Blog Listem

gericilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gericilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20200702

✍️ 'Neden sadece Osmanlı?'

"Türkiye'de neden hiç kimse;
Hun Torunuyuz, Göktürk torunuyuz, Uygur torunuyuz,
Avar, Hazar torunuyuz demiyor da,
Sadece Osmanlı torunuyuz diyor..!

Yani mesele Türklük ise ilk Türk devleti Hunlar..
Yok eğer mesele hükümdarlık ise Uygurlar hükümdarlığın kralını yaptı.. 
Herkes neden sadece Fatih'in, Selim'in torunu oluyor..?
Neden hiç kimse Teoman Han'ın torunuyum demiyor..
Osmanlı'dan başka devlet mi bilmiyorlar yoksa..?
Bu Osmanlı torunuyum diyenler arasında!

Kavimler göçü sonrası Avrupa'da kurulan ilk Türk devletini bilen var mı..?
Balamir Kağan'ı tanıyan var mı aranızda eyyy Türkçü geçinen Osmanlıcılar..
Yani mesele tarihe sahip çıkmaksa Göktürk devletinden büyük devlet var mı..?

Neden sadece Osmanlı..??
Saltanat ile yönetildiği için mi..?
Avarları, Hazarları tanıyan var mı aranızda.?
Hazar Türk devleti bugünkü Rusya'dan daha büyüktü..
Belki adını bile duymadınız.?
Niye ille de Osmanlı..?

Devlet yönetiminden; Türkleri dışladığını,
Sadrazamların 3te 2sinin Devşirme ve dönmelerden olduğunu,
Türk Milleti için "ETRAK-I Bİ İDRAK " dediklerini,
yani akılsız Türk, pis Türk diye aşağıladıklarını biliyor musunuz?
Ses bayrağımız Türkçeyi ; Farsça ve Arapçaya bulamaç yaparak devletin resmî yazışma dilini ağdalı bir ucubeye döndürülmesi ,
Harfleri arapçayı anımsatıyor diye mi..?
Sizin Türklükle, Tarihle ilginiz yok..
Sizin, yobazlıkla ilginiz var..
Geri kalmışlıkla, Sizi yönetenleri şatafatlı hayatlarıyla, Yalakalıkla ilginiz var...

Mesela tarihe sahip çıkmaksa Osmanlı'dan daha büyük devletlerde var tarihimizde...
Oğuzlar, Türğişler, Karluklar hiç duydunuz mu hiç..?
Neden hiç Karahanlı, Kıpçak, Gazne, Selçuklu torunuyuz diyen yok..
Memluk Türk devletini duyan var mı aranızda..?
Siz sadece takke, cübbe, sakal seviyorsunuz..
Bu yüzden Osmanlı torunuyuz diyorsunuz..
Tarihte övünülecek çok daha büyük devletler varken neden sadece Osmanlı..?

Siz Türk milletinin tarihini okumaktan korkuyorsunuz.
Bu yüzden sadece Osmanlı'yı biliyorsunuz..
Hunlardan haberiniz yok, .
Göktürklerden haberiniz yok..
Nereden haberiniz olsun ki..!
Niye haberiniz olsun..!
Cesareti METE HAN’dan,
İntikamı ATİLLA’dan,
Destanı BİLGE KAĞAN’dan,
Gücü ALP ER TUNGA’dan,
Umudu KÜR ŞAD’tan,
İnancı ALPARSLAN’dan,
Kararlılığı FATİH’den,
Mücadeleyi ATATÜRK’ten öğrenen yiğitlere selam olsun...!’
...

Emekli Okul müdürü Binvar Kurbanoğlu yazmış.

20200115

Osmanlı neden geri kaldı? Türklükten kopuş

''16.yüzyıl biterken Fen/Felsefe medreseden atılıyor. Bu bozulmayı Katip Çelebi yazmış. Oysa Avrupa baskı kitap ve yaygın eğitim ile hızla ilerlemekte, aramızda makas böyle açılır.
Fatih'in kurmak istediği Rasathane 100 yıl sonra kurulur ama 1580'de batıl inançlar sonucu yıktırılır!''


16.yy sonu gelen bağnazlıkla eğitim bozuluyor; kendi Rasathanemizi yıkıyoruz. Avrupa'da ise 100'den Fazla üniversite.


