Atatürk:''Ne Mutlu Türküm diyene'' - Biz Türkler Asyai bir milletiz - Anadolu İrfanı'yla aydınlanır yolumuz... arşivi derleyen: Alp İçöz, gönül dostu bir şair
Cengiz Aytmatov etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cengiz Aytmatov etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20260212
20181206
🎥 'Selvi Boylum Al Yazmalım... ' Yazarı Cengiz Aytmatov...
Selvi Boylum Al Yazmalım...— TRT HABER (@trthaber) 5 Kasım 2018
Beyaz perdenin ölümsüz eserini herkes bilir. Yazarının Cengiz Aytmatov olduğunu ise sadece meraklıları. Türkan Şoray, Kadir İnanır ve Ahmet Mekin ile filmi ve Cengiz Aytmatov'u konuştuk.https://t.co/khNTa4jcPW pic.twitter.com/spQSf4EJRE
20170817
Cengiz Aytmatov un Beyaz Gemi ve Gün Olur Asra Bedel Romanlarında Nesil Çatışması.
http://docplayer.biz.tr/169869-Cengiz-aytmatov-un-beyaz-gemi-ve-gun-olur-asra-bedel-romanlarinda-nesil-catismasi.html
Transkript
1 Gülsine UZUN UZUN, Gülsine. (2014). Cengiz Aytmatov un Beyaz Gemi ve Gün Olur Asra Bedel Romanlarında Nesil Çatışması. Türk Dünyası Bilgeler Zirvesi: Gönül Sultanları Buluşması Mayıs Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Ajansı (TDKB). Eskişehir, ss (http://bilgelerzirvesi.org). CENGİZ AYTMATOV UN BEYAZ GEMİ ve GÜN OLUR ASRA BEDEL ROMANLARINDA NESİL ÇATIŞMASI C engiz Aytmatov, dünyaca tanınmış, eserleri 160 dan fazla dile çevrilmiş, Türk Dünyasının yetiştirdiği en büyük Kırgız yazarıdır. Daha dünyada birçokları tarafından Kırgızın kim olduğu bilinmediği dönemde Aytmatov un adı bilinmektedir. Kendisi küçük bir halkın ve henüz gelişmemiş bir edebiyatın temsilcisi olmasına rağmen, kısa zamanda Balzac, Şekspir, Hemingway, Marquez, Kafka gibi dünya edebiyatının dev temsilcileri seviyesine ulaşmış, dünyanın en çok okunan yazarlarından biri olmayı başarmış bir yazardır. Fransız yazar ve şair Louis Aragon un Cemile adlı hikâyesine yazdığı önsözle Aytmatov un eserleri üzerine dikkatler çevrilmiştir. Büyük bir yazar, aynı zamanda düşündüren taraflarıyla bir kültür ve felsefe adamıdır. Onun yazmaya başladığı yıllar Sovyet rejiminin biraz daha hafiflediği yıllardır ama çocukluğu zulüm yıllarının etkisiyle geçmiştir. Yine de Aytmatov un yazarlığa başladığı yıllarda din, millet, milli tarih gibi konularda doğrudan yazılamamakta, milli duyarlılıklara karşı sansür acımasızca işlemektedir. Buna rağmen Aytmatov, diğer birçokları gibi, insani evrensel değerlere yönelmiş, ancak birçoklarından farklı olarak, sanatının gücü ve ustalığı sayesinde Türk Dünyasındaki milli duyarlılıklara yön çizmiştir. Eserlerini Rusça kaleme almış olsa da hikâyelerin kahramanları, mekânları, ağılları, stepleri her şeyi Kırgız dır ve olaylar Kırgız güneşinin altında yaşanmaktadır. Ayrıca Kırgız hayatını yazmakta büyük bir dikkatin sahibidir. 639 Kırgız halk edebiyatının bütün ürünlerinden yararlanır, bazen doğrudan bazen de yazmak istediklerini Yrd.Doç.Dr. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi. 639 Nevzat Kösoğlu, Sovyet Ortamında Cengiz Aytmatov da Milli ve Evrensel Olan, Türk Yurdu, Eylül, 2008, S. 253, s. 26.
