Atatürk:''Ne Mutlu Türküm diyene'' - Biz Türkler Asyai bir milletiz - Anadolu İrfanı'yla aydınlanır yolumuz... arşivi derleyen: Alp İçöz, gönül dostu bir şair
Altın Orda Devleti gerçekten bir Moğol devleti miydi, yoksa kısa sürede Türkleşen bir Kipçak hanlığı mı?
"Cengiz Han soyundan gelmeyen birinin han kabul edilmesi mümkün değildi ama Altın Orda çok kısa sürede tamamen Türkleşti ve Moğolca metin dahi kalmadı." pic.twitter.com/NtzyxYWqOh
Altın Orda Devleti gerçekten bir Moğol devleti miydi, yoksa kısa sürede Türkleşen bir Kipçak hanlığı mı?
"Cengiz Han soyundan gelmeyen birinin han kabul edilmesi mümkün değildi ama Altın Orda çok kısa sürede tamamen Türkleşti ve Moğolca metin dahi kalmadı.”
Avrupa'nin en büyük s o y k ı r ı m ı Türklere karşı yapılmıştır. Balkan nüfusunun %50'sini oluşturan Türklerin 5.9 milyonu s o y k ı r ı m a uğramış 5 milyonu da sürgün edilmiştir.
Bu istatistikler Amerikalı Tarihçi Justin McCarthy tarafından derlenmiştir.
Bilecik'in İnhisar ilçesindeki Gedikkaya Mağarası’nda, MÖ 14500 ila MÖ 11200 yıllarında yapıldığı değerlendirilen 25 kaplumbağa heykelciği bulundu.
Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi (BŞEÜ) İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Deniz Sarı başkanlığında yürütülen kazılarda kireç taşından yapılmış, bazıları kil malzemeyle kaplanmış, en büyüğü yaklaşık 30 santimetre uzunluğunda ve 20 santimetre genişliğinde olan yaklaşık 25 kaplumbağa figürü ortaya çıkarıldı.Karbon-14 testleriyle Epipaleolitik Dönem'e denk gelen söz konusu heykelciklerin, ritüel amaçlı yapılıp mağaraya yerleştirildiği düşünülüyor.
Prof. Dr. Deniz Sarı, heykelciklerin çoğunun amatörce şekillendirdiğini dile getirdi. Bu sebeple heykelciklerin ritüel amaçlı yapıldığını tahmin ettiklerini belirten Sarı, şunları kaydetti: "Hıdırellez'de insanlar adaklarını adarlar ve kağıtların üzerlerine dileklerini yazarlar. Ardından kapatırlar ve bir yere gömerler. Burada da aynı şekilde, yuvarlak halkalar oluşturan mimari bir düzenleme var. Bunların etrafında da toprağa saplanmış halde, çoğu yarım veya hızlıca şekillendirilmiş kireç taşından kaplumbağa heykelcikleri bulduk."
Bölgede bir "dağ kültü" oluştuğunu düşündüklerini ifade eden Sarı, şöyle konuştu: "Belki de bu dönem için böyle bir kültten bahsetmek çok erken ama şunu biliyoruz, ele geçen küçük boyutlu heykelciklerin büyük bölümü 'bilinçli olarak Gedikkaya Tepesi'nin formunda tasarlanmış' izlenimi veriyor. Kaplumbağa sembolizmi gerek Yakın Doğu'dan bildiğimiz Natufian kültüründe gerekse çok daha önceki Üst Paleolitik Dönem kültüründe yaygın."
🔴ASELSAN ve Türk Telekom tarafından geliştirilen yerli akıllı telefona ilişkin detaylar belli oldu
📌Proje kapsamında; geniş kitlelere hitap eden erişilebilir model, kamu kurumları için yüksek güvenlikli kriptolu model ve üst segment olmak üzere 3 farklı cihaz geliştirilecek
****
🇹🇷 Türkiye’den yeni telefon hamlesi: İlk modeller için tarih verildi! 📱
ASELSAN, Türk Telekom ve TTT İnovasyon’un ortak projesinde dikkat çeken detaylar ortaya çıkıyor.
🔴ASELSAN ve Türk Telekom tarafından geliştirilen yerli akıllı telefona ilişkin detaylar belli oldu
📌Proje kapsamında; geniş kitlelere hitap eden erişilebilir model, kamu kurumları için yüksek güvenlikli kriptolu model ve üst segment olmak üzere 3 farklı cihaz geliştirilecek pic.twitter.com/RKVF1wqiLI
📰 🇹🇷📱Telefon yerli batarya, yerli çip ve güvenli iletişim teknolojileriyle donatılacak.