300 yıl süren öyle bir karanlıktan geçiyoruz ki 
Yabancı : "Türk yokoluyor" diyecek hale gelmiş


Alıntı: Sosyal Medya    🇹🇷TC.tarih  @okuSalar

20190712

✍️ Menemen Olayı


Menemen Olayı 

1929 dünya ekonomik bunalımının Türkiye’ye sıçraması özellikle sanayileşmenin olduğu şehirlerde kendini daha yoğun bir şekilde göstermişti. Bu ekonomik sıkıntılara çözüm üretmek, halkın mali sıkıntılar nedeniyle hükümete yönelik eleştirilerinin giderek artmasından doğan gerilimi azaltabilmek için SCF (Serbest Cumhuriyet Fırkası) ’nin hemen kurulmasına karar verilmişti. Kurulan bu ikinci muhalefet partisi, hükümetin politikalarını eleştirmeye başlamıştır. Bir süre sonra eski düzen yanlıların da partiye dolmaya başlamasıyla bu ortamdan yararlanmak isteyen gerici, yobaz ve tarikatlar tekrar gün yüzüne çıkma cesaretini göstermişlerdir. 

1924 yılında Cumhuriyetin ilk muhalefet partisi olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kuruluşu sonrasında çıkan Şeyh Sait İsyanını ordu bastırmış, ancak ülke yasal bir suskunluk dönemine girmişti. Buna benzer olarak 1930 yılında ise ikinci muhalefet partisi (Serbest Cumhuriyet Fırkası) ve ardından laiklik karşıtı, rejim düşmanı Menemen Olayı yaşanmıştır(28). 

Başrolde yine aynı tarikat ve şeriat isteriz nidaları ile yankılanan Menemen sokakları ve canice öldürülen bir askerimiz… Yoksa tarih tekerrürden mi ibaretti! 



SCF’ nin kurulması ile başlayan muhalefet hareketinin hükümet ve rejime yönelik eleştirel tutumları, bir süredir sessiz kalan dinci çevreleri de harekete geçirmiştir. Olay Nakşibendi tarikatı lideri Şeyh Esat tarafından hazırlamıştır. Şeyh Esat’ın amacı Manisa’da bulunan tarikatını daha da güçlendirmektir. Bu amaçla buraya müritlerini göndermiştir. Manisa’da toplantılar yapıp,tarikatları için müritler toplayan Şeyh Esat’ın adamlarından olan Derviş Mehmet, Menemen’in köylerine giderek, “din elden gidiyor” sloganıyla propagandalar yapmış ve onlara katılan köylüleri de silahlandırarak Menemen’e doğru yola çıkmışlardır(29) . 

23 Aralık 1930 sabahında Menemen’e gelen Derviş Mehmet ve yandaşları ellerine aldıkları yeşil bayraklarla birlikte etraflarına tehditler savurmuşlardır(30). Halka hükümeti devirip yerine II. Abdülhamid’in oğlu Selim’i halife ilan edeceklerini söyleyerek hükümet konağının önüne kadar gelmişlerdir. Kendisini burada mehdi ilan eden Derviş Mehmet, etrafındaki insanlara kendisiyle beraber zikre başlamalarını emretmiştir31. Tüm bunlar meydana gelirken haber alan Jandarma Alay Komutanlığı, işi basit bir olay sanıp buraya küçük bir birlik göndermişlerdi. Bu sırada yedek subay olarak görev yapan Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay ve emrindeki müfreze, ayaklanmayı bastırmakla görevlendirilmişti. Hükümet konağının önüne gelen Kubilay’ın, teslim ol çağrılarına kulak asmayan Derviş Mehmet, Asteğmen Kubilay’a saldırmıştır(32). Binden fazla insanın tekbir sesleri arasında hunharca öldürülen genç subayın başı kesilmiş, bayrağın ucuna takılarak teşhir edilmiştir. Derviş Mehmet daha sonra şehit subayın kanını içerek “Ey Müslümanlar! Halife Abdülmecit sınırda bekliyor, kalkın Müslümanlığı kurtaralım” diye bağırmıştır. Bu arada isyancılar olaya müdahale eden iki bekçiyi de öldürmüşlerdir. Daha sonra olay yerine gelen jandarma ekipleri ateş açınca, isyancılar kendilerine kurşun geçmeyeceğini öne sürmüşlerdir. Yapılan çarpışma sonunda Derviş Mehmet ve iki kişi öldürülmüştür(33). 

Atatürk devrimlerine ve laik devlet düzenine karşı işlenen bu insanlık dışı hareketin sorumlularının bulunması için büyük bir tahkikata girişilmiştir. Mustafa Kemal olayı öğrendiğinde büyük bir üzüntü ve kızgınlık duymuştur. TBMM, basın ve kamuoyunda da bu insanlık dışı olaya karşı sert tepkiler gösterilmiş, yurdun çeşitli yerlerinden çekilen telgraflarla gerici eylem günlerce protesto edilmiştir (34). 