2 Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Ajansı bir takım alegori ve sembollerle satır aralarına gizler, fakat eserlerinin ruhu fazlasıyla Kırgızdır. Cengiz Aytmatov eserlerinde, rejime olan tepkisini, dejenere olmuş, milli ve manevi değerlerinden uzaklaştırılmış insanların durumunu, daha evrensel bir boyutta anlatabilmek için tarihi ve efsanevi olaylardan da yararlanmıştır. Gün Olur Asra Bedel romanında anlatılan Nayman Ana efsanesindeki mankurt motifi ile yazar, aslında sistemin arzuladığı insan tipini, efsanevi bir perspektif içerisinde eleştirmiştir. Mankurtlaşma, günümüz okuyucularının çokça tanıdığı bir terimdir. Bu terim Aytmatov un 1980 de yayımlanan Gün Olur Asra Bedel romanıyla birlikte dünya literatürüne girmiştir. Aytmatov, Sovyet döneminin çocuğudur. Devlet yönetimi, şair ve yazarlardan Sovyet hayat tarzını övmelerini, sosyalist düşüncenin gelişimini desteklemelerini isterken Aytmatov, mankurtlaşma temasını ortaya çıkarmıştır. Peki, nedir mankurt ve mankurtlaşma. Eski zamanlarda Kalmuk-Kırgız savaşlarında, iki taraf birbirinden ganimet ve malla birlikte, eline geçirdikleri insanları da esir alıyorlardı. Esirler genelde hayvan güderlerdi. Sabah akşam hayvan peşinde olan esir, bir gün yolunu bulup kaçabilir, birileriyle kendisi hakkında ülkesine haber gönderebilir, hatta kızlara gönlünü kaptırabilir. Genç yaşta ele geçirilen esir beş sene, belki on sene hizmet eder, bir gün baş kaldırabilir de..bütün bunlardan kurtulmanın tek çaresi, onu Mankurta dönüştürmektir. Bunun için de ilk önce esirin saçları kazınıyor, kafasına yeni kesilmiş devenin veya sığırın bir parça derisi geçiriliyor. Kırgızlar bu deriye şire derler. Bu şireyi kenarından birkaç yerinden delip deriden bağ geçiriyorlar ve kulak hizasından sıkıca çekip bağlıyorlar. Sonra esirin elini ayağını bağlayıp güneşin kavurucu sıcakları altında bırakıyorlar. Böylece esire edilen işkence ikiye katlanıyor. Yani taze deri güneşin sıcağında kurudukça kafasını sıkarak kemikleri sızlatıyor, ikincisi yeni çıkan saç deriyi delip geçemediğinden tekrar kıvrılıp kafaya geçiyor ve iğne sokar gibi tüm duyu sinirlerini öldürüyor. Böylelikle insanda hafıza diye bir şey kalmıyor. Bir hafta on gün sonra esir ya ölüyor veya tüm hayatını mankurt olarak yaşamaya mahkûm oluyor. Ölürse azaptan kurtulacak, hayatta kalırsa ismini, soyunu sopunu, geçmişini, herşeyini unutup sadece sahibinin dediğini yapan bir varlığa dönüşecek Cengiz Aytmatov-Muhtar Şahanov, Şafak Sancısı, (Çev: Damiraİbragim), Da Yayınları, İstanbul, 2002, s
3 İşte Cengiz Aytmatov Kırgızistan ın yetiştirdiği son manasçısayakbeykaralayev den dinlediği bu efsaneyi romanda Nayman Ana Efsanesi olarak işler. Nayman Ana, oğlu Colaman, Juan Juanlar tarafından kaçırılmış ve mankurtlaştırılmış bir anadır. Ana yüreği onu oğluna götürür. Hafızası silinmiş oğluna, anasını, babasını, soyunu sopunu hatırlatmak için uğraşır ama maalesef Colaman, efendisinin emrini yerine getirerek kendi anasını okuyla öldürür. Kadının başındaki beyaz yazma rüzgârda havalanarak uçar ve Dönenbay kuşuna dönüşür. İşte bu kuş, ne zaman birisi yalnız yollara düşse, yolda ne zaman bir yolcu görse onun başı üzerinde uçar ve ona, Senin baban Dönenbay diye seslenir. Bu efsaneyle aslında Aytmatov özelde Kırgız halkına, genelde de bütün insanlığa özünü yitirmemesi, başkalaşmaması, ötekileşmemesi veya Aytmatov un dünya literatürüne kazandırdığı kavram olarak mankurtlaşmaması ve sonuç olarak köleleşmemesi için bir çağrı yapmaktadır. Bu yöntem, tarihte bir dönem kullanılmış ve güce dayalı köleleştirme, mankurtlaştırma veya ötekileştirme şeklidir. Günümüzde ise bu metot daha da gelişmiş ve değişmiştir. Aytmatov, Kazakistan ın tanınmış şair ve felsefe adamı Muhtar Şahanov la yaptığı bir sohbette Sovyetler Birliği zamanında uygulanan mankurtlaşma yöntemini Totaliter sistem bütün topluma, onun