Doğu bilgeliğiyle mesajını veriyor: “Ruhun gücü de erdemin gücü de sonsuzdur.” Bu sözler içimizi umutla dolduruyor. Büyük düşünen yetkin insanların öncülüğüyle bütün dünya emperyalizmden kurtuluşa, zafere emin adımlarla koşacak.
ASYA’NIN KİLİDİ TÜRKİYE
Benim ülkem 60 yıllık esaret zincirini artık parçalıyor; Atlantik’in köleleştiren rotasından çıktık, Avrasya rotasına girdik. Türkiye Atlantik ittifakında ihanet, darbeler, kötülük, ikiyüzlülükler gördü. Benim emekçi milletim yeni bir uygarlığın kurulduğunun farkında ve kendi yerinin Asya’da olduğunu görüyor.
Bu gerçeği, Asya’nın büyük önderlerinden Atatürk, 100 yıl önce görmüş ve göstermişti: “Bütün mazlum milletler, zalimleri bir gün mahv ve nabut (yok) edecektir. Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerine milletler arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir ahenk ve işbirliği çağı geçecektir. Bugün güneşin ufukta doğduğunu nasıl görüyorsam, mazlum milletlerin de bir bir doğuşunu öyle görüyorum.”
HER YİĞİDİN YOĞURT YİYİŞİ FARKLIDIR
Türkçede bir deyiş vardır, “Her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır” diye. Bu söz bir bakıma, Başkan Mao Zedung’un “Yüz çiçek açsın, yüz fikir yarışsın” ilkesine denk gelmektedir.
Avrasya’nın milletler birliğini zafere götürecek sır burada saklıdır. Hem her yiğit kendi yetkiliğini kendi gerçeğinden, kendi köklerinden alacak, hem de onların birleşmesi, birbirini tamamlamasıyla bu güç mucizevî kolektif bir güce dönüşecek. Milletler kendi toplam güçlerini karşılıklı adanışın emrine sunacak. Bu bizim zenginliğimizdir, karakter yüksekliğimizdir. Bu bize gökyüzünden bahşedilmedi. Kaçırılmayacak bir fırsat, bir şans da değil, bu tarihin dayattığı, bizim büyük mecburiyetimizdir.
Kuşkusuz dünya koşulları, bugün Çin’in, Yeni Dünya Uygarlığının kuruluşuna katkıda bulunması için daha elverişlidir. Büyük Çin milleti sağlam durmalı ve bizler, mazlum ve gelişmekte olan milletler onun yanında sağlam durmalıyız.
ABD emperyalizmi, Yeni Dünya Düzeni yaftası altında, dünyayı zalim bir gücün tek kutuplu baskısı altına almaya çabaladı. Fakat mazlum kanı sıçrayan bayrakları yere düştü. Şimdi insanlığın yeni uygarlık sancağı yükseliyor. Onların Karanlık Dünya Düzeni yıkılıyor.
Bizler Avrasyalı şairler de şiirlerimizle ön safta yer aldık, yer almaya devam edeceğiz.
Bugün de şairlerin yüreği barış ve kardeşlik denizine doğru akıyor. Erdem Gemisi şiirlerle yol alıyor. Biz kendi Dünya İpek Yolumuzu inşa etmekle meşgulüz. Şiirin dümenindeyiz... Gözümüz bilimsel sosyalizmin pusulasında.
BURADAN İLAN EDİYORUM İPEK YOLU ŞİİR KUŞAĞINI KURUYORUZ!
Bu da biz şairlerin büyük ve renkli rüyası: Dünya İpek Yolu Şiir Kuşağı.
Tıpkı dünyayı çevreleyen Ekvator gibi. Yerküreyi Atlantik’ten sarıp Pasifik’ten kucaklayan bir şarkı kuşağı... İpek Yolu Şiir Kuşağının maddi boyu 40 milyon metre, fakat manevi boyu sonsuzca sonsuzdur.
Birbirinden erdemli milletleriyle, yüce dağları, engin denizleri, coşkun ırmaklarıyla, renk renk, cıvıl cıvıl insanlarıyla, çınıl çınıl türküleriyle Dünya İpek Yolu Şiir Kuşağı’nı gerçekleştireceğiz. İşte bizim de hayırlı rüyamız bu.
Dünyayı iyilik, doğruluk ve alçak günülülük kurtaracak. Şairlerin İpek Yolu seferleri dünyanın acılarına iyi gelecek.
Vira kardeşlik! Vira insanlık! Viva şiir!
20171111
'Yeni Dünya Düzeni ve Türkiye' - Uluç Özülker
Uluç Özülker | 8 Kasım 2017 | Gülgün Feyman ile Nasıl Yani
20171105
20171025
Malazgirt'ten Önce Türk(Hun)ler Anadolu ve Batı Asya'da
En Çok Okunanlardan...
-
Bu yazımızda Milli Edebiyat Dönemi'nin en önemli şairlerinden biri olan Mehmet Emin Yurdakul'un "Cenge Giderken" şii...
-
Ülkemiz yer şekilleri bakımından oldukça farklı özelliklere sahiptir. Yer şekillerindeki farklılık iklimlerin bölgelere göre değişiklik...
-
Amerika’da benzin istasyonunda durdum. Sonra arabama dönerken, bir kamyonet yanımda durdu.. Bir vatandaş arabadan çıktı ve gerçekten inanmad...
-
''İçimizde şeytan yok… İçimizde aciz var… Tembellik var… İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: ha...
-
John Dewey’in Türk Maarifi Hakkında Raporu ve Türk Eğitim Sistemi Akın EFENDİOĞLU Çukurova Üniversitesi Hasan Güner BERKANT Kahramanma...
-
Kurtuluş Savaşı Cepheleri Kurtuluş Savaşı Cepheleri, Kurtuluş Savaşı boyunca üç cephede savaş yapılmıştır. Doğu, Batı ve Güney de savaş y...
-
'HERAKLES LAHİDİ' ARTIK ANTALYA MÜZESİNDE SERGİLENİYOR Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş: “Kültür ve Turizm Bakanlığı olar...
-
* Kün-Ay tamgası ile Türklerle ilgili Göbeklitepe'de T şeklindeki dikilitaşlarda görünen Kün-Ay tamgası, Türk kavimlerinin bayrakla...