İşte bu laiklik karşıtı, gerici ayaklanma sonrasında Menemen ve civarında sıkıyönetim ilan edilmiş ve Menemen, Manisa, Balıkesir, Antalya’da olayla ilgisi olduğu iddia edilen 2200 kişi tutuklanmıştır. Ardından 3 Ocak 1931’de Muğlalı Mustafa başkanlığında Divanı Harp Mahkemesi kurularak suçlular yargılanmaya başlamıştır35. Burada 28 kişi ölüm cezasına çarptırılmış ve ölüm cezaları 3 Şubat 1931’de Menemen’de gerçekleşmiştir. Yapılan yargılamalar sonunda olayın Nakşibendi Tarikatıyla bağlantısı saptanmıştır. Şeyh Hoca Esat, Şeyh Halit, Hoca Saffet ve Şeyh Esat’ın oğlu Mehmet Ali’nin ayaklanmanın hazırlık aşaması ve gerçekleştirilmesinde etkileri olduğu tespit edilmiştir.

Alıntı/Kaynak:
Yerel Basına Göre İzmir’de 1930’lu Yıllarda Laiklik Uygulamaları
Sibel ERCAN
ÇTTAD, XI/23, (2011/Güz)
(Tarih Uzmanı. Bu makaleDokuz EylülÜniversitesiAtatürk İlkeleri ve İnkılapTarihi Enstitüsü’nde gerçekleştirmiş olduğum “İzmir Basın Örneğinde 1930’lu Yıllarda Laiklik Uygulamaları” başlıklı Yüksek Lisans tezim esas alınarak hazırlanmıştır.)

20190702

✍️ Türkiye'nin kanayan yarası: Sivas Katliamı

Türkiye'nin kanayan yarası: Sivas katliamı

HÜSEYİN ÖZ DEDE
Aydınlık Gazetesi
Sivas katliamından çıkan temel ders şudur: Emperyalistler din, mezhep ve etnik köken farkını bizi birbirimize kırdırmak için kullanırlar. Onlar, her çatlaktan yararlanırlar. Dayanacağımız ve güveneceğimiz esas güç, halk olarak bilinçli ve örgütlü olmaktır. O yol, vatan ve halk sevgisidir.
Pir Sultan kızıydım ben de Banaz’da
Kanlı yaş akıttım baharda yazda
Dedemi astılar Kanlı Sivas'ta
Darağacı ağlar Pir Sultan deyü
Pir Sultan Abdal’ın tarihsel duruşundan mıdır nedir bilinmez yakın zamana kadar Sivas denilince akla Pir Sultan ve Alevilik gelirdi. Ne var ki Sivas, Pir Sultan’ın asıldığı şehir olarak yüreklerde ince bir sızıyla anılır. Buna karşın yetiştirdiği ozanlar dolayısıyla Sivas’ın ayrıcalıklı, özel bir yeri vardır. Nasıl olmasın ki Ağahi, Âşık Veli, Ali İzzet, Âşık Veysel, Kemter ve daha niceleri... Sivas toprağında yetişmiştir.
Sivas şehrinin talihi Cumhuriyet’le dönmüştür. Çünkü Sivas, hasta Osmanlı’nın yerine kurulan genç Cumhuriyet’in temellerinin atıldığı şehirlerden biridir. Bundan dolayıdır ki Sivas ilerici kimliğiyle bilinmiş, anılmıştır.
Tarih boyunca Sivas kentinin şahsında hep iki çizgi varlığını devam ettirir. Pir Sultan Abdal’ın başeğmez direnişçi yolu ile Hızır Paşa’nın hain, ihanetçi çizgisi.
Bu iki farklı dünya anlayışı, insanlığın hizmetinde olma ile ona ihanet etme çizgisi 2 Temmuz 1993 tarihinde bir kez daha tarih sahnesine çıkar.
SİVAS ELLERİNDE SAZIM ÇALINIR