içinde bana da, sana da, hepimizin zihnine de, düşüncemize de ideolojik bir şire geçirmişti. Bu, bir rejime bağlamak, bir merkezden idare etmek gayesiyle yapıldı diyerek açıklar. Romanda bunun yansımalarını biz ölen Kazangap ın oğlu Sabitcan ve Ana Beyit te nöbet tutan Kırgız subay Tansıkbayev de ortaya çıktığını görüyoruz. Her ikisi de iyi bir eğitimden geçirilmiş ve kendilerini veya atalarını Kırgız yapan önemli özelliklerini, Kırgız gelenek ve göreneklerini, örf ve adetlerini, inancını, duasını yani milli kimliğini yitirmiştir. Romanda modernleşmenin getirdiği sorunlar üzerinde durulur. Sabitcan, babasının cenazesine zorla getirilmiştir ve babasının cenazesinin Ana Beyit e gömülmesi fikrine karşı çıkar, herhangi bir sorun çıkmadan bir an önce törenin bitmesini ve şehre dönmeyi istemektedir. Burada değerleri yok etmeye çalışan bir sistemi alegorik imgelerle ortaya koymaya çalışır Aytmatov. Sabitcan babası Kazangap ın dostuyedigey ibu hareketiyle kızdırır. Arkadaşı Kazangap a geleneklere uygun bir cenaze töreni yapmak isteyen Yedigey, yeni neslin din ve gelenek konusunda umursamazlığına isyan eder. Dostu için yaptığı cenaze töreninde dini gereklilikleri ihmal etmek istemez. Onun na şını atasından gördüğü gibi kıbleye doğru koyar. Kur an
4 Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Ajansı okuyan Yedigey, etrafındaki gençlere, cenazeyi nasıl gömdüğüne dikkat etmelerini, kendi ölünce de onu böyle gömmelerini öğütler. Onun gözünde Sabitcan modern bir mankurttur. Çünkü Sabitcan, devrin değiştiğini, Sovyetler Birliği nin 60.yılında duaların veya geleneklerin yerinin olmadığını söyler. Subay Tansıkbayev de Ana Beyit ekazangap ı gömmek için gelen grubun başındaki Yedigey den kendisiyle Rusça konuşmasını ister. İşte bu noktada Tansıkbayev ve Sabitcan modern mankurt olarak karşımıza çıkar. 641 Aytmatov, bu efsaneile rejimin, rejimin yetiştirmeyi amaçladığı insan tipinin ve rejimin uyguladığı eğitim sisteminin bir portresini çizmiştir. Mankurt motifi ile yazar, geçmişini hiçe sayan, ait olduğu milletin örf, adet, gelenek, görenek, din ve kutsal sayılan değer yargılarını tanımayan, sadece yukardan gelen direktifler doğrultusunda hareket edip, parti çıkarlarını korumaya çalışan ve büyük lider olarak gördükleri Stalin ve Lenin e övgüler yağdıran, sistemin modern kölelerini karakterize etmiştir. Romandaki Yedigey, Kazangap değerlerine sahip çıkan eski neslin temsilcileri iken, Sabitcan ve Tansıkbayev gibi karakterler yeni neslin temsilcileri, çağın Mankurtlarıdır. Bu çağın JuanJuanları Sovyet rejimi iken, esirlerin kafasına geçirilen deri ise Sovyet yatılı okullarında yarının mankurtlarını yetiştirmek için verilen eğitim sistemidir. Ramazan Korkmaz, Aytmatov un anlatılarında dil, özellikle de ana dil, yazarın kendi ifadesiyle toplumu asimile olmaktan koruyan yaşatıcı bir değer olmanın yanı sıra, insanları ve çağları birbirine taşıyan niteliği ile de önemli bir unsur olarak karşımıza çıkar. der. 642 Beyaz Gemi adlı romanında yine bir efsaneyle, Boynuzlu Maral Ana efsanesiyle yazar bunu dikkatlere sunar. Ani bir düşman baskını ile soykırıma uğrayan Kırgızların son iki temsilcisi olan çocukları kurtaran Maral Ana, onları Issık Göl e getirip yerleştirdikten sonra: İşte yeni yurdunuz burasıdır. Artık burada yaşayacak, ekin ekecek, balık avlayacak, hayvan yetiştireceksiniz. Orada, barış ve huzur içinde, binlerce yıl yaşayın. Soyunuz, nesliniz çoğalsın, her tarafa yayılsın. Sizden gelenler sizin dilinizi hiç unutmasınlar. Analarının, babalarının diliyle konuşmaktan, şarkı söylemekten zevk alsınlar. İnsan gibi yaşayın. Ben her zaman sizinle, 641 Orhan Söylemez, Cengiz Aytmatov un Ardından Ata-Beyit ten Ana-Beyit e, Türk Edebiyatı, Ağustos, 2008, S. 418, s Ramazan Korkmaz, Aytmatov Anlatılarında Kutsal Yunak Ana Dile Dönüş İzleği, Türk Edebiyatı, Ağustos 2008, S. 418, s. 50.
5 sizin çocuklarınızla, sizin torunlarınızla beraber olacağım. Gelecek zamanlarda hep sizinle olacağım der. Öyküde mitik düşünceyi temsil eden Maral Ana, evrensel bir gerçeği dile getirirken, dilin zamanları, nesilleri birbirine bağlayan oluşturucu, kurucu yönüne özellikle dikkat çeker. İnsan neslinin türemesi, çoğalması ve yayılmasına anlam kazandıran, nesiller arası bağı sağlayan dil olgusudur. Maral Ana gelenlerin yani yeni neslin, gidenleri yani eski nesli unutmamasını, atalarının diliyle konuşma ilkesine bağlar. İnsan gibi yaşamayı ataların dili ile konuşma ve şarkı söylemekten zevk alma gibi iki temel etken ile açıklamak ister. 643 Beyaz Gemi de kaba bir hayvan gibi her şeyi öfkeyle tekmeleyip ezen Orozkul yeni neslin temsilcisidir. Bu yüzden Maral Ana efsanesine inanmadığı gibi, hiçbir ahlaki değere de önem vermez. Sürekli içer ve olmadık bahanelerle karısını döver, Mümin Dede yi aşağılar, kimsesiz çocuk için cehennem bir yüze dönüşür, kuşları, ağaçları yok etmek ister. En büyük arzusu şehre gitmek, orada bir aktrisle evlenmek, dairede bir iş kapmak ve yalnızca Rusça nın konuşulduğu bir eve sahip olmaktır. Atalarının diline ve değerlerine saygılı olmayan bu kaba adam, iyi yetişmiş ilkeli bir komünist de değildir. Koruması için kendisine emanet edilen ormanın ağaçlarını keserek gizlice satar. Komünal mülkiyet anlayışını içten tahrip eder. Korkmaz, değerlerin olması gerek sesi, bu öteki için tamamen duyulmaz hale gelmiş ve Orozkul u bir anti insan kimliğine sokmuştur der. Yaşamla yalnızca biyolojik bir düzlemde ilişki kuran anti insan, bu hayvanca var oluş biçiminden daha yüksek bir aşamaya geçmek için bir gayret sarf etmediği gibi, ana dilini, değerlerini yadsıyarak bu süreci tamamen ortadan kaldırmış da olur. Bir konuşmasında milletin dili ölürse, o milletin kendisinin de ortadan kalktığını düşünmemiz gerekir diyen Aytmatov, şehirdeki evinde yalnızca Rusça konuşturmayı hayal eden ve ana dilini, kaba, yararsız, köylü dili diye aşağılayan Orozkul tipiyle, bu düşüncesini izah etmeye çalışmıştır. Mit ise Maral Ana nın çocuklarına uluslaşma veya sürüleşme arasındaki keskin ve tehlikeli yol ayrımına geldiklerinde nasıl davranacaklarını söyler. 644 Asanova, sosyal hafızanın, hatıranın ve vicdan kaybının kültür bunâlimının ilk belirtisi olduğunu belirtir ve bu kayıpların Beyaz Gemi de Orozkul un davranışlarında dile getirildiğinden bahseder. 643 Korkmaz, agm., s Korkmaz, agm., s. 52.
6 Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Ajansı Orozkul, Sovyet-Kırgız köy memur tipidir. Orozkul un kendisinden çekinen kaynatasına ve zayıf karısına karşı kötü davranışları ile savunmasız tabiata karşı kötü davranışı arasında benzerlik vardır. Merhametsiz bir kişi olmasına rağmen amirlerine karşı davranışları farklıdır, onların her isteğini yerine getirir. Ama trajik tipler olan Mümin dedeye ve çocuğa olan tavırları kaba ve kötüdür. Çocuğun, doğduğundan beri, anne ve babası, sıcak bir ailesi yoktur. Hikâyedeki geleneğe aykırı unsurlar, tersine dönen değerleri, kültür bunalımını, düzensizliği, kaosu ve trajediyi meydana getirir. Mümin dede kederli ve suskun, çocuk ise temizliğin ve çağdaş düşüncenin sembolü olarak karşımıza çıkar. Çocuk, hikâyede tabiatın sembolü sayılan Maral Ana ya karşı kötü davranılmasına, tersine dönen değerlere, zayıf ve savunmasız insanın küçük düşürülmesine karşı çıkar ve bu dünyadan kaçmak ister. Bu çocuğun sessiz bir protestosudur. 645 Aytmatov, bu romanda eski Kırgız mitlerine yeniden döner, çünkü unutulan değerlerin yeniden ortaya çıkarılmasını sağlamaya çalışır. Sosyal hafızanın kaybı, halkın dilinin, vatanının, adetlerinin ve geleneklerinin unutulmasına yol açmaktadır. Bunlar da insan ruhunu fakirleştirmekte, böylece insanoğlu çevreye, tabiata ve insanlığa karşı acımasız olmaya başlamaktadır. Hatıralardan yoksunluk, insanı ahlaksız yapar. Sosyal hafıza ve vicdan her şey yaparken, hafızasızlık ve vicdansızlık her şeyi tahrip eder. 646 Aytmatov un eserlerinde sezgiden rasyonel düşünceye, basitlikten karmaşıklığa, soyuttan somuta, yüzeysellikten derinliğe, özelden genele, yerelden evrenselliğe uzanan tezatlar içerisindeki ruhun estetik tekâmülü vardır. Ahmet Buran, Aytmatov un mankurt başta olmak üzere yarattığı tiplerin ve eserlerindeki konuların, genellikle çevresinde olup biten olayların, kişilerin ve durumların gözlemlenmesinden doğduğunu, Onun eserlerinde sadece tasvir değil aynı zamanda tahlil ve eleştirinin de yer aldığını belirtir. 647 Sosyalist sistem içindeyken sosyalizmin eleştirisini yapabilen ve rejim sebebiyle ortaya çıkan rejimin yarattığı yeni nesil ile değerlerine sahip çıkan eski nesil arasındaki çatışmayı eserlerine mitik unsurları da dâhil ederek millet hafızasını saklı tutmayı başarabilmiş bir yazardır Aytmatov. 645 U. Asanova, Cengiz Aytmatov un Eserlerinde Kültür Bunalımının Felsefesi, (Çev: Lilia Alkaya), Türk Edebiyatı, Ağustos, 2008, S. 418, s Asanova, agm., s Ahmet Buran, Kırgızistan da Sovyet-Rus Katliamı ve Cengiz Aytmatov, Türk Edebiyatı, Ağustos, 2008, S. 418, s. 81.
7 Kaynakça ASANOVA, U., Cengiz Aytmatov un Eserlerinde Kültür Bunalımının Felsefesi, (Çev: Lilia Alkaya), Türk Edebiyatı, Ağustos, 2008, S Aytmatov, Cengiz, Beyaz Gemi, (Çev: Refik Özdek), Ötüken Yayınları, İstanbul, AYTMATOV, Cengiz, Gün Olur Asra Bedel, (Çev. Refik Özdek), Ötüken Yayınları, İstanbul, AYTMATOV, Cengiz-ŞAHANOV, MUHTAR, ŞAFAK Sancısı, (Çev: Damiraİbragim), Da Yayınları, İstanbul, BURAN, Ahmet, Kırgızistan da Sovyet-Rus Katliamı ve Cengiz Aytmatov, Türk Edebiyatı, Ağustos, 2008, S KORKMAZ, RAMAZAN, Aytmatov Anlatılarında Kutsal Yunak Ana Dile Dönüş İzleği, Türk Edebiyatı, Ağustos 2008, S KÖSOĞLU, NEVZAT Sovyet Ortamında Cengiz Aytmatov da Milli ve Evrensel Olan, Türk Yurdu, Eylül, 2008, S SÖYLEMEZ, Orhan, Cengiz Aytmatov un Ardından Ata-Beyit ten Ana-Beyit e, Türk Edebiyatı, Ağustos, 2008, S. 418.
Cengiz Aytmatov’un Eserleri ve Hayatı
Cengiz Aytmatov’un Eserleri ve Hayatı
Kırgız Edebiyatı denince ilk akla gelen, 20. yüzyılın önemli yazarlarından Cengiz Aytmatov, 12 Aralık 1928’de Manas’ın (Manas Destanı) karargahının bulunduğuna inanılan Talas Vadisi’ndeki Şeker Köyü’nde dünyaya gelir. Babası devlet adamı, annesi ise öğretmendir.


Ailenin dört çocuğundan ilki olan Cengiz Aytmatov’un çocukluk hatıralarında babaannesi Ayımkan önemli bir kahramandır. Yazarın babaannesi, Kırgız gelenek göreneklerine bağlı bir hanımdır. Halk türkülerini, ağıtları, masalları çok iyi bilir. Cengiz Aytmatov babaannesi Ayımkan’ın masallarını ve türkülerini dinleyerek büyür. Aytmatov’un büyük bir yazar olmasının sebeplerinin başında, milli kaynaklarından olabildiğince beslenmesi gelir. Yaşadığı bölgenin kültür zenginliğinin yanında, ailesinin ilgisinin de etkisi büyük olmuştur.
Babası Törekul Aytmatov ve annesi Nagima Aytmatova
Babası, Cengiz Aytmatov henüz dokuz yaşındayken, 1937 yılında Türklüğü ve Türk birliğini desteklediği için halk düşmanı suçlamasıyla gözaltına alınır ve ailesi ondan bir daha haber alamaz. İçlerinde zamanın Kırgızistan başbakanın da bulunduğu 137 kişiyle birlikte 1938’de gizlice öldürülürler.
Kırgızistan’da Çön Taş denilen yerdeki eski tuğla fabrikasına gömülürler. Ancak, yıllar sonra 1991’de bugün adına Atabeyit denilen toplu mezarlar ortaya çıkarılır.

Cengiz Aytmatov, annesi, babası ve kardeşiyle
Babaları tutuklandıktan sonra Cengiz Aytmatov ve kardeşlerine amcaları Rıskulbek bakar. “Rıskulbek amcam çok zeki ve eğitimliydi. Anlatılanlara göre bana Cengiz ismini Rıskulbek amcam vermiş. Bu da onun tarihi iyi bildiğini gösterir. Çünkü Kırgızlar çocuklarına tarihteki büyük insanların ismini vermeyi gelenek haline getirmişlerdir.” der. Ancak, amcası da Stalin’in hışmına uğrayacaktır, 1937 yılının sonlarına doğru tutuklanır ve bir daha haber alamazlar.

Cengiz Aytmatov, annesi ve kardeşleriyle
İkinci Dünya Savaşı başladığında henüz 14 yaşında olmasına rağmen ağır görevler üstlenir. Rusça okuyup yazabildiği için köy sekreterliğine getirilir ve daha sonra vergi memurluğu yapar. Okuma-yazma bildiği için cepheden gelen ölüm haberlerini ailelere iletme görevi de ona verilmiştir. Anlattığına göre, en zor görevlerinden biri, savaşta çocukları veya eşleri ölen kişilere yakınlarının ölüm haberini vermekti. Aytmatov, daha sonraki yıllarda yazacağı eserlerinin pek çoğunda savaşın acımasızlığını, soğukluğunu daha çok cephe gerisindekilerin yaşadıklarıyla anlatacaktır.

Cengiz Aytmatov ve bale sanatçısı Bubusara Beyshenalieva
Savaştan sonra Kazakistan’daki Cambıl Veteriner Teknik Yüksekokulu’ndan ve devamında da Kırgızistan Tarım Enstitüsü’nden mezun olur. 1953 yılında veterinerlik diplomasıyla iş hayatına atılır. 1952 yılında ilk eseri Gazeteci Çocuk Dzyuyo adlı hikayesi yayınlanır. Savaş sonrası açlık ve sefalet çeken Japonya’daki çocukların kaderini, hayatını gazete satarak idame ettirmeye çalışan küçük çocuk Dzyuyo vasıtasıyla anlatmaktadır.
“Sabah gazeteleri! Gazeteler, gazete! ‘Son haberleri öğrenmek için acele edin’ diye bağırıyordu Dzyuyo, iki geniş sokağın kavşağında durarak. On dört yaşındaki Japon çocuğunun sesi sokak gürültüsü arasında kayboluyordu. Ama Dzyuyo yorulmak nedir bilmiyor, gazetelerini satmayı bitiriyor, bir süre sonra elinde ve çantasında yeni çıkmış bir tomar gazeteyle aynı yerde beliriyordu. Beli sızlıyor, eli ve ayakları dinlenmek istiyordu. Dzyuyo güçsüz, söz geçiremediği parmaklarıyla cebindeki bir miktar bozuk parayı karıştırdı. Annesi bu parayla yarın pazardan doymalarına bile yetmeyecek kadar az miktarda pirinç ve beyaz turp satın alacaktı.”

Aytmatov’un savaş trajedisini anlatan en çarpıcı, en gizemli, en çok tartışılan ve insanı farklı düşüncelere, farklı yorumlara sevk eden eseri ise 1957 tarihli Yüz-Yüze adlı romanıdır. Otobiyografik bir eser olarak da nitelendirilebilecek özelliklere sahip olan Yüz-Yüze romanındaki karakterler gerçektir ve savaştan kaçan kendi köylüsü olan İsmail’in öyküsüdür. Bu eserinde de olduğu gibi, Aytmatov’un pek çok eserinin kahramanları kendi köylülerinden oluşmaktadır.
“Bu katliamdan ancak kendini koruyanlar sağ çıkar… Rüyamda bile görmediğim, ata-babalarımın bile görmediği dünyanın öbür ucundaki savaşa neden gideyim. Ne olursa olsun, kendi ayağımla ölüme gidemem, yaşanacak bir günlük ömrüm kalmışsa, onu evimde, istediğim gibi yaşayarak geçiririm.”
Aytmatov’u dünyaya tanıtan, bir bakıma başyapıt olarak da nitelendirilen 1958’de yayımlanan Camiyla/Cemile‘yi Moskova’daki Uluslararası Maksim Gorki Edebiyat Enstitüsü’nde okurken yazmıştır. Louis Aragon’un, dünyanın en güzel aşk hikayesi dediği, eserin ilk ismi Müzik‘tir. Bu ismin, Daniyar ile Cemile’nin çalışırken söyledikleri aşk türkülerinin ezgisinden yola çıkarak verildiği şüphesizdir. Yazarın konusunu gerçek hayattan aldığı eser, insanın iç yaşama ve coşku hali olan aşkın, dışarıdan evlilik, gelenek ve toplum değerleri gibi birçok öğeyle baskılanmaya ve kuşatılmaya çalışılmasını hikaye eder. Ancak, romanında savaş konusu bu kez arka planda yoğun bir şekilde işlenmektedir. Cemile ilk yayımlandığı dönemlerde, Kırgız yazarları tarafından Kırgız geleneklerine aykırı, sosyalist realizm ilkelerine de uymadığı gerekçesiyle ağır eleştirilere uğrar.

“Cemileeee! diye bağırdım yine, peşlerinden gitmek için ırmağa koştum. Yüzüme buz gibi damlalar çarptı. Elbisem sırılsıklam olmuştu, ama önüme bile bakmadan koşuyordum. Ayağım takıldı, kapaklandım. Başımı kaldırmadan bir süre yattım orada; gözlerimden sıcak yaşlar akıyordu. Karanlık, omuzlarıma abanmıştı sanki. Fundaların yaktığı ağıtı duyar gibiydim. Cemile! Cemile! diye hıçkırdım. O iki insana, en yakınım, en sevdiğim insanlara güle güle diyordum. Orada, yerde yatarken ansızın anladım, seviyordum Cemile’yi. Evet, Cemile ilk aşkımdı benim, çocukluğumun aşkıydı. Islak kollarımın arasına gömdüm başımı, kalkmadım. Sadece Cemile’yle Daniyar’a değil, çocukluğuma da güle güle diyordum.”
Kalemini değerlerin yaşatıldığı bir dünya tasarımı kurmak ve insanın evrensel sorunlarını işlemek için kullanan Cengiz Aytmatov’un romanlarında öne çıkan tabiat unsurlarından biri de topraktır. Aytmatov anlatılarında toprak, insanı dünyanın ve hayatın anlamıyla ilgili farkındalıklara davet eden bir güç olarak karşımıza çıkar. 1963 tarihli Toprak Ana romanı, savaşların sebep olduğu yıkımın eleştirisini ve insanların mücadelelerini toprağın diliyle ve şahitliğiyle aktarır.
“Bir ananın mutluluğu, milletinin mutluluğundan doğuyor, aynı kökten olan ağacın dalları gibi bir kökten geliyor. Kaderi de onun kaderiyle bir oluyor. Çektiğim bütün acılara, hayatın bana indirdiği korkunç darbelere rağmen bugün de bu düşüncedeyim. Ne olursa olsun, milletim yaşıyor, ben de yaşıyorum…”

“Saban izine bir çekirdek, bir tohum tanesi atın, size yüz katını vereyim, küçük bir fidan dikin kocaman bir çınar vereyim! Evler kurun, temel olayım! Üreyin, çoğalın, hepinize güzel bir barınak olayım! Derinim, yükseğim, büyüğüm, ucum bucağım da yok. Hepinize yeterim ben. Sen de bana, insanlar savaşmadan yaşayamaz mı diyorsun Tolgonay. Bu bana bağlı değil ki. Siz insanlara, niyetinize, irade ve bilgeliğine bağlı.”
Cengiz Aytmatov’un eserleri aracılığıyla dünya, Kırgızistan’ı, Kırgızları, Issık Gölü’nü, Tanrı Dağları’nı öğrendiler. Sadece Kırgızistan’da değil, birçok ülkede çocuklarına Cengiz, Daniyar, Cemile, Asel, Tolgonay, Düyşön isimlerini veren aileler olmuştur. Cengiz Aytmatov eserlerini Kırgızca ve Rusça yazmıştır.
Cengiz Aytmatov, eşi ve çocukları
Cengiz Aytmatov’un Kızıl Cooluk Calcalım (Al Yazmalım) adlı hikayesi, uçarı bir kişiliğe sahip İlyas ile Asel’in saf aşkını, evlenmelerini ve bir süre sonra yollarının ayrılmasını konu edinir. II. Dünya Savaşı sonrası Kırgızistan coğrafyasından ve yaşayışından derin izler taşıyan hikaye, Anadolu coğrafyasına ve Türk insanına uyarlanarak 1977 yılında Selvi Boylum Al Yazmalım adıyla Atıf Yılmaz tarafından sinema filmi olarak çekilmiştir.

Aytmatov, eserini yazdığı dönem zootekni uzmanı olarak çalışır. Kırgızistan yaklarını çiftleştirip yeni bir inek yetiştirmeyi düşünür. Kırgızistan’da yaklar sadece Tanrı Dağları’nda (Narın) bulunur. Yola çıkar, Dolon’da bir gece konaklamak zorunda kalır. Yol kenarına yolcular için yapılmış çok eski bir evde geceler. Bir köşede iki şoför sarhoş bir şekilde sohbet ederler. Cengiz Aytmatov’a verilen yatak bu iki şoförün yatağının yanındadır. İşte bu sırada Cengiz Aytmatov istemeden de olsa sarhoş şoförün hayat hikayesini dinlemek zorunda kalır. Kamyon şoförü, Dolon’da sevdiğinin yaşadığını, buradan geçerken her seferinde onu gördüğünü, ancak kızın yüzüne bile bakmadığını, ona nasıl aşık olduğunu, kısacası yaşadığı aşk hayatını baştan sona kadar anlatır. Selvi Boylum Al Yazmalım hikayesi, Aytmatov Tanrı Dağları’na yolculuk yaparken doğar. 1963 yılında içinde bu hikayenin de bulunduğu Dağlardan ve Steplerden Hikayeler adlı kitabıyla Lenin Edebiyat Ödülü’nü kazanır.
“Beni bekleyeceğini düşündüğüm için koştum buraya. Kolundan tuttum. Atla içeri, Asel, gezelim biraz. Sevinçle kabul etti. Bir anda ikimiz de bambaşka insanlar olmuştuk. Bütün kaygılarımız, üzüntülerimiz uçup gitmişti. Yeryüzünde ikimizden, mutluluğumuzdan, yerden, gökten başka bir şey yoktu. Kapıyı açıp önce onu bindirdim, sonra direksiyonun başına geçtim. Düştük yola… Nereye gittiğimizi, niçin gittiğimizi düşünmüyordum bile. Bunun ne önemi olabilirdi ki? İkimiz yan yana olduktan, bazen göz göze geldikten ellerimiz birbirine dokunduktan sonra daha ne isterdik! Asel başımdaki asker kasketini düzeltti. İki yıl kadar giydim bu kasketi.”

1970 tarihli Beyaz Gemi, Aytmatov’un edebiyat aleminde geniş akisler uyandıran, verilmek istenen mesajla yaratılan tiplerin büyük bir uyum sağladığı eserlerinden biridir. Romanın kahramanı yedi sekiz yaşlarında bir çocuktur. Aytmatov, çocuğun saf ve temiz dünyasından, hayatın acı ve çıplak gerçeğine uzanan bir roman kurgusu yaratır. Ona göre, çocukluk, gelecekteki insan karakterinin tohumudur. Çocukluk, gerçek ana dili öğrenmeye ve çevresindeki insanlarla, tabiatla ve özellikle kültürle bağlarını hissetmeye başladığı dönemdir. Geçmişi temsil eden dede ile geleceği temsil eden çocuk arasında dramatik bir ilişki kurarak insan duygu ve düşüncelerine kendine has yorumlar getirir. Aytmatov, Beyaz Gemi ile destan, efsane ve masal gibi unsurlar eserlerinde yer alır.
“Ama sen yüzüp gittin. Hiçbir zaman balık olamayacağını biliyor muydun? Issık-Göl’e kadar yüzemeyeceğini, beyaz gemini göremeyeceğini ve ona ‘Selam Beyaz Gemi, ben geldim, ben!’ diyemeyeceğini biliyor muydun? Çay boyunca yüzüp gittin çocuğum. Şimdi ben sana yalnız şunu söyleyebilirim: Çocuk kalbinin, çocuk ruhunun bağdaşamadığı her şeyi reddettin. İşte beni teselli eden de budur. Bir şimşek gibi yaşadın sen. Bir defa çaktın ve söndün. Şimşeği çaktıran göktür. Ve gök ebedidir. İşte budur beni teselli eden. Bir başka tesellim daha var: İnsandaki çocuk vicdanı, tohumdaki öz gibidir. Ve o öz olmadan tohum filizlenmez, gelişmez. Yeryüzünde bizi neler beklerse beklesin, insanoğlu doğdukça ve öldükçe, insanoğlu yaşadıkça, hak ve doğruluk denen şey de var olacaktır… Sana, senin sözlerini tekrarlayarak veda ediyorum: Merhaba Beyaz Gemi, ben geldim!”

Baltık Filosu ile Bubusara Beyshenalieva ve Aytmatov
1980 tarihli Gün Olur Asra Bedel’de geleneklerini korumaya çalışan insanları anlatır. Romanda, komünizm sırasında yaşanan anılar, insanların kutsal saydığı şeylerin yok sayılması, aşkın sorgulanması, sosyal ve kültürel sorunların bir özeleştirisini sunar okura. Aytmatov, romanında geçmişin efsaneleriyle geleceğin bilim kurgusunu harmanladığı çok özel bir teknik kullanır.
“Bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider gelirdi… Bu yerlerde demiryolunun her iki yanında ıssız, engin, sarı kumlu bozkırların özeği Sarı Özek uzar giderdi. Coğrafyada uzaklıklar nasıl Greenwich meridyeninden başlıyorsa, bu yerlerde de mesafeler demiryoluna göre hesaplanırdı. Trenler ise doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider, gelirdi…”
Cengiz Aytmatov, 1990 yılından itibaren SSCB’nin ve Kırgız Cumhuriyeti’nin diplomatik işlerinde görev alır. 16 Mayıs 2008’de Tataristan’da iş seyahatindeyken rahatsızlanan yazar, Almanya’nın Nürnberg şehrine götürülür, tedavi gördüğü hastanede 10 Haziran 2008’de hayata gözlerini kapar. Kırgız halkının çok sevdiği evladının heykeli, 30 Ağustos 2011’de Bişkek’teki Ala-Dağ Meydanı’ndadır.
Kaynak
Cengiz Aytmatov ve Orhan Söylemez’in Eseri, Hatıralar Işığında Cengiz Aytmatov ve Eserleri, Aytmatov’un Eserlerinde Savaşın İzleri
Kaynak
Cengiz Aytmatov ve Orhan Söylemez’in Eseri, Hatıralar Işığında Cengiz Aytmatov ve Eserleri, Aytmatov’un Eserlerinde Savaşın İzleri
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
🎞️Bir vatandaş, Dubai ve Türkiye’deki metro istasyonlarını karşılaştırdı.
Bir vatandaş, Dubai ve Türkiye’deki metro istasyonlarını karşılaştırdı. pic.twitter.com/zB0iENTSdL — Telgraft (@telqraft) April 12, 2026 ...
-
Bu yazımızda Milli Edebiyat Dönemi'nin en önemli şairlerinden biri olan Mehmet Emin Yurdakul'un "Cenge Giderken" şii...
-
Ülkemiz yer şekilleri bakımından oldukça farklı özelliklere sahiptir. Yer şekillerindeki farklılık iklimlerin bölgelere göre değişiklik...
-
Kendilerini "trakya'nın yerlileri" olarak kabul eden, 1300'lü yıllardaki ilk osmanlı fetihleriyle birlikte trakya'ya ...
