Özgür Özel'in selam gönderdiği Osman Kavala'nın, Dünyanın ilk titreşimli telefonlarından olan ASELSAN 1919'un piyasada tutunmasını engellediği ve yabancı telefon markalarının önünü açtığını biliyor muydunuz?
Türkiye’nin yerli akıllı telefon projesinde takvim ve cihazın özellikleri netleşiyor. ASELSAN ve Türk Telekom iş birliğiyle geliştirilen telefonun 2027’nin ilk çeyreğinde tanıtılması, uydu bağlantısı ve yerli yazılımla afet dönemlerinde de iletişim sağlaması hedefleniyor… pic.twitter.com/hItx5mq7nv
📌 Yerli akıllı telefon projesi ASELSAN, Türk Telekom ve TTT İnovasyon iş birliğiyle yürütülüyor; tanıtımın 2027’nin ilk çeyreğinde yapılması planlanıyor.
📌 Seri üretimin İstanbul’da kurulacak tesiste gerçekleştirilmesi hedefleniyor.
📰🇹🇷Türk Dışişleri Bakanlığı, Yunanistan'ın bugün attığı hukuksuz ve zayıf adımla ilgili son derece keskin ve net bir yanıt yayınladı.
Türk Dışişleri Bakanlığı, Yunanistan'ın bugün attığı hukuksuz ve zayıf adımla ilgili son derece keskin ve net bir yanıt yayınladı.
"Yunanistan'a herhangi bir anlaşmayla devredilmemiş olan Ege'deki coğrafi oluşumlara ilişkin—tek taraflı hiçbir eylem yasal bir sonuç doğuramaz."
Yunanistan Tarafından İlan Edilen Yenilenebilir Enerji Kaynakları Özel Mekansal Çerçevesi Hakkında:
Yunanistan tarafından Ege Denizi'ni de kapsayacak şekilde bugün (19 Ağustos) ilan edilen Yenilenebilir Enerji Kaynakları Özel Mekansal Çerçevesi, Yunanistan'ın diğer benzer girişimlerinde olduğu üzere, aidiyeti uluslararası antlaşmalarla Yunanistan'a devredilmemiş coğrafi formasyonlar dahil, iki ülke arasındaki birbiriyle bağlantılı Ege sorunları bağlamında ülkemiz açısından herhangi bir hukuki sonuç doğurmayacaktır.
Geçmişte çeşitli vesilelerle vurguladığımız gibi, bu ve benzeri girişimler Türkiye'nin Ege meselelerine ilişkin hukuki pozisyonunu etkilemeyecektir.
Ege Denizi ve Akdeniz gibi kapalı ya da yarı kapalı denizlerde tek taraflı tasarruflardan kaçınılması gerektiğini ve uluslararası deniz hukukunun söz konusu denizlerde kıyıdaş devletler arasında iş birliğini teşvik ettiğini hatırlatıyor, Türkiye'nin Ege Denizi'nin iki kıyıdaş devletinden biri olarak Yunanistan'la iş birliğine her zaman hazır olduğunun bir kez daha altını çiziyoruz.
Türkiye, 7 Aralık 2023 tarihli Dostane İlişkiler ve İyi Komşuluk Hakkında Atina Bildirgesi çerçevesinde, sorunların uluslararası hukuk, hakkaniyet ve iyi komşuluk temelinde çözümü için samimi ve kapsamlı bir yaklaşım benimsenmesi gerektiği yönündeki tutumunu muhafaza etmektedir.
Alıntı: Öncü Keçeli | Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü @oncukeceli
Bodrum henüz bir turizm ve eğlence şehri olmadan önce Ege'nin küçük ve sade bir balıkçı kasabasıydı. Ta ki İstanbul tantanası, betonu ve alışkanlıklarıyla istila edene dek.
Destanlar, bir milletin tarihini, kültürünü, değerlerini ve kahramanlıklarını yansıtan önemli edebi eserlerdir. Bu eserlerde, o milletin ortak hafızasında yer alan ve nesilden nesile aktarılan çeşitli motifler bulunur. Milli motifler olarak adlandırılan bu unsurlar, destanların içeriğini zenginleştirir ve milletin kimliğini ortaya koyar.
Destanlarda Yer Alan Bazı Milli Motifler:
Kahramanlık ve Cesaret: Destanlardaki kahramanlar, genellikle olağanüstü özelliklere sahip, cesur ve fedakar kişilerdir. Milletin kahramanlık idealini ve vatan sevgisini temsil ederler.
Vatan Sevgisi ve Bağımsızlık: Destanlar, vatan sevgisini, bağımsızlık arzusunu ve özgürlük mücadelesini sıkça işler. Milletin topraklarına bağlılığını ve bağımsız yaşama isteğini vurgular.
Aile ve Toplum Değerleri: Destanlarda aile bağları, toplumsal dayanışma, adalet, doğruluk gibi değerler önemli bir yer tutar. Milletin ahlaki ve kültürel yapısını yansıtır.
Doğa ve Hayvan Figürleri: Destanlarda doğa olayları, hayvanlar (özellikle kurt, at gibi) ve mitolojik varlıklar sıkça kullanılır. Bunlar, milletin doğayla olan ilişkisini ve inançlarını yansıtır.
Savaş ve Kahramanlık Sembolleri: Destanlarda silahlar, zırhlar, bayraklar gibi savaş ve kahramanlıkla ilgili semboller önemlidir. Milletin gücünü, kahramanlık geleneğini ve bağımsızlık sembollerini temsil eder.
Milli Motiflerin Önemi:
Milletin Kimliğini Yansıtır: Milli motifler, bir milletin tarihini, kültürünü, değerlerini ve inançlarını yansıtır. Destanlar aracılığıyla gelecek nesillere aktarılır.
Milli Bilinci Güçlendirir: Destanlardaki milli motifler, toplumun ortak hafızasını canlı tutar, milli bilinci ve birlik duygusunu güçlendirir.
Kültürel Mirası Korur: Destanlar ve milli motifler, bir milletin kültürel mirasının önemli bir parçasını oluşturur. Bu mirası korumak ve gelecek nesillere aktarmak önemlidir.
Destanlar, bir milletin kimliğini, tarihini ve kültürünü yansıtan önemli edebi eserlerdir. Bu eserlerde yer alan milli motifler, milletin ortak hafızasını canlı tutar, milli bilinci güçlendirir ve kültürel mirası korur. Bu nedenle, destanları okumak ve milli motifleri fark etmek, kendi kültürümüzü ve kimliğimizi daha iyi anlamamızı sağlar.
Gagavuzya: Moldova'nın Kalbinde Yaşayan Ortodoks Türklerin Bin Yıllık Hikayesi
Bu videoda, 11. yüzyılda Orta Asya'dan göç eden ve Balkanlar üzerinden Moldova'ya yerleşen Gok-Oğuz Türklerinin torunlarını tanıyoruz. 1994'te kazandıkları siyasi özerklikle Avrupa'daki Türk dünyasının en eşsiz temsilcilerinden biri haline gelen Moldova hükümetiyle bugün karşılaştıkları siyasi krizlerin tarihini, zengin geleneklerini ve perde arkası yönlerini inceliyoruz.
Videoda Neler Var?
Tarihsel Kökenler: Balkanlar'daki Selçuklu, Peçeneg ve Oğuz kabilelerinin birleşmesi
Gagavuz Mutfağı: Kaurma, mamaliga, kıvırma ve koliva gibi geleneksel lezzetler
Bugün Yaşam: Comrat merkezli yaşam koşulları, düşük maliyetli işgücü ve ekonomik zorluklar
Sosyal ve Siyasi Durum: Moldova'nın AB yanlısı politikaları ile Gagavuzya'nın Rusya ile yakın ilişkileri arasındaki denge mücadelesi
Türkiye'nin Rolü: Türkiye-Gagavuzya ilişkileri, TIKA projelerinden Süleyman Demirel'in koruyucu himayesine
Türk dünyasının bu melankolik ve esnek kısmını daha iyi anlamak için videomuzu sonuna kadar izlemeyi unutmayın!
''Gagavuzya özerkliğini tamamen kaybetti" diyebilir miyiz?
Elbette hayır.
Bu, yasal olarak mümkün değil. Lakin “kâğıt üzerinde var olan ama fiilen içi tamamen boşaltılmış bir özerklik" dönemine girildiğini söylemek en gerçekçi tespit olur.
Meryem Aybike Sinan @aybikesinan
Gagavuzya Özerk Cumhuriyeti, Doğu Avrupa jeopolitiğinde Sovyetler Birliği sonrası dönemde barışçıl yöntemlerle özerklik kazanmış nadir bölgelerden biri olmasına rağmen, günümüzde egemenlik hakları ve idari yetki paylaşımı bağlamında tarihinin en kritik varoluşsal krizlerinden birini yaşıyor.
Moldova Cumhuriyeti’nin güneyinde yer alan ve nüfusunun büyük çoğunluğu Hristiyan Ortodoks Türklerinden oluşan bu özel bölge,
Son dönemde Kişinev merkezî yönetiminin her geçen gün artan hukuki ve siyasi baskılarıyla boğuşuyor. Merkezî otorite ile Komrat arasındaki ilişkiler, karşılıklı güvensizlik ve jeopolitik yönelim farklılıkları nedeniyle tamamen tıkanmış durumda!
Gagavuzya'nın hukuki statüsü, 23 Aralık 1994 tarihinde merhum Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in diplomatik ara buluculuğu ve dönemin Moldova Cumhurbaşkanı Mircea Snegur'un uzlaşmacı yaklaşımıyla kabul edilen "Gagavuz İdari Yeri Özel Hukuki Statüsü Kanunu"na dayanıyor.
Bu kanun; Gagavuz Türklerine geniş bir kültürel, idari ve ekonomik özerklik tanımış ve Moldova’nın bağımsızlığını kaybetmesi durumunda Gagavuz halkına istikballeri için kendilerine söz hakkı dahi sunmuştur.
Mamafih, bu özel statü 9 Temmuz 2026 itibarıyla Moldova Anayasa Mahkemesi tarafından verilen radikal bir kararla ağır bir darbe aldı. Mahkeme, 1994 tarihli statü yasasının kritik hükümlerini anayasaya aykırı bularak iptal etti! Bu karara göre Gagavuzya'nın Kişinev'den bağımsız olarak kendi Merkezî Seçim Komisyonu'nu kurma ve yerel seçimleri düzenleme yetkisi elinden alındı.
Bölgesel yönetimin adalet, içişleri, bilgi ve güvenlik bürokrasisindeki üst düzey yöneticileri doğrudan atama hakları iptal edildi! Bu hamle özerkliğin içinin boşaltılması ve yetkilerin merkezî yönetime devredilmesi süreci olarak nitelendirilebilir. Bu karar Gagavuzya'nın başkenti Komrat'ta büyük bir infiale yol açtı.
Peki ne oldu? İlişkiler neden bu hâle geldi?
Aslında Kişinev ve Komrat arasındaki kronik uzlaşmazlığın temelinde, derin jeopolitik vizyon ayrılıkları ve etnik aidiyet endişeleri yatıyor. Moldova’da iktidarda bulunan Batı yanlısı ve Avrupa Birliği entegrasyonunu hedefleyen yönetim, Ukrayna Savaşı’nın oluşturduğu konjonktürü kullanarak Rus etkisini tamamen kırmayı amaçlıyor. Lakin tarihsel, dilsel ve ekonomik bağlar nedeniyle Rusya Federasyonu ile yakın ilişkiyi benimseyen Gagavuzya, dış politika çizgisinde Kişinev ile ters düşüyor.
Öte yandan Romanya ve Moldova arasındaki entegrasyonun derinleşmesi ve muhtemel birleşme senaryoları, kimliklerini kaybetmekten korkan Gagavuz Türklerinde güvenlik endişesi doğuruyor...
Bir diğer stratejik kırılma da doğrudan siyasi baskılar! Kişinev, Gagavuz liderliğini Moskova’nın Moldova’yı istikrarsızlaştırmak için kullandığı bir aktör olarak görüyor. Nitekim Mayıs 2023 seçimlerini kazanan Rusya yanlısı Gagavuzya Cumhurbaşkanı Yevgenia Gutsul, federal otoriteler tarafından yargılandı ve Ağustos 2025'te 7 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Hücre hapsinde bulunan Gutsul, 2026 yılında yayımladığı "Gutsul Davası: Siyasi Zulmün Anatomisi" adlı kitabıyla süreci uluslararası kamuoyuna taşıdı!
Gagavuzya, Türkiye Cumhuriyeti’nin Balkanlar ve Doğu Avrupa politikasında kritik bir stratejik nirengi noktası olarak hayati öneme haiz. Türkiye, bölgedeki soydaşların dil ve kimlik varlıklarını korumak adına her dönem kurumsal bağlar tesis etti. Jeopolitik olarak Türkiye, bölgeyi Moldova’nın toprak bütünlüğü içerisinde bir "dostluk köprüsü" olarak konumlandırıyor. TİKA vasıtasıyla yapılan altyapı, sağlık ve eğitim yatırımları, Türkiye'nin bölgedeki yumuşak gücünün en somut göstergesi...
"Gagavuzya özerkliğini tamamen kaybetti" diyebilir miyiz? Elbette hayır. Bu, yasal olarak mümkün değil. Lakin “kâğıt üzerinde var olan ama fiilen içi tamamen boşaltılmış bir özerklik" dönemine girildiğini söylemek en gerçekçi tespit olur.
Hasılı, Türkiye hem Batı yanlısı Kişinev hükûmetiyle hem de soydaş Gagavuz halkıyla konuşabilen tek önemli aktör olarak dengeleyici diplomasi yürütecektir. Moldova Anayasa Mahkemesi'nin son kısıtlama kararları karşısında, Türkiye’nin Karadeniz’deki istikrarı korumak ve soydaşlarının otuz yıllık kazanımlarını güvence altına almak adına, Moldova’nın toprak bütünlüğü çerçevesinde tarafları yeniden uzlaştıracak bir diyalog masasına davet etmesi faydalı olacaktır.
Her Türk, 1821 Mora Katliamı'nı bilmeli ve anlatmalıdır.
"Cumadan pazara kadar hava çığlık sesleriyle doluydu. Bir Yunan 90 kişiyi öldürdüm diye övünüyordu. Mora'daki soykırım ancak öldürecek başka Türk kalmadığında sona erdi!"
Alıntı: Arkeoloji ve TÜRK Tarihi @ArkeolojiveTurk
Cem Zülfikar @denkatelier_
Bunlar planlı programlı ve sadece bir etnik grubu yoketmeyi hedefleyen katliamlar olduğu içim SOYKIRIM kavramı daha uygun bir kavramdır.
19 Ağustos 1821’de binlerce Türk, Yunanların anlaşma şartlarını ihlal etmesiyle vahşice öldürüldü.
Kadın ve çocuk gözetilmeksizin gerçekleştirilen Navarin Katliamı’nın 205. yılı.
TÜRK DEGS / TURK MAGS @turkdegs
🇹🇷 205 yıl önce bugün, 19 Ağustos 1821’de Navarin’de yaklaşık 3.000 Türk Yunanlar tarafından katledildi.
Mora İsyanı sırasında Yunan isyancılar tarafından aylarca kuşatılan Navarin Kalesi’ndeki Türkler, açlık ve susuzlukla teslim olmaya zorlandı. Yapılan teslim anlaşmasına göre Türklerin canlarına ve namuslarına dokunulmayacak, güvenli biçimde gemilerle Mısır’a gitmelerine izin verilecekti. Türkler de bu güvence karşılığında silahlarını, mallarını ve kaleyi teslim etti.
Ancak 19 Ağustos 1821’de kale kapıları açılınca Yunan isyancılar verdikleri sözü çiğnedi. Savunmasız kadınlar, çocuklar, yaşlılar, yaralılar ve teslim olmuş askerler topluca katledildi. İnsanlar kurşuna dizildi, kılıçtan geçirildi, soyularak denize sürüldü ve kaçmaya çalışanlar kıyıdan vuruldu.
İngiliz tarihçi George Finlay’in aktardığı Yunan rahip Phrantzes’in tanıklığına göre; bebekler annelerinin kucağından koparılarak kayalıklara vuruldu, üç ve dört yaşındaki çocuklar canlı halde denize atılarak boğuldu. Katliamın ardından kıyı, denizin sürüklediği cesetlerle doldu.
Navarin Katliamı münferit bir hadise değil, Mora’daki Türk ve Müslüman varlığını ortadan kaldırmaya yönelik katliamlar zincirinin en vahşi halkalarından biriydi.
Türk Milletine karşı işlenen bu insanlık suçu unutulmadı, unutulmayacak ve unutturulmayacaktır.
Navarin’de katledilen yaklaşık 3.000 soydaşımızı rahmetle anıyoruz. Ruhları şad olsun. 🤲🇹🇷