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, geleneksel olarak 1978’den beri düzenlemekte olduğu Banaz Pir Sultan Abdal Şenliğini daha görkemli, daha kalıcı bir biçimde gerçekleştirmek için, aylar öncesinden hazırlıklara başlar. Tüm demokratik kitle örgütlerine ve Alevi kuruluşlarına çağrı yaparak Banaz şenliklerini paylaşmayı, birlikte yapmayı teklif eder. Bu etkinliklerin bir bölümünün de Pir Sultan Abdal’ın sazının çalındığı Sivas şehir merkezinde yapılması öngörülür.
Şenlikleri için yapılan davete, tanınan yazarlar, sanatçılar olumlu yanıt verirler. Şenlik, Pir Sultan Abdal’ın toplumsal ve inançsal duruşuna uygun olarak geniş kapsayıcı, sosyal bir organizasyon olacaktır.
Ankara’dan, İstanbul’dan Anadolu’nun dört bir yanından yola çıkan Pir Sultan yolcuları 1 Temmuz 1993 sabahı Sivas’ta buluşurlar. Programa göre iki gün Sivas’ta etkinlikler gerçekleştirilecek ardından Banaz’a geçilecektir.
Şenlik başlar, deyişler, semahlar birbirini izler. Söyleşiler, paneller izleyici ile dolup taşar. Korkulacak bir şey olmadığını düşünür herkes. Kaygıların boşuna olduğunu söylerler birbirine. Sivas da bizim şehrimiz derler. Ne yazık ki bir gün geçmeden bu görüşlerin tam tersini yaşayacaklardır.

PLANLI KATLİAM
Sorma be birader mezhebimizi,
Biz mezhep bilmeyiz yolumuz vardır.
Mezhep bilmeyen, insanlık yolu dışında başka yol tanımayan, sevgiyi kendisine din edinmiş insanlar, Sivas’ta kendileri için kurulan tuzaklardan habersizdirler.
Sivas’ı bilip tanıyanlar şenlikle ilgili olarak kaygılarını dile getirdiklerinde, şenliğin Devletle/Kültür Bakanlığı’yla ortak olarak düzenleniyor olması, Sivas valisinin demokrat kimlikli bir kişi olması, iktidar ortaklarından SHP’nin Alevilerin oy verdikleri bir parti olması gerekçe gösterilerek kaygı giderilmeye çalışılmıştır. Tüm bunların birer yanılgı olduğu anlaşılacaktır ama ne pahasına...
Karanlık güçler günler öncesinden gazete ilanları vererek, bildiriler hazırlayıp dağıtarak yalan dolana dayalı, tertiplere açık bir ortam hazırlarlar. Güya şenlik için Sivas’a gelecek olan Aziz Nesin’e ilişkin gerçek olmayan söylentiler yayılır. Ama yalana dayalı tahrik bu karanlık güçler için yeni bir şey sayılmaz. 1978 yılında, yine Sivas’ta “Aleviler camiyi bombaladı” yalanını uydurup halkı birbirine düşürmeye kalkışanlar kendileri değil midir? Maraş katliamı öncesinde de benzer tertipler yapılmamış mıydı?
2 Temmuz’dan 15 gün önce tüm Sivas’ta dağıtılan Müslüman Kamuoyuna başlıklı ve altında Müslümanlar imzası olan bildiride halk “cihada” çağrılır:
“Aziz Nesin köpeği, yanında kendisiyle beraber bir ekiple birlikte, şehrimiz Valisi tarafından davet edilip, şehirde adeta Müslümanlarla alay edercesine gezebilmektedir.
Kâfirler şunu iyi bilmeli ki: İslâm’ın Peygamber’ini ve Kitabı’nı izzetini korumak için, bu uğurda verilecek canlarımız vardır.
Gün, Müslümanlığımızın gereğini yerine getirme günüdür.”
İlk gün şeriatçılar pusuda beklerler. Saldırı için her zaman yaptıkları gibi Cuma gününü beklerler. 2 Temmuz günü Cuma namazından çıkan kalabalıklar karanlık kişilerin kışkırtmasıyla harekete geçer. Önce etkinliklerin yapıldığı Kültür Merkezi’ne saldırırlar. Arkasından Sivas katliamının yaşanacağı Madımak Oteli kuşatılır. Tüm dünyanın gözü önünde Sivas katliamı yaşanır.
2 Temmuz Sivas katliamı, üzerinden geçen yıllara rağmen küllenmemekte, tam tersine Sivas yangını Türkiye’nin kanayan yarası olmaya devam etmektedir. Çünkü 8 saat insanlar Madımak Otelinde kendilerine bir yardım eli uzanmasını beklediler. Cumhurbaşkanı arandı, Başbakan arandı, Başbakan yardımcısı, bakanlar arandı. Tanıdık bildik etkili yetkili kim varsa bir umut olarak arandı ama güvenlik güçleri de dâhil hiçbir güç gelip de şeriatçı güçleri dağıtmadı, Pir Sultan’ın torunlarını kurtarmadı!

Bu ne derin acıdır!
Bu ne büyük bir trajedidir.
Sivas’ta göz göre göre insanlar katledilir. Şeriatçılar bir bayram yerinde buluşmuş gibi Madımak Oteli’ni sarar ve insanlarımızı katlederler. Sivas gibi küçücük bir şehirde kimin ne dolap çevirdiğinin bilinmemesi mümkün müdür? Tersine istihbarat birimleri “Olay çıkacağını rapor ettik” demektedirler. Olay çıkmamış, katliam yaşanmıştır. Sivas Belediye Başkanı katilleri “gazanız mübarek olsun” diye kutlamaya kadar işi vardırmıştır!
Sekiz saat, genç kızlarımızın, oğullarımızın, şairlerimizin, bağlama ustalarımızın, semahçılarımızın çığlıklarına başta iktidar sahipleri olmak üzere yetkililer kulaklarını tıkamıştır.
SİVAS DAVASI
“İnsanlık tarihinde
din adına işlenen
böyle bir vahşet görülmemiştir.”
Sivas katliamının bulunabilen, ele geçirilebilen sanıkları çeşitli mahkemelerde yargılandılar. Sivas davası hâlâ sürmektedir!
Dava süreci nasıl gelişti?
Katliam davası güvenlik gerekçesiyle Sivas’tan Ankara’ya nakledildi. Yargılamaya adam öldürme davası olarak başlanılmıştı. Mahkeme davayı planlı programlı, örgütlü bir katliam olduğu gerekçesiyle Devlet Güvenlik Mahkemesine gönderdi.
Ankara DGM 1994 yılında verdiği ilk kararında olayı basit bir “yangın çıkararak adam öldürme” olarak değerlendirdi. Hatta işi daha da ileri götürerek “Aziz Nesin’in katilleri tahrik ettiğini” dahi ileri sürdü ve buna dayanarak katillerin cezalarında indirim yaptı.
DGM’nin bu hukuka ve maddi gerçekliğe aykırı kararını inceleyen Yargıtay DGM kararının tümüyle hukuka aykırı olduğunu saptadı. Yargıtay DGM’nin olayı basite indirgediğini, yanlış değerlendirdiğini vurgulayarak olayda şeriatçılar tarafından laik düzene yönelik bir kalkışma olduğunun belirlenmesi gereğine işaret etti. 28 Şubat sürecine denk gelen günlerde Ankara DGM’de yargılama yeniden başladı. Bu kez sanıklar hakkında “anayasal düzeni bozarak şeriat devleti kurmaya kalkışmak” eyleminden ceza verilmesi yoluna gidildi. Mahkeme 33 sanığı idam cezasına çarptırdı. (1997) Bu karar Yargıtay’ca yeniden incelendi ve bazı usul hatalarından dolayı bozularak eksikliklerin giderilmesi için yeniden Ankara DGM’ye gönderildi. Şubat 1999 tarihinde usul eksikliklerinin giderilmesi için başlayan yargılama sonucunda 33 sanık DGM’ce yeniden idam cezasına çarptırıldı. Sanıklar bu kararı temyiz ettiler. Dava dosyası şu an Yargıtay’da incelenmekte. Ankara DGM’sinin sanıklar hakkında idam kararı verirken dayandıkları gerekçe tüyler ürperticidir: “İnsanlık tarihinde din adına işlenen böyle bir vahşet görülmemiştir.”
SİVAS DERSİ
Sivas katliamından çıkan temel ders şudur: emperyalistler din, mezhep ve etnik köken farkını bizi birbirimize kırdırmak için kullanırlar. Onlar, her çatlaktan yararlanırlar. Bu basit ama acı gerçektir. Bunu unutmamalıyız. Farklı din, mezhep ya da etnik kökenden olabiliriz. Düşüncelerimiz veya yaşam tarzımız farklı olabilir. Bu farklar birbirimizi anlamamıza, hoş görmemize, sevmemize engel olmamalı. Farklarımızı değil binlerce yıla dayanan kültür ortaklığımızı güçlendirelim. Dayanacağımız ve güveneceğimiz esas güç, halk olarak bilinçli ve örgütlü olmaktır. Özetle söylersek:
“Sorma be birader mezhebimizi,
Biz mezhep bilmeyiz yolumuz vardır.”
O yol, vatan ve halk sevgisidir.
Alıntı/Kaynak: https://www.aydinlik.com.tr/turkiye-nin-kanayan-yarasi-sivas-katliami-ozgurluk-meydani-temmuz-2019

20190219

Devrim şehidi Mustafa Fehmi Kubilay'ı saygıyla anarken...

Mustafa Fehmi Kubilay, İzmir'in Menemen İlçesi'nde asteğmen rütbesiyle askerlik görevini yaparken 23 Aralık 1930'da Vatan haini Derviş Mehmet'in başında olduğu gerici bir grup tarafından öldürüldü. Devrim şehidimizi saygı, sevgi ve rahmetle anıyoruz.


Devrim şehidimiz Asteğmen Kubilay'ın kanlı şapkası.
Asteğmen Kubilay'ı şehit eden Derviş Mehmet yakalandıktan sonra 
arkadaşları ile birlikte.

20190212

Gerici ve bölücü Şeyh Said isyanı

Bugün 13 Şubat 2019, Çarşamba. Atatürk, Milli Mücadele sırasında ve ardından Cumhuriyet devrimlerini uygulamaya koyduğunda birçok isyan ve tehditle karşı karşıya kaldı. 13 Şubat 1925’te patlak veren Şeyh Said isyanı en tehlikelilerinden biriydi...
Nasuh Mahruki
 

20181118

🎩 🇹🇷 Şapka kanunu ve gericiliğin çırpınışları...

Şapka kanununun çıktığı günler. Gâvur giysisidir diyerek takmak değil ellemek istemeyen, cehalet ve taassubun dibinde debelenen zavallı insanlar.

20180930

✍️ Biz Eskiden... - Onur Caymaz

Biz Eskiden...

Onur Caymaz / Aydınlık Gazetesi


Peki bugünkü Doğu, Malraux’nun hayran kaldığı Doğu mu? Yıllar sonra tekrardan Kızılok ile Ortaçgil’in muazzam şarkısı Pencere Önü Çiçeği’ni dinlerken koca Doğu’nun yoksul zarafetini düşündüm. Rezidans balkonuna çamaşır asmak yasak ama Osmanlı zamanındaki pencere önü çiçekleri geldi aklıma...

Dışarıda sarı çiçek varsa hastamız var, sokaktan geçerken bağırıp rahatsız etmezseniz iyi olur demekti. Kırmızıysa çiçek, evde evlilik çağında kız vardı; yoldan geçen gençler konuşmalarına dikkat etsin, efendi olsun, hanımefendi mahcup olmasındı.

Yitik zarafetten, ecdadından sadece nargileyi alabilmiş bugünün insanına nasıl geldik? Sadece çiçekler mi zarif yahu! Ayakkabı kullanımına bak: Ev sahibi, iyi ki geldin demek için eve gelenin ayakkabısının burnunu sofaya çevirirdi; buyurun hanemize demekti. Kahvenin yanında su ikram edildiğinde gelen açsa suyu toksa kahveyi alırdı. Suyu alan ev sahibi durumu kavrar, sofra kurup misafiri doyururdu; az çok, evde ne varsa...


Kulaklıktan dinlediği berbat müziği tüm otobüse dinletenin ecdadı zamanında çarşıya inerken büyüklere hürmet için yaşlının yanından geçip gitmez, o zat "geç evlat ben yavaş yürüyorum" diyene dek beklerdi. Bugünün hız insanına garip gelir. Öğüt veriyor değilim, hiç de sevmem. Öğürmek gibi öğüt. Eskiden Taksim’e kravatla çıkılırdı diye de üzülmüyorum; evde kravat var, Taksim de duruyor henüz; takar çıkarım. Derdim geçmişin kültürel duyuşlarından çıkarak vardığımız nokta.

Ölümün bunca anlamsızlaşmadığı Doğu’dan söz ediyorum; kaderle kederin akrabalığından... Mahallede biri öldüğünde cenaze evine, ilk önce kıble yönünde oturan komşudan olmak üzere bir hafta yemek yollanan, acılı insanlara işittirecek tarzda kimsenin gülüp eğlenmediği bir tarihten...

Bir köpeğin dört bacağını birden kesen Yeni Türkiye insanının ecdadı, kışın yiyecek bulamayan kuş için kar üzerine darı bırakmakla memur vakıf kurmuştu. Sakat leyleklere kurulan hastaneyi kim hatırlar? Bu kültür sentezini kuramasaydı Batı akılcılığına Doğu zarafetini katmış Haldun Taner güzelim hikâyesi İznikli Leylek’i; Ahmet Haşim, Gurebâhâne-i Laklakan’ı (garip leylekler) nasıl yazacaktı? Leylekler için hastane kuran neslin torunu, bana bak! Edebiyat diye sana sunulan laf salatalarını bırak da ayağa kalk! Kültürel olarak çöle dönmüş bu iklimde sana her sözü mucize diye pazarlayanlara diklen!

Amsterdam’a gidip her şeye hayran kalan insanımıza neyi yeterince anlatabildik? Örnekse Doğu’nun (Bağdatlı) çocuğu Haşim’in Laklakan’ını ya da Reşat Ekrem Koçu’nun İstanbul Ansiklopedisi’ni doğru okusalar ne düşünürlerdi? Bugün bir yağmurda çamura bulanan canım İstanbul’un kuş saraylarını, serin yalılarını, yaşlanmaz çarşılarını, kıyı köşe müzelerini, izlerle dolu meyhanelerini, şarkısını, inceliğini "o kafalar bu kafalar" diye konuşan Yeni Türkiye insanına...

Pencere kenarında çiçeklerimle düşünüyordum. Eylülü uğurluyoruz, ekim... Kış geliyor, yorucu, zor günler kapıda. Böyle zamanlarda kitaplar hep sığınak. Bizim Akademi Nar’da edebiyat eğitimleri devam ediyor. 

Bilgi için info@akademinar.org

20180730

Osmanlı'nın halifelik ve ümmetçilik sevdasının Türklüğe verdiği zararlardan biri

Osmanlı hilafet sevdasına düştükten sonra,"ümmetçilik virüsü yüzünden'' Oğuzlarda, Türkmenlerde birlik ve de dirlik bozulmuştu. 200 Kızılbaş Türkmen Aşireti Kürtleşip, kürtlere verilen Çaldıran imtiyazlarından yararlanıp ayakta kalmayı seçmiş ve kurdukları devlete küsmüşlerdi...



20180227

Sinan Meydan: ''Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığında sınır tanımıyorlar.''

20180223

✍️ 📰 🇹🇷 'Türk töresi' ve 'Cumhuriyet Ahlakı'


İslam tarihindeki en ünlü tecavüz
Rıza Zelyut
Aydınlık Gazetesi, 23.2.2018

Tarihteki en meşhur tecavüz olaylarından birisi, Müslüman dünyasında “Allah’ın Kılıcı” diye yüceltilen Halid bin Velid’in işlediği suçtur. Halid b. Velid, o dönemin ünlü Müslümanlarından olan Malik bin Nüveyre’nin yanına geceleyin misafir gibi gitmiş; onu gözetleyip öldürmüş; başını tandıra atıp yakmış; sonra da Malik’in hanımına tecavüz etmiştir.

Bu durumu öğrenen Ömer, Halid’e had cezası uygulanmasını istemişse de Halife Ebu Bekir, devletin Halid’e ihtiyacı olduğunu söyleyerek bu cezayı uygulamamıştır.

Bütün ayrıntılı İslam tarihlerinde bu olay yer almaktadır.

İSTATİSTİK NE DİYOR?

Tecavüz iklimini sağlıklı olarak tespit etmeden ona çözüm bulamazsınız. Tecavüzün bale okullarında da olabileceğini söyleyen AKP’li yöneticiler istatistikleri görmezden geliyorlar. Dünkü yazım gösterdi ki özellikle erkek çocuklara yönelik sapıklık; tarikatçı-dinci özel yurtlarda ve imam hatip yurtlarında karşımıza çıkıyor. Basından derlediğim haberlerde adı tecavüze karışan bir bale okulu yoktu ama birçok imam hatip okulu ve Kuran kursu vardı. Yine görülüyor ki tecavüz noktaları arasında laik ve çağdaş okullar da yok...

Öyleyse taciz ve tecavüzle mücadele için çocuklarımızı dinsel kimlikli kuruluşların elinden kurtarmamız gerekiyor. Şu an yürütülen din eğitimini de elden geçirmek kaçınılmaz gözüküyor.

TELEVİZYONLARDA SAPIKLIK DERSİ

Adam hoca kılığı altında televizyona çıkıp “6 yaşındaki kız çocuğu 60 yaşındaki adamla evlenebilir!” diyor. İşin acı tarafı bunu diyen adam, Türkiye’yi yöneten AKP’lilere Kızılcahamam’da ahlak dersi veriyor. Bu rezillere dur demesi gereken Diyanet İşleri Başkanlığı, verdiği fetvada, “9 yaşındaki kız, babasını tahrik eder!” buyuruyor. Bir başka sarıklı sapık, bademlemeden söz ediyor. Oğlan düşkünü olduğu anlaşılan siyah sakallı, beyaz sarıklı başka bir sapık, “Sakalsız erkek kadına benzer, şehvet uyandırır; başka erkekleri günaha sokar!” diyebiliyor.

Bütün bunları da televizyonlarda din eğitimi altında bağıra bağıra söylüyorlar. RTÜK bu sapıklar korosuna bir şey demiyor ama ergenliğe çoktan ulaşmış kadın-erkek öpüşmesini ahlaka aykırı bulup bindiriyor büyük cezayı...

DEVŞİRME OSMANLI AHLAKI

Ne yazık ki tecavüzle sonuçlanan oğlan düşkünlüğünün tarihsel arka planı var. 16. yüzyıl başından itibaren, artık Osmanlı Devleti’ne hakim olan Rum, Bulgar, Sırp, Macar, Ermeni, Hırvat, Arnavut milletlerinden devşirme takımı; kadını dışlamış, oğlancı (Lutî) bir cinselliğe dalmıştı. Bunun bizzat Osmanlı şairleri ve âlimleri tarafından yazılmış olan belgelerini OSMANLIDA OĞLANCILIK adlı kitabımızda (Kaynak Yayınları) ortaya koyduk.
Reklamdan sonra devam ediyor

Gel gör ki bugünlerde erkek çocuklarımıza tecavüz edenler, kendilerini işte bu Lutî Osmanlı’ya dayandırıyorlar ve o zihniyetten güç alıyorlar. Bunu eleştirenlere de “Vay sen benim 4 kıtada 600 sene at koşturan dedeme nasıl böyle dersin!” diye saldırıyorlar. Halbuki bu sapkın Osmanlı ile o devleti kuran Türk’ün bir ilgisi yoktur.



TÜRK TÖRESİNDE YOK

10. yüzyılda Oğuz ve Bulgar Türkleri arasında gezen Arap seyyah İbni Fadlan’ın aktardıklarına göre, homoseksüellik Türkler arasında büyük suçtur, cezası ölümdür. Türkler kadın-erkek ırmakta birlikte yıkanırlar ama zina yoktur. Zina edenler öldürülürler.

Türklerde kadınla erkek arasında kaç göç olmaması; tek eşli evlilik ve kadınla erkeğin eşit olması; işte bu mükemmel ahlakı yaratmıştır.


Bu geleneğin dinsizlik diye kötülenerek yerine Arap örfüne dayalı küçük yaşları kapsayan çok eşli evliliğin getirilmesi ahlakı yozlaştırmıştır. Küçük kızları karı yapmak peşindeki erkekler, itiraz edenlere şöyle cevap veriyorlar: “Ama Ayşe anamız Peygamberimiz Hz. Muhammet ile 9 yaşında evlenmişti...” (Diyanet İşleri’nin yayımladığı İslam Ansiklopedisi, cilt 2.) Böylece 9 yaşındaki çocukla evlenmeye sünnet diyerek bir de kutsallaştırıyorlar.

1400 sene önceki Arap toplumuna özgü bir olayı ele alıp bugüne ve Türk milletine dayatmak asla ve asla Müslümanlık olamaz ve İslam dini de cinsellik üstünden tanımlanamaz.




CUMHURİYET AHLAKI

Osmanlı dönemindeki gulampara ahlakı (oğlancılık) cumhuriyetle birlikte açık bir suç haline getirilerek cezalandırılmıştır. “Fiil-i livata” (Livata (oğlancılık) suçu) olarak nitelendirilen bu suç, Cumhuriyet ahlakının Osmanlı yönetici sınıf ahlakından üstün olduğunun en açık göstergesidir.

Çocuklarımızı taciz ve tecavüzden korumanın yolu; bu suçu işleyenlere kimyasal yaptırım uygulamaktan önce, eğitim düzenimizi ve eğitimde kullandığımız kadroları elden geçirmektir.

AKP’liler kızmasın ama; şu meşhur “dindar nesil yetiştirme projesi” ile bu olaylar arasındaki bağlantıyı görme zamanı gelmiştir.

Zina işine gelince: Herhalde milleti çok karılı evliliğe ve cariye edinmeye zorlayacaklar... Osmanlı devri olsaydı da yapsalardı bari...

Alıntı Kaynak: https://www.aydinlik.com.tr/islam-tarihindeki-en-unlu-tecavuz-riza-zelyut-kose-yazilari-subat-2018

20171224

Atatürk: ''Düşmanlarımız herkesten önce subayları öldürür...''

"Düşmanlarımız herkesten önce subayları öldürür, onları aşağılar ve hor görürler…” 
(Atatürk, 31 Temmuz 1920)



20171125

Eğitim Alanında Osmanlı'nın Avrupa'yla arasında açılmaya başlayan eğitim uçurumu


2.Viyana Kuşatması Sonrası Bu Kayıplar Ardı Reform Çalışmasında, Akılcı Eğitimden Uzak Devletin Nasıl Zayıf Kaldığını Gösterir 1735-39 Danışman >


Yüzyıl Önce Avrupa'yla Aramızda Eğitim Alanında Başlayan Gerikalma, Kendini Hem Kara Hem Denizde Ciddi Kayıplarla Gösterir.




Katip Çelebi'nin Medrese Eğitimi'nde Akıldan Uzaklaşılması Bozulması Hakkında Tespit ve Uyarıları





Alıntı Kaynak: 




En Çok Okunanlardan